Gizli Görev kitap kapağı

2. bölüm / 24

Gizli Görev

1. Bilinmezlik

Vaveyla Yazarı: Fethiye Kantar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: 1. Bilinmezlik

Saçımın sertçe çekilmesiyle birlikte boynumdan gelen çıtlama sesi yüzümü buruşturmama sebep oldu, saç köklerime aynı anda binlerce iğne batırılırken ensemden başlayan ağrı önce şakaklarıma oradan da gözlerime ulaşıyor, görüntümü bulanıklaştırıyordu.
Kopan saç tellerimi hissedebiliyordum, birden fazla telin aynı anda kopmasından sebep oluşan yanma hissini yok saymaya çalışarak gözlerime hücum eden yaşlarımın akmasını engellemeye çalıştım.
Ağlamayacaktım!
Ağlamamalıydım!
Kendimi tutmalıydım, tutmalıydım çünkü şu an ayakta ve diğerlerine göre daha iyi durumda olan kişi bendim. Daha fazla kimse zarar görmeden - zarar görenler kötüleşmeden - bir plan yapmalı önce kendimi ardından diğerlerini kurtarmalıydım.
Saçımı tutan el yumruk olup, beni sarsarken alkol kokan nefesini önce saçlarımda ardından sol kulağımda hissettim. Midemden yükselen safra geçtiği yerlerde yanma hissi bırakırken, nefesimi tutmaya çalışarak başımı diğer tarafa doğru çevirmeyi denedim. Denedim diyorum çünkü tutuşu çok sertti, canımın acısı katlanarak artıyor beynimin zonklamasına sebep oluyordu.
Sanki kalbim her attığında biri olağanca kuvvetiyle kafama art arda darbe indiriyordu. Nefes almak her geçen saniye işkence gibiydi.
"Artık yolun sonu."
Kafamı sağa doğru döndürüp iki kanatlı, siyah renkli, üzerinde altın yaldızlı kartal deseni olan kapıyı gösterirken boşta olan elinin parmakları çenemi kavradı. Parmakları etime gömülürken burnunu şakağıma dayayarak derin nefesler almaya başladı. Kokumu derin soluklarla içine çekerken dişlerimi sıkarak arkamda sıkı bir düğümle bağlı olan ellerimi tekrar çözmeye çalıştım, uğraşım bir işe yaramadığı gibi ipin kestiğini tahmin ettiğim yer daha fazla açılmış olmalı ki acım ikiye katlanmış bileğimden avucuma doğru akıyordu.
Gözümü kapıdan bir an olsun ayırmıyordum. O kapının arkasında hala nefes almama sebep olan kişi vardı. Canımı canı bilen vardı, Ömer vardı. Bir kapı değildi bizi ayıran. Beni oradan oraya sürükleyen Sergen de değildi, onun gözlerinin kapalı olmasıydı.
-Bana niye öyle bakıyorsun?
Sorumu komik bulmuş olacak ki gülüşü sevimli yüzüne yayılırken ‘’Nasıl bakıyorum?’’ diye sordu.
Yanaklarım sorusu karşısında ısınırken bakışlarımı kaçırdım. ‘’Özlüyor gibi…’’
Aldığı derin nefesin sesiyle ısınan kalbim duyduğu cümlenin güzelliğiyle çırpınmaya başlamıştı.
‘’Doğru bakıyormuşum. Özlüyorum.’’
Esen rüzgârın uçurduğu birkaç teli kulağımın arkasına sıkıştırmaya çalışırken attığım kaçamak bakışların karşılığında gözlerini saçlarımda yakalarken parmaklarını birbirine sürtüyordu.
‘’Tam karşındayım Ömer, nasıl özlüyorsun?’’
Avucunu pantolonuna sürüp yaslandığı yerden diklenerek kollarını dizlerine koydu ve hafifçe öne eğilerek bakışını bakışıma yaklaştırdı.
‘’Bakışın her benden kaçtığında, varlığın hissedemeyeceğim kadar benden uzaklaştığında ve kokunu alamayacağım kadar yakınımda olmadığın her an seni özlüyorum. Sabahtan akşama kadar gözlerin gözlerime takılı kalsın her saniyesine şükrederim.’’
Zihnime doluşan anıların ağırlığı göğsümü ağrıtıyordu. Ben şükretmek istiyorum ama şükredemiyorum Ömer.
"Ömer, şu kapının arkasında öldü."
Kalbim maraton koşmuşçasına atarken, tek şükrüm Ömer'in hâlâ nefes alıyor olmasıydı. Ölmeyecekti, nefes alıyordu.
Kalbi hâlâ atıyordu.
Ölmeyecekti değil mi?
Hem bana söz vermişti, buradan beraber çıkacaktık. Çıkacaktık değil mi?
Kafamı bu sefer daha sert bir şekilde sola doğru döndürürken ağzımdan kaçan çığlığa engel olamadım. Çenemi sıkarak bakışlarımın gri metal kapıya çevrilmesini sağladı.
‘’Ağlama!’’
Kulağımın dibinde yükselen sesi sarsılan omuzlarımın şiddetini an be an arttırırken pes etmeye çok yaklaşmıştım.
"Şu kapının arkasında da sen öleceksin ama öncesinde kapıyı bize açacaksın, benimle ilgileneceksin ve görevini tamamlayacak sonra da öleceksin. Önce görev, sonra kapı. Anladın mı?''
Kahkahası boş odada yankılanarak geri gelirken, çenemi bırakıp kafasına vurmaya bir yandan da anlamsızca bağırarak tükürüklerini etrafa saçtı.
''Önce görev, sonra kapı. Önce görev. Önce görev. Sonra sırada kapı. Ölecek. Herkes ölecek.''
Sesinin sonlara doğru kısılmasıyla boşta olan eli tekrardan çenemi tutarak sıkmaya başladı. Bu yeterli gelmemiş olacak ki hızla geriye itip önce vücudumun sonrasında kafamın arkamdaki duvara sertçe çarpmasını sağladı. Başıma yediğim darbenin acısını sindiremeden eliyle boğazımı sarıp, sıkmaya başladı.
Bir eli kafamı duvara vururken, diğer elinin tırnaklarını derime geçirerek boğazımı sıkıyordu.
Nabzım başımda atarken, gözlerimin kararmasına mâni olmak adına derin nefesler almaya çalıştım ama boğazıma sarılı olan el nefes almama engel oluyordu.
Vücut sıcaklığım gittikçe artıyordu, boynumdan başlayan sıcaklık kulaklarıma oradan da başıma doğru yayılıyordu. Kalp atışımı gözlerimin içinden hissedebiliyordum. Nefes almaya çalıştıkça kuruyan boğazım acımaya başlamıştı, gözlerimi daha fazla açık tutamıyordum.
"Neyse ki seni şimdi öldürmeyeceğim, önce kapıyı açacaksın sonra icabına bakacağız. Önce kapı. Sonra sen, ama önce kapı. Önce kapı, sonra ölüm."
Ciğerlerime sıkışan hava gözlerimi yakmaya başlarken aldığım darbe sonucu öksürük krizine tutulmuştum. Ardı arkası kesilmeyen öksürüğüm geçtiği yolları acıtırken ellerimi boğazıma sarmak acıyı durdurmak istiyordum. Öksürük yerine hıçkırmaya bırakırken kendimi tutamıyordum.
Yüzümü soğuk ve sert olan zemine bastırırken hissettiğim ıslaklığın göz yaşlarımdan kaynaklanmadığını biliyordum. Dizlerimi karnıma doğru çekerken arkamdaki duvarı kendime sığınak olarak belirleyip sarsılan bedenimi sarmak istiyordum. Hayır Ömer’i istiyordum. Saçlarımı okşamasını, şakağımdan öpmesini geçti, ben yanındayım, sadece kötü bir kabustu demesini istiyorum.
Her şeyin eskiye dönmesini istiyorum. Eski, sakin ve huzurlu hayatımı istiyorum. Düğündeki karşılaşmanın hiç yaşanmamış olmasını istiyorum, en çok Ömer’in kalbi durduysa, ölmek istiyorum.

Kına Akşamı…

Göz kapaklarıma çılgınlar gibi vuran güneş ışınlarını yok etmek adına sağıma dönerek yüzümü yastığıma gömdüm, gözüm bir nevi rahatlarken bu sefer açık camdan esen rüzgâr çıplak olan kolumdan enseme doğru üfleyerek vücudumu üşütmeye başladı. Yüzümü yastıktan çekmeden elim ile kaybolan pikemi aramaya başladım.
Lanet pike!
"Sence de fazla uyumadın mı? Kalkmalısın artık."
Duymak istediğim kelimelerin bunlar olmadığına kanaat getirip bacaklarımın arasına sıkışmış olan pikeyi bir hışımla boğazıma kadar çekerken sol bacağımı kendime doğru çekip aldığım rahat pozisyon sonrası anlamsız mırıltılar eşliğinde huzurla yarım açık olan gözlerimi tamamiyle kapattım.
"Hey! Kime diyorum acaba. Eslem beş dakika içerisinde kalkmazsan olacaklardan ben sorumlu değilim. Hazırlanmamız gereken bir kına var. Ya! Kime diyorum."
Yağmur’un sızlanmasına -kesinlikle yattığım pozisyon gereği havaya dikilen popoma yediğim darbeyle alakası yok- daha fazla gönlüm razı gelmediği için kalkmaya karar verdim. Uzun uğraşlar sonucu bulmamışım gibi tekmeleyerek üzerimden atmaya çalıştığım pikem ayaklarıma dolanırken bir yandan da yatakta oturur pozisyona gelmeye çalışıyor, tam anlamıyla çözülmeyip saçımın içerisine saklanarak birkaç tutamımı tutan tokamı arıyordum.
Ben ne kadar uyanmaya karar versem de vücudum organlarımla beraber bu kararıma isyan ediyordu. Zihnim gördüğü rüyanın devamını merak ederek senaryolar üretiyor, gözlerim eski karanlığa kavuşmak isteyerek kapanmak istiyor ve popomda oturmak yerine az önceki gibi havaya kalkmak istiyordu.
"Sen yine gece boyunca bilgisayar ile mi uğraştın? İnanamıyorum sana Eslem! Söz vermiştin. Uzak duracaktın hani bu işlerden?"
Hay aksi şeytan. Erken kalkıp kaldırırım dediğim bilgisayarımı halka açık bir şekilde komidinimin üzerinde bırakmıştım. Akılsız başımın cezasını yine akılsız başım ödeyecekti.
Yüzüme gelen saçları geri itmeye çalışırken tokaya düğümlenen kısımları uzun uğraşlar sonunda çözmüş güneş ışınları ile girdiği savaşı kazanan gözlerim özgürlüğünü ilan edercesine açılıp etrafı tararken hedefini bulunca durmuştu. Elleri belinde tek kaşı havada duran biricik kardeşim Yağmur bana öldürücü bakışlar attığını düşünürken sadece komik duruyordu.
Uzun bir müddet Yağmur'a baktıktan sonra gözlerimi devirip yataktan kalktım.
"Bir şey araştırmadım zaten kızım, bir şey yaptığım falan yok. Hemen celallenme sakin. Her zamanki şeylere baktım. Korkulacak bir şey yok yani. Temizim.’’
Yağmur eline aldığı terliği bana fırlatırken ben çoktan odadan çıkıp banyoya girmiştim, kapattığım kapı Yağmur’un arkamdan söylediklerini duymama engel olmazken daha net duymamı isteyen Yağmur evin içinde bağırmaya başlamıştı.
"Biraz laf dinle laf. Başına gelebileceklerden hiç korkmuyorsun. Hadi kendini düşünmüyorsun onu anladık, bari annem ile beni düşün. Kime diyorum. Esleeeem! Ah Eslem! Ah Eslem!"
Banyonun kapısını kilitleyerek hızlıca lavabodaki işlerimi halledip elimi ve yüzümü yıkayarak banyodan çıkıp geri odama döndüm. Yokluğumda yatağımı toplamak yerine daha çok dağıtan Yağmur’a bir dünya dolusu övgüler söylemek yerine sakin kalarak ‘’İnsan yatağı toplar ya, nankör müsün Yağmur Hanım?’’ diye sitem ettim.
Sitemime karşılık beklediğim gibi gelmezken dağınık olan yatağımı toplayarak, camımı açtım. Temiz hava odanın içerisine dolarken bilgisayarımı çantasına koyarak dolabın üzerine kaldırdım. Salaklık bendeydi hadi baktın baktın ne diye ortada bırakırsın şu bilgisayarı, akıllanmıyorum gerçekten.
Odamın toplu olduğuna emin olduktan sonra odadan çıkarak mutfağa doğru ilerledim. Huysuz şirin kahvaltı hazırlıyordu sinirli tutmaya çalıştığı ifadesiyle kahvaltı hazırlıyordu. Yardım etmek için yanına giderken sataşsam mı yoksa sataşmasam mı diye düşünmeme gerek kalmadan direk sataşarak yardım etmeye başladım.
Omzum ilk darbeyi yaparak omzuna bir tane geçirirken önünde duran beyaz peyniri alarak yiyeceğimiz kadar olan dilimi kesip yıkayarak önce tabağa ardından masaya koydum.
Yan tarafımda duran salatalıkları alırken kalçasıyla kalçama vurarak ikinci darbeyi gerçekleştirirken geçen hafta hep beraber yaptığımız çilek reçelini kâseye döküp masaya koymadan önce üçüncü darbeyi gerçekleştirerek dirsek atmayı tabi ki unutmadım. Yaptığı omleti masaya koyarken dördüncü ve öldürücü darbeyi yaparak saçımı çekmeyi de tabi ki Yağmur unutmadı.
‘’Ya! Bu acıttı.’’ Sinirle söylediğim cümleye karşılık dil çıkartarak çalan kapıyı açmaya gitti. Kaçışına kıstığım gözlerim ile bakarken skoru eşitleyecek darbe düşünmem lazımdı. Yenilgiyi kabul edemezdim zaten kalkmadan yeterince laf işitmiştim.
Elleri poşetlerle dolu olarak içeri giren anneme yardımcı olup mutfağa geçtik, aldıklarını hızlı bir şekilde dolaba yerleştirirken annemin aldığı böreği masaya koyarak çayları doldurup yerime oturdum.
‘’Eslem Hanım uyanabilmişsiniz.’’
Annemin imalı cümlesine tebessüm ederek karşılık verdim.
‘’Kızım kalkmaya zahmet etmeseydin, İlayda’nın kınasına daha altı saat var, gideceğin zaman kalkardın.’’
Annemin dalga geçmesine sesimi çıkarmazken Yağmur’un gülmesine karşılık öldürücü darbemi yapmak için çay kaşığımı bardaktan çıkarıp eline değdirdim. Geçirdiği şok ile çığlık atarak koluma patlatmaya çalışmasını geriye kaçarak engellerken kahkahamı serbest bıraktım.
‘’Ne zaman büyüyeceksiniz çok merak ediyorum? Yaşıtlarınız ya evleniyor ya çocuk doğuruyor siz ise hala birbirinizi yiyorsunuz. Kimseyi de kınamamıştım halbuki neden böyle oldunuz acaba?’’
Annemin kurduğu uzun soluklu cümleye ben yorum yapmayıp yemeğime odaklanırken Yağmur cevap vermekte gecikmemişti. Cevap vermezse rahat etmezdi.
‘’Annem beni biliyorsun, sırf seni düşündüğüm için gelen adayları değerlendirmiyorum.’’
Lokmamı yutmuş çayımı yudumlamadan önce sessizce mırıldandım.
‘’Adayım yok demiyor da seni düşünüyorum diyor, haspam.’’
Yağmur’un çatılı kaşları keyfimi daha çok yerine getirirken Yağmur anneme dönerek konuşmaya devam etti.
‘’Tamam ya aday yok. Olanlarda incelemeye kapalı. İnceleyip alacağım adaylardan değiller maalesef. Ne yapayım iyi adamların hepsi kapılmış, bana adam kalmadı. Hem Eslem sen çok konuşma, bana en azından aday geliyor sana gelende gidende yok.’’
Yemek masasında olmamızdan ötürü saçını hayali bir şekilde savurarak, bilmiş bilmiş sırıtarak bana bakarken, kafamı iki yana sallayarak yemeğime devam ettim. Bazen bu kızı sevgiden boğasım geliyor bazen ise sinirden boğasım geliyordu. Ne diyorduk kardeş işte atsan atılmaz, satsan satılmaz.
‘’Siz önce anlaşmayı öğrenin bu gidişle sizi alan iki gün sonra geri gönderir.’’ Diyen annemin cümlesi üzerine Yağmur ile yumruklarımızı tokuşturarak kahvaltımızı yapmaya geri döndük. Bakın ittifak kurarak anlaşmak bu kadar kolaydı. Kardeşler kavga edip didişmeyecekse ne anlamı kalır kardeşliğin?
Biten çayları doldurup tekrardan yerime otururken, bakışlarımı anneme çevirdim ‘’Yarın düğüne gelmemekte kararlı mısın? Gelebilirsin, biliyorsun.’’
Annem sessizliğini korurken Yağmur’un ‘’Anne.’’ diye seslenmesiyle bakışlarını bize çevirdi. ‘’Kararlıyım. Bütün basın orada olacak, babanızın eski iş arkadaşları, ortakları ve bir sürü devlet adamı, hepsi orada olacak. Tabi babanıza iftira atan kansızlarda orada olacak.’’
Elindeki çatalı masaya bırakarak parmak uçlarıyla şakaklarını ovmaya başladı. Üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin acısı ilk gün kadar tazeydi. Varlığımız hayatı daha yaşanabilir kılsa da eşine yapılan haksızlık mutluluğunu gölgeliyordu.
‘’Ailemiz adına siz gideceksiniz. Hem arkadaşlarınızı tebrik edip yanlarında olacaksınız hem de o şeref yoksunları karşınıza çıktığında dik durup intihar eden bir adamın değil şehit olan bir adamın kızları olduğunuzu onlara göstereceksiniz. Unutmayın kim ne derse desin sizler bir şehidin kızlarısınız.’’
Şehidin kızları…
‘’Ne derlerse desinler gerçekler elbet ortaya çıkacak, babanıza atılan iftiralar yalancıların boğazlarına dolanacak. Sadece dik durun, size ne derlerse desinler boyun eğmeyin.’’
Annemin biten bardağına çay koymak için ayağa kalktığım esnada Yağmur’un sorduğu soru duraklamama sebep oldu.
‘’O adamın orada olacağını nereden biliyorsun anne? Orada olsa bile gelip bizimle konuşur mu ki? Bu kadar yüzsüz mü?’’
Annem başından kayan bonesini çıkartıp, tülbentini takarken bardağını doldurup önüne koydum ve yerime oturdum.
‘’Olacak güzelim. Hakan amcanızı arayıp sordum, sizi güvence altına almam gerekiyordu.’’
Son cümlesi üzerine kaşlarımın çatılmasına engel olamazken ‘’Tehlike altında mıyız?’’ diye sordum.
Sizi güvence altına almam gerek derken ne kastediyorsun anne?
‘’Hayatınızın tehlikede olduğunu düşünmüyorum, şu anlık.’’ Bakışları bakışlarımı yakalarken konuşmaya devam etti. ‘’Gerçekleri ortaya çıkarmak istediğini biliyorum, babana ve bize yapılanlara karşı içinde biriken öfkenin de farkındayım Eslem ama bu tek başına yapabileceğin bir durum değil. Karşındaki adam devlet komutanı. Sen ise babası iflas etmiş, devleti satmış ve üstüne üstlük intihar etmiş bir babanın evladı olarak görülüyorsun. Senin sözün ve hükmün mü güzelim yoksa o insan olmayanın sözü ve hükmü mü?’’
Devletin adamı. Hah! Adammış, şerefsiz herif.
‘’Annem haklı Eslem, karşımızda duran adam fazlasıyla güçlü. Bizim yapabileceğimiz, altından kalkabileceğimiz bir durum değil. Babam gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışırken bir anda ayrıldı aramızdan. Bu işe başlarsak sıradaki kim olacak? Sen mi? Annem mi? Yoksa ben mi? Sence bir acı daha kaldırabilir miyiz?’’
Yağmur’un gözleri dolu sorduğu soru üzerine annem masanın üzerinden uzanıp Yağmur’un elini tuttu.
‘’En çok sen kaybetmekten korkuyorsun Yağmur’um biliyorum ama korkma. Tedbir bizden Takdir Allah’tan. Ölüm saatimiz geldi mi hiçbirimiz sağ kalmayacağız bunu sende biliyorsun kızım ve sakın korkma. Babanız bir hiç uğruna mı öldü? Gerçekler hâlâ ortaya çıkmış değil siz gerçekler için uğraşan insanlara yardım etmezseniz, babanın senelerini verdiği ve sonucunda şehit düştüğü olayın hiçbir hükmü kalmayacak ve o insanlar istedikleri sonuca ulaşacaklar. Baban sence başına gelecekleri bilmiyor muydu? Hep ne diyordu?’’
Sorduğu soru üzerine Yağmur ile aynı anda cevap verdik.
‘’Ezanla geldik, selayla gideriz önemli olan vatan.’’
‘’Bak ne de güzel söylüyorsunuz kızlarım. Bu vatanı böyle soysuzlara mı bırakalım?’’
‘’İyide anne biz ne yapabiliriz ki? Gerçekleri delil ile ortaya çıkarsak bile bu soysuzların ardı arkası kesilmiyor. Elimizi attığımız yerden bir başka olay çıkıyor. Her yerdeler, örgüt olmuşlar. Kaç kişiler, destekçileri kim, bunların hiçbirini bilmiyoruz.’’
Yağmur’un elini tutmaya devam ederken diğer eliyle de benim elimi tutup, odağını bana çevirip konuşmaya başladı. ‘’Eslem bazen diyorum ki bu kızın zekâ seviyesi çok yükseklerde acaba bizim kızımız olmayabilir mi? Bazen de diyorum ki bu kızın zekâ seviyesi çok aşağılarda acaba bizim kızımız olmayabilir mi?’’
‘’Yani her halükârda evlatlığım. Sağ ol ya, kendinizden pay çıkarmayı hiç düşünmüyorsun.’’
Omzuma yediğim darbe ile ciyaklarken, annem ‘’Hain evlat bu.’’ diyerek iki eliyle de Yağmur’un ellerini tutmaya başladı.
‘’Kısacası kızlarım, bu yolda tek yürürseniz zaten başaramazsınız o yüzden bekleyin, zamanı gelince sizin yanınıza gelecekler.’’
‘’Kim gelecek? Ya da kimler gelecek hiçbir şey anlamadım ben.’’
‘’Sen bir şey anlama zaten Eslem, kalk çay koy bana.’’
Annemin bana uzattığı bardağa bakarak söylenmeye başladım. ‘’Şifreli konuş sonra ben anlamayınca suçlu olayım, hey Allah’ım.’’ Bakışlarım Yağmur’a kayarken ‘’Ne bakıyorsun kızım, deminden beri ben dolduruyorum. Sıra sende, kalk doldur çayı.’’ Diyerek bardağı Yağmur’a uzattım.
‘’Eslem gerçekten inadın tuttu mu tutuyor.’’
Yağmur’un yaptığı yoruma karşılık dilimi çıkartıp, kahvaltılıkları toplamaya başladım. Çayı doldurup bana eşlik etmesiyle işimizi on beş dakikaya bitirmiştik. Yağmur duşa girerken, annem hastaneden gelen telefondan sebep bahçeye çıkıp görüşme yapmaya başladı bende bu esnada annemin odasında bulunan kıyafetlerimizi alıp benim odama taşıyarak makyaj malzemelerini şifonyerin üzerine dizdim.
İşim bittiği sırada Yağmur duştan çıkmıştı, o odasına geçerken bende hemen banyoya girdim. Dişlerimi fırçalayıp, hemen suyun altına girdim. Güzelce çitilenip, saçlarımı yıkadım, bornozuma sarınıp koşar adımlarla odama geri döndüm.
Yağmur saçlarını kurutmuş, askılı ama omuz kısmında kurdele detayı olan mavi renkli, göğüs ile bel kısmında kelebekler ve çiçekler olan elbisesini üzerine giyinmişti. Gökyüzünde uçuşan çiçek desenli kelebeklere benziyordu. O nasıl oluyor diye sormayın, Yağmur’u gören herkesin aklına gelecek olan buydu.
Benim elbisemin modeli de Yağmur’unki ile aynıydı. Tek farkı benimkinin üzerinde kelebek ve papatya olması, bir de renginin turuncu olması. Gökyüzünde uçuşan çiçek desenli kıza yakışır bir portakal tarlasından kaçan papatya taçlı kelebek olmuştum.
Ağzımdan kaçan kıkırtıya anlamsız bakışlar atan Yağmur başını iki yana sallayarak elbisesini düzenlerken hızlıca elbisemi üzerime geçirip, nemlendiricimi sürdüm.
‘’Bu kız hadi düğünde nedimelerim prenses olacak dedi durdu yarına bizi Kleopatra yapacak, bugün niye biz yine onu dinleyerek bu elbiseleri aldık?’’
‘’Çünkü İlayda hem gelin, hem bizim en yakın arkadaşımız ve bizden rica etti, bizde onu kırmadık. Elbiseyi ilk gördüğünde bayılmıştın Yağmur Hanım. Şimdi ne oldu?’’
‘’Hâlâ çok güzel ama o Sinan’ın uyuz kuzenlerinin de bu tarz elbise giyecek olmaları sinirimi bozuyor. Bu arada İlayda’nın ısrarındansa Sinan’ın ısrarlarını unutmamak gerek. Yazık çocuğa bugün şehadete gelmese iyidir.’’
‘’Gelmez gelmez hadi otur da makyajına başla.’’
Yağmur oturmasıyla makyajını yapmaya başladı, o makyajını yaparken çantalarımızı hazırladım. Çantama takılı olan fuları sıkılaştırıp makyajı biten Yağmur’un yanına giderek önce saçlarını düzleştirdim ardından büyük bukleler yaparak ön kısımlardan aldığım iki tutam saçını arkada birleştirerek tokayla sıkıca tutturup kelebekli tokasını üzerine taktım.
‘’Kelebeklerden biri firarda.’’ Mırıldanmama ‘’Efendim?’’ cevabını veren Yağmur’u ‘’Yok bir şey.’’ Diyerek kaldırdım ve pufa oturarak kendi makyajımı yapmaya başladım. Makyajımı yaparken Yağmur İlayda ile telefonda konuşmaya başladı.
‘’Ne yaptınız? İyi bari, bizim de hazırlanmamız bitmek üzere, yarım saate çıkarız. Tamam tamam. Ne alaka be, o kim ya. Boş veeer, kulaklarını kapat dinleme sen. Ay, haspam. Kesin elbise yakışmadı ona, ondan ötürü başka elbise giymiştir. Tabi kızım, ne sandın. Anam yesinler, keyfine bak kızım sen. Tamam. Tamaaaam. Ben şimdi kapatıyorum Eslem’in saçını yapayım, hemen geleceğiz. Öpüyoruz seni, görüşürüz.’’
Pudranın kapağını kapatırken Yağmur’a dönerek ‘’Ne anlatıyor İlayda ne olmuş?’’ diye sordum.
Elini sinek savuşturur gibi sallayarak yüzünü buruşturdu ‘’Saçını yaparken anlatayım ki bir an önce çıkalım, hemen gelin dedi. Bitti mi makyajın?’’
Rimelimi sürüp, arkama yaslandım. Yağmur saçımı yaparken konuşmasını anlatmaya başladı.
‘’Sinan’ın kuzeni Asuman anlaşarak aldığımız elbisesini giymemiş. İlayda neden giymediğini sorunca da elbise için bu ne ya anaokulunda yıl sonu gösterisine mi çıkıyoruz, ben hayatta öyle bir şey giymem demiş. Bununda sinirleri bozulmuş, boş ver kulağını kapat duyma dedim bende. Kesin elbise yakışmadı ondan ötürü fikir değiştirdi. Tanımıyoruz sanki salağı.’’
Ona yaptığım modelin aynısını yaparak önden bıraktığı tutamlarımı da lüle yaparak bıraktı. Kelebekli tokamı da takmasıyla hazırdım, hazırdık.
‘’Asuman gerçekten değişik bir varlık, kıza iyi yaklaştıkça kız canavarlaşıyor.’’ Diyerek sıktığım parfümü Yağmur’a uzattım.
Parfümü sıktığı gibi çantalarımızı alıp odadan çıktık. Annem kapıda bizi karşılarken, ayakkabılarımızı dolaptan alarak kapının önüne koydum.
‘’Taksi durağında taksi yokmuş, caddeye kadar yürümeniz gerekiyor caddede muhakkak taksi bulursunuz.’’
Annemi onaylar mırıltılar çıkartırken, ayakkabılarımızı giyinmiştik.
‘’Yan yana durun bakim bir fotoğrafınızı çekeyim.’’
Yağmur ile yan yana durarak anneme birden fazla poz verdik, bizi çekmesi bitince onu ortamıza alarak birden fazla selfie çektim.
‘’Rabbim nazarlardan korusun yavrum sizi, melek gibi oldunuz. Birbirinize dikkat edin tamam mı güzel kızlarım.’’
Annemi yanağından öperken ‘’Sende dikkatli ol, Allah’a emanet ol. Ne yapacaksın bugün?’’ diye sordum.
Yağmur’un saçını düzeltirken ‘’Hastamın doğumu var, hastaneye gideceğim. Kına çıkışınızda haberleşelim, gece acil sezeryana girebilirim.’’ Diyerek sorumu cevapladı.
‘’Tamam haberleşiriz, görüşürüz anne.’’ Diyen Yağmur ile deri ceketlerimizi elimize alarak kol kola girdik. Neyse ki cadde evimize çok uzakta değildi bu yüzden yürümemiz beş dakika sürmüştü. Yoldan geçen boş bir taksiyi durdurup, gideceğimiz yerin adresini verdik.
Akıp giden yolu izlerken, elimde hissettiğim baskı ile bakışlarımı Yağmur’a döndürdüm.
‘’Seninleyim. Ne dersen yapacağım, söz veriyorum.’’
Yüzümde oluşan tebessüm ile elimin üzerindeki ellerini avucumun içine alarak sıktım.
Başaracaktık. Başarmak zorundaydık.
Taksiye ücreti ödeyerek, indik. Güvenlik İdris amca bizi görünce ‘’Hoş geldiniz kızlar.’’ Diyerek otomatik kapıyı açtı.
‘’Hoş bulduk İdris amca, nasılsın?’’
‘’Çok şükür Eslem kızım, yoğunuz ama sebebi güzel. Hadi gelin kızımız daha fazla sabırsızlanmadan gidin siz.’’
İdris amcanın cümlesine kıkırdarken ‘’Kolay gelsin.’’ Diyerek bahçeye giriş yaptık. En önde duran Sinan’ın arabasını peş peşe üç araba takip ediyordu. Bahçede insan kalabalığından ziyade araba kalabalığı vardı.
Sinan karşısında bulunan beş adama hararetli bir şeyler anlatırken ona hiç seslenmeden İlayda’nın babası Asım amcayla hoşbeş ederek eve doğru ilerledik. Dışarıda duran ayakkabı sayısından içerisinin halini anlamak mümkündü. Sanırım içeride rahat elli kişi vardı. Çıkardığımız ayakkabılarımızı elimize alarak içerideki dolaba koyduğumuz sırada Şahika teyze ile karşılaştık.
‘’Hii! Amanın. Benim meleklerim ne güzel olmuşsunuz böyle. Tü tü maşallah size.’’
Bir yandan dualar okuyup bir yandan da etrafımızda dönen Şahika teyzeye teşekkür ederek sırasıyla sarıldık.
‘’Kuzucuklarım, yavrumun canları. Güzel kızlarım, sizin deli arkadaşınız benim doğurduğuma pişman olmama ramak kalan kızım odasında. Kendisi deli diye herkesi delirtmeye çalışıyor. Siz odaya çıkın, bende misafirler ile ilgileneyim. Tamam mı?’’
‘’Yardım edilecek bir şey varsa ben seninle geleyim, Yağmur yukarı çıksın.’’
‘’Yok güzelim ablamlar burada zaten her şey hazır, ben gelenlere hoş geldiniz diyeceğim siz İlayda’nın yanına gidin yeterli.’’
‘’Tamam o zaman.’’ Diyerek merdivenleri çıkan Yağmur’un peşine takılarak İlayda’nın yanına gittim. Odası neyse ki kalabalık değildi.
Gelin hanım giyindiği kırmızı elbisenin içerisinde alev alev yanıyordu resmen. Bizi görmesiyle çığlık atarak ayağa kalkması bir oldu. Onun çığlığına Yağmur’un çığlığı eşlik ederken, yüzümü buruşturarak birbirine sarılarak çığlık atmaya devam eden iki dengesize diktim gözlerimi. Gerçekten mi?
‘’Bu ne ya! Ne biçim hareketler.’’
Sesin geldiği yöne kafamı çevirince gözlerini deviren Asuman ile karşılaştım. Bakışıma karşılık tek kaşını kaldırarak alaycı gülümsemesiyle bana bakmaya başladı. Kaşlarım ile üzerindeki elbiseyi göstererek alaycı olduğunu umduğum gülümsemem ile ‘’Bu ne ya! Ne biçim elbise bu.’’ Dememle saçını savurarak sinirli bir biçimde odadan çıkması bir oldu. Duyduğum kıkırtı sesi ile bu sefer bakışlarım koltukta oturan iki kıza kayarken bende onlarla gülmeye başladım. Bizim iki dengesizde yaptıkları harekete son verip sakinleşmişlerdi.
‘’Kız iki dakikada ne dedin de o öyle kaçtı odadan. Eslem sen ne fenasın, Eslem.’’
‘’Özür dileyerek geri çağırayım istersen? Elbisesinin çok güzel olduğu söyledim, teşekkür bile etmeden gitti. Bende ne oldu anlamadım.’’ Diyerek kollarımı İlayda’nın beline doladım. Sarılmama karşılık verirken Asuman’ı ortadan kaldırdığım için teşekkür etmeyi ihmal etmedi.
Boş olan sandalyelere Yağmur ile oturduğumuz esnada İlayda odada bulunan kızlarla bizi tanıştırmaya başladı.
‘’Evet tanıştırayım, Eslem ve Yağmur. Benim canlarım, kahır ortaklarım, destekçilerim, her şeyim işte bu kızlar.’’
‘’Sinan’dan sonra her şeyleri.’’ Diye araya giren Yağmur’a dil çıkartıp diğer kızları tanıtmaya geçti.
‘’Bu iki güzel hatunda. Benim kocam olacak Sinan’ımın dostlarının hanımları. Şu minnacık olan hanımefendinin ismi Bahar, çıtır avukat. Selvi boylum olan hanımefendimiz de Merve, İngilizce öğretmeni ama şu an yakışıklı bir beyefendiyle vakit geçirmesi gerektiği için öğretmenliğe ara verdi.’’
Kızlarla sarılıp yerimize tekrardan oturmamızla, konuşmaya başlamamız bir olmuştu ve kına saati gelene kadar zaman nasıl geçmişti anlamadık. Kına saatinin gelmesiyle herkes arabalara dağılırken Yağmur ve ben gelin arabasına binmiştik. Ne Sinan ne de İlayda Asım amcaların arabasına oturmamıza müsaade etmemişti.
‘’Siz hangi ara geldiniz kızım? Ben niye sizi görmedim?’’
Sinan’ın sorusunu ‘’Arkadaşların ile konuşuyordun, o yüzden sana hiç ses etmedik.’’ Diyerek Yağmur cevaplamıştı.
‘’Sizi onlarla tanıştırayım bir ara. Merve ve Bahar ile tanıştınız mı?’’
Dikiz aynasına bakarak sorduğu soruya ‘’Tanıştık harika kızlar.’’ Cevabını verdim.
‘’Bahar’ın eşi Hakan da avukat ve Hakan’ın babası şu an hala aktif olarak hakimlik yapıyor. Merve’nin kayınpederi de emekli Tuğgeneral.’’
Sinan’ın söyledikleri beynimin içerisindeki süzgeçten geçerken İlayda’nın sesi ile düşüncelerimi dağıttım.
‘’Hayatım Merve’nin ve Bahar’ın kayınpederlerinin mesleği ile bizim kızların ne alakası var Allah aşkına, kurban olayım.’’
İlayda cümlesini bitirdiği gibi Sinan’ın omzuna hafifçe elini vururken, Sinan elini tutarak dudaklarına götürdü. Elinin üzerini öpmesiyle sakinleşen İlayda’ya kahkaha atarak tepkimizi gösterirken Sinan’ın söyledikleri ile arkada sessizleşmiştik.
‘’Güzelim, ileride ne olur bilemeyiz. Hem biliyorsun yarın düğünümüze gelen devlet insanlarının ardı arkası kesilmeyecek. Biz çok dikkatli olacağız ama olası bir durumda kızların aklında bulunsun diye söylüyorum.’’
Bizim dışımızda herkesin yarın için bu kadar tedbirli olması beni bir tık korkutmuyor değil. Babamın iş ortamında olan kişilerden tanıdıklarımız bir elin parmak sayısını geçmezdi. İlayda’nın babası Asım amca, Sinan’ın babası Hakan amca ve şirketten tanıdığımız Rüstem amca vardı. Yarın bir hâkim ve emekli Tuğgenerale ihtiyacımız olacak kadar nasıl bir olay yaşayabilirdik?
Anlaşılan yarın olmadan bu sorularımın hiçbirine cevap bulamayacaktık çünkü kime sorsak bize cevap vermek yerine başka bir bilmece soracaktı.
Yağmur’un seslenmesi ile zihnime doluşan anıları geldikleri yere postaladım.
‘’Daldın gittin yine. Geldik diyorum ne zamandır.’’
Derin bir nefes alarak arabadan indiğim sırada Sinan çoktan İlayda’nın inmesine yardımcı olmuştu. Yağmur İlayda’nın koluna girerken, İlayda’nın başından kayan tacı düzelttikten sonra koluma dokunan Sinan ile bakışlarımı ona çevirdim.
‘’İlayda siz Yağmur ile içeri geçin biz Eslem ile çerezleri ayarlayıp getirelim.’’
Sinan’ın cümlesini ‘’İçecekleri unutmayın ve çabuk olun.’’ Diye cevaplayan İlayda, Yağmur ile ilerleyerek salona girdi. Kızları gözden kaybolmasıyla Sinan’a döndüm.
‘’Artık beni neden durdurduğunu söyleyecek misin?’’
İşaret parmağı ile yanağını kaşırken omuz silkerek konuşmaya başladı.
‘’Dediğim gibi çerezleri yapmama yardım edeceksin.’’
Başımı iki yana sallayarak ‘’Nerede çerezler göster, yapalım hadi.’’ Dediğim sırada çalan telefonunu bana bir dakika diyerek cevapladı.
‘’Tamam, otoparktayız gelin.’’ Kapattığı telefon sonrası bana dönerek ‘’Geldiler.’’ Dedi.
Geldiler derken neyi kastettiğini anlamamıştım. Otoparka giren siyah renkli Jeep Sinan’ın yanındaki boş yere park edilirken Sinan’ın yanına geçerek beklemeye başladım. Arabadan biri kumral biri sarışın olmak üzere inen iki kişiye bakarken etrafın karanlığı yüzlerini seçmeme engel oluyordu, ben onlara bakarken onlar çoktan kapıyı açmış arabadan çerezleri indiriyorlardı. Salondan çıkan iki kişi arabadan indirilenleri alıp içeriye götürürken durduğum yerden onları izliyordum. Son kutunun gitmesiyle, kumral olan arabayı kapatıp kilitledi ve anahtarı cebine koydu.
‘’Ellerinize sağlık, teşekkür ederim kardeşim.’’ Diyerek iki erkekle tokalaşan Sinan tekrar yanıma gelirken, bakışlarım üçü arasında gidip geliyordu.
Derin bir nefes alarak Sinan’a döndüm.
‘’Çerezler halledildiğine göre ben içeri geçiyorum Sinan.’’
‘’Hayır geçmiyorsun.’’ Beni durdurmasıyla ‘’Bu Ömer. Demirel holdingin başkanı ve benim çok yakın dostum.’’ diyerek kumral olan kişiyi gösterirken ‘’Bu da Erdem. Ömer’in başkanı olduğu şirketin yardımcısı ve dostum.’’ Diyerek sarışın olanı gösterdiği esnada çerezleri götüren diğer iki kişinin yanımıza gelmesiyle esmer olanı göstererek ‘’Merve’nin eşi Faruk aynı zamanda bilişim mühendisi, dostum diye demiyorum saman altındaki iğneyi bırak toz zerreciğine kadar bulur çıkartır ve bu gözlüklüde Bahar’ın eşi Hakan, avukatlığı ile dillere destan yaşı küçük olabilir ama başarısı çok büyük.’’ Dedi.
Bana bakan beş erkeğin hepsine tek tek bakamazken utanarak bakışlarımı yere indirdim, olanlar hakkında en ufak bir fikrim yoktu yine de ortama ayak uydurabilmek adına derin bir nefes alarak konuşmaya başladım.
‘’Bu tanışmaya ne gerek vardı hâlâ anlamasam da bende Eslem, hepinizle tanıştığıma memnun oldum. İzninizle ben içeriye geçiyorum.’’ Diyerek beni tekrar durdurmaya niyetlenen Sinan’a kaşlarımı çatarak başımı iki yana salladım ve hızlı adımlarla salona ilerledim.
Masaları tarayarak Yağmur’u ararken sahneye en yakın masada Merve ve Bahar ile olduğunu görünce adımlarımı oraya yönelttim. Çantamı masaya koyduktan sonra Yağmur’un yanına oturdum. Nerede kaldığımı soran Yağmur’a sonra konuşuruz diyerek Yağmur’un elindeki şişeyi aldım ve sudan kocaman bir yudum içerek arkama yaslandım.
Tek anladığım ortada dönen bir durum olduğuyken anlamadığım Sinan’ın arkadaşlarının bu durumla ne alakaları olduğuydu. Bir anda annemin tek başınıza yapamazsınız bekleyin gelecekler demesi, bir yandan Sinan’ın beni arkadaşları ile tanıştırması her şey fazlasıyla art arda geliyordu.
Uzun zaman sonra birden fazla kötü adamla aynı ortamda bulunacaktık yarın ya küçük çaplı ya da büyük çaplı bir kıyamet kopacaktı, inşallah işin sonunda cehenneme düşen biz değil karşı taraf olurdu ve yıkılmadan ayakta kalabilirdik. Anlaşılan en yüksek levele sahip zırhları kuşanıp meydana çıkma vakti gelmişti. Göğsüm yarının heyecanıyla kasılırken derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştım.
Etrafın kararmasıyla yine zihnime dolaşanları uzaklaştırdım ve şu ana odaklanmaya çalıştım. Zihnim bir gün patlayacaktı ama hadi hayırlısı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.