Gizli Görev kitap kapağı

5. bölüm / 24

Gizli Görev

4. Düğün Part II

Vaveyla Yazarı: Fethiye Kantar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: 4. Düğün Part II

‘’Babam diyorum. Solaktı.’’
Ömer’in Sergen’i tutan eli boşluğa düşerken arkamdan gelen Yağmur’un sesi bile bakışlarımı Engin’in üzerinden çekmeme engel olamamıştı. Gözümü kırparsam herhangi bir mimiğini kaçırmaktan korkuyordum. Yumruk yaptığı ellerinin boğumları gittikçe beyazlarken kasılan çenesi dişlerini sıktığının kanıtıydı. Dudaklarını mühürlenmişçesine birbirine bastırırken kaşları git gide daha çok çatılmaya başladı. Yumruk yaptığı elini açarak ‘’Sergen! Gidiyoruz.’’ Diye bağırdı. Sergen olduğu yerde tepki vermeden bana bakmaya devam ederken Engin çoktan çıkışa ilerleyerek odadan çıkmıştı.
Onun odadan çıkmasıyla yanıma gelerek konuşan Sergen’e cevap vermeyip bakmaya devam ettim.
‘’Dokunulmazlığına çok güvenme, sana zarar veremeyeceklerini mi düşünüyorsun? Hayatını sonlandırmaları bir saniyelerine bakar. Aptalsın! Aptal!’’
Kollarımı göğsümde birleştirerek öne doğru bir adım attım.
‘’Ne o, beni tehdit mi ediyorsun?’’
Baş ve işaret parmağı ile burun kemerini sıkarak başını iki yana salladı.
‘’Tehdit etmiyorum, yapacakları şeyi söylüyorum. Sonun baban gibi mi olsun istiyorsun?’’
Sorduğu soruya karşılık, sinirden titreyen ellerimi dizginlemek adına elbisemin eteklerini tutarak gülümsemeye çalıştım.
‘’İyi ya ne güzel babasının izinden gitti dersiniz. Size de reklamlık malzeme çıkar.’’
Cümlem onu rahatsız etmiş olacak ki aniden üzerime doğru attığı adımı Ömer engelleyerek Sergen’i bütün itirazlarına rağmen odadan çıkarttı. Sergen’in söyledikleri zehir gibi zihnime dağılırken dokunulmazlığına çok güvenme cümlesi takılmış kaset gibi zihnimin içinde yankılanıp duruyordu.
‘’Eslem.’’
Duyduğum hıçkırık sesi ile Yağmur’a dönerken kollarımı açarak ona sarıldım. İnce belini sıkıca sararak sırtını ovalarken boşta kalan elleriyle vücudumu sarmıştı.
‘’Kızım sende ne meraklısın ağlamaya. Hazır da mı bekliyor bu yaşlar anlamıyorum ki hemen salıveriyorsun.’’
Beni kendinden uzaklaştırarak burnunu çekerken küskünce omuz silkti.
‘’Az önce o adama söylediklerin doğru muydu?’’
Odada bulunanların bakışları bu soru üzerine bana dönerken gülümseyerek konuşmaya başladım. ‘’Atış dersleri almamı mı kastediyorsun, tabi ki yalandı. Senin ve annemin haberi olmadan böyle bir şey yapmam sence mümkün mü?’’
Hüzünlü olan yüz ifadesi anında sinirliye dönerken elini omzuma geçirerek ‘’Doğru düzgün konuş, sinirlerimi bozma benim.’’ Dedi.
Derin bir nefes alarak tekrar odadakilere baktım. Az önce yaşananlara şahit olduklarını bilmek içimi rahatlatmak yerine boğuyordu ama elden bir şey gelmiyordu. Ne yaşananları geri alabilirdim ne de söylediklerimi.
‘’Deminden beri buradalar ve olan biten her şeye yeterince şahit oldular, Sinan’ın arkadaşları oldukları için bir yandan güven duymaya çalışırken diğer yandan gizemli halleri beni de korkutuyor ama şu anda onları düşünemeyeceğim. Bana istediğim cevabı ver Eslem. Onlarla daha sonra Sinan da yanımızdayken ilgileniriz.’’
Tek nefeste kurduğu cümleye birden fazla şikayetini sığdırırken şaşırmama engel olamadım.
Demek ki o da bu oğlan topluluğunu gizemli buluyordu. Sinan’ın arkadaşları oldukları için kötü insanlar demek istemiyordum ama durmadan gözlem yapmaları sorguya çeker gibi soru sormaları bildikleri bir şeyler varmış gibi hareket etmeleri insanda şüphe uyandırıyordu.
‘’Doğru diyorsun, şu an özel konuşmayı gerektiren pek bir konu kalmadı. Ayrıca bu grubu … ‘’ diyerek odada bulunan erkekleri gösterdim ve konuşmama ‘’senin de şüpheli bulmana sevindim. Tek ben sorgulamamışım demek ki.’’ Diye devam ettim.
‘’Evet, Eslem. Bekliyorum.’’
Kollarını göğsünde kavuşturmuş, ayağını belirli bir ritimle yere vurarak cevap bekleyen Yağmur’u daha fazla bekletmemek adına ellerimi ovuşturarak derin bir nefes alıp konuşmaya başladım.
‘’Babamın geçirdiği kazayı hatırlıyor musun?’’
Soruma karşılık olumlu anlamda başını sallarken, devam ettim.
‘’O kazada babamın sağ elindeki iki parmağında sinir kesilmesi oluşmuş. Bunu bende sonradan öğrendim. Çok sonra hatta, babam öldükten sonra. Babam aktif olarak sol elini kullandığından ötürü rapor olarak mesleğine etki etmesini istemediğinden rapor olarak işlememişler. Fizik tedavi yarar sağlar demişler.’’
Yağmur’un söylediklerimi sindirmesini beklerken Faruk abinin sorduğu soruyla bakışlarımı ona çevirdim.
‘’Sen bunları nereden biliyorsun? Babanın sağ elinde oluşan sinir kaybını ispat edebileceğin bir belgeye sahip misin? Elinde öyle bir belge var mı?’’
‘’Şans eseri öğrendim. Belge olup olmadığını bilmiyorum ama böyle bir konuda emin olmadan konuşmam.’’
Belge olduğunu biliyorum ve elimde birden fazla belge var ama şu an neden sana söyleyeyim ki?
Başını olumlu anlamda sallayarak ayağa kalktı, ceketini düzelterek cebine hangi ara koyduğunu anlamadığım telefonunu çıkartıp birkaç işini hallettikten sonra telefonu bana uzattı.
Etrafımdakiler ile bakışarak telefonu aldım ve ekranda yazanları okumaya başladım.
Hastanın sağ eline demir girmesi sonucu oluşan sinirlerdeki hasarın bir kısmı giderilerek hasar alan yer kesilmiş ve geriye kalan kısmın dikimi yapılmıştır.
Oluşabilecek komplikasyonlara karşılık hasta gözlem altına alınarak fizik tedavi sonucu iyileşme görülebileceği tespit edilmiştir.
Babamın doktor rapor sonucuydu…
Kafa karşılıklılığım git gide artarken Faruk abiye bakmaya başladım, o ise bana gülümseyerek ‘’Sanırım artık bazı şeyleri konuşmanın zamanı geldi ve geçiyor. Telefon numaranı yazar mısın? Bugünden sonra irtibat halinde olmamız gerekebilir. Engin bir şeylerden şüphelenmeye başladı, tek başınıza hareket etmemeniz daha sağlıklı olur.’’ Dedi.
Başımı iki yana sallayarak ‘’Üzgünüm, ama yazamam.’’ Dedim.
‘’Kötü bir amacım yok Eslem, inan bana…’’ elimi kaldırarak sözünü istemeyerek de olsa kesmek durumunda kaldım.
‘’Hayır yanlış anladın Faruk abi, numaramı veremem çünkü bu sabah telefonum çalındı. Yani sana verebileceğim bir telefon numaram yok.’’
Kaşları çatılırken ona uzattığım telefonu alarak Yağmur’a uzattı. Yağmur telefonda yazılanları okurken Hakan odaya giriş yaparak yanımıza geldi. Bakışları hepimizin üzerinde gezinirken çenesini kaşıyarak sadece bana odaklandı. Bakışlarındaki soğukluk içimi ürperten cinstendi. Sinan’ın arkadaş grubunda bana samimiyeti geçmeyen tek kişi şu anlık Hakan’dı.
‘’Nasıl çalındı?’’ sorusunu avukat edasıyla müvekkilinden çok düşmanına sorar gibi yöneltmesi hafif tırsmama sebep olurken sakince cevapladım.
‘’Sabah ufak çaplı bir kapkaççılık olayı yaşadık, telefon ve kimliğim çalındı.’’
‘’Polise gittiniz mi?’’
‘’Bileğin sabahın etkisiyle mi morardı?’’
Hakan ve Ömer’in aynı anda konuşmasıyla bakışlarımı bileğime yönlendirirken ‘’Konudan şaşmayalım, gençler.’’ Diyerek Yağmur’a döndüm ve göz yaşlarının kurumuş olmasına şükrettim. Ellerim ile yüzünü kavrayarak göz altlarındaki ıslaklığı silerek yanağına öpücük kondurdum.
‘’Eve gidince anlatacak çok şeyin var haberin olsun. Kurtuldum sanma, düğündeyiz diye sessiz kalıyorum, üzerine gelmiyorum ama her şeyi anlatacaksın Eslem.’’
İkazına sessizce onay verirken odaya giren Erdem, Yağmur’un kızaran yüzünü görür görmez soluğu Yağmur’un yanında aldı.
‘’Ah! Prenses, bende seni arıyordum. Bir dakika sen ağladın mı?’’
Başını iki yana sallayarak ‘’Beni neden arıyordun?’’ diye sordu.
‘’Şey dans müziği başladı ve bende belki şansımı deneyebilirim diye düşündüm.’’
Önüne gelen saçları arkaya atarak yüzüne en güzel gülümsemelerinden birini yerleştiren Yağmur ‘’Çok güzel düşünmüşsün.’’ Diyerek aynı gülümsemenin Erdem’in yüzünde de olmasını sağladı.
İkisi dans etmek üzere odadan çıkarak yanımızdan ayrılırlarken diğerlerine dönerek ‘’Sinan şu anda bu olanları bilmesin lütfen. Düğün gününde ve balayında bu sorunlar ile aklı dalgın olsun bizimle uğraşsın istemiyorum. Ben Asım amca ile konuştum zaten sabahki olayı biliyor az önce yaşananları da yine kendisine anlatırım.’’ Dedim.
Sessiz kalarak birbirlerine bakarlarken daha fazla beklemeden odadan çıktım ve kızların yanına giderek boş olan sandalyeme oturdum. Kızlar dans eden Erdem ve Yağmur’u tebessüm eşliğinde izlerlerken gelen eşleri ile vakit kaybetmeden sahnede onların yanındaki yerlerini aldılar. Gelin ve damadın gelmesiyle oluşan gürültü boyut atlarken masada ben ve Ömer dışında kimse yoktu.
‘’Bileğine krem sürmelisin.’’
Solumdan gelen ses ile yönümü o tarafa çevirerek bakışlarımı sahnedeki çiftlerden çektim. Ceketinin iç cebinden çıkardığı kremi masanın üzerine koyarken avucunu açarak beklemeye başladı.
‘’İzin verirsen bileğine bakabilir miyim?’’
Sorusu ufak çaplı bir kriz geçirmeme sebep olurken bakışlarımı avucu açık bir şekilde bekleyen elinden ayırmadım. Avucunun içerisindeki çizgilerin başlangıcından sonuna kadar parmaklarımı değdirmek istiyordum. Hissettiklerim ve isteklerim mantığımla çakışarak savaş ediyorlardı. Bu adam da diğerlerinde olmayan neydi ki mantığım onu görünce devre dışı kalıyor, vücudum değişik tepkiler veriyordu.
Bu kadar kısa zamanda böyle bir şeyin olması imkansızdı. İmkânsız olmalıydı. Sonuçta ilk gördüğüm erkek o değildi, bu zamana kadar gördüğüm en yakışıklı erkekte o değildi. Çirkin olmadığını söylemiyorum elbette ama içimde savaşan duygulara anlam vermekte zorlanıyorum, açıkçası bir anlam yüklemekte istemiyorum.
‘’Tıbbi bilgi ve tecrübelere birazda olsa sahibim, istersen sen bileğini aç ben dokunmadan bakarım söz veriyorum. Sadece durumunu merak ediyorum, kötü bir amacım yok.’’
Elini geri çekerek dizine koyarken, bileğimdeki tokayı çözerek morarmaya başlayan kısmı açığa çıkardım.
‘’Bileğini biraz yaklaştırır mısın?’’
Tam önüne doğru uzattığım bileğime söz verdiği gibi dokunmadan bakarken verdiği komutlar doğrultusunda bileğimi oynatarak dokunmadan görmesine yardımcı oluyordum. Masanın üzerinde duran kremin kapağını açarak bana uzatınca boştaki elimin parmağını ona doğru uzattım parmağımın ucuna tüpün içerisindeki kremi sıkıp ‘’Masaj yapar gibi sür.’’ Demesiyle sözünü dinleyerek kremi bileğime sürmeye başladım.
Cebinden çıkardığı mendilini üçgen şekline getirip katlayarak bileğimi gösterdi ve ‘’Sarabilir miyim?’’ diye sordu. Başımı olumlu anlamda sallayarak onu onaylarken krem sürdüğüm yerin üzerini sarmak için eğildiği esnada kokusunu içime çekmemek için başımı sağa çevirdim. Ömer bileğimi hızlıca sarıp ufak bir düğüm yaparak elbisemin bileğindeki tokayı da kapatarak geri çekildi. Kremi geri kapatıp önüme uzatırken ‘’Eve gittiğin gibi buz tut, kas gevşetici iç ki ağrın olmasın. Bu kremi de morluk geçene kadar sürmeye devam edersen faydasını görürsün.’’ Dedi.
‘’Çok teşekkür ederim.’’
‘’Rica ederim.’’
Biten dans müziğini duraklama olmadan yenisiyle devam ettirirlerken Ömer’in etkisinden çıkmak için bakışlarımı giderek artan kalabalığa çevirdim. Dans edenlerin sayısı azalmak yerine gittikçe artıyordu. Sağ tarafımda bulunan sandalye gürültüyle çekilirken irkilerek sağıma döndüm.
‘’Tanrıça gibisin, her seferinde beni büyülüyorsun ateş parçam ama sınırlarını hiç bilmiyorsun. Sana karşı olan sevgimin bile sınırları var.’’
Sergen’in sesini koluma dokunmaya çalışan eli takip ederken kendimi geriye çekerek dokunuşundan sıyrıldım. Gerçekten laftan anlamıyor, sınırlarını bilmiyordu. Kıvırcık olan saçlarını tek tek yolup eline veresim geliyordu.
‘’Sınırlarını bilmeyen birisi varsa o da sensin Sergen. Sana durumu gayet güzel izah ettiğimi sanıyordum. Hâlâ burada ne işin var?’’
Ömer’in mimik oynatmadan kurduğu cümleye karşılık Sergen bakışlarını benden çekmemişti. Elini tekrardan bana uzatmasıyla kendimi geri çekerken aynı anda sandalyem ile de yan tarafa doğru çekilmem sonucu yaşadığım şaşkınlık ufak bir çığlık ile ağzımdan firar ederken düşmemek adına sandalyemin sırtına tutundum.
Ömer’in elini sandalyemden çekerek arkasına yaslanmasına kaşlarımı çatarak tepki verdim. Kaçıncı kez sıktığımı bilmediğim dişlerim gece boyu çeneme ağrı yapacaklardı.
‘’Ne yaptığını sanıyorsun.’’
Sorduğum soruya karşılık, boğazını temizleyerek ‘’Özür dilerim, yapmasam sana dokunacaktı. İzin veremezdim.’’ Dedi.
‘’Ömer Ömer Ömer. Seni ilgilendirmeyen işlere burnunu sokmaya bakıyorum da hâlâ devam ediyorsun. Bu mesele Eslem ve benim aramda. Seni ilgilendiren bir durum olmadığı gibi karışmaya yetecek bir vasfında yok. Karışma!’’
Oturduğu yerden kalkan Sergen saçını düzelterek elini bana uzattı.
‘’Şimdi bu dansı bana lütfediyorsun ve biz konuşacaklarımızı konuşup dansımızı sonlandırıyor konuyu burada kapatıyoruz Eslem. Bir daha o güzel ağzını ortalık yerde açmıyorsun.’’
Uzattığı ele tiksinerek bakarken ‘’Seninle dans edeceğimi sana düşündüren ne?’’ sorusunu yönelttim.
Boynunu sağa ve sola çevirerek derin nefesler alırken, kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Sergen’in sakin görüntüsünün altında yatan siniri ve öfke krizlerini hatta krizlerinin ne boyuta geldiğini onu tanımayan bir kişi bilemezdi ama biz maalesef tanıyor, biliyorduk.
Krize girecek olması onunla dans edeceğim anlamına gelmiyordu. Cehennemin dibine kadar yolu vardı.
‘’Sana son kez söylüyorum. Lanet olası yerinden kalk ve bana dansta eşlik et.’’
Sinirle tıslaması oturduğum yerde hafifte olsa beni korkuturken Ömer’in olaya dahil olmasıyla içim rahatlamıştı. Müzik sesi ne kadar yüksek olsa da birkaç meraklı başın bize dönüp bakmasına engel olamamıştı.
‘’Bende sana son kez söylüyorum. Geldiğin yere geri dön Sergen. Devam edersen karşılık veririm ve sonuçlar senin için kötü olur. Unutma hâli hazırda bekleyen bir ikazın var, iki tane olmasını istemeyiz.’’
Ömer’in sakince kurduğu cümlenin ağırlığı Sergen’in yüzünün an be an şekil değiştirmesine sebep olurken gülmemek için dudaklarımı ısırarak soluma döndüm. Sonucunu düşünmeden yaptığım hareket hafif öne doğru eğilen Ömer ile dahada yakınlaşmama sebep olunca boğazımı temizleyerek hemen önüme döndüm.
Sandalyemi kendisininkinin yanına fazla çekmişti, yoksa ela olan göz renginin göz bebeğine doğru nasıl kahveleştiğini görmemin başka bir açıklaması olamazdı.
Yanaklarımın kızarmasını sinirlenmeme bağlarken, Sergen’in hangi ara yanımızdan ayrıldığını fark edememiştim ki aynı şekilde dans müziği sona ermiş kızlar ve erkekler masaya gelip yerlerine oturmuşlardı.
Sandalye kapmaca oynayan çocuklar hızla oturdukları zaman nasıl ki birbirlerine çok fazla yaklaşmış oluyorlarsa o kadar yaklaşmıştık birbirimize. Dizleri dizlerime değecek kadar yakındık. Fazla yakındık, çok fazla. Nefesimi kontrol altında tutmaya çalışarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Çalıştım çünkü kalbimin ya da vücudumun verdiği tepkileri düşünüp kafa yormak istemiyorum. Şu an değil, sonra hiç değil.
Etrafı dolduran tulum sesine bağrışmalar eşlik ederken yanımdaki hareketlenme ile kızlardan ayrılan bakışlarım yine Ömer’in bakışlarını yakaladı.
HasbinAllah.
O da bana baktığı için mi göz göze geliyoruz, yoksa bakışlarımı fark ettiği için mi bana dönüyor? Ya ona baktığımı düşünürse? Ya beni yanlış anlarsa?
Kafamda dönen sorulara cevap veremezken erkekler çoktan ayaklanmıştı. Ceketlerini çıkartıp sandalye arkasına düzdün bir şekilde bırakırlarken bakışlarım hepsinden ziyade tek kişide kalmakta ısrarcıydı. Gömleğinin kollarını dirseklerine kadar düzgünce katladıktan sonra en üstteki düğmesini de açarak diğerleriyle beraber orta alana horon oynamaya doğru geçtiler.
‘’Kocamı horon oynarken her gördüğümde sıcak basıyor beni. O gözlükler ve takım elbisesi ile sevişi.. şey yani savaşır gibi oynaması çok iyi.’’
Bahar’ın yorumu üzerine aynı anda attığımız kahkahadan sebep oluşan gürültüyü bir nebzede olsa azaltmak adına dudağımı ısırarak kendimi tutmaya çalıştım.
‘’Ne gülüyorsunuz ya, kocanız olunca göreceğim sizi.’’
Eliyle yüzünü yelleyerek tatlı sitemlerine devam ederken, oluşan gürültü ile oyun alanına bakmaya başladık. Erkekler kendi aralarında kullandıkları iletişim -yani hunharca böğürmek- ile Sinan’ı karşılayarak aralarına alırken İlayda masaları gezerek hoş geldiniz demeye devam ediyordu.
‘’Kızlar, siz tulum oynamayı biliyor musunuz?’’
Merve’nin sorusuna ‘’Hayır, ama öğrenmek isterdim.’’ Cevabını verdim. Tulum sesi tüm bahçeyi kaplarken herkes sessizliğe bürünerek pür dikkat ortadaki alana odaklanmıştı.
Tulum çalan kişi alanın tam ortasına geçerken erkekler etrafına yarım ay şeklinde el ele tutuşmuş bir vaziyette dizilmişlerdi. Bir iki nefes alıştırmasının ardından tulumcu tekrardan çalmaya başlarken en başta bulunan ikili ‘’Enişteeeeeeeee.’’ Diye bağırmaya başladılar onların bağırışına karşılık geri kalanlarda ‘’Ooooy.’’ Diye bağırmaya başladılar. Yaptıklarına bir anlam veremezken Bahar’ın ‘’İlk başta bende anlamamıştım ama alışınca doğal karşılıyorsun.’’ Yorumuyla başımı sallayarak onu onayladım.
Çok fazla düğüne katılmadığımızdan ötürü ki katıldıklarımızda da tulum ile oynayanları görmemiştim şu an izleyeceğim benim için ilkti bu yüzden merakla nasıl oynayacaklarını bekliyor ve gözümü oradan ayırmak istemiyordum.
En başta duran iki oğlanın kim olduğunu bilmiyordum ama onun hemen peşinden Erdem, Sinan, Ömer, Faruk abi ve Hakan geliyor, sıra yine tanımadıklarımla devam ediyordu.
Başta bulunan çocuk ‘’Havaya yüksel!’’ diye bağırınca aynı anda ellerini havaya kaldırarak çocuğun komutlarına eşlik etmeye başladır.
‘’Bir sağa, bir sola.’’
Aldıkları komutla beraber ayaklarını bir sağa bir sola vururlarken tulum sesine eşlik eden adım sesleri ahenkle dans ediyordu.
‘’Geliyor, geliyor.’’
‘’Gelsun, gelsun.’’
Adımlara eşlik eden kolları yukarı ve aşağıya hareket ederken Yağmur’un ‘’Sadece bu kadarsa bende oynamak istiyorum.’’ Yorumuna gülümsedim.
‘’Oy dağlar.’’
‘’Dağlar dağlar.’’
‘’Dumanli dağlar.’’
‘’Dağlar dağlar.’’
‘’Sevdali dağlar.’’
‘’Dağlar dağlar.’’
Sağa ve sola ayak vurmaları yerini daha değişik bir oynama şekline bırakırken Bahar’ın hülyalı bakışları kıkırdamama sebep oldu.
‘’Oturmayı düşünmüyorsunuz herhalde?’’
İlayda yanağımı öperek yanımdaki boş sandalyeye otururken gülümseyerek ona baktım. Peri kızı gibiydi.
‘’Valla güzelim oynamak isterdim ama bilmediğim yerden çıktı.’’
‘’Yağmur kız ben biliyorum gel bir şekilde ayak uydurursun.’’
‘’Yok canım bu kadar insana rezil olamam.’’
‘’Kız rezillikten niye korkuyorsun Erdem hayatta takılmaz o tarz şeylere.’’
‘’Avukat Hanım, siz kocanız ile mi ilgilenseniz.’’
Yağmur ve Bahar’ın atışmasını izlemeyi kesere arkasına yaslanmış pisttekileri izleyen İlayda’ya döndüm.
‘’Yoruldun mu?’’
‘’Biraz ayak tabanlarım ağrıdı ama ayakkabımı değiştirdim, şu an rahatım.’’
Yanaklarını sıkarak önüme döndüm ve Ömer’i şey yani tulum oynayanları izlememek adına masaya gelen yiyecekleri İlayda’nın önüne itekleyerek yemesini söyledim.
Dayanamayan bakışlarım piste kayarken tulum oynayanları izlemeye başladım. Tabi ki herkesi izledim, ayrım yapmadım. Oynarken tasasız ve mutlu göründüğü yetmezmiş gibi bir de tulum oynaması yasaklanmalı maddesinin çıkmasına vesile olacak şekilde oynayan Ömer’i izlemedim.
İlk defa mı erkek görüyorsun salak. Ne bu haller? Kendine gel.
Bittiğini zannettiğimiz tulumu alkışlamaya başladığımız esnada daha hareketli versiyonuna geçiş yapmaları üzerine alkışa son vererek ellerime kucağımda birleştirdim.
Tulumun peşine bildiğimiz horonun çalmaya başlamasıyla İlayda’nın ısrarları sonucu hepimiz oynamaya kalkmıştık. İlayda’nın kocasının elini tutmasıyla horon oynayanların arasına toplamda beş kişi girmemiz sonucu oluşan aksaklığı profesyonel bir şekilde hallederek horon oynamaya başladık.
Horon oynarken önümden geçen -pardon uçan Erdem demek daha doğru olurdu- Erdem Yağmur’un elini tutarak horona katılırken onun bu çabası beni güldürdü. Beyler sırasıyla horonda eşlerinin yanına gelerek ellerini tutarken algılayamadığım bir şekilde Ömer ile yan yana gelmiştik.
Bakışlarımızın birbirini yakaladığı esnada aldığım nefes çölün ortasında susuz kalmış gibi can çekişen ruhuma çiçekler açtırırken, kendimi tokatlamak istiyordum.
Parmağının parmağımı tutmasını nefesimi tutmuş beklerken avucunun içine hapsolan elim neredeyse tükürüğümle boğulmama sebep olacaktı. Neredeyse diyorum çünkü aklımın son tanecikleri yaşamlarını devam ettirmeye karar vererek son anda nefes alabilmeyi akıl etmişlerdi.
Avucunun içinde kaybolan elim, tökezleyerek horonu bozmama sebep olurken, Yağmur’un elimi sıkmasıyla kendimi toparlayarak bakışlarımı ona yönelttim. Yaptığı kaş ve göz işaretleriyle gösterdiği yeri görmemezlikten gelerek horona odaklanmaya çalıştım.
Allah’ım ne günah işledim bilmiyorum ama affet.
Avucunun içinde kaybolan elim, topuklu giymeme rağmen yanında küçük kalan boyum ve ritmini şaşıran kalbim. Biz harika bir üçlüydük.
Her horona giren ile çember biraz daha daralarak yanımızdakiler ile daha fazla yakınlaşmamıza vesile olmuştu. Okunan ezan ile müziğe ara verilirken secdeye kapanarak Allah’a şükretmemek için elimi can havliyle kendime çekerek Yağmur’un koluna girdim ve onu köşeye doğru çekiştirdim. Ani atağım karşısında şaşırsa da sesini çıkarmayarak yanımda durmaya başladı.
Kafamı dağıtmak adına ona sataşmaya başladım.
‘’Erdem ile dans etmeler falan, hayırdır?’’
Tek kaşını kaldırarak attığı bakış ile arkasından çok fena bir cümlenin geleceğini sezmiştim çünkü bu bakış hayra alamet değildi.
‘’Ömer ile el ele tutuşarak horon tepmemişsin gibi koyun koyuna oturmanı hiç söylemiyorum bile asıl sana hayırdır?’’
Bingo. Topu doksana atan Yağmur, acımıyordu.
‘’Oha Yağmur. Abartma.’’
‘’Valla dışarıdan bakılınca çocuğun içine düşüyor gibiydin.’’
Kan beynime sıçrarken ‘’Saçmala.’’ dedim ama bana müstahaktı. Kaşınmıştım. Dağılmasını istediğim beynim paramparça olmuştu. Enkaz altında kalmış can çekişiyordu ama ona yardım edebilecek durumda değildim.
Gerçekten içine düşüyor gibi mi gözükmüştüm. Allah beni kahretmesin ya. Omuz silkerek bana gülümserken sabır çekerek önüme döndüm. Kendi kazdığım kuyuya kendim düşmüştüm resmen.
Ezanın bitmesiyle halay çalmaya başlarken erkekler oturmuş biz oynamaya kaldığımız yerden devam etmiştik. Halayı erik dalı ve pop müzikler takip ederken saatler önce yaşanan olayları aklıma getirmeyerek çalan müziğe kızlarla eşlik etmeye başladım.
Düğünün sonlarına doğru gelin çiçeğini atacak anonsuyla bütün bekarlar sahneye toplanmış atılacak olan çiçeği bekliyorduk.
‘’Sen solda dur ben sağda. Çiçeği ikimizden biri kapmalı. Sen kaparsan bana ver Eslem. Ben kaparsam bende kalır.’’
‘’Kapmak için özel çaba sarf etmem. Önüme düşerse alırım.’’
‘’İstersen İlayda atmakla uğraşmayıp sana getirip versin Eslem, ne dersin? Deli misin ya? Bunun amacı zaten atılan çiçeği yakalamak.’’
‘’Üf tamam bakarız.’’
Yaptığım yoruma göz devirip planladığı gibi sağ kısma geçip beklemeye başladı. Açılan müzik ile İlayda sırtını bize dönerek oynamaya başlarken herkes heyecanla çiçeği atmasını bekliyordu. İlk çiçeğini ortaya doğru atarak Sinan’ın kuzeninin çiçeği almasını sağlarken ikinci çiçek için dönmeden önce bizim olduğumuz tarafları güzelce belirlemişti.
İkinci çiçeği Yağmur’a doğru atmazsa bende Eslem değildim.
İlayda beni şaşırtmayarak Yağmur’a doğru çiçeği atarken Yağmur’dan önce uzanarak çiçeği kapan kol ufak çaplı bir şok geçirilmesine sebep olmuştu. Yağmur küsen çocuklar gibi tek ayağını yere vurarak kollarını göğsünde kavuştururken yanına giderek gülmemek için kendimi sıkarken omzunu sıvazladım.
‘’Üzülme kardeşim daha son bir çiçek var, onu alırsın.’’
Dişlerini sıkarak ‘’Eslem.’’ Derken şarkı tekrardan çalmaya başlamıştı. Kollarını çözerek heyecanla son çiçeği kapmayı beklerken çiçek bulunduğumuz tarafa gelmişti ancak İlayda’nın aşırı hızından dolayı kafamızın üstünden geçerek arkaya gitmeyi tercih etmişti.
Erdem’in yakaladığı çiçek ile olacak olan sonu tahmin etmeye başlamıştım ki Erdem’in anında aydınlanan gözleri de tahminimi onaylar nitelikteydi. Ceketinin üzerindeki hayali tozları silkeleyerek adım adım Yağmur’a yaklaştı. Tam önümüzde durduğunda iki adım geri giderek kadrajlarından çıktım. Elindeki çiçeği Yağmur’a vererek bir şeyler fısıldarken bizim duymadığımız cümle Yağmur’un yanaklarının kızarmasına yetmişti.
Salondaki kalabalık ıslık ve alkışlar ile ortadaki çifti gümbürtü tufanına tutarken sağ tarafımdan uzatılan çiçek ile bakışlarımı çiçeği tutan elin sahibine çevirdim.
‘’En yakın arkadaşının çiçeğini saklamak isteyeceğini düşündüm.’’
Omuz silkerek tebessüm eşliğinde kurduğu cümleyle karizmatik veya yakışıklı değil aşırı sevimli duruyordu. Onun bu haline istemsizce kıkırdarken uzattığı çiçeği alarak teşekkür ettim.
‘’Teşekkür ederim.’’
‘’Rica ederim.’’
Çiçek atma merasimini gelin ve damadın misafirleri yolcu edişleriyle tamamlarken son kez toplu fotoğraf çekimi olacak denmesiyle bizlerde gelin ve damadın arkadaşları olarak hep beraber resim çekildik. Faruk abi ve Merve bebeklerinin huysuzlandığına dair haber alınca aramızdan erken ayrılmak zorunda kalmışlardı bu yüzden fotoğrafı iki kişi eksil çekilmiştik.
Ayrılık zamanı yaklaşınca ağlamaya başlayan Şahika teyze ve İlayda’yı zar zor sakinleştirdikten sonra Sinan’ın diğerlerine bizi eve bırakmalarını rica etmesiyle geçen beş dakikanın sonunda nihayet çiftimizi uğurlamıştık.
Asım amca ve Şahika teyze onlarda kalmamızı söyleseler de teşekkür ederek kabul etmemiştik. Bir gün için yeterince olay yaşamıştık ve kendi evimize gidip konuşmamız gerekenleri bir an önce konuşmamız gerekiyordu. Sinan’ın anne ve babası Azize teyze ile Hasan amcaya da aynı şekilde teşekkür ederek vedalaşırken Hasan amcanın ‘’Haberleşeceğiz.’’ Cümlesini tamam diyerek onaylarken yanlarından ayrılmıştık.
‘’Sizi biz bırakalım kızlar.’’
Hakan’ın teklifine balıklama atlayacağımız esnada elektrik akımına kapılmış gibi yüz hareketleri yapan Erdem’i gören Hakan arkadaşının daha fazla can çekişmesine razı olmayarak ‘’Bırakmayalım.’’ Kelimesi ile cümlesini değiştirdi.
‘’Bence siz yolunuzu değiştirmeyin. Biz bırakırız kızları. Değil mi Ömer?’’
Erdem’in Ömer’e sorduğu soruyu es geçerek ‘’Nerede oturduğumuzu söylemedik, yol üstü olup olmadığını nereden biliyorsun?’’ diye sordum.
Elleri cebine sokarak omuz silkti. ‘’Neresi olduğu önemli değil her şekil yolumuzun üstü yaparız.’’
Kamyon arkası sözü yüzümü buruşturmama sebep olacakken kendimi tutarak engel oldum.
‘’Bence de hayatım, Ömer ve Erdem bıraksın kızları.’’
Bahar’a gözlerimi açarak bakmaya başladım, o ise bu bakışıma aldırmayarak kocasının koluna girdi ve bize öpücük atarak el salladı.
Onlar arabaya binerek gözden kaybolurken ‘’İzniniz olursa sizi eve kadar bırakalım.’’ Diyen Ömer’i ‘’Lütfen.’’ Diyerek cevaplayan Erdem istediği olana kadar mızmızlanan çocuklara benziyordu. Bir tek yerinde tepinerek ayaklarını yere vurmuyordu.
‘’Zahmet olmazsa, çok seviniriz.’’
Yağmur’un cevabı üzerine Ömer ve Erdem’in yönlendirmesi ile arabaya doğru ilerledik. Yağmur’un arkaya geçmesi ile yönünü arkaya çeviren Erdem’e tek kaşımı kaldırırken, ön koltuğa geçerek kapısını kapattı. Trip atan haline gülmek istesem de kendimi tutarak arkaya geçip oturdum. Gerçekten hemen beş yaşındaki bir çocuk olabiliyordu.
Yağmur yolu tarif ederken çalan telefonunu alarak cevapladım.
Annem arıyordu.
‘’Efendim anne.’’
‘’Yavrum neredesiniz?’’
‘’Yoldayız az kaldı, sokağa gireceğiz birazdan.’’
‘’Takside misiniz? Kapatma telefonu eve gelene kadar açık kalsın, kapıya çıkıyorum bende.’’
‘’Annecim takside değiliz. Sinan’ın arkadaşları ge…’’
Evin önüne gelmemizle kapıda bekleyen annemi görünce cümlem kapanan telefon ile yarıda kaldı. Hah! Bir de yüzüme kapatıyor telefonu.
Annemin arabaya yaklaşmasıyla hep beraber arabadan indik. Annemin sorgulayıcı bakışları Erdem ve Ömer arasında gidip gelirken Ömer boğazını temizleyerek konuşmaya başladı.
‘’Hayırlı akşamlar efendim, ben Ömer Hamza Demirel. Sinan’ın hem aile dostuyum hem de yakın arkadaşıyım. Saat geç olduğu için kızların taksiye binmesini istemedik o yüzden biz getirdik. Bir mahsuru yoktur inşallah.’’
Ömer Hamza Demirel. Tipi yetmiyor ismi de güzel. Allah’ım acı bana ne olursun. Verdiğim tepkiler hiç normal değil. Kendimi tokatlamak istiyorum.
Ömer’in konuşmasını annem güzelce süzgecinden geçirirken bende konuştukları konuya odaklanmaya çalıştım. Erdem gülümseyerek ‘’Bende Erdem Yener tanıştığıma çok memnun oldum, sizde kızların ablası olmalısınız.’’ Dedi.
Çapkın sırıtışı yüzündeki yerini korurken gülerek başımı iki yana salladım. Bu çocuk gerçekten iflah olmazdı. On dakikadır trip atan kendisi değilmiş gibiydi.
‘’İltifatın için teşekkür ederim oğlum ama ben kızların annesi Asude, tanıştığıma memnun oldum. Buraya kadar zahmet ettiniz. Kızlarımı getirdiğiniz içinde teşekkür ederim.’’
Annemin peşinden Yağmur ve bende teşekkür ederken, rica ederek arabaya bindiler ve saniyeler içerisinde gözden kayboldular. Onların gidişi arkalarında kocaman bir sessizlik bırakırken, derin bir nefes alarak kendimi birazdan olacak konuşmaya hazırlamaya çalıştım.
‘’Evet içeri geçelimde üşümeyin, hem duydum ki bana anlatacaklarınız varmış.’’ Annemin sakince kurduğu cümle Yağmur ile bakışmamıza sebep olurken, sessizce eve doğru adımladık.
Bu kadının kesinlikle bir ajanı vardı. Bizden önce bütün haberler ona ulaşıyordu.
Eve girdiğimiz gibi Yağmur odasına geçerken bende odama geçerek hızlıca üzerimdekilerden kurtuldum. Elbiseyi çıkarıp askıya asarken gözüme çarpan mendil, parmaklarımı üzerinde gezdirmeme sebep olmuştu. Silkelenerek kendime gelirken askıyı dolabın kapağına asarak mendili bileğimden çözdüm ve duşa girdim. Çabucak aldığım duş sonrası aynı hızla giyinip çantama koyduğum kremi çıkartarak bileğime güzelce sürüp salona geçerken benim peşimden Yağmur lavaboya girmişti.
Üçlü koltuğa oturarak arkama yaslanırken havlumun düşmeyeceğinden emin olarak başımı arkaya yasladım. Gün içerisinde yaşananlar bütün çıplaklığı ile zihnime üşüşürken hiçbirine odaklanamıyor kendimi çıkan savaşta elimde silahsız ortada kalmış asker gibi hissediyorum.
Yağmur üçlü koltukta yanıma otururken annem elindeki tepsi ile yanımıza gelerek bizim için hazırladığı kahveleri uzattı. Sessizce kahvelerimizi alırken annem tam karşımıza geçerek tekli koltuğa oturmuştu.
Bardağımızın yarısını sessizlik içerisinde içerken annemin derin bir nefes alarak arkasına yaslanması konuşmaya başlayacağımızın belirtisiydi. Titreyen ellerimi pijama silerek bakışlarımı anneme çevirdim.
‘’Düğün nasıl geçti kızlar?’’
‘’Güzeldi valla annecim nasıl geçsin, bol oynamalı. Azize teyze, Hasan amca, Şahika teyze ve Asım amcanın hepsinin sana selamı var. Senin ameliyatın nasıl geçti?’’
‘’Ameliyatım güzel geçti nur topu gibi üç buçuk kilo bir erkek bebek dünyaya geldi Yağmur’cum. Düğün demek ki çok güzel geçti. En güzel kısmı neydi peki Sergen ile karşılaşmanız mı? Yoksa Engin ile karşılaşmanız mı? Yoksa düğüne giderken yolda başınıza gelenler mi?’’
Annemin bakışları ikimiz arasında gidip gelirken yutkunma sesimi yoldan geçenlerin bile duyduğuna emindim. Bu kadın bunları nereden biliyordu? Ya da kimden öğrenmişti?
Benim her yerde elim kulağım var derken şaka yapmadığını şu an gayet iyi anlamıştım. Bu kadının şaka kelimesi lügatinde yer almıyordu.
‘’Ya da Engin ile yaptığınız sohbet miydi en güzel kısmı?’’
Bakışları polis edasıyla bakışlarımı sorguya çekerken, bu gecenin hiç de kolay bitmeyeceğinden emin olmuştum. Hadi bakalım Eslem şimdi ayıkla bakalım pirincin taşını ayıklayabilirsen.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.