12. bölüm · GÖREV İHTİLALİ
10. BÖLÜM KADERİN LANETİ
Küçüklükten beri tek hayalim polis olmaktı. İnsanları,çocukları kurtarmak isterdim. Çünkü ben kendimi kurtaramamıştım. Şimdi geçmişe gitmek o küçük Ilgın'a "Merak etme her şey iyi olacak. Hayatın düzelecek. Mutlu olacaksın." demek isterdim. O yetimhanenin koridorlarından, oyun alanından, yatak hanesinden, korkma derdim. Ona kimsesiz olmayacağını demek isterdim. Belki biraz yalan olurdu ama, karşısına çıkacaktı. Çıkmıştı. Şuan tam yanımdaydı, ve biz bir cinayete tanık olmuştuk o kişiyle. Şimdi elim kolunda bekliyorduk. İnsanları kurtarmak olan hayalimi şimdi gerçekleştiremiyordum. O cinayeti işleyen adam hızlı adımlar ile uzaklaşıyordu. Biz belki 20 belki 30 dakika o dolabın içinde bekliyorduk. Sesler kesilmişti, artık dolaptan çıkma vaktimiz gelmişti. Ben ise uzaklara dalmıştım bu 20 30 dakikada. Yetim hanedeki günlerim geldi aklıma. Küçükken zorbalarımdan kaçınca yine beyaz bir dolaba saklanırdım. Saatlerce orada dururdum, bazen orada uyurdum.
Derin bir iç çektim, ve Ayaz'a döndüm. O ela gözleri beni izliyordu.
Gözlerimiz buluştu, yeniden gözlerimi ben kaçırdım. Ve dolabın küçük deliğinden dışarıyı azda olsa görüyordum. Dışarı baktım, yerdeki kanlar hâlâ duruyordu. Ama ortalıkta kimse yoktu. Ayaz'ın eli koluma değdi. Ve Eli ile dışarı gösterdi. Kafamı salladım ve dolabın kapağını açtım. Kimse yoktu, tek bir nefes sesi bile duyulmuyordu. Ayaz dolaptan çıktı, ve elimi yakaladı. Kulağıma eğildi ve fısıldadı.
- Sessiz ol. Her an gelebilirler.
Kaşlarım çatıldı. Haklıydı, her an gelebilirdi.
Başımı salladım. Ve kulağına eğildim.
- Telsizini yakınında tut. Sen sağa git ben sola gideceğim.
Gözlerini olumlu anlamında kırptı. Ve elini elimden çekip, sağ tarafa doğru ilerledi.
Ayaz uzaklaştı. Ve ardından sol tarafa doğru ilerledim.
Her an tetikte olmalıydım. O adamı bulmak zorundaydık.
Aradan yarım saat geçti, ama adam hiç bir yerde yoktu. Yerde sadece bazen gördüğüm kan damlaları vardı. Ama adam ortada yoktu.
Sonra teksizimden bir ses duyuldu. Cebinden çıkardım, ve kulağıma yaklaştırdım. Sesi kısıktı, ve ilerlemeye devam ediyordum.
Sonra telsizden cızırtılı bir şekilde Ayaz'ın sesi duyuldu.
Ama ölümüne öksürüyordu, ama gerçek bir öksürük gibi değildi.
- Maviş,
Maviş dediği an anlamıştım. Öksürmeye devam ediyordu.
Sonra konuşmaya devam etti.
- Maviş, adamlar galiba gitmiş. Neredesin, yanıma gel.
Adamlar gitmemişti. Ve Ayaz'ın başı beladaydı. Ve şuan benden yardım istiyordu. Ve bela yanındaydı, o yüzden şifreli konuşuyordu.
- Nasıl kaçtı anlamıyorum Ayaz. Tamam, yanına geliyorum.
- Dolabın ordayım, seni bekliyorum. Hızlı ol.
- Tamam.
Ardından hızlı adımlarla ilerliyor bir yandan başıma geleceklerden hazırlıklı olarak korkuyordum. Şuan her şey olabilirdi. Birden bir ses duydum, fısıldayarak konuşma sesi. Gözükmemeye çalışarak kafamı sese çevirdim.
Ve o an her şey durdu.
Bütün sesler.
Bütün yaşananlar.
O zaman hayat durdu. Zaman durdu resmen.
Kalbim hızlandı Elim titremeye başladı.
Her şeye hazırlıklı olduğumu düşünüyordum. Ama ben bunu görmeye hazır değilmişim. Çünkü şuan karşımda...
Bir sandalyeye bağlanmış, yüzünde kanlar olan, gözü kısılmış ve biraz olsun morarmış. Kafasına bir silah dayanmış olan Ayaz Günay burdaydı.
Ne olduğuna anlam veremeden kafamı çektım. Hızlı hızlı nefes almaya başladım. Tir tir titriyordum. Ama şuan korkmanın zamanı değildi.
Şuan Görev arkadaşıma kurtarmak zordundaydım. Neden bilmiyorum ama buna zorunda hissediyordum. Ve bana zarar gelicek olursa bile ben buna bu sefer gerçekten hazırdım. Ayağa kalktım. Gördüğüm kadarıyla, adamın yani Kutay Kara'nın arkasında bir sandalye vardı. Arkalarından gelerek, sandalyeyi kafasında parçalayabilirdim. Ve bu gayet mantıklıydı.
Hızlı adımlarla arkamı döndüm. Hemen gitmem gerekti, Ayaz'ın bana ihtiyacı vardı. Ve ona yardım etmek zorundaydım. O benim arkadaşımdı. Ben bunları düşünürken çoktan gelmiştim bile. Şuan onları görebiliyordum. Ayaz'ın kafasına silah dayanmış halde duruyordu. Kaybedecek vaktim yoktu. O an bir ses duyuldu.
- Senin için o kadar değerli olan o arkadaşın beş dakika içinde gelmezse hayatına veda et.
Ayaz'ın dudağın kenarı kıvrıldı.
- Endişelenmiyorum. Ne olursa olsun bana yardım edecek, göreceksin. Tabii eğer yaşarsan.
Yüzümde kendimden emin bir ifade ile arkalarına geçtim. Ve sandalyeyi kavradığım gibi kafasına geçirdim. Elinden silah kayıp düştüğü anda kendiside yere düştü.
Ayaz o an ne olduğunu anladığını sanmıyorum. Eli ayağı bağlı duruyordu sadece. Ama elini deli gibi elini çözmeye çalışıyordu.
Yanına yürüdüm, ve dudaklarım aralandı.
- Eğer uyanmadan önce gitmeksek veya ekip çağırmazsak, beni görecek. Çünkü sadece kafasında sandalye kırabilirdim.
- Naptın, naptın? Adamın kafasında sandalyeyi kırdın Gökşin ?
- Evet Ayaz ne olmuş ?
- Adamın kafasında sandalyeyi kırman çok normal. Pardon ya.
Ben Ayaz'a güldüğüm sırada bir yandanda ellerini çözmeye çalışıyorudum. En sonunda ellerini çözdüm.
Başımda ki terimi sildim. Elimi hafifçe burnuma ve elime değdirdiğimde, elimde farklı bir koku hissettim. Buradaki kasvetli havadan olduğunu düşündüm ve çok fazla dert etmedim ve Ayaz'a yöneldim. Çoktan ayağını çözmüştüm. Ayaz ayağa kalktığında bayılacak gibi öne tökezledi. Ayaz'ı elinden yakaladığımda, gözleri bana bir şeyler anlatmak ister gibi baktı. Bir şeyler yolunda değildi. Bundan emindim, o adam fısıldayarak bir şeyler anlatmıştı Ayaz'a.
Ayaz bana güldü. Dudakları aralandı ama elimle dudağına bastırdım. Elimle yüzündeki kanı sildim. Ve gözündeki o ufak morluğa odaklandım. Eli elimi kavradığında, elimi birden bıraktı. Bende elimi yüzünden çektim.
- İyiyim, merak etme Maviş.
- Yalan söylemen hoş değil Ayaz. O adam sana Bir şeyler anlattı bundan adım kadar eminim.
- Hiç bir şey gözünden kaçmıyor bakıyorumda. Merak etme sadece bir kaç tehtid etti. Ama şuan değerli birisi tarafından yere yatırıldı.
Hafif bir gülümseme ile başıma dikleştirdim. Ama o an birden nefesim kesilir gibi oldu. Etraf kararmaya başladı. Ayaz bana soran gözler ile bakarken, önüme doğru düştüğümü hatırlıyorum. Ayaz'ın eli tam o an belimi kavradı. Ama o da benden farksız değildi. Ayaz'ın eli belimde ikimizde yerde yatıyorduk. Şimdi her şeyi anlıyordum. Bize oyun oynamışlardı. Sandalyede bir şey vardı. Bir şey sürülmüştü. Ve sadece Ayaz'ı tehdit etmemişlerdi onada bir şey vermişlerdi. Ve şimdi ikimizde bu oyunun içine düşmüştük. Yalnızca birimiz bataklıktayken şimdi birimiz diğerini kurtarmak için o da bataklığa düşmüştük. Ama olsun... Sonuçta ikimizdik. Ayrılmamıştık, biz hâlâ yan yanaydık olsun...
Sonra karanlık olan taraflardan sesler geldi. Ama sesler boğuktu. Ne olduğunu bilmiyordum, ama iyi şeyler olmuyordu. Sonra bağırma sesleri duydum. Ses tanıdıktı. Gülme sesi, ama her şey çok boğuktu. Sonra gözlerim aralandı, bir yatakta yan dönmüş yatıyordum. Kalkmadan konuşulanları duyuyordum.
Ve o ses.
Kutay Kara'nın sesi.
- Ayaz, benim işim sadece sen ile değil. Benim işim Zambağımla ilgili de var.
- Ilgın ile böyle konuşmaya devam edersen seni bir dakika bile yaşatmam it ! Adamsan çıkar o parmaklıklardan beni lan !
- Ayaz, sakin ol. Ilgın'a âşık olduğunu bu kadar belli etme.
Tüm sakinliği ile konuşmaya devam ediyordu. Ama saçmalıyordu, Ayaz bana âşık olamazdı. Olmazdı değil mi ?
Yani kimse bana âşık olamazdı.
Bende kimseye âşık olabileceğimi düşünmüyorum.
Kimseyi bana âşık hayal edemiyorum.
Sonra kulağımda Ayaz'ın sesi yankılandı.
- Âşık olsam bile aşkımı içimde yaşarım. Ilgın beni hakkedemez çünkü.
Artık bu konuşmalara daha fazla dayanamadım. Ve yataktan doğrulmaya çalıştım.
Ayaz beni gördüğü an eli parmaklıklardan çekti ve yanıma koştu.
Gözlerindeki endişeyi,korkuyu görebiliyordum.
Benim için endişeleniyordu.
Ayaz Günay benim için endişelenmişti.
Ayaz kalkmam için elimi kavradı.
Yorgun gözler ile Ayaz'a baktım.
Ama o benden daha yorgundu, gözleri çökmüştü.
Sonra etrafıma bakındım.
Ama işler iyi değildi.
Hemde hiç iyi değildi.
Çünkü biz bir hapisaneydik.
Parmaklıkların ardındaydık.
Buradan çıkış yok gibiydi.
Ve parmaklıkların ardında Kutay Kara vardı.
Bize gülümseyerek bakıyordu.
- İki âşık polisimiz, parmaklıkların arkasında kalmış. Çok üzüldüm.
- Biz âşık filan değiliz. Bunu bil öncelikle.
Bunu dediğim anda Ayaz'ın yüzünde bir şeyler hissetmeye çalıştım. Ama ilk defa yüzünden bir şey anlamıyordum.
Sonra Ayaz çöktüğü yerden yanımıza geldi.
Bizim olduğumuz hapishanenin dışında ayrıyetten korumalarda vardı. Buradan çıkmamız imkansızdı.
Ama bir şeyler yapabilirdim.
Sadece biraz zaman lazımdı.
- Ben Kutay Kara ve ömrününüz sonu benim ellerimden olacak. Bunu bilin. Şimdi burada ne yaparsanız yapın.
Dedi ve uzaklaştı. Merdivenlerden yukarı çıktı ve ikimiz kaldık.
O an gözümden bir yaş aktı.
Ayaz beni hemen fark etti, ve beni kolları ile sardı.
Ve mırıldandı.
- Her şey iyi olacak. Söz veriyorum. Ve ben sözlerimi tutarım biliyorsun.
Göz yaşları içinde mırıldandım.
- Biliyorum Ayaz. Ve tek değilsin sana yardım edeceğim. Söz veriyorum.
Şimdi ikimiz bir hapishanenin içinde birbirimize sarılmıştık. Ağlıyordum. Ama aklımı bir soru kemiriyordu.
Ayaz gerçekten bana âşık olabilir miydi ?
Ama şuan bunları değil. Bu hapishaneden kaçış yolu düşünmeliydim.
Zaten ruhlarımız hapisaneydi.
Şimdi tek fark artık hem ruhlarımız,
Hemde bedenlerimiz hapisdeydi.
Ve emin olun, sizi bu hapishaneden çıkaracak birini elbet bulacaksınız.
Ben çoktan bulmuştum.
Şimdi onun tarafından kurtarılmayı bekliyordum.
-BÖLÜM SONU-
YAZAR NOTUUU!!!!:
Selaaammmlaaaarrr okurrrrlaaaaaaaaar !
Bugün bölüm gecikti kusura bakmayın.
Veee bu bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz acaaayiipp merak ediyorum. Umarım beğenirsiniz, yorumlarınızı ben ile paylaşırsanız sevinirim. Ve eleştirilerinize SAYGI ÇERÇEVESİ İLE açığım. Bu arada dostum kitap yazıyor destek olursanız sevinirim. İsmi "Vazgeçişin ötesi"
Şimdilik kaçıyorum. Kendinize çooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooook iyi bakın Allah'a emanet olun haftaya salı günü saat 20.00'da görüşmek üzeree BAYBAYINNNNN OKURLAAAARR.
