14. bölüm / 24
Gizli Görev13. Bende Seni Seviyorum
Bölümler 24Şu an: 13. Bende Seni Seviyorum
- 1 0. Önizleme101 kelime
- 2 1. Bilinmezlik4.203 kelime
- 3 2. Kapkaççı3.297 kelime
- 4 3. Düğün Part I3.348 kelime
- 5 4. Düğün Part II3.975 kelime
- 6 5. Geçmiş4.306 kelime
- 7 6. Matruşka4.224 kelime
- 8 7. Thanos3.736 kelime
- 9 8. Baskın Basılanındır3.700 kelime
- 10 9. Korkuyorum4.046 kelime
- 11 10. Sorgun Sual4.019 kelime
- 12 11. Iron Man8.227 kelime
- 13 12. Anahtar Sensin6.000 kelime
- 14 13. Bende Seni Seviyorum4.407 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 14. Kambersiz Düğün Olmaz10.218 kelime
- 16 15. Kaçırıldı5.297 kelime
- 17 16. Elli Yaşlarına Yakın4.815 kelime
- 18 17. Söz Veriyorum Anne5.626 kelime
- 19 18. Benimle Evlenir Misin?3.737 kelime
- 20 19. Yanlış Yöne Atılan Adımlar7.872 kelime
- 21 20. Ömer'e Sor8.254 kelime
- 22 21. Gizli Görev8.277 kelime
- 23 22. Sezon Finali Part I4.486 kelime
- 24 23. Tepetaklak Sezon Finali Part II5.910 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
‘’Bu kapının anahtarı sensin güzelim. Kapıyı açabilmeleri için sana ihtiyaçları var.’’
Kapı ve anahtar kelimeleri zihnimde can çekişerek savrulurken ellerim buz kesmişti.
‘’Bu nasıl, yani ben, şey ne yapmam, Ömer…’’
Omzumu sardığı koluyla beni kendisine doğru çekerek yüzümün göğsüne gömülmesini sağlarken sol elimle tişörtünü tutarak yumruğumun içine hapsettim. Sırtımda hareket eden eline kulağıma fısıldadığı cümleleri eşlik ederken titrediğimi fark ettim.
‘’Sakin ol, ben buradayım. Yanındayım, hep yanında olacağım. Korkmanı gerektirecek bir durum yok.’’
Başımı göğsünden kaldırarak kollarımı boynuna doladım, iki eliyle belimi sararak tutuşunu sıkılaştırırken başım kokusunun kaynağına gömülmüş vaziyetteydi, şimdi daha sakindim.
Ömer’in burnunu saçlarımda hissedince yüzümde oluşan tebessümü serbest bıraktım.
Yalnız değildim.
Ömer vardı.
Tıklanan kapı ile kollarımızı çözerek eski yerlerimize geçerken Ömer’in ‘’Gel.’’ Komutuyla açılan kapıdan Hakan içeriye giriş yaptı. Gözleri birkaç saniye yüzümde oyalanıp ‘’Hoş geldin.’’ Dedi. ‘’Hoş bulduk.’’ Diyerek cevap verip arkama yaslandım. Malum günlerden sonra beyefendi ile ilk karşılaşmamızdı. Aradan aylar geçmişti, kin tutan bir insan değildim ama sonuç olarak söylediği cümleler için özür dilememişti ve bakışları da hâlâ sıcak değildi.
‘’Kardeşim hoş geldin.’’
Ayağa kalkarak Hakan’ın selamına sarılarak ‘’Hoş bulduk kardeşim.’’ Diyen Ömer’den bakışlarımı çekerek elbisemin eteğine odaklandım. Az önce fazla samimi dakikalar yaşamıştık ve şey sanırım hâlâ etkisindeydim.
Önüme gelen saçlarımı omzumdan geriye doğru atarak ayağa kalkıp, camın önüne ilerledim. Eşsiz doğa manzarası nefesimi kesecek kadar güzeldi. Hayran olmamak elde değildi. Orman manzarası her ne kadar hoşuma gitse de tek başıma ucu bucağı görünmeyen bu orman da yürür müyüm emin değilim, sanırım o kadar cesaretli değildim, bu bahçe her ne kadar güvenlik ile çevrelenmiş olsa da yanımda Ömer olmadan ne bu binada ne de ormanın içinde kendimi güvende hissetmeyecektim.
‘’Konuştunuz mu?’’
‘’Sayılır, taslak olarak konuya artık hâkim. Ayrıntıları da zamanla konuşuruz, her şey bir anda çok ağır gelebilir.’’
Yüksekliğimizden ötürü bazı ağaçların tepesi gözükürken bazılarını görmek imkansızdı, bulunduğumuz alana benzer açıklık alanda gözükmüyordu. Ormanın içindeki tek yer biz miydik yoksa başka yerlerde var mıydı acaba?
‘’Sözleşme imzalatmamız lazım.’’
Hakan’ın fısıldamaya çalışarak kurduğu cümleyi elbette ki duymuştum. Ne için sözleşme imzalatacağını tahmin edebiliyordum. Gizlilik sözleşmesi olacaktı büyük ihtimalle.
‘’Saçmalıyorsun kardeşim. Öyle bir şey olmayacak.’’
Her ne kadar Ömer’in cümlesi hoşuma gitse de benden sebep tartışmalarını istemiyordum. Hakan beyin istediği olabilirdi. Şimdilik.
‘’Ne imzalamamı istiyorsan getir imzalarım.’’
‘’Eslem.’’ Diyerek bana doğru adım atan Ömer’e ‘’Sorun yok, amacını kavrayamadığım arkadaşınızın eğer sorunlu gönlü bir nebzede olsa rahatlayarak beni sıkıntıya sokmayacaksa imzalarım.’’
Hakan’ın bakışları cümlemle beraber sertleşirken gözlerimi devirerek karşılık verdim.
Bok ye Hakan.
Hakan bir şey söylemeden odadan çıkarken Ömer iki uzun adımda yanıma gelerek kollarını omzuma sararak beni kendisine çekti. Kollarım belinde birleşerek onun gibi tutuşunu sıkılaştırırken tam anlamıyla bütünleşmiştik. Hangimizin kalbi daha hızlı atıyordu emin değildim ama ortaya çıkan ses tam bir ziyafetti.
Başımın tepesine kondurduğu öpücükle beraber ‘’Özür dilerim.’’ Dedi.
Ellerimi karnına getirerek parmak uçlarımın altındaki şekilli kısımlara dikkat etmemeye çalıştım. Hafifçe geri ittiğim Ömer’in gözleri istediğim gibi gözlerime çevrilirken ‘’Sen özür dilenecek bir şey yapmadın. Arkadaşının benimle olan sıkıntısı ne bilmiyorum ama, bir sözleşme imzaladım diye incilerimi dökecek değilim.’’ Dedim.
Elleri yüzümü kavrayarak kendisine yaklaştırdıktan sonra alnıma kondurduğu öpücük ile gözlerimi kapattım. Huzur nedir diye soranlara bu anı izlettirmek isterdim, çünkü huzur tam olarak buydu. Tıklatılan kapı ile tekrardan birbirimizden ayrıldık. Kara kedi Hakan elinde tuttuğu belgeler ile yanımıza gelerek bir kısmını bana uzatırken ‘’Bunları imzalaman gerekiyor.’’ Dedi.
Elinden alarak koltuğa ilerleyip, oturdum. Arkama yaslanıp kâğıtta yazılanları okumaya başladım.
Gizlilik sözleşmesinde yazan Bilgi Açıklayan ve Bilgiyi Alan kısmını görünce ayakta duran beylere dönerek ‘’Buraya itiraz ediyorum.’’ Dedim.
Ömer yanıma Hakan’da karşıma geçip otururken ‘’Hangi kısma?’’ diye soran Hakan’a kâğıdı döndürerek önüne koyarken ‘’Burada yazana göre sadece Bilgiyi Açıklayan kişinin yani Ömer’in anlattıklarının korunacağını söylüyor. Bu tek taraflı yapılan sözleşmeyi imzalayamam eğer iki tarafın söylediklerinin de korunacağına dair bir sözleşme hazırlarsanız imzalarım. Söyleyeceklerim ve delillerim sizinkilerden daha önemli olabilir, beni satmayacağını nereden bileceğim.’’ Dedim.
‘’Ömer seni satmaz.’’
Hakan’ın yorumuna karşılık gülerek ‘’Ömer’den bahseden kim, ben senden bahsediyorum.’’ Dedim.
Cümleme karşılık sinirlense de ‘’Başka bir maddeyle alakalı sorun var mı?’’ diye de sormayı ihmal etmedi. Elimdeki ikinci kâğıdı inceleyerek başımı iki yana salladım.
‘’Sadece tek taraflı olarak belirtilen yerleri iki kişilik gizlilik olarak düzenlenmesini istiyorum.’’
Başını olumlu anlamda sallayarak belgeleri alıp, odadan çıktı.
‘’Her konuda da bilginiz var hanımefendi maşallah.’’
‘’Ne sandınız beyefendi.’’ Ellerimi havaya kaldırarak avuç içlerimi ona döndürüp parmaklarımı oynatarak ‘’On parmağımda on marifet.’’ Dedim. Ellerimi yine yuvasına alarak sararken öpücük kondurmayı ihmal etmedi.
‘’Temas bağımlısısın.’’
Tespitime karşılık gülümsemesi yakışıklı yüzüne dağılırken ‘’Sadece sana özel.’’ Diyerek göz kırptı.
Rabbim acı kuluna.
Ellerimi kendime çekerek ‘’Ne zaman gidiyoruz?’’ diye sordum. Arkasına yaslanarak sol bacağının ayak bileğini sağ diz kapağının üstüne koyarak ‘’Sıkıldın mı? Daha konuşacaklarımız bitmemişti.’’ Dedi.
Konuşacak konularımızın olması merakımı arttırmıştı ama öncesinde bir soru sormak istiyordum.
‘’Ömer bir şey sorabilir miyim?’’
‘’Tabi ki.’’
‘’Babamı kimin öldürdüğünü biliyor musunuz?’’
Sorum karşısında sessiz kalma hakkını kullanırken parmaklarımla oynayarak vereceği cevabı bekliyordum.
‘’Biliyorum ama sana kim olduğunu söylemeyeceğim. Sende daha fazla bu konuyla alakalı soru sormayacaksın çünkü bunun cevabını öğrenmenin sana bir faydası olmayacak, zararı olacak. Bu işi başarırsak babanın katili de cezasını çekecek emin olabilirsin.’’
Başımı olumlu anlamda sallayarak onu onayladım. Ömer doğru söylüyordu yıllardır içimde biriken nefret ve intikam hırsı katili öğrenince dahada harmanlanacaktı. Şu an öğrenmek için doğru zaman değildi.
‘’O zaman başka soru sorabilir miyim?’’
İşaret parmağını alt dudağının üzerinde gezdirirken bakışları üzerimde sabit kaldı, soracağım sorunun büyüklüğünü tahmin etmeye çalışıyordu sanırım.
‘’Korkma, zor soru sormayacağım.’’
Cevabım karşısında işaret parmağını alt dudağına bir kere vurarak parmağını oradan çekip, bacağının üzerine koydu.
Şükür!
‘’Sor bakalım.’’
‘’Engin bir komutana göre fazla sahada çalışıyor, gerçekten komutan mı?’’
Başını iki yana doğru sallayarak ‘’Komutan adı altında çakma istihbaratçı diyelim.’’ Dedi.
‘’Peki Sergen?’’
‘’Sergen ve ben her ne kadar aynı konumda çalışıyor gibi gözüksek de o sadece Engin’in ayak işlerini yapmaya programlı olarak çalışıyor. Benim yetkim ile Sergen’in yetkisi bir değil.’’
‘’Kıdemli olan sensin yani.’’ Göz kırparak kurduğum cümleye karşılık aldığım şey gür bir kahkaha sesiydi.
‘’Gururum okşanmalı sanırım. Sergen’den alt tabakada olsaydım beni almayacak mıydınız Eslem Hanım?’’
‘’Farkındaysanız Ömer Bey, sizi hâlâ almış değilim. O yüzden çok da emin olmayın.’’
Kolumu tutmak için öne doğru atılmasıyla yandaki tekli koltuğa fırladım. Tek kaşımı kaldırarak gülümsemem onu daha çok gaza getirirken ellerimi havaya kaldırarak ‘’Daha soracak sorularım bitmedi, lütfen oturalım.’’ Dedim.
‘’Rövanşta görüşürüz.’’
Yerine tekrardan oturup, arkasına yaslanırken ‘’Peki bu Sergen ve Engin’in ortak olarak çalıştığı diğer kişiler kimler?’’ diye sordum.
‘’İçimizden olanları kesin söyleyebiliyoruz ama çalıştıkları daha doğrusu yardım aldıkları devlet adamları hakkında bir bilgimiz yok.’’
‘’Anladım. Zaten yüksek mevkiden aldıkları yardım olmasaydı bu kadar ilerleme katetemezlerdi.’’
Başını sallayarak beni onayladıktan sonra ‘’Senin çalışma alanın eviniz olacak. Senden yardım isteyeceğimiz vakit kullanacağın sistemlere giriş iznin açık olacağı için rahat bir şekilde görevini yerine getirebileceksin. İzin dahilinde olmadan kaçak iş yapmanı istemiyorum.’’ Dedi.
‘’Merak etme Yağmur’a yapacağım her işin yasal olacağına dair söz verdim. Ben sözümü tutarım.’’
‘’Tutmak zorundasın, Engin’in gözü her zaman üzerinde olacak.’’
‘’Peki Ömer bu kapının arkasında ne olduğunu düşünüyorsunuz?’’
‘’Delillerin tamamının hatta daha fazla uluslararası bilgilerin bile orada saklandığını düşünüyoruz.’’
‘’Yani babam her şeyi buldu, bu kapının arkasına güzelce sakladı öyle mi? Bunların hepsi tahmin tabi, kapı açıldığında içerisinden hiçbir şey çıkmayabilir bunu da biliyorsunuz değil mi?’’
Başını olumlu anlamda sallayarak beni onaylarken ‘’Biliyoruz, kapı açılmadan çoğu sorumuza karşılık bulamayacağız.’’ Dedi.
‘’Peki bu kapının yerini biliyor musunuz?’’ diye sordum.
Öne doğru eğilerek dirseklerini dizine yaslarken ‘’Kapının yerini biz bilmiyoruz ama büyük ihtimalle Engin’ler biliyor.’’ Çenesini sıvazlayarak bana bakmaya başladı.
Huzursuzca yerimde kıpırdanırken ‘’Anahtarın ben olduğumu nereden biliyorsunuz peki?’’ diye sordum.
‘’Şüphelendiğimiz ve şahit olduğumuz birkaç konuşma sonrası kesinleştirdik. Sizin eski evinizin bodrumunda falan böyle bir kapı var mıydı?’’
Sorusu eski evimizi gözümde canlandırırken başımı iki yana salladım.
‘’Bodrum katta kapı falan hatırlamıyorum ki bu kapı baya gösterişli böyle bir kapı görmüş olsam asla unutmazdım.’’
‘’Evi sizden sonra alan kişi Dilara Sargılı. Bu kadının da Engin ile iş birliği içerisinde olduğunu düşünüyoruz.’’
‘’Düşünüyor musunuz? Kadın zaten bağlantılı. Babamın yanında şirkette staj yapıyordu. Zamanında babasıyla beraber sıkça bizim eve gelmişliği var ve nasıl oluyorsa babam vefat ettiği gibi evimizi satın alıyor. Sende karşıma geçerek düşünüyoruz diyorsun? Yeme beni, kadının yaptıkları hakkında benden daha fazla bilgi sahibi olduğuna eminim.’’
Bakışları yüzümü tartarken gözlerimi kaçırmadan ona bakmaya devam ettim. Çalınan kapı aramızda geçen bakışmayı sonlandırmamızı sağlarken ‘’Gel.’’ Sesiyle içeriye giren Hakan elinde tuttuğu kağıtların yarısını bana yarısını Ömer’e uzattı. Kağıtları alarak okumaya başladığım esnada önümdeki masaya koyulan kalem ile dikkatimi dağıtmadan okuma işlemime geri döndüm.
İstediğim yer düzeltilmişti ve geri kalan kısımlarda sıkıntı yoktu.
Masaya kağıtları koyarak ismimin yazılı olduğu yere imza atarak kağıtları Ömer’e uzattım, aynı şekilde o da kendi imzaladıklarını bana uzatırken elinden alarak ismimin yazılı olduğu yere imza atıp bu sefer kâğıdı Hakan’a uzattım.
‘’Tamamdır.’’
Hakan iki kâğıdı da alarak odadan çıkarken kolumdaki saate bakarak zamanın çok geçtiğinin farkına vardım.
‘’Konuşacak başka bir şeyimiz kalmadıysa beni eve götürür müsün? Biliyorsun hafta sonu nişan var, evde yapılacak işler bekler.’’
Ömer gülümseyerek ayağa kalkarken ona eşlik ederek bende kalktım. Çekerini tekrardan giymem için tutunca gülümseyerek kollarımı ceketinden geçirdim. Kokusu bütün etrafımı sararken çantamı elime alarak uzattığı elinin parmaklarına parmaklarımı geçirdim.
Odadan çıktığımız gibi merdivenlere yönelerek alt kata indik. Hakan veya diğerleri ortalıklarda gözükmüyordu. Dışarı çıktığımızda bekleyen güvenlik görevlileri Ömer’e başlarıyla selam verirken ‘’Kolay gelsin arkadaşlar.’’ Diyerek yürümeye başlayan Ömer’in elini sıkarak durmasını ve bakışlarının bana dönmesini sağladım.
‘’Ömer bir gün şu ormanda yürüyelim mi?’’
Kafam ile arka tarafı göstererek sorduğum soruya karşılık olarak gülümseyerek ‘’Yürüyelim peri kızı. Sen iste yeter ki.’’ Diyerek binmem için arabanın kapısını açtı. Yerime geçerek kemerimi bağlarken Ömer’de kendi yerine geçip aynı işlemi tekrarladı.
Arabayı çalıştırarak bulunduğumuz yerden çıkarken arkama yaslanmış geçip giden yolu izliyordum.
‘’Eslem sana bir şey söylemek istiyorum.’’
Cümlesi üzerine oturduğum koltukta hafifçe ona doğru dönerek ‘’Söyle bakalım.’’ Dedim.
‘’Olası bir durumda tehlike sezdiğin vakit nerede olursan ol beni aramanı istiyorum.’’
‘’Tehlikede miyiz ki?’’
‘’Şu an değilsiniz ama ne zaman ne olacağını kestiremiyorum, planları ne durumda bilemiyoruz. İstediğin yere gitmekte tabi ki özgürsün bana hesap verme veya izin alma gibi bir durum söz konusu bile olamaz ama gideceğin yerleri evden çıkmadan bana söyleyebilir misin?’’
‘’Eğer böyle yaptığım zaman için rahat edecekse, haber veririm tabi ki.’’
Gevşeyen yüz hatları ile gülümseyerek ‘’Teşekkür ederim.’’ Dedi. ‘’Rica ederim.’’ Dediğim esnada bulunduğumuz ormanlık alandan çıkmıştık.
Sessiz bir şekilde süren araba yolculuğumuz otoparka girdiğimizde esnada da devam ettim. Arabamızı değiştirerek telefonu alıp, normal yola çıktığımız esnada çalan telefonum ile bakışlarım ekranı buldu.
İlayda arıyordu.
‘’Efendim canım.’’
‘’Eslem neredesin?’’
‘’Yoldayım eve geçiyorum hayırdır?’’
‘’Heh bende onun için aradım seni. Ömer seninle mi?’’
Bakışlarım yanımdaki Ömer’e kayarken ‘’Evet beraberiz.’’ Dedim.
‘’Sizin eve geçmeden beni de alır mısınız? Yüküm fazla otobüse binemeyeceğim, Sinan arabayla gittiği için arabayı da alamıyorum. Eğer gelemem derseniz taksi çağıracağım.’’
‘’Dur bekle sorayım.’’ Ömer’e dönerek ‘’Beni bırakmadan İlayda’yı alabilme gibi imkânımız var mı?’’ diye sordum.
‘’Hazırlansın yirmi dakikaya oradayız.’’
‘’İlayda hazırlan, hemen geliyoruz.’’
‘’Tamam tamam. Kapatıyorum. Gelince ara. Bay.’’
Yüzüme kapanan telefon sonucu çantama koyarak arkama yaslandım. Benim kapanan telefonumu Ömer’in çalan telefonu takip ederken bluetooth kulaklığını takarak telefonu cevapladı.
‘’Evet.’’
‘’Tamam. Bir saat sonra halledebiliriz.’’
‘’Evet, aynı yerde. Anlaştık.’’
‘’Diğerlerine de söylersin.’’
‘’Allah’a emanet. Görüşürüz.’’
Telefonun kapanmasıyla kulaklığını kulağından çıkartarak orta alana koydu. Ne kadar merak etsem de kiminle konuştuğunu sormaya niyetim yoktu. Zaten en ufak detay vermemek için tamamdan başka kelime kullanmamıştı. Gıcık.
Aklıma ceketin cebinde bulunan kâğıdın gelmesiyle merakım ikiye katlanmıştı. Ömer’e çaktırmadan o kâğıdı oradan almam gerekiyordu.
‘’İlayda’ya söyler misin aşağıya insin.’’
‘’Söylerim.’’
Telefonumu çıkartıp İlayda’yı aradım. ‘’Geldiniz mi?’’ diye soran İlayda’ya ‘’Aşağıya in.’’ Cevabını vererek telefonu yüzüne kapattım. Kısasa kısas.
‘’Kızın yüzüne mi kapattın?’’
Ömer’in onaylamaz tınıyla sorduğu soruya karşılık olarak omuz silkerek ‘’Kankalar arasına girilmez.’’ Dedim.
‘’O laf karı koca arasına girilmez değil miydi?’’
‘’Ay Ömer, her şeyi de bil zaten.’’ Dediğim esnada evin önüne gelmiştik. İlayda’nın kapıda bekleyen halini görünce sırıtmama engel olamadım. Ömer arabayı durdurarak inerken, bende ona eşlik ederek arabadan indim.
İlayda’nın önünde duran poşetleri Ömer bagaja yüklerken İlayda ile sarılarak kaş göz işaretleriyle konuşmaya başladık.
Gözleriyle ve kaşlarıyla önce ceketi sonra Ömer’i göstererek çenesini aşağıya indirerek kafasını sallamaya başladı.
Bu hareketin anlamı Ömer’in ceketini de giymişsin vay zilli vay.
Omuz silkerek Sanane cevabını verdim.
Eliyle ağzını kapatarak gözlerini açarken, elime cimcik atarak işaret parmağını bana doğru sallamaya başladı.
Bu hareketin anlamı da yaptığınız şeyi öğrenmemizi istemiyorsun demek, evde hesaplaşacağız demekti.
‘’Siz ikiniz. Eğer bakışmalarınız ile birbirinizi öldürmeniz bittiyse gidebilir miyiz?’’
Ömer’in sorusu bakışlarımızı ona yöneltmemize sebep olurken aynı anda ‘’Konuşuyoruz.’’ Diyerek arabaya yöneldik. İlayda arkaya ben öne oturarak kapılarımızı kapatırken, Ömer’in tekrardan telefonu çalınca arabadan uzaklaşarak konuşmaya başladı.
‘’Kız nereye gittiniz?’’
İlayda’ya ‘’Dur daha önemli bir şey yapmam lazım. Gözünü Ömer’den ayırma, bu tarafa döndüğü gibi haber ver.’’ Cevabını vererek arkası hâlâ dönük olan Ömer’den gözlerimi ayırmadan elimi ceketin cebine attım. Boş olan iki cep sayesinde yaşadığım hayal kırıklığı yüzüme de yansımış olmalı ki ‘’Kız ne bu surat? Ne oldu?’’ diye soru soran İlayda’ya ‘’Ya Ömer’in ceketinin cebinde kâğıt vardı ne olduğuna bakacağım esnada bana engel oldu, şimdi de cepleri boş. Almış kâğıdı ya.’’ Kafamı koltuğa vurarak ofladım.
‘’Ömer her zaman on adım önden gider, bilgin olsun diye söylüyorum. Diğerleri bir fikir sunana kadar Ömer sonuca ulaşmış oluyor.’’
‘’Bilgilendirme için teşekkür ederim İlayda çok erken söyledin bunu sağ ol.’’
Göz devirmeme karşılık aldığım şey tabi ki kafama yediğim şamardı.
‘’Kızım bak sen iyi alıştın he bana vurmaya.’’
‘’Akıllı ol vurmayayım. Dört aydır konuşuyorsunuz ben mi söyleyeceğim her şeyi.’’
Zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışan arkadaşıma karşılık olarak sessiz kaldım. Ömer konuşmasını bitirerek arabaya geri döndüğünde İlayda benimle uğraşmayı bırakmıştı.
Eve gidene kadar yaptıkları muhabbete sadece kulak misafiri olmuştum. Araba evin önünde durunca, sessizce inerek bagajdakileri taşımaya başladık. Çantamı almak için geri döndüğüm esnada Ömer’in ceketini çıkartarak ön koltuğa koydum. Kapıyı kapattığım esnada kolumda hissettiğim el ile bakışlarım Ömer’e yöneldi.
‘’Durgunlaştın?’’
Soru şeklinde söylediği cümleye karşılık olarak ‘’Ceketin cebinden kâğıdı almana ve yanımda şifreli bir şekilde telefonla konuşmana canım sıkıldı ama halledeceğim.’’ Dedim.
Omzuma doladığı kolu yardımıyla vücudumu vücuduna hapsederken derin bir nefes aldım. Kokusunda beni yatıştıran ve sakinleştiren bir şeyler vardı. Ellerim yuvasına kavuşurcasına beline sarılırken şakağıma kondurduğu öpücük ile gözlerim kapandı.
‘’Kâğıtta önemli bir şey yoktu, sana sürpriz olacak şeyin kâğıdı vardı o yüzden görmemen gerekiyordu. Konuşmaya sıra gelince ise o gizli kısım peri kızı. Ortak olsak bile işime ve görevime sadık bir insanım, şu an seninle bilgi aktarımı yapamam.’’
Sürpriz kısmı zihnimde hâli hazırda bekleyen tilkileri halaya başlatırken, nefesimi sesli bir şekilde dışarıya verdim.
‘’Peki bu bilgi aktarımını ne zaman yapmaya başlayacaksın?’’
Hafifçe geriye çekilerek gözlerimizin temas etmesini sağlayarak yüzümü avucunun içerisine aldı. Baş parmakları elmacık kemiklerimi okşarken ‘’Evlendikten sonra bütün bilgelerim senindir.’’ Dedi.
Gün içerisinde yaptığı diğer evlilik ithamı ile tutuşundan kurtularak ‘’Hadi canım sana iyi akşamlar. Allah’a emanet ol.’’ Diyerek Ömer’e el sallayıp açık olan evin kapısından içeriye girerek kapıyı arkamdan kapattım.
Öten telefonuma gelen mesajı Ömer’in gönderdiğine emindim. Odama geçerek çantamı yatağın üstüne koyarak hızlı bir şekilde elbisemden kurtulup eşofman takımımı giyindim. Banyoya geçerek elimi ve yüzümü yıkadıktan sonra tekrar odama dönerek çantamdan telefonumu alıp gelen mesajı açtım.
Gönderen: Iron Man
Kaç bakalım peri kızı. Elbet seni yakalayacağım.
Telefonu tuş kilidi yaparak cebime koydum. Salona annemlerin yanına geçtiğim esnada salonun ortasında serili olan sofra bezinin üzerinde İlayda ve Yağmur’un beraber oturduklarını gördüm.
‘’Hayırdır? Yerde ne işiniz var?’’
‘’Nişan da dağıtacağım süslerim geldi ama paketleme yapılmamış onları yapacağız.’’
Başımı sallayarak ikisinin ortasına bağdaş kurup oturdum. Annem elinde süsler ile salona giriş yaparak dikkatli bir şekilde süsleri ortaya koyarak ‘’Sarmanın içini hazırlayıp yaprakları ayarlayacağım.’’ Diyerek salondan çıktı.
Deniz kabuğu şeklinde yaptırdığı mumlarını önce kutusuna koyuyor ardından Erdem & Yağmur’un nişan hatırası ve tarihin yazılı olduğu etiketleri üzerine yapıştırıyorduk. Kenara koyduğum onuncu kutu ile sağ ayağımı kırarak popomun altına aldım.
Neyse ki hediyeliklerden çok yoktu. Sadece 25 tane yaptırmıştık. Nişana gelecek kişi sayısı belliydi, bundan dolayı fazla hediyeye de gerek yoktu açıkçası.
İlayda sonuncuya etiketini yapıştırarak ‘’Bitti.’’ Deyince kutuların hepsini sayarak toplam sayısının 25 olduğunu tekrardan teyit ettik. Sırasıyla masanın üzerine taşımaya başlayan kızlar ile bende ayağa kalkarak sofra bezini toplayıp camdan silkeledim. Çıkan çöpleri poşete koyarak çöpe atarken ellerimi yıkayıp mutfağa ilerledim.
‘’Sarmayı yarın sarmayacak mıydık?’’
Soruduğum soruya karşılık olarak annem ‘’Börek ve baklava yarın açılacak, sarmanın bir kısmını halledelim en azından.’’ Dedi.
Başımı sallayarak onu onaylarken ‘’Başınıza tülbent takıp gelin.’’ Diyen anneme karşılık olarak mutfaktan çıkıp odasına ilerledim. Üç tane tülbent alarak geri çıktığımda kapıda bekleyen kızlara tülbentleri uzatıp kendim için aldığımı da kafama taktım.
Tekrar mutfağa dönerek masaya oturduğumuz gibi ortaya sarma içini koyan annem kocaman bir leğenin içerisinde olan yaprakları da masaya koyarak oturdu.
‘’Bu kadar yaprak fazla değil mi?’’
‘’Yerken hiç de fazla gelmiyor ama değil mi?’’
‘’Tamam anneciğim, bir şey demedim.’’ Ağzıma fermuar çekerek, bir deste yaprağı leğenin içerisinden alarak önüme koydum. İç harcı almamız için tatlı kaşıklarını masaya koyan anneme gülümseyerek kaşığımı harca batırıp kocaman bir lokmayı mideme indirdim. Benim peşime kızlarda mideye indirirken annem ‘’Harcı midenize değil yaprağa koyacaksınız.’’ Demeye başlamıştı bile.
Sarma sararken harcı yemeyen bizden değildir.
Kolları sıvayarak sarmaları sarmaya başladığımız esnada annem hem sarıyor hem de bizim sardıklarımıza laf atıyordu.
‘’İlayda kızım harcın hepsini tek yaprağa koymayacaksın, o koyduğun harç çok fazla.’’
‘’Yağmur kızım sen parmakları karıştırmışsın, serçe parmağının kalınlığında olacak kızım.’’
‘’Eslem o içi sarmaya koy, yemeyi kes kızım.’’
Söylenmeler ile geçen dakikaların ardından dışarıda kararan havaya karşılık olarak yaprakların çoğu tükenmişti. Arkamıza yaslanarak eserimize gururla bakarken annemin önümüze koyduğu ağzına kadar dolu olan leğen ile küçük dilimi yutacaktım.
‘’Şaka?’’
‘’Hayır kızım gerçek. Hasan amcan, Asım amcan, Sinan hatta eminim diğer oğlanlarda fazlasıyla yiyecekler sarmayı. Zaten sırf Hasan amcan tek lokmada on tane yiyor.’’
Annemin cümlesini ‘’Evet doğru söylüyor.’’ Diyerek destekledim. Gerçekten de amcalar felaket sarma yiyordu. İlayda lavabo molası isteyerek ayağa kalkarken bende su molası isteyerek ayağa kalktım. Ellerimi lavaboda yıkayarak önce masadakilere su verdim sonra da kendime doldurup içtim. İlayda’nın gelmesi ile tekrardan yerlerimize geçerken ilk leğeni sessizlik içerisinde bitirmemizin hediyesi olarak ikinci leğende konuşmaya başladık.
‘’Ömer ile ne yaptınız bugün?’’
İlayda’nın sorusuna karşılık olarak ‘’Hem gezdik hem konuştuk.’’ Dedim.
‘’Peki ne konuştunuz?’’
Bu sefer gelen soru Yağmur’dandı, onu da ‘’İlişkimiz hakkında.’’ Diyerek kısaca cevaplarken annemin ‘’Artık beraber çalışacak mısınız?’’ sorusuna da ‘’Evet.’’ Cevabını verdim.
‘’Ciddi şekilde başlıyoruz yani.’’
‘’Zaten başladık Yağmur. Engin ve Sinan işleri ilerletmiş. Dikkatli olmamız gerekiyor. Şu an için tehlikede olmadığımızı söyledi Ömer ama, siz yine de dışarıya çıkmadan gideceğiniz yeri haber verin. Hepimizin birbirimizden haberi olsun.’’
‘’Erdem’de bugün aynısını söyledi bana.’’
‘’Kocam bana hiçbir şey söylemedi.’’
İlayda’nın dudak büzerek kurduğu cümleye karşılık olarak kahkaha atmaya başladık. Sohbetimiz genel olarak havadan ve sudan bir şekilde devam etse de arada erkekleri çekiştirmeyi elbette ki ihmal etmemiştik.
Tutulan belimi esnetmek için yana doğru kendimi eğerken sızlayan kaslarım kaç saattir hareketsiz oturmanın sonucu olarak ağrıyordu. Annem sardıklarımızı tencereye doldururken kızlar ile akrobasi hareketleri yaparak vücudumuzu esnetmeye çalışıyorduk.
‘’Ay ben çok acıktım.’’
Yağmur’un sızlanmasını ‘’Bende.’’ Diyerek İlayda ile onayladık. Evde yemek yok diyen anneme karşılık olarak ise telefonumu elime alarak ‘’Ne sipariş edeyim?’’ diye sordum.
‘’Hamburger.’’
‘’Hamburger.’’
‘’Hamburger.’’
Aynı anda söyledikleri Hamburger kelimesi üzerine hamburger siparişi vererek telefonu kenara koydum. Kızlar ile masayı temizleyerek gelecek olan yemeklerimize karşılık ayarlama yaparken annem sarmaları yerleştirmeyi bitirmişti.
Telefonlarımız elimizde masaya oturarak telefonlarımızı elimize aldık, zil çalana kadar herkes telefonuyla meşgul olurken çalan zil ile telefonları bırakıp Yağmur’un yemeklerimizi getirmesini beklemeye başladık.
Yemek yerine içeriye Ömer, Erdem, Sinan üçlüsü girerken en arkada Yağmur duruyordu.
Beyler ellerinde tuttukları hamburger poşetlerini masaya koyarak annemin elini öperlerken komut almışçasına poşettekileri çıkartıp masaya koyuyorduk.
‘’Kızım salondaki masaya geçelim, burada sıkışık oturmayalım.’’
Annemin ikazı üzerine masa örtüsü alarak salona ilerleyen Yağmur’un peşinden malzemeleri taşımaya başladık. Sessizce hazırlanan masaya bardakları da koyduktan sonra herkes boş olan yere otururken Ömer ile yan yana denk gelişimiz tabi ki tesadüf değildi.
Olduğum yerdeki iki sandalyeyi de tutarak oturmak isteyen Erdem ve Sinan’ı bakışları ile karşı tarafa püskürtmüştü. Onun bu çabası tabi diğerlerinin de gözünden kaçmadı. Erdem yerine otururken bana dil çıkartıp ‘’Pis kuma.’’ Derken ‘’Sus sen görümce.’’ Diyerek bende ona dil çıkardım.
Sinan kafasını iki yana sallayarak hanımının yanına otururken annem baş tarafa geçmişti.
‘’Hayatım görüyorsun ya çoluk çocuk ile uğraşmaktan ne hallere düştük?’’
‘’Evet kocacığım ya ne olacak senin bu arkadaşının hali?’’
İlayda’dan böyle bir tepki beklemeyen Sinan ve Erdem itirazlar eşliğinde İlayda’ya dönerken biz kahkaha atıyorduk. Ne sansın Sinan Efendi kocası da olsan yemezler.
İçecekleri sırasıyla bardaklara dolduran Ömer’in her doldurduğu bardağı diğerlerine uzatıyordum. En son koyduğu iki bardağı kendi önümüze koyarken ‘’Afiyet olsun.’’ Diyerek yemeğe başlayan annem ile bizlerde yemeğimize gömüldük.
Ne kadar sarma içi ve çiğ sarma yesek de sonuç olarak doymamıştık.
‘’Mayonez yemeyen var mı?’’
Sinan’ın sorusu üzerine Ömer mayonezini uzatırken Erdem’in ‘’Bana da ketçap versene.’’ Demesiyle ketçabını da Erdem’e uzattı.
Gözüm kendi ketçap mayonezime kayarken ikisini birbirine karıştırdığım için ikram edilemeyecek durumda olması beni bir tık gerse de dolapta temiz olması lazımdı.
‘’Ketçap mayonez sevmez misin?’’
‘’Çok aram yok, patatesi sade severim.’’
Başımı sallayarak onu onaylarken eline aldığı patatesi benim çorba olan ketçap mayonez karışımıma batırmasıyla bakışlarımı ona çevirdim. Patatesi ağzına atarak bir müddet çiğnedikten sonra göz kırparak ‘’Bu karışıma ortak olurum.’’ Diyerek önüne dönerken ben hâlâ kırptığı gözündeydim.
Sakin ol. Sakin ol.
Buz devri Sid karakteri zihnimde belirerek sakinleşmemi söylerken derin bir nefes alarak önüme döndüm. Masada tek değildik ve kendime hâkim olmam lazımdı yoksa hepsinin maskarası olurdum. Bu adamlar çok fena varlıklardı.
Beyler ikinci hamburgerleri yemeye geçerken onlara eşlik eden anneme şaşırmamak elde değildi. Normalde tek hamburger ile tıkanan kadının bugün maşallahı vardı. Helal olsun valla.
İkinci paketten aldığım iki ısırık sonrasında tıkanmıştım. Hamburgerimi tabağıma geri koyarken daha fazla yiyemeyeceğimi biliyordum. Ekmek ile ne yapacağıma karar vermeye çalışırken yan taraftan gelen ‘’Tıkandın mı?’’ sorusuyla Ömer’e dönerek ‘’Evet, daha fazla yemem mümkün değil.’’ Dedim.
‘’Ben yiyebilirim.’’
Kısık sesle kurduğu cümlenin ne kadar samimi olduğunu dair bir fikri var mıydı?
Bakışlarım bakışlarına odaklanırken, fikri, zikri ne isterseniz orada duruyordu.
‘’Yiyebilirsin. Çöp olmasını istemiyorum.’’
Ömer gülerek hamburgerimi alırken onun bu hareketini bekliyormuşçasına kızların hamburgerlerini alan Sinan ve Erdem hepimizin gülmesine sebep olmuştu. Yağmur Erdem’in omzuna bir tane geçirirken İlayda Sinan’ın kafasını seviyordu.
‘’Kaniş sever gibi ne seviyorsun kızım.’’
Tıslamaya benzer sesi annemi kahkahaya boğarken ‘’Kızım kocanı kaniş gibi sevme.’’ Demesi üzerine Sinan’ın boynundan başlayan kızarıklık kulaklarına ulaşmak üzereydi.
‘’Erdem cumartesi günü kiminle geleceğiniz belli oldu mu oğlum?’’
‘’Oldu Asude anne. Asım amca ve Şahika teyze benimle olacaklar.’’
‘’O zaman babamdan isteyeceksiniz. Yandın oğlum sen. Asım babada istese karşınızdaki Hasan Kılıçay. Hayde geçmiş olsun.’’ Sinan içeceğini içerek bir yandan da Erdem’e laf yetiştirirken İlayda kocasına dönerek ‘’Yanlış hatırlamıyorsam kocacığım Hasan babam ile tam üç kez geldiniz beni istemeye.’’ Dedi.
‘’Hayatım oraları karıştırma, dur şurada kız tarafı olacağım biraz eğlenmek benim de hakkım.’’
‘’Tabi canım eğlen ama unutma bende erkek tarafı olacağım.’’
İlayda’nın cümlesi Sinan’ın moralini düşürürken gülmekten yüz kaslarım ağrımaya başlamıştı.
‘’Asude annem acır bana değil mi anne? Hasan amcaya dersin sen verir Yağmur’u bana.’’
Yavru köpek bakışları atan Erdem’e annem gülümseyerek ‘’Korkma oğlum, Hasan amcan seni zorlamaz.’’ dedi.
‘’Kimi zorlayacak o zaman babam?’’
Sinan sorduğu soruya cevap arar nitelikte masada oturanlara bakarken gözü Ömer ve bana takılınca sırıtarak ‘’Yandın oğlum sana, Erdem’e bir nebze acır ama senin ananı ağlatacak.’’ Dedi.
Ömer yerinde huzursuzca kıpırdanarak boğazını temizlerken ben yine gülüyordum. Annem çalan telefonuyla ayağa kalkarak içeriye geçerken onun salondan çıkmasını fırsat bilen Ömer bana dönerek ‘’Bakıyorum da zorlanacak olmam çok hoşunuza gitti hanımefendi.’’ Dedi.
Omzumu silkerek ona bakış atarken ‘’Tabi koçum, ne sandın.’’ Diyerek göz kırptım. Yaptığım hareket göz bebeklerini büyüterek şaşkınlığını komple yüzüne yansıtırken tekrar kahkaha atmaya başladım. Gözümden akan yaşları silerek ‘’Ay çok güldüm ağlamasam bari.’’ Demem üzerine İlayda’dan bir adet şamar kazanırken bu sefer bu darbeyi hak etmiştim sanırım.
‘’Acil bir toplantıya katılmam gerekiyor, bilgisayarını alıyorum.’’
‘’Dur ben vereyim anne dolabımın üzerinde.’’
Yağmur laptopu almak üzere odadan çıkarken annem bize dönerek ‘’Keyfinize bakın, ben odamda olacağım.’’ Diyerek tekrardan salondan çıktı.
‘’Biz kalkalım mı?’’
Ömer’in sorusuna Sinan ‘’Siz gidebilirsiniz kardeşim ben hatunumla buradayım.’’ Derken, Erdem’de arkasına yaslanarak ‘’Sen git kardeşim bende nişanlımla buradayım.’’ Dedi. Kaşları çatık bir şekilde arkadaştan çok düşmanına bakar gibi bakışlar atan Ömer’in hali ne kadar komiğime gitse de sakin kalmalıydım. Bugün yeterince gülmüştüm.
‘’Kusura bakmayın kardeşim, benim de sevdiğim kadın buradayken şuradan şuraya gitmiyorum.’’
‘’Oha.’’
‘’Çüş.’’
‘’Höh.’’
‘’Yuh.’’
Anlaşmış gibi sırasıyla verdikleri tepkinin hemen peşinde kalbimin dışarı çıkmasını bir nebzede olsa engellemek adına kollarımı göğsümde birleştirerek Ömer’e döndüm. Heyecanımı, sevincimi belli etmemek için tabi ki saldırıya geçecektim.
‘’Yontulmamışsın Ömer. Hayır yani sevdiğin kadın olduğumu Erdem ve Sinan’a değil bana söylemen gerekiyordu.’’
Hamburger kağıdını top haline getirerek kafasına fırlatırken, hedefi yakın mesafeden de olsa on ikiden vurmanın sevinciyle birkaç bardağı elime alarak mutfağa ilerledim.
‘’Abi kazma mısın?’’
‘’Öküzsün harbi, bazen yanıyor devrelerin.’’
Erdem ve Sinan Ömer’e nasihat verici cümleler kurarken bardakları lavabonun içine koyarak makinenin kapağını açtım. Kızların taşıdıkları kirlileri hemen makineye doldurarak kapağını geri kapatıp ellerimi yıkadım.
‘’Çay demleyelim mi?’’
‘’Bence gerek yok ya, asitli içecek içtik üstüne çay gitmez. Sinan çok sevmiyor çay içmeyi zaten.’’
‘’Erdem şimdi kola içti ya hayatta içemez ama Ömer içer dersen demle.’’
‘’Ömer zıkkım içsin.’’ Diyerek yaktığım ocağı geri kapattım. Mutfağa dolan koku Ömer’in geldiğini haber verirken kızlar bir şeyler mırıldanarak mutfaktan çıktılar. Onların çıkmasıyla kapıyı kapatarak yanıma gelen Ömer’den bakışlarımı bir an olsun ayırmamıştım.
Tam yanımda durarak duygu durumumu çözmeye çalışırken ‘’Kızdın mı?’’ diye sordu.
‘’Beni sevmene mi?’’
‘’Seni sevmeme kızmaya hakkın yok çünkü Allah beni yaratırken sevdirmiş seni kalbime.’’
Kolları omuzlarımı sararak beni kendisine doğru çekerken yuvamı bulan ellerim belinde birleşmişti.
‘’Rabbim önce beni yarattı sonra çok güzel seveyim diye seni yarattı.’’
Şakağıma kondurduğu öpücükten ziyade cümlelerinin güzelliği karşısında mest olmamak elde değildi. Kalbim yerinde durmayarak uçmak isterken derin bir nefes alarak kollarımı sıkılaştırdım.
‘’Küçükken tanımıyordun bile beni.’’
‘’Yanılıyorsun peri kızı. Senin beni hatırladığın zaman dilimi orta okul çağına denk geliyor olabilir ama daha öncesinde de karşılaştık.’’
Cümlesi kaşlarımı çatmama sebep olurken ‘’Ne zaman karşılaştık?’’ diye sordum.
Aldığı derin nefese eşlik eden nefesim onunla ortak hareket ederken kedi gibi mırıldamamak için alt dudağımı ısırdım.
‘’Babanın ilk görev yerinde.’’
Göğsüne yaslı olan başımı istemeyerek de olsa kaldırarak bakışlarını yakaladım.
‘’Bu dediğin zamanın benim birinci sınıfa giden halime denk geldiğinin farkında mısın?’’
Sağ eli yüzüme düşen saçlarımı kulağımın arkasına koyarken gördüğü zamanı hatırlıyormuş gibi tebessüm ederek konuşmaya başladı.
‘’Hıhım. Saçların iki kulak yapılmıştı, mavi önlüğünün üzerinde dantel yakan, ayağında siyah renkli ayakkabıların vardı ve önden bir dişin eksikti. Unutmak mümkün değil.’’
‘’Sende küçüktün ama nasıl hatırlıyorsun?’’
‘’Küçük olsam bile hafızam kuvvetliydi ayrıca, sizin geldiğiniz gün bizim gitme günümüzdü bu yüzden resim çekilmiştik.’’
‘’Öyle bir resmimiz olduğunu hatırlamıyorum.’’
‘’Hatırlayamazsın peri kızı çünkü bizim makineyle çekildik, babalarımız ve biz. Bir sonraki karşılaşmamız da orta okul zamanında oldu zaten.’’
Kollarım belinde sıkılaşırken derin bir nefes alarak konuşmaya başladım.
‘’Yani beni küçüklüğünden beri mi seviyorsun?’’
Seviyorsun kelimesi dilimi uyuştururken, bende seni seviyorum dememek için dilimi ısırdım.
‘’Allah beni seni seveyim diye yarattı diyorum ya peri kızı. Hâlâ küçüklükten mi diyorsun.’’
Sitemi bugün kaçıncıya güldüğümü bilmeden kahkaha atmama sebep olurken, yüzümü göğsüne sürerek kokusunu içime çektim.
Bu adam beni seviyordu.
Bu adam bana değer veriyordu.
Bu adam bana saygı duyuyordu.
Bu adam sevgi demekti.
Bu adam huzur demekti.
Bu adam yuva demekti.
‘’Bende seni seviyorum.’’
Bölüm etkileşimi
