10. bölüm / 24
Gizli Görev9. Korkuyorum
Bölümler 24Şu an: 9. Korkuyorum
- 1 0. Önizleme101 kelime
- 2 1. Bilinmezlik4.203 kelime
- 3 2. Kapkaççı3.297 kelime
- 4 3. Düğün Part I3.348 kelime
- 5 4. Düğün Part II3.975 kelime
- 6 5. Geçmiş4.306 kelime
- 7 6. Matruşka4.224 kelime
- 8 7. Thanos3.736 kelime
- 9 8. Baskın Basılanındır3.700 kelime
- 10 9. Korkuyorum4.046 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 10. Sorgun Sual4.019 kelime
- 12 11. Iron Man8.227 kelime
- 13 12. Anahtar Sensin6.000 kelime
- 14 13. Bende Seni Seviyorum4.407 kelime
- 15 14. Kambersiz Düğün Olmaz10.218 kelime
- 16 15. Kaçırıldı5.297 kelime
- 17 16. Elli Yaşlarına Yakın4.815 kelime
- 18 17. Söz Veriyorum Anne5.626 kelime
- 19 18. Benimle Evlenir Misin?3.737 kelime
- 20 19. Yanlış Yöne Atılan Adımlar7.872 kelime
- 21 20. Ömer'e Sor8.254 kelime
- 22 21. Gizli Görev8.277 kelime
- 23 22. Sezon Finali Part I4.486 kelime
- 24 23. Tepetaklak Sezon Finali Part II5.910 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
‘’Operasyona bebeğim. Hazırlıklı ol. Yarın soruşturmaya götürüleceksin.’’
Kapanan telefon ile yaşadığım şaşkınlık artarken yanımdaki boş olan koltuğa oturdum. Etrafımdakilerin bakışlarını üzerimde hissediyordum ama şu an hiçbirine dönüp bakacak gücüm yoktu. Zihnim tamamıyla error vermişti. Balatalarımın bu sefer kesinlikle yandığını hissediyordum.
Annemden ciddi anlamda böyle bir atak beklemiyordum. Tamam bir şeyler yaptığını, yapmasa bile planlardan haberi olduğunu az çok tahmin ediyordum ama bu değil, böyle bir şey yapabileceği aklımın ucundan dahi geçmemişti.
Bulmalarını istediğim dosyayı aldılar demek: görüp almaları için ortaya bıraktım onlarda aldı demek oluyordu, bunun bana göre başka açıklaması yoktu.
Peki bu hep böyle mi olacaktı? Bir yola çıktık, işi sonuna kadar götüreceğiz diyoruz ama işi böyle mi götüreceğiz?
Hadi ama bizim de bazı şeylerden haberdar olmamız gerekmez mi? Bir şeyleri öğrenmek için bir olay mı yaşamamız gerekiyor? Karşımızdaki insanların konuşması için, hoş konuştukları zamanda kendi istedikleri kadarını anlattıkları için tam anlamıyla anlamıyoruz ya. Robot niyetine sanırım kullanılacağız. Bunu yap, bunu yapma. Oraya git, buraya gitme.
Titreyen ellerimi saçlarımın arasından geçirerek derin bir nefes aldım. Sakinleşmem şu an için mümkün değildi, gerçekten değildi. Bu iş böyle yürüyemezdi, bir tek bana mı saçma geliyordu olanlar, bizim dışımızda herkesin konuyla alakalı bir fikri var ama bizim hiçbir fikrimiz yok. Kimsenin aklına bizimle konuşmak gelmiyor ya da akıllarına gelse bile işlerine gelmiyor.
‘’Eslem, annem ne söyledi?’’
Bakışlarımı salondakilerin üzerinde tek tek gezdirip Yağmur’da sabitledim.
‘’Yarın soruşturmaya götürüleceğimi söyledi kardeşim. İstediği dosyanın alındığını söyledi. Hazırlıklı olmamı söyledi.’’
Yanıma oturup elini dizime koyarak sorduğu ‘’Sakin ol, dosyada ne varmış onu söyledi mi? Ya da neden seni götüreceklermiş?’’ sorularına cevabım yoktu.
‘’Bilmiyorum Yağmur, hiçbir şey söylemedi. Sadece bunları söyledi. İnan bende senin kadar şaşkın ve meraklıyım. Annemin amacı ne veya ne gibi planları var hiçbir bilgim ve fikrim yok. Bildiğim ve emin olduğum tek şey herkesin bizden bir şey sakladığı. Herkesin bildiği bir şeyler var ama kimse bunu bize söylemeye gereği duymuyor.’’
Ellerimi dizlerime koyarak öne doğru eğilirken ‘’Sizin konuyla alakalı bir fikriniz veya bildiğiniz bir şey var mı?’’ diyerek beylere yönelttiğim soru ile birbirlerine bakmaya başladılar. Aralarında sessizce geçen bakışmalar artık sinirlerimi daha çok bozuyordu. Bakışarak harcadığınız vakti bize bir şeyler anlatarak da harcayabilirsiniz.
Elimdeki telefonu koltuğa koyarak ayağa kalktım, benim hareketlenmem Hakan’ın telefonundan başını kaldırıp konuşmasına sebep oldu.
‘’Durumu öğrenmeye çalışacağım, benden önce öğrenirseniz dosyanın içeriği hakkında bana bilgi vermeyi unutmayın. Eslem olurda ben gelmeden önce götürülürsen ben gelene kadar kimseyle konuşma, sorulan soruları cevaplama, avukatını bekleyeceğini söyle. Ben avukatın olarak en kısa zamanda yanına geleceğim.’’
Hakan konuşmama fırsat vermeden ceketini aldığı gibi evden çıkıp giderken, avukatım olacağı konusunda söylediklerini sonraya bırakmaya karar verdim ve bakışlarımı bezgince diğerlerine odakladım.
‘’Cevabınızı duyamadım da tekrar sorayım madem, sizin konuyla alakalı bildiğiniz bir şeyler var mı?’’
‘’İnan dosya mevzusunu şimdi senden duyduk, aynı şekilde sorguya alınacağını da senin söylemen ile öğrendik. Beklemediğim yerden geldi sorular ve beklemediğimiz bir durum oldu şu anda. Gerçekten bu konuyla alakalı bilgimiz yok.’’
Sinan’ın açıklaması beni tatmin etmezken İlayda ‘’Belki babamlar ve annenin ortak planıdır?’’ sorusunu yöneltti.
‘’Annemi tekrardan arayıp, soralım.’’
Telefonu almak için uzanan Yağmur’un elini tutarak durmasını sağladım.
‘’Arama, bırak eve gelince anlatsın. Telefondan çok sağlıklı bir konuşma olacağını düşünmüyorum.’’
Ömer çalan telefonunu açmak için yanımızdan ayrılırken Erdem ve Sinan’da peşi sıra salondan çıkarak mutfağa geçtiler.
‘’Sorguda ne yapacaksın Eslem?’’
İlayda’nın sorusuna omuz silkerken ‘’Bilmiyorum.’’ Demeyi ihmal etmedim.
Gerçekten bilmiyordum çünkü, geçiştirmek için söylememiştim. Lanet olsun ki hiçbir fikrimde yoktu. Dosyanın içeriğini öğrensek ona göre de az çok fikir sahibi olabileceğimizi düşünüyorum ama içeriği öğrenmek sorguda ne gibi katkı sağlar onu bilemiyorum.
Şu an sorgudan ziyade dosyanın içeriğine de değil akıl sağlığıma daha fazla önem veriyordum açıkçası. Zihnimdeki düşünceler nefes almama izin vermiyordu, kafamı dağıtmam lazımdı ve şu an en iyi dağıtma seansı odamı toplamaktı.
‘’Ben odamı toplayacağım. Kafamın dağılmasına ihtiyacım var.’’
Salondan çıkarak odama ilerlerken mutfaktan gelen konuşmalara dikkat kesilmedim. Her ne konuşup yapıyorlarsa devam edebilirlerdi, nasıl olsa sorsam da bana hiçbir şey söylemeyeceklerdi.
Odamın kapısında durarak içeriye göz gezdirmeye başladım. Çekmeceler ve dolabın kapakları açık bir vaziyetteyken, kıyafetlerin bir kısmı yerde, yatağında bir kısmının çarşafları sökülmüş vaziyetteydi. Masamın üzerindeki takılarım dağılmış, defter ve kalemlerim hezimete uğramış gözüküyorlardı. En içimi acıtan kısım ise paramı hiçse sayarak aldığım iç çamaşırlarımın intihar eder vaziyette çekmeceden aşağıya sarkmasıydı.
Kollarımı sıvayarak yatağın çarşaflarını komple söküp kapının önüne bıraktım, sonuç olarak kimin el değdirdiği belli değildi. Yeni çarşaflarımı yatağıma sererek intihar eden çamaşır çekmecemdekileri en son yıkamaya karar vererek güzelce ve özenli bir şekilde çekmeceye sıkıştırıp kapattım.
Banyoya giderek, çarşafları makineye attıktan sonra takılarımı temizlemek için kap alarak odama geri döndüm. Takılarımı düzgünce kaba koyarak masamın tozunu alıp eşyalarımı aynı düzende geri yerleştirdim. Dolabıma ilerleyerek rafta olup şekli şemaili bozulanları makineye atmak üzere ayıkladım. Annem bu hareketimi doğru bulmayarak kızacaktı ama ne yapayım elleri değdi bir kere, huy kaptım yıkanmadan giyinemem.
Kıyafet ayıklamam bitince çekmecelerimi düzenleyerek güneşliği çekip camı açtım. İçeri giren temiz havayla biraz olsun kendime gelebilmiştim, ya da yaptığım temizlikte işe yaramış olabilirdi. Gerçi daha süpürüp paspas yapmam lazımdı, onlardan geriye bir toz tanesi dahi kalsın istemiyordum.
Koridorda kimse görünmezken yatağımın yanına giderek çamaşır çekmecemi geri açtım ve hepsini boşaltıp çekmeceyi geri kapattım. Kıyafetlerimin arasına çamaşırları gizleyerek hızlı adımlarla banyoya ilerledim. Çamaşırlarımı ve kıyafetleri çarşafların rengine göre makine atarak çalıştırırken geriye kalanları kirli sepetine attım.
Ellerimi yıkayarak banyodan çıktığım esnada Yağmur elinde ayıkladığı kıyafetler ile banyoya ilerliyordu. Kucağına baktığımı fark edince ‘’Ne yapayım hepsine el sürmüşler yıkanmaları lazım.’’ diyerek banyoya girip hepsini kirli sepetine attı.
Tepkisi gülmeme yol açarken, annemde dahil olmak üzere hepimizin aynı özelliğe sahip olduğunu fark ettim. Büyük ihtimalle annemde odasını toplamaya gelince kıyafetlerini yıkamaya atacaktı.
Annemin odası…
Tabi ya! Annemin odasını anneme gerek kalmadan biz toplayabilirdik, hem ne kadar ihtimal olmasa da belki bizde karıştırma sonucu bir şeyler bulabilirdik.
Annemin odasına doğru ilerlediğim esnada kolumdan tutulmamla duraksadım.
‘’Aklından bile geçirme.’’
Yağmur’un ikazına göz devirerek ‘’Ne yani annemin odasını polisler karıştırabilir ama kızı olarak ben karıştıramam öyle mi?’’ diye sordum.
Sorumu haklı bulmuş olacak ki ‘’Mantıklı konuştun.’’ Diyerek kolumu bıraktı. Küçük odadan çıkan İlayda elinde tuttuğu bir iki kutuyu bize göstererek ‘’Yırtılmış bunlar, içindekileri diğer kutulara düzgünce yerleştirdim. Bunları atıyorum.’’ Dedi.
‘’Tamam.’’ Diyerek onu onaylarken balkondan çıkarak yanımıza gelen beyler ile dikkatimiz onlara yöneldi.
‘’Konuşmamız gerekiyor.’’
Ömer’in cümlesi üzerine hepimiz salona yöneldik.
Annemin odası biraz bekleyebilirdi.
İlayda elindeki kutuları kapının önüne bırakarak peşimizden gelirken üç koltuğa hep beraber oturduk. Ömer tekli koltuğa geçip otururken Erdem ve Sinan ikili koltuğa geçmişlerdi.
‘’Dosyanın içeriğini öğrendim.’’
Sessizliği bıçak gibi kesen şey Ömer’in bu sefer sesi değil cümlesi olmuştu.
Her zamanki gibi bakışlarıma odaklanıp konuşmaya başladı.
‘’Dosyada bir katın krokisi, birkaç resim ve kayıt belgeleri varmış. Krokide birkaç oda gösteriliyormuş sanırım, krokinin nereye ait olduğuna dair bir bilgi yokmuş. Resimlerde ise bir kapı varmış. İki kanatlı, siyah renkli, üzerinde altın yaldızlı kartal deseni olan bir kapı. Sana böyle bir kapı modeli tanıdık geliyor mu?’’
Kartal desenli, iki kanatlı bir kapı? Hayır.
‘’Hayır, tanıdık gelmiyor. Dosyanın benimle olan bağlantısı ne peki?’’
‘’Sorunu cevaplamadan önce Yağmur’a da sormak istiyorum. Tarif ettiğim tarzda bir kapı sana tanıdık geliyor mu?’’
‘’Maalesef öyle bir şey daha önce görmüş olsaydım hatırlardım diye düşünüyorum.’’
Sakalını kaşıyarak başını olumlu anlamda sallayan Ömer derin bir nefes alarak bana geri döndü.
‘’Senin bağlantın şöyle, kayıt belgelerinden birinde senin ismin geçiyormuş. Belgenin dosyada bulunmasından sebep krokisi olan yerle alakalı bilgin veya bağlantın olup olmadığını öğrenmek için seni sorguya alacaklar.’’
Önüme gelen saçımı kulağımın arkasına geri atarken dudaklarımı ıslatarak ‘’Belgeler neyle alakalı?’’ diye sordum.
‘’Bir tane senet, bir tane araç plakası ve bir tanede arsa tapusu var, tapu senin üzerine kayıtlı. Arsa konum olarak Celaliye’de. Böyle bir arsanın varlığından haberiniz var mı?’’
Yağmur ile olumsuz anlamda kafamızı sallarken Ömer konuşmasına devam etti.
‘’Büyük ihtimalle seni arsanın olduğu yere de götüreceklerdir. Önce sorgun olur ardından yer bakmaya gidersiniz. Arsanın üzerinde herhangi bir şey yok, sadece çalı çırpı. Tabi bu onları durdurmaz muhakkak kazı çalışması yaparak arsanın altını üstüne getirirler.’’
Zihnimde dönen arsa, tapu ve kroki kelimeleri hiçbir anlam ifade etmezken ‘’Bunları nereden öğrendin?’’ diye sordum.
‘’Babam ve birkaç kişiyle görüşme sağladık.’’
Ömer yerine Sinan cevap verirken bu sefer başımı olumlu anlamda sallayarak onları onayladım.
‘’Peki Eslem’in başı derde girecek mi? Hapse düşme gibi bir durumu var mı?’’
En başında dosyaya olan merak duygum yerini hızlı bir şekilde korkuya bırakırken, hapse düşme ihtimalim vücudumdaki tüm kanın çekilmesine sebep oldu.
‘’Hay t…’’
Yağmur’un ağzıma patlatan eliyle kendime gelirken dudağımı silerek ‘’Tüküreyim diyecektim Yağmur.’’ Diye cırladım. Utançtan kızaran yanaklarım salondakilerin gülme sesiyle artışa geçmişti.
‘’Girmeyecek, öyle bir durum söz konusu bile değil.’’
Ömer’in kendinden emin konuşarak Yağmur’u cevaplaması içimdeki korkuyu bir nebzede olsa azaltmıştı.
‘’Unuttun galiba, babam hâlâ Emniyet Müdürü. Herkesi gerekirse delik deşik eder yine de senin hapse düşmene müsaade etmez.’’
Sinan’ın gülerek kurduğu cümle hepimizi gülümsetirken, ortamı yumuşatmaya yetmişti.
‘’Hem Hakan seninle olacak, dün yaşanılanlar üzerine ona karşı cephe almış olabilirsin ki seni yargılamam dün olanlardan sebep bu en doğal hakkın ama işinde gerçekten çok iyi. İçin bu konuda rahat olabilir.’’
Erdem’in Hakan için olan yorumu üzerine İlayda birkaç destek cümlesi kurarken sessiz kaldım. Evet dün birkaç olay yaşamış olabilirdik ama bu sabah gazetecilerin karşısında nasıl konuşup savunma yaptığına da şahit olmuştum. Şimdi yiğidi öldür hakkını yeme.
‘’Arsa konusuna kafam takıldı. Madem senin üzerinde bir arsa vardı bunu nasıl fark etmedik? Sonuçta E-Devlet sistemini kullanıyoruz ve babamın vefatından sonra üzerimizde olan arsa veya mülklerin hepsine bakılıp kontrol sağlanmıştı. Bu tapunun şimdi ortaya çıkması şaşırtıcı.’’
‘’Evet, Yağmur haklı. O zaman her şeyin kontrolü yapılmıştı. Şimdi nasıl çıkabiliyor böyle bir tapu?’’
‘’Şöyle ki olay resmiyette gözükmüyor. İşin tuhaf kısmı orası. Kâğıt üzerinde arsa Eslem’in üzerine kayıtlı, resmiyette devletin üzerine gözüküyor.’’
Ömer’in söyledikleri zihnimi daha beter bulandırmıştı.
‘’Ay bu ne böyle ya, söylediğiniz her şey açıklığa kavuşması gerekirken daha çok bilinmezliğe gidiyor.’’
İlayda iç sesimi dışarı yansıtırken gülmeye başladım. Sanırım her seferinde böyle olacaktı, her yeni bilgi peşinde bir sürü belirsizliği getirecekti.
‘’Karıcığım senin böyle şeylere kafa yormana gerek yok. Sen evliliğimize odaklan yeter, farkındaysan hâlâ evliliğimizin canım cicim aylarındayız. Dün burada kaldın ama bu akşam evimize gidiyoruz.’’
‘’Ya Sinan canımına cicimine şimdi bir şey derdim. Koyun can derdinde Sinan et derdinde.’’
‘’Etim sensen koyunda olurum kasapta.’’
Sırıtan Sinan yüzünün ortasına İlayda tarafından atılan yastığı yerken, ikisinin bu halleri dışarıdan bakıldığında hayli komikti.
‘’Sinan haklı, yeni evlileri uğurlama vakti. Haydi evinize defolun.’’
İlayda’yı kolundan tutarak kaldıran Yağmur aynı şekil Sinan’ı da oturduğu yerden kaldırmaya çalıştı.
‘’Ayıp, ayıp. Asude teyzem böyle mi öğretti sana. Hayırsız. Yeni evlendik dediysek karım ile beni sokağa at demedik herhalde.’’
Yağmur’un elinden kurtulan Sinan kendi başına ayağa kalkarak karısının elini tutup bize dönerek ‘’İstenmediğimiz yerde durmayız, yürü karım.’’ Dedi.
İlayda onun hareketlenmesi ile olduğu yerde dururken ‘’İyi olacak mısınız? Kalalım biraz daha?’’ diye sorarak bize bakarken ‘’Gerek yok, zaten dün gece ve bugün neredeyse bütün gün bizimleydin. Kocanı al ve git. Bir şey olursa haberleşiriz zaten.’’ Dedim.
‘’Biz zaten buradayız. Hakan gelecek, hem Asude teyzede o zamana kadar gelir. Hep beraber konuşur yarının programını ayarlar, sizinle de haberleşiriz. Aklınız geride kalmasın.’’
Biz zaten buradayız.
Aptal kalbim kendini yeni bir koşu yarışının içinde bulurken kapıya yönelen İlayda ve Sinan’ın peşlerinden ilerleyerek sırasıyla sarılıp onları yolcu ettikten sonra gözüm koridordaki saate takıldı.
17:55
Zamanın hangi ara bu kadar geçtiğini anlamazken, bittiğini işaret ederek ses çıkartan makineden çamaşırları çıkarmak için banyoya yönelerek salona geçmeyip koridorda duran Ömer’i tek başına bıraktım. Zaten kalbim kendine gelememişken karşı karşıya kalmanın lüzumu yoktu. Çamaşırları sepete koyarken iç çamaşırlarımı ayıklayarak makineye geri koyarken diğerlerini asmak için balkona ilerledim. Yağmur salonda annemle görüşme yapıyordu. Balkonda sigara içen Erdem beni gördüğü gibi sigarasını söndürecekken ‘’İçmeye devam et, ben sonra gelirim.’’ Dedim. Beni dinlemeyerek sigarasını söndürürken ‘’Yağmur sorun olmaz içebilirsin deyince be..’’ diyerek yaptığı açıklamayı gülmem üzerine yarıda keserken ‘’Sorun yok Erdem, rahat olabilirsin. Yağmur tamam dediyse tamamdır, bana açıklama yapmana gerek yok.’’ Dedim.
Cümlem üzerine gergin duran omuzları rahatlarken, saçlarını düzelterek derin bir nefes aldı. Ciddi bir konuşma bizi bekliyordu anlaşılan.
‘’Benden ilk başlarda pek hazzetmedin biliyorum?’’
Cümleyi soru sorar gibi kurmasıyla elimdeki sepeti masanın üzerine koyarak sandalyeye oturdum.
‘’Hazzetmemek demeyelim de bir anda aşırı yakın davranmandan hoşlanmadım. Bu şekilde yaklaşan bir başkası da olsa aynı tepkiyi verirdim ama.’’
Soluğunu sesli bir şekilde dışarı bırakırken ‘’İnanır mısın bilmiyorum ama Yağmur’u gördüğüm an vuruldum. Ciddi anlamda şok oldum. Kalbime yayılan sıcaklığı nasıl tarif etmem gerekir bilmiyorum, o esnada bana ne oldu bilmiyorum ama göz göze her geldiğimizde kalbimin takla attığını biliyorum.’’
Göz göze her geldiğimizde kalbimin takla attığını biliyorum.
Boğazımı temizleyerek ‘’Neden takla atıyormuş peki kalbin?’’ diye sordum. Aklımı Ömer’i her gördüğünde takla atmayı bırakın amuda kalkan kalbimden uzaklaştırmam lazımdı.
Gülümsemesi yüzüne yayılırken ‘’Bunu ilk sana söylemem haksızlık olur, o yüzden sıranı beklemen lazım.’’ dedi. Oturduğu yerde dikleşerek boğazını temizlerken konuşmasının devam edeceğini anladım.
‘’Şöyle bir sorunumuz var, mesaj kısmında kardeşin ile oldukça güzel gidiyoruz ama canlı olarak beni görünce geriliyor gibi hissediyorum. Rahatsızlık mı veriyorum ona?’’
‘’Bu soruyu direk muhatabına sormalısın ama şu kadarını söyleyerek seni rahatlatabilirim öyle bir durum olsa zaten Yağmur bunu sana dile getirirdi.’’
Başını sallayarak beni onaylarken gözleri bahçede bir noktaya takıldı ve sanırım zihnide o esnadan itibaren bulunduğumuz ortamla ilişkisini kesmişti. Kapıda hissettiğim hareketlilik ile bakışlarım kapıya kayarken çatık kaşlı Yağmur ile karşılaşmam bir oldu.
Ellerimi dizlerime vurarak ayağa kalkarken, çamaşırları şu an asamayacağımı fark etmiştim. Benim ayağa kalkmam Erdem’in daldığı düşüncelerden sıyrılarak Yağmur’u fark etmesine sebep olmuştu. Birbirlerine attıkları kaçamak bakışları sonlandırmak adına kalktığım yere Yağmur’un oturmasını sağlayarak ‘’Akşam yemeği hazır olana kadar konuşun, sofrayı hazırlamama yardım etmek zorundasınız ona göre.’’ Dedim.
Kafalarını ne kadar olumlu anlamda sallasalar da beni anladıklarını çok düşünmüyordum açıkçası. Derin bir nefes alarak balkondan çıkıp kapıyı arkamdan kapattım. Yeni telefonumun zil sesi evin içerisinde yankılanırken sesi takip ederek salonda koltuğun üzerinde olan telefonumu buldum.
Hasan amca arıyordu.
‘’Efendim Hasan amca?’’
‘’Evde misin kızım?’’
‘’Evdeyim Hasan amca. Neden ki?’’
Aldığı derin nefes ve verdiği soluğu gelecek olan haberin pek de iyi olmadığının bir işaretiydi.
‘’Bu geceden emniyete alınabilirsin, akşam saat yediden sonra kapıların kilitlerini kontrol etmeyi unutma. Bir saat içerisinde her yeri güzelce kilitlediğinden ve kolay açılmayacağından emin ol, evi Hayalet Casper bassın istemeyiz. Öyle değil mi?’’
Sonlara doğru gülümsemesi içimi rahatlatmak yerine daha beter ürkmeme sebep olmuştu. Bu gece alınabilecek olmam ayrı bir mevzuyken kilit ve hayalet kelimelerinden ne anlamam gerektiğini bilmi…
Zihnimde yanan ışık ile yüzüme yayılacak olan gülümsemeyi bastırdım.
‘’Tamam, güzel kilitlerim.’’
‘’Aferin kızıma. Annen ve Yağmur bize geçecekler. Sen de tek olmayacaksın, sakın korkma.’’
‘’Tamam Hasan amca, teşekkür ederim.’’
‘’Rica ederim kızım, hayırlı akşamlar.’’
‘’Hayırlı akşamlar.’’
Telefonu kapatarak koltuğa geri koyarken aldığım karizmatik koku ile salonda yalnız olmadığımın farkına vardım.
Karizmatik koku ne Eslem ya? Salak mısın kızım? Alnıma hayali bir tokat atarken derin nefes almamaya dikkat ederek arkama döndüm. Ömer çatılı kaşları ile bana bakarken olası bir sorudan kaçmak adına konuşarak kapıya ilerledim.
‘’Ben yemekleri ısıtayım, saat baya geç oldu acıktık büyük ihtimalle. Doymak lazım.’’
Yanından geçmek istediğim esnada kolunu uzatarak önümü keserken sorgulayan bakışlarım yüzüne odaklandı. Bakışlarımız ne kadar birbirinde tutuklu kaldı bilmiyorum ama ilk pes eden her zamanki gibi ben oldum.
‘’Az önce kiminle konuştuğunu sorabilir miyim?’’
‘’Hayır, soramazsın.’’
Cevabıma karşılık olarak aldığım kıkırtı tükürüğümde boğulmama yetecekti. Cin çarpmışa dönen zihnimin iyi bir dayağa ihtiyacı vardı. Farz olmuştu hatta.
‘’Geçebilir miyim ben?’’
‘’Kaç bakalım.’’ Kolunu çekerek kurduğu cümleyi yanlış anladığımı düşünerek ‘’Efendim?’’ diye sordum.
Dişlerini göstererek gülümsemesi ilk defa sinirlerimi bozmuştu.
‘’Diyorum ki kaç bakalım.’’
Çatılan kaşlarıma, yumruk olan ellerim eşlik ederken ‘’Ne kaçacağım be!’’ diye cırladım. Evet bildiğiniz cırladım.
Sinirimin yerini utanç dalgası alırken salondan çıkarak mutfağa ilerledim. Yemekleri dolaptan çıkartarak ısınması için ocağa koyarken söylenmeye devam ediyorum ama bu durum sinirlerimin yatışmasından ziyade artmasına sebep oluyordu.
Kaç bokolom.
Hah!
‘’İçinde verdiğin savaşı benimle de yapabilirsin.’’
‘’Ay!’’
Elimdeki tahta kaşık gürültüyle yere düşerken attığım çığlık Ömer’i korkutmuşa benziyordu.
Elimi kalbimin üstüne koyarak ‘’Tü bismillah üstüme olsun.’’ Derken anlamsız bakışlar atmasını göz ardı ederek yere düşen kaşığı lavabonun içine fırlattım.
‘’Korktun?’’
Soru sorar gibi gözlerime bakmasıyla ‘’Yok sana özel karşılama seremonisi yapıyordum anlamadın mı?’’ Diye sordum.
‘’Özür dilerim. Amacım korkutmak değildi.’’
Özründeki samimiyet mahcup olmamı sağladı. Aklım dolu olmasa korkmayacaktım. Hoş aklımı dolduranda kendisiydi ama neyse.
Fokurdayan fasulye ile yeni kaşık alarak yemeği karıştırdım. Çorba ve pilavın altını kısarken ‘’Yardım edebileceğim bir şey var mı?’’ diye soran Ömer’i cevapsız bırakmamak adına ‘’Salata yapabilir misin?’’ diye sordum.
‘’Tabi.’’ Demesiyle malzemeleri çıkartarak yıkayıp önüne koydum. Doğradığı malzemeleri koyması için küçük bir kap çıkartırken domatesleri soymaya başlamıştı. Salataları soyarak ona yardımcı olurken kesme tahtasını vererek kıvırcığı yıkayarak önüne koydum.
Malzemeleri hızlıca doğrayıp kaba dökerken yağ ve tuzu ilave ettim. Kıvırcığı koyarak verdiğim kaşık ile karıştırmaya başladı. Salata tabağı çıkartıp önüne koyarken ‘’Özür dilerim.’’ Dedim. Anlamsız bakışları yüzümün her noktasında gezinirken ‘’Amacım seni terslemek değildi, sadece sadece..’’ ensemi ovuşturarak derin bir nefes aldım.
‘’Bütün bu olanlar çok fazla tamam mı? Beynim patlayacakmış gibi hissediyorum. Beni hayatıma bağlayan ipin gevşediğini değil koptuğunu uçurumdan aşağıya düşüyormuş gibi hissediyorum. İpim ne kadar uzun veya ne zaman yoluma çıkan bir kayaya çarpacağım, yolun sonunda sağ kalabilecek miyim bilmiyorum.’’
Salatayı tabağa dökerek kirlileri lavabonun içine koyarak yıkamaya başlarken sessizce onu izliyordum. Ceketini çıkarmış, kollarını dirseklerine kadar katlamıştı. Yıkadıklarını kenara koyarak dolap kapağına asılı olan havluyla ellerini kuruladı. Aldığı derin nefes şekilli olduğu belli olan göğsünü şişirirken bakışlarımı yüzüne çevirdim.
‘’Sana yara almayacağının sözünü veremem, alacaksın. Karşımızda olan insanların hiç şakası yok, bizim de hiç şakamız yok. Bu işin parmaklıklar arkasında biteceğini bekliyorsan bekleme. Sonu ölüm ile bitecek bir kanlı savaşa başlamak üzereyiz. Ortada dönen olay sadece Engin ile sınırlı değil. Bu savaşta ilk şehitte baban değil, son şehitte baban olmayacak.’’
‘’Yani sen bu işe başlarsak hepimizin ölme ihtimalinin olduğunu mu söylüyorsun?’’
Havaya kalkan sağ elinin parmakları gözümün önüne düşen saç tutamıma temas edince elin yumruk yaparak geri indirdi. Saçımı kulağımın arkasına atarak konuşmaya başlamasını bekledim ama o yan tarafımdan uzanarak ocakların altını kapattı. Cevap vermeyişi içimi huzursuz yapmaya devam ediyordu. Kolunu tutarak bütün dikkatini kendime çekerken bakışları kolunu tutan elime kaydı. Elimi geri çekerek etrafıma bakmaya başladım. Sanırım ona dokunmamdan rahatsız olmuştu.
Bu düşünce içimi dahada huzursuz etmeye yetmişti.
‘’Şey ben..’’
‘’Eslem.’’
Sorgulayıcı bakışlarım tekrardan ona dönerken ‘’Bizimle misiniz?’’ diye sordu.
‘’Sizinle olmama gibi ihtimalimiz var mı?’’
‘’Yok.’’
‘’Bize her şeyi anlatacak mısınız?’’
Kollarını göğsünde birleştirerek arkasında tezgâha kalçasını yaslayarak ‘’Bilmeniz gerektiği kadarını elbette anlatacağız.’’ Dedi.
‘’Bu bilmemiz gerektiği kadarına kim karar veriyor?’’
‘’Ben.’’
‘’Sen kimsin?’’
‘’Ömer Hamza Demirel.’’
Gözlerimi devirerek ‘’Of.’’ Dedim. Gerçekten benimle dalga mı geçiyordu?
‘’Sorduğum sorudaki asıl amacı anladığına eminim. Neden istediğim cevabı vermiyorsun?’’
‘’Hasan amcayla ne üzerine şifreleştiniz?’’
Konunun az önceki telefon konuşmasına gitmesiyle şaşkınlığımı gizleyemedim. Şu an konumuz bu muydu Allah aşkına?
‘’Şu an konumuz bu değil.’’
‘’Konumuz tam olarak bu Eslem Soylu. Ortak iş yapacaksak bir şey saklaman yasak.’’
‘’Dedi gizemli adam. Bu işlerin karşılıklı olması gerekiyor. Tek taraflı olacaksa ben yokum.’’
‘’Eslem, yapma. Ne kadar erken başlarsak o kadar iyi. Seni güvence altına almam lazım.’’
Dokunulmazlığına güvenme.
Sana zarar vermememiz söylendi.
‘’Neden herkes beni korumak istediğini söylüyor? Başım şimdiden belada mı?’’
Cümlem bulunduğu yerde diklenmesini sağlarken ‘’Kim sana ne söyledi?’’ diye sordu. Bakışları cevap bekler vaziyette üzerimde dolaşırken ‘’Eslem.’’ Diyerek konuşmamı beklediğini belirtti.
‘’Kapkaççılığın olduğu gün adamlar bana zarar vermemeleri konusunda emir almışlar, ayrıca Sergen’de düğün günü dokunulmazlığına güvenme dedi.’’
Kafasını sağa ve sola doğru esneterek ‘’Sergen’in pimini çekmem gerekirdi.’’ Dedi.
Mırıltısına karşılık vermeyip sessiz kaldım. Erdem ve Yağmur mutfağa girerek Ömer ve bana anlamsız bakışlar atarken kapının çalmasıyla mutfaktan çıkarak kapıya ilerledim. Arkamdan gelen adım seslerinin kime ait olduğunu vurgulamak istercesine önden gelen parfüm kokusuna lanet okuyarak kapıyı açtım.
Annem diş macunu reklamında oynayan ünlüler gibi sırıtarak bize bakarken Ömer’in ‘’Kapıya gelenin kim olduğunu görmen adına bir delik yapmışlar farkında mısın?’’ sorusunu duymamazlıktan geldim.
Annem ayakkabılarını çıkartarak içeri girdikten sonra kollarını boynuma dolayarak bana sarılırken sevincine ortak olamasam da sarılışına karşılık verdim.
Peşimden Yağmur’a sarılan annem erkeklerin elini öpmesiyle üstünü değiştirmek üzere odasına giderken, Ömer her zamanki gibi çalan telefonuyla şaşırtıcı hamle yaparak dışarı çıkıp konuşmaya başladı, Erdem’de onun arkasından çıkarak kapıyı kapatırken Yağmur ile baş başa kalmıştık.
‘’Gel hadi, çorbaları koyalım.’’
Yağmur’un uzattığı eli tutarak peşi sıra mutfağa ilerledim. Sessizlik içerisinde yemekleri koyduktan sonra gelenler ile de yemeğimizi sessiz bir şekilde yiyerek yine aynı sessizlik ile annemleri içeri yollayarak Yağmur’la mutfağı toplayarak salona geçeceğimiz esnada saatin 19:15 olmasıyla Yağmur’a lavaboya gideceğimi söyleyerek yanından ayrıldım.
Hasan amcanın verdiği görevi halletmem gerekiyordu.
Hayalet kelimesi bize Casper’ı, Casper ise bilgisayarı çağrıştırıyordu. Hasan amcayla kullandığımız şifrelerden yalnızca biriydi Casper.
Bilgisayarım şu an bende değildi ama Yağmur’un bilgisayarı hâlâ evdeydi. Yağmur’un odasına girerek kapıyı kilitledim ve dolabın içinden bilgisayarını alarak açma tuşuna bastım.
Hasan amca ne demişti? Kapıları kilitlediğinden emin ol.
Bilgisayarıma uzaktan bağlanarak şifre kurmamı istiyordu, nedenini sorgulayacak vaktim yoktu. Yap demişti ve yapacaktım. Açılan ekran ile programı açarak kendi bilgisayarıma bağlanmak için kodları girmeye başladım. Fazla ses çıkarmamaya özen göstererek klavyenin tuşlarına basarken heyecanlanmama engel olamamıştım. Kendi ekranımın açılmasıyla derin bir nefes alarak bilgisayarımda bulunan her klasöre birden fazla şifre koymaya başladım. Şifreleri elbette kırabilirlerdi ama bu onlara fazladan saatlere sebep olurdu, her şifreyi bir koda göre giriyordum.
Yaptığım işten memnun kalarak bağlantıyı kesip, Yağmur’un bilgisayarını temizledim. İşlemin tamamlanmasıyla bilgisayarı eski yerine koyarak, kapının kilini açıp odadan çıktım.
Isınan yanaklarımı yelleyerek salona giriş yaptığımda hepsi sessizce oturuyordu. Yağmur’un yanına geçerek otururken Ömer’in sorgulayıcı bakışlarından kaçarak sessizliğin daha fazla uzamasına müsaade etmemek adına konuya bodoslama daldım.
‘’Dosyanın nereden çıktığını anlatmayı düşünüyor musun anne?’’
‘’Elbette onu da konuşacağız ama şu an süremiz kısıtlı gece yarısı seni almaya gelecekler.’’
Gözüm salondaki saate kayarken akrep ve yelkovan sekizi gösteriyordu.
‘’O zaman anlatmaya hemen başlamalısın anne. Nezarethaneye düşmeden önce gerçekleri bilmemin önemli olduğunu düşünüyorum. Sonuçta haberim olmadan üzerime arsa verilmiş.’’
Kinayeli konuşmama kaş çatan anneme omuz silkerken Ömer ve Erdem burada olmasa ayağındaki terliği kafama atacağından emindim.
‘’Seni götürdüklerinde sorulan sorulara cevap verme, sessiz kalma hakkını kullan.’’
‘’Anne, orada ne yapmam gerektiğini sormadım sana dosyayı sordum. O kroki nerenin? Resimler nereye ait? Arsa? Plaka? Bunlar ne demek oluyor?’’
‘’Şu an değil Eslem. Geldikten sonra konuşacağız.’’
‘’İyi öyle olsun bakalım.’’
Yağmur dizimi sıkarak ‘’Sakin.’’ Diye fısıldadı. Başımı olumlu anlamda sallayarak sessiz kalmaya çalıştım.
‘’Emniyete gidince sorguna büyük ihtimalle Engin’de katılacak. Yarın arsaya bakmaya giderseniz yine aynı şekilde sakin olmanı istiyorum.’’
Annemin söylediklerine hiçbir tepki vermiyordum, vermem bir şeyi değiştirmeyecekti. Şu an oynamamı istiyorlardı bende oynuyordum.
‘’Hakan birazdan polisler ile gelir büyük ihtimalle.’’
Ömer’in konuşmasıyla Yağmur’un bacağımdaki eli sıkılaşırken elimi elinin üstüne koyarak parmaklarını tek tek çözdüm. Oturduğum yerden kalkarak odama gittim, balkonda asılmayı bekleyen çamaşırlar aklıma gelince hızlıca balkona çıkıp çamaşırları astım. Neyse ki kurumamışlardı ve inşallah kokmazlardı.
Sepeti banyoya koyarak makinenin içindeki çamaşırlarımı alarak odama geçtim. Çamaşırlarımı güzelce odamdaki askıya asarak üzerime rahat bir eşofman takımı giyindim. Saçlarımı topuz yaparak, odadan çıktım.
Tekrar salona döndüğümde bakışlarını üzerimde gezdiren ahali ile boğazımı temizleyerek yerime oturdum.
‘’Bir şey olmayacak değil mi? Eslem gittiği gibi geri gelecek. Korkmamıza gerek yok değil mi?’’
‘’Olmayacak kızım, neden olsun. Suçu yok, ortada şu an bir suçlu bile yok.’’
Annemin cevabı Yağmur’u tatmin etmezken Ömer’in ‘’Bir şey olmasına izin vermeyeceğim. Korkmanıza gerek yok. Gittiği gibi geri gelecek söz veriyorum.’’ Demesi bir tek Yağmur’u değil beni de sakinleştirmişti.
Çalan zil sesiyle benim haricimde herkes ayağa kalkarken annem önde Erdem hemen arkasından kapıya ilerlediler. Derin bir nefes alarak ayağa kalktığım esnada ‘’Üzerine hırka al, olurda 48 saat kalmanı isterlerse üşüme.’’ Diyen Ömer’e kafamı sallayarak ‘’Tamam.’’ Dedim. Odama giderek aldığım hırkayla hemen geri çıkarken polisler adımı zikrederek prosedürü annemlere okuyorlardı.
Hırkamı giyinerek kapıya yaklaştım, Hakan arkadan gelerek polis memurunun yanındaki yerini alırken ‘’Memur Bey müvekkilim ile hemen arkanızdan sizleri takip ediyor olacağız.’’ Dedi.
İtiraz eden polis memuruna Ömer ‘’Bende arabada olacağım zorluk çıkarmayalım memur bey.’’ Dedi.
Ömer’in gücü neydi bilmiyorum ama konuştuğu zaman hayır cevabı almıyordu.
Yağmur ve anneme sarılarak ayakkabılarımı giyinip evden çıktım. Hakan’ın arabasında ben arkaya geçerken Ömer öne geçmek yerine diğer taraftan binerek yanıma gelmişti.
Araba hareketlenip önümüzde ve arkamızda bulunan polis arabalarıyla emniyete doğru hareket etmeye başladık. Hakan her şeyi ayarladığını benim konuşmama bile gerek kalmayacağını sadece yalan makinesine bağlanırsam doğruları söylememi istedi.
Doğru dediği şey zaten bana göre belirsizlikti. Hiçbir şey bilmediğim için yalan söylememede gerek yoktu.
Annemin evdeyken neden gelince konuşacağız dediğini anlamıştım, yalan makinesine bağlanma durumum vardı ve o bu durumu riske atmamı istememişti.
‘’Eslem.’’
Ömer’in ismimi seslenmesiyle kendimi sola doğru döndürerek gözlerine bakmaya başladım.
‘’Nasıl hissediyorsun?’’
Sorduğu soruya karşılık düşünmeye başladım. Nasıl hissediyordum? Sanki boşluktaydım ve duygularım alınmıştı. Hiçbir şey hissetmiyordum.
‘’Hiçbir şey hissetmiyorum.’’
‘’Korkuyor musun?’’
‘’Korkmama gerek olmadığını söylemiştin, o yüzden korkmuyorum.’’
Yorumum her ne kadar yüzünde gülümsemeye sebep olsa da eksik olan bir şeyler vardı. Mutluluğu güzel gözlerine ulaşmıyor sadece dudağının kenarında asılı kalıyordu.
‘’Ben korkuyorum.’’
İtirafı karşısında kendimi camide ayakkabısı çalınmış çocuk gibi hissettim, ayakkabım olmadan eve gidemezdim, Ömer korkarsa oradan çıkamazdım.
Bakışlarım bakışlarına takılı kalırken fısıltısı sessiz olan arabada kulağıma ulaşmış, amuda kalkan kalbime takla attırmaya kalkmamış ameliyata başlamıştı.
‘’Bu kadar sene sonra seni bulmuşken, tekrardan kaybetmekten çok korkuyorum.’’
Bölüm etkileşimi
