24. bölüm · GÖREV İHTİLALİ

22.BÖLÜM ZAMBAK KURŞUNU

Ecem Su Güneş

Duygular, duygular her şeyi mahvetmenin tek yoludur. Duygularımı susturmadığım sürece, her şeyi mahvediyordum. Mahvetmek; Duygularımı kontrol edemediğim için, çevremdeki herkese zarar vermem. 22 yaşındayım ve hayatımın hepsinde, insanları mahvettim. Genellikle benim travmalarımı, oluşturanlarda onlar olurdu. Hatırlıyorum, küçüktüm. Daha 11, 12 yaşında olmalıydım. Saklambaç oynuyorduk, yetimhaneye geleli bir sene yeni oluyordu. Bir kız grubu ile saklambaç oynuyorduk. Ben ile oynanaları, o zamanlar için bir mucizeydi. Çünkü, genellikle dışlanırdım.
" Sen, senin ismin ne?"
Ben ile konuştuğu için şaşırmıştım.
" Ben, ben Ilgın."
" Bizimle saklambaç oyna."
" Tamam. Oynayalım."
Beni bir ağacın altına götürmüşlerdi. Birbirlerine bakmışlardı, beni saklambaç oynamaya çağıran kızın yüzünde alaylı bir gülümseme vardı. Kulağıma eğildi ve fısıldamıştı.
" Ebe sensin. Sonra biz ebe oluruz. Ama, biz ne yaparsak yapalım hiçbir şey demek yok."
Kafamı olumlu anlamda salladım. Diğer kızlardan birisi bir bez getirmişti. Gözümü o bez ile bağlamışlardı. Kafamı ağaca yaslamışlardı, elliye kadar saymaya başlamıştım. Otuza gelmiştim, birisinin eli bedenime değiyordu. Elleri az önceki kız gibi narin ve küçüktü. Bir şey demedim, ellerini belime dolamıştı. Kıyafetlerimi çıkardığını hissettiğimde tekmemi atacakken, ağzımı bir bez ile kapatmışlardı. Bağıramadım. Birisi elimi tuttu, diğeri ayaklarımı. İlk önce kıyafetimi çıkardılar, sonra altımdaki eşofmanımı. Altımda sadece, iç çamaşırım kalmıştı. Üstümde ise ince atletim vardı. Elimi bıraktıklarında, çoktan bir bez ile bağlamışlardı. Beni öylece bıraktıklarında kulaklarımda kahkaları ve o sesini duydum.
" Sen sadece bir ucubesin. Seni seçmemizi bekleyemezsin. Doğum günün kutlu olsun ucube." Doğum günümdü... Doğum günümü öğrendikleri için bunu yapmışlardı. Kışın orada ne kadar durduğumu bilmiyordum. Beni Özgür Abi bulmuştu. Her ne yaptıysa, ben korkudan konuşamadım. O kızlarıda bulamamıştı. Ama benim yaşayacaklarım o an bitmemişti. Bu en başından beri belliydi.Bu sefer ben birisinin hayatını mahvetmemiştim. Onlar benim hayatımı mahvetmişti.
Tarihlerden 14.06.2026, en büyük felaketleri yaşadığımız o tarih. Ayaz, benim Ayaz'ım. Ilgın'ın Ayaz'ı. Bugün canı yanan en çok benim Ayaz'ımdı. Ayaz'ı ayakta tutmaya çalışırken, Ayaz ayakta duramayan ak kadar güçsüzleşmişti. İlk defa bu kadar acı çekerken görüyordum. Gözlerini açık tutmaya çalışırken, derin derin nefes alıyordu. Çaresizdi. Nefes almaya çalışıyordu. Gözleri baygındı. Ayaz gözlerini benden ayırmıyordu. Bilincinin kapanmaması için bana mırıldanıyordu. " Güzelim... Ağlama, nolur..." Gözlerini açık tutmaya çalışıyordu. " Ellerimi kaldıramıyorum... Gözyaşların akmasın, silemiyorum..." Elimin tersiyle gözyaşlarımı sildim ama ardı ardına akmaya devam ediyordu. Ayaz nefes almak ister öksürdü. Yiğit arabayı almaya gitmişti. Ambulansın buraya gelmesi çok zahmetli olacaktı. Ayaz doğrulmaya çalışırken, acı ile inledi. Daha fazla dayanmadı ve kollarıma yığıldı. Dizlerinin üstüne çökerken, bende Ayaz ile dizlerimin üstüne çöktüm. Nefes alışverişleri derin ve inceydi. Ellerim titrerken yarasını bastırırken bastırdığım tişört çoktan kana bulanmıştı. Tişört Ayaz'ın tişörtüydü. Hâlâ çok yakışıklıydı. Bu haldeyken de yakışıklı olması imkansızdı. Ama çok yakışıklıydı. " Ayaz, Ayaz nolur, sesimde kal gözlerini kapatma." Ayaz sessizdi. Gözleri açıktı ama baygın bakıyordu. Belki nabzını hızlandırabilirim diye dudaklarını dudaklarıma yaklaştırdım. Aramızda, bir kaç santimlik mesafa kala yaptığımın ne kadar saçma olduğunu fark ettim. Ayaz acı bir şekilde güldü. " Seni hala bekliyorum... Ilgın, sesini duyamıyorum. Sesini çok, seviyo... Seviyorum." Gözlerim dolduğunda, onu son kez öpme fikri aklıma geldi. Nefesim titrediğinde dudaklarımı dudaklarının üstüne örttüm. Bu sefer sanki hayatında son kez, bir veda gibi en büyük hazla karşılık verdi. Yarası acıdığında, acıyla inledi. Fakat dudaklarını dudaklarımdan çekmedi. Dudaklarımı çektiğimde elimi yanağına koydum. Ayaz'ın gözleri vurulduğu yere kayıyordu. Acı çekiyordu ama beni endişelendirmemek için bağırmıyordu. Arkadan adım sesleri geldiğinde korkuyla Ayaz'ın önüne geçtim ve arkamı döndüm. Kutay Kara'nın yeniden geldiğini düşünmüştüm. Fakat gelen kişi Yiğit'di, korkuyla Yiğiy'e baktığımda bana şefkatle gülümsedi. Gülümsemesinde acı vardı. Ayaz'ın önünden çekildiğimde Yiğit Koşarak Ayaz'ı kucağına aldı. Ayaz yanından uzaklaştığım an, en büyük acısıyla inledi. Gözü artık açılmıyordu. Depodan çıktığımızda yazın rüzgarı yüzüme vurdu. Akan gözyaşlarım ile vuran rüzgsr titreme neden oldu. Ayaz nefes almak için savaş veriyordu, boğuluyordu. Koşarak arabaya bindim, Yiğit, Ayaz'ı kucağıma bıraktı. Sürücü koltuğuna geçtiği gibi sirenler çalmaya başladı. O an fark ettim, o kadar dikkat etmemiştim ki Ayaz'ın arabasıyla geldiğimizi düşünüyordum. Fakat biz polis arabası ile gelmiştik. Kaşlarım çatıldığında Ayaz'ın artık nefes seslerini duyamıyordum. Üstü hâlâ çıplaktı, yarasına bastırırken bir şey diyemiyordu ama nefes almaya çalışması bile canımı yakmaya yetiyordu. Gözlerine baktığımda artık tamamen kapalıydı. Elini sıktığımda son kez derin bir nefes aldı ve son gücüyle kafasını kaldırdı ve mırıldandı. " Ilgın'ım... Güzelim, korkma... Belki, seninle mahşerde buluşuruz..." Gözyaşları içinde kafamı olumsuz anlamında salladım. Saçlarına eğilip kokusunu içime çektim. Kafamı çektiğimde gözyaşlarım ve hıçkararak konuşmaya çalıştım. " Ayaz... Hayır, bak gerçekten..." Derin bir şekilde hıçkırdım. " Sen beni bırakamazsın... Gerçekten, böyle konuşmazsın." Ama Ayaz beni duymamıştı. Ayaz'ın kucağımda ki başı önüne eğilmişti... Ayaz Günay bilincini kaybetmişti... Acıyla haykırdım. İdil irkildiğinde hastaneye gelmiştik. Ben gözlerimi açmış sadece Ayaz'a odaklanmıştım. Yiğit kapıyı açtığı gibi Ayaz'ı aldı ve hastaneye girdi. Ben ise hâlâ arabada duruyordum. İdil yanıma geldi ve arabanın kapısını açtı. Bana bir şeyler söyledi ama hiç birisini duymadım. Kafamı İdil'e çevirdiğimde bana bakıyordu.
" Ilgın." Hiçbir şey demedim. Yüzüne bakmaya devam ederken kaşlarını çattı ve kolumu tuttu.
" Ilgın!" İrkildiğimde dizlerinin üstüne çöktü ve yüzü benimle hizaya geldi. " Tamam, bağırmıyorum. Bak Ayaz gitti, yanında olmak zorundasın." Elimi tuttu ve beni arabadan çıkardı. Kapıyı yavaşça kapattı ve ekiminden tutarak beni hastanenin içine soktu. Yiğit'i gördüğü gibi yanına gitti. İdil giderken de beni peşinden sürüklüyordu. O an aklımda Ayaz'ı son kez görme düşüncesi vardı. Olmasını istemeyeceğim kadar korkunç bir düşünceydi. İrkildiğimde Yiğit ayaklandı ve kolumu tuttu. O ana kadar titremekten ayakta zor durduğumu fark ettim. Beni bir sandalyeye oturtmaya çalışırken başkomiserimiz Alp Tekin'i gördüm. Yüzünde rahatsız bir tedirginlik vardı. Oturmadan ayağa kalktım. Herkeste ölüm sessizliği vardı, Alp Tekin yanımıza geldikten sonra bize baktı. Hepimize dikkatlice baktı ama bakışları en çok benim üzerimde oyalandı.
" Ne? Neden bakıyorsun?"
Yiğit kolumdan beni çekmeye çalışırken, sertçe kolumu çektim. Çenemi dikleştirdim ve üzerine doğru yürüdüm. Üzerine gelirken beni yavaşça itti. Arkaya doğru tökezlediğimde, Yiğit beni tuttu. Sinirle üzerine bir daha gittiğimde, adımlarını geriye doğru attı. Durduğumda bu sefer nefeslerim daha sinirli ve fevriydi.
" Ne yapıyorsun?" Sesim fısıltı ile çıkmıştı. "Ayaz vuruldu ve şuan neden bunu yapıyorsun!?"
Bu sefer hem Yiğit hemde İdil beni geriye çekti. Ellerim bu sefer hem sinirden hemde üzüntüden titriyordu. Beni bırakmaları için çırpınırken kollarımı daha çok sıktılar. Kendimi bırakıp dizlerimin üstüne çöktüğümde, daha yüksek sesle hıçkırıklar içinde ağlamaya başladım. İdil ve Yiğit bana çaresiz gözler ile bakıyordu. Derin derin iç çekerken hıçkırıklarımdan ağladığım artık sadece hıçkırık gibi görünüyordu. İdil yanıma çöktü ve elini yüzümün içine aldı. Gözyaşlarımı sildiğinde, onunda gözlerinin dolduğunu gördüm. Yiğit yanımda durdu ve omzumu sıktı. Bana güç vermek istiyordu, ama kendiside sessizce ağlıyordu. Elini omzundan çekti ve elini uzattı. Elini tutarak kalktım. Alp Tekin bize hâlâ acımasız gözlerle bakıyordu. Büyük ihtimalle gözlerim kızarmış ve şişmişti. Alp Tekin ceketinin omzunu silkti, en umursamaz tavrı devam ederken bize küçümseyici bakışlar atmaya devam ediyordu. Gözümde ki yaşlar hâlâ durmamıştı. Alp Tekin boğazını temizledi ve rahat bir şekilde konuştu.
" Ilgın. Bugün yaşananlardan haberim olduğu için geldim."
" Ne demeye geldin?"
" Kutay Kara, sana gerçekleri söylemiş."
O an kaşlarım dehşet içinde çatıldı. Artık sadece ellerim değil kendimde titriyordum. İdil ve Yiğit de en az benim kadar dehşete düşmüşlerdi.
" Gerçekler? Sen bunu en baştan beri biliyordun ve bunu bile bile mi beni bu göreve gönderdin!?"
" Evet. Kutay Kara'nın abin olduğunu biliyordum. Ama seni bu göreve gönderdim çünkü, eski dostum bu şekilde istedi."
Ben daha bir şey diyemeden Yiğit öne çıktı.
" Sen nasıl bu kadar acımasız olabilirsin lan! Ilgın'ın bu kadar acı çekmesine nasıl izin verdin! Hiç mi vicdanın sızlamadı!?"
Alp Tekin yüzüne rahatsız edici bir gülümseme takıldı ve kafasını olumsuz anlamda salladı.
" Bu kızı ne zamandan beri bu kadar sever oldun Yiğit?"
Yiğit fevri bir şekilde çenesini dikleştirdi.
" Bu kız dediğin kişi, benim kardeşim yerine koyduğum kız! Çocukluk arkadaşımın sevgilisi bu kız! Şimdi karşıma geçmiş bana bunları söyleyemezsin!"
İdil belime elini dolamış benimle beraber ağlıyordu. Yiğit'i çekmeye çalıştı, bakışlarını bize çevridiğinde bizi arkasına aldı. İdil başını, Yiğit'in kafasına başını yasladı. Yiğit İdil'in elini tuttu ve Alp Tekin'e bakmaya devam etti. Burnundan bir nefes verdi, ben Yiğit'in arkasından çıktım ve yanına geçtim. Yiğit'in bakışları bana döndüğünde diğer yanına İdil geçmişti. Güç almak için Yiğit'in kolunu sıktım. Alp Tekin son kozunu kullanır gibi inatla konuştu.
" Kutay Kara ile konuştum. Ve bugün abin olduğunu söylemesini ben söyledim. Tabii Ayaz'ın vurulması bunun içinde yoktu."
" Ne? Ne!?"
Yiğit'in tuttuğum kolu gevşedi. Gözlerim hafifçe karardığında, geriye doğru bir kez tökezlediğimde bakışları bana döndü. Kafamı olumsuz anlamda salladığımda, kimse beni tutmadan bir anda yere yığıldım. Başıma geldiklerinde ben çoktan bayılmıştım. Son gördüğüm İdil ve Yiğit'in bana doğru döndüğü ve Alp Tekin'in yüzünde ki rahatsız edici o gülümseme oldu. Bir süre geçtikten sonra yere yatırıldığımı ve damarıma bir şeyin girdiğiydi. Ve karanlık. Sonsuzluğa doğru giden bir karanlık. Kulağımda mırıldanmalar duyuyordum ama gözlerimi açmak neredeyse imkansızdı.
Gözlerimi zorlukla araladığımda, ilk gördüğüm şey kolumda ki serum oldu. Saat kaçtı? Ayaz çıkmış mıydı? İyi miydi? Alp Tekin nereye gitmişti? Doğrulmaya çalıştığımda birisi omzundan beni geriye doğru yatırdı. Baygın gözlerle kafamı o tarafa doğru çevirdim. Başımda İdil duruyordu, dudaklarımı araladım fakat bir ses çıkmadı. Boğazımı temizledim ve kısık sesle konuştum.
" İdil, saat kaç? Ayaz ve Yiğit nerede?"
" Saat sabah sekiz aşkım. Yiğit, Ayaz'ı bekliyor. Yanlarında Özgür Abide var."
" Özgür Abi mi?" İdil bir şey demeden serumu gösterdim. Neredeyse hatta bitmişti. " Bu serum ne?"
" Sakinleştirici verdiler. Fazla stres yaşayorsun Ilgın."
İdil'i umursamadan gözlerimi açık tutmaya çalışarak tekrardan bir soru sordum. O an aklımda olan tek bir şey vardı. Ayaz, benim Ayaz'ım.
" Ayaz. Ayaz nasıl? Ameliyattan çıktıysa, Ayaz'ımı görmek istiyorum."
" Ilgın, daha yani uyandın. Hemen ayağa kalkmak iyi olmayabilir."
" İdil, soruma cevap verir misin?"
İdil hiçbir şey demeden gözlerini yere dikti. O an yüreğime bir ateş düştüğünü hissettim. Gözümden yine yaşlar akmaya başladığında, İdil bakışlarına bana çevirdi. Ağladığımı görünce afalladı ve kafasını salladı.
" Hayır, hayır, hayır ağlama. Yaşıyor, Ayaz Günay yaşıyor."
Elimi şaşkınlıkla ağzıma götürdüm, gözyaşlarım bu sefer mutluluktan mı akıyordu? Derin bir nefes aldım ve üzerindeki ince örtüyü kaldırdım. Yanımıza hızlı adımlarla bir hemşire geldi. Kalkmaman gerektiğini anlatmaya çalışırken kolumda ki serumu çıkarmayacağını anladım ve kolumda ki iğneyi kendim çıkardım. Bana gözlerini açıp bana bakarken, bana arkadan seslenmelerini duymazdan geldim ve kutudan bir pamuk aldım ve kanayan yere bastırarak olduklarını düşündükleri yere giderken, Yiğit'i gördüm. Özgür Abi ile bir şeyler konuşuyorlardı. Beni gördüklerinde ayağa fırladılar ve yanıma geldiler. Yiğit'in yüzünde hafif bir çizik ve kolunda tırnak izleri vardı. Gözlerim yara izlerine takıldığında yüzünde bir gülüş vardı.
" Bayılınca, kabus gördün galiba. Korkunca bende beni hedef tahtası olarak kullanmana izin verdim." Yüzümde buruk bir gülümseme oluştuğunda gözümden yavaşça bir yaş aktığında, elimin tersiyle sildim.
" Yiğit, kusura bakma."
" Kusura bakabileceğim bir şey Ilgın. Bak nolur üzülme, benide üzüyorsun kardeşim." Bu sefer daha şefkatli gülümsedim. Yiğit'i kendime çektim ve sıkıca sarıldığımda Yiğit de sıkıca bana sarıldı.
" Yiğit, Ayaz iyi mi?"
Kendine benden çektiğinde omzumu tuttu ve beni kendine çevirdi. Kafasını olumlu anlamd salladı.
" Yaşıyor. Ayaz yaşıyor Ilgın. Çocuğa naptıysan, baygın haliyle seni sayıkladı sadece. Hangi büyü bu kızım, söylede bende İdil'e yapayım."
Gözyaşlarımın arasında güldüm. Yiğit'e yalvaran gözler ile baktım ve kafamı sallayıp, utançla sordum.
" Nerede? Görmek istiyorum. Çok özledim Yiğit. Ayaz'ımı çok özledim."
Yiğit en sevecen haliyle güldü. Omzunu tutup beni pencerenin önüne getirdi. O an nutkum tutuldu. Ayaz makinalara bağlı şekilde yatıyordu. Yavaşça yutkunduğumda, Yiğit'in omzunu sıktım ve Yiğit'e baktım. Omuzlarımı sıktı ve beklememi işaret etti. Bir doktor gördüğünde yanına gitti. Ayaz'ın doktoru olduğunu tahmin ediyordum. Yiğit bir şeyler anlattı ve beni gösterdi. Benim bir gözüm hâlâ Ayaz'ın üzerindeydi. Doktor ve Yiğit yanıma geldiğinde, doktor sevecen bir şekilde gülüyordu. Gözlerini Ayaz'a çevirdi ve boğazını temizleyerek konuştu.
" Kalbinde ve kan kaybında bir sıkıntı yaşadık ama siz baygınken kanınızı aldık. Kanlarınız uyuşuyordu. Eşi olduğunuzu bilmiyordum, eşiyseniz bir süreliğine görebilirsiniz."
Yüzümde şaşkınlık oluştuğunda, Yiğit bana göz kırptı. O an ne yaptığını anladım. Başımı olumlu anlamda salladım ve kapıya hızlıca gittim. Kapı kolunu tutunca içimde bir korku oldu ama kapı kolunu hızlıca açtım. Kapı kolunu mu? Hayır kapıyı açtım kapı kolunu değil. Oradaydı. Ayaz Günay öylece yatıyordu. Yanına koşar adımlar ile gittim ve derin bir nefes alarak konuştum.
" Ayaz. Yine geldim, bak mahşerde bulaşmazmışız. Yaşadın Ayaz, ölmezmişsin Ayaz. Ama demiştim, sen beni bırakamazsın Ayaz."
Gözlerim dolduğunda, belki beni hisseder diye hızlıca elimin tersiyle sildim. Gözlerini açmasını ve bana bakmasını istedim ama, yapamazdı. Ama bir gün olurdu belki. Ayaz vurulmuştu ama yaşıyordu. En büyük düşmanımız yapmıştı bunu. Ayaz bir, Zambak kurşunu ile vurulmuştu. Benim için vurulduğuna inanıyordum. Bir Zambak, ve bir kurşun. Ama elini tutabiliyordum. Artık Ayaz Günay beni bırakmayacaktı. Ayaz Günay yaşıyordu. Kalbi aşkımız ve haz ile atıyordu...
-BÖLÜM SONU-
YAZAR NOTTUU:
Selaaammmlaaaarrr okurrrrlaaarımmm canllaarrımmm. Eveet bugünlük bölümümüz bu şekildeydiiii umarım beğenmişsinizdir. Yorumlarınızı bekliyyorruumm, benim için çok değerli olduğunuu unutmayyyınn. Sizleri çook seviyorumm. Haftaya salı günü saat 20.00'da görüşmeeek üzeree, kendinizee iyyi bakkınn Allah'a emanet olun BAYBAYINNNNN OKURLARRRRIMMMM 🩷 ✨