Gizli Görev kitap kapağı

9. bölüm / 24

Gizli Görev

8. Baskın Basılanındır

Vaveyla Yazarı: Fethiye Kantar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: 8. Baskın Basılanındır

Çalan telefon yerini sessizliğe bırakırken, üzerimden kayan battaniyeyi omuzlarıma kadar çektim. Allah’ım sıcağı seviyorum. Sıcağı çok seviyorum. Zihnim yarım kalan uykusuna dönmek üzereyken yükselen zil sesi zihnimi gereğinden fazla canlandırmıştı.
‘’Telefonu açsana Eslem.’’
İlayda’nın mırıltısına eliyle omzumu dürtüklemesi eşlik ederken battaniyeyi üzerimden atarak ofladım. Gerçekten of yani. Bu saatte kim neden arar ki, uyuyoruz ya görmüyor mu?
Göremez ki, nasıl görsün telefondan. Ayaklarımı yataktan sarkıtıp, inerken sarsak adımlar ile odada buluna şifonyere ilerledim ve çalan telefonumu alarak açtım.
Yeter çaldığın sus artık, yeterince öttün zaten. Açılmayan gözümü ovuşturarak esnememi bastırmaya çalışırken ‘’Efendim.’’ Dedim.
‘’Şükür kızım sonunda biriniz açtı şu telefonu. Hepinizi arıyorum kaç saattir, bayıldınız mı, uyurken öldünüz mü Allah aşkına bu nasıl uyku.’’
Annemin sitemli ve kızgın sesine karşılık ‘’Anne sen evde değil misin? Niye arıyorsun?’’ diye sordum. Sanırım sormamam gerekiyordu çünkü sesinin volü daha çok yükselmişti. Kızdırmıştım kadını.
‘’Gerçekten Eslem beni şaşırtıyorsun evladım. Evde olsam niye arayayım kızım, iyi misin sen? Dışarıdayım ve eve gelemiyorum. Evin dışı gazeteci kaynıyor.’’
Gazeteci kelimesi hem gözümü hem uykumu açarken boğazımı temizleyerek emin olmak adına anneme ‘’Gazeteci mi?’’ diye sordum.
‘’Evet gazeteci perdeleri veya camları sakın açmayın. Market alışverişi yapmak için evden çıktığımda dışarıda kimse yoktu, eve gelirken bir baktım dışarısı kaynıyor. Sakın dışarı çıkmayın perdeleri de açmayın, camı da açmayın.’’
Hiçbir yeri açmıyoruz, tamam. Annemi eve nasıl alacağız?
‘’Ee sen ne yapacaksın? Nasıl alacağız seni eve?’’
‘’Arabayla çıkmıştım zaten, Asım amcanlara geçiyorum. Siz dışarı çıkmayın sakın. Asım amcan ile konuşup irtibata geçeceğiz sizinle. Eslem sakın bak kızım, perdeleri, camı, kapıyı hiçbir yeri açmayın kurban olayım.’’
‘’Anne tamam, sakin ol. Anladım. Dışarı çıkmıyoruz, perde açmıyoruz, kapıyı kapatmıyoruz. Söz. Sen dikkatli ol, gidince haber ver tamam mı? Merakta bırakma.’’
‘’Kapıyı kapat Eslem. Allah’ım kime ne anlatıyorum. Hâlâ ayakta uyuyor. Gidince arayacağım sizi, Allah’ıma emanet olun, özellikle sen. Bu kafayla şu an senden pek ümidim yok.’’
‘’Sağol anne ya, daha yeni kalktım olur o kadar. Sende Allah’a emanet ol. Hadi bay.’’
Telefonu kapatarak geri masanın üzerine bırakırken, üzerimdeki mahmurluktan tamamıyla sıyrılmak adına lavaboya ilerledim. Hızlıca işimi görüp bol suyla yüzümü yıkadığım zaman kendime gelebilmiştim.
‘’Ne oldu?’’
Yatakta oturmuş saçını toplayan İlayda’nın sorusuna ‘’Ne diyor annem hiçbir şey anlamadım.’’ Diyerek Yağmur eşlik ederken kayan pijamamı düzeltip saçımı topladım ve hep beraber uyuduğumuz annemin yatağına ilerleyerek oturdum.
‘’Kapının önü gazeteci doluymuş. Annem dışarı çıkmayın, cama çıkmayın, perdeleri açmayın dedi. Asım amcalara gidiyormuş, konuşup dönüş yapacaklarmış bize.’’
‘’Gazeteci ne alaka şimdi ya?’’
‘’Nasıl yani oha, kocamı aramam lazım dur. Yetiş Sinan’ım karın haberlere konu oluyor.’’
İlayda yataktan bir hışımla kalkarken onun bu haline gülmeden edemedim. Bir deli kocasına haber vermeye giderken diğer deli yani namı değer Yağmur oturduğu yerde söylenmeye devam ediyordu.
‘’Nasıl ya? Gazeteci neden yani. Ne oldu ki?’’
‘’Valla bende anlamadım, bir lavaboya git elini yüzünü yıka kendine gel sonra bakarız.’’
Yataktan kalkarak lavaboya ilerleyen Yağmur’un arkasından yatağın nevresimlerini söküp yenilerini serdim. Odayı havalandırmak için hiçbir girişimde bulunmayarak kendi odama geçerek üzerimi değiştirdim. Odamdan çıktığım esnada kızları televizyon başında buldum.
Ekranda bizim evimizin gösterildiği yetmiyormuş gibi kocaman harfler ile UZUN ZAMANDIR SAKLANAN SOYLU AİLESİ SONUNDA BULUNDU yazıyordu.
‘’Sobelendiniz.’’
Esprim karşısında sessiz kalan kızları umursamadan gülmeye devam ettim.
‘’Saklandığımızdan benim haberim niye yok, aşk olsun.’’
Sitemime karşılık Yağmur’dan ‘’Amaçları ne?’’ sorusu gelirken cama ilerleyerek güneşliğin çekili olmadığı kısımdan perdenin arkasında kalacak şekilde bakarken gördüğüm kalabalık ufak çaplı şok yaşamama sebep oldu.
Sanırım ülkede bulunan bütün gazeteciler şu an kapımızın önündeydi. Daha fazla camın önünde durmayarak tekli koltuğa geçip oturdum.
‘’Sinan ile konuştun mu İlayda ne diyor?’’
‘’Evet, konuştum. Yoldalar, geliyorlar.’’
‘’Yoldalar ve geliyorlar derken? -lar eki yanlış oldu sanırım. Yolda ve geliyor demen gerekiyordu.’’
Tek kaşımı kaldırarak kurduğum cümleye karşılık oturduğu yerden bacağıma tekme atarak ‘’Ömer ve Erdem ile geliyor.’’ Cevabını verdi.
Üst üste Ömer’i görecek olmak bünyeme ağır gelebilirdi. Kalbim onunla anlaşma imzalamış gibi onu her gördüğünde değişik atıyor, her göz göze gelmemiz zihnimin hiç hoşuna gitmiyor. Kalbimi bu olaya katmıyorum çünkü o halinden çok memnun.
Derin bir nefes alarak ‘’Onların neden geldiğini sorabilir miyim?’’ diye sordum.
‘’Soramazsın ve Hakan da geliyor.’’
Arkamdaki yastığı İlayda’ya fırlatırken ‘’O niye geliyor ya. Ne işi var onun burada. Dün saydırdıkları yetmemiş mi? Biraz daha mı saydıracakmış?’’
Attığım yastığı bana geri yollarken ‘’Sana bir vururum Eslem buradan Üsküdar’a kadar saydırırsın bak. Hakan geldiğinde ne söylerse söylesin sessiz kalacaksın. Bugün kavga yok. Avukata ihtiyacımız olabilir, görmüyor musun yazılan yazıları.’’ Diyerek televizyonu gösterdi. Bakışlarım ekrana kilitlenirken kulaklarım Yağmur’un söylediklerine odaklıydı.
‘’İyi de Allah aşkına bunlar bir günde nasıl doluştular buraya? Hayır bu zamana kadar saklanmıyorduk ki, açık olarak yerimiz belli işimiz belli. Şimdi ne demeye haber yapıyorlar bizi? Farkında olmadan bir şey mi kaçırdık’’
Ekranda çıkan canlı yazısını eline mikrofonu alan kumral saçları omzuna gelen, gözlüklü ve kahverengi gözlü bayan bir spikerin görüntüsü alırken, kumandayı tutan İlayda’ya sesi açmasını söyledim.
‘’Şu an arkamda görmüş olduğunuz ev, bir zamanlar devlet için çalıştığını zannettiğimiz intihar ederek hayata veda eden Harun Soylu’nun eşi ve kızlarının yaşadığı ev. Harun Soylu’nun ölümüyle sırra kadem basan ailesi geçen haftalarda emniyet müdürü Hasan Kılıçay’ın oğlu Sinan Kılıçay’ın düğününe katılarak kendilerini gösterdi.
Harun Soylu’nun ölümüyle kaybolan aileden Asuman Soylu kadın doğum uzmanı olarak özel bir hastanede çalışırken ODTÜ mezunu kızların en son çalıştıkları yerden bir ay önce istifa ederek ayrıldıkları ve şu an işsiz oldukları edinilen bilgilerin arasında. Ailenin yerinin ortaya çıkmasıyla akıllara gelen Harun Soylu intiharı beraberinde birçok soruyu da peşinde getirdi.
Devlete ihanet ederek kendini öldüren Harun Soylu arkasında başka delil bıraktı mı?
Bilindiği üzere yaptığı yolsuzluk ortaya çıkınca Harun Soylu kafasına sıkarak kendisini öldürmüştü, onun ölümü gerisinde birden fazla soru işareti bırakmıştı. Bu soruların bazılarının cevapları ortaya çıkarken elbette cevap bulunamayan sorularda vardı. Bu soruların cevapları ve daha fazlası arkamda görmüş olduğunuz Beykoz da bulunan bu evde ve içerisindekilerde saklı.
Gelişmelerden anında haberdar olmak için, bizi izlemeye devam edin.’’
Muhabir parmağıyla evi gösterdiği yetmezmiş gibi, kamerayla evi ve mahalleyi çektiği yetmiyormuş gibi adresi açık açık söylemeye başlamıştı. Babamın ismini açık bir şekilde söylediği gibi bizim isimlerimizi de halka beyan etmiş, evde sakladığımız bir şeyler olabileceğini ima etmişti.
‘’Sinir tepemden girdi. Hadsiz. Sen kim köpek? Şeytan diyor çık dışarı ağzıyla burnunun yerini değiştir. Paralı köpekler.’’
Yağmur’un arka arkaya sıraladıkları İlayda ve benim kahkaha atmamıza sebep olurken, dışarıda artan gürültüyle yerimden kalktım. İlayda televizyonun sesini kısıp yanıma gelirken bahçeye giren siyah araba ile muhabir ve kameramanlar herkes oraya yönelmişti.
Arabadan sırasıyla Ömer, Erdem, Sinan ve Hakan inerken, öne çıkarak mikrofonların ve kameraların kendisine dönmesini sağlayan Hakan ile diğerleri eve doğru yönelmişti. Yağmur televizyonun sesini geri açıp Hakan’ın söylediklerini duymamızı sağlarken hepimiz bu sefer televizyona odaklandık.
‘’Öncelikle kolay gelsin arkadaşlar. Umarım yaptığınız açıklamaların ve açığa çıkardığınız adres ve kimliklerin geçerli bir sebebi vardır, 6698. Kanunun 1. Maddesinde yer alan kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması kanunu açık bir şekilde ihlal ediyorsunuz. Elinizde delil olmadan yaptığınız konuşmaların hepsi iftiraya girmekle beraber Türk Ceza Kanunu’nun 267. Maddesinde düzenlenmiş olan iftira suçunun basit halinin işlenmesi halinde bile iftira atan kişiye bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası vardır.’’
Kumral olan muhabir mikrofonu Hakan’ın ağzının içine sokmaya çalışarak soru sorarken, Hakan’ın kendinden emin duruşu değişmemişti. Asla taviz vermiyordu.
‘’Hakan Bey işini yapan muhabirleri tehdit mi ediyorsunuz?’’
‘’Yanlışım varsa düzeltin lütfen muhabir hanım, bir muhabirin işi doğruları söylemek değil midir? Doğruları söylerken ve aktarırken masum insanları korumak asıl göreviniz değil midir? Eğer masum insanları bir hedef haline getirmiyorsanız, görevinizi layıkıyla yapıyorsanız lütfen az önce söylediklerimi üzerinize alınmayın. Bende bir avukat olarak görevimi yapıp müvekkillerimi koruma altına alarak kanunun bize yapmamıza müsaade ettiklerini yapacağımı söylüyorum. Daha fazlasını yapmayacağım ya da sizlere iftira atmayacağım. Mahkemede görüşürüz arkadaşlar, hepinize kolay gelsin.’’
Hakan kameralara sırtını dönerek eve doğru hareketlenince televizyonun sesini kıstım.
‘’Artist ya, tipe bak.’’
İlayda’nın yorumunu doğrular nitelikte mırıltılar çıkartan Yağmur’a karşılık ben sessiz kalmayı tercih ettim. Tamam savunuşu güzeldi eyvallah ama dün saydırdıkları da hâlâ kulaklarımdaydı. Hem bir anda bize güvenerek avukatlığımızı mı yapası gelmişti. Açıkçası zorla yaptığını düşünüyordum.
Dış kapıdan gelen anahtar sesiyle koridora ilerlemeden salonda beklemeye devam ettik. Sinan önde diğerleri arkada içeri girerlerken Sinan elinde tuttuğu anahtarı masaya koyarak eşine sarılıp kafasına öpücük kondurdu. Erdem, Yağmur’un yanına gelerek nasıl olduğunu sorarken Ömer ve Hakan’ın bana dönen bakışlarıyla kendimi tutamayarak konuşmaya başladım.
Sormazsam içimde kalırdı, içimde mi kalsın?
‘’Dün akşam bir konuşma yapıyoruz ve bu sabah şu olanlara bakın. Kapımız gazeteci kaynıyor.’’
‘’Bunu bizim yaptığımızı mı düşünüyorsun?’’
‘’Eslem!’’ diyerek adımı uyarır nitelikte söyleyen Yağmur’u duymamazlıktan gelerek Hakan’ın sorusunu cevapladım.
‘’Öyle düşünmeli miyim? Sonuçta sizi tanımıyoruz ve dün bize karşıda bayağı ön yargılıydın. Düğünde bizi görmelerine rağmen düğünden sonra yerimizi tespit etmeleri zaten uzun sürmemiştir. Benim asıl merak ettiğim neden iki hafta boyunca gelmeyip bugün geldikleri? Hemen sizin geldiğiniz akşamın peşinden gelmeleri.’’
Ceketinin önünü açan Ömer derin bir nefes alarak ‘’Düşüncelerinde çok haklısın ama birazdan polisler buraya gelecek, Engin’in aklında oluşan planları maalesef bilemiyoruz. Büyük ihtimalle bizim dün buraya geldiğimizi biliyorlar. Tahminimce aranızda geçen konuşmadan sonra evi aramak istedi ama savcılıktan izin alabilmesi için elinde geçerli sebep olmadığından bugün medyayı buraya göndererek olayların büyümesini sağladı. Böylelikle savcılıktan arama için izin aldı ve bir ekiple buraya geliyor.’’ Dedi.
Öne doğru bir adım atarak ‘’Bir dakika ne demek polis? Ne demek arama yapacaklar?’’ diye sordum.
Ömer ve Hakan’ın bakışmasını Sinan’ın konuşması böldü.
‘’Kızlar hemen bir kahvaltı sofrası hazırlıyoruz, aşkım çayı demledin mi?’’
Kahvaltı mı? Şu an gerçekten konumuz bu mu Sinan?
‘’Demledim kocam. Biz hemen sofrayı hazırlamaya başlarız, siz ceketleri çıkartın portmantoya asın. Sonra yardım edin hemen bitirelim.’’
Sinan ve İlayda’nın konuşmasını anlamaya çalışırken ne yapmak istediklerinin farkına varmıştım. Polisler geldiğinde tetikte olarak değil, onlara normal günlük rutinimizle karşılama yapacaktık.
Yağmur ile bakışmamıza yapacağımız iş paylaşımını anlamamıza yetmişti. Ben kahvaltılıkları çıkartırken dünden kalan poğaça ve börekleri mikrodalgaya atarak İlayda’nın örtü serdiği salondaki masaya kahvaltılıkları taşımaya başladı. Tabakları ve çatalları masaya koyarak, bardak ve şekeri ayarladım. Mikrodalga ısındığına dair öterken poğaça ve börekleri tabağa koyarak, reçelleri kâseye koydum.
‘’Şu simitleri vereyim.’’
Hangi ara mutfağa geldiğini anlamadığım Ömer’in uzattığı poşeti alarak içerisinden simitleri çıkartıp sepete koydum.
‘’Menemen yaparak size yardımcı olabilir miyim?’’
Sorduğu soruya karşılık olarak başımı iki yana sallarken, dolaptan biber domates ve yumurta çıkarttım.
‘’Soğanlı mı? Soğansız mı?’’
Sorduğum soruya karşılık olarak ‘’Soğansız tercihim ama siz soğanlı seviyorsanız öyle yapayım.’’ Dedi.
‘’Yok biz soğansız yerim.’’
‘’Peki o zaman, soğansız yapıyoruz.’’
Gömleğinin kollarını kıvırırken yüzüne yayılan gülümsemesi üzerine halinden memnun olan kalbim mest olmuştu. Hay ben bu kalbe!
Teşekkür ederek çıkardıklarımı doğramaya başlarken yanıma gelen Sinan ile dikkatim dağıldı.
‘’Eslem, kardeşim ortalıkta bulabilecekleri herhangi bir şey var mı?’’
‘’Neden ki?’’
‘’Arama yapabilirler. Etrafta belge, dosya ya da bilgisayarlarınızda herhangi bir delil veya kanıt oluşturabilecek bir şey var mı?’’
‘’Evin altını üstüne getirseler de bir şey bulamazlar Sinan, için rahat olsun. Çünkü hiçbir şey yok.’’
‘’Peki, senin üzerinde bir şey var mı? Karakola ifade vermeye götürülebilirsin. Böyle bir durumda üzerinde arama yaparlar ve ellerine bir şey geçsin istemeyiz.’’
Sinan’ın söylediklerinin doğruluğu su götürmezdi. Evde bir şey yok dediysek üzerimde yok dememiştim. Bakışlarımı Ömer ve Sinan arasında gezdirirken derin bir enfes aldım.
‘’Eve geldiklerinde hanginizi arama veya karakola götürüp sorguya alma hakkına sahip değiller?’’
Sorum karşısında bakışmaya başlayan ikiliye bakarken Ömer bakışmayı keserek menemeni yapmaya odaklandı. Hadi ama menemen biraz bekleyebilirdi değil mi?
Bakışlarımı Sinan da sabitleyerek tekrardan ismini telaffuz ettim.
‘’Sinan?’’
‘’Sinan kardeşim sen menemene bak Eslem bana vermek istediği şeyi versin.’’
Ömer ocaktan kenara çekilerek yerini Sinan’a bırakırken kurduğu cümle ile dokunulmazlığı olan kişinin Ömer olduğunu anlamıştım. Gerçi çok düşünmemiştim Ömer zaten kurduğu cümle ile itiraf etmişti.
‘’Beni arama hakkına sahip değiller.’’
‘’Neden?’’
‘’Bizimle ortak çalışacak mısın?’’
‘’Şu an bunun konumuzla ne alakası var?’’
‘’Şöyle ki, eğer ortak çalışacaksak sana hem kendimle hem de diğerleriyle alakalı bilgilendirme yapabilirim. Sonuçta beraber çalışacağın insanları tanımak senin en doğal hakkın ama beraber çalışmayacaksak benimle ilgili bilmen gereken tek şey, bir şirketin yöneticisi olduğum.’’
Gayet makul ve mantıklı olan açıklaması sinirlerimi bozmuştu. Onunla ilgili bilgiler öğrenmek isteyen yanımı sessize alarak mantıklı düşünüp hareket etmeye çalıştım.
Ömer ile olan bakış savaşlarımızın bilmem kaçıncı raundu daha benim gözlerimi kaçırmam ile son bulurken Sinan’ın Ömer güvenilir cümlelerine karşılık sessiz kalarak mutfaktan çıktım. İlk gördüğüm andan beri Ömer’e karşı güvensizlik hissetmediğimi fark etmek şaşırmama sebep oldu. Fazla zamanımızın kalmadığını düşünerek saçımı çözdüm.
‘’Bu tokayı sana veriyorum ama en kısa zamanda geri alacağım.’’
Tokamda kalan birkaç tutamı alamadan Ömer tokayı elimden kaptığı gibi gömleğinin sol cebine koydu. Avucumun içine değen parmaklarının saniyelik olarak bıraktığı sıcaklığının etkisini atlatamadan Sinan menemen tavasıyla yanımıza gelerek Ömer’in koluna girmiş ve onu salona doğru çekiştirmişti.
Arkalarından bir süre kala kalırken avuç içimi bacağıma sürterek kendimi silkeledim ve odama ilerledim. Yeni bir saç tokası ile saçlarımı toplayarak salona geçip masaya oturdum. İlayda çayları doldururken ‘’Yemek yemeniz lazım.’’ Diyen Erdem’e bakarak sessiz kaldım. Benim sessizliğim Yağmur’un konuşmasına vesile olmuştu.
‘’Allah aşkına her gün böyle olaylar yaşıyormuşuz gibi tepkisiz kalmamızı beklemeyin. Dışarısı gazeteci kaynıyor, bizi tüm Türkiye’ye reklam ettikleri yetmiyormuş gibi birazdan eve polislerin gelip arama yapacağını söylüyorsunuz. Bir de oturup yemek yiyelim öyle mi?’’
Yağmur’un tepkisi Erdem’in ayağa kalkarak yanına gitmesine sebep oldu.
‘’Güzelim bizim olayları bilip buraya geldiğimizi değil de sizinle kahvaltı yapmak için sözleştiğimizi anlamaları lazım. Bu atılan ilk adım değil sonuncuda olmayacak, güçlü olmanız lazım. O yüzden oturup kahvaltı etmen lazım. Hem korkulacak bir şey yok. Annen güvende, siz güvendesiniz.’’
Erdem’in cümlesi Yağmur’u sakinleştirirken çayıma iki kaşık şeker koyup karıştırmaya başladım. Bir şey yemesem bile çayı her zaman içebilirdim. Çaya olan düşkünlüğüm Yağmur’un kahveye olan düşkünlüğü ile kapışabilirdi.
Erdem Yağmur’un tabağını tepeleme doldururken, Sinan elleriyle eşini besliyordu. Hakan telefonuyla bir şeylere bakarken saliselik bakışlarım Ömer’in bakışlarını yakaladı. Tabağıma dönen bakışlarım tekrar Ömer’e kayarken yanılmadığımı ve hâlâ baktığını fark ettim. Bakışlarım anında elimdeki fincana yönelirken boğazımı temizleyerek çatalımı peynire batırarak ağzıma attım.
Hayır yani, neden bakıyordu ki?
İkinci çaylar içilirken Sinan ve İlayda balayında gezdikleri yerleri anlatmaya başlamışlardı. Onların gittikleri Muğla yerine karşılık olarak Hakan eşi Bahar ile gittikleri İspanya’yı anlatarak övünüyordu. Yaptıkları ufak çaplı bir bizim balayı yerimiz daha iyiydi kavgasından sonra güzelce yedikleri yemek ve mekanları anlatmaya başladılar. İlayda ve Sinan’ın gösterdiği her fotoğrafa karşılık Hakan kendi resimlerini gösterirken onların bu haline gülmeden edemedim.
‘’Cordoba harikaydı, orta çağ sokakları, plazaları, evleri hepsi harikaydı.’’
‘’Milas’a git ve Herakleia antik kentini gör sen. Zeus tapınağından bahsetmiyorum bile. Canım Muğla.’’
‘’San Sebastian, tam bir sahil kentiydi hele o denizin berraklığı harikaydı.’’
‘’Sen asıl Dalaman’a git ve su nasıl olurmuş gör.’’
‘’Oğlum İspanya ile Muğla bir mi?’’
‘’Değil tabi senin gibi bir boğayı ancak İspanya paklardı. Nasıl oldu da bir matador seni himayesi altına almadı?’’
Sinan’ın cümlesi üzerine Hakan’da dahil olmak üzere hepimiz kahkahaya boğulduk.
Hâlâ açık olan televizyondan ve dışarıdan gelen bağırma sesleriyle sessizleşerek ekrana odaklandık. Gelmişlerdi.
Zilin çalmasıyla erkeklerin hepsi oturduğu yerde diklenirken, terleyen ellerimin avuç ilerini üzerime silerek masadakilere bakmaya başladım. Şimdi ne olacaktı?
‘’Ben açarım.’’
Yağmur oturduğu yerden kalkarak kapıya giderken ‘’Kimse ayağa kalkmasın, kahvaltı yapmaya devam edin. Burada neden ve niçin bulunduğumuzu biliyorlar. İçeri girdiklerinde sana sorulan sorulara sakince cevap ver. Biz buradayız.’’ Ömer’in fısıltısı sağ tarafımdan bana ulaştı. Gözlerim her zamanki gibi gözlerini bulurken ‘’Sakin ol, yeter.’’ Dedi. Başımı sallayarak onu onayladım ve bardağımda kalan çayı yudumladım.
Birkaç gürültü yerini sessizliğe bırakırken Yağmur önde Engin ve birkaç adam arkasında olacak şekilde salona giriş yaptılar. Onların içeri girmesi yerimden kalkmama sebep olurken ‘’Bir sorun mu var komutan?’’ sorusunu sormaktan kendimi alamadım.
‘’Evet var, evi arayacağız.’’
Engin’in sesi ve mizacı ortamdaki havayı gök gürültülü sağanağa çevirirken sorduğum soru şimşekler çakmasına sebep olmuştu.
‘’Sebebini sorabilir miyim?’’
Başını iki yana çevirerek ‘’İhbar aldık.’’ Dedi.
Hah! Yalancı.
‘’Neyle alakalı bir ihbar?’’
‘’Eslem Hanım, aramamızı yapalım. Bulduklarımız doğrultusunda ihbarın neyle alakalı olduğunu öğrenirsiniz.’’
Sıkılı dişlerinin arasından kurduğu cümle üzerine susmamı isteyerek bana bakarken, tabii konuşmaya devam ettim. Konuşup konuşmama karar verebilecek en son insan bile değildi.
‘’Kusura bakmayın ama bir anda evimize gelerek ihbar aldığınızı ve arama yapacağınızı söylüyorsunuz. Size soru sormak en büyük hakkımken sizde cevap vermek zorundasınız. Aramak için izin belgeniz var mı?’’
Yüzünü buruşturarak gülmesi ağzının ortasına bir tane çakma isteğimi arttırırken ‘’Avukat oldun da haberim mi yok?’’ sorusunu dalga geçerek sorması tepemi attırdı.
‘’Ben Türkiye Cumhuriyeti Avukatı Hakan Çolak. Öncelikle iyi çalışmalar, kusura bakmayın, kahvaltı ortasında bu tarz durumlara alışık olmadıkları için arkadaşım size göre fazla bana göre az tepki göstermiş olabilir, bence tepkisini oldukça makul görebiliriz. Bir avukat olarak ben sorusunu yineleyeyim. İzin belgenizi görebilir miyim?’’
Engin’in yanında bulunan adam, çıkardığı kâğıdı Hakan’a uzattı. Hakan kâğıdı inceledikten sonra geri uzatırken ‘’Belgeye göre kapsamlı bir arama olmayacak, lütfen temiz ve titiz çalışalım arkadaşlar. İzninizin yettiğince arama yapalım ki sonradan davalar ile uğraşıp başımızı ağrıtmayalım’’ Dedi.
Hakan’ın yorumu ortamdaki fırtınayı tsunamiye çevirirken, tutunacak dal arıyordum. Engin adamlarına talimat verip içeriye yollarken Ömer’in sesi oldukları yerde durmalarına sebep olmuştu.
‘’Bu evde yaşayan üç tane kadın var. Gelen polislerin hepsi neden erkek? Özel eşyalarına sizler mi bakacaksınız? Bayan memurlarında olması gerekmez mi?’’
‘’Bayan polis memuru yok şu an yanımızda.’’
‘’O zaman lütfen çağırın gelsinler, acelemiz yok. Ev de bizlerde bir yere kaçmıyoruz. Bayanların özel eşyalarının olduğu yere girmenize müsaade edemem.’’
Engin derin bir nefes alırken Ömer ile olan bakışmasının sonucunda telefonunu çıkartıp salondan çıktı. Yaptığı görüşme sonucu bayan memurların en fazla on dakikaya geleceklerini öğrenmemiz ile yavaş yavaş sofrayı toplamayı başladık. Midem stresten ötürü değişik hallere bürünürken derin nefesler alarak kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Şimdi mide spazmı geçirecek zaman değildi.
‘’Sakin ol.’’
Sinan’ın fısıltıyla kurduğu cümleye karşılık başımı olumlu anlamda salladım.
Allah’ım daha en başta bu kadar stres yapıyorum, babamın katillerini nasıl yakalayacağım acaba? Sakin. Bir şey yok. Evi arasalar bile bir şey bulamayacaklar. Ev temiz, sen temizsin. Herkes güvende.
Erkekler masanın üstündekileri mutfağa taşırken gelenleri kızlarla beraber hızlıca toparlamıştık. Çayın altını kapatarak son kez etrafı kontrol ederken bayan memurlarda gelmişti. Memurların gelişi ile hızlıca görev dağılımı yaparak etrafa dağıldılar. Engin denilen at hırsızı salonda ayakta durmuş beklerken yanından geçerek boş olan koltuğa oturdum.
‘’Fazla rahatsın.’’
Yorumu üzerine kendimi tutamayarak güldüm. İçim ne kadar üç buçuk atıp sıkıntıdan beni öldürmeye yaklaşsa da dışarıdan rahat gözüktüğümü bilmek güzeldi.
‘’Stresli olmamı gerektirecek bir durum mu var? Neden rahat olmayayım?’’
Kaşının yan tarafını kaşıyarak gülmeye başladı. Her seferinde bir yerini kaşıyordu, bitli.
‘’Her neyse, bakıyorum bu aralar çok sıkı görüşüyorsunuz? Bu yakınlığınızı neye borçluyuz? Bu arada anneniz yok mu onu da görmek isterdim.’’
‘’Arkadaşlarımın evine gelirken size danışmamız gerektiğini bilmiyorduk komutanım. Lütfen kusuruma bakmayın, bir dahakine muhakkak size danışırım. Bu arada polisliğe geçtiniz de haberimiz mi yok? Ya da komutanlar hep böyle sahada mı çalışıyor? Bilmediğimden soruyorum. Ben sizi ilk defa sahada görüyorum?’’
Engin’in moraran yüzü stresimi bir alt tabakaya indirirken, içimden dua etmeye devam ediyordum.
‘’Sinan Kılıçay. Bu kadar konuşkansan avukat olmalıydın he ne dersin? Senin kontenjanın belli zaten, senin burada olmanı değil diğerlerini sormuştum. Avukat Hakan? Erdem? Ve turist Ömer?’’
Soru sorar gibi isimleri telaffuz etmesi üzerine ‘’Sevdiğim kadının evine geliyorum, gelmeye de devam edeceğim ama umarım sizin bu eve ilk ve son gelişiniz olur.’’ Diyerek parlayan Erdem bende şok etkisi oluşturdu.
Sevdiğim kadın demesine mi şaşırayım, çocuk ruhlu olmasının altında yatan sert mizacına mı şaşırayım, Engin’e olan nefretine mi şaşırayım emin olamadım. Emin olduğum tek şey ise Yağmur’un şaşkınlığının sevdiğim kadın cümlesinden ötürü olduğuydu. Şaşkın ördek yavrusu gibi etrafına bakan Yağmur’a cimcik atan İlayda ile Yağmur kendini toparlayarak önüne döndü.
Safozum ya.
Sessizce oturmuş aramanın bitmesini beklerken odamdan çıkan bayan memur elinde laptopumu tutuyordu. Engin gülerek laptopu eline alırken gülmemek için yüzümü yana çevirdim.
Salak. Sen gelirken ben gidiyordum. Heheyt. Oradan eline geçecek tek şey fotoğraflar olacaktı ki onlarda da sıkça babamı göreceğinden ötürü şu an gülen yüzünün o esnada solacağına emindim.
Kendime daha çok tezahürat yapmak istediğim esnada ‘’Salonu aramamız gerekiyor.’’ Diyen memurun sesi şarkı çalmaya başlayacak olan orkestramı ortadan ikiye kesmişti. Tam sahneye çıkacağı esnada perdelerin geri kapanmasıyla tilkilerimi odalarına geri gönderdim.
Erken sevinmemek gerekiyormuş.
Salondan sırasıyla çıkarak mutfağa ve koridora yönelirken polisler salona girerek aramaya başlamışlardı. Ellerinde tuttukları maden aramak için kullanılan cihazı koltuklara tutarlarken maden aramadıklarına emindim.
Aradan geçen yarım saatin sonunda ‘’Bitti komutanım.’’ Diyerek salondan çıkan memurlar, Engin’in baş hareketiyle evden de çıkmışlardı.
‘’Bulduklarımızın incelenmesi bitene kadar, il dışına veya yurt dışına çıkmanız yasak.’’
Engin’in uyarısına cevap vermeyerek elinde tuttuklarını incelemeye başladım. Bir laptop, usb bellek ve birkaç dosya.
Dosya?
Gözbebeklerim büyümek ve ağzım küfretmek için can çekişirken ifademi sabit tutmaya çalışarak etrafıma baktım.
‘’Komutanım siz hazır gelmişken ve bu aile ile bu kadar ilgiliyken sormak isterim. Öncelikle bu kadar titiz çalışmanız beni memnun etti. Geçen haftalarda kızlar ufak çaplı bir saldırıya uğradılar, haberiniz var mı bilmiyorum. Düğüne gelecekleri esnada oldu olay. Şikâyette bulundular ama maalesef pek bir etki olmamış. Eslem’in telefon ve kimliği çalındı. Kimliği bulduk ama telefon maalesef parçalanmış. Sizden ricam en kısa zamanda bu şahıslarında bulunması. Avukatları olarak bu hafta içi karakola uğrayarak detaylı görüşme yapmak isterim.’’
Hakan’a cevap vermeyip çalışanlarının peşi sıra dışarı çıkan Engin at hırsızının peşinden kapıya ilerledik. Etrafta olmayan gazeteciler bir nebze olsun rahatlamamı sağlamıştı. Araca binen Engin ile araba harekete geçerek mahalleyi terk ederken kapıyı kapatıp, diğerlerinin peşinden salona ilerledim.
Dağılan birkaç minderi düzenleyen İlayda ve Sinan ikilisine bakarken aklım Engin’in elinde tuttuğu dosyadaydı. O dosya nereden çıkmıştı? İçinde ne vardı?
İçimde filizlenen korku nefesimi keserken ‘’Elinde dosya vardı.’’ dedim.
Cümlem salondakileri duraksatırken Sinan’ın sorusuyla yanımdaki koltuğa oturdum.
‘’Dosya da ne olabilir ki? Evde bir şey olmadığını söylemiştin?’’
‘’Yoktu zaten. Dosya nereden çıktı bilmiyorum. İçeriğini de bilmiyorum, ne olduğunu da bilmiyorum. Allah kahretsin. Hiçbir şey bilmiyorum.’’
‘’Sakin ol, belki anneme aittir.’’
Yağmur’un tahmini daha çok baskı hissetmeme sebep olmuştu. Neden anneme ait bir dosya vardı?
‘’O zaman daha kötü değil mi Yağmur? Annemin odasında dosyanın ne işi var?’’
‘’Annenizi aramaya ne dersiniz?’’
Erdem’in cümlesiyle harekete geçerek telefonumu alıp annemi aradım. Herkes sessiz bir şekilde beklerken annemin telefonu açarken sesinde oluşan telaş içimdeki korkuyu sadece arttırıyordu.
‘’Eslem, gittiler mi? İyi misiniz kızım?’’
‘’Biz iyiyiz, buradaki herkes iyi ve evet anne gittiler. Gittiler ama birkaç parça aldılar.’’
Karşıdaki sessizlik hiç hoşuma gitmezken annemi beklemeden konuşmaya devam ettim.
‘’Laptopum, usb bellek ve bir dosya aldılar anne. Dosyanın ne olduğunu ve kime ait olduğunu biliyor musun? Nereden aldıklarını görmedik o esnada salondaydık.’’
‘’Dosya hangi renkti?’’
Sorusu karşısında afalladım. Ne yani evde bir değil birden fazla dosya mı vardı?
‘’Kırmızıydı. Başka dosyada mı var anne? Dosyanın içinde ne var? Bu ne demek oluyor?’’
‘’Şükürler olsun.’’
‘’Neye şükürler olsun anne? Kafayı yememe az kaldı, bana neler olduğunu söyler misin? Açıklama yapman gerekmiyor mu?’’
‘’Bulmalarını istediğim dosyayı aldılar kızım, şükürler olsun çünkü artık başlıyoruz.’’
Sesindeki sevinç duyulmaya değerdi. Mutluydu. Fazlasıyla. Ben ise mutsuz ve gergindim. Fazlasıyla.
‘’Neye başlıyoruz anne?’’
Korkarak sorduğum soruyla beraber aldığım karşılıkla kızgın lavların arasına atılmış gibi hissettim. Canlı canlı yanıyordum sanki ve çıkışı nasıl bulacağımı bilmiyordum ya da çıkmak için çabalayan bedenim yukarıdan darbe aldıkça dibe batıyordu.
‘’Operasyona bebeğim. Hazırlıklı ol. Yarın soruşturmaya götürüleceksin.’’

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.