11. bölüm / 24
Gizli Görev10. Sorgun Sual
Bölümler 24Şu an: 10. Sorgun Sual
- 1 0. Önizleme101 kelime
- 2 1. Bilinmezlik4.203 kelime
- 3 2. Kapkaççı3.297 kelime
- 4 3. Düğün Part I3.348 kelime
- 5 4. Düğün Part II3.975 kelime
- 6 5. Geçmiş4.306 kelime
- 7 6. Matruşka4.224 kelime
- 8 7. Thanos3.736 kelime
- 9 8. Baskın Basılanındır3.700 kelime
- 10 9. Korkuyorum4.046 kelime
- 11 10. Sorgun Sual4.019 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 11. Iron Man8.227 kelime
- 13 12. Anahtar Sensin6.000 kelime
- 14 13. Bende Seni Seviyorum4.407 kelime
- 15 14. Kambersiz Düğün Olmaz10.218 kelime
- 16 15. Kaçırıldı5.297 kelime
- 17 16. Elli Yaşlarına Yakın4.815 kelime
- 18 17. Söz Veriyorum Anne5.626 kelime
- 19 18. Benimle Evlenir Misin?3.737 kelime
- 20 19. Yanlış Yöne Atılan Adımlar7.872 kelime
- 21 20. Ömer'e Sor8.254 kelime
- 22 21. Gizli Görev8.277 kelime
- 23 22. Sezon Finali Part I4.486 kelime
- 24 23. Tepetaklak Sezon Finali Part II5.910 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
‘’Bu kadar sene sonra seni bulmuşken, tekrardan kaybetmekten çok korkuyorum.’’
Bakışlarımı Ömer’den çekerken dikiz aynasında Hakan ile göz göze gelmiştik. Gözlerimi cama çevirerek dışarıya odaklanmaya çalıştım. Kalbimin ritmini hissetmek isteyen sağ elimi sol elimle kavrarken, nefeslerimi düzenli tutmaya çalışıyordum.
Şu an birçok duyguyu bir anda hissediyordum ve bunların arasında korku kesinlikle yer almıyordu.
Heyecan, mutluluk, sevinç, sempati ve sakinlik, özellikle sakinlik. Kalbim her ne kadar aşırı heyecandan ötürü yerinden çıkacakmış gibi atsa da ruhum bu kelimeleri Ömer’den duymasından ötürü sakinleşmişti.
Seni bulmuşken kaybetmekten korkuyorum demişti.
Arabanın durmasıyla geldiğimizi anlarken, zihnimin berraklığı içime huzur veriyordu. Kapıyı açacağım esnada hırkamın ucundan çekilmem ile duraksadım. Hırkamı tutan elin sahibiyle göz göze gelmeye henüz hazır değildim. O kelimelerin etkisi hâlâ üzerimdeydi ve uzun bir müddet daha üzerimde olacaktı.
‘’Sadece Hakan’a uy. Makineye bağlandığında ise doğruları söyle, ne olursa olsun. Ben hemen dışarıda bir duvar arkanda bekliyor olacağım. Sakın korkma.’’
Başımı olumlu anlamda sallayarak, arabadan indim. Polis memurlarının yanı sıra kapıda bekleyen Hasan amca ile adımlarımı oraya yönlendirdim. Açtığı kollarının arasına girerek sarılışına karşılık verirken ‘’Aferin benim kızıma, harika iş çıkarmışsın.’’ Demesine karşılık sadece tebessüm ettim çünkü karıncalanan sırtım Ömer’in bütün odağının bende olduğunu kanıtlar nitelikteydi.
Hasan amcanın ve diğer memurların yönlendirmesi ile emniyete girerek asansörlere ilerledik. Ömer ve Hakan sessizce yanımızdaki yerlerini alırken asansörün yardımıyla üçüncü kata çıktık. Asansörün kapıları beklediğim gürültülü ortamın aksine sakin bir kata açılırken Engin ve Sergen’in hemen kapının karşısında beklemelerine karşılık ağzımdan kaçan kıkırtıya engel olamadım.
Bir davul ve zurnaları eksikti.
Benim gülüşüm Sergen’i sinir ederken Engin’i eğlendirmişe benziyordu. Duam sorgunun sonunda ikisinin de dumura uğraması yönündeydi. Allah’ım kabul et. Âmin.
Yönlendirmeler sonucunda bayan polisler ile boş bir odaya girerken üst araması yapacaklarını söylemeleri üzerine gözüm kapıya kaydı. Bayan memurlardan sarışın olan gülümseyerek ‘’Burası güvenli, sıkıntı yok.’’ Diyerek kapıyı kilitledi. Başımı sallamak dışında bir şey yapmazken esmer olan memur gelerek elindeki makineyi üzerimde gezdirmeye başladı, makineyle işi biten memurun yerine diğeri gelerek bacaklarımı omuz hizamda açmamı isterken isteğini yerine getirerek beklemeye başladım. Aşıra kaçmadan yaptığı aramanın sonrasında teşekkür ederek, küpelerimi ve kolyemi çıkartıp tokamı çözmemi istediler.
İsteklerini yerine getirip avuçlarına bıraktım. Küçük olan makineye sırasıyla küpe, kolye ve tokayı koyarak yaptıkları inceleme sonrası eşyalarımı bana geri vermişlerdi. Saç tokamın Ömer’de olmasının verdiği güven şu an da rahat olmamı sağlıyordu. Tokamın üzerimde olduğunu ve arama sırasında alındığını düşünmek bile midemi bulandırıyordu.
Aramanın bitmesiyle odadan çıkarak dışarıda bekleyen memurlar ile bir masa ve üç sandalyenin bulunduğu bir duvarın ful siyah cam ile kaplı olduğu başka bir odaya getirildim. Tek başına duran sandalye camın tam karşısında duracak şekilde konumlandırılmışken, yan yana duran iki sandalye cama arkası dönük şekildeydi.
Camın arkasında kimlerin olabileceğini sadece tahmin edebilirdim ki bu tahminim iki kişiyle sınırlıydı. Ömer ve Hasan amca.
Yan yana olan sandalyeye yöneleceğim esnada Engin’in oraya yönelmesiyle duraksadım. Kapıyı kapatarak içeriye giren Sergen’de sahibinin yanına otururken tekli sandalyenin bana kaldığını anlamıştım. Avukatım sanırım ayakta kalacaktı ama önce içeri alınması lazımdı.
Sanırım şu an alınmayacaktı.
‘’Otur!’’
Emir kipinden nefret ederdim tıpkı Engin’den nefret ettiğim gibi. Gözlerimi devirmeme engel olamazken camın olduğu tarafa bakış atarak sandalyeye oturdum. Bacak bacak üstüne atarak ellerimi üst tarafta kalan sol bacağımın üzerine koydum.
‘’Prosedürü okumadan başlıyorum.’’
Engin’in yüksek sesli ikazı karşılık almazken önünde duran dosyanın az çok hangi dosya olduğunu tahmin etmiştim.
Sergen önüne koyduğu kapaklı dosyanın kapağını açarak içerisinden çıkardığı kağıtların bir kısmını sahibine verirken bir kısmını kendisine aldı. İşi biten Sergen arkasına yaslanarak kollarını göğsünde bağlarken bakışlarım ikili arasında gidip geliyordu.
‘’Tam ismin?’’
Engin müsveddesinin kalem elinde sorduğu soruya karşılık sessiz kaldım. Ne demişlerdi sessiz kal ve avukatını iste.
‘’İsmini sordum ve ikiletilmekten hoşlanmam.’’
Ah! Canım! Ben seni öyle bir ikileteceğim ki bir daha karşı karşıya gelmeyeceğiz.
Soru dolu bakışları yavaştan değişmeye başlıyordu. Güzel, benim sessizliğimin hatta varlığımın bile onun sinirini bozuyor olması hoşuma gidiyordu.
‘’Bak, bu işi bir an önce bitirmek ister misin? Ben isterim o yüzden doğruları konuşup bitirelim şu işi.’’
Sergen’in uzun soluklu cümlesi karşısında yine sessiz kaldım. Ensesini ovuşturarak sesli bir soluğunu dışarı bırakan Engin ‘’Bu sadece formalite, adını, doğum tarihini ve diğer şeyleri söylemen yeterli sonra gerçek sorguya geçeceğiz.’’ Dedi.
Lafları bırakın güvence vermeyi kulağa doğru bile gelmiyordu. Derin bir nefes alarak kollarımı göğsümde birleştirdim. Yüzümde mimik oluşmaması için ekstra çaba harcıyordum. Şu an gülmek veya surat ekşitmek ya da göz devirmek pek hoş olmazdı.
‘’Peki zoru mu oynamak istiyorsun?’’
Dudaklarımı ıslatarak Engin’in bu sefer sorduğu soruyu cevaplamaya karar verdim. Önlerinde duran kâğıda avukatımı istiyorum yazarak sesimi çıkarmaz ve onları daha çok sinir edebilirdim ama bu sefer el yazımı direk olarak almış olurlardı ki bu tehlikeliydi o yüzden en temizi sanırım konuşmaktı.
‘’Avukatımı istiyorum.’’
Engin ‘’Hah’’ diyerek havlamaya yakın bir ses çıkartırken Sergen ‘’Avukat, öyle mi?’’ diye sordu. Bakışlarım ikisinin arasında dönerken kapı önce tıklatıldı, ardından açıldı. Hakan bütün boy, pos ve endam olarak içeriye elinde taşıdığı sandalye ile girerek yanıma geldi. Sandalyesi yanımdaki yerini alırken kapıyı kapatarak yanıma gelip oturdu.
‘’Az önce duyduğunuz gibi müvekkilim beni istedi. O yüzden buyurun komutanım. Sorularınızı alayım ama öncesinde benim bir sorum var. Siz polisliğe mi terfi ettiniz ya maşallah ne zaman polis görsek sizi de görüyoruz.’’
Hakan’ın sinir bozucu derecede olan kendinden emin tavrı benim de elbette sinirlerimi bozuyordu ama şu an aynı safta yarışan askerlerdik o yüzden onu desteklemem gerekirdi. Öyle de yaptım ve karşımdakilere güldüm.
Sergen’in havaya kalkan tek kaşı üzerimde gezerken Engin’in ‘’Soruları ben sorarım avukat.’’ Cümlesiyle bakışlarımı ona döndürdüm. Anlaşılan bu sorgu baya kapışmalı geçecekti.
‘’Ah! Pekâlâ o zaman. Müvekkilim Eslem Soylu. 14 Şubat 1996 doğumlu. Başka soruya geçelim.’’
Sergen, Hakan’ın söylediklerini önündeki kâğıdın gerekli yerlerine yazarken Engin dümdüz bakışları ile Hakan’a odaklanmış durumdaydı. Birkaç saniye süren bakışmanın ardından Engin bakışlarını bana çevirerek ‘’Bilgisayarında bulunan her klasörün neden birden fazla şifresi var?’’ diye sordu.
‘’Engin komutan, sonuçta o bilgisayara müvekkilimin kişisel eşyası ve istediği gibi şifre koyma hakkına sahiptir. İçerisinde herhangi bir şey bulduysanız onu konuşalım yoksa neden şifre koyduğu ya da koymadığı çok da sizi ilgilendiren bir mevzu değil.’’
‘’Bilgisayardaki her klasörde bu kadar şifre oluşu insanı meraklandırıyor. Saklamak istediğin bir şey mi var?’’
Saklamak istediğim hiçbir şey yoktu ve şifreleri hâlâ kıramamış olmaları gururumu okşamıştı.
‘’Komutanım yoksa şifreleri açamadınız ve yardım mı istiyorsunuz? Müvekkilimin bilgisayar mühendisi olduğunu unutmayalım, şifre koymayı seviyor demek ki o yüzden lütfen bilgisayarda herhangi bir şey bulmadıysanız başka soruya geçelim.’’
Aldığı derin nefes sinirlendiğinin göstergesi olurken ‘’Evde bulduğumuz dosyada çıkanlar hiç hoşumuza gitmedi.’’ Dedi.
Allah Allah bak sen şu işe.
‘’Öyle mi? Bulduğunuz şeyler bir senet, bir araç plakası ve bir arsa tapusu. Başka bir şey yok yanılıyor muyum?’’
Engin sıkılı dişleriyle ‘’Yanılmıyorsan avukat.’’ Derken Hakan’ın kafasını kopartmak ister gibi bakıyordu. Hakan çantasından çıkardığı dosyayı masaya koyarak içerisinden birkaç sayfa alarak masaya dizdi.
‘’Bakın bu araç plakasının satıldığı tarih ve alıcısı, bu kâğıtta ise senet kime neden verildi tarihiyle beraber gözüküyor ve arsaya sıra gelince kâğıt üzerinde göstermelik bir durum. Gerçekten arsa tapusu müvekkilimin üzerinde olmuş olsaydı Devlet üzerinde de öyle gözükürdü değil mi?’’
Hakan sağlam gelmişti valla helal olsun.
‘’Ayrıca, Rahmetli Harun Soylu’nun ölümüyle aile üyelerinin hepsinin sicili detaylıca incelenmişti. Müvekkilimin üzerinde kayıtlı bir arsa olması halinde belgeler o zamandan önünüze düşerdi. Şu an bulduğunuz belgenin bir hükmü yoktur.’’
Engin ve Sergen önlerine konulan kağıtları incelerken Hakan masanın altından yumruk yaptığı elini bana doğru uzattı, bu hareketi beni ne kadar şaşırtsa da onu geri çevirmeyerek elimi yumruk yaparak tokuşturdum.
‘’Bilgisayar çözülene kadar burada tutulacaksın, tek başına.’’
Engin’in kavga eder gibi konuşması hafif ürkmeme sebep olsa da bilgisayardaki klasörlerin şifrelerini en fazla üç saate kıracaklarını tahmin ediyordum.
‘’Kaç saate şifreleri çözerler? İsterseniz getirin müvekkilim açsın bütün şifreleri. Bizde beklememiş oluruz.’’
‘’Biz açınca haber veririz.’’
Engin masanın üzerindeki kağıtların hepsini alarak odadan çıkarken Sergen ‘’Evet, avukat dışarı.’’ Diyerek Hakan’a kapıyı gösterdi. Hakan başını sallayarak ayağa kalkarken bana dönerek ‘’En fazla üç saat sonra çıkıyoruz.’’ Dedi. Başımı sallayarak onu onayladıktan sonra beklemeden odadan çıktı. Hakan’ın gitmesiyle odada Sergen ile baş başa kaldık ki bu durumdan da Engin’den nefret ettiğim kadar nefret ettim.
‘’Baş başa kaldığımıza göre biraz sohbet edebiliriz.’’
Tek kaşımı kaldırarak ona bakmaya başladım. Az önce Engin tek başıma bekleyeceğimi söylerken gayet ciddiydi, peki köpeği neden hâlâ odadaydı?
Odanın köşesindeki kamerayı göstererek cebinden çıkardığı kumandayla ‘’Kapatıyorum onu.’’ Diyerek kapattı. Kumandayı masaya koyarak ayağa kalkarken Hakan’ın yanımda boş bıraktığı sandalyeye gelerek oturdu. Yakınlığı sinir bozucu derecede beni rahatsız ederken, sandalyemi yana kaydırdım.
Yaptığım hareketten hiç etkilenmeyerek sandalyemin altından tuttuğu gibi kendisine çekerken ayağımı iki sandalyenin arasına koyarak onun sandalyesine basıp buna engel oldum. Çektiği kuvvetin fazlalığı araya koyduğum ayağımın kuvvetine fazla gelirken ayağımın sıkışmasına engel olamadım. Ağzımdan kaçan çığlığa karşılık sandalyemi bırakarak ayağıma yönelen Sergen’i omzundan iterek bana dokunmasına engel oldum.
Sinirli olan bakışları bana odaklanmaya devam ederken sandalyemi gürültüyle geri iterek ayak bileğimi ovuşturdum. Sergen buradayken eşofmanımı yukarı çekerek oluşan hasarı tespit edecek değildim. Canımın acısı ilk zamana göre biraz daha hafiflerken ‘’Benden bu kadar mı tiksiniyorsun?’’ sorusuyla sessiz kaldım.
Bu hafif kalırdı, senden fazlasıyla tiksiniyorum.
‘’Düğünde Ömer seni kendisine çekerken keyfin gayet yerindeydi, aynı hareket benden gelince mi rahatsız oldun.’’
Her kelimesine karşılık sesi yükselirken ağzından tükürükler saçıyordu. Ne yani Ömer sandalyemi çekti diye aynı hakkı kendisinde de mi görüyordu?
‘’Konuşsana!’’
Sessizliğime karşılık siniri git gide artarken sırtını bana dönerek ellerini beline koydu. Sanırım sakinleşmeye çalışıyordu. Bileğimi döndürerek acının şiddetini hesaplamaya çalışırken aniden kolumdan tutulup kaldırılmamla neye uğradığımı şaşırdım.
Sırtım arkadaki duvara çarparken Sergen bileklerimden tutarak kollarımı sağ ve sol tarafımdan duvara yaslayıp kapana kısılmamı sağlamıştı.
‘’Söyle! Aranızda bir şey mi var?’’
Yüzüme yaklaşan yüzünden sebep kafamı yana çevirerek baskısından kurtulmaya çalıştım. Sarfettiğim efor çabasız kalırken duvara yaslı olan kollarımı kendisine çekerek tekrardan sertçe geri vurmasıyla canım acımıştı.
‘’Söyle dedim söyle. Ömer ile aranızda ne var!’’
Odanın kapısı şiddetle açılarak arkasındaki duvara çarparken Ömer’in odaya girmesinden ötürü şaşkınlık yaşan Sergen’in bu duygu karmaşıklığından faydalanarak kollarının arasından çıktım. Sergen’e doğru atılan Ömer yumruk yaptığı elini havaya kaldırıp Sergen’in çenesine geçirirken ağzımdan kaçan çığlıkla beraber avuç içlerimi ağzıma kapattım.
Ömer fazla sinirliydi, çok fazla.
Sergen aldığı darbe ile geriye doğru yalpalarken hemen silkelenip atak yapmaya geçti. Yaptığı atağı ustalıkla savuşturan Ömer karşı atak vereceği esnada önüne geçerek onu durdurdum. Havaya kalkan eli kıpırdamadan dururken bakışları beni yakaladı. O esnada biraz olsun rahatlayan gözleri yüzümün her bir santimini incelerken Sergen’in beni kolumdan tutarak arkaya çekmesiyle Ömer’in suratının eski halini alarak Sergen’e saldırması bir oldu. Arkamda duran duvara sırtım değerken içeriye giren Erdem ve Hakan Ömer ile Sergen’i ayırmaya çalışıyorlardı.
Engin ve Hasan amcanın odaya girmesiyle sakinleşen ortamda hasar tespiti yaparak iki tarafı da incelemeye başladım. Ömer’in hafif dağılan üstü dışında bir sıkıntısı yokken Sergen’in çenesine aldığı darbe sonucu morarma olacağı kesindi.
Hasan amca gözleri ile Ömer’i ikaz ederken Engin sözlü olarak etmeye başlamıştı.
‘’Bu yaptığın terbiyesizlikte ne demek oluyor Ömer Demirel?’’
Erdem’in tutuşundan silkelenerek kurtulan Ömer alnına düşen saçını eliyle geri atarak daha çok dağınık gözükmesini sağlarken derin bir nefes aldı.
‘’Odada kimse olmadan bekleyeceğini söylediğiniz Eslem’in yanında neden Sergen’in bulunduğunu ve az önce yaptıklarının ne demek olduğunu da konuşacaksak ben yaptıklarımı açıklamaya hazırım.’’
Engin’in bakışları Sergen’e dönerken durduğum yerden yavaş adımlar ile Hasan amcaya yaklaştım. Ayak bileğim her üstüne yüklendiğimde sızlıyordu. Büyük ihtimalle ağrısını bir hafta çekecektim.
‘’Az önce hiçbir şey olmadı. Açıklanacak bir durum yok.’’
Sergen’in cümlesini yeterli bulan Engin bakışlarını tekrar Ömer’e çevirdi.
‘’Dinliyorum.’’
Dudağının kenarını kaşıyarak gülümseyen Ömer, sevimliden ziyade avını parçalayacak aslan gibi duruyordu.
‘’Peki, o zaman kameradan görüntüleri izlemeye ne dersiniz?’’
Ah! Yanlış hamle Ömer Hamza Demirel. Sergen o kamerayı çoktan kapattı.
Sergen’in havaya kalkan kaşına bir tane çarpmak istiyordum. Yüzünü kaplayan bilmiş gülümsemesi midemi bulandırıyordu.
‘’Engin komutan çıkarken kamerayı kapatmamı emretti. Bende kapattım.’’
Yalancı. Kimse sana emir vermedi. Köpek. Puşt. Hıyar ağası.
İçimden Sergen’e söverken bu sefer gülen taraf Ömer oldu.
‘’Bende geri açtım. Erdem memur beylere rica eder misin? Görüntüleri izleyelim, izledikten sonra da ihtar yazalım. Hem bana hem Sergen’e.’’
Aklıma Ömer’in düğün günü Sergen’e hali hazırda bir ikazın var ikincinin olmasını istemişsin deyişi canlanırken Sergen’de bunu hatırlamış olacak ki sinirlenerek öne doğru bir adım attı. Engin onu durdurarak Ömer’e bakış atarken Hasan amca ‘’Görüntüleri izleyerek ikinizin ikazını bizzat yazacağımdan emin olabilirsiniz. ‘’dedi.
Önümde duran Ömer’in koluna cimcik atarken ‘’Karışmasan ne olacaktı sanki? Durduk yere ihtar aldın.’’ Demem üzerine Ömer gibi bende şok olurken böyle bir hareketi bilinçli yapmadığım kesindi.
Hayır gerçekten bilinçli yapmamıştım onu zihnimde tokatlıyordum yani şey zihnimde azarlıyordum. Hangi ara elim koluna gitti ve ona laf attım inanın bilmiyorum. Ömer’in yüzüne yayılan gülümseme tam anlamıyla sevimli kelimesinin görsel haliydi. Yaptığım hareketi o da benden beklememişti ama bu hoşuna gitmişti.
‘’Bileğine bakayım?’’
Elime uzanan Ömer’i geri püskürtmek adına hırkamı parmak uçlarıma kadar çekerek sandalyeme ilerleyip oturdum. Bakışlar tek tek bana dönerken arkama yaslanarak hepsinin odadan çıkmasını bekledim.
Hasan amca Engin ve Sergen’e çıkmaları için işaret yaparken Erdem ve Hakan’ın da çıkmasıyla Ömer’in koluna girerek onu dışarıya sürükledi. Evet baya sürükledi. Ömer küskün bir çocuk gibi odadan çıkarak kapıyı kapatırken kıkırtım gülmeye dönüşünce dudağımı ısırarak kendime hâkim olmaya çalıştım.
Ayaklarımı boştaki sandalyelerden birine uzatarak otursam sorun olurdu illaki. Üf. O kadar saat böyle oturmak zor olacaktı. Etrafta göz gezdirerek yerde oturmaya karar verdim. Yerin düzlüğü popomu ağrıtacaktı belki ama en azından ayaklarımı uzatarak oturabilirdim.
Ayağa kalkarak duvar dibine geçerken hırkamı çıkartarak güzelce katlayıp üzerine oturdum. Sırtımı ve başımı arkamdaki duvara yaslarken ayaklarımı uzatmış ve gözlerimi kapatarak kollarımı göğsümde kavuşturmuştum.
Tek başıma olduğuma göre, ortam sessiz olduğuna göre zihnimin içerisinde olayları gözden geçirebilirdim.
Ömer dosyada bulunanlar arasında kroki ve resimlerden bahsetmişti ama Hakan soru sorarken senet, plaka ve arsa tapusu dışında bir şey söylememiş karşı tarafta yalanlamamıştı. Karşılıklı olarak birbirlerine yalan söylemişlerdi ya da ne karşı tarafın ne kadar bilgi bildiğini test etmişlerdi. Bu adamlardan her şey beklenir gerçi.
Sonuç olarak senet, plaka ve arsa tapusu güzellikle savuşturulmuştu. Aklım hâlâ gösterilmeyen resim ve krokiye kayarken Ömer’lerin resimleri görüp görmediklerini merak ettim. Görse bile büyük ihtimalle bana söylemeyecek bizimle misin diye soracaktı. Hoş sizinleyim desem başka bir şey söyleyerek beni geçiştirirdi buna adım kadar eminim.
Aklımı kurcalayan bir diğer konu ise Hasan amcanın neden benden şifreleme yapmamı istediğiydi. Sonuçta klasörlere şifre koymam bana pahalıya patlamış sorgu saatimi uzatmıştı. Bunun açıklamasını deli gibi merak ederken büyük ihtimalle sorsam bunu da söylemezlerdi.
Nefesimi sesli bir şekilde bırakırken gözlerimi açtım. Analiz yapayım derken beynimi yakmaya başlamıştım. Bilinmezlik içinde boğuluyordum. Elimi her attığım çubuk kırık çıkıyor, kaleye çektiğim her şut kaleci tarafından tutuluyor gibiydi.
Oturuşumu bağdaş kurarak değiştirirken arsanın olduğu yere götürülüp götürülmeyeceğimi merak ettim. Bence götürülmezdim çünkü Hakan ispatlar ile çok güzel hepsini geçersiz saymıştı ama yalan makinesine bağlanma durumumu kestiremiyordum. Söz konusu Engin olunca kafasına eseni yapabiliyordu.
Zihnimden gelen Ömer seslerini duymamazlığa vererek Sergen’in az önceki yaptıklarına odaklanmaya çalıştım. Hayvan! Resmen canımı acıtmayı umursamadan beni duvara yapıştırmıştı. Ömer ile aramda bir şey olma düşüncesi bile onu ölesiye korkutup delirtirken gerçekten aramızda bir şey olsa kafasına sıkardı herhalde.
Aramızda bir şey olsa…
Ömer’le olmak. Nasıl olurdu acaba?
‘’Hay tüküreyim ya!’’
Ağzıma bir tane patlatarak başımı önüme eğdim. Gerçekten ama, onu düşünmek yasaktı, yasak olarak kalmalıydı lakin yasak olan şey daima cezbediciydi.
Şurada zihnimi tutan demirleri bıraksam yokuş aşağıya doğru freni patlamış Tofaş gibi giderdim yemin ederim.
Oy nenem.
Kafamı iki yana sallayarak düşünceleri kovalamaya çalışırken dışarıdan izleyen biri için kesinlikle deli olarak gözüküyordum. Ömer benim dengemi bozuyordu ya, sanırım bende onunkini bozuyordum. Bu düşünce yüzümde sinsi bir sırıtış oluşmasına sebep olurken tıklatılan kapı ile kendimi toparlayarak oturduğum yerde diklendim.
Kesin deli olduğumu düşüneceklerdi.
Açılan kapıdan Erdem görünerek içeri girerken elinde tuttuğu hırka ve minderi bana uzattı. Anlamsız bakışlarım ona yönelirken ‘’Hırkayı üzerine giyin, minderinde üzerine otur.’’ Açıklaması yaparken tatmin olmamıştım.
‘’Minderin üzerine oturunca hırkamı giyebilirim.’’
‘’Hayır giyinemezsin çünkü kirlendi.’’
Bilmiş şekilde konuşarak göz kırpmasına kanmadan ‘’Hırka kime ait? Herkesin hırkasını giyinemem.’’ Dedim. Yüzündeki sırıtış artarken hafifçe yaklaşarak ‘’Ömer’in.’’ Dedi. Bakışları her şeyi biliyorum naraları atarken neyi bildiğini sormayacaktım onun yerine sessiz kalarak minderi alıp, hırkamın üzerinden kalkarak mindere oturdum. Hırkamı silkelemeye başladığım esnadan elimden kaparak Ömer’e ait olduğunu söylediği hırkayı kucağıma bıraktı.
‘’Adiyos güzellik, esir olarak geçireceğin son bir saatin kaldı.’’ Diyerek odadan çıkıp kapıyı geri kapattı.
Hırkadan gelen koku bütün duyu organlarımı harekete geçirirken lanet okumamak adına salavata geldim. Allah’ım ben düşünmeyi kendime yasaklıyorum sen öteki kulunla hırkasını göndererek düşünmen lazım diyorsun. Ne günah işledim diye düşünmek yerine ne sevap işledim düşüncesi zihnime sızarken Ömer’in günah değil de sevap olduğuna tilkilerimle düşünerek oy çokluğuyla kabul etmiştik.
Nefesimi tutmaya çalışmam yetersiz olacaktı çünkü ellerimin üstünde duran hırkasından gelen koku unutmamak üzerine zihnime işlemişti. Ulan Ömer, Ulan Ömer.
Bir yandan isyan bayrağı çeken beynimin son kırıntıları bir tarafta halay çekmeye başlayan iç organlarım. Savaşın galibi tabi ki de iç organlarım olacaktı çünkü hırkayı giymek istiyordum. Kokusuyla sarmalanmak istiyordum. Bir erkeğin bu kadar güzel kokması haksızlıktı.
Bu zamana kadar hiçbir erkek kokusu Ömer’inki kadar dikkatimi çekmemişti. Büyük ihtimalle şu an da dikkatimi çekmesinin de ki en önemli faktör Ömer’di. Acaba benim kokumda ona güzel geliyor muydu? Hırkayı üzerime giymek benim kokumun da hırkaya karışması demekti. Başımı sol omzuma doğru döndürerek üzerimi kokladım. Aldığım yumuşatıcı kokusu temiz koktuğumu söylerken saçımı ucundan koklayarak aldığım şampuan kokusuyla temiz koktuğumdan emin oldum. Daha fazla düşünmeye gerek olmadığına kanaat getirerek ayağa kalkarak hırkayı giyindim. Büyük olan hırka kalçalarımı örterek ellerimin fazla kısmının içeride kalmasına sebep olurken kollarımı ellerim gözükecek şekilde katladım, hırkanın fermuarını çekerek yerdeki minderi sandalyeye koyarak üzerine oturdum. Yere oturursam hırkanın kirlenme ihtimali vardı ve ben kirlenmesini istemiyordum.
Minder sonucu sandalyede bir tık daha yukarı çıkarken ayaklarımın hâlâ yere değiyor olması gülümsememe sebep oldu. Sandalyenin kısa olmasını değil benim uzun olduğumu düşünerek kendimi avuttum. Aklım evde bulunan annem ve Yağmur’a kayarken derin bir nefes aldım. Sanırım bu geceden sonra bir şeyleri bizimle de paylaşmaya başlayacaklardı, umarım.
Ellerimi hırkanın cebine sokarak arkama yaslanacağım esnada hırkanın cebinde hissettiğim ile gözüm karşımdaki siyah film kaplı cama kaydı. Kalp atışlarımın sesi kulaklarımda çınlarken ellerimi cebimden çıkartıp masanın üstünde parmaklarımı birbirine geçirerek odanın duvarlarını incelemeye başladım.
Her ne kadar cebimdeki kâğıdın ne olduğunu deli gibi merak etsem de şu anda bakamazdım. Ya ben okumadan önce alırlarsa o zaman kâğıdı asla geri alamazdım. Düşüncelerim at yarışına katılan atlar misali birbirleriyle yarışırken masanın üstünde duran koluma yanağımı yaslayarak gözümü kapattım.
Uykuyla uyanıklık arasında duyduğum fısıldaşmalar, zihnimi açarken doğrularak arkama yaslandım. Gözlerim uzun süredir kapalı kalmaktan ötürü ışığı yabancılarken uyuşan koluma boştaki elimle vurarak kendisine gelmesine yardımcı oldum. Kendine gelen gözlerimle etrafı taradığım esnada hâlâ odada yalnız olduğumu görmek sonucunda duyduğum seslerin kapının önünden geldiğini fark ettim. Çok geçmeden açılan kapıyla içeriye Engin ve Hakan girerken, biri sinirli biri mutluydu.
Mutlu olanın Hakan olması benim de tebessüm etmemi sağlarken ‘’Gidiyoruz.’’ Demesiyle ellerimi dizlerime vurarak ayağa kalktım. Engin’in sinirli bakışları hâlâ üzerimde gezerken sırıtmama engel olamıyordum.
Gebeş kaplumbağası. Embesil yaratık. Hıh.
İçimdekileri sesli söyleyeceğim zamanları iple çekerken Hakan’ın yanına ilerleyerek peşi sıra odadan çıktım. Kendimi mahpushaneden çıkmış suçlu gibi hissederken gerinerek derin bir nefes aldım. Yanımdaki Hakan gülerek bana bakarken ‘’Özgürlük çok güzel.’’ Diyerek bende gülmeye başladım. Gülmelerimiz kahkahaya dönüşerek bulunduğumuz katı aydınlatırken Engin’in yanımıza gelmesiyle sakinleştik.
‘’Son gülen iyi güler. Bunu sakın unutmayın.’’
Artist son sözünü söyleyerek yanımızdan ayrılırken Hakan’a dönerek ‘’Diğerleri nerede? Neden burada değiller.’’ Diye sordum.
Ensesini kaşıyarak ‘’Aşağıdalar.’’ Dedi. Başımı sallayarak onu onaylarken asansörlere ilerleyerek düğmesine basıp beklemeye başladık. Açılan kapıyla kabine giriş yaparak zemin katın düğmesine bastık. Ellerimi hırkanın cebine koyarken kâğıdın cebimde olan varlığı içimi rahatlatırken, kendi hırkamı sorgu odasında unuttuğum aklıma geldi.
‘’Hay aksi şeytan ya. Hırkamı odada unuttum.’’
Kapıların kapanmasıyla bulunduğumuz katın düğmesine basmadan Erdem tarafından durduruldum.
‘’Ben söylerim alırlar. Sorun değil.’’
‘’Peki.’’ Diyerek önüme dönerken içimde kanat çırpmak için hazırda bekleyen kelebeklerin sıraya girdiğini hissediyordum. Cebimdeki kâğıtta ne olduğunu elbette merak ediyordum ama asıl merak ettiğim Ömer’di. Zihnimin sakinleşmesi bazı düşüncelerimi berraklaştırmıştı.
Aldığım derin nefesi sessizce geri bırakırken, zemin kata gelmiştik. Açılan kapı ile adımı dışarı atarak çıkarken kapıda bekleyen Hasan amcanın yanına doğru ilerleyerek açtığı kollarının arasına girdim.
‘’Annen ve Yağmur evde seni bekliyor. Erdem de eve kadar sana eşlik edecek, benim emniyette biraz daha işim var ama yarın muhakkak Azize teyzen ile yanınıza geleceğiz.’’
Erdem’in beni eve bırakacak olması aklımın Ömer’e kaymasını sağlarken Hasan amcaya ‘’Kahvaltıya gelin.’’ Diyerek karşılık verdim.
‘’Tamam kızım.’’ Diyerek sarılmamızı sonlandırırken Erdem’i takip ederek arabaya ilerleyip açması sonucu ön koltuğa oturdum. Kemerimi takarak arabayı çalıştırmasını beklerken gözlerim emniyetin bahçesini tarıyordu. Ne Hakan ne de Ömer ortalıklarda görünmüyordu.
‘’Erdem.’’
Seslenişim ile bana yönelen Erdem’e sorup sormamakta kararsız kaldım. Derin bir nefes alarak önüme dönerken ‘’Neyse, boş ver.’’ Dedim. Kemerini takarak arabayı çalıştırdıktan sonra hızlıca emniyetin bahçesinden çıktıktan sonra ‘’Ne soracağını biliyorum.’’ Dedi.
Kollarımı göğsümde birleştirerek bakışlarımı dışarıya sabitledim.
‘’Öyle mi, ne soracakmışım?’’
Soruma cevap vermeyip gülmesi üzerine sessiz kaldım. Nefesini sesli bir şekilde dışarı vererek kırmızı ışıkta durup bana döndü.
‘’Ömer’i soracaktın.’’
Aferin sana akıllı şey. Hemen de anla zaten.
Benden bir tepki alamaması üzerine ‘’Doğru bildim mi?’’ sorusunu yöneltti. Başımı olumlu anlamda sallayarak ‘’Evet, bildin.’’ Dedim. Uzatmanın manası yoktu değil mi?
‘’Bildin ama sorarsam söyler misin?’’
Kaşlarını çatarak ‘’Neyi?’’ demesiyle ‘’Ay Erdem komiksin he. Ömer’in nerede olduğunu sorsam diyorum söyler misin?’’ diye cırladım. Cırlamama yüzünü buruşturarak ‘’Yok, söyleyemem.’’ Dedi.
Hasbin Allah. Al birini vur ötekini. Çattık arkadaş ya.
‘’Söyleyemem çünkü kendisi söyledi.’’
Cümlesini çözümleme yaparak incelemeye alamadan eve gelmiştik. Kemerimi çözerek ona dönerken ‘’Bana hiçbir şey söylemedi.’’ Dedim.
Gülerek üzerimdeki hırkayı gösterirken elim hırkanın cebine giderken kâğıdı avucumun içine aldım. İlk başta beni heyecanlandıran kâğıt parçası şu an sadece korkutuyordu. İçinden çıkacak olan her neyse büyük ihtimalle hoşuma gitmeyecekti, biliyorum çünkü hissediyorum.
Anladığımı belirterek başımı olumlu anlamda sallarken beni eve getirmesinden ötürü ağzımın içerisinde birkaç kelime geveleyerek arabadan indim. Evin yanan ışıkları evdekilerin beni beklediğinin simgesi olurken adımlarımı sürüyerek kapıya ilerlettim. Sırtıma binen ağırlık ile kalbime oturan öküz kilo konusunda yarışırdı. İki türlüde kendimi aşağıya doğru çekiliyormuş gibi hissediyordum.
Elimden kayan bir şeyler vardı sanki, ya da hiç elimde olmamıştı ve ben elimde olmayışına üzülüyordum.
Berraklaşan zihnim tekrardan boğulurken nefes alabilmek adına hırkanın fermuarını açarak göğsüme kadar indirdim. Rüzgâr özgürlüğe ulaşan birkaç tutamı fütursuzca uçurarak yüzüme yapışmasını sağlarken elimi cebime atarak kâğıdı çıkardım. Bu kâğıda şimdi bakacak daha fazla kendime ve zihnime eziyet etmeyecektim.
Avucumda buruşan kâğıdı parmaklarım ile düzenleyerek güzelce açtım. El yazısıyla yazılan kelimeler düzgün cümleler oluştururken beynim okuduğunu anlamıyor, anlamak istemiyordu. Kâğıdın en altında, paragrafın sonunda yazan Ömer ismi el yazısının kime ait olduğunu gösteriyordu.
El yazısının güzelliğini sonraki düşünme konum olarak belirlerken burnum hissettiğim ıslaklık ile yüzümü gökyüzüne kaldırdım. Damlalar birer birer yüzüme çarparak kendilerine yol oluştururken gözümden akanların yağmur damlaları olduğuna kendimi inandırmaya çalışarak kâğıdı cebime koyarak hızlı adımlarla eve ilerledim.
Verandaya çıktığım gibi yüzümü kurulayarak derin bir nefes alıp zile bastım. Her zamanki gibi sakin olmalı ve şu ana odaklanmalıydım. Sonrasını gece düşünecektim, odama girip kapımı kapattığımda, tek başıma kalıp yorganımın altına girdiğimde düşünecektim.
Zihnime özgürlük izni verip ne isterse düşünmesine izin verecektim. Kalbime istediği duyguyu yaşamasına müsaade edecek, ruhuma dinginlik kazandıracaktım ama şu an gülümseyecek ve aileme iyi olduğumu söyleyecektim.
Çünkü iyi olmak zorundaydım. Ben yıkılırsam onlarda yıkılırdı ve ben buna izin veremezdim. Onları yıkan kişi ben olamazdım, olmamalıydım.
Annem ve Yağmur kapıyı açarak bana kucak açarken ayakkabılarımı ayağımdan fırlatarak aynı anda ikisine sarıldım. Oluşturduğumuz sevgi çemberinde kollarımız her saniye sıkılaşarak birbirini sararken hıçkırık sesi önce hangimizden çıktı bilmiyorum. Omuzlarımız aynı anda sallanarak kendini serbest bırakırken şu an gerçekleştirdiğimiz ağlama seansı her şeyin sonu değil başlangıcıydı.
Bugün sorguya götürülmem ilk kez olmadığı gibi son kez de olmayacaktı ve bunun farkındalığıydı şu anda bizi ağlatan.
Ağlayarak sordukları sorulara aynı şekilde ağlayarak cevap verirken, ne kadar süre kapının eşiğinde kaldık bilmiyorum. İlk sakinleşen annem olurken bizlerinde sakinleşmesini sağlayarak açık bıraktığımız kapıyı kapatarak ‘’Sıcak bir duş al, rahatla kızım.’’ Diyerek beni banyoya yönlendirirken sessizce banyoya ilerleyip kapıyı kapatarak kilitledim. Suyu sıcağa ayarlayarak suyun boşa gitmemesi adına kovayı altına koyarken üzerimdeki hırkayı çıkartarak kapının arkasına astım.
Ellerim benden bağımsız tekrardan hırkanın cebine giderek notu çıkartırken, gözlerim her sözcüğü takip etmiş ve beynim yazılanları anlamıştı.
Eslem…
Sana korkmamanı ve seninle beni ayıran şeyin sadece bir duvar olduğunu söylerken gayet ciddiydim. 0dadan çıktığın esnada ve sonrasında karşında beni göremeyince yanlış fikre kapılmanı istemiyorum, seni durabileceğim son ana kadar bekledim, elimde olsa beklemeye devam ederdim. Sergen ile yaşadığımız olay sonrasında aldığım ihtar bir süre buralardan uzaklaşmamı gerektiriyor. Bu sadece bir görev ve ben görevim bitince geri geleceğim. Ne zaman gelirim ya da görev ne kadar sürer bilemiyorum ama aklımın hep seninle olacağını biliyorum. Yokluğumda oraların sakin olacağına eminim ama sen yine de her ihtimale karşılık lütfen dikkatli ol. Fırsat bulduğum esnada sesini duymak için seni aramak istiyorum. Rahatsız olacaksan aramamı meşgule at lütfen böylelikle rahatsız olduğunu anlar ve bir daha seni rahatsız etmem ama eğer rahatsız olmayacaksan çağrımı cevapla ki sesini duyabileyim.
Ömer Hamza Demirel…
Gitmişti. Nereye ya da ne kadar süreliğine olduğu belli değildi. Sadece gitmişti ve bu gidiş kalbimi kırmaya yetmişti.
Bölüm etkileşimi
