19. bölüm / 24
Gizli Görev18. Benimle Evlenir Misin?
Bölümler 24Şu an: 18. Benimle Evlenir Misin?
- 1 0. Önizleme101 kelime
- 2 1. Bilinmezlik4.203 kelime
- 3 2. Kapkaççı3.297 kelime
- 4 3. Düğün Part I3.348 kelime
- 5 4. Düğün Part II3.975 kelime
- 6 5. Geçmiş4.306 kelime
- 7 6. Matruşka4.224 kelime
- 8 7. Thanos3.736 kelime
- 9 8. Baskın Basılanındır3.700 kelime
- 10 9. Korkuyorum4.046 kelime
- 11 10. Sorgun Sual4.019 kelime
- 12 11. Iron Man8.227 kelime
- 13 12. Anahtar Sensin6.000 kelime
- 14 13. Bende Seni Seviyorum4.407 kelime
- 15 14. Kambersiz Düğün Olmaz10.218 kelime
- 16 15. Kaçırıldı5.297 kelime
- 17 16. Elli Yaşlarına Yakın4.815 kelime
- 18 17. Söz Veriyorum Anne5.626 kelime
- 19 18. Benimle Evlenir Misin?3.737 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 19. Yanlış Yöne Atılan Adımlar7.872 kelime
- 21 20. Ömer'e Sor8.254 kelime
- 22 21. Gizli Görev8.277 kelime
- 23 22. Sezon Finali Part I4.486 kelime
- 24 23. Tepetaklak Sezon Finali Part II5.910 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yeşil rengi bana her zaman cenneti çağrıştırırken bugün sadece ölümü çağrıştırıyordu. Yeşil örtüsüyle çıkartılan annem yine bindirildiği yeşil arabayla sonsuz uykusuna yatacağı yere getirilmişti. Omuzlarda taşınarak getirilen annem el birliği ile yatacağı yere bırakılırken ilk toprağı Ömer atmıştı üzerine.
Ellerimin arasında Yağmur’un elleri vardı. Hangimiz daha fazla elimizi sıkıyorduk bilmiyorum ama solumda Şahika teyze olmasa, Yağmur’un diğer kolunda da Azize teyze olmasa çoktan yeri boylardık. Şu an Yağmur ile birbirimize güç olurken kendimizi bırakmamak içinde mücadele ediyorduk.
Annemin üzerine sırayla atılan toprakların bitmesiyle hoca Kur’an-ı Kerim okumaya başladı. O zamana kadar birbirini tutan ellerimiz ayrılıp semaya yükseldi. Hoca okuyacaklarını bitirirken aynı anda ellerimizi yüzümüze sürüp ‘’Âmin.’’ Dedik.
Yanımızdan geçenler ‘’Başınız sağ olsun.’’ Veya ‘’Allah sabır versin.’’ Gibi cümlelerini söyleyerek omzumuzu sıvazlarken sessiz kaldık. Ağzımı açsam içime gömdüğüm hıçkırıklarımın etrafa saçılacağından korkuyordum. Başımı yere eğerek derin nefesler almaya başladım. Göğsüm sıkışıyordu, daralıyordu, nefesimi kesiyordu.
‘’Sonunda öldü he.’’
Ortama düşen cümle başımı hızla sesin geldiği yöne çevirmeme sebep oldu. Biyolojik olarak akrabam olan lanet kadın bütün tiksinç haliyle karşımda duruyordu. Bakışlarımı ondan çekmezken ‘’Kes sesini.’’ Fısıltımı duyduğunu biliyordum.
‘’Belliydi ama yalan mı? Boyunuzdan büyük işlere kalkışmadınız mı? Seni sorguya aldıklarında enişten ne kadar uğraştı haberin var mı? Sorumsuz yaramaz çocuklar gibi başınıza iş açmaktan başka bir şey yapmadınız, durmadan arkanızı topladık. İçeriden nasıl çıktın sanıyorsun? Enişten olmasa zor çıkardın. Abim öldü gitti siz başladınız peşinden. Bak annende öldü, sıradaki kim olacak Yağmur mu?’’
‘’Yoluna bas git! Boş boş konuşma Serpil.’’
Şahika teyzenin kolumu tutan elinden kurtulurken Yağmur’un avucumdaki elini bırakarak karşımdaki kadın görünümlü şeytanın yakasına yapıştım. Yaptığım hareket arkamdaki kadınların ufak çaplı şok geçirmesine sebep olmuş olacak ki birkaç tanesinin ‘’Hi!’’ ve ‘’Eyvah!’’ nidalarına kulak misafiri olmuştum.
‘’Sıraya seni alır kimsesizler mezarlığına gömerim seni.’’
Soğuk çıkan sesim ve yakasına yapışan elimden ötürü tırsmış olacak ki suratı kireç gibi beyazlamıştı.
‘’Belliydi demek öyle mi? Sana başka ne belli onu da söyleyeyim mi? Senin pislik kocanın beni taciz etmeye kalkıştığı da belli, kaç tane küçük kızı taciz ettiği de belli. Demek o şerefsiz kurtardı beni, seni böyle mi kandırıyor? Yoksa senin de onun pis işlerinden haberin var mı? O pislik karakola gidiyorsa ancak kendi yakasını kurtarmak içindir. Bir daha ne benim ne de Yağmur’un karşısına çıkma. Ne sen ne de kocan çıkacak olursanız acımam. O her gün severek izlediğin magazin ve haber programlarında kocanın pisliklerini izletirim sana.’’
Yakasını bırakırken uyguladığım kuvvet geriye doğru sendelemesine sebep oldu. Üstünü düzelterek diklenirken ‘’Terbiyesiz.’’ Diyerek yanımızdan hızlıca uzaklaştı. Başımdan kayan örtümü düzeltirken titreyen ellerimi zapt edebilmek adına yumruk yaptım.
Hah! Belliydi dedi ya! Belliydi dedi! Ne belliydi? Ne yaptık da ne belliydi? Daha hiçbir şey yapmamıştık ve olan olayların gidişatı sadece bizi yaralamıştı.
Şerefsiz! Bir de utanmadan enişten kurtardı seni diyordu. Soysuz!
‘’Sakinleş. Boşboğaz o biliyorsun. Kulak asma.’’
Yağmur’un bana sarılarak kurduğu cümleye karşılık vermedim. Ne kadar boşboğaz olsa da bildiği bir şeyler olmasa atıp tutmazdı, tanıyordum onu. Bir fikri olmasaydı öyle cümle kurarak karşımıza geçmezdi. O her zaman bir adım önde olduğunu sandığı zaman karşımıza geçerek cümleler kurardı.
Hasan amca ve Asım amca yanımıza gelerek alınlarımıza öpücük kondururken kıpırdayan dudakları bir şeyler söylediklerinin simgesi gibiydi ama şu an onları algılayamıyordum. Beynim olasılıkları ve Serpil’in söylediklerini süzgecinden geçirirken düzgün düşünmeye çalışıyordum. Sakin kalmalıydım, sakin kalmalı, düzgün ve planlı bir şekilde ilerlemeliydim.
Hasan amca ve Asım amca yanımızdan ayrılırken görüş açıma Ömer girdi. Çiseleyen Yağmur şiddetinin arttırırken yüzümü gökyüzüne doğru kaldırdım.
Gökyüzü benim yerime ağlıyordu. Gökyüzünden yeryüzüne düşen her bir tanenin içimdeki acıyı sökmesini istedim Allah’tan. Her bir damla acımı alıp götürsün ki ayakta kalabileyim, dayanabileyim.
Güç ver Allah’ım, güç ver. Nasıl dayanacağımı bilmiyorum, sen öğret bana.
Görüş açımı kapatan siyah renkli şemsiye bakışlarımı karşımdaki insana çevirmeme sebep oldu. Ömer açtığı şemsiyenin altında durmamı sağlayarak ıslanmamı engelliyordu. Şemsiyenin ucunu tutan elini sararak, şemsiyeyi kenara çektim.
‘’Islanmak istiyorum.’’
Cümlem bakışlarını yumuşatırken derin bir nefes alarak şemsiyeyi kapattı.
‘’Siz kalacak mısınız burada?’’
Azize teyzenin sorusuyla başımı olumlu anlamda salladım.
‘’Kalacağım, onu bırakmaya daha hazır değilim.’’
Sahi, kaç gün kalırsam onu bırakmaya hazır olacaktım?
Böyle bir şeye hazır olunur muydu? Sanmıyorum.
‘’Biz eve geçelim güzel kızlarım, taziyeye gelenler olacak hem evde Kur’an okunacak bir hafta boyunca. Gelenler ile ilgilenelim, sizde çok geç kalmayın tamam mı?’’
‘’Eslem, çok geç kalmıyorsunuz kızım. Kaç saat oldu zaten hâlâ dışarıdasınız. Bardağınızdaki çay bitince geliyorsunuz. Anlaşıldı mı?’’
‘’Anlaşıldı anne tamam. Valla bu bardak bitsin geliyoruz.’’
Bir kelime veya bir cümle her seferinde geçmişteki anılara sürükleyecek, daha fazla acı çekmemizi sağlayacaktı. Babam vefat ettiğinde de aynısı olmuştu ama bu sefer ki daha acıydı. Babamın olduğu eski anıları annemin varlığı tamamlarken annemin eski anılarını kim tamamlayacaktı?
Herkesin sarılmasına karşılık verdikten sonra bir müddet gidişlerini izledim. Mezarlıkta İlayda, Sinan, Erdem, Ömer, Yağmur ve ben kalmıştık. İlayda’nın kırmızıya dönen gözleri ağlamaktan vazgeçmediğini gösteriyordu. Ben vazgeçmiştim, ağlamayacaktım.
‘’Ağlamak istiyorsan ağla, içinde tutma. Duygularının içinde sıkıştığını istiyorsan dışarıya çıkmalarına izin ver, izin vermezsen göğsünü daraltmaya canını sıkmaya devam ederler. Ağla ve rahatla, özgür bırak hepsini.’’
Annem saçlarımı okşarken bir yandan da öpücüklerini konduruyordu başıma.
‘’Ağla Eslem’im, annen yanındayken duygularını saklamana gerek yok. Ağla güzel kızım.’’
Babamın yanındaki birkaç saat önceye kadar boş olan mezar yerine çevirdim gözlerimi. O beyaz taş bugün siyah mürekkeple boyanmıştı. Siyah beyazı kirleten değil daha asil gösterendi. Siyah her zaman asildi lakin beyaza da çok yakışmıştı.
Derin bir nefes alarak gözümden firar eden yaşı çeneme ulaşmadan yakalayıp sildim. Annemin yaş olan toprağında elimi gezdirerek, yandaki mermere oturdum. Ne ben konuştum ne de arkamda bekleyenler. Konuşacak kelam kalmamıştı.
Sözün bittiği yerdeydik,
Kelimelerimizin tükendiği yerdeydik,
En dipteydik,
Çıkışı bulamıyorduk,
Çıkmakta istemiyorduk.
Alışacaksın diyorlar, omzumu sıvazlayarak acıyan bakışlarıyla bana bakıyorlar ama bilmiyorlar anne. Yokluğunun acısını ve ızdırabını bilmiyorlar, biliyormuş gibi yapıyorlar.
Akrep yelkovanı kovaladı,
Yelkovan akrebi,
Gece gündüzü,
Sen yine gelmedin anne.
Ne yaşamın ne saatin ne günün önemi kalmadı anne. Gittiğin günde kaldı takvim yaprağım. Elim yaprağı ne çevirmeye gidiyor ne de koparmaya. Buz tutmuş yüreğime eşlik ediyor uzuvlarım. Nefes almak yük olur derlerdi, gerçekten oluyormuş. Nefes almak yük oluyor anne omuzlarıma.
Ahmet Kaya diyor ya; penceresiz kaldım anne. Bende penceresiz kaldım anne. Yokluğunda üşüyorum, ısınamıyorum. Sevincim, neşem, yaşam ışığım. Her şeyimi seninle beraber gömdüm toprağın altına annem.
Kanayan yarama merhem olmak istiyorlar ama dikiş tutmayan yaram onların merhemini değil senin varlığını istiyor anne.
Aradan geçen günler sadece bulunduğumuz ayın günlerini götürmüştü. Annemin vefat ettiği ve aramızdan ayrıldığı bugün itibariyle tam yedi gün olmuştu. Kimine göre bir hafta kimine göre yedi gün bana göre bir ömür. Zamanın çok hızlı geçtiğini de söyleyenler olabilir ama bana göre geçmemişti, acım hâlâ ilk günün izlerini sırtında taşıyordu.
Geçen bir haftanın her günü mezarlığa gittik, saatlerce oturduk tek bir kelam etmeden geri geldik. Mezarlığın başımda ağzımı açarsam kendimi kaybetmekten korkuyorum bu yüzden topraklarını seviyordum. Aslında toprağı kıskanıyordum; ben anneme sarılamazken toprak onu bağrına basıyordu.
Misafir odasının penceresinden bahçeye bakıyordum. Bir haftadır kurulan düzenek birkaç saat sonra bozulacaktı. Çadırlar toplanacak, sandalye ve masalarda alınacaktı. Bir haftadır her akşam gelenlere ikram verilmiş ve Kur’an-ı Kerim okutulmuştu. Hem anneme hem babama dua etmiştik, ama bugün sondu. Okunan Kur’an’dan sonra gidecekler evlerine dağılmıştı.
Yedi gündür bu evde ve bu oda da kalıyorduk. Yağmur’la sarılarak uyuyorduk. Bazen sarılmamıza sessizlik eşlik ediyordu bazen göz yaşları ama muhakkak yeni güne gözlerimizi açıyorduk, yaşıyorduk. Bundan sonra ne olacağı ya da nasıl bir yol izleyeceğimizi konuşmamıştık. Başımızı sokacak bir evimiz artık yoktu, üzerimize giyecek kıyafetimiz yoktu. Hayatın ipini bir yerinden yakalamamız gerekiyordu ama tutacak yer bulamıyorduk.
Tıklanan kapıyla pencereye sırtımı döndüm. ‘’Giriyorum.’’ Diye seslenen Ömer’e ‘’Gir.’’ Cevabını verirken kalçamı pencerenin mermerine yaslamıştım. Elinde tuttuğu poşetle içeriye girerek kapıyı açık bıraktı. Her gün itinayla pansumanımı yapıyordu. Ne huysuzlanıyordu ne de sitem ediyordu. Yatağın ucuna oturarak boş kısma eliyle vurdu. Hareketi ikilemesine izin vermeden gösterdiği boşluğa oturdum.
‘’Pansuman yapmamızı gerektiren bir durum kalmadı bence artık.’’
Başımı kendisine doğru döndürürken ‘’Çok biliyorsun sen, doktorun işine karışılmaz.’’ Dedi. Kaşlarını çatarak sesini değiştirirken kurduğu cümleyle kıkırdamama engel olamadım. Nefesini sesli bir şekilde dışarıya verirken ‘’Bu ses için ömrümü veririm.’’ Yorumunda bulunması elim ile yakasını kavramama sebep oldu.
‘’Hayır.’’
Yumruk olan elimi avcunun içerisine hapsederken konuşmaya devam ettim.
‘’Ömrün bana lazım, yaşayacaksın. Öyle şeyler söyleme.’’
‘’Yaşayacağım.’’
‘’Söz ver.’’
‘’Güzelim ölüm günüm geldiğinde alın yazgım gerçekleştiğinde bu dünyadan göç edeceğim, bunu sende biliyorsun. Benden bunun sözünü isteme.’’
‘’Kendine dikkat edeceğine söz ver. Öleceğimiz gün değişmez biliyorum ama bunları konuşmayalım.’’
‘’Tamam kurban olduğum. Söz veriyorum bunları konuşmamaya dikkat edeceğiz ve kendimi koruyacağım.’’
Dudaklarını sözünü mühürler gibi alnıma bastırınca gözlerimi yumarak dua ettim.
Allah’ım ne olur Ömer’i benden önce alma.
Pansumanımı yaparak getirdiği malzemeleri hızlıca toparlayıp ayağa kalkarken boştaki elimin parmaklarına parmaklarını geçirdi. Avucunun içinden yayılan sıcaklık önce avucuma oradan vücuduma yayılırken bir müddet ellerimizi izledim. Sessiz bir şekilde odadan çıkıp merdivenlere yöneldik, aynı sessizlik ile merdivenleri inerek mutfağa geçtik. Bizim ekip her zamanki gibi mutfak masasının etrafına toplanmıştı.
Yağmur yanındaki sandalyeyi geriye doğru iterek oturmamı işaret edince Ömer’in elini bırakarak gösterdiği yere geçip oturdum. Ömer kaptığı sandalyeyle Sinan ile arama girerek kendisine yer açarken Yağmur’un ‘’Sanırım artık konuşmamız gereken kısma geldik.’’ Cümlesiyle ona döndüm.
Evet sanırım artık konuşmamız gerekiyordu.
‘’Burada kalmaya devam edebilirsiniz, kalacak yeri dert etmeyin.’’
‘’Ya da bize de geçebilirsiniz. Annem ve babam evde tekler biliyorsunuz.’’
‘’Hayatım benim annemle babamda evde tekler. Kızlar burada kalıyorlar bir haftadır kalmaya da devam etsinler işte. Senin babanları ne karıştırıyorsun şimdi.’’
‘’O ne demek Sinan ya! Babamları karıştırmıyorum, bir evleri daha var onu demek istiyorum. Hem bizim evimiz de var, ben sıkıldım bu kocamdan bize gelin siz Sinan’ı anne babasının evine gönderelim.’’
‘’Yuh İlayda! Beş dakikada kocanı açık arttırmaya çıkartıp beleşe sattın yemin ediyorum. Bıkmışmış, hade lan oradan.’’
İlayda Sinan’a omuz silkerek saçını savururken onların bu hareketi masadaki herkes gibi bizi de gülümsetmişti.
Anne bak gülmeye başladım. Sana nankörlük etmiş olmuyorum gülünce değil mi?
‘’Sizin evinize gelip kalmayacağız boşuna nefesinizi tüketip kavga etmeyin.’’
Yağmur ikisinin tartışmasını tek cümleyle keserken başımı sallayarak onu onayladım.
‘’Yağmur doğru söylüyor, size gelmeyeceğiz. Sorun bu veya o ev değil ki, bizim kalacak bir yere zaten ihtiyacımız var. Ne zamana kadar Hasan amcalarda ya da Asım amcalarda kalacağız? Kendimize ait bir yere ihtiyacımız var.’’
‘’Evin sigortası vardı zaten oradan gelecek olan paraya annemin tazminat parasını da eklersek rahatlıkla bir daire alabiliriz. Şu an öncelik daireyi almakta, sonra diğer şeyleri düşünürüz.’’
‘’Yağmur’um ne bu acele? Ev almayıverin, biz zaten evlenecektik süreci hızlandırır düğünü iptal eder nikah kıyarız evimizde otururuz. Eslem’e de veririz bir oda, hep beraber yaşarız.’’
Yağmur’un arkasından uzanarak Erdem’in omzuna bir tane patlattım.
‘’Ben sizin evcil hayvanınız mıyım ki gelip sizinle yaşayacağım? Şuna bak ya veririz bir oda diyor.’’
‘’Ya baldız ne hayvanı ya. Aile oluruz diyorum, dışarıda kalma diye diyorum dediklerine bak sana da yaranılmıyor valla. Ne halin varsa gör.’’ Yağmur’a dönerek ‘’Ama biz nikahı erkene alalım.’’ Dedi. Bu haline tebessüm ederken Yağmur’un yaklaşan düğününü düşündüm.
‘’Yağmur istiyorsan düğünü yapalım. Sonuçta bir kere evleneceksin. Nikah ile geçiştirmeye gerek yok.’’
‘’Saçmalıyorsun Eslem, asıl amacı kaçırıyorsun gerçekten. Erdem ile asıl amacımız evlenmek mi yoksa göbek atmak mı? Amaç evlenmek ve nikahta bunu gayet güzel karşılıyor. Hem ben annem yeni vefat etmişken çalgılı bir şey düzenlemek istemiyorum.’’
‘’Sen nasıl istersen canımın içi.’’ Elini tutup sıktım. Nasıl istiyorsa düğünü veya nikahı öyle olacaktı. Her şey istediği gibi olmalıydı.
‘’Ev konusunu sonra konuşalım, şimdi konuşmamız gereken öncelikler farklı.’’
Ömer’in sesindeki ciddiyet kaşlarımı çatmama sebep olurken masadaki herkes sessizleşmişti. Bahar ve Merve dışında herkes buradaydı. Hasan amca Kur’an bittiği gibi ayrılırken Asım amca ve birkaç bürokrat geride kalmıştı ama neredeyse yarım saat önce de onlar gitmişti.
Faruk abi oturduğu yerde diklenerek ellerini masaya yasladı.
‘’Kızlar, amacım yaranızı deşmek değil ama bir yerden devam etmemiz gerekiyor. Yangın sonuçları çıktı, belgelerde yazdığına göre ana şartelden sebep başlamış yangın.’’
Pür dikkat Faruk abiyi dinlerken ‘’Peki belgede yazan doğru mu?’’ diye sordum. Başını iki yana sallayarak arkasına geri yaslanırken ‘’Hayır değil.’’ Cevabını verdi.
‘’Belge de yazanların doğruluğu yok, şöyle ki evet yangın ana şartelden başlamış ama başlamasına sebep olunmuş. Dışarıdan müdahale var. Camların yapıştırılması, kapının anneniz içeriye girdikten sonra darbeyle yamultulması bunların hepsi kumpasın bir parçası.’’
‘’Peki kimin yaptığı belli mi?’’
Yağmur’un sorusuna karşılık erkeklerin hepsi bakışmaya başlamıştı.
‘’Ne o öyle aşk yaşar gibi bakışmalar? Ne biliyorsanız söyleyin işte.’’
‘’Ya hatun, sen içeri gidip annemlerle otursana ne karışıyorsun bu işlere?’’
‘’Sinan yemin ediyorum Allah yarattı demem geçiririm bir tane.’’
‘’Tövbe de. Kocaya el kalkmaz.’’
‘’Sabır Allah’ım sabır. Kocama akıl bana sabır.’’
İlayda ve Sinan atışmaya devam ederlerken herkes sabırla onların sessizleşmesini bekliyordu. En son bizim sessizliğimizin farkına vararak tartışmaya son verip birbirlerine surat asmaya başladılar.
‘’Çocuk gibisiniz.’’
Yorumum karşısında bakışları bana dönerken omuz silkip sil çıkardım onlara. İkisinin de yüzü gülümser hâle gelirken Faruk abinin ‘’Şimdi beni iyi dinleyin burada oturduk hep beraber konuşuyoruz diye kimse yanılgıya düşmesin. Evet amacımız ve hedefimiz ortak olabilir ama bu herkesin tehlikeye atlayacağı manasına gelmiyor. Yağmur ve İlayda siz bu işin dışında kalacaksınız. Eslem sende çok içerisinde olmayacaksın kardeşim, yardım gerekli olduğunda Ömer veya bizden birisi seni alacak, getirip götürecek. Anlaşıldı mı?’’ sorusuyla somurtan taraf biz olmuştuk.
Ne demek geride duracaktık?
‘’O ne demek Faruk abi ya? Neden geride duruyoruz? Daha ne kaybedeceğiz? Vermediğimiz bir canımız kaldı. Siz bütün tehlikeye atılın bize sıra gelince geri kal. Olmaz öyle.’’
Yağmur sitemini sesli bir şekilde dile getirip kollarını göğsünde bağlayarak arkasına yaslandı. Yağmur’un sitemine katılıyordum. Vermediğimiz bir canımız kalmıştı ve buradaki can kendi canımız değildi. Benim kaybetmediğim tek Yağmur kalmıştı tıpkı onun da kaybetmediği kişi ben olduğum gibi.
‘’Bana bakın hanımlar, surat ifadelerinizden ve Yağmur’un serzenişinden bu durumdan hoşlanmadığınız belli ama daha yeni kayıp verdik. Bir kayba daha ihtiyacımız yok. Karşımızdaki adamların şakası yok, biz eğitimliyiz. Olası bir çatışmada ya da saldırıda nasıl karşılık vereceğimizi biliyoruz ama sizin öyle bir bilginiz yok. Daha önce hiç çatışmalı bir ortamda bulunup saldırı yapmadınız, öyle bir durumda aynı anda çatışmaya yakalandığımızı düşünelim….’’
‘’Ay Allah korusun Faruk abi.’’
İlayda Faruk abinin sözünü keserek kocasının koluna yapışırken kocasının ‘’Karıcım adam düşünelim dedi, kalalım demedi.’’ Sözüyle Sinan’ın koluna patlatıp sandalyesini yana kaydırdı. Faruk abi ikisine bakarak gözlerini devirirken gülmemek için kendini tuttuğu belliydi.
‘’Diyelim İlayda kardeşim kaldık öyle bir durumda, kaldığımız esnada sizce bizlerin önceliği kimler olur?’’
Faruk abinin sorduğu soruya isteksizce ‘’Biz.’’ Cevabını verdik.
‘’Heh! Önceliğimiz siz olurken bu sizin seven adamlar nasıl konsantre olacaklar bana söyler misiniz? Adamlar elimizden kaçabilir, sizler yaralanabilirsiniz veyahut bir dikkatsizlik sonucu bizden biri yaralanabilir. En basit örneği verecek olursak geçen gün Yağmur gün ortası kaçırıldı ve Eslem’de birkaç arabayla sıkıştırılıp korkutuldu. Sizin başınıza bunların gelmesiyle bizler hemen taarruza geçtik. Bunların başınıza gelmesinde bizim de hatamız var kabul ediyorum ama ya sizi bulamasaydık? Her ihtimali düşünüp ona göre adım atmamız gerekiyor. Bundan sonra sen veya ben yok. Biz olarak ilerlemek zorundayız.’’
Faruk abi söylediklerinde ne yazık ki haklıydı. Kendi başımıza bir işlere kalkışmanın zararı hepimize dokunabilirdi.
‘’Tamam abi haklısın, özür dilerim az önceki çıkışmam ve serzenişim için. İçimdeki intikam ateşi ve hırsı o kadar büyük ki, bu işin bittiğini görmeden rahat edemeyeceğim bundan ötürü bir an önce başlamak ve bitirmek istiyorum.’’
‘’Yağmur’um güzel istiyorsun ama acele edersek ecele gideriz. Sabredeceğiz Yağmur’um, size söz o intikam alınacak.’’
Masada oluşan kısa sessizlik Ömer’in konuşmaya başlamasıyla bozulmuştu. Ayaklarını hafifçe açarak sandalyenin ucuna doğru kayarken kollarını masaya dayayarak yüzünü sıvazladı.
‘’Kumpası yapanın kim olduğunu daha tam anlamıyla bilmiyoruz ama arkasında kimlerin olduğunu biliyoruz. Eve girerek yangını başlatan ya da camları yapıştıran kişinin ayak numarası 43. Yangın başladıktan sonra evden çıkarken ayak izlerinden bir tanesini yok etmeyi unutmuş, ayrıca bulduğumuz metal fermuar da bize içeriye girenin Beymen marka mont giydiği bilgisini veriyor. Aradığımız kişi bir erkek ve emri Engin’den aldı.’’
Erkek, 43 numara ayakkabı giyiyor, montunun markası Beymen. Emri veren Engin. Şerefsiz, puşt. Allah’ın belası.
‘’Peki ne yapacağız?’’
Sorum karşısında Ömer’in bakışları bakışlarımı yakalarken derin bir nefes aldı.
‘’Şimdi güzelim karşılık vereceğiz. Kısasa kısas. Cana can.’’
‘’Bu olayların hepsinin bağlantısı babamın dosyasına çıkıyor değil mi?’’
Ömer başını sallayarak beni onaylarken Faruk abi tekrar söze girdi.
‘’Kızlar operasyon hızlanacağından ötürü sizlerin ayrı bir eve çıkarak tek başınıza kalmanız sakıncalı ve tehlikeli. Sizleri açık hedef haline getirerek onların önüne atamayız. Ev işini bir süre ertelemeniz gerekecek. Zor olur inanıyorum ama hedefe ulaşmak için bazı şeylerden feragat etmek gerekiyor.’’
Faruk abinin cümlesi bittiği gibi İlayda herkesin önüne çay bardaklarını koymaya başladı. Önüme koyduğu bardağı avuçlarımın içerisine alırken bardaktan ellerime geçen sıcaklık titrememe sebep oldu.
‘’Erdem ve Yağmur’un nikahını öne çekelim diyorum, tabi sizde tamam derseniz. Sizin nikahınızı öne çekeceğiz ve bunu duyuracağız. Televizyonda ve sosyal medyada nikahınızın olduğunu duyurup herkesin öğrenmesini sağlayacağız...’’
‘’Şey Faruk abi sözünü kesiyorum özür dilerim ama herkese nikahımızı duyuracak olmamız ne kadar sağlıklı?’’
Yağmur’un sorusu üzerine ‘’Yapmayalım Faruk abi.’’ Dedim. Faruk abinin bakışları bana dönerken başımı iki yana salladım. Yağmur’un nikahını duyurmak ve nikahtan fotoğraflar paylaşmak onu tehlikeye atmak demekti. Herkes onu araştıracak herkes onu bilecekti. Evlatlık yaftalaması yapacaklar kalbini kıracaklardı. Babamı çarşaf çarşaf anlattıkları gibi Yağmur’un resimlerini kullanarak her gün onu konuşacaklardı. Hayır, buna izin veremezdim.
‘’Korkularınızı anlıyorum ama duyuru yapar ve herkesin öğrenmesini sağlarsak size karşı olan plan değişecektir. Herkesin gözü önünde olacaksınız böyle bir durumda size olası bir saldırı düzenleme ihtimalleri en aza iniyor. Yağmur ve Erdem’in nikahının duyurulması hoşuna gitmediyse seni ve Ömer’i nikahlayalım? Onun duyurusunu yaparız. Nasıl fikir?’’
Faruk abinin bana yönelttiği soru daha çok ortaya atılan bombaya benziyordu. Ne demişti o Ömer ve seni nikahlayalım mı?
Beni?
Ömer ile?
Ömer ile beni?
Bizi?
Bu imkansızdı, böyle bir şeyin mümkünatı yok. Tamam Ömer birkaç kez nikah şakası yapmıştı ama hiç oturup ciddi olarak bunu konuşmamıştık. Böyle bir sebepten ötürü evlilik yapabilir miydim? Hiç sanmıyorum.
Bütün bakışları üzerimde hissederken bakışlarımı boş olan çay bardağımdan çekmedim. Ömer’in bakışları üzerimde ağırlık yaparken nefesimi sakin tutmaya çalışıyordum. Hadi ama şu an buna verebilecek cevabım yoktu. Olmaması doğal değil mi?
‘’Yağmur ve Erdem siz teklifimi düşünün kardeşlerim ona göre yol izlenir. Bizim kalkmamız gerekiyor, yolda birkaç yere uğrayacağız. Dediğim gibi kızlar bir müddet daha buradasınız ya da Asım amcalara geçersiniz. Yalnız kalmak yok, yalnız dışarı çıkmak yok.’’
Faruk abinin ayaklanmasıyla bizlerde oturduğumuz yerden kaktık. Hakan ve Faruk abi çıkışa ilerlerken Ömer, Erdem ve Sinan üçlüsü peşlerine takılmış bizde kızlar ile mutfakta kalmıştık. Birkaç saniye süren bakışmamız sonucu İlayda boşları toplayarak Yağmur’un da yardımıyla makineye yerleştirmeye başlamıştı.
‘’Ne yapacağız?’’
‘’Valla Faruk abi bir yere kadar tamam haklı ama kocam ve diğerleri belanın kucağına balıklama atlarken ben nasıl evde sessiz sessiz bekleyeyim?’’
‘’Evde beklemeyi geçtim nikahı herkese duyuralım dedi? Ben böyle bir şeyi kabul edemem. Herkesin beni konuşması demek evlatlık diye anılmaya tekrardan başlamak demek. Ben göz önünde olmak falan istemiyorum.’’
‘’Ya! Tamam sakin ol, istemediğinin söyleyince üstelemezler. Zorla yaptıracak halleri yok ya.’’
İlayda ve Yağmur bir yandan mutfağı toplarken bir yanda konuşuyorlardı. Oturduğum yerden sessizce onları dinlemeye çalışırken aklım Faruk abinin Ömer ve Eslem’i nikahlayalım o zaman demesindeydi. Hadi ama bu o kadar kolay mıydı? Sırf millete duyuracağız diye evlenilir miydi? Tamam arada birkaç aylık tanışma söz konusuydu ama bu ayların yarıdan fazlası mesajlaşma yoluyla geçmişti ki onun da her günü değil belirli günlerinde konuşmuştuk.
Evlilik bambaşka mevzuydu. Hadi deyince yapılacak iş miydi Allah aşkına?
‘’Eslem ne düşünüyorsun?’’
İlayda’nın sorusuyla daldığım düşünce denizinden yüzeye çıkarak kurtuldum.
‘’Düşündüğüm o kadar çok şey var ki hangi birini söyleyeyim?’’
Nefesimi sesli bir şekilde dışarıya verirken kızlar geri sandalyelerine oturmuşlardı.
‘’Ne yapacağız peki?’’
Yağmur’un kapıya bakarak fısıltı şeklinde sorduğu soruya karşılık olarak ‘’Nasıl yani?’’ sorusunu ona yönelttim.
‘’Yani bize oturun dediler diye oturacak mıyız?’’
Bakışlarım sorusuyla beraber kapıya kayarken hâlâ dış kapının orada olan beyler rahatlamamı sağladı. Bizi duyamazlardı.
‘’Şu an bir şey yapmayacağız dedikleri gibi bu iş bizim boyumuzu aşar ama bu esnada bekleyeceğiz, baktık ki işler hâlâ yavaş o zaman biliyorsun ki dışarıya çıkmamıza gerek kalmadan da bu işi evden halledebiliriz.’’
Yağmur yumruğunu sıkarak havaya görünmez bir kroşe atarken ‘’Yes.’’ Diye söylendi. Onun bu hali gülmeme sebep oldu. Birkaç ay önce ben hevesliyken Yağmur korkar ve yapmak istemezken şimdi en önden ilerlemeye çalışıyordu ama onu da tehlikeye atamazdım.
‘’Şii beni dışarıda bırakmak yok he! Kafanızı kırarım.’’
İlayda’nın kurduğu cümleye karşılık olarak sadece gözlerimi devirdim. Aynen canım ondan.
‘’Dışarı bırakmak değil ama söz verelim.’’
‘’Neye söz verelim Yağmur hanımcım?’’
‘’Birbirimizden bir şey saklamayacağımıza dair söz verelim. Ne olursa olsun birbirimize haber vermeden hareket etmeyeceğimize dair birbirimize söz verelim. Habersiz iş yapmak yok.’’
Yağmur’un cümlesine karşılık vermeyerek sessiz kalırken ‘’Anlaşıldı mı? Söz mü?’’ sorularını yöneltmesiyle İlayda ile aynı anda ‘’Söz.’’ Cevabını verdik.
Mutfağın kapısına tıklatılarak içeri giren Ömer’in bakışları bana odaklanırken ‘’Biraz konuşalım mı?’’ sorusuyla tüylerim diken diken olmuştu. Sıkışan göğsüm konuşmanın hiç hoşuma gitmeyeceğini önceden söylüyor gibiydi.
Başımı olumlu anlamda sallayarak oturduğum yerden ayağa kalktım. Kızların üzerimizde olan bakışlarına karşılık vermeden mutfaktan çıkarak ilerleyen Ömer’in peşine takıldım.
Ömer önden ilerlerken sessizce onu takip ediyordum. Ellerini durmadan ovuşturması yapacak olduğumuz konuşmanın onu da gerdiğini gösteriyordu. Onun da gergin olması benim daha fazla gerilmeme sebep oluyordu. Arka bahçeye çıkarak salıncağa ilerlerken bende onu takip ettim. Salıncağa oturunca yanındaki boş yere oturup battaniyeyi omuzlarıma örtmesine müsaade ettim. Arkasına yaslanarak başını gökyüzüne kaldırırken ben sopa yutmuş gibi oturmaya devam ediyordum.
Akrep ve yelkovan ebelemece oynayarak birbirini yakalamaya çalışırken aramızdaki sessizlik çığ gibi büyüyordu. Ne o konuşmaya başlıyordu ne de ben soru soruyordum. İkimizde bir atak yapmıyor bizi geren sessizlikte umutsuzca huzur bulmaya çalışıyorduk.
Ellerimle oynamayı bırakarak Ömer’e döndüm. Kafasını salıncağın arkasına yaslamış gözleri kapalı kollarını göğsünde birleştirmiş bir şekilde oturuyordu.
‘’Ömer.’’
‘’Efendim.’’
‘’Şey benimle ne konuşacaksın?’’
Gözlerini açarak gözlerime kilitlenirken az kalsın tükürüğümde boğulacaktım. Öksürük krizine girerek tekrardan önüme dönerken eli sırtımı bularak hafifçe vurmaya başladı.
‘’Helal.’’
‘’Tamam geçti, iyiyim.’’
Elimi kaldırarak onu durdurduktan bir süre sonra elini sırtımdan çekerek oturduğu yerde diklendi.
‘’Eslem benim seninle konuşmak istediğim bir konu var.’’
Başlıyoruz. Allah’ım sen yardım et.
‘’Evet, dinliyorum seni.’’
‘’Faruk’un evlenmemiz hakkında söylediklerini düşünmeni istiyorum…’’
Tam ağzımı açarak cevap verecekken elini kaldırarak beni durdurdu.
‘’Hayır önce dinle, itiraz etme. Daha tam anlamıyla evlilik için hazır olmadığımızı düşündüğünü biliyorum, birbirimizi tanımaya başladığımız süre ne kadar uzun olsa da beraber geçirdiğimiz sürenin sayısı çok az sana bu konuda hak veriyorum ve endişelerini de anlıyorum ama seni korumam için bunu yapmamız şart.’’
Soluğunu sesli bir şekilde dışarıya verirken sessizce onu dinliyordum.
‘’Bak Erdem ve Yağmur evlenip aynı eve çıkacaklar, sen Asım amca veya Hasan amcalarda çok rahat kalabilirsin ama sana her an veya her saat ihtiyacımız olabilir. Hem benim yanımda daha güvende olursun, burada durduğun müddetçe evdekilerde hedef haline geliyor.’’
Söylediklerindeki haklılık beynimdeki düşünceleri ikiye bölerek savaş başlatmalarına sebep olurken parmaklarımı şakaklarıma götürerek ovuşturdum.
‘’Anlaşmalı evlilik gibi düşün. Birbirimize alışmaya çalışan iki ev arkadaşı olacağız. Yağmur’un medyaya yansımasını istemiyorsun bu durumda planı işletebilmek için başka bir habere ihtiyacımız var ama hiçbiri evlilik haberi kadar çarpıcı olup sizi gündeme getirmemizi sağlamayacak. İstersen sadece bu işler bitene kadar evli kalırız, bu intikam bittiğinde bo..’’ derin bir nefes alıp seslice dışarıya verdikten sonra elini saçından geçirerek asi tutamlarının dağılmasına sebep oldu.
‘’Eğer istersen bu işler bittiğinde boşanırız. Seni koruyabilmem için bunu yapmam gerekiyor. İntikamın için bunu yapmamız gerekiyor.’’
Gözlerim yüzünün her bir santimini incelerken yüzünü tekrardan gökyüzüne çevirerek nefesini sesli bir şekilde dışarıya bıraktı.
‘’Ne dersin? Benimle evlenir misin?’’
Bölüm etkileşimi
