7. bölüm · GÖREV İHTİLALİ

6.BÖLÜM ZAMBAKLAR

Ecem Su Güneş

Ben derin derin düşünceler ile çalışırken karakoldan içeriye bir kurye girdi. Kuryenin elinde zambaklar vardı, kurye karakolda ki kişilerin yüzlerine ve nota bakıyordu. En sonunda korkarcasına konuştu.
- Ilgın Gökşin burada mı?
Birden kendi adımı duyunca afalladım başımı ilk başta bilgisayardan kaldırmak istemedim. Çünkü ben kimsesizdim bana kimse çiçek göndermezdi. Gönderemezdi, içimi birden bir korku kapladı. Ama en sonunda kafamı bilgisayardan kaldırdım kurye orada etrafa bakıyordu. Yavaş adımlar ile kuryeye ilerledim.
- Buyurun Ilgın Gökşin benim. Bir sıkıntı mı var?
- Çiçek siparişiniz var. Ödemesi yapılmış.
- Kimden?
- Kimin gönderdiğini bilemeyiz Ilgın Hanım.
Çiçeğı bana uzattı, beyaz zambaklar ve üzerinde bir not.
"Seni burada bekliyorum Ilgın'ım. Umarım en kısa zamanda gelirsin yanında o polis çocuk olmadan. Görüşürüz polis Hanım."
Birden beyninden vurulmuşa döndüm. Şaşkındım gözlerim fal taşı gibi açık sadece nota bakıyordum. Boğazım düğümlenmişti resmen yerimde öylece put gibi duruyordum.
Ne yapacağımı bilemedim. Ancak omzunda bir el hissedince kendime gelebildim. Elin sahibi Ayaz'dı.
- İyi misin? Bir sorun mu oldu? Dedi.
- A-Ayaz nota bak. Dedim ve notu uzattım titreyen ellerim ile
Kaşlarını çattı ve notu okudu.
- Bu ne oluyor şimdi. Polis çocuk dediği ben oluyorum galiba.
- Kardeşim biz polisiz eğer bir şekilde bulabilirsen notun sahibini bularak bize söylemen lazım.
- Abi şimdi öyle bir şey yapamam kusura bakmayın. Dedi ve arkasına dönerek uzaklaştı. Öylece arkasından baktık, uzaklaştığını izledik. En sonunda motorunun dumanı kaldı sadece. Ben kafamı kapıdan çiçeklere çevirdim ellerimin titremesinden çiçeklerde titriyordu. Kendim titriyordum, birden çiçekleri yere attım çiğnemek üzereyken Ayaz beni arkaya çekti. Gözlerimin içine bakarak konuştu.
- Sakin ol Ilgın. Nefes al, nefes ver.
Ayaz'ın dediklerini yapmaya başladım Ayaz tekrarladı ben dediğini yaptım. Ta ki ben sakinleşerek titremeyi bırakana kadar.
- Daha iyi misin Ilgın?
- İ-İyiyim galiba. Bilmiyorum.
- Sakin ol, sorun yok.
- Sorun büyük Ayaz.
- Sorunları ben çözeceğim Ilgın.
- Sana söz veriyorum, ve ben sözlerimi tutarım.
Birden Ayaz'a çok fazla güven hissettim. İlk defa gerçekten birisine güven hissediyordum sanki.
- Lütfen sözünü tut Ayaz. Dedim resmen yalvararak.
- Tutacağım, sakin ol.
Arkasına döndü ve eğilerek çiçekleri yerden aldı. Nota tekrardan baktı. Derin bir nefes aldı ve Bir polis memurunun yanına gitti. Bir şeyler anlattı,adam kafasını evet anlamında salladı. Ayaz tekrardan arkasını döndü ve yanıma geldi.
- Her şey çözülecek Ilgın. Ama benim şuan gitmem gerek.
- Nereye gidiyorsun Ayaz?
- İşlerim var. Yarın görüşürüz,unutmadan numaramı yazabilirim istersen ihtiyacın olunca arayabilirsin.
Ayaz'a telefonumun kilidini açarak numarasını yazmasını için uzattım. Numarasını yazdı, ve bakarak göz kırptı. Kendi telefonunu çıkardı benim telefonunda kendini aradı kapattı en sonunda numaranı kaydetti ve "Gökşin Hanım" yazdı.
Hayretler içinde Ayaz'ı izliyordum ya ki yazıyı okuyana kadar.
- Ciddi misin gerçekten Ayaz?
- Evet,hadi sende beni kaydet.
Telefonumu aldık ve bende Ayaz'ı kaydettim ve bende onun kadar iyi bir şekilde kaydettim." Ararsa açma(Ayaz)"
- Hiç değişmiyorsun Gökşin. Her neyse gidiyorum.
Dedi arkasını döndü ve uzaklaştı. Ben karakolda öylece kaldım. Derin bir iç çektim arkamı döndüm yüzümde bir gülümseme oldu. Ama birden gülümsememi söndürdüm ve kimse gördümü diye etrafıma baktı. İyi ki kimse görmememişti diye kendime söylendim.
- Pişt Ilgın!
Yerimden irkildim birden. Bu İdil'di.
- Korktum İdil ne yapıyorsun?
- Pardon,sen ne yapıyorsun karakolun ortasında öylece put gibi duruyorsun.
- Dalmışım öyle.
- Kesin öyledir, neyse korkma bu arada çiçekten bir şey olmaz.
- İdil çiçeği gönderen yabancı ve bana"Ilgın'ım" diyor.
- Sus sende ben sana moral vermeye çalışıyorum şurada ya.
Güldüm ve konuşmaya çalıştım.
- Ay alemsin İdil. Moral verme sen.
- Tamam bir daha vermem.
- Yok ver sen iyi oluyor.
- Ilgın kafamı karıştırdın ama.
- Ilgın,İdil yanıma gelin. Dedi tok bir ses ile baş komiserimiz.
- Buyrun baş komiserim.
- Çiçek ile ilgili bir şey biliyor musunuz?
- Hayır baş komiserim.
- Tamam,gidebilirsiniz.
İdil ile arkamazı dönerek giderken âdeta bu ne oluyor şimdi dercesine birbirimize baktık. Ama bir şeyler olduğu kesin belliydi artık,bu adam hiç bu kadar sinirli değildi.
Biz İdil ile çalışırken Yiğit asla ortalıklarda yoktu çocuk ile beraber gelmiştik ama resmen yanımızdan kaybolmuştu.
- İdil, Yiğit nerede?
İdil etrafına baktı sağa,sola,arkasına baktı. Bir şey göremeyince bana geri döndü.
- Bilmiyorum eve mi gitti acaba?
- Kızlar, siz neden hâlâ buradasınız sizin mesainiz bitmedi mi?
Baş komiserimizin lafı ile kolumda ki saatime baktım. Ve saat 21.39 olmuştu. Neredeyse yarım saat geçmişti mesaimiz biteli.
- Hiç farkına varmadık baş komiserim.
- Tamam hadi gidin artıl siz.
- Sağolun baş komiserim iyi geceler. Dedi İdil.

Hemen polis karakolundan çıktık. İdil ile evinizin yolları aynı olmadığı için yollarımız belki bir süreden sonra ayrıldı. Ben kendi yolunda tıkır tıkır giderken, bir yandanda telefonumdan taksi çağırmaya çalışıyordum. Bir elim cebimde diğer Elim telefonda aynı zamanda başımı telefondan kaldırmadan gidiyordum kendi yolumda. Ve birden kafama çok sert bir şey ile vurulduğunu hissettim arkamı dönemeden yere düştüm birisini gördüm,sonra iki kişi oldular. Birisi beni kaldırdı sonra diğeri ağzım ile burnuma doğru bir bez sürdü. Elimin ve ayak bileklerimin sıkıca bağlandığını hissettim en son, birisi beni kucağına aldı ve Bir araba sesi ile herşey kayboldu. Ben ne olduğunu anlamadan,bilmeden her şey olmuştu.
Birden kulağıma bir çan sesi geldi. Çana önce bir kere vuruldu, sonra iki,üç,dört... Diye çan sesi artmaya devam ediyordu. Gözlerimi açmaya çalıştım ama gözlerimin üstünde bir karanlık vardı. Gözümü bir şey ile bağlamış olmalılardı.
Aynı şekilde Elim ve ayağımda bu şekildeydi, bir tek ağzım açıktı.
- Ne oluyor? Neredeyim ben?
- Ilgın,Ilgın... Günaydın Ilgın'ım.
Birden adamın sesi beyninde yankılandı bu o adamdı. Ve ben şimdi o adamın yanındaydım dibinde, bana istediğini yapabilirdi şuanda. Ben korku ile düğüm olmuş ellerimi çözmeye çalışıyordum.
- Ilgın, elini çözmeye çalışma sakın. Bu kez sesi daha çok ciddiydi.
- Kimsin sen?
- Açın şu Polis Hanım'ın gözlerini.
Birden gözlerim aralanınca gözlerimi kapadım birden sonra yavaş yavaş tekrar açtım. Gözlerimin ışığa alışması zor oldu biraz, ama alışmıştım. Ben etrafıma bakmaya başladım. Bir depodaydık, hâlâ inanamıyorum ama ben şuan resmen kaçırılmıştım.
Daha sonra gözlerimi yine adamın üzerini diktim. Adam fazla uzun gibi geliyordu oturduğum için. Kahverengi saçlarının arasında ki beyazları gözüküyordü. Ve kahverengi gözlerini bana dikmiş bana bakıyordu.
- Hepinizi gebertirim! Kimsiniz siz rahat bırakın beni!
- Ilgın yapma böyle zambağım.
- Senin Zambağının yapraklarını tek tek söker ağzına tıkıştırırım.
- Sakin ol şuan burada sadece ikimiz varız.
- O polis çocuk olmadan, sadece ikimiz..
- Sen ile tek kalmak istemiyorum! Adını bile bilmiyorum, seni ilk defa görüyorum şuan!
- Sana şuan ismimi veremem.
- Neden yakalanmaktan mı korkuyorsun?
-- Hayır zambağım. Dedi ve arkama geçti, elini saçıma yaklaştırdı bir eli ile omzuna ile yük veriyordu ki kafamı çevirmeyeyim diye. Elini saçımda hissettim tokama dokundu, ve narin bir şekilde saçımı açtı. Ellerini saçımda gezdirdi.
Ben çırpınırken bağırmaya çalıştım.
- Saçlarına dokunmayı bırak!
Birden elini omzundan çekti ve ağzımı kapattı kafasını biraz eğdi ve kulağıma fısıldadı..
- Eğer biraz daha bağırırsan. Dedi ve bacağıma değem soğuk bir şey hissettim.
- Bacağının yanında ki silahı sıkarım. Anladın mı?
Sadece evet anlamında başımı salladım. Sonra beni bıraktı ve kapıdan çıktı. Daha sonra elinde makas ile geri döndü, yanıma yaklaştı ve elini saçıma değdirdi. Saçımda soğuk bir şey hissettim ve birden saçımdan gelen bir ses duydum.
- Uzun saç değil sana küt yakışır zambağım. Demişti psikopat.
- Şimdi ellerini açıcam ve sana yemek getiriceğim sakın abi bir haraket yapma.
Ellerini açması uzun sürmedi ellerimi açtığı gibi kapıya yöneldi. Ben ellerin ile saçıma dokundum,belime uzanan saçlarım şuan neredeyse boynumdaydı. Ve sonra kolumda ki saati fark ettim, akıllı saatini almayı unutmuşlardı saatinin şifresini girerken adam odadan içeri girdi. Elinde biraz lapa gibi bir şey vardı.
Yemeği önüme attığı gibi arkasına bakmadan bir sandalye getirdi ve odada bir köşeye oturdu. Bana bakışları üzerinden yemeğimi yedim. Ve birden üstüme bir şey çöktü. Adam bana baktı ve gülümsedi.
- İyi uykular Zambağım.
Benim elimi tuttu omzuna attı ve yatağa götürdü gözlerim zor açılıyordu beni yatağa bıraktı, ve kapıdan çıktı.
Ben gözlerimi daha fazla açık tutamadım ve gözlerim kendiliğinden kapandı...
Neredeyse yaklaşık bir haftam böyle geçti, artık yemeği yemek istemiyordum ama gerçek anlamda kafama silah dayayarak yine de o yemeği yedirtiyordu. Ve bana sürekli "Zambağım" diyordu. Yada yatağıma Zambak koyardı, yada Zambak getirirdi. Ve evet bu bir haftada kimse gelmedi sormadı telefonum adamda olmasına rağmen bir kere sesini duymadım.

Bir gün yemeğimi koyduktan sonra ben kabullenerek yerken telefonu çaldı ve odadan çıktı, ben bu anı fırsat bilerek saatinden konumunu Ayaz ve İdil ile paylaştım saatimi indirmiştim ki adam içeri girdi. Bana baktı ve yemeği işaret etti.
Elinde yine bir demet Zambak vardı.
- Yemeğini ye Zambağım.
- Yiyorum. Dedim ve yemeği yine yedim. Bu sefer yatakta olduğum için sadece zambağı bıraktı ve odadan çıktı. Ben yine ilaç yüzünden uyuya kalmıştım.
İlacın etkisi neredeyse 5 saat sürüyordu ve benim gözlerimi açmam çok zordu.

Ben yatakta öylece yatarken kapıdan ışık sızıyor ve sesler geliyordu. Sesler giderek bana yaklaşıyordu, ama gözlerim açılmıyor sesler boğuklaşıyordu.
Birinin kucağına alındığımı hissettim boynumda bir el, nabzımın üstünde duruyordu. Sonra her şey yeniden gitti.
Gözlerime vuran ışıklar ile aralandı gözlerim. Gözlerimi sçtığımda bir yatakta yatıyordum ve tepemdeki lamba yanıyordu. Ben etrafıma bakmaya çalıştığımda bir doktor yanıma geldi konuşmadan bana baktı,sonra yanına bir hemşire geldi.
- Nasılsınız Ilgın Hanım?
- Neredeyim ben? Başım çok ağrıyor.
Daha sonra ikiside bir şey demeden uzaklaştı kspı açılma ve ardından kapanma sesi duydum. Aradan bir kaç dakika geçmeden kapı tekrar açılıp kapandı. Bu sefer başımda doktor ve hemşire yoktu. Bu sefer yanımda ki kişiler Ayaz,İdil ve Yiğit'ti.
Onları görmek beni çok rahatlatmıştı.
- Ilgın... Diyebildi sadece Ayaz.
- Ayaz ne oldu?
- Sana Bir şey oldu diye korkmuştum. Dedi Ayaz.
- Ne oldu? Ben.. İyi miyim?
- Doktorlar durumunun iyi olduğunu söyle Ilgın. Dedi İdil.
- Geçmiş olsun Ilgın. Dedi Yiğit bu seferde.
- Teşekkürler Yiğit.
- Ne oldu şimdi?
- Biz göreve gidemeden sen kaçırılmışsın. Dedi Ayaz.
- O adam, o adam mıydı?
- Evet, bizim mafyamız.
- Acımasız birisi.
- Sana zarar verdi mi? Dedi korku ile Ayaz.
- Tehtid etti biraz, saçlarımı kesti, ilaç verdi her gün.
- Onu görevde ilk ben öldüreceğim.
- Kardeşim ikimizde biraz şu görev işlerini bırakamanız lazım. İkinizde ölümden döndünüz.
- ikimiz de derken Yiğit?
- Ayaz depoya ilk adım attığında kurşun geldi.
- Ne!?
- Sakin ol Ilgın bende bir şey yok. Dedi gözlerime bakarak.
- Kim yaptı?
- Orasını hiç birimiz görmedik.
- Saat doldu, siz gidin artık İdil,Yiğit.
- Ne saati ya?
- Ziyaret saati.
- Tamam,sen niye gitmiyorsun?
- Ben senin refakatçinim çünkü Ilgın.
- Sen mi ?
- Evet beğenmedin mi ?
- Hayır, sorun yok.
- Tamam o zaman.
İdil ve Yiğit yavaş yavaş odadan çıkarken odada sadece Ayaz ve ben kaldık geceleri uyumakta zorlandım. Uyuyamadım, ama sadece taburcu olacağım günü bekledim. Gitmeyi bu hastaneden kaybolması istedim. Ve bir daha Zambak çiçeği hatta kelimesini duymak istemiyordum. Bu günler gitmişti ama izi kalmıştı, kalmaya devam edecekti...

-BÖLÜM SONU-
YAZAR NOTUUU!!!!!: Selaaammm bu bölümümüz bu şekildeydi baya heyecanlıydı bende yazarken en sizin ve karakterlerinin kadar heyecanlandım. Umarım bölümü beğenmişsinizdir yazmaya biraz yeni başladım yani ilk defa kitap yazıyorum hatalarım olabilir tabii ki bu yüzden saygı çerçevesinde yaptığınız tüm eleştirilerinize açığım. Buraya kadar zaman ayırarak okuduğunuz için teşekkürler sizleri seviyorummm sonra ki bölümlerde görüşürüzzzz okurlarrr.