24. bölüm / 24
Gizli Görev23. Tepetaklak Sezon Finali Part II
Bölümler 24Şu an: 23. Tepetaklak Sezon Finali Part II
- 1 0. Önizleme101 kelime
- 2 1. Bilinmezlik4.203 kelime
- 3 2. Kapkaççı3.297 kelime
- 4 3. Düğün Part I3.348 kelime
- 5 4. Düğün Part II3.975 kelime
- 6 5. Geçmiş4.306 kelime
- 7 6. Matruşka4.224 kelime
- 8 7. Thanos3.736 kelime
- 9 8. Baskın Basılanındır3.700 kelime
- 10 9. Korkuyorum4.046 kelime
- 11 10. Sorgun Sual4.019 kelime
- 12 11. Iron Man8.227 kelime
- 13 12. Anahtar Sensin6.000 kelime
- 14 13. Bende Seni Seviyorum4.407 kelime
- 15 14. Kambersiz Düğün Olmaz10.218 kelime
- 16 15. Kaçırıldı5.297 kelime
- 17 16. Elli Yaşlarına Yakın4.815 kelime
- 18 17. Söz Veriyorum Anne5.626 kelime
- 19 18. Benimle Evlenir Misin?3.737 kelime
- 20 19. Yanlış Yöne Atılan Adımlar7.872 kelime
- 21 20. Ömer'e Sor8.254 kelime
- 22 21. Gizli Görev8.277 kelime
- 23 22. Sezon Finali Part I4.486 kelime
- 24 23. Tepetaklak Sezon Finali Part II5.910 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
‘’Bana birlikte yürüyeceğimizin sözünü veren adam, beni oyalama amaçlı kullanırken buna sessiz kalamam. Boşanıyoruz.’’
Erdem bakışlarını bir an olsun üzerimden çekmezken Ömer cephesinde sessizlik devam ediyordu. Sinirden titreyen ellerimi zapt etmek adına açıp kapamaya başladım. Duyduklarımı hâlâ sindirmeye çalışıyordum ve bu hiç kolay olacakmış gibi durmuyordu.
Saatlerdir çalışmamız, bilgisayar başında oturmamız ve bir şeyler bulmamız resmen boşunaydı. Bir hiç uğruna uğraştırılmıştık. Resmen bizimle dalga geçmişlerdi.
Uğraştığım, kafa patlattığım, uykumdan feragat ettiğim her şey boşunaydı.
Kandırılmıştım, kandırmışlardı bizi.
Her şeyi ilk defa duyuyormuş ya da görüyormuş gibi yaparak çırpınmalarımızı izlemişlerdi; belki de eğlenmişlerdi.
Ah! Salak gibi nasıl da heyecanlı bir şekilde çalışmıştım.
Aptal kafam, aptal.
Bakışlarımı Erdem’e çevirerek derin bir nefes aldım.
‘’Ne var biliyor musun? Hepinizin canı cehenneme.’’
‘’Bir dinle.’’
‘’Ne dinleyeceğim ya! Bu saatten sonra anlatacağınız hiçbir şey umurumda değil. Dinleyecek çok gün vardı ama artık yeter.’’
Yükselen sesime nabzım eşlik ederken göğsüm hızla kalkıp iniyordu.
‘’Dinle!’’
Erdem’in yükselen sesiyle kaşlarım çatılırken iki elimi göğsüne koyarak var gücümle onu geriye doğru ittim.
‘’Asıl sen dinle! Yağmur’u da uyandırıyorum ve sizin bu boktan yerinizden çıkıp gidiyoruz. En kısa zamanda da boşanıyorum. Ne seni, ne de diğerlerini bundan sonra görmek bile istemiyorum. Sende Yağmur’un hayatından defolup gideceksin. Ne halt yiyorsanız, yemeye devam edebilirsiniz. Oturup hep beraber lanet olasıca işinizi alıp bir yerlerinize montelersiniz! Size de işinize de lanet olsun!’’
Geldiğim gibi geri çıkarak uyuduğumuz odaya doğru ilerlemeye başladım. Yağmur gürültüden hiç etkilenmemiş bir şekilde uyumaya devam ederken ışığı yakarak kıyafetlerimizi yerde bulunan çantaya gelişi güzel koydum.
Banyoya giderek oradaki malzemelerimizi de aldıktan sonra tekrar odaya döndüm. Eşyaların hepsini çantadan çıkarmadığımız için geri toplaması kolay olmuştu.
‘’Yağmur, uyanman lazım.’’
‘’Hım.’’
‘’Uyanman lazım kardeşim. Haydi.’’
‘’Ne... ıhm...’’
‘’Yağmur. Hadi canım benim. Gidiyoruz. Kalk.’’
Hafifçe poposundan dürttüğüm Yağmur sonunda gözlerini açarken birkaç saniye odaya bakıp bakışlarını bana çevirmişti.
‘’Ne oluyor Eslem? Daha yeni uyumadık mı? Neden kalkıyoruz?’’
‘’Bizi kandırmışlar. Yaptığımız o işlemlerin hepsini bizi oyalamak için yaptırmışlar. Çocuk gibi bizimle oynamışlar. Şuradan bir çıkalım anlatacağım her şeyi ama şimdi kalkman lazım. Gidiyoruz.’’
Yataktan kalkarak banyoya ilerleyen Yağmur gözden kaybolurken odanın kapısını kilitledim. Ellerim ile yüzümü sıvazlayarak soluklarımı düzenlemeye çalıştım.
‘’Şimdi şuraya otur ve neler olduğunu düzgünce anlat.’’
Yağmur’un sesiyle ellerimi yüzümden çekerek ‘’Önce bu lanet yerden çıkalım. Anlatacağım. Daha fazla burada durmak istemiyorum.’’ Dedim.
Yağmur bana kulak vermeyerek yatağa otururken, arkasına yaslanarak konuşmaya başladı.
‘’Neler olduğunu anlatmadan şuradan şuraya gitmeyeceğim. Lütfen otur, sakinleş ve anlat.’’
Nefesimi sesli bir şekilde dışarıya üfledikten sonra yatağın ayak ucuna oturarak yüzüme düşen saçlarımı geriye iteledim.
‘’Su içmek için kalktığımda çalışma odasının ışığı yanıyordu, bende ışıkları açık görünce kapatmayı unuttuk diye düşünerek içeriye girecektim ama sonra Erdem’in Ömer ile konuştuğunu duydum ve onları dinledim.’’
‘’Eslem!’’
‘’Ne ya! Hemen Eslem! İyi ki dinlemişim kızım. Bizi ayakta uyutuyorlarmış! Çocuk oynatır gibi oynatmışlar bizi! Resmen bizimle dalga geçmişler, sen hâlâ bana kız.’’
‘’Önce bir sakin ol. Kapı dinlemen yanlış olduğu için sana kızıyorum. Bu yaptığının yanlış olduğunu sende biliyorsun ve her seferinde bu kadar yükseleceksen bu konuşmayı belki de Erdem ile yapmalıyım.’’
‘’Bitti! Erdem falan yok. Daha o Erdem ile görüşmek de yok! Boşanıyorum bende! Bu adamlarda bu saatten sonra ne halleri varsa görebilirler. ’’
Yanındaki yastığı beklemediğim bir anda kafama geçirip yerine koyarken özgürlüğünü ilan eden saçlarımı düzgünce toplayarak tokamı sıkılaştırdım.
‘’Eslem! Delirtme beni. Allah aşkına, bir sakin olur musun? Çok ciddiyim dinlemem seni. Hem Erdem ile görüşüp görüşmeyeceğimin kararını ben veririm, sana gelince de boşanma falan olmayacak. Hemen celallenip fevri hareketler yapmaya kalkma’’
Kollarımı göğsümde birleştirerek tek kaşımı havaya kaldırdım ve Yağmur’a döndüm ‘’Kendi ilişkine beni karıştırmıyorsun ama sen benim evliliğime karışıyorsun, çünkü?’’
‘’Çünkü sen şu an sinirlisin ve fevri davranıyorsun. Sakinleşince pişman olma olasılığın çok yüksek çü...’’
‘’Yüksek falan değil. Pişman olmayacağım. Şu an pişman olduğum tek şey yaptığım bu evlilik. Zamanında sevdik birbirimizi bitti gitti. Hoş sevdiğimiz bile meçhul. Anlaşmalı yaptığımız evliliği anlaşmalı olarak da bozuyoruz.’’
‘’Senin ağzına bir çarparım görürsün anlaşmayı.’’
Omzuma yediğim darbe canımı acıtsa da abartılacak gibi değildi ama üçüncü bir darbe girişiminde onu bu yatağa gömecektim.
‘’Sen git nişanlına söyle bunları. Kaç saattir uğraşıp bulduğumuz bilgilerin hepsi meğerse ellerinde varmış. Bizi oyalamak için ilk defa buluyormuş numarası yapmışlar. Hepsi bir olup bizi kandırmış! Saatlerdir bir hiç uğruna vakit harcadık.’’
Yağmur sakinliğini koruyarak beni dinlerken komodinin üzerin de duran topu kapıya fırlattım.
Lanet olsun! Aklıma geldikçe delirecek gibi oluyordum. Gerçekten bu kadarı çok fazlaydı.
‘’Gözümüzün içine baka baka yalan söyledi senin o nişanlın olacak adam. Sen böyle otur dinle.’’
‘’Teorik olarak üçüzler gözümüzün içine bakarak söylemiş olmuyorlar. Çocuklar ile yüz yüze çalışmadık ve Ömer’de burada olmadığına göre o da yalan söylemiş olmuyor.’’
‘’Teorine başlatma şimdi Yağmur. Üçüzler bakmadıysa gözümüze nişanlın baktı. Ömer beyin varlığı ne zaman oldu ki şimdi olacak? Bizi kan dır dı lar, nokta.’’
‘’Eslem canım benim kadrajını genişlet azıcık. Erdem’e veya Ömer’e konuşmaları için fırsat tanıdın mı? Yoksa bağırıp çağırıp, yıkıp döküp buraya mı geldin?’’
Gözlerimi devirerek nefesimi sesli bir şekilde bıraktım. Yağmur’a ciddi olamazsın bakışlarımı atarken hiç oralı olmayıp konuşmasına kaldığı yerden devam etti.
‘’Bağırıp çağırdın ve buraya geldin illaki. Sen duyduğunu hemen kafanda yorumlamışsın ve kendilerini açıklama fırsatı vermeden yükselmişsin. Sana kaç kere diyeceğim önce bir dinle. Yükselmeden önce bir dinle, olayı düzgünce öğren sonra tepki ver. Bu kadar basit.’’
Kurduğu cümlesinde haklılık payının yüksek olması sinirlerimi bozmaya başlamıştı ama şu an suçumu kabullenecek değildim. Suçun büyüğü karşı tarafa aitti.
Fırsatları varken konuşabilirlerdi ama onlar susmayı tercih etmişti, bende dinlememeyi tercih edebilirdim. Ben suçlu olabilirdim ama Erdem ve Ömer benden daha suçluydu.
‘’Hiç de yükselmedim.’’
‘’Öyle mi? Peki o zaman. O konuşmaları duyduktan sonra ne yaptığını söyler misin?’’
‘’Söylemem.’’
‘’Yani yükseldin?’’
‘’Yükselmedim. Ömer’e boşanacağımızı söyledim ve sonra işlerinizi alıp bir yerlerinize monte edin dedim.’’
‘’Terbiyesiz.’’
‘’Pardon? Monte etmenin nesi terbiyesiz?’’
‘’Konu değiştirmeye çalışma. Hiç yükselmemişsin Allah’tan. Kızım! HasbinAllah. Öncelikle boşanmayı bir unut. Görevde olan adama öyle şeyler söylenir mi ya! Kaç kilometre uzakta adam Allah bilir, neyle meşgul oluyor nasıl bir durumda bilinmiyor sen adama gitmiş boşanıyoruz diyorsun. Bravo. Sen aklını peynir ekmekle mi yedin ne yaptın? Bu nasıl kafasızlık? Bir de yükselmedim diyor. Şimdi gidip Erdem ile güzelce konuşuyoruz, bu işin aslını astarını öğreniyoruz ve ondan sonra neler olacağına karar veriyoruz. Anlaşıldı mı?’’
‘’Hayır anlaşılmadı. Sen neden bu kadar sakinsin oğlum? Kandırmışlar bizi diyorum, ya rabbi şükür diyorsun. Sen hayırdır ya? Sende mi biliyordun yoksa? Onlarla ortak iş mi yaptın sende?’’
Sorularım karşısında sessiz kalan Yağmur şüphelerimi arttırırken oturduğum yerde doğrulduğum esnada kafama bir tane patlattı. Öyle yavaş falan değil beyin hücrelerimin yarısını öldürecek şekilde patlattı hem de.
Aldığım darbe feleğimi şaşırtırken ‘’Acıdı.’’ Diye fısıldadım.
‘’Acısın. Kafanı kırmadığıma dua et. İlla beni de delirteceksin, düzgünce konuşuyorum anlamıyorsun. Ağzının ortasına çarpmadığıma dua et.’’
‘’Şiddet çözüm değil. Hastag kadına şiddete hayır. Seni o yatağa gömeceğime dair verdiğim sözü sonraya erteliyorum şu an beyin sıvım hasar almış durumda.’’ darbe aldığım yeri ovuşturmaya başladım.
Gerçekten acıtmıştı insafsız.
‘’Dayak cennetten gelme diye boşuna dememiş atalarımız. Düzgünce konuştum anlamadın, şamarı yiyince nasıl geldin ama kendine.’’ Doyok cönnöttön gölmö.
Bir vuracağım suratına, cehennemdeki şeytanı görecek haberi yok. Salak.
Yüzümü ekşitmemek için kendimi kastım. Tekrar darbe almak istemiyordum doğrusu.
‘’Şimdi kapıyı açıyorum ve salona geçerek Erdem ile konuşuyoruz. Düzgünce dinliyoruz onu. Anlaşıldı mı? Düzgünce diyorum. Lafını kesmeyeceksin ve dinleyeceksin, sonra da düzgünce sorularını soracaksın. Düzgünce diyorum bak. Anladın mı?’’
‘’Anladım. Tamam. Seni niye uyandırdım ki ben? Hata bende. Tıpış tıpış gidecektim sende sabaha uyuyacaktın burada. Seni uyandıran aklıma tüküreyim.’’ Kendi kendime söylenerek ayağa kalktığım esnada kapının yanında kollarını göğsünde bağlamış bekleyen Yağmur bana doğru adım atarken ‘’Ne! Kendi kendime de mi konuşamayacağım? O da mı suç?’’ diye sordum.
Yağmur beni tınlamayıp yanımdan geçerek çantasının içerisindeki hırkasını alıp üzerine giyindi ve tekrar yanımdan geçerek kapıyı açıp arkasına bakmadan dışarı çıktı. Salonda oturan Erdem bizim dışarı çıkmamız ile ayağa kalkarken bakışları benim ve Yağmur arasında gidip geliyordu.
Yağmur tekli koltuğa otururken Erdem ve ben ayakta durmuş birbirimize tip tip bakıyorduk. Daha doğrusu ben ona öldürücü bakışımdan attığımı düşünüyordum. Onun bakışlarının pire kadar etkisi yoktu.
‘’İkinizde oturun.’’
Yağmur’un komutuyla Erdem kalktığı yere geri otururken bende karşısında bulunan koltuğa oturdum. ‘’Eslem bir şeyler anlattı Erdem. Bize neler olduğunu doğru bir şekilde anlatmak ister misin?’’ Bakışları ikimiz üzerinde gidip geldikten sonra arkasına yaslanarak konuşmaya başladı.
‘’Öncelikle duyduklarını unut.’’
Erdem’in cümlesi gülmeme sebep olurken Yağmur’dan gelen tekme sonucu somurtarak arkama yaslandım.
Duyduklarını unutmuş.
Hah. Doğruları anlatmayacaktı, yine yalana başvuracaklardı.
‘’Şimdi şöyle ki, eee şöyle ki, yani...’’
Oturduğu yerde kıvranan Erdem soluğunu sesli bir şekilde dışarıya üflerken iki eliyle saçlarını karıştırıp yüzünü sıvazladı.
‘’Nereden başlayacağını bilmiyorsan ben soru sorayım mı?’’
‘’Yağmur.’’
‘’Sana bir soru sordum Erdem ve cevabı kesinlikle Yağmur değil. Tekrar sorayım. Nereden başlayacağını bilmiyorsan ben soru sorayım mı?’’
Yağmur’un tepkisi Erdem kadar beni de şaşırtmıştı. Az önce bana methiyeler dizen ve akıllıca dinlememi söyleyen Yağmur gitmiş yerine sorgu odalarında suçluları soru bombardımanına tutan Yağmur gelmişti.
‘’Olur. Sorabilirsin.’’
‘’O zaman bize bugün ki olayı anlatarak başlayabilirsin. Bugün üstüne saatlerce uğraş verdiğimiz ve bulduğumuz bilgiler elinizde var mıydı?’’
Erdem dirseklerini bacaklarına yaslayarak öne doğru eğildi. ‘’Bu sorunun cevabı hem evet hem hayır.’’
Yağmur ve ben sessizliğimizi koruyarak Erdem’e bakmaya devam ettik. Bir süre sonra oturduğu yerden ayağa kalkıp konuşmasına ayakta devam etmeye başladı.
‘’Şimdi şöyle ki hard disk yardımıyla bulunan plakaları biliyorduk. Yani hard disk zaten incelenmişti. Yeni plakaların bir kısmını bulmuştuk ama Eslem gibi sonuca ulaşamadık. Evet en baştan söylenmesi gerekiyordu belki ama şöyle de bir durum var. Eslem senin yeteneğini diğerlerine göstermemiz gerekiyordu.’’
Oturduğum yerde dikleştim. ‘’Göstermemiz gerekiyordu derken?’’
‘’Ömer’in seni esas ana yere götürdüğünü biliyorum. Orada olan birkaç çalışanla tanıştığını tahmin ediyorum. Orada olan ve olmayan birkaç kişi senin bir anda içeriye damdan düşer gibi dahil olmandan hoşnut değildi. Ömer’in sana tolerans gösterdiğini düşünüyorlardı.’’ Pardon?
‘’Ömer’den bahsediyoruz Erdem. Adam işini çok ciddiye alan birisi. Hayatımda olduğu kısacık zamanda ben tanıdım da oradakiler mi tanıyamadı? Bana asla tolerans göstermez.’’
‘’Onlar Ömer’i tanıyorlar ama sevdalanan Ömer’i tanımıyorlar.’’
Sevdalanan Ömer...
Hemen yumuşama Eslem! Kendine gel.
‘’Adam şu an plan dahilinde yokken seninle evlenme kararı verdi Eslem. Gittiği görev sayısı arttı.’’
‘’Bunlar benim suçum mu yani? Benimle evlenmesi? Göreve gitmesi? Ne söylemeye çalışıyorsan daha açık konuş Erdem çünkü ben şu an konuştuklarını algılayamıyorum.’’
Salondan ne zaman ayrıldığını fark etmediğim Yağmur elinde tuttuğu tepsi ile yanımıza gelerek hem Erdem’e hem de bana birer fincan uzattı. Dumanı tüten ve kokusuyla bir nebzede olsa sakinleşmemi sağlayan kahve dolu kupayı alarak tekrardan arkama yaslandım.
‘’Demek istediğim şu, bizler bir iş yapmadan önce oturur konuşuruz ve öyle plan yaparak yürürlüğe sunarız. Aldığımız kararlar ortak verilir, Ömer aldığı birkaç kararı sormadan alınca ve bu kararlar seninle ilgili olunca haliyle diğerleri rahatsız oldu. O yüzden sana öncesinde yapılan işin bir kısmı tekrar yaptırıldı.’’ Saçma.
‘’Plakalar evet vardı ama aradaki bağlantıyı çözen sizsiniz. Uyuşturucu ve silah ticaretinin güzergahını bulan sizsiniz. O şifreyi saati dolmadan çözeceğini Ömer adı gibi biliyordu ama açık söylemek gerekirse bu kadar iyi olacağını ben beklemiyordum. Düşün, benim bile beklemediğim olayı sence diğerleri kabul eder mi? O yüzden öncelikli olarak sana bulduklarımızı tekrardan buldurduk ki diğerleri de sana ikna olsun.’’
Kocaman bir nefesi içime çektikten sonra kahvemden bir yudum aldım. Ne beklediğimi bilmiyordum ama böyle bir şey beklemediğimde kesindi.
Bize bir şey anlatmayıp, anlamamızı beklemeleri saçmalıktı.
‘’Benim bir sorum var.’’
Yağmur’un konuşmasıyla bakışlarımı ona yönettim.
‘’Ömer Eslem’in yeteneğini nereden biliyor?’’
Erdem elindeki fincanı masaya bırakarak ensesini kaşımaya başladı.
‘’Söyleyeceğim ama kızmak yok bak.’’
Gözlerimi devirerek ‘’Söyle Erdem.’’ Dedim.
‘’Senin Ömer’e verdiğin toka vardı ya hani... Şey onun içine sakladığın çipi inceledi.’’
Cümlesine kahkaha atarak tepki verdim. Kahkaham yerini kıkırtıya bırakırken ‘’İnceleyemez.’’ dedim. Erdem’in bakışlarında hiçbir değişim olmazken cümlemi daha açıklayıcı olacak şekilde tekrardan kurdum.
‘’İnceleyemez çünkü yaptığım programı kıramazsınız. Ne sen ne de takımınızda bulunan diğerleri, hiçbiriniz kıramaz.’’
Alaycı bakışları yüzüme kilitlenirken ‘’Yenilmeyen yazılımcı yoktur Eslem.’’ Diyerek arkasına yaslandı.
‘’Yenilmediğimi söylemiyorum zaten Erdem. Yaptığım yazılımı biliyorum ve yapma şeklimi çözüp şifreyi bulabilecek adamınız yok diyorum. O kadar kolay değil. Sizler çalışırken bende boş durmadım ve o yazılımı yapabilmek için senelerimi verdim. Biri çıkıp beş dakikada bütün sistemi sıfırlasın diye yapmadım.’’
Erdem sessizliğini koruyarak bakışlarını halıya çevirdi. Elimdeki bardağı sehpaya koyarak bacaklarımı kalçamın altında topladım.
‘’Ee peki oyununuz iş yaradı mı? Artık ekibin geri kalanı Eslem’e güveniyor mu?’’ Sessizliği bölen kişi Yağmur’du.
‘’Yağmur’um beni, bizi anlamanıza ihtiyacım var.’’
‘’Anlaşılmak isteyen insan açıklama yapar Erdem. Ömer’de sen de aynısınız. Siz erkeklerin kafası her şeye basıyor ama sıra biz kadınlara gelince beyniniz yaşam fonksiyonlarına bir son veriyor sanırım.’’ Arkamdaki yastığı kenara iteleyip konuşmama devam ettim.
‘’Size göre kolay olan işler biz kadınlara gelince zor olmuyor Erdem. Zorlukları kaldırabilecek yapıya ve psikolojiye sahibiz. Cam bir fanusun içerisinde bizi saklamaya çalışıyorsunuz ama camı çatlatan yine sizsiniz.’’
‘’Eslem’e bu konuda katılıyorum Erdem. Bize bir şey anlatmadan uyum sağlamamızı bekliyorsunuz. Biz sizin dediklerinize güvenip hareket ediyoruz ama bir öğreniyoruz ki gerçek bambaşka, bir yola adım atıyorsak karşılıklı şeffaf olmamız gerekiyor.’’
Nefesini sesli bir şekilde bırakan Erdem ‘’Haklısınız.’’ Derken ayağa kalkarak fincanımı elime aldım.
‘’Kararımda kesinim, Ömer saklamaya devam ettikçe bende bu evliliği yürütmeyeceğim. Ya gerçekler ortaya çıkar ya da bir dilekçeye bakar boşanmamız.’’
Salondan çıkarak mutfağa ilerledim. Fincanımı sudan geçirerek bulaşık makinesinin içine koyduktan sonra odaya geri dönerek kapıyı kapatıp yatakta bana ait olan tarafa uzandım.
Belki duyduklarıma anlatılanlar tercüme olmuştu ama hâlâ anlamını bilmediğim cümleler vardı zihnimde.
Bulanık, belirsiz...
İki gün sonra...
Ömer’e ait olan odanın içerisindeyken adımlarımı boydan boya camla kaplı olan duvarın önüne yönelttim. Ağaçlar son kez dans ediyorlarmış gibi bir ritim içerisinde yavaş yavaş hareket ederlerken kollarımı göğsümde birleştirip dışarısını izlemeye devam ettim.
Ömer’in geleceğini bilmek hem sinirlerimi gererken hem de kalbimin son sürat atmasına sebep oluyordu.
Sarılmak ya da saydırmak arasında gidip geliyordum ve saydırmak şu an daha ağır basıyordu. Hoş sarılmak istesem de nasıl yapacaktım orasını hiç bilmiyordum.
Camı açarak ağaçların dans etmesine sebep olan havanın odanın içerisine dolmasına müsaade ederken açık camın tam karşısında durarak gözlerimi kapattım. Yüzüme nefesini üfleyen rüzgar ensemdeki saçlarımın ve vücudumdaki tüylerin ayağa kalkmasına sebep olurken kendimi az önceye göre daha sakin hissediyordum.
‘’Üşüyeceksin.’’
Arkamdan gelen boğuk ses kapalı olan gözlerimi açmamı sağlarken omzuma bırakılan hırka ile derin bir nefesi içime çektim.
Ben zaten üşüyorum, sen beni verem ettin diyerek edebiyat yapmak ve Ömer’in sinir sistemiyle oynamak arasında gidip gelirken sessiz kalma hakkımı kullanmaya karar verdim.
Ömer’in cama yansıyan görüntüsünü bir nefes gibi içime çekerken uslanmaz kalbim ritmini arttırarak atmaya devam ediyordu.
Salak şey, beynimi dinle ve kendine gel. Saçma saçma ritim tutturup kan akışımı bozma.
Beynimin içerisinde cirit atan düşüncelerimi çakmak çakarak yakmak isterken Ömer yanımdaki yerini almıştı. Bakışlarımı camdaki yansımasına çevirmemek için bütün organlarımla savaşa girmiştim. Hayır yani midem ve bağırsaklarımın bu konuyla alakası yoktu ama kendilerini bir şekilde dahil etmişlerdi.
‘’Boşanma olmayacak.’’
Hah! Pardon?
Gerçekten yani üşüyeceksin kelimesinden sonra hakkını bu cümleden yana kullanmış olamazsın.
Hayır yani şaka gibi ya. Odun desem değil, kalas desem değil, öküz hiç değil. Tamam arada şaşırıp kendisini sessiz moda alıyor olabilirdi ama içinde uyuyan naif, edebiyatçı adamı elbette kenara atamazdım.
Atamazdık da bu neydi şimdi?
‘’Gerçekten geldiğin gibi konuşmak istediğin konu boşanmak mı? Konuşmamız gereken daha önemli konular yok mu?’’
‘’Benim için önemli olan tek konu sensin.’’
‘’Ya, canım ne kadar romantiksin sen şapşal. Kafa mı buluyorsun benimle Ömer? Hayır bak gerçekten sakin olacaktım ve bu işi sakince halledecektim ama senin şu şu şu...’’
‘’Aşırı sakinliğim mi?’’
‘’Hayır! Vurdumduymazlığın beni deli ediyor. Şu an önemli olan konu boşanma değil ki boşanma olacak, şu an önemli olan konu senin hâlâ ve hâlâ bir şeyleri saklıyor olman.’’
‘’Benim tek amacım var seni korumak. Sana zarar gelebilecek ya da seni kötü etkileyecek her şeyden ve herkesten korumak. Benim tek amacım ve yaşama sebebim bu.’’ Üzerimdeki hırkayı yatağa fırlatarak Ömer’e döndüm.
‘’Koruma. Böyle koruyacaksan koruma. Söz verdin ve sözünü tutmuyorsun, bana yalan söyleyeceksen yapma Ömer. Ciddiyim yapma, ileri adım atacağımıza anca geriye gidiyoruz.’’
‘’Sana yalan söylemiyorum verdiğim sözü elimden geldiğince tutuyorum. Sana bilgileri tam vermesem de bir kısmını doğru şekilde veriyorum. Vermeye çalışıyorum tamam mı? Daha önce kimseye bir şey açıklamak zorunda kalmamıştım.’’ Veremesem de değil, vermesem de...
Ellerini saçlarına daldırarak saçlarını karıştırdıktan sonra bana dönerek konuşmasına devam etti.
‘’Yaptıklarımı ya da bulduklarımı ekip dışında kimseyle paylaşmadım. Bildiğin her yeni bilgi seni hem üzecek hem de daha fazla hedef haline getirecek bunu bilirken seni tehlikeye atamam Eslem. Lütfen verdiğimden fazlasını benden isteme ve boşanma konusunu lütfen kapat.’’
Nefesini sesli bir şekilde dışarıya verip sağ eliyle ensemden kavrayıp kendisine çekti. Ani yaptığı hareket öne doğru sendelememe sebep olurken ellerim göğsünden destek alarak dengede kalmamı sağladı.
Sağ elinin dört parmağı ensemde dururken baş parmağı çenemde hafifçe hareket ediyor, durduğu yerin karıncalanmasına sebep oluyordu.
Dudakları kaşımın üstündeki yerini alırken gözlerimi kapatarak soluğumu tuttum.
“Lütfen, lütfen omuzlarımdaki yükü ağırlaştırma, lütfen kurban olduğum.”
Nefesi şakaklarıma vururken, eli ile belimi kavrayarak tutuşunu sıkılaştırdı. Dudaklarını tekrar aynı noktaya bastırırken içimdeki huzursuzluk yerini korumaya devem ediyordu.
Birkaç hafta sonra..
‘’Eslem!’’
Oturduğum yerde gerinirken sessizliğimi korumaya devam ettim.
‘’Esleeeeeeeeeem!’’
Hırkamın fermuarını çekerek, şapkamı başıma geçirdim. Hırka beni şu an içine yutup yok etse gıkım çıkmazdı ama maalesef hayat her istediğimizi bize sunmuyordu, hırkanın beni yutması mücadele etsek bile olmayacak imkansız bir durumdu.
‘’Sana sesleniyorum. Cevap versene bana.’’
Aldığım darbe sonucu kafam öne doğru düşerken nefesimi sesli bir şekilde dışarıya üfleyerek önüme düşen saçlarımı şapkanın içine tıkıştırdım.
‘’Niye cevap vereyim? Siz benim sorularıma cevap veriyor musunuz ki ben sizin seslenmenize cevap vereyim?’’
‘’Ya ben sana ne yaptım Allah aşkına?’’
Elleri belinde karşımda dikilip bekleyen Yağmur’a gözlerimi devirirken konuşmaya başladım.
‘’Ne yapmadın ki Yağmur? Allah aşkına biz en son bu dağ başındaki evden ayrılırken ne konuşmuştuk? Gerçekten şaka gibisiniz.’’
Konuşmamın hararetlenmesi sıcaklanmama sebep olduğu için hırkamı çıkartıp yan tarafa koydum.
‘’Biz buradan ayrılırken ne konuştuk Yağmur? Ömer her şeyi anlatmazsa devam etmem bu evliliğe dedim. Sinan bize gerekçeleri anlattı, Ömer geldi kavga ettik. Be..’’
‘’Hayır! Sen kendi kendine kavga ettin. Sen bağırdın çocuk sadece dinledi.’’
‘’Hah! Bağırmamın sebebi çocuk olarak gördüğün ama eşek kadar olan adamdı. Konuyu saptırma Yağmur. Bu evden giderken bazı cevaplar alacağız demiştik, hani nerede cevaplar? Biz niye elimiz boş bir şekilde tekrar bu eve geldik?’’
Kollarını göğsünde kavuşturan Yağmur cevap vermek için ağzını açtığı esnada konuşmasına müsaade etmeyerek lafını kestim.
‘’Hiç boşuna konuşmaya çalışma. Buradan ayrıldığımız gibi Erdem ile evlendiniz. Geçirdiğimiz iki hafta boyunca sadece sizin düğün işlerinizle uğraştık ki siz zaten haber vermeden her şeyi hallettiğiniz için bize yapacak bir şey kalmamıştı ama asıl sorun bu değil. Asıl sorun olduğumuz yerde saymamız.’’
‘’İki değil üç. Üç hafta üzerine geldik buraya.’’
‘’Pardon ya. Gerçekten şu an önemli olan haftanın sayısıydı, çok özür dilerim.’’
Ellerimle şakaklarımı ovalarken nefesimi tekrardan sesli bir şekilde dışarıya verdim. Kendimi pimi çekilmiş bomba gibi hissediyordum ve benim dışımda herkesin bu kadar sakin olması beni delirtiyordu .
‘’Ne var biliyor musun Yağmur? Artık hiçbirinizin ne yaptığı umurumda değil. Buna sende dahilsin. Sende onlara ayak uydurdun ve aynı onlar gibi benden bir şeyler saklıyorsun. Döndüğümüz gibi evleniyorsunuz, 4 kişi aynı evde yaşamaya başlıyoruz ama Ömer gelmiyor ve nerede olduğunu bana söylemiyorsunuz. Tam Ömer eve gelmeye başlıyor ve biz yine bu lanet dağ başına geri geliyoruz.” Bağırmam sadece boğazlarımı acıtmıştı.
“Sen burada kalmaya devam edebilirsin ama benden bu kadar. Daha fazla size ayak uydurmayacağım.”
“Pardon da ne yapacaksın? Tek başına nereye kadar ilerleyebilirsin. Senin arkandan iş çevirmiyorum ben sadece Erdem’e ve Ömer’e güveniyorum. Senin gibi saldırmıyorum. Güveniyorum ve bekliyorum. Anladın mı beni? Duydun mu beni! Ben sadece güvenip bekliyorum! Sende güven! Otur bekle! İnsanları daha fazla strese sokup germe.”
Yağmur’un cümlesi kahkahamı serbest bırakmama sebep oldu.
Doğru duymuştum değil mi?
Hatayı bende görüyordu.
“Ne var biliyor musun Yağmur? Sen burada kalıp, istediğine güvenip sakince devam edebilirsin ama ben artık yokum.”
Bakışlarında hiçbir değişme olmazken “Gerçekten biraz dursan olmuyor değil mi? Bir dur bir bekle, ama yok! İlla bir sorun illa bir pürüz.” Diyerek arkasını döndü ve gitti.
Yağmur’un arkasından birkaç saniye baktıktan sonra hırkamı alarak Ömer ve bana ait olan odaya çıktım. Kapıyı arkamdan kapattıktan sonra hırkayı yatağın üzerine atarak komodinin çekmecesinde bulunan tuşlu telefonu çıkarttım. Çekmeceyi geri kapatırken kalbim ritmini hızlandırmıştı.
Sakin ol ve derin bir nefes al, yanlış bir şey yapmıyorsun.
Ömer’e güveniyorum.
Sende güven.
Otur bekle.
Bende Ömer’e güveniyorum ama bu oturup beklemem gerektiği anlamına gelmiyor öyle değil mi?
Hiçbir şey bilmezken nasıl bekleyebilirim ki?
Ben bu yolda babamı ve annemi kaybetmişken neden bekleyecektim ki?
Bir canım kalmıştı, onu da daha ne kadar saklayacaktım?
Kendim ölmeyeyim diye daha ne kadar bu evde saklanacaktım?
Saklanmayacaktım.
Yapacaktım!
Yapamayacaktım.
Telefonu yatağın üzerine fırlatırken nefesimi sesli bir şekilde dışarıya verdim.
Kendimi yatağa sırt üstü geri bırakırken hıçkırıklarımı da serbest bıraktım.
‘’Allah’ım ben tıkandım çıkamıyorum, sen yardım et. Lütfen, çok bunaldım, çok daraldım. Yapamıyorum.’’
Ellerimi yüzüme kapatarak sesimi bir nebze azaltmaya çalışsam da bir fayda sağladığını düşünmüyordum. Yüzümdeki ıslaklık git gide artınca, ellerimi yüzümden çekerek kolumla yüzümü sildim.
Alt dudağımı dişlerimin arasına sıkıştırırken ellerimi hızla yükselip alçalan göğsümün üzerine koydum. Sağ elimi hafif bir şekilde göğsüme vururken dudağımı serbest bırakarak fısıldamaya başladım.
‘’İyiyim. İyiyim. İyiyim. Sadece sinir boşalması, iyiyim.’’
Ayaklarımı karnıma doğru çekerek yüzümü cama döndüm. Buraya ilk geldiğimiz zamanda olduğu gibi yine yağmur yağıyordu. Gökyüzü ağlamama eşlik ediyordu…
Artık ağlamak istemiyorum, suçluların ceza çekmesini, katillerin yakalanmasını ve normal bir hayat yaşamak istiyorum. Allah’ım çok mu şey istiyorum? Çok mu sabırsızım?
Yatak ayakucumdan hafifçe çökerken, ortama yayılan koku gelenin kimliğini belli ediyordu.
‘’Özür dilerim.’’
Sesinden akan pişmanlık, göğsümün daralmasına sebep olurken ‘’Bende özür dilerim.’’ Dedim. Seni daha çok üzdüğüm için özür dilerim, sana kızdığım için özür dilerim, yorulduğunu görmediğim için özür dilerim, omuzlarına bir yük de ben olduğum için özür dilerim.
Cama vuran yansımasındaki oturuşu kalbimi acıtıyordu. Saçı ve sakalı uzamıştı, omuzları çökmüştü.
Her zaman dik duran EŞİM artık tükenmişti.
Aldığı derin nefesi sesli bir şekilde geri verirken avuç içleri gözlerine bastırarak ovuşturmaya başladı.
‘’Bunu demeye hakkım yok biliyorum ama bir şey rica edebilir miyim?’’
Yattığım yerden diklenerek burnumu çektim. Önüme düşen saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştıracağım esnada elimi elinin içerisine alarak avucuma öpücük kondurdu. Dudaklarının teması sıcaklığın avucumun içinden kalbime yayılmasını sağlarken, derin bir nefes aldım.
Parmaklarını parmaklarıma geçirmeden önce her bir parmak ucuma öpücük kondurup, en sonunda gözlerini gözlerime hapsetti.
‘’Sana sarılarak uyuyabilir miyim?’’
Kalp ritmim hızlanırken bakışlarımı kaçırdım.
‘’Ben, şey… ıhmm’’ saçımı boştaki elimle kulağımın arkasına atıp bakışlarımı etrafta gezdirmeye başladım. Bu soruya nasıl cevap verilirdi ki?
‘’Yeni duş aldım, temizim. Gerçekten.’’
Pis olduğunu düşündüğümü mü sanıyordu?
Cümlesi duraklayan ağlamamı geri getirirken, burnumu çekerek başımı salladım.
‘’Uyuyalım.’’
Yüzümü avucunun içerisine hapsederek dudaklarını kaşımın üstüne bastırırken yine kokumu içine çekiyordu. Aradan geçen birkaç saniyenin ardından önce benden uzaklaşan Ömer; yataktan kalkarak benimde kalkmama yardımcı oldu.
Yatağın örtülerini açtıktan sonra bakışları beni bulurken derin bir nefes alarak açtığı kısma yerleştim, üzerimi örttükten sonra kendi tarafına geçerek kendisini bana doğru döndürdü. Bende sağıma dönerek göz temasına devam ederken ağlamamın şiddetlenmesi ile kollarının arasına çekti beni. Başımı boynuna gömerek hıçkırıklarımı serbest bıraktım. Elleri sırtımda aşağı ve yukarı hareket ederken dudakları başımın tepesine öpücük konduruyordu.
Başımı boynuna gömerek, sol elimi göğsünün üzerine koydum. Nefesimi düzenlemek adına onunla beraber nefes alıp vermeye başladım. Bir zaman sonra göğsümüz beraber yükselip alçalıyordu. Göğsünde duran elimin üzerine kendi elini koyarak temasına devam ederken gözlerimi kapattım.
‘’Hepsi hapse girecek, az kaldı kurban olduğum, çok az kaldı.’’
Omzumdaki kolunu daha da sıkılaştırarak beni daha çok üstüne çekerken ‘’Biraz daha sabır kurban olduğum. Az kaldı, çok az kaldı.’’ Dedi.
Başımı boynundan kaldırarak bakışlarımı gözlerine çıkardım.
‘’Benden bir şey gizleme Ömer lütfen, üzülecek olsam da gizleme. Bu zamana kadar hep bir şey bilmeden ilerledim. Böyle yapma; kendini de beni de yalnızlaştırma.’’
Saçımdaki tokayı çözerek saçlarımı serbest bırakırken başını olumlu anlamda sallayarak kafamı göğsüne yaslamamı sağladı. Sol eli saçlarımın arasındaki yerini alırken gözlerimi tekrar kapattım.
Huzur bulduğumuz şu vaktin kısa süreceğinin ikimizde farkındaydık, aynı anda kollarımızı sıkılaştırırken dilimizden dökülüp etrafa yayılan cümlemizde hislerimiz tercümanıydı.
‘’Seni seviyorum.’’
‘’Seni seviyorum.’’
Ne zaman uykuya daldım bilmiyorum ama hissettiğim sıcaklık uyanmamı sağlamıştı. Gözlerimi birkaç kere kırpıştırdıktan sonra açarak etrafıma bakınırken sıcaklamamı sağlayanın Ömer olduğunu anlamam çok sürmedi.
Boynuma gömülü yüzüne belime sarılan eli eşlik ediyordu. Aşırı samimi bir pozisyondaydık. Beynimin o senin kocan aptal deyişini duymamazlıktan gelerek belimde olan elini yavaşça kaldırdım ve kendimi aynı yavaşlıkta geri çekilerek yataktan kalktım.
Biraz mırıldanan Ömer uykusuna devam ederken, yanıma kıyafet alarak banyoya ilerledim. Suyu sıcağa ayarlayarak lavabo ihtiyacımı giderdim ve dişlerimi fırçalayarak kendimi duşa attım.
Duştan çıkmam ve üstümü giyinmem ne kadar sürmüştü bir fikrim yoktu ama banyodan çıktığımda Ömer uyanmış, yatağı da toplamıştı. Gözlerimiz anlık kesişme sonrası birbirine tutunmaya devam ederken bakışmayı kesmeden yanıma gelerek dudaklarını alnıma bastırdı.
“Günaydın güzelim.”
“Günaydın.”
Yanımdan geçerek banyoya girdi ve saç kurutma makinesi ile tarak alarak geri yanıma geldi. Dolaptan aldığı yastığı yatağın yan tarafında yere koyduktan sonra bana dönerek “Otur bakalım.” Dedi.
Yapmak istediğini anlayarak lafını ikiletmeden ayaklarımı popomun altına alarak yastığa oturdum. Bacaklarını iki yana açarak ortasına denk geleceğim şekilde yatakta oturur pozisyona geçerken kurutma makinesinin fişini prize takmıştı. Havlumu başımdan çözerek bacaklarının üzerine serdikten sonra saçlarımı yavaşça taramaya başladı.
Cama vuran yansımamız aşırı tatlıydı.
Her ne kadar dile getirmemiş olsa da saçlarımı sevdiğini hissettiriyordu, her zaman açık görmek en büyük mutluluğu olabilirdi, ya da her fırsat bulduğunda elini saçlarıma uzatması veya her saçımı avucunun içine aldığında öpücük kondurması...
Sevmeyi bilen adam vesselam ama yine de törpülenmesi gereken yerleri var.
Saçlarımı taraması bittikten sonra kurutma makinesini çalıştırarak her bir saç teline ayrı ilgi gösterirken yüzünde oluşan hayranlık izlemeye değerdi.
Saçımın kuruduğuna emin olduktan sonra makineyi kapatarak kenara koydu ve tekrar tarağı eline alarak taramaya başladı.
“Bu kadar dikkatli olmana gerek yok, hızlı tararsan canım acımaz.”
Taramasını bitirerek saçıma kokulu öpücüklerinden bırakırken “Senin acımaz ama benim acır. Her telin ilgiyi hak ediyor.” Dedi.
Başımı iki yana sallayarak gülmeye başladım ve oturduğum yerde dönerek dizlerimin üzerine kalktım.
“Bazen çok sevimli ve sevgi dolu oluyorsun sen içime sokup saklayasım geliyor ama bazen o kadar sinir bozucu oluyorsun ki Ömer, seni anında boşayasım geliyor.”
“O zaman Rabbime şükürler olsun ki dini nikahta boşama hakkını bana vermiş, sana verseydi 50 kere boşanmıştık.”
Burnumu parmaklarının arasına sıkıştırarak alnıma öpücük kondurdu. Ayağa kalkarak kurutma makinesini ve diğer eşyaları aldığı gibi banyoya ilerledi.
“Ben duşa giriyorum, sonra çıkmam gerekiyor. Hakan ve Bahar kahvaltıya geleceklermiş Yağmur aşağıda seni bekliyor.”
Banyonun kapısını kapatan Ömer'in arkasından birkaç saniye baktıktan sonra ayağa kalkarak saçlarımı topladım ve hemen odadan çıktım.
Yani kahvaltıya gelecekleri şimdi mi söylenirdi? Geldiklerinde haber verseydin keşke!
“Kendine söylenmen bittiyse zahmet olacak ama yardım et istersen.”
Hah! Sitemli hanımefendi.
Hayır, bütün sitemi benim yapmam gerekirken hepinize yumuş yumuş davranıyorum ama yine yaranamıyorum yok yani.
Sesimi çıkartmadan kahvaltılık çeşitlerini sofraya taşımaya başladım. Erdem bir ara mutfağa girerek Yağmur'a sataşırken bana yandan bakış atıp geldiği gibi geri gitmişti. Sabır çekerek işime kaldığım yerden devam etmeye başladım. Trip atması gereken benken trip yiyen konuma düşmüştüm.
Tabak, çatal ve bardakları yerleştirerek peçeteleri koydum. Sanırım tamamdı. Erdem poğaçaları getirirken Yağmur’da ekmekleri getirip masaya koydu. Bakışlarımızı birbirimizde en fazla üç saniye tutarken Ömer’in yanımıza gelmesiyle hepimizin odağı ona yönelmişti.
Giydiği siyah renkli takım elbise yapacağımız kahvaltıya biraz ağır kaçardı, büyük ihtimalle kahvaltıya katılmayacaktı.
‘’Nereye gidiyorsun?’’
Sorum üzerine bakışları bana dönerken ‘’Halletmem gereken birkaç işim var.’’ Dedi.
Birkaç iş…
Aldığım nefesi sesli bir şekilde dışarıya bırakırken bende olan bakışlarına karşılık vermeyerek arkamı döndüm. Senin için yapıyorum ya da az kaldı bekle saçmalıklarını duymaya ihtiyacım yoktu. Günlerdir hatta aylardır duyuyordum ve şu an bunları duymaya ihtiyacım yoktu.
Sakin kalacaktım. Sinirlenmeyecektim.
‘’Kahvaltıya Hakan ve Bahar gelecek sadece, Faruk gelmiyor. Kahvaltıdan sonra konuştuğumuz gibi toparlanır çıkarsınız Erdem.’’
‘’Senin aklın geride kalmasın kardeşim, burası bizde, biz hallederiz.’’
Birkaç fısıldaşma sonrası Erdem ve Yağmur salondan çıkarken, arkamda hissettiğim Ömer’in kolları belimi sardığı gibi kafasını boynuma gömdü. Ellerim önümdeki sandalyenin üst kısmını kavrarken dişimi alt dudağıma geçirdim.
Sakin kal, sakin kal.
Kokumu içerisine çekerek boynuma öpücük kondurdu. Dudaklarının değdiği yer boynumda karıncalanmaya sebep olurken derin bir nefes aldım. Dudakları saçlarıma son öpücüğünü kondurarak benden ayrılırken üşüyen vücuduma kendi kollarımı sardım.
Karşıma geçerek başımı yukarıya kaldırdıktan sonra dudaklarını alnıma bastırdı.
“Rabbime emanet ol. Dikkat et kendine, yalnız dışarı çıkma.”
“Yine uzaklara gidiyorsun sanırım.” Derken cümlem bir sorudan ziyade tespit niteliğindeydi.
Cümlem karşılık olarak yeni Aair öpücük kazandırırken dudaklarımı birbirine bastırarak başımı salladım. Sonuç belliydi, yine cevap alamayacaktım.
Git bakalım Ömer bey. Zamansız git, sessiz git, habersiz git, sen sadece git. Hep git.
Umalım da bu gitmelerin dönüşünde bende gitmiş olmayayım.
Düşüncelerimi kendi içimde saklayarak “Dikkatli ol.” Dedim. Dudaklarını son kez kaşımın üstüne bastırdıktan sonra önce salondan ardından evden çıkıp gitti.
Erdem ve Yağmur ellerinde ki tabaklar ile salona gelerek masaya yerleştirmeye devam ederken onlara bakmadan mutfağa ilerledim. Onların alıngan hallerini çekebilecek durumda değildim. Ömer kapıdan çıkıp giderken odağımı da peşinden götürmüştü.
Buzdolabından menemen yapmak için gereken malzemeleri çıkardıktan sonra tezgâhın üzerine koyarak dolaptan tavayı çıkardım. Domatesleri ve biberleri doğrayarak sırasıyla yağ döktüğüm tavaya tarken yumurtaları bir kâsede kırarak tuzunu attım. Çalan kapı zili misafirlerimizin geldiğini haber verirken çırptığım yumurtayı da tavaya dökerek ocağı kısık ateşe ayarladım. Birkaç kere karıştırdıktan sonra gelenleri karşılamak için salona ilerledim.
Hakan’dan ne kadar hoşlanmasam da Bahar’dan da bir o kadar hoşlanıyordum.
‘’Hoş geldiniz.’’
‘’Hoş bulduk canımın içi.’’ Diyerek kollarını açan Bahar’ın isteğini geri çevirmeyerek yanına giderek açtığı kollarının arasına girdim.
Hakan her zamanki gibi somurtkan haliyle birkaç saniye yüzüme baktıktan sonra hoş bulduk deme zahmetine girmeden Erdem’in ‘’Masaya geçelim.’’ Demesiyle sofraya geçerek oturdu.
Bu adam görünümlü çocuğa ne yaptığımı bilsem tepkisinde haklı olup olmadığını söylerdim ama inanın en ufak bir fikrim yoktu. adamın en azılı düşmanı sanırım bendim, tiksinmesini ve nefretini çok açık bir şekilde ifade ediyordu.
‘’Hadi sizde gelin.’’
Yağmur menemeni masanın ortasına koyarak Erdem’in yanına otururken Bahar ‘da eşinin yanına geçerek oturmuştu. Masanın boş olan baş kısmına geçerek oturdum ve tabağımı doldurmaya başladım. Erdem ve Hakan kendi aralarında konuşurken kadınlar olarak sessizliğimizi koruyorduk.
‘’Siz hangi eve geçeceksiniz şimdi? Ömer’in eve mi yoksa senin eve mi?’’
Hakan’ın sorusu üzerine Erdem’in bakışları kısa bir an bana dönerken karşılık vermeyerek yemeğimi yemeye devam ettim.
Harbi ben nerede kalacaktım?
Ömer konuştuğumuz gibi toparlanıp çıkarsınız demişti ama tahmin edileceği üzere bizimle daha doğrusu benimle kimse konuşmamıştı.
‘’Şu an için Ömer’e geçeceğiz, akşamdan sonra ne olacağına karar verilecek.’’
Bahar çayını yudumlamadan önce ‘’Akşamdan sonra neden karar verilecek ki?’’ sorusunu Erdem’e yöneltirken, aklıma takılan soruyu sorduğu için minnettardım.
‘’Ömer duruma göre haber verecek.’’
‘’Ya sen şuna Eslem’in arkasını toparlayacak desene Erdem. Niye cümleni süslüyorsun.’’
Hakan’ın yükselen sesiyle çatalımı tabağıma koyarak arkama yaslandım. Bahar ve Erdem uyarı amaçlı ne kadar ‘’Hakan.’’ Diyerek ismini seslenseler de üzerine alınmayan Hakan Bey odağına beni alarak konuşmasına devam etmeye başladı.
‘’Senden sebep yapmayacağı işleri yapmaya başladı. Sırf senden sebep kendini tehlikeye atıyor, sen ise el bebek gül bebek keyifle oturup yemek yiyorsun.’’
‘’Birincisi benimle konuşurken bana sesini yükseltemezsin. İkinci olarak Ömer ile aramızda olan her şey bizi ilgilendirir sen kendini dahil edemezsin. Kendini dahil etme hakkına da sahip değilsin. Ben el bebek gül bebek burada oturuyorsam tek oturmuyorum. Sen ve Erdem’de benim gönül rahatlığıyla, keyifle yaptığım kahvaltıya eşlik ediyorsunuz. ‘’
Sandalyemi gürültüyle geri iterek kalkarken Bahar’a dönerek ‘’Çantamı hazırlayacağım, size afiyet olsun. İşim bitince gelirim yanınıza.’’ Dedim.
Bahar başını sallayarak beni onaylarken fırsat kaybetmeden merdivenlere yöneldim. Bahar’ın ve diğerlerinin yükselen sesi kulaklarıma ulaşırken ne konuştuklarının çok da bir önemi yoktu. Aklım Ömer’in yapacağı işteydi, nereye gitmişti ve ne yapacaktı?
Odanın kapısını kapatarak, dolaptaki çantalarımızı aldım ve sırasıyla eşyalarımızı yerleştirmeye başladım. Ömer’in eşyalarını bitirdiğim gibi kendi kıyafetlerime geçiş yaptım, kişisel eşyalarımızı da yerleştirdikten sonra valizlerim fermuarlarını kapatarak kapının yanına koydum.
Derin bir nefes alarak dün çekmeceye geri koyulan telefonu elime alarak yatağın üzerine oturdum. Odaya saat kaçta geldiğimi bilmiyordum ama şu an saat tam beşti. Ömer’in ne yaptığını bilmediğim gibi bahsedilen akşam saatinin kaç olduğuna dairde bir bilgim yoktu.
Bu zamana kadar kızların yanıma gelmemiş olması da bir yandan iyi bir şeydi, Bahar’ı ne kadar sevsem de aşağıda tartışma yaşadığım kişi kocasıydı ve ben Hakan’dan sebep Bahar’ı kırmak istemiyordum. Bahar’ın kocasından sebep özür dilemesini hiç istemiyordum.
Elimde ki telefona birkaç saniye bakış attıktan sonra Ömer’in telefon numarasını tuşlayarak nefesimi sesli bir şekilde dışarıya verdim.
Kulağıma götürdüğüm telefon çalmaya devam ederken Ömer’in telefona cevap vermediği her saniye gerginliğim artıyordu.
“Aç şunu Ömer.”
Aradığınız kişi şu anda telefona cevap veremiyor sinyal sesinden sonra mesa....
Telefonu kapatarak tekrar aramaya bastım, aradan geçen saniyeler sonucunda yine cevap alamayarak telesekretere bağlanan telefonu tuş kilidi yaparak çekmeceye geri koydum.
Yataktan kalkarak kapının arkasında asılı olan hırkayı alıp, giyindim. Odadan çıkarak merdivenlere ilerlediğim esnada aşağıdan gelen bağrışmalardan sebep basamakları hızlıca inerek salona giriş yaptım.
Erdem ve Hakan ayakta karşılıklı olarak birbirlerine bağırırlarken birinin arkasında Yağmur diğerinin arkasında Bahar duruyordu. Eşlerini her ne kadar kollarından tutup geriye doğru çekmeye çalışsalar da boşa kürek çekiyorlardı.
“Sende onlar kadar suçlusun!”
“Kes sesini Hakan!”
“YETER!” diyerek bağırmam sonuç vermiş olacak ki birbirlerine bakmaya devam etseler de artık sessizleşmişlerdi.
“Kendinize gelin! Eşlerinizin yanında yaptığınız şu hareketlere bakın, kocaman adamlar olacaksınız birde. Onları bu kadar korkutmaya hakkınız var mı?”
“Sen bu işe k...” Hakan’ın lafını bitirmesine müsaade etmeyerek “Asıl sen karışma ve artık sus Hakan.” Dedim.
Tepkime şaşırarak ağzını birkaç kere açıp kapattıktan sonra Bahar’ın tutuşundan kurtularak burun kemerini sıkmaya başladı.
Erdem’de Yağmur’un bollaşan tutuşundan sıyrılarak telefonunu eline aldı.
“Bu işte sen veya ben yok, biz varız geri zekâlı. Bunu o kalın kafana sok.”
“Geri zekâlı kelimesi hakaret sayılıyor seni hakaret davasından içeri tıkarım Erdem, çıkmana da müsaade etmem.”
Erdem telefonunu kulağına götürmeden “Çok da si.. şeyimde.” Diyerek aradığı kişinin açmasını beklemeye başladı.
Az önce benim beklediğim gibi beklemeye başladı. Telefon telesekretere düşmüş olacak ki küfür ederek tekrar tuşladı. Yine aynı döngü gerçekleşirken bu sefer küfür eden Hakan’dı.
“Sikeyim. Tekrar ara.”
Erdem aldığı komutla tekrar telefonu kulağına götürürken içimde yeşeren korku tohumları filizlenmeye başlıyordu.
“Kime ulaşmaya çalışıyorsunuz?”
Sorum havada asılı kalırken sesimi yükselterek aynı soruyu tekrar sordum.
“KİME ULAŞMAYA ÇALIŞIYORSUNUZ?”
Erdem telefonu sinirle koltuğa fırlatırken bakışlarını bana çevirdi ve filizlenen tohumumu sulayıp büyütmeye başladı.
“Ömer’den haber alamıyoruz.”
Hayır!
Bu tamamen tesadüftü. Aynı anda arıyor olmamız ve Ömer’in açmaması sadece tesadüftü.
“Belki duymuyor? Belki telefonunun sesi kısık? Neden telaşlanıyorsunuz?”
Soruma cevap vereceği esnada koltuğa fırlattığı telefonunun çalmasıyla odağını benden ayırarak telefonunu cevapladı.
Sessiz kaldığı her saniye içimdeki korku büyürken sakinliğimi korumaya çalıştım.
Erdem’in yüzünde hiçbir değişiklik olmazken, elimi hızlanan kalbimin üstüne koydum. İçimdeki huzursuzluk beni boğmak üzereydi, nefesim sıklaşıyor ruhum daralıyordu.
Telefonu hiçbir cevap vermeden kapatıp cebine koyarken birkaç adım atarak karşısına geçtim.
“Ömer'den bir haber mi var?”
Soruma cevap vermezken Hakan’a dönerek “Gidiyoruz.” Dedi.
Hakan Erdem’in yakasına yapışırken “Allah kahretsin. Durumu ne? Yaşıyor mu?” sorularını bağırarak sormaya başladı.
Erdem yüzünde mimik oynatmazken onun sakin hali Hakan’ı daha çok sinirlendiriyordu. İkisinin arasın da dönen sessiz münakaşayı anlamazken sessizliği bozmaya karar verdim.
“Erdem. Ömer’e bir şey mi oldu?”
Bakışlarını bana çeviren Erdem derin bir nefes alarak Hakan’ın ellerini yakasından çekerken “Hastaneye kaldırılmış. Gitmeliyiz.” Dedi.
Hastaneye kaldırılmış.
Hastaneye kaldırılmış.
Yağmur ve Bahar bir yerlere koşuştururken olduğum yerden kıpırdamadan beklemeye devam ettim. Gözüme dolan yaşlar görüşümü bulanıklaştırırken “Neden?” sorusunu sormayı başarmıştım.
“Neden Erdem? Neden hastanede? Ne olmuş? Durumu nasıl?”
“Bilmiyorum Eslem. Bir an önce bu evden çıkarsak inan bana sorularının cevabına daha erken ulaşacağız.”
Başımı sallayarak onu onaylarken yanımıza gelen Yağmur Erdem’e montunu uzatırken “Ben her şeyi kapattım, çıkabiliriz.” dedi.
Erdem başıyla onaylayarak kapıya yönelirken onu takip eden Yağmur’a “Bende montumu alıp, geliyorum.” Dedim.
Koşarak merdivenleri çıktıktan sonra aynı hızla odaya giderek montumu çantamı yanıma alırken Ömer’in yerde hazır duran valizini de alarak aşağıya indim.
“O ne?”
Kapıda bekleyen Hakan’ın gözleri elimdeki valizde oyalanırken “Ömer’e kıyafet lazım olabilir, ayıklamaya fırsatım olmadı o yüzden çantayı aldım direk.” Cevabıma sadece gülerek karşılık verirken elini uzatarak çantayı sertçe elimden aldı.
“Senin yüzünden hastanede yattığı yetmiyormuş gibi birde onu düşünüyorum ayaklarına yatma.”
“Sen ne saçmalıyorsun Hakan?”
“Ne mi saçmalıyorum? Asıl saçmalayan sensin! Ömer’i düşünüyormuş gibi davranmaktan vazgeç. Biz şimdi hastaneye gidiyoruz ve sende arkamızdan bu lanet olası yerden siktir olup gidiyorsun.”
Cevap vermeme fırsat vermeden kapıyı çarpıp çıkarken, kapanan kapıya anlamsızca bakmaya başladım.
Hakan’ın bana olan tavrına anlam yüklemeyi bırakmam gerekiyordu belki ama yaptığı her hareket bir öncekinden beter oluyordu. Lanet olası hayvana ne yaptığıma dair en ufak bir fikrim yoktu ve artık sınırı aşıyordu.
Ne yapıp yapmayacağımı ona soracak değildim.
Onu bir şeylere inandırmak zorunda da değildim.
Kapıyı açtığımda bağıracaksa bağırabilirdi, şu an umurumda olan o değildi. Gerekirse yol boyu bağırabilirdi ancak işimi gördüğü müddetçe, hastaneye kadar dayanabilirdim.
Derin bir nefes alarak ayakkabılarımı giyindim ve kapıyı açtım. Soğuk hava yüzüme üfleyerek birkaç tutam saçımı özgürlüğüne kavuştururken, karşımda duran insan müsveddesinin varlığı içimi üşütmeye yetmişti.
“Güzel Eslem. Yine karşılaştık.”
Bölüm etkileşimi
