11. bölüm · GÖREV İHTİLALİ
9.BÖLÜM GÖREV İHTİLALİ
Aslında fark etmiştim her şeyi. Bu zamanda sonra hiç bir şeyin aynı olmayacağını fark etmiştim. Çünkü biz ikimiz geri dönülemez bir yola beraber çıkmıştık. İlk tanıştığımızda ne kadar sevmesemde sonradan yaralarımı saracak kişi oluyordu. Ve şimdi ikimiz tehlikeli ama ikimizin birbirimizi koruyacağını bilerek, asla pes etmeyecek görev arkadaşları olarak yola çıkacaktık. Bu kadar emin konuşmamalıyım belki geri dönemeyiz belki birimiz, ama kanımızın yerde kalmayacağını bilerek gideriz en azından. Şimdi o gün gelmişti 30 Ocak bu bizim ilk kez tek başımıza olan görevimizdi. Artık Ayaz kapımda beni bekliyordu. Hazırdı ama o kadar fazla hazır değildi. Ayaklarım beni kapıya yöneltti ve elim kapıyı bulduğunda açtım kapıyı. Gözlerimiz buluştu, ne zaman göz göze gelsek ilk ben kaçırırdım o ela renkli gözlerinden. Ela ama gördüğüm en güzel ela gözlere sahipti Ayaz Günay. Beni gördüğünde dudağının bir kenarı kıvrıldı.
- Günaydın, uyuyan güzel.
- Öncelikle hiç komik değilsin Ayazcığım.
- Sonrasında bakıyorumda dünden hazırsın. Bana iltifat etmek için.
- Her zaman hazırım. Yani yanlış anlama sana karşı duygular hissettiğim için değil Gökşin.
Yüzümde muzir bir ifade ile güldüm. Ayaz da en az benim kadar heyecanlıydı.
- Benim hazırlanmam gerek. Hadi yürü git evine, ben seni çağırırım.
- Beni sen şuan evinden kovuyorsun yani Gökşin. Doğru mu anladım ?
- Evet, seni evimden kovuyorum. Hadi git şimdi.
- Gelişim muhteşem olacak.
Dedi ve arkasına bakmadan evine gitti. O kapıya ilerlediğinde kapıyı kapatmak üzereyken hâlâ onu izliyordum. Ama sizde Ayaz Günay'ı görseydiniz onu izlemek isterdiniz. Ama ona hisler hissetttiğimden değil, o benim görev arkadaşım.
Ona bir gülümseme ile kapıyı kapattım.
Ve odama doğru ağır ağır yürüdüm. Odaya girdiğimde hâlâ gülüyordum. Uzun zaman sonra, beni güldüren kişi Ayaz Günay olmuştu.
İlk önce dolabıma ilerledim, üniformamı koydum yatağımın üzerine. Saçımı taradım. Üniformamı giydim. Ve en sevdiğim hafif çiçekli parfümümü sıktım. Kitaplığıma baktım, onlar benim en yakın arkadaşlarımdı. Zaten yalnız insanlar genellikle satırlara kaçarlar. Orada kendilerini bulurlar. Diğerleri mı diğerleri müziklerde bulur kendilerini. Veya eksik parçalarının yanında... Sevdiklerinin o soğuk toprağını avuçlarlar. Hayatın en zor durumu o zaten, bir daha nefes alamamak.
Ben kendi düşüncelerim ile kapı çaldığında irkildim. Bu sefer o kadar vaktim olmadığını fark ettim, telefonumu alıp hızlıca kapıya koştum.
Ama kapı deliğinden bakmadan yapamazdım.
Neyse ki Ayaz'dı.
Kapıyı açtım ve gözlerimiz buluştu yeniden. Ben kaçırdım yine gözlerimi. Nedense Ayaz'a bakmak utanç getiriyordu bazen bana.
- Hazırsın. Ama tavşanlı pijamalarında fena değildi.
O an utançtan yüzümün kızardığını hissettim.
Artık Ayaz'a bakarken daha çok utanıcağım galiba.
Gözlerimi devirdim ve merdivenlerden inmeye başladım.
Ayaz ise arkamdan hem gülüyor hemde kendi kendine söyleniyordu.
- Hırsız girsin diye kapıyı açık bıraktın galiba Gökşin.
B12 eksik galiba.
- Turp gibiyim. Ne eksiğim var ne fazlam Ayaz. Dalgınlığıma geldi sadece. Yürü hadi.
Ben kapıyı kilitleri en Ayaz hâlâ gülümsüyordu.
Başımı kaldırdığımda Ayaz'ın beni izlediğini fark ettim.
Merdivenlere yürüdük aynı anda. Yan yana indik merdivenlerden.
Biz ilerlerken ellerimiz birbirine değdi. Belki kaç kez.
Her seferinde baktım Ayaz'a, şikayetçi gibi durmuyordu.
Aslında itiraf etmek gerekirse bende bu durumdan şikayetçi değildim.
Yalan söyleyemem Ayaz Günay gerçekten yakışıklıydı.
Onu ne kadar zamandır tanıyorum bilmiyorum ama tanıdığım ilk günden beri yakışıklılığı ve ela gözleri gözüme çarpan tek şey oluyordu.
Biz arabaya vardığımızda, arabanın yanında farklı bir araba daha duruyordu. Siyah bir Porsche.
Ben Ayaz'ın arabasına bindiğimde. Ayaz güneş gözlüklerini takmak ile meşguldü. Ve kış ayındaydık.
Arabaya bindiğinde Ayaz ile daha fazla uğraşmak istiyordum.
- Kış ayında güneş gözlüğü mü takıyorsun cidden Ayaz ?
- Daha fazla yakışıklı olmaya mı çalışıyorsun ?
- Yakışıklı olmaya değil. Yanına yakışmaya çalışıyorum.
- Neden yanında güzel veya önemli birisi yok ki.
- Çünkü yanımda kendinin ne kadar önemli ve güzel olduğunu bilmeyen ve sürekli parlayan bir yıldız var.
O an sadece Ayaz'a baktım. Kim ne derse desin gerçekten etkilenmiştim.
Ayaz Günay beni etkilemişti. Ne yapacağımı bilemedim ve sadece güldüm.
- Ilgın.. Sen fark etmesende, sesin ,ruhun , değerin, sen çok güzelsin. Çünkü kelebekler kendi kanatlarını göremezler. Onu dışardan görenler bilir sadece ne kadar büyüleyici olduğunu.
Kalbimin hızlandığını hissettim o an. Mutluydum, Ayaz benimle ilgilendiği için mutluydum.
- Çok teşekkürler Ayaz.
- Çok rica ederim Gökşin.
- Çok mu rica edersin ?
Sadece güldüm, neden güldüm bilmiyorum ama komik gelmişti. Kafamı cama yasladım. Yüzümde ufak bir gülümseme ile. Ayaz arabayı çalıştırdı ve eli radyoya uzandı. O an kulaklarımda sadece şarkının sözleri kaldı.
Berk Baysal'dan "Yaralarını ben sarayım" çalıyordu.
"Gel yaralarını ben sarayım." Diyordu şarkının sözleri.
Biz göreve şarkılar eşliğinde gidiyorduk. Yanımda Ayaz vardı. Önce karakola uğramamız lazımdı. Karakola vardığımızda pek bir kişi görünmüyordu. Ama karakolun önünde bizim çifte kumrular vardı.
Yiğit ve İdil.
Bizi ilk gören İdil oldu. Bizi görünce ayağa kalktı. Yüzünde kocaman gülümsemesi ile.
Arabadan indiğimizde, Ayaz kolunu omzuma atmış bizimkilere bakıyordu. Sonra yavaşça kolunu çekti. Pek bir ifade yoktu yüzünde sessizdi. Karakola yürüdü yavaşça. Arkasından Yiğit de gitti.
İdil bana göz kaş yapıyordu. Kolunu sertçe dürttüm.
- İdil asabımı bozma. Arkadaşız biz. Ben sen gibi bir şey yapmam.
- Ilgın ama kızım yakışıyorsunuz.
- Sana hastanede bir şey demedim ama sinirliyim İdil. Nedenini sen biliyorsun.
- Ilgın tamam özür dilerim. Bir kere sarılıyım mı ?
- İdil ama yaptığın iş değil gibi. Ne ara oldu ve bana neden demedin.
- Bilmiyorum. Ama demedim işte.
- Şu görev işi çıksın o zaman görüşürüz sen ile.
Daha sonra İdil'in bu minnoş haline dayanamadım ve kollarımı açtım. Beş yaşındaki küçük kız çocuğu gibi sarıldı bana. Bir yandanda gülüyordu.
Biz ayrıldığımzda Ayaz ve Yiğit geldi.
Arkalarından baş komiserimiz.
- Çocuklar bu görevde kendinize dikkat etmenizi istiyorum. Bizim daha sizlere ihtiyacımız var. Ayrıyetten canınız o kadar ucuz değil. Ona göre hareket etmeniz lazım. Bir takım gibi. Ayaz Günay ve ben bir takım olarak haraket edicektik. İkimiz.
- Anlaşıldı mı dediklerim ?
- Anlaşıldı.
Dedik aynı anda.
Gözlerimiz buluştu yeniden. Gülümsedim.
Tekrardan söze girdi baş komiserimiz.
- Yolunuz açık olsun o zaman çocuklar. Allah'a emanet olun.
- Kendinize dikkat sizde görüşürüz.
- İnşallah görüşeceğiz. Dedi ve gülümseyerek baktı bana.
Ayaz'ın neyi ima ettiğini anlamıştım.
Kendim mırıldana mırıldana söylendim. Ve zırhlı görev arabımıza doğru ilerledim. Biz giderken Yiğit'in sesi duyuldu.
- Bekleyin abi bekleyin. Üstünüze su dökelim.
- Neden Yiğit ? Dedim soran gözler ile.
- Abi siz bu geleneği bilmiyor musunuz ? Su gibi gidin su gibi gelin diye.
- Salak arabanın arkasından dökersin o suyu. İnsanların üstüne değil.
Hepimiz gülmekten kırılırken Yiğit kendini anlatmaya çalışıyordu.
Ve artık heyecan bastırmıştı. Biz arabaya binmiştik.
Yiğit ise arkamızdan bir bardak su döküyordu. Arkamızdan yükselen alkış sesleri ile gitmeye başladık.
Ayaz'a baktım birden. Aklıma bin bir türlü şey geliyordu.
- Ayaz, orada "inşallah görüşürüz" derken ima ettiğin şey asla olmayacak biliyorsun değil mi ?
- Bu kadar emin olma Maviş.
- Maviş ne Ayaz Allah aşkına.
- Gözlerinin rengi gibi senin lakabın Maviş bundan sonra.
Gülümsedim ve gözlerimi devirdim.
- Maviş sana Bir şey demem lazım. Biz şimdi görevdeyken başımız belaya girerse ve konuşamazsak anlıyacığımız bir şey bulmamız lazım.
Haklıydı, her şey başımıza gelebilirdi. Şimdi bir şey bulmak zorundaydık.
- Tamam. Ellerimizi yada her hangi biyerimizi de kullanamıyor olabiliriz. Bu yüzden..
Biraz düşündükten sonra konuştum.
- Dudağına dilini deydiririz. Yani dudağımızı yalarız.
- Hatta istersen bir kelimede belirleyelim.
- Tamam Maviş.
- Maviş, peki gizli kelimemiz Maviş olur. Öksürür ve Maviş dersen anlarım ben seni sende beni anla.
- Tamam, kabulumdür.
Ve Ayaz Günay telefonundan kısık ses ile bir şarkı açtı.
Şebnem Ferah'ındı şarkı.
"Ben sana hâlâ aşığım "
"İşte tam burada karşındayım"
Diyordu sözleri.
Sonra müzik gitti, Ayaz bir yerde durdu. Yaklaşık bir saattir yolculuk ediyorduk. Bana baktı, sonra kafasını cama çevirdi.
Eski bir yere benziyordu. Daha çok depoya değilde büyük bir tünele benziyordu.
Ve geri bana baktı.
- Geldik Maviş.
- Geldik. Diye mırıldandım.
Araba belli olmuyordu.
- Buranın arkasından gireceğiz. Hazır mısın Maviş ?
- Hazırım.
- Korkmuyor musun ?
- Korksaydım her şeyden polis olmazdım.
- Hadi gidelim.
Ayaz güldü ve bana sağ gözünü kırptı.
Deponun yakınındaydık. Kapısı yarım açıktı içeride kimse yoktu.
Sessizce içeri süzüldük.
Yakınımızda bir dolap ve geniş bir komodin vardı.
Bir eve benziyordu. Ama eşyalar antikaya benziyordu. Dokunsam kırılacak gibiydi.
Ve o an içeriden bir koşma sesleri ve çığlıklar yükseldi. Sesler bize yaklaşıyordu.
Ben o tarafa bakıp silahımı hazırlarken, Ayaz kendinden emin bir edayla bileğimi tuttu. Ve dolabın içine doğru adımlarını bir asker gibi attı.
Önce beni soktu dolaba ve sonra kendisi girdi.
İçeride nefeslerimiz birbirine karışıyordu. İkimiz aynı anda kafamızı çevirdiğinde bütün buruna geldik. Sonra adım sesleri kesildi. Çığlıklar devam ediyordu. Ve dolabın küçük deliğinden dışarıyı azda olsa görüyordum.
Sonra adım sesleri yeniden geldi. Bu sefer çığlıklar kesilmişti. Adımların sesi yaklaştı,yaklaştı,yaklaştı..
Yaklaştıklarını anladıkça ben korkmaya başladım. Korktuğumu anlayan Ayaz elimi daha sıkı kavradı. Ve en sonunda adımlar durdu. Arkası dönüktü ama kim olduğunu anlayabiliyordum.
Bu oydu, Kutay Kara.
Bizim aradığımız o mafya çetesinin lideri.
Sizin tanıdığınız üzere, ve kendine taktığı lakap ile olmak üzere Kara Zambak.
Beni kaçıran adam.
Şuan tam karşımda duruyordu. Ayaz'ın ne kadar sibirlendiğini fark ediyordum. Ama elinden bir şey gelmiyordu. Çaresizdi.
Ben sessizdim. Ve ikimiz bir dolaba karışmış, Ayaz elimi kavramış şekilde duruyorduk.
Sonra Kutay Kara yok sesi ile konuştu.
- Getirin adamı.
Adamalarından olduğumu düşündüğüm üzere birisi bir adamı getirdi.
Adam resmen titriyordu.
- Abi, abi malları gerçekten götürüyordum ama abi.
Adam kekeleyerek konuşmaya çalışırken. Soğuk kanlılıkta silahını çekti ve adamı vurdu. Ben Bir polis olarak birisi gözümün önünde vuruluyordu ve benim elimden hiç bir şey gelmiyordu. Ben Bir cinayetim içinde duruyordum. Yada duruyorduk ikimiz, Ayaz ve ben
- Götürün adamı.
Birisinin canına kıymıştı ama hâlâ çok soğuk kanlıydı.
Sonra dolaba döndü yüzünü, uzun uzun baktı.
Artık nefes alış verişlerimiz bile kontrollüydü.
Baktı, baktı biraz yaklaştı. Ama geri çekildi.
Arkadan bir ses geldi ve sese doğru ilerledi. Hızlı adımlar ile gözden kayboldu.
Bu bizim için daha hiç bir şeydi. Biz buraya gelirken bunların olacağını bilerek gelmiştik. Ve biz ikimiz asla pes etmeyecektik.
Çünkü biz hayatları kurtarırken kendimizindinkinden vazgeçmek için hazırdık. Ayaz'ın dediği gibi İnşallah onları görebilecektik..
Hikayemiz yeni başlıyordu.
Yada kaderimiz mi demeliydim ?
-BÖLÜM SONU-
YAZAR NOTTUUU!!:
Selaaammmlaaaarrr ! Evet cannlaaaarrrrr bölümümüz burada bitiyor. Siz bu bölüm hakkında ne düşünüyorsunuzzzz bilemi isterriim. Umarım beğenirsiniz, ve eğer beğenmediğiniz yada hata yaptığımı düşünürseniz SAYGI ÇERÇEVESİ ile eleştirilere açığımmm. Bu arada dostum "Vazgeçişin Ötesi" adında bir kitap yazıyor destek olursanız sevinirim.
Kendinize iyi bakın dikkat edinn canlarrr haftaya salı günü saat 20.00'da görüşmekk üzere BAYBAYINNNNN okurlarrrr ve canlaarrr
