29. bölüm / 32
KAN VE KÜLLER28.Bölüm SENCEDE İMKANSIZMI
Bölümler 32Şu an: 28.Bölüm SENCEDE İMKANSIZMI
- 1 1.Bölüm SOYADININ YÜKÜ1.183 kelime
- 2 2.Bölüm İLK KARŞILAŞMA1.961 kelime
- 3 3.Bölüm TANIDIK YABANCI1.290 kelime
- 4 KARAKTER TANITIM193 kelime
- 5 4.Bölüm NEDEN?1.095 kelime
- 6 5.Bölüm KÜÇÜK TEMAS1.459 kelime
- 7 6.Bölüm UNUTKANLIK2.644 kelime
- 8 7.Bölüm BAŞLANGIÇ1.546 kelime
- 9 8.Bölüm KADERİN TUHAF OYUNU1.638 kelime
- 10 9.Bölüm TEK BİR SES YANKILANDI.1.528 kelime
- 11 10.Bölüm BİR GECE, BİR YABANCI.1.350 kelime
- 12 11.Bölüm KAYBOLUŞ1.023 kelime
- 13 12.Bölüm KIRILAN BİR KALP.1.229 kelime
- 14 13.Bölüm ÜŞÜYORDUM.1.316 kelime
- 15 14.Bölüm KORUMAK?1.488 kelime
- 16 15.Bölüm OYUN1.945 kelime
- 17 16.Bölüm BİR DAHA ESKİSİ GİBİ DEĞİL1.084 kelime
- 18 17 Bölüm.KOPUŞ1.549 kelime
- 19 18.Bölüm KİM VAR YANIMDA?1.087 kelime
- 20 19.Bölüm SENİN İÇİN YAŞIYACAĞIM1.550 kelime
- 21 20.Bölüm NEDEN BU KADAR KÖRLER1.249 kelime
- 22 21.Bölüm BENİ TANIMADINIZ1.658 kelime
- 23 22.Bölüm BEYAZ BİR VEDA1.564 kelime
- 24 23.Bölüm ACIMASIZ KADER894 kelime
- 25 24.Bölüm ÜSTÜNÜ ÇİZ1.948 kelime
- 26 25.Bölüm AKLIMDAKİ ADAM1.065 kelime
- 27 26.Bölüm SESSİZLİĞÜN İÇİNDEN1.203 kelime
- 28 27.Bölüm HAYAT GARİP1.095 kelime
- 29 28.Bölüm SENCEDE İMKANSIZMI1.101 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 29.Bölüm AŞK?1.511 kelime
- 31 30.Bölüm İKİ KÜÇÜK KALP1.180 kelime
- 32 31.Bölüm TÜM GERÇEKLER (DEVAM EDİCEK)2.543 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
5 gün sonra.
Hayatımın en güzel günlerini yaşıyordum.
Ya da ben öyle hissediyordum.
Uyanıyor, yemek yiyor, havuza gidiyor, denize giriyor, akşamları da denizin karşısındaki o uzun masada oturup günün bitmesini istemiyordum.
Çok güzeldi.
Belki de uzun zamandır ilk defa hiçbir şey düşünmeden, yarının ne getireceğini hesaplamadan yaşıyordum.
Halef, ne zaman dönmek istersem o zaman döneceğimizi söylemişti. Bu yüzden birkaç gün daha kalacaktık.
İstanbul'daki ev, işlerim, ailem ve bütün o karmaşa şimdilik benden uzaktaydı.
Şu an ise havuzun kenarındaki şezlongda güneşleniyordum.
Güneşin sıcaklığı yüzüme vuruyor, hafif esen rüzgâr saçlarımı hareket ettiriyordu.
Gözlerimi kapatmıştım.
Birkaç dakika sonra uyuyakalmaktan korksam da yerimden kalkmaya hiç niyetim yoktu.
"Elfida."
Halef'in sesiyle gözlerimi açtım.
Başımı ona çevirdiğimde elinde iki bardakla havuzun kenarında durduğunu gördüm.
"Hı?"
"İçecek."
Bardağı bana uzattı. Doğrulup aldım.
"Teşekkür ederim."
"Bir şey değil."
Yanımdaki şezlonga oturdu.
Güneş gözlüğünü takmış, havuza bakıyordu.
Bir süre konuşmadık.
Son günlerde aramızda böyle sessizlikler çoğalmıştı.
Eskiden olsa aynı odada dururken bile bir şey söylemek zorunda hissederdim. Şimdi ise onun yanında susmak da garip gelmiyordu.
Bardağımdan bir yudum aldım.
"Bugün ne yapacağız?"
"Bilmem."
"Senin planın yok mu?"
"Senin planın ne?"
"Benim planım burada kalmak."
"Onu zaten anladım."
Gülümsedim.
"İstanbul'a dönünce ilk işim ne olacak, biliyor musun?"
"Ne?"
"Uyumak."
"Burada uyumuyor musun?"
"Burada güneşleniyorum. O farklı."
Halef başını çevirip bana baktı.
"Beş gündür yaptığın şeyin adı güneşlenmek mi?"
"Benim tatil anlayışım bu." dedim.
"Anladım."
Hafifçe güldü ve tekrar havuza döndü.
Ben de gülümseyerek arkamı yasladım.
Bir süre sonra telefonum çaldı. Ekranda Deren'in adını görünce açtım.
"Deren."
"Sonunda açtın!"
"Ne oldu?"
"Ne olacak? Merak ettim. Yaşıyor musun diye."
"Yaşıyorum."
"İyi, yani sonunda telefonunu açabildim."
"Halef seni kaçırmadı, değil mi?" deyince kahkaha attım.
"Ne oldu, niye gülüyorsun?" dedi.
Gözlerimi devirip yanımdaki adama baktım.
"Derenciğim, ben kendi isteğimle buradayım."
"Tamam, tamam. Zaten keyfin yerinde belli. Oranın havası sana iyi gelmiş."
"Hı hı." dedim gülerek.
"Ne yapıyorsunuz şu an?"
Gülmeye başladım.
"Güneşleniyorum, canım."
"Ay, zaten esmersin. Şimdi daha da esmer olursun."
"Ben mi?" dedim.
"Yok, eben."
"Çık çık! Çok ayıp. Senin gibi hanım hanımcık bir kızın ağzına yakışıyor mu?"
"Of ya, doğru. Takılmaz bana. Hadi kapatıyorum. Dikkat et kendine ve minnakıma."
"Tamam, bay."
Telefonu kapattım.
Halef bana baktı.
"Kimdi?"
"Sanane."
"Tövbe tövbe. Düzgünce sordum, düzgünce cevap versene."
"Yo, gıcıklık değil mi?" dedim arkamı yaslayarak.
"Çok mu merak ediyorsun?" dedim.
"Hı hı."
"Söyleyeyim mi?"
"Söyle."
"Yok, söylemeyeceğim." dedim gülümseyerek.
Sonra dayanamayarak ekledim:
"Tamam bari söyleyeyim. Derenim. Başka kim arayabilir?"
"Ne istiyormuş?"
"Senin beni kaçırmadığını öğrenmek istemiş."
Halef kaşını kaldırdı.
"Öyle mi?"
"Evet."
"Bir dahaki sefere telefonu ben açayım."
"Sen açarsan daha çok şüphelenir."
İkimiz de güldük.
O an, beş gündür ilk defa İstanbul'u düşündüğümde içim daralmadı.
Çünkü döneceğimiz yerin artık yalnızca bir ev olmadığını biliyordum.
Orada bizi bekleyen insanlar, tamamlamamız gereken işler ve henüz adını koyamadığım bir hayat vardı.
Havuzun suyuna baktım.
Güneş yavaş yavaş alçalıyordu.
"Halef."
"Efendim?"
"Yarın da burada kalalım mı?"
Bana döndü.
"İstersen."
"İstiyorum."
"Tamam."
Gülümsedim.
Belki de hayatımın en güzel günleri bitmek üzereydi.
Ama ilk defa güzel bir şeyin bitmesinden korkmuyordum.
Çünkü İstanbul'a döndüğümüzde de beni bekleyen bir hayat vardı.
---
Elimdeki kocaman hamburgeri ağzıma doldurmaya çalışıyordum.
Karnım acayip hızlı büyümeye başlamıştı.
Bazı kıyafetlerime artık sığamıyordum ve bu da sinirimi bozuyordu.
Çok çabuk acıkıyor, çok çabuk sinirleniyordum.
"Yavaş ye, oburcan."
Halef'e döndüm.
Ağzım kocaman açılmış, hamburgerin hâlâ dışarıda kalan kısmıyla ona bakıyordum.
Gülmeye başladı.
Ağzıma sığmayan kısmını çıkardım ve ağzımdakini yutmaya çalıştım.
Tamamen yuttuğumda ona baktım.
"Ne gülüyorsun la?"dedim
"Hem sensin oburcan"dedim
"Yok, bir şey."
"Söylesene, niye güldün?" diye biraz daha yükseldim.
Kendi hamburgerinin yarısını bölüp bana uzattı.
"Ben çok aç değilim. Ye."
"Sonra aç olduğunu söylersen ve senin yemeğini benim yediğimi söylersen senin ağzına sıçarım."
"Yok, demem."
Omuzlarımı yukarı kaldırıp indirdim ve yemeğime devam ettim.
Bardağımdaki ayranı kafama dikleyip masaya bıraktığımda Halef'in bana baktığını gördüm.
"Ne oldu, niye bakıyorsun?" dedim.
"Hiç."
"İyi. Çok boş yapmadan bana bir ayran doldursana."
Bana boş boş baktı.
Sonra ayağa kalktı.
Halef'le arkadaş gibiydik.
Aynı küçüklüğümüzdeki gibi.
Ama ben artık o zamanki Sedef değildim.
Ben artık Atakan aşkıyla yanıp tutuşuyordum.
Atakan'ın bir gün bana olan aşkı biterse herkes bilsin ki o gün benim ölüm günüm olurdu.
Bu düşünceyle birlikte karnımda ani bir sancı hissettim.
Direkt elimi karnıma götürdüm ve ağzımdan küçük bir inleme çıktı.
Ayaktaki Halef'in bakışları hemen bana döndü.
"Elfida, ne oldu? İyi misin?"
"İyiyim."
"Emin misin?"
"Evet. Sen bana ayran doldurmadığın için oldu bence. Değil mi anneciğim? Bence benim bebeğim de aynı benim gibi ayran hayranı."
"Dalga geçme."
"İyiyim. Doktor normal olduğunu, arada olabileceğini söylemişti."
"Yani iyisin?"
"İyiyim. Ayranım ver hadi, otur."
Ayranı uzatıp tekrar oturdu.
Elimi hâlâ karnımdan çekmemiş, ayranımı içiyordum.
Halef'in hâlâ bana baktığını hissediyordum.
"Bana bakıp durma işte, iyiyim."
"Tamam."
---
Akşam olmuş, gökyüzü kararmaya başlamıştı.
Halef'le dışarı çıkmaya karar vermiştik ve hazırlanıyordum.
Getirdiğim kıyafetlerin çoğuna sığamıyordum ve bu durum sinirimi bozuyordu.
Ama sonunda iki tane kıyafet bulmuş, onlardan birini giyip aşağıya inmeye hazırlanmıştım.
"Ay, ne güzel oldum." dedim kendi kendime.
"Elfida!"
"Hı?" diye kendi kesmdime söylendim.
"Hazır mısın?"
"Geliyorum!" diye bağırıp aşağıya indim.
Halef buraya geldiğimizden beri takım elbise giymiyordu.
Normal bir bol pantolon ve polo yaka tişört giymişti.
Dışarı çıktık.
Sahillerde dolaşmayı düşündüğümüz için arabayla çıkmamıştık.
Denizin sesi çok güzeldi.
Bir anda ayağım takılmış gibi olunca Halef'in koluna tutundum.
"Düşecektin."
Korktuğum için koluna girdim.
Sahilde gezmeye devam ederken gözüme bir kafe takıldı. Halef'e döndüm.
"Halef."
"Efendim?"
"Şuraya gidelim mi?"
Gösterdiğim yere baktı ve bana döndü.
"Olur."
Oraya doğru yürümeye başladık.
Bir kahveciye oturduk.
"Kahve mi içmek istiyorsun?"
"Hı hı."
"Bebeğe zararı olmasın."
"Sütlü içerim."
"Tamam o zaman."
Ben bol sütlü bir kahve, Halef de kendi istediğini almıştı.
Karşılıklı oturmuş, kahvelerimizi içiyorduk.
Bir süre sonra Halef bana baktı.
"Fotoğrafını çekeyim mi?"
Şaşkın gözlerle ona baktım.
"Sen mi?"
"Evet, ben."
"Gerçekten çekecek misin?"
"Evet."
"Tamam o zaman."
Çantamdan telefonumu çıkarıp ona uzattım.
Arkamda deniz vardı.
Güzel bir poz verdim.
Halef birkaç kez fotoğrafımı çekti.
"Al." dedi telefonu uzatırken.
Elinden telefonu alıp fotoğrafların hepsine baktım.
Sonra ona döndüm.
"Sende bir gelişme var sanki ha. Hepsini çok güzel çekmişsin."
"Doğru. Deli bir kadınla yaşamaya başladığımdan bazı şeyler değişmeye başladı."
Ona hayretle baktım ve omzuna vurdum.
"Sensin deli! Salak, petek kafa, uzun zürafa, sinir hastası, psikopat!"
Ellerini cebine koymuş, umursamaz bir tavırla bana bakıyordu.
Omzuna bir daha vurdum.
"Yürüsene, salak herif."
Bu sefer koluna girmedim ve önünden yürümeye devam ettim.
Biraz yorulunca bir banka oturduk.
Etrafıma bakındım.
Etrafta mutlu çiftler, aileler ve kardeşler vardı.
Ama ben de çok mutluydum.
Bebeğimle.
Bazen bütün bunlar hiç yaşanmasaydı, Atakan'la nasıl bir hayatımız olurdu diye düşünüyordum.
Belki evlenirdik.
Belki çocuklarımız olurdu.
Belki de şu an burada, onun yanında oturuyor olurdum.
Ama bu düşüncelerin hiçbirine cevap vermiyordum.
Çünkü artık cevabım vardı.
Bu imkânsızdı.
Bazı hayaller, ne kadar güzel olursa olsun, insanın geride bırakmak zorunda kaldığı bir geçmiş olarak kalıyordu...
Bölüm etkileşimi
