Gizli Görev kitap kapağı

15. bölüm / 24

Gizli Görev

14. Kambersiz Düğün Olmaz

Vaveyla Yazarı: Fethiye Kantar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: 14. Kambersiz Düğün Olmaz

Enseme yapışan saçlarım huylanmama sebep olurken ellerimi yıkayarak, kuruladım. Tokamı çözüp saçımı tekrardan toplarken kalçamda hissettiğim titreşim yerimde sıçramama sebep oldu. Telefonumu arka cebime koyarak hata yapmıştım sanırım.
‘’Tövbeee kız durduğu yerde çarpılıyor anam.’’
Ensem özgürlüğüne kavuşarak hava alırken ‘’Ben seni bir çarpacağım göreceksin Yağmur.’’ Demeyi ihmal etmedim. Enseme yapışan küçük saçlarımdan bazen o kadar gına geliyor ki ensemi kazıtmak istiyorum. Pantolonumun arka cebine sıkıştırdığım telefonumu çıkartarak arayana baktım. Siyah ekran artık bir aramanın olmadığını açık bir şekilde gösteriyordu.
‘’Kimmiş arayan?’’
‘’Kapattı galiba.’’ Dediğim esnada karşıdan gelen ses ile telefonu cebimden çıkartırken açtığımı anladım.
‘’Efendim.’’ Diyerek Ömer’i cevaplarken Yağmur’un ‘’Götü bile marifetli.’’ Yorumuna karşılık olarak saçını çekerek odama ilerledim. Kapımı arkamdan kapattığım esnada ‘’Götü bile marifetli diyerek neyi kastetti Yağmur, anlamadım.’’ Diyen Ömer ile utancım artarken çığlık atmak istiyordum.
Utançtan ölünseydi şu anda tabutum evden çıkıyor olurdu.
Allah’ım bunu neden duydu ki şimdi?
‘’Şey yani o, şimdi eee.’’
‘’Ne peri kızı?’’ Sesindeki sakin ton dalga geçmediğinin en büyük kanıtıydı. Bulunduğum durumda sakin halinin mi yoksa dalga geçen halinin mi daha çok işe yarayacağını merak ettim doğrusu.
‘’Bana söyledi onu, ne olur kapatalım bu konuyu.’’
Alnımı ovuşturarak odamın camını açtım, içimdeki ateş sönecek gibi değildi. Hayır yani rezil olunur da böyle de olunmaz ki canım. Dilinin kemiği yoktu resmen bu kızın, hayır bir de bunu evlendirmeye kalkışıyoruz bize de pes doğrusu.
‘’Kendini daha rahat hissedeceksen, tamam kapatalım.’’ Cümlesi rahat nefes almamı sağlarken ‘’Sen neden aramıştın?’’ diye sordum.
‘’Müsaitseniz bir beş dakika uğrayıp seni görmek istiyordum. Bir iş için sizin taraftayım, işim bitti dönmeden bir seni göreyim istedim.’’
Ne güzel şeyler istiyorsun sen öyle.
‘’Müsaidiz. Az önce organizasyondan geldiler kurulumu yaptılar. Salon biraz pislendi onu temizliyoruz ama bitti zaten o da.’’
Saçmalamam karşısında elimi tekrar alnıma vurdum. Gerçekten Ömer ile konuştuğum her seferde böyle mala döneceksem işim işti doğrusu.
‘’Gel yani sen. Gelebilirsin.’’
Heyecanımın farkında olarak gülümsemeye başladığında, derin bir nefes aldım. her şeyin farkında olmak zorundaydı.
‘’Tamam peri kızı. Beş dakikaya oradayım.’’
Kapanan telefon ile dolabıma koşarak temiz bir alet ve üstlük kaptığım gibi üzerimdekileri çıkarttım. Islak mendil ile alel acele koltuk altılarımı ve elimin ulaşabildiği kısımlarımı silerek temiz olan atletimi üzerime giyindim. Deodorantımı sıkarak odadan çıkıp lavaboya ilerledim. Elimi yüzümü yıkayarak kirlileri sepete attığımda tamamdım sanırım.
‘’Anne Ömer beş dakika uğrayacakmış.’’
‘’Tamam kızım, çay demlendi zaten kekte var.’’
‘’Anne geçerken uğrayacağım dedi, çay içmeyebilir.’’
‘’Damadımı bir şey yemeden gönderecek insan mıyım ben?’’
Ne! He! Damat! Ömer!
‘’Damat derken?’’
Sorduğum sorunun cevabı tabi ki tahmin edeceğiniz üzere omzuma yediğim darbe eşliğinde ‘’Salaksın.’’ Kelimesi oldu.
Yağmur’a karşılık veremeden çalan kapı ile derin bir nefes alarak Yağmur’a baş parmağımla boğazımı kesme işareti yaparak ‘’Bittin.’’ Dedim. Yağmur gözlerini devirirken kapıya ilerleyerek açtım.
Ömer her zamanki takım elbiseli karizmasıyla karşıma çıkarken derin bir nefes almamak için kendimi zor tuttum. Adam tam bir yürüyen karizmaydı.
‘’Hoş geldin.’’
Tebessümü yüzüne yayılarak ‘’Hoş buldum.’’ Dedikten sonra ‘’İçerisi müsait mi? Asude anneyi bir göreyim?’’ diye sordu.
Asude anne dedi. Anneme anne dedi. Anne diyen ağzı… tövbe.
İçimde ortaya çıkan terbiyesiz kıza tokat atarak geri postalarken şiddet meyillisi bir insan olmaya başladığımı fark ettim.
‘’Peri kızı?’’
Soru sorar gibi seslenmesi kaybolan zihnimi bulunduğumuz âna geri döndürürken ‘’Evet. Tabi.’’ Dedim.
‘’Şey yani müsait tabi, gelebilirsin.’’
Geri çekilerek içeriye girmesini sağlarken Ömer içeri girerek ‘’Selamünaleyküm.’’ Dedi. Selamına karşılık verdiğimiz esnada salonun kapısının önünde duran annemin yanına giderek elini öpüp hâl hatır sormaya başladı.
‘’Ağzını kapat sinek kaçmasın, kapıyı kapat götün donmasın.’’
Fısıltısına eşlik eden kaş göz işaretleri sinir kat sayımı arttırırken dişlerimi sıkarak ‘’Yağmur.’’ Diye tısladım.
‘’Hoş geldin Ömer. Nasılsın?’’
‘’Hamdolsun iyiyim, sen nasılsın Yağmur?’’
‘’Bende iyiyim şükür. Nasıl olmuş salon?’’
Yağmur’un sorusuyla kurulan düzeneği inceleyen Ömer ‘’Erdem için fazla olmuş sanki.’’ Deyince gülmeye başladık.
‘’Erdem için fazla olduğunu düşünüyorsan Eslem ile seni de aradan çıkartabiliriz yarın akşam.’’
Yok Yağmur’un bugün patavatsızlığı tam anlamıyla üzerindeydi. Patavatsızlığına ek olarak arsızlığı da üzerindeydi. İçimdeki şiddet yanlısı ortaya çıkarak Yağmur’u bir güzel pataklamak istiyordu. Ağzının ortasına çarpmamak için zor tutuyordum kendimi. Ömer gittikten sonra yapılacaklar listemin en başında Yağmur’un ağzına patlatmak hatta ringe çıkıp dövüşmek yer alıyordu.
‘’Güzel teklifin için teşekkür ederim Yağmur ama Eslem ile aramızda vereceğimiz söz aradan çıkartabilecek bir mevzu değil.’’
‘’Geç otur oğlum, önce yemek yiyelim sonra çay içer kek yeriz.’’
Annem elini Ömer’in omzuna koyarak ovuştururken Ömer gülümseyerek ‘’Eslem ile konuşmam gereken mühim bir konu var anne çok fazla kalamayacağım ama kek hakkımı paket yaparsanız seve seve kabul ederim.’’ Dedi.
Mühim konu merakımı arttırırken annem ‘’Tamam oğlum, siz konuşun ben gitmeden veririm sana.’’ Demesiyle Ömer anneme teşekkür ederek yanıma geldi.
‘’Bahçede biraz konuşalım mı?’’
Aniden ciddileşen ses tonuyla merakım artmaktan ziyade ortadan kaybolmak üzereydi.
‘’Tamam.’’
Ömer’in peşi sıra kapıya ilerlerken portmantodan hırkamı alarak giyindim.
‘’Telefonun evde kalsın.’’
İşin ciddiliği gerilmeme sebep oluyordu, başımı olumlu anlamda sallayarak telefonu cebimden çıkartıp portmantoya koydum. Ömer ayakkabılarını giyinip olduğu yerde diklenirken bende kapının önünde duran annemin terliklerini ayağıma giyinerek peşinden çıkarak kapıyı arkamdan kapattım. Kapının önünden uzaklaşarak arabasına doğru ilerledik.
‘’Arabanın markası ne?’’
‘’Aston Martin. Beğendin mi?’’
Elimi arabanın kaputunda gezdirirken ‘’Sana yakışıyor.’’ Diyerek omuz silktim. Arabaların sahiplerini yansıttığını düşünürdüm, sonuçta paranın yeteceğini alsan bile sana yakışacak olanı tercih ediyordun. Arabanın kaputunda olan elimi ellerinin arasına alırken ‘’Odağının bende olmasına ihtiyacım var. Önemli bir konu hakkında konuşmamız gerekiyor.’’ Dedi.
Yani kısacası arabayı s*ktir et ve bana odaklan demek istiyor, İstanbul beyefendisi olduğundan ötürü cümleleri güzelleştiriyordu.
Ciddiyeti ufaktan tırsmama sebep olurken derin bir nefes alarak ellerimizi döndürüp parmaklarımızı birbirine kenetledim.
‘’Bu akşam katılmam gereken bir sergi var ve senin de bana eşlik etmeni istiyorum.’’
Nefesini sesli bir şekilde dışarıya verirken sıkıntılı hâli sergide eşlik etmekten fazlasını yapacağımı söylüyordu.
‘’Sadece eşlik etmeyeceğim sanırım.’’
Düşüncemi onunla paylaşmak zihnimi bir nebze rahatlatsa da cevap vermeyişi gerici bir durumdu. Hadi ama Ömer, sen bu değilsin. Come on!
‘’Eşlik etmekten fazlasını yapacaksın. Katılacağımız sergi bir milletvekilinin eşine ait olan bir sergi ve bu sergiyi evlerinin serasında yapacaklar. Sayılı kişiler davetli ve ev büyük bir koruma altında olacak.’’
Güvenli ev, sayılı kişi. Buraya kadar tamam.
‘’Peki ben bu güvenli ve sayılı kişi arasında ne yapacağım?’’
Boştaki eliyle ensesini ovuşturarak başını gökyüzüne doğru çevirdi. Nefesini sesli bir şekilde dışarıya üfledikten sonra ‘’Bir nefes uzağında olacağımın sözünü veriyorum.’’ Dedi.
‘’Üçüzleri o ortama sokamam ama sen çok rahat bir şekilde sevdiğim kadın olarak bana eşlik edebilirsin.’’
Bakışları benim dışımda her yere odaklanırken avucumun içindeki elini sıkarak odağının bana yönelmesini sağladım.
‘’Bana artık ne yapmam gerektiğini söyler misin?’’
Yüzünü yüzüme yaklaştırarak anlık bir şok geçirmeme sebep olsa da konuşmaya başlamasıyla dikkatimi fısıltıyla söylediklerine verdim.
‘’Milletvekilinin odasına gireceğiz, sen bilgisayarını açıp üçüzlerin bağlanmasını sağlayacaksın fırsatımız olursa üçüzler bilgisayarı halledene kadar kasayı açıp içine bakacağız.’’
Şimdi bir bakalım doğru anlamış mıyım?
Gizlice bir milletvekilinin odasına gireceğiz.
Aynı gizlilikte izinsiz bir şekilde bilgisayarına bağlanılmasını sağlayıp, kasasını açacağım.
Sonra hiçbir şey yapmamış gibi sergiye geri döneceğiz.
Neyiz biz? James Bond?
Yağmur illegal olarak iş yapma derken sanırım bu tarz bir usulsüzlükten bahsetmemişti.
‘’O kadar güvenlik ve az kişi arasında bunu nasıl başaracağız?’’
‘’Güvenliklerden birkaçı bizim adamımız olacak. Bende seninle beraber olacağım, tek olmayacaksın. Senin gözünde ne kadar her şeyi yapabilen biri olarak gözüksem de bir bilgisayarın şifresini kırıp açamam. Üçüzlerim bağlanma durumu çok uzun sürerse içerisindeki bilgileri belleğe aktarman gerekecek. Yani biraz sıkıntılı bir iş benim için. Senin için çocuk oyuncağı olacağına eminim.’’
Yorumu gülümsememe sebep oldu.
‘’İlk defa bu kadar heyecanlı bir iş yapacağım, pek de çocuk oyuncağı gibi olmayabilir. Ya başaramazsam, elim ayağım birbirine dolanırsa ne olacak?’’
Ellerimizi ayırarak hırkamın fermuarını kapatıp şapkamı da başıma geçirdikten sonra tekrar elimi tuttu.
‘’Başaramazsan dünyanın sonu gelmeyecek. Başka bir yol bulacağım. Kendini stres altında hissetmeni istemiyorum.’’
Ne kadar başımı sallayarak Ömer’i onaylasam da stres yapacağımı biliyordum. Hadi ama yapmamak imkânsız gibi bir şey her Allah’ın günü milletvekillerinin evine girerek giz saklı işler yapmıyorum sonuçta.
Milletvekili kelimesi aklıma birkaç sevimsiz akrabamı getirirken sıkıntıyla kıpırdanıp ‘’Bu davete katılacaklar arasında başka milletvekilleri var mı?’’ diye sordum.
‘’Halan ve eniştenin katılımı olacak mı diye soruyorsan evet orada olacaklar.’’
Dilimi ısırarak çıkmak isteyen cümlelerime sahip çıktım yoksa hala deme şu kadına diye cırlayacaktım.
‘’Onlarla muhatap olmak istemiyorum Ömer.’’
‘’Emin ol peri kızı seni onlarla muhatap etmeye niyetim yok.’’
Aldığı derin nefes göğsünü şişirirken yeni bir bilgi daha öğreneceğimin farkındaydım.
‘’Üşümüşsün.’’
Boştaki elimi de avucunun içerisine alarak ovuşturmaya başladı. Omuz silkerek cevap verirken bakışları eve kaydı, onun bakışlarını takip ederek bende eve baktığımda ortalıkta kimse gözükmüyordu. Elimi bırakmadan arabaya ilerleyerek beni de peşi sıra ilerletirken ön kapıyı açarak oturmam için kafasıyla işaret yaptı. İsteğini yerine getirerek ön koltuğa oturduğum esnada kapımı kapatarak kendi tarafına geçtikten sonra ısıtıcıları çalıştırarak arabanın içerisinin ısınmaya başlamasını sağladı.
Sıcaklık soğuyan vücuduma iyi gelirken donan damarlarımın çözündüğünü hissediyordum. Şey gerçekten üşümüşüm.
‘’Bunları evde de konuşabilirdik, neden dışarıda konuşmak istedin? Annem ve Yağmur’dan sebep mi?’’
‘’Hayır konuşamazdık. Çünkü telefonlarınız dinleniyor olabilir, bilgisayarınız dinleniyor olabilir, en önemlisi eve ses dinleme cihazı koymuş olabilirler.’’
Yok ebenin nikahı. Telefonlarda öyle bir ihtimal olacağını elbet biliyorduk ama evi asla aklıma getirmemiştim.
‘’Ömer, korkmalı mıyım? Evde sence dinleme cihazı var mıdır?’’
‘’Bir ihtimal diyelim. Çocuklardan birini yollayıp evi kontrolden geçirteceğim sadece şu söz olayını atlatmayı bekliyorum. Bu arada Yağmur’a ve annene gittiğimiz yer haricinde olan kısımları anlatabilirsin. İmzalanan sözleşmeyi dikkate almanı istemiyorum. Annen ve Yağmur senin ailen. Ailenden gizli işler yapmanı istemiyorum. Bu konuya vakıf oldukları gibi gelişmeleri bilmeleri de en büyük hakları.’’
‘’Teşekkür ederim.’’
Baş parmağı elmacık kemiğimin üzerinde yerini alarak ovuştururken ‘’Rica ederim peri kızı.’’ Dedi.
‘’Akşam sadece halan ve enişten olmayacak. Sergen ve Dilara Soykan’da sergide olacaklar arasında.’’
Sergen’in varlığı tüylerimi ürpertirken ‘’Ömer Sergen benim yokluğumu fark eder, nasıl yapacağız?’’ diye sordum.
Manyak beni gözünün önünden asla ayırmazdı.
‘’Sakin ol. Herkesin içerisinde odağının sende olmayacağını biliyorum.’’
‘’Nasıl biliyorsun? Sergen takıntılıdır, elde edemeyince agresifleşir, hatta hırçınlaşır. Toplum içerisinde yanıma gelmek istediğinde engeller veya terslersem olay çıkartabilir. Düğünde sessiz kalmasının en büyük sebebi Engin’in olmasıydı.’’
‘’Sergen p*çini anma.’’
Tıslamaya benzer çıkan sesiyle bakışlarım ona dönerken başını koltuğa yaslayarak gözlerini kapattı.
‘’O şerefsiz senin yanına yaklaşırsa karşılığında alacağı tek şey kocaman bir yumruk olacak.’’
Yüzünün her yerini inceleyen bakışlarım gözlerine geldiği esnada durakladı. Bakışları içime işlerken konuşmasına devam etti.
‘’Sergen ile aynı ortamda olmandan bile nefret ediyorum. Sinirlenecek mi? Bırak sinirlensin. Olay çıkartacaksa çıkartsın. Senin bunları düşünüp stres yapmaman gerekiyor. Sergen’i önemseme, bırak.’’
Çatılan kaşlarıma asabi olan ses tonumda eklenirken ‘’Sergen’i önemsediğim falan yok. Saçmalama istersen.’’ Dedim.
Elimi avucunun içerisine alarak üzerine öpücük kondururken ‘’Özür dilerim peri kızı söz konusu Sergen olunca, sinirlerime hâkim olamıyorum. Sana karşı zaafının olduğunu bilmek kanımı kaynatıyor.’’ Dedi.
‘’Kıskanmak güzeldir Ömer Bey ama zarar vermediği müddetçe.’’
Yüzünde oluşan gülümseme eşliğinde ‘’O zaman seni sık sık kıskandırmalı mıyım?’’ sorusunu sorması ‘’Aklından bile geçirme.’’ Diye bağırmama sebep olmuştu. Tepkim gülümsemesini kahkahaya dönüştürürken somurtan taraf ben olmuştum.
‘’İşte Sergen’de beni böyle sinirlendiriyor Eslem Hanım.’’
‘’Tamam anladım. Sergen yok. Daha tövbe anmam, ne yaparsa yapsın.’’
‘’Bu konuyu hallettiğimize göre akşamla ilgili olarak aklına takılan bir konu var mı?’’
Sergen mevzusu kapansa da hâlâ canımı sıkan mevzu vardı. Dilara Soykan.
‘’Dilara Soykan’da sergide olacak dedin.’’
‘’Evet, o da davetliler arasında.’’
‘’Onu en son bizim eve babasıyla akşam yemeğine geldiğinde görmüştüm, şimdi kendisi bizim evimizin yeni sahibi.’’ Derin bir nefes alarak ‘’Herkes orada olacak. Benim sergiye gelmemin sorun olmayacağına emin misin?’’ diye sordum.
‘’Eminim. Bana güven. Âdem ve Sevgi’de orada olacak. Sevgi güvenlik kısmında Âdem davetli kısmında. Güvenlik olarak olacak askerlerin diğerlerini de tanıyorum. Her şey planlandı, oluşabilecek durumlarda neler yapacağımız ayarlandı ve tekrar söylüyorum ben hemen yanında olacağım.’’
Ya olamazsan? Ya o esnada tek başıma hareket etmek zorunda kalırsam.
İhtimaller zihnime üşüştükçe ellerim terlemeye başladı. Avuç içlerimi eşofmanıma silerek başımı olumlu anlamda salladım.
Şüpheli bakışları yüzümün her santimini incelerken ‘’İyiyim, tamam.’’ Diyerek yüzünü avuçlayıp yanaklarını sıktım.
‘’Akşam kaçta hazır olmalıyım?’’
Yanaklarını şekilden şekle sokup eğlenirken ördek dudağı şeklini alan dudaklarıyla ‘’Söközdö.’’ Demesiyle kahkaha atmaya başladım.
Ellerimi yanaklarından uzaklaştırarak yanaklarını özgürlüğüne kavuştururken ‘’Gülmen hoşuma gittiği için şanslısın.’’ Dedi.
‘’Hayır beni sevdiğin için şanslıyım.’’
Eli boynumu tutarak kendisine yaklaşmamı sağlarken dudakları alnımdaki yerini alarak öpücük kondurdu.
‘’Kıymetlim olduğun için asıl ben şanslıyım.’’
Çalan telefonu ortamdaki atmosferi dağıtırken derin bir nefes alarak Ömer’in kıskacından kurtuldum. Telefonuna cevap vererek kısa şekilde karşısındakine cevap verdikten sonra kapatıp bana döndü.
‘’Gitmem gerekiyor.’’
‘’Git bakalım. Çalışacaksın ki para kazanasın değil mi aslan parçası?’’ gözümü kırparak yumruk yaptığım elimi hafifçe omzuna vurdum.
Hareketim karşısında kahkaha atarak başını salladıktan sonra arabadan inince bende onunla beraber inerek kapıyı kapattım. Ellerimiz birbirine kavuşarak evin önüne kadar sessizce ilerledik. Kapıya vurduğum esnada elimi sıkarak bakışlarımın ona dönmesine sebep olurken ‘’Gelmeden seni ararım.’’ Dedi.
‘’Tamam.’’ Dediğim esnada açılan kapıyla Yağmur ve annem karşımızda belirirken annemin elinde tuttuğu poşet ile gülmemi bastırdım. Anlaşılan sadece keki değil evdeki yiyeceklerin yarısını paket yapmıştı. Annem poşeti Ömer’e uzatırken ‘’Oğlum, içerisine yemek koydum eve gidince dolaba koy hemen, acıktıkça ısıtır yersin. Yemeğin bitince haber et yenisini yapayım sana. Ya da uğra bizde ye.’’ Dedi.
Ömer poşeti alarak annemin elini öpüp ‘’Teşekkür ederim anne. Bunları bitireyim ben yine uğrarım size.’’ Diyerek hepimizle vedalaşarak, arabasına ilerleyip gözden kayboldu. Onun gitmesiyle eve girerek kapıyı arkamdan kapattığım esnada meraklı gözlerin kıskacı altına alınmıştım.
Evde dinleme cihazı olabileceğinden ötürü her şeyi olduğu gibi anlatamazdım. O yüzden bilindik kısımları şimdi anlatırsam diğer kısmı sonradan anlatabilirdim. Gizlice yapacağım casusluk olayını şu an öğrenmeleri demek akşama benim daha fazla panik yapmama sebep olacaktı.
‘’Akşam bir sergiye katılacakmış, benim de ona eşlik edip edemeyeceğimi sordu.’’
‘’Ne sergisiymiş bu?’’
Salona geçtiğimiz esnada soru soran anneme ‘’Milletvekilinin eşi evinde sergi düzenlemiş, sayılı kişi çağırılmış. Ömer’de tek katılmak istemediğini ona eşlik etmemi istedi.’’ Diye cevapladım. Annem ve Yağmur salonun geri kalan kısmını bitirmişlerdi.
Organizasyon düzeneği üçlü koltuğun olduğu yere kurmuşlardı. Işık açısı en iyi oradaydı, fotoğrafların harika çıkacağına emindim. Boş olan koltuklara sırasıyla otururken ‘’Kimler olacakmış bu sergide bir şey dedi mi?’’ diye soru soran Yağmur’a başımı sallayarak konuşmaya başladım.
‘’Müsvedde halam ve eşi de olacakmış. Ah! Dilara Soykan ve Sergen’de olacakmış tabi.’’
‘’Iyy halam mı?’’
Yağmur’un tepkisine karşılık olarak ‘’Ömer onları söyleyince aynı tepkiyi vermemek için zor tuttum kendimi. Hayır onlar yetmezmiş gibi Dilara ve Sergen’de orada olacak. Tam bir sınanma akşamı.’’ Dedim.
Sınanmadan fazlasının olacağı kesindi. En kısa zamanda bizimkiler ile konuşmam gerekiyordu.
‘’Seninle muhatap olsalar bile düzgünce cevap ver, fazla konuşma. Saydığın kişilerin hepsi saygısız insanlar. Onların seviyesine inme sakın.’’
Annemin nasihatlerini büyük bir dikkatle dinleyerek onayladım. Doğru diyordu, bulunacağımız ortam zaten sakin kalınması gerekilen bir ortamdı gerilmeye gerek yoktu. Pek onlarla ilgilenebileceğimi de düşünmüyordum açıkçası.
‘’Ne giyineceksin peki?’’
‘’Siyah elbisem var ya boğaz kısmı incili, onu giymeyi düşünüyorum. İdeal bir kıyafet bence.’’
‘’Saçını açık bırakırsın, inci küpelerini de taktın mı tamamdır. Bu kombinden iyisi Şam’da kayısı.’’
‘’Eslem’in saçına hafif dalga katarsın Yağmur. Çok düz olmasın.’’
‘’O iş bende sultanım sen rahat ol.’’ Anneme göz kırparak arkasına yaslanan Yağmur’a göz devirdim.
‘’Eslem Hanım sanırım hâlâ yatmayı düşünüyorsun. Kızım saat altıyı geçti. Kalk duşunu al, üzerini giyin ancak hazırlanırsın.’’
Annemin serzenişi gözlerimin saate kaymasını sağlarken gerçekten de saatin altıyı geçtiğini hatta altı buçuğu geçtiğini gördüm. Hışımla yerimden kalkarken banyoya girerek kapıyı arkamdan kapatıp kilitledim.
Suyu sıcağa ayarlayıp ısınmasını beklerken dişlerimi fırçalayıp üzerimdekileri çıkarttım. Hızlıca küvete girerek güzelce vücudumu ve saçımı yıkayarak işimi bitirdiğim gibi küvetten çıkıp bornozuma sarıldım. Saçlarıma da havlu alarak kirlilerimi sepete atıp, küvete su tutarak dökülenleri ortadan kaldırıp banyodan çıktım ve odama ilerledim.
‘’Eslem kilotlu çorap giy üşüme.’’
Anneme cevap vermeyip dolabıma ilerlerken giysem bile üşüyeceğimi biliyordum. Siyah iç çamaşırlarımı yatağın üzerine koyarak masanın üzerindeki nemlendiricimi aldım. Güzelce bütün vücuduma sürdükten sonra çamaşırımı giyinip üstümden kolay çıkacak elbise giyinip saç havlumu çözdüm.
Saçlarımı kurutmam lazımdı.
Saç losyonumu sıkarak saçlarımı taramaya başladım. Fazla uzamışlardı, uçlarından biraz kestirebilirdim sanırım.
‘’Eslem gel biraz yemek ye!’’
Yağmur’un bağırtısına karşılık olarak tarama işlemi biten saçımı tekrar havluya sarıp, dökülenleri topladığım gibi çöpe attım. Mutfaktan geçerken masada oturan aileme öpücük atarak ‘’Yersem göbeğim şişer, eve gelince yerim ben.’’ Diyerek odama ilerleyip kurutmayı prize taktım.
Saç kurutma işlemimi bitirdiğim esnada çalan telefonum ile makineyi prizden çekerek masamın üzerine koydum.
Ömer arıyordu.
‘’Efendim.’’
‘’Hazır mısın peri kızı?’’
Sorusu telefonu kulağımdan uzaklaştırıp, saate bakmama sebep oldu.
19:15
‘’Saat daha sekiz olmamış, saçımı ve makyajımı yapacağım.’’
‘’Saatin sekiz olmadığından haberim var ve tam sekizde seni oraya götürmeye niyetim yok, önce yemek yeriz diye düşünmüştüm. Tabi akşam yemeği yemediysen?’’
Telefonu hoparlöre alarak masanın üzerine koyup, sandalyeye oturdum. Bir yandan makyajımı yapsam iyi olacaktı.
‘’Yok yemedim ama sergiden sonra yesek olur mu? Çok acıktıysan annemin verdiklerini yeseydin.’’
‘’Onları yedim zaten. Sen hazırlan o zaman, birazdan görüşür yüz yüze konuşuruz.’’
‘’Tamam, Allah’a emanet ol.’’
‘’Sende peri kızı.’’
Kapanan telefon ile işimi hızlandırarak makyajımı bitirdim. Çok fazla süslenmeye gerek yoktu. Hafif far, rimel, yanakları kızart. Tamamdır. İşim bittiği esnada gelen Yağmur saçlarıma dalga vermeye başlarken rujumu sürdüm. Parfümümü boyun kısmıma ve enseme doğru sıktıktan sonra bileklerime sıkarak, bileklerimi birbirine sürdüm.
‘’Tamamdır, şu yanlarını ama tel tokayla içeriye doğru tutturup arka kısımlarını öne alalım.’’
Tel tokayı eline alarak önüme geçen Yağmur matematik denklemi çözer gibi anlattığı modeli yaparak geri çekilirken aynadaki yansımam hoşuma gitmişti.
‘’Teşekkür ederim cağnım.’’
‘’Rica ederiz, hanımefendi. Küpelerini tak.’’
Uzattığı küpeleri kulağıma takarak ayağa kalktım.
‘’Çık giyineyim.’’
‘’Saçmalama, sende olan bende de var. Soyun.’’
‘’Yağmur saçmalama istersen. Çıksana be!’’
‘’Görmediğim bir şeyin mi var? Aşırı merak ettim hayatta çıkmam.’’
Yatağıma uzanarak arkasına yaslanırken ‘’Tövbe yarabbi.’’ Diyerek üzerimdekini çıkartıp rolonumu sürüp deodorantımı sıktığım gibi önce ten rengi kilotlu çorabımı ardından elbisemi giyindim.
‘’Fermuarımı çeker misin?’’
Uzandığı yerden kalkarak fermuarımı kapattıktan sonra popoma patlatarak ‘’O göte bülbül öte.’’ Diyerek yanağımdan da makas aldı.
‘’Salaksın, gerçekten bak.’’
Elini kalbine götürerek yüzünü hüzünlü hale sokarken ‘’Kalbimi kırdın yavrum.’’ Dedi.
İster isteme haline gülmeye başladım. Bu kız gerçekten deliydi.
Boynumdaki inciye benzer şekilde olan çantamı alarak içerisine kartlığımı ve telefonumu koyarken bir tanede gloss koydum. Parfümümü bu sefer elbiseme azıcık sıkarak dolaptan ceketimi aldım. Çalan zil sesi Ömer’in geldiğinin haberini verirken annemin konuşmasıyla kapıyı açtığını anladım. Topuklularımı elime alarak kapıya ilerledim. Ayakkabılarımı kapının önüne koyarak giyineceğim esnada Ömer tutmam için elini uzattı. Gülümseyerek elimi avucunun içerisine bırakarak önce sağ sonra sol tekini ayağıma giyindim. Diklendiğim esnada neredeyse Ömer’in boyuna yetişmiştim. Neredeyse diyorum çünkü kafası artık o kadar da yukarıda değildi.
‘’Biz kaçalım Asude anne, sergi bitince çok geçe kalmadan getiririm Eslem’i.’’
‘’Tamam oğlum, Allah’a emanet olun.’’
‘’Sizde.’’ Diyerek ellerimiz ayrılmadan arabaya doğru ilerledik. Oturmam için kapımı açarken teşekkür ederek yerime geçip oturdum. Siyah takım elbisesinin içine beyaz tişört giymişti ve harika gözüküyordu. Kemerlerimizi bağladığımız esnada arabayı çalıştırıp yola çıktı.
Durduğu ilk kırmızı ışıkta ellerimi avucunun içerisine hapsederek her zamanki gibi öpücüğünü kondurdu.
‘’Tam bir peri kızısın.’’
Her zaman kullandığı kelime ilk kez farklı tonda kulağıma ulaşmıştı. Utanmama engel olamazken ‘’Şöyle kafanı eğdiğinde yanağından ısırasım geliyor, zor tutuyorum kendimi.’’ Cümlesi vücuduma sıcaklık basmasına sebep oldu.
Sağ eli sol elimi kendisine hapsederken diğer eliyle arabayı sürmeye devam etti. Derin bir nefes alıp arkama yaslandığım esnada avucumda hissettiğim öpücük ile Ömer’e döndüm.
‘’Benden daha dikkat çekici ne var dışarıda merak ettim doğrusu.’’
Cümlesini anlayamazken ‘’Anlamadım.’’ Dedim.
‘’Diyorum ki yanında oturuyorum bana bakmak yerine dışarıyı izliyorsun. Dışarısı daha mı dikkat çekici? Yerleri değiştirsek, arabayı kullanan sen yan koltukta oturan ben olsam seni bir saniye bile gözlerimi kırpmadan seni izlerim. Diğer her şeyden daha fazla izlemeye değersin.’’
‘’Ömer! Deme şöyle şeyler, utanıyorum.’’
Kırmızı ışığa tekrar yakalanmamız Ömer’in yüzüme doğru eğilmesini sağlamıştı.
‘’Nasıl şeyler peri kızı?’’
Burnunu saçlarıma dayayıp kokumu içine çektikten sonra şakağıma kondurduğu öpücük ile geri çekildi.
‘’Sen var ya çok fenasın Ömer Hamza Demirel.’’
Cümlem yüzündeki tebessümün artmasını sağlarken derin bir nefes alıp, onu izlemeye başladım.
Gözlerim üzerindeyken birkaç kere yerinde kıpırdandıktan sonra ‘’Sen beni izleme yine dışarıyı izle.’’ Dedi. Bu hali kahkaha atmama sebep olmuştu.
‘’Ne oldu paşam? Rahatsız mı oldun?’’
Şüpheli bakışları yüzüme birkaç saniye baktıktan sonra yola geri odaklanırken ‘’Rövanşını alırım.’’ Demeyi ihmal etmedi. Sen iste yeter aslan parçası.
Köprü yoluna girmemiz ile cama doğru yanaştım. Denize bakmak her zaman ruhuma iyi geliyordu. Ömer arabayı sağ şeride alarak deniz ile aramıza arabaların girmesine engel olurken camımı açarak rüzgârın içeriye girmesine izin verdim. Saçlarım esen rüzgârın şiddetiyle uçuşurken derin nefesler alıyordum.
‘’Denizi seviyorsun?’’
‘’Seviyorum ama geçen gün şunu fark ettim. Orman manzarasını da seviyorum ya da saatlerce gökyüzünü izlemeyi de seviyorum. Ruhuma dinginlik veren her şeyi seviyorum.’’
Köprüden çıkmamız ile camımı kapatarak saçlarımı düzelttim.
‘’Hmm. Peki beni seviyor musun?’’
Sorduğu soru gülmeme sebep oldu.
‘’Bu sorunuzun cevabını size daha önce zaten söylemiştim Ömer Bey.’’
‘’Tekrar duymak istiyorsam ne yapacağız Eslem Hanım?’’
Derin bir nefes alarak avuç içlerimi ve omuzlarımı yukarıya kaldırıp ‘’Ne yapalım tekrar söyleriz bizde o zaman.’’ Dedim. Seni seviyorum dememem hoşuna gitmese bile eğlenmesini sağlamıştı. Onunla bu şekilde oynamayı seviyordum ki kendisi de sık sık aynı şekilde benimle eğleniyordu. Ne derlerdi bilirsiniz üzüm üzüme baka baka, ben Ömer ile takıla takıla.
‘’Nereye gidiyoruz?’’
‘’İlerideki döner kavşaktan sonra ikinci çıkışa ilerleyeceğiz.’’
Cümlesi kahkaha atmama sebep oldu.
‘’Tam navigasyona benzedin, döner kavşaktan ikinci çıkışa yöneliniz. 100 metre sonra sağa dönünüz, hedefiniz ileride kalacaktır.’’
Sesimi incelterek navigasyondaki kadın gibi konuşmaya çalışmam üzerine kahkaha atma sırası Ömer’e geçmişti.
‘’Yolu doğru bildin bu arada. Gerçekten de 100 metre sonra sağa döneceğiz hedefe ulaşacağız.’’
Gözlerim sonuna kadar açılırken ‘’Oha.’’ Diyerek Ömer’e döndüm.
‘’Dalga geçiyorsun?’’
Soru sorar bir şekilde cümle kurmam kahkaha şiddetini arttırmıştı. Boştaki elimi koluna geçirerek kollarımı göğsümde birleştirip arkama yaslandım. Gerçekten dalga geçmişti çünkü.
İkinci çıkıştan çıktıktan sonra sola dönerek arabayı sürmeye devam ederken sessiz bir şekilde camdan dışarısını izlemeye başladım. Kafamı güzelce dağıtarak sergide yapacağımız olayı düşünmememi sağlamıştı. Ellerim buz gibi olurken derin bir nefes alarak avuç içlerimi elbisemin eteğine sürdüm.
Başarabilirdim. Ömer benimle olacaktı, tek değildim.
Elimde hissettiğim baskı bakışlarımı Ömer’in gözlerine kilitlerken ‘’Telefonun arabada kalsın.’’ Dedi. Başımı sallayarak onu onaylarken ellerimizi istemeyerek de olsa ayırdım. Çantam çıkardığım telefonu Ömer’in yönlendirmesi ile torpidoya koymak için kapağı açtığım esnada gördüğüm tabanca duraklamama sebep olmuştu.
‘’Ömer?’’
Saniyelik bakışları torpido gözüne odaklansa da ‘’Telefonunu koy peri kızı.’’ Dedi. Emir anlaşılmıştı. Ömer dörtlüleri yakarak arabayı kenarda durdurup kemerini çözdü, aynı hızla benim kemerimi de çözerek yüzümü ellerinin arasına aldıktan sonra baş parmakları ile elmacık kemiklerimin üzerini okşayarak alnıma öpücük kondurdu.
‘’Görevimin bir parçası olduğunu biliyorsun peri kızı. Üzerimde taşımayı sevmesem de keratanın arada yardımı dokunuyor.’’
Aldığım derin nefesle beraber ellerim yüzümü tutan ellerini kavradı.
‘’Biliyorum. Sadece görünce tuhaf oldu. Her gün açtığım torpidolarda tabanca bulmuyorum sonuçta.’’
‘’Bundan sonra da bulmamana dikkat edeceğim. Söz veriyorum.’’
‘’Ömer daha önce kullanmak zorunda kaldın mı?’’
‘’Yalan söylemek istemiyorum o yüzden bu konuları şimdi konuşmayalım, lütfen.’’
Lütfen kelimesini söyleyiş şekli kalbimin erimesini sağlarken ‘’Tamam.’’ Dedim. Dudakları tekrardan alnımı bulurken Ömer ile aynı ayna derin bir nefes aldım. Üç kere üst üste kondurduğu öpücük yüzümdeki tebessümü arttırırken, yüzümü sağa çevirerek avucunun içini öptüm. Bu adam beni de kendisi gibi dokunma bağımlısı yapmaya başlıyordu.
Arkamıza yaslanıp kemerlerimizi taktığımız gibi arabayı tekrardan çalıştırırken biraz ileriden sağa sinyal vererek sitenin kapısının açılmasını beklemeye başladık. Güvenlik görevlisi Ömer’den kimliğini isteyerek beklemesini söylerken yaptığı inceleme sonrası kimliği geri vererek geçmemiz için kapıyı açtı. Siteye yaptığımız giriş heyecanımı ikiye katlarken sakin kalmaya çalışıyordum. İlk görevimde çuvallayamazdım. İlk görevi düzgünce yapmalıydım ki diğer görevlerde de yer alabileyim.
Güvenliği geçerek içeriye girmiş olsak da içeride bulunan her evin bahçesi büyük duvarlar ile çevrilmişti, resmen site içinde site yapmışlardı. Ömer bulduğu boşluğa arabayı park ederek, bu kez tam anlamıyla arabayı durdurup anahtarı çıkardı. Kemerimi çözerek Ömer’in peşinden arabadan inip ceketimi çıkardım, ceketimi arabaya koyarak Ömer’in yanına ilerledim. Ellerimiz tekrardan birleşirken adımlarımı Ömer’e uydurup ilerlemeye başladım.
‘’Neden böyle yapmışlar evleri?’’
‘’Ev sahiplerinin hepsi arsa ile ortaklık kurdular ve toplu bir şekilde aldıkları karar sonucu evlerin böyle yapılmasını istemişler.’’
Değişik bir istekti, dışarıdan bakıldığında hapishanede yaşıyormuşsun izlenimi veriyordu. Ben böyle bir evde oturmayı tercih etmezdim doğrusu. Hapishanede bulunan koğuşlara benziyordu. Herkes kendi koğuşunda abluka altına alınmış gibiydi. Çelik kapıya yaklaşmadan durduk, Ömer saçımı kulağımın arkasına atarak şakağıma bir öpücük kondurdu. Eli yüzümden ayrılmadan yanağımı okşayarak ‘’Yan yana olacağız.’’ Dedi. Başımı sallayarak onu onayladıktan sonra çelik kapının yanında bulunan zile basarak beklemeye başlamadan kapı dişlerinin hepsini sergileyen, yılbaşı ağacı gibi süslenmiş çalışan tarafından açıldı.
Çalışan gülen yüzü Ömer’de birkaç saniye fazla dururken boğazımı temizleyerek odağına girmeye çalıştım. Kadının gözleri anında bana dönerken ‘’Hoş geldiniz.’’ Diyerek birkaç adım geri gitmişti. Ömer’e fırsat vermeden ‘’Hoş bulduk.’’ Diyerek önden kendim gidip arkamdan Ömer’i çekiştirdim. Bahçede tıpkı çalışan gibi yılbaşı temalı süslenmişti, bulunduğumuz ay ya da mevsim yılbaşı temasına ne kadar uymasa da yorumumu kendi içimde yapıp yine kendim cevapladım.
Bence aralık ayında olsak daha mantıklı bir tema olabilirdi.
Bahçede her ne kadar masa ve sandalye olsa da dışarıda kimse yoktu. Ömer sergi serada olacak demişti ama sanırım sera evin arka tarafında kalıyordu çünkü şu an bahçede görünen bir şey yoktu.
‘’Ömer Demirel. Hoş geldiniz.’’
Sağ tarafımdan gelen ses hazırlıksız yakalanmama sebep olarak sıçramamı sağlarken Ömer’in elimin üstünü okşayan parmağı ile kendimi hemen toparladım. Ömer boştaki elini karşımızdaki adama uzatarak ‘’Bahri Bey. Hoş bulduk.’’ Derken adının Bahri olduğunu öğrendiğim adam Ömer’in el sıkışmasına ne kadar karşılık verse de gözleri benim üzerimdeydi.
‘’Yanındaki hanımefendi sanırım Harun’un kızı.’’
Gözleri üzerimde olmasına rağmen benimle alakalı soruyu Ömer’e sormuştu. Hadi ama, muhatap olmak istiyorsan tam karşında duruyorum, sorularını bana sorabilirsin. Cevap verip adamı bozmak istesem de sessiz kaldım, ortamı gerip adamı kendime düşman etmeme gerek yoktu.
‘’Harun amcanın kızı Eslem, Eslem bu beyefendi de Milletvekili Bahri Bey, sergi sahibi de eşi Seval Hanım.’’
Uzatılan bir el olmadığından ötürü bende bir atakta bulunmayarak tebessüm edip ‘’Memnun oldum.’’ Dedim. Bahri Bey benim kadar memnun olmamış olacak ki karşılık vermeyerek bakışlarını üzerimde tutmaya devam etti. Geriliyordum.
‘’Ne taraftan geçelim?’’
Ömer’in sorusu Bahri Bey’i kendisine getirirken zoraki olduğu belli olan sırıtması ile evi göstererek ‘’Geçin lütfen.’’ Dedi. Yönlendirmesi üzerine fırsat kaybetmeden ilerlemeye başladık. Adamdan uzaklaştığımıza emin olduğum an Ömer’e dönerek ‘’Bu da neydi böyle?’’ diye sordum.
‘’Zihnine üşüşen bir şeyler olmuş olmalı. Harun amcanın kızı olduğunu onayladıktan sonra tedirginleşti, bakışları sende kilitlendi, ona rahatsız olduğu düşünceleri hatırlatmış olabilirsin o düşünceler şu an zihninde ringe çıkıp dövüşmeye başlamış olmalı.’’
Yorumuna gülümserken merdivenleri çıkarak eve adım atmıştık. Kapıda bekleyen görevli ezberlediği cümleleri bize sıralayarak çantamı almak istediğinde teşekkür ederek bu isteğini reddettim. Çantamı taşıyabilirdim, zaten küçüktü ve tanımadığım insanlara çantamı vermeye hevesim yoktu.
Evin içerisinde salona açılan büyük kapının hemen dışında duran Sevgi ile gözlerimiz kesişince tanışık olduğumuzu belli etmemek adına gözlerimi ondan çekerek etrafa odaklamaya çalıştım.
‘’Sonunda gelebildiniz.’’
Karşıdan sırıtarak yanımıza gelen fitnessçı Âdem, Ömer ile tokalaşırken sessizce bekliyordum. Etrafa çok fazla bakarak rahatsız olacağım insanlar ile karşılaşmak istemiyordum.
‘’Abi beş dakika kızın elini bıraksan kapmayacaklar.’’
Adem’in yorumu gülümsememe sebep olurken Ömer homurdanarak sesini kesmesini söylemişti. Âdem bu yoruma karşılık kahkaha atmıştı. Bu kadar yüksek sesle gülmesini gerektirecek bir durum yokken bildiğiniz ağzını açarak başını arkaya atmış ve ses telleriyle yarışma yaparak en yüksek noktaya çıkmaya çalışır şekilde kahkaha atmıştı.
Hay bin palabıyık.
Etraftaki bütün gözler bizim üzerimizdeydi. Tebrikler fitnessçı.
Vücut geliştirmeye verdiğin vaktin bir kısmını kendini geliştirmeye verseydin böyle olmazdı.
Kendi içimde verdiğim savaşın sonuna gelemeden Ömer’in elimi sıkmasıyla düşüncelerim bulunduğu ortamı terk edim zihnimi komple Ömer’e ayırdı. Adam zihnime bile hükmediyor. Bakışlarım Ömer’i bulurken onunkiler karşıdan bize doğru aheste bir şekilde süzülüyor gibi gelen kadındaydı.
KADINDA.
GÖZLERİ.
GÖZLERİ KADINDA.
Ömer’in tam karşısında bulunan Adem’i bariz bir şekilde iterek Ömer’in karşısına kendisi geçtiği yetmezmiş gibi elini Ömer’in koluna koyarak dudaklarını Ömer’in yanağına değdireceği esnada kendini geri çeken Ömer ile dudakları havada asılı kaldı.
WTF!
‘’Hoş geldin canım.’’
Canım?
Gerilen sinirlerim boynumdan ağrı olarak kendisini belli ederken derin bir nefes alarak avucumu tutan eli sıktım. Yanımda duran kişinin sonunda aklına gelmiş olmalıyım ki kendini kadından koparma zahmetine girerek arasına mesafe koymayı akıl edebildi.
Hah! Bekle sen Ömer Efendi, ben sana canımı cicimi, yanağına değmeye çalışan dudağı, kolunu sıkan elin hesabını sormaz mıyım?
Ellerimizi ayırarak belimi kavradı, bu hareketi kadının bakışlarının nihayet bana dönmesini sağladı. Ömer’e kalp gönderen bakışları bana ateş ederken aynı şekilde karşılık veriyordum. Bu kadından hiç hoşlanmamıştım ve mümkünse bir daha karşılaşmak istemiyordum. Ömer’in dudakları şakağımdaki yerini alarak öpücük bırakırken sinirlerimi yatıştırmaya yaklaşamamıştı bile.
‘’Peri kızı bu hanımefendi Dilara Soykan. Dilara hanım bu gördüğünüz peri kızı kalbimin tek sahibi, Eslem. Eslem Soylu.’’
Dudakları tekrardan şakağıma öpücük kondururken daha sakindim. Tek bir cümle kalbimi yatıştırmaya yetmişti ama ne demişti o Dilara Soykan mı?
Karşımdaki kadını tekrardan incelerken lisede tanıdığım kişiyle aynı olmadığına dair belge imzalayabilirdim. Sanırım yüzüne birkaç işlem yaptırmıştı, biz lise sondayken kendisi üniversiteye gidiyordu ve bir insan o yaştan sonra bu kadar değişemezdi.
Onun bakışları da beni abluka altına alıp incelerken ne o memnun oldum dedi ne de ben. Demeye niyetimde yoktu. Samimiyetsiz samimiyetlerden hoşlanmazdım. Bu kadınla yalandan da olsa tebessüm ederek el sıkışmak istemiyordum.
‘’Demek sonunda tanıştınız.’’
Duyduğum ses belimdeki elin tutuşunu sıkılaştırmasını sağlarken derin bir nefes aldım. Bu akşamın zor geçeceği belliydi ama bu kadar erken başlayacağını düşünmemiştim.
‘’Güzel Eslem yine çok güzel olmuşsun, ama güzelliğine gölge düşürmene gerek var mıydı?’’
Sergen’in Ömer’i göstererek sorduğu soruya karşılık olarak ‘’Bulunduğumuz ortama gölge düşürmeye çalışan arkadaşın ve sensin. Yoksa biz gayet aydınlık bir ortamdayız.’’ Dedim.
Âdem yumruk yaptığı eline doğru öksürmeye çalışarak gülmesini saklarken ona vurmamak için kendimi zor tuttum. Az önce hoparlör görevi yaparak herkese kendini duyurtabiliyordu şimdi sesi çıkmasın diye uğraşıyordu. Ayıp. Asıl şimdi hunharca gülmeliydi.
‘’Güzel Eslem yine şakacı modundasın. Bu halini daha çok seviyorum. Bana yaşadığımı hissettiriyorsun.’’
Ömer’in belimi tutan eli canımı acıtınca sol elimi göğsüne koyarak ‘’İçecek bir şeyler almaya gidelim mi?’’ diye sordum.
Bakışları Sergen’den ayrılmadığı gibi tutuşunu da gevşetmemişti. Kulağına doğru ‘’Canımı acıtıyorsun.’’ Diye fısıldadım. Fısıltım omuzlarını gevşetirken başını olumlu anlamda sallayarak ‘’Gidelim.’’ Dedi. Avucum elinin içinde kaybolduğu gibi yürümeye başladık. Âdem bize eşlik ederek önümüzden ilerlerken iki insan müsveddesi arkamızda kalmıştı.
Mutfağın boş olması iyiye işaret miydi yoksa kötüye işaret mi emin olamıyordum. Dudakları alnıma değerken ‘’Özür dilerim.’’ Dedi. Kafasını bir nebze dağıtabilmek umuduyla yumruk yaptığım elimi yavaşça karnına geçirdim.
‘’Ne için? O kadının pençelerini sana geçirmesine izin verdiğin için mi? Seni neredeyse öpeceği için mi? Hangisi için özür diliyorsun?’’
‘’C hiçbiri. Canını acıttığı için özür diliyor.’’
Adem’in yorumu üzerine ona dönerken ‘’Sen nereden biliyorsun?’’ diye sordum.
‘’Canının acıdığı yüzünden belliydi ve büyük ihtimalle az önce kulağına bunu fısıldadın. Saydıklarının Ömer’in aklından geçtiğini bile düşünmüyorum. Dilara hep öyle, Ömer’e karşı fazla ilgili.’’
Kollarımı göğsümde birleştirerek vücudumu direk Adem’e döndürdüm.
‘’Yani Dilara fazla ilgili olduğu için Ömer’de onu öpmesine izin verecek öyle mi? Sergen bana güzelim kelimesiyle hitap ediyor diye neredeyse öldürecek adamı ama Dilara fazla ilgili olduğu için canım diyebilir, öpebilir, dokunabilir. Sıkıntı yok yani?’’
‘’Böyle düşünmemişti. Biz hareketlerine alışığız ama sen ilk defa karşılaşınca tabi doğal olarak a..’’
Elimi kaldırarak sözünü kestim.
‘’Yani bu zamana kadar rahatsız olduğunu hiç fark ettirmedi mi Ömer?’’
Bakışlarım Ömer’e dönerken ‘’Tabi rahatsız hissetmiyorsan bir şey diyemem.’’ Dedim. Sakinleşmiş olan yüzü cümlem karşısındaki tekrardan sinirli hale dönerken ‘’Saçmalıyorsun.’’ Dedi.
Aynen kanka ben saçmalıyorum.
‘’Âdem. Kapa çeneni kardeşim. Her şeyi daha fazla bok ediyorsun.’’
‘’Yok niye susturuyorsun çocuğu bırak konuşsun. Daha duymadıklarımız vardır.’’
‘’Eslem.’’
‘’Ömer.’’
‘’Gençler ben kapıdayım, siz konuşun, sonra gelirim.’’
Âdem mutfaktan çıkarak arkasından kapıyı kapatırken Ömer’in bana uzanan kollarından geriye adım atarak uzaklaştım.
‘’Kurban olduğum.’’
Sızlanmasına kulak tıkayarak ‘’Bu kadın sana hep böyle yakın mı davranıyor?’’ diye sordum.
Ellerini beline koyarak nefesini sesli bir şekilde dışarıya verdi.
‘’Şu an gerçekten Dilara konusunda tartışmak mı istiyorsun?’’
Kollarımı göğsümde kavuşturdum.
‘’Tartışmak istemiyorum, sorularıma cevap istiyorum.’’
‘’Sinirlisin. Bende sinirliyim. Bunun ilerisi tartışmaya gidecek peri kızı.’’
Kollarım yenilgiyle iki yanıma düşerken ‘’Neden cevap vermekten kaçıyorsun? Aranızda bir şeyler mi geçti?’’ diye fısıldadım.
Fısıltım gardını düşürürken bu sefer kollarının beni sarmasına müsaade ettim.
‘’Hayır. Aramızda hiçbir şey geçmedi. Bana karşı bir ilgisi var evet, ama bugüne kadar kolumu tutsa bile öpmeye kalkışmamıştı. Bir anda olduğu için algılayamadım, özür dilerim.’’
Başım boyun girintisine denk gelirken boştaki elini enseme çıkartıp saçlarımı okşamaya başladı.
‘’Sen Sergen’i yanımıza gelince fark ettin ama ben Dilara yanımıza gelmeden fark ettim. Dilara’nın tam arkasında durmuş sana bakıyordu. Ona o kadar odaklanmasam Dilara’nın yapacağı hareketi tahmin ederek daha önce engel olurdum.’’
Ben Dilara’ya baktığını zannederken o Sergen’e kilitlenmişti. Aldığım derin nefes ciğerlerimi Ömer’in kokusuyla doldururken kollarımı beline sardım. Allah’ım bu hep böyle mi olacaktı? Birbirimizin kokusunda huzuru mu bulacaktık?
‘’Bende özür dilerim, fevri davrandım.’’
Cümleme karşılık olarak kollarını daha fazla sıkarak, saçlarıma öpücük kondurdu.
‘’Sergen ve Dilara her ortaya çıktığında sinirlerimiz gerilecek gibi gözüküyor.’’
Şu an Dilara ve Sergen’in benim için pek bir hükmü yoktu. Ömer ve ben beraberdik, yan yana. Onlar köşelerine çekilerek ağlayabilirlerdi ama Ömer haklıydı. Sergen’i her gördüğümüzde gerilmesine engel olamıyordu ve az önce görüldüğü üzere bende Dilara’yı her gördüğümde gerilecektim.
Mutfağın kapısının açılmasıyla içeri gireni pozisyonum gereği göremezken ‘’Barışmışsınız gençler.’’ Diyen sesin sahibinden gelenin Âdem olduğunu anlamıştım. Tutuşumu gevşeterek bulunduğumuz pozisyonu bozan ben oldum.
Ömer ve Âdem aralarında bakışarak konuşurlarken birden fazla yemeğin dizili olduğu masayı incelemeye başladım. Masada gördüğüm her şey ağzımı sulandırırken belime dolanan kollar ile Ömer’e döndüm.
‘’Ömer, benim canım dürüm çekti. Çıkışta dürüm yemeye gidelim mi?’’
‘’Gidelim peri kızı.’’
Dudağını sol kulağıma getirerek ‘’Bir şey yiyip içmemeye dikkat et. Benim veya Adem’in dışında verilenleri alma.’’ Diye fısıldadı. Başımı olumlu anlamda sallayarak onu onaylarken parmakları parmaklarımı kavrayarak çıkışa ilerledik. Âdem arkamızdan bizi takip ederken koridorda karşılaştığımız malaklardan eser yoktu. Yukarıya çıkan merdivenleri es geçerek salona ilerledik. Baya ihtişamlı bir avizesi olan salonun içerisinde birkaç tablo dışında hiçbir şey yoktu. Bahçeye açılan kapısı ileride bulunan serayı görmemizi sağlarken merdiven basamaklarına ve seraya giden yola da birkaç tablo koymuşlardı.
Salonda bizi karşılayan Seval Hanım ve Ömer kendi aralarında konuşmaya başlarken Âdem ve ben tabloları incelemeye başlamıştık.
‘’Eslem’e bir soru. Sanat sanat için midir? Sanat toplum için midir?’’
Adem’in sorusunu ciddi bir şekilde düşünürken anlamlandıramadığım tablolara bakmaya devam ediyordum.
‘’Şimdi eğer bu gördüklerimiz.’’ Karşımda duran tabloyu işaret parmağım ile göstererek Adem’e döndüm. ‘’Şimdi eğer bu tablolar sanatsa, toplum için olduğunu düşünmüyorum. Toplumun bir üyesi olarak sanattan bir şeyler anlamam lazım ama sanatçı burada neyi anlatmak istemiş pek anlamadım.’’ Dedim.
Ciddi yaptığım yoruma kahkaha atan Âdem saklanan sinirlerimi ortaya çıkarmıştı.
‘’Sen olur olmadık her şeye böyle gülecek misin?’’
‘’Ne yapayım kızım sende komiğime giden şeyler söyleme.’’
Yorumuna karşılık gözlerimi devirerek bir sonraki tabloya ilerledim.
‘’Eslem, saat üç yönünde düşman var. Hay aksi şeytan. Keşke kameralı gözlüğümü taksaydım, kayıt alırdım.’’
Tabloda enteresan bir şey görmüş gibi yaklaşarak ‘’Yaa.’’ Dedim. Saat üç yönünde kimin olduğunu deli gibi merak etsem de görmek istediğime emin değildim. Adem’in sızlanması beynimdeki çarkları çalıştırırken Adem’e ‘’Bir dakika bekle, geliyorum.’’ diyerek Ömer’e ilerledim. Seval hanım ile olan konuşması kesilirken ‘’Bölüyorum kusura bakmayın, Seval Hanım tablolarınızın önünde resim çekilmemde sakınca var mı acaba?’’ diye sordum.
‘’Keyfine bak şekerim. İstediğin gibi çekilebilirsin.’’
‘’Çok teşekkür ederim. Çok naziksiniz.’’
Ömer’in bakışları yüzümün her santimini ezberlemek istercesine bana odaklanırken gülümseyerek ona döndüm.
‘’Hayatım telefonumu sanırım, arabada unuttum. Seninkini verir misin?’’
Hayatım kelimesinin Ömer’in üzerindeki etkisine kahkaha atmak istesem de dudağımı ısırarak beklemeye devam ettim.
‘’Ne, he şey telefon. Tamam.’’
Cebinden çıkardığı telefonu bana uzatırken teşekkür ederek elinden aldığım gibi Adem’in yanına geri döndüm. Telefonu ona uzatırken hafif yüksek sesle ‘’Birkaç resim çeker misin?’’ diye sordum. Amacımı anlayan Âdem bu sefer hoşuma giden şekilde sırıtarak ‘’Tabi yenge, iste yeter.’’ Derken bu haline gülmeden edemedim. Kıkırtım salonda yankılanırken elimi ağzıma kapatarak sesin az çıkmasını sağladım.
Kas yığını falandı ama arada işe yarıyordu fitnessçı.
‘’Arkamda bulunan tabloyla beraber çek beni.’’
Anladığını belirtircesine kafasını sallarken gülümseyerek kameraya bakmaya başladım. Değişik açılarda birkaç poz çektikten sonra ‘’Al bak bakalım, beğenecek misin?’’ diyerek telefonu geri verince galeriye girerek resimlere bakmaya başladım. İlk resimde arkamda duranların yüzü net olmasa da ikinci ve üçüncü resimde olan kişiler gayet belliydi. Kim olduklarını ilmiyordum ama resimde gayet net çıkmışlardı.
Yüzlerinin net gözüktüğü fotoğrafları gizli klasöre atarken ‘’Bunlar olmamış, siliyorum.’’ Dedim. İşimizi şansa bırakamazdık öyle değil mi?
‘’Şu kapının önünde de çeker misin? Arkadaki ışıklandırmayı da al ama, güzel olur.’’
Telefonu Adem’e geri vererek kapının önüne geçip poz verdim. Çekme işlemi bitince aynı şekilde gizli klasöre attığım iki resim sonrasında sanırım görevi başarıyla tamamlamıştık. Telefonu çantama atacağım esnada elimden çekilmesiyle yerimde sıçrarken Ömer’in sırıtan yüzüyle ona bakmaya başladım.
‘’Korktum.’’
Telefonu Adem’e uzatarak alnıma öpücük kondururken ‘’Beraber çek bizi.’’ Dedi. Eli belimdeki yerini alırken çantamı önüme getirip iki elimle kavradım. Kameraya gülümseyerek verdiğimiz pozlar sonrasında Adem’in uzattığı telefonu Ömer bana vererek çantama koymamı istemişti. İsteğine itiraz etmeden telefonunu çantama koyduktan sonra adımlarımızı bahçeye ilerlettik. Basamakları inerek seraya ilerlerken içeride gördüğüm yüzler adımlarımı durdurmaya yetmişti.
Ömer’in bakışları bakışlarımı takip ederek hedefi bulunca avucundaki elimi sıkarak ‘’Hadi peri kızı.’’ Dedi. En son babamın cenazesinde gördüğüm kadın ve kocası ağızları kulaklarına varmış bir şekilde ellerinde tuttukları kadehler ile fütursuzca gülüyorlardı. Sakin olmalıydım. Bir çuval inciri berbat etmemeliydim. Derin bir nefes alarak kendime gelmeye başladım. Aldığım birkaç derin nefesten sonra daha iyiydim. Geri kalan basamakları bitirerek seraya girdiğimiz esnada sesler kesilmiş herkesin bakışları bizde odaklanmıştı.
Dilara ve Sergen’in bakışları daha çok kenetli olan ellerimize odaklaydı.
Anca öyle bakarsınız pislikler.
‘’Ah! Eslem. Sevgili yeğenim ne kadar büyümüşsün.’’
Yapmacık sesiyle ayağa kalkıp yanıma doğru gelmesi midemin bulanmasına sebep olmuştu. Suratına tükürmek ile ayakkabılarına kusmak arasında ikilemde kalmıştım ama ikisini de yapmam uygun olmazdı sanırım.
Beni öpmek için uzanan yüzüne karşılık olarak kendimi geri çekerek boştaki elimle sağ omzunu tutarak onun da geriye doğru gitmesine sebep oldum.
‘’Samimiyete gerek yok.’’ Cümlem düz olan kaşlarını çatmasına yol açarken, kocası olacak şahıs da yanımıza gelmişti.
‘’Eslem. Ne kadar serpilmişsin. Çok güzel şekil almışsın.’’
Dişlerimi sıkarak sessiz kalmaya çalışırken Celal şerefsizi bir adım atarak bize yaklaşırken kimsenin duymayacağından emin olarak fısıldamaya başladı.
‘’Gerçi Eslem liseye giderken de baya şekil almıştı kalçaları ve göğsü hep elime göreydi. Avucumu tam dolduruyor hatta taşıyordu şanslı adamsın Ömer.’’
Cümlesi üzerimde şok etkisi yaratmıştı. Bütün uzuvlarım felç geçirmiş gibiydi, kurduğu cümleyi sindirmeye çalışırken ki sindirilecek gibi değildi ellerim ve ayaklarım buz kesmişti. Vücudumdaki tüyler ürperirken Ömer miydi birleşen ellerimizi sıkan yoksa ben miydim bilmiyorum. Midemden yükselen safra geçtiği yolu yakarken boşta olan elimi Ömer’in elini tuttuğum koluna sararak sıktım.
Adamın pis bakışlarını görmek istemiyordum. Adamla aynı havayı solumak, aynı ortamda bulunmak istemiyordum.
Ömer’in bakışları bana dönmezken havaya kalkan sağ eliyle nefesimi tutarak kolunu sıktım. Adamın istediği zaten buydu, Ömer’in ona vurmasını saldırmasını istiyordu. Söylediklerinin ve yaptıklarının başka açıklaması olamazdı. Halamın sırıtan yüzü birkaç saniye durmama sebep oldu, kocasıyla beraber pişmiş kelle gibi sırıtarak Ömer’e bakıyorlardı. Amaçları tahmin ettiğim gibi Ömer’in sinirlenip saldırmasıydı.
Ömer’in havaya kalkan eli Celal köpeğinin yakasında durarak toz varmış gibi silkeleme yaparken ani manevrayla kavradığı yakasıyla yüzünü Celal’e doğru yaklaştırarak konuşmaya başladı.
‘’Eğer sende şanslı bir adam olarak nefes almaya devam etmek istiyorsan diline ve gözüne sahip çıkacaksın. Aksi takdirde ikisini de keser ebeni sikerim.’’
Hafif geriye iterek yakasını bıraktıktan sonra salonda bulunanlara bakmadan seradan çıkıp geldiğimiz yolu geri yürümeye başladı. Uzun adımlarına yetişmek için peşinden resmen koşuyordum. Merdivenleri çıkarak salona giriş yaptığımız esnada karşımıza çıkan çalışana dişlerinin arasından ‘’Lavabo ne tarafta?’’ diye sordu. Buram buram sinir yayan sesine eşlik edercesine gerilmiş omuzları ile korkutucu göründüğüne emindim. Çalışan kız parmağıyla üst katı gösterirken ‘’Yukarıya çıkmanız gerekiyor efendim, soldan ikinci kapı.’’ Dedi.
Cevabı alan Ömer hızlı adımlarını merdivenlere yönlendirirken adımına ayak uyduramadığım için ayaklarım birbirine dolandı ve öne doğru tökezledim. Saçlarım öne doğru savrulup görüşümü kapatırken önce Ömer’in kokusunu yoğun bir şekilde almış ardından havalanarak Ömer’in kucağında kollarının arasındaki yerimi almıştım. Yaşadığım şok ağzımdan çığlık olarak çıkıp salonda yankılanırken kollarımı boynuna dolayarak yüzünü incelemeye başladım.
Gergin olan kasları elimin altında kendisini belli ederken derin bir nefes alarak işaret parmağımı yüzünün hatlarında gezdirmeye başladım. Kendimi oyalamam ve aşağıdaki konuşmayı unutmam gerekiyordu. O zaman denilenleri unutur ve ağlamazdım.
‘’Boncuk olan gözlerin ile bana bakmaya devam edersen aşağıya iner o adamın ebesini bellerim.’’
Tıslamasına karşılık olarak avucumu yüzüne yaslayarak yüzünü sevmeye başladım. En üst basamağı da çıkarak başını bana doğru çevirince burunlarımız birbirine, kalbim kalbine çarptı. Nefesini dudaklarımda hissederken burnunu saçlarıma gömerek kokumu içine çekip şakağıma öpücüğünü kondurdu. Çalışanın tarif ettiği kapıya ilerleyerek lavaboya girmemizi sağlarken ‘’Âdem hazırlan.’’ Diyerek arkamızdan geldiğini anlamadığım fitnessçıya komut verdi. Lavabonun yanındaki dolabın üzerine oturmamı sağladıktan sonra kapıyı kapatıp kilitledi. Ellerini beline koyarak sırtını bana dönerken dudaklarımı ısırarak etrafa bakıyordum.
Elini saçından geçirerek derin nefes alıp verirken oturduğum yerden inerek suyu açtım. Ellerimi yıkayıp boynuma bastırdığım esnada bakışlarımı aynadan kaçırıyordum. Suyu kapatarak nefesimi sesli bir şekilde dışarıya verip peçeteyle ellerimi kuruladım. Ömer sırtı bana dönük bir şekilde durmaya devam ederken arkasından yaklaşarak kollarımı karnına doladım. Yüzüm sırtına gömülerek sabit kalırken kollarımı sıkılaştırarak derin bir nefes aldım. Elleri ellerimi kavrayarak bollaştırırken bana dönerek yüzümü ellerinin arasına alıp alnıma öpücük kondurdu.
‘’Özür dilerim peri kızı, seni buraya hiç getirmemeliydim. Benim hatam.’’
‘’Saçmalıyorsun. Seninle gelmekten mutluyum, sen... sen şey onlara takılma boş ver.’’
‘’Boş vermek yapacağım en son iş olacak. Bu konuyu şu an konuşmak istemiyorum. Konuşursam iyi şeyler olmayacak.’’
Çenesine öpücük kondurarak ‘’Şu an konuşmayalım.’’ Dedim. En iyisi ve sağlıklı olanı konuşmamaktı.
Banyonun kapısına tıklanılınca Ömer ile birbirimizden ayrıldık. Ömer kapıya giderken elimle saçlarımı düzelterek banyodan çıkan Ömer’in peşinden çıktım. Bulunduğumuz katta güvenlik sayısı artmıştı. Ömer sırasıyla etrafta bulunanlara baktıktan sonra Âdem ile bakışıp elini bana uzattı.
Uzattığı eline sımsıkı tutunurken operasyona başlamak üzere olduğumuzun farkındaydım.
‘’Siz odaya girince koridor kamerası aynı işleyişine devam edecek, şu an tekrarda. Siz çıkacağını zaman yine tekrara alacağız sizde o sırada tekrardan lavaboya gireceksiniz. En fazla on beş dakikanız var, bilgisayar açık bir şekilde masanın üzerinde duruyor. Ben dışarıda olacağım adamlar her yere konumlandı, yapabileceğinizin en iyisini yapın. Bu fırsatı bir daha yakalayamayabiliriz.’’
Adem’i başımızı sallayarak onaylarken Ömer’in elini sıktım. On beş dakika demişti değil mi? Belgeleri alabilirdim ama ya kasa? Onu açabilir miydim?
Ömer’in adım atmaya başlamasıyla zihnimi bulunduğumuz ana konumlandırdım. Odaya girdiğimiz gibi bilgisayara ilerleyerek Ömer’in uzattığı usb belleği alıp bilgisayar ekranını kendime çevirdim. Çantamı masaya koyduktan sonra parmaklarımı esnetip bildiğim duaları okumaya başladım.
Sakin ol. İlk defa yapmayacaksın. Başarabilirsin.
Kendime kendime yaptığım moral konuşmasının peşine ‘’Bismillahirrahmanirrahim.’’ Diyerek ekran kilidini kırmaya başladım. Kodlar örüntü şeklinde açtığım sayfada sırasıyla ilerlerken Ömer’in açıp kapattığı dolap kapaklarına klavye tuşlarının sesi karışıyordu.
Kırılan kilit ekranın açılmasını sağlarken bağlanmaları için gerekli olan programı bellek yardımıyla kurarak Ömer’e döndüm.
‘’Bilgisayar hazır. Çocuklara haber verecek misin?’’
Sorumu başını sallayarak cevaplarken cebinden çıkardığı tuşlu telefon ile görüşme yaparak ‘’Hazır.’’ Dedi. Telefonu tekrardan cebine koyarak dolapları aramaya devam ederken gelen bağlantı isteğini kabul ederek işi üçüzlere bıraktım.
Odada bulunan tabloyu kaldırarak arkasında saklı olan kasayı ortaya çıkartan Ömer şaşırmama sebep olurken asıl şaşkınlığı cebinden çıkardığı maymuncuk ile kasayı açmayı çalışıp başarmasıyla yaşadım.
‘’Dalga geçiyorsun.’’
Yandan gördüğüm yüzündeki gülümseme an be an artarken ‘’Yeteneklerimden sadece ufak bir kısmı.’’ Diyerek kendisiyle övünmeyi ihmal etmedi. Kasadan çıkardığı belleği bana fırlatırken ani refleks ile havaya kalkan ellerim belleği yakalamayı başarmıştı.
‘’İçindekileri almamız lazım.’’
Başımı sallayarak onu onaylarken bilgisayarda üçüzlerin işi hâlâ bitmemişti. Belleği bilgisayara bağlayıp ‘’Ömer arayıp söyler misin belleğin içindekileri de alsınlar.’’ Dedim. Ömer isteğimi yerine getirirken masadaki çekmeceleri karıştırmaya başladım.
Açtığım çekmeceler büyük bir hayal kırıklığı olarak geri dönüyordu.
Ömer telefonuyla kısa bir görüşme yaptıktan sonra belleği çıkarıp bilgisayarı eski haline getirmemi istedi. Çekmeceleri geri kapatıp çocuklar ile bilgisayarın bağlantısını kestim. Kurduğum uygulamayı ortadan kaldırıp belleklerin ikisini de Ömer’e uzattım. Kasadan aldığını kasaya geri koyarak açtığı gibi kapatırken bende bilgisayarı şifreli haline geri döndürmüştüm.
Bana verdiği belleği cebine koyarken bilgisayarı kapatıp masayı ve sandalyeyi düzelttim. Ömer’in uzattığı eli tutup sıkarken kapıyı açmadan iki kere tıklattı. Dışarıdan en ufak bir ses dahi içeriye gelmezken dudağımı ısırarak beklemeye başladım.
Tahmini beklenen bir dakikanın ardından Âdem kapıyı açarak odadan çıkıp tekrar lavaboya gitmemizi sağlarken kapanan lavabo kapısıyla nefesimi sesli bir şekilde dışarıya verdim. Ömer ile kesişen gözlerim orada gördüğüyle huzurla rahatlarken ellerimi açıp kapayarak sakinleşmeye çalıştım. Bu ara günlerimiz fazla aksiyonlu olmaya başlamıştı.
‘’Gitmeye hazır mısın?’’
‘’Hemen mi? İnsan içinde biraz daha durmamız gerekmez mi? Dikkat çekmeyelim sonra? Bir sıkıntı çıkmasın?’’
Adımlarımı Ömer’e yaklaştırarak fısıltıyla konuşmama devam ettim.
‘’Zaten işimiz çok kolay bitti, sanki tongaya düşürüldük, bu kadar kolay olmamalıydı. Bir de aşağıya indiğimiz gibi ortamı terk edersek yaptığımız anlaşılmasın. Neden gülüyorsun Ömer ya?’’
‘’Komiksin peri kızı. İşimiz kolay sürdü doğru, çünkü zor bir görevi halletmedik. Siz yazılımcılar büyük operasyonlara zaten binadan katılım sağlıyorsunuz sahadan değil. Ayrıca isteyen istediği yeriyle ne anlamak istiyorsa anlayabilir ne seni ne de kendimi o ortama tekrar sokacak kadar salak değilim. Gidiyoruz.’’
Fikrine saygı duyarak başımı olumlu anlamda salladım. O ortama girmeyi bende istemiyordum ve Ömer sorun olmayacak diyorsa kafama takmama gerek yoktu. El ele lavabodan çıkarak alt kata kadar sessiz bir şekilde indik. Âdem yanımızdaki yerini koruyarak peşimizden gelirken Bahri Bey ve Seval Hanım holde bizi karşıladı.
‘’Bizde tam size bakmaya geliyorduk. Uzun bir süre inmeyince bir şey oldu zannettik.’’
Bahri Bey’in kurduğu cümleye karşılık olarak Ömer cevap verirken ben sessiz kalarak tablolara odaklandım. Seval Hanımında bütün dikkati Ömer üzerindeydi.
‘’Eslem’in midesi bayağı kötü oldu, biz müsaadenizi isteyelim.’’
Kolumda hissettiğim el ile bakışlarım Seval Hanım’a dönerken ‘’Ya şimdi nasılsın?’’ sorusuna karşılık olarak kolumdaki elini tutup hafifçe tebessüm ettim.
‘’Eve gidip dinlenirsem daha iyi olurum. Kusura bakmayın lütfen.’’
‘’Yok canım ne kusuru, yalnız bunu saymam Ömer en kısa zamanda yemeğe bekliyorum sizi.’’
‘’Davetiniz için teşekkür ederim Seval Hanım, müsait olduğumuz bir akşam haberleşiriz.’’
Bahri Bey ve Seval Hanım ile vedalaşarak çıkışa ilerledik. Kapıya kadar peşimizden gelen karı kocaya son kez iyi akşamlar diyerek önce evden sonra bahçeden çıktık. Çıkmamıza sevinip oh be diyeceğim esnada karşımıza çıkan Sergen ve Dilara ikilisiyle gözlerimi devirdim.
Allah’ım şu an değil ya.
Yer yarılsın bunları içine alsın sonra geri kapansın Allah’ım. Âmin.
Ömer’in elimi bırakıp kolunu omzuma atmasıyla daha çok ona yaklaşırken şakağımı öperek ‘’Sakinsin. Sakinim.’’ Dedi. Yorumuna gülümseyerek ‘’Aynen.’’ Cevabını verdim.
Aynen kanka, yersen.
Sakinim, sakiniz.
‘’Güzel Eslem, hemen gidiyor musun?’’
‘’Ömer neden erken ayrılıyorsun?’’
İkisinin de bizden tekil olarak bahsetmeleri sinir bozucuydu.
‘’Midem kötüleşti bu yüzden Ömer ile erken ayrılmaya karar verdik. Ömer ve ben yani ikimiz.’’
Dilara’nın Ömer’de olan bakışları ikimiz kelimesiyle bana yönelirken sırıtarak göz kırptım. Hareketim karşısında şaşırırken Ömer’in yürümeye başlamasıyla adımlarımı ona uydurdum. Arabanın yanına geldiğimiz gibi vakit kaybetmeden binerek kapıları kilitledi. Kemerimi takarak arkama yaslanırken Ömer’de kemerini takarak arabayı çalıştırıp bu sinir bozucu atmosferin olduğu yerden çıkmamızı sağladı.
Trafik olmayan yolda rahat bir şekilde ilerlerken sessizliğe daha fazla dayanamayarak konuşmaya, daha doğrusu Ömer’i sorguya çekmeye başladım.
‘’Dilara Soykan’ı anlatsana biraz.’’
Ömer’in bakışları anlık bana dönüp tekrar yola odaklanırken ‘’Kayda değer bir şey yok.’’ Cümlesi oturduğum yerden ona doğru dönmeme sebep oldu.
‘’Sen bir anlat, kayda değer olup olmadığına ben karar veririm.’’
Konuşmadan kaçamayacağını anlayan Ömer fazla inatlaşmadan aldığı derin nefes sonrası konuşmaya başladı. Kaçmanın manası yoktu.
‘’Dilara Soykan’ı sende tanıyorsun zaten.’’
Sağ ve sol elimin işaret parmaklarıyla çapraz işareti yaparak ‘’Dat! Yanlış cevap.’’ Dedim.
Dilara Soykan’ı tanıyor muydum? Hayır.
Daha önce aynı ortamda bulunduk mu? Evet.
Kız daha önce babasıyla birkaç kere bize yemeğe gelmişti onda da tanışma girişiminde bulunmamıştık. Babamın ölümünün ardından ise nasıl olduysa bu hanımefendi hem şirketin yeni sahibi olmuştu hem de bizim evimizi satın alarak orada yaşamaya başlamıştı.
‘’Sergen, Dilara ve ben iş arkadaşıyız.’’
Kemerimi bollaştırarak vücudumu düzgünce Ömer’e doğru çevirdim.
‘’Ne demek iş arkadaşıyız? Her gün beraber misiniz?’’
Cırlar tonda çıkan sesim Ömer gibi benim de yüzümü buruşturmama sebep oldu. Her gün aynı yerde olacak olma ihtimalleri hoşuma gitmemişti. Ömer’e karşı içimde güvensizlik yoktu, bu mesele Ömer ile ilgili değildi o kadınla ilgiliydi. O kadına güvenmiyordum.
‘’Her gün değil. Sergen ve ben sahada çalışmıyoruz peri kızı, işin arka tarafındayız. Dilara daha çok merkezde duruyor. Her gün birbirimizi görmüyoruz. Benim bakmam gereken bir de şirketim var.’’
Kollarımı göğsümde birleştirerek homurdanmama engel olamadım.
‘’Dilara’nın da nasıl aldığı belli olmayan şirketi var.’’
Ömer parmaklarını açarak elini bana uzatınca elimi avucuna bırakarak parmaklarımızı birbirine geçirdim. Birleşen ellerimizi yüzüne yaklaştırıp elimin üzerine öpücük kondurdu.
‘’Eveeeet, ne yiyoruz? Dürüm? Köfte? Lahmacun?’’
Ne yiyoruz sorusu ile tam düşünmeye başlayacakken Lahmacun demesiyle yerimde zıpladım.
‘’Ay Ömer bu saatte lahmacun yapan yer bulur muyuz ki?’’
‘’Saat daha on olmadı peri kızı elbet buluruz.’’
‘’Tamam o zaman lahmacun yemeye gidelim.’’
Ömer başını olumlu anlamda sallayarak arabayı sürmeye devam ederken midem yiyeceği lahmacunun düşüncesiyle acıkmaya başlamıştı. Soğanını, domatesini koyacaksın, salatayı komple koyup limonu sıkacaksın sonra dürüm yapıp yiyeceksin.
Of!
Sağ elimle torpidoya koyduğum telefonumu çıkartıp aldım. Bir cevapsız arama bir sürü mesaj vardı. Annemi arayarak telefonu kulağıma götürdüm.
‘’Annecim beni aramışsın.’’
‘’Evet, kızım ne yaptınız gidebildiniz mi diye aramıştım.’’
‘’Gittik hatta çıktık bile. Şimdi Ömer ile yemek yemeye gidiyoruz.’’
‘’Tamam kızım, durumunuz nasıl? Bir sorun çıktı mı?’’
Gözlerim saniyelik olarak Ömer’e kayarken derin bir nefes alarak önüme döndüm.
‘’Sadece çok açız, onun dışında bir sorun yok.’’
‘’Evde ye dedik o kadar dinlemiyorsun ki.’’
Annemin sitemi üzerine gülmeye başladım. Haklıydı valla.
‘’Doğru diyorsun anacım ne diyeyim.’’
‘’Bir şey deme Ömer’e selam söyle. Allah’a emanet olun.’’
‘’Aleykümselam.’’ Dediğim esnada Ömer’in havaya kalkan eliyle ‘’Ömer’inde sana selamı var. Sizde Allah’a emanet olun.’’ Diyerek telefonu kapatıp çantama attım.
‘’Annemin sana selamı var.’’
‘’Aleykümselam peri kızı.’’
Arkama yaslanarak camdan dışarısını izlemeye başladım. Bugünün akşamı stresli geçmişti ama içimden bir ses asıl stresi yarın akşam yaşayacağımızı söylüyordu.

Nişan Günü

‘’Anneeee!’’
Sesim evin içinde yankılanırken salondan çıkan annem hızlı adımlar ile yanıma geldi.
‘’Arkamı kapatır mısın ya?’’
Omzuma bir tane patlatmadan önce ‘’Manyak gibi bağırıyorsun, bir şey oldu sandım.’’ Demeyi ihmal etmedi. Annem elbisemin fermuarını çekince saçımı düzenleyip önümü döndüm.
‘’Nasıl olmuşum?’’
Gözleri dolu bir şekilde üzerimdeki elbisede göz gezdiren annem eliyle de elbisenin kumaşına dokunarak boğazını temizledi.
‘’Elbisenin içine gireceğini düşünmemiştim.’’
‘’Pardon!’’
‘’Ay bağırma Eslem valla kafam ağrıyor zaten, sende durmadan bağırıyorsun.’’
Bugün Erdem ve Yağmur’un söz günüydü. Kuaförden geldiğimiz gibi Yağmur salona düzeneğin yanına geçerken bende odama gelerek elbisemi giyinmiştim. Daha doğrusu annemin kendi istenmesinde giydiği elbiseyi giymiştim. Elbise balık model olmasının yanı sıra fakir koldu. Boyu dizlerimin altında bitiyordu ve göğüs kısmında açıklık vardı. Elbiseyi görünce anneme bunu nasıl giyindiğini sorduğumda ise eskiden tesettürü böyle bilmezdik hoş düğünde, nişanda kafamızı açtırıyorlardı demişti. Elbiseye bakınca gerçekten de tesettürü bilmedikleri belliydi, çünkü çoğu yerini gösteriyordu ama harika bir elbiseydi. Etek kısmı ve kol kısımlarında olan beyaz renkli fırfırları ise elbiseye bambaşka hava katmıştı.
Âşık olmuştum, aşk yaşıyordum.
Çalan telefonum ile odağım telefonuma kayarken annemde odamdan çıkmıştı. Hasan amca arıyordu.
‘’Efendim Hasan amca.’’
‘’Eslem, nasılsın kızım?’’
‘’İyiyim Hasan amca sen nasılsın?’’
‘’Bende iyiyim. Senden ufak bir ricam olacaktı.’’
Rica kısmı dün yaşananları gözümün önüne getirirken derin bir nefes aldım.
‘’Tabi Hasan amca.’’
‘’Bu akşam milli maç var, televizyonda frekans ayarlaması yapılması gerekiliyormuş. Onu bir ayarlayabilir misin? Bak bakalım frekans neymiş, hangi kanala aitmiş, saat kaçtaymış. Akşam diye biliyorum ama sen bir öğrenir televizyonu ayarlarsın kızım. Milli maç, devlet kanalında. Akşam yüzük kesildikten sonra gelen misafirler ile izlerdik, gelmeyen akrabalar ile izleme şansımız yok zaten.’’
Frekans, kanal, saat, televizyon kelimeleri zihnimde çıktığı yolcuğunda farklı istikametlere giderken ‘’Tamam tabi ayarlarım ben Hasan amca.’’ Demeyi ihmal etmedim.
‘’Tamam kızım, teşekkür ederim. Akşam görüşürüz o zaman.’’
‘’Görüşürüz.’’
Kapanan telefonu kulağımdan uzaklaştırarak yatağa fırlattım. Hasan amca bu saatte maç için benden ricada bulunduğunu sanmıyordum. Masamın üzerinden kâğıt ve kalem alarak telefonda söylediği cümlenin aynısını yazarak tekrar okudum.
Bu akşam milli maç var, televizyonda frekans ayarlaması yapılması gerekiliyormuş. Onu bir ayarlayabilir misin? Bak bakalım frekans neymiş, hangi kanala aitmiş, saat kaçtaymış. Akşam diye biliyorum ama sen bir öğrenir televizyonu ayarlarsın kızım. Milli maç, devlet kanalında. Akşam yüzük kesildikten sonra gelen misafirler ile izlerdik, gelmeyen akrabalar ile izleme şansımız yok zaten.
Frekans kelimesi kesinlikle ipucu içerikli bir kelimeydi ama frekans ile neyi aramamı istiyordu? Bir de en son ne demişti gelmeyen akrabalar ile izleme şansımız yok zaten.
Kilit cümle ve kelime olduğunu düşündüklerimi yuvarlak içine alınca çıkan sonuç şöyleydi: Frekans neymiş, hangi kanala aitmiş, saat kaçtaymış, gelmeyen akrabalar.
Uydu frekanslarında ne yer alırdı: TURKSAT 4A 11794 V (DİKEY) 30000

‘’Oku bakalım Eslem ne yazıyor orada?’’
‘’Birden fazla rakam ve harf var, araba plakası gibi. Bunun kanalları geri getireceğine emin misin Hasan amca? Sanki uzaylılardan taksi çağırıyormuşuz gibi.’’

Hasan amca ile aramızda geçen konuşma zihnime süzülürken ne istediğini anlamıştım. Nişana gelmeyen akrabalarımızın arabalarının akşam saati gittikleri yeri bulacaktım.
Bingo.
Babanda mı proftu be!
Yürü kızım, kim tutar seni.
Milli maç, devlet kanalında cümlesi ile de yapacağım işlemin yasal olacağını vurgulamıştı. Vurgulamasa bile kos koca emniyet müdürü bana görev vermiş, elimin tersiyle nasıl iteyim?
Avuç içlerim şifreleri çözmenin heyecanıyla kaşınırken yürüyerek gitmek yerine sekerek kapıya ilerleyip ‘’Görüntülü görüşme yapmam lazım, kapımı kapatıyorum haberiniz olsun.’’ Diye bağırdıktan sonra kapıyı kapatarak kilitledim. Bilgisayarımın açma tuşuna basarak kendisine gelmesini beklerken kâğıda yazdığım yazıyı karalayarak yırtıp çöpe attım.
Bilgisayarımın ekranı açıldığını belli ederek uyanma sesini çıkartırken telefonumu usb kablosuyla bilgisayara bağladım. Plakaları bulduktan sonra gps takibine telefondan devam etmem gerekecekti. Gün boyu bilgisayar başında durmam imkânsız.
Telefonumun bağlantısını gerçekleştirdikten sonra gelmeyen akrabalarımız cümlesiyle dün gördüğüm lanet ikilinin plakasını bulacağımı anlamıştım. Her ne kadar şeytan görsün yüzlerini diyecek olsam da verilen görevi yapmam lazımdı.
Programı açarak halam olacak kadının evinin konumu girdim. Kapı numarasını bilmiyordum ama şehrimde bulunan sayısız kamera yardımıyla onu da bulacağıma emindim. Evinin bulunduğu sitenin kameralarına bağlanarak her kapı önünü incelemeye başladım. Neyse ki sitede çok sayıda villa tipi ev yoktu da baktığım üçüncü ev ile amacıma ulaşmamıştım.
Kapı numaraları ve kameralarının üzerinde yazan sistem adı ile site kamerasından çıkıp evlerinin kamerasına bağlandım. Bir gün öncesine giderek kocasının eve geliş saatini buldum, Passat model aracı evin önünde plaka gözükecek konumda dururken plakayı boş kâğıda yazıp beklemeye başladım.
Şeytan bağlan evdeki kameralara bütün yolsuzluklarını çarşaf çarşaf dök ortaya diyordu ama içimde barındırdığım melek kısım şeytana ağır basıyordu.
İkinci kez düşünmeme fırsat vermeden kamera bağlantısını kestim. Plaka bağlantısıyla arabaya bağlanırken telefonuma gönderdiğim uygulama ile gps bağlantısının telefonuma olan aktarımını gerçekleştirdim. İşim bittiği gibi telefonun bilgisayar ile olan bağlantısını keserek bilgisayarımı kapatıp, yerine koydum. Telefonumda açık olan uygulamayı kullanıcı girişine aktarıp kendi girişimi temizledim. Olası bir durumda telefonumun başkaları tarafından açılmasına karşılık gps takibini görmelerine müsaade edemezdim.
Telefonumu tuş kilidi yaparak parfümümü hem boynuma hem bileklerime hem de elbiseme sıkarak ufak çaplı bir parfüm banyosu yaptıktan sonra takılarımı takarak odadan çıktım.
Yağmur salonda ileri geri yürürken annem ellerini kucağında birleştirmiş oturuyordu. Yanına giderek kocaman öpücüğümü yanağına kondurdum. Kollarımı etrafına dolayarak sıkarken ‘’Ay dur deli kız, üstümü kırıştıracaksın.’’ Sözlerine kulak tıkayıp art arda öpücüklerimi yanağına kondurdum.
‘’Seviyorum seni kadın.’’
Cümleme karşılık kıkırdamaya başlayan annem elime vurarak ‘’Tamam bende seni seviyorum kendine gel artık.’’ Diyerek kollarımı çözmemi sağlarken arkama yaslanarak Yağmur’a odaklandım. Parmaklarını çıtlatarak ileri geri yürüdüğü yetmezmiş gibi bir şeyler fısıldıyordu. Oturduğum yerden ayağımı uzatarak açıkta gözüken kısmını dürttüm.
‘’Ne yapıyorsun kız? Hatim mi indiriyorsun?’’
‘’Eslem!’’
Kaşları aşağıya doğru düşerken titreyen dudaklarını dişlemeye başladı.
‘’Ne oldu Yağmur?’’
Oturduğum yerde diklenirken bacağımda annemin elini hissedince bakışlarımı ona çevirdim.
‘’Yağmur Erdem’e onu neden ve nasıl evlat edindiğimizi anlatmamış.’’
Oha!
‘’Yani kanka sende aylardır görüşüyorsun söylemedin de bugün mü dert oldu?’’
Annem koluma yandan bir tane patlatırken ‘’Ne dedim ben ya şimdi.’’ Diye cırladım. Hayır yani doğruyu söylüyorum. Şimdi niye dertleniyor ki? Hem Erdem zaten biliyor bene, Allah aşkına adamların her şeyden haberi varken evlat edindiğimizden mi olmayacaktı?
‘’Söyleyemedim işte, bir anda anlatılacak bir olay gibi görmüyorum. Biyolojikte olsa bir babam var ve onu herkese rahatlıkla ifşa edebileceğim bir kimliğe sahip değil.’’
‘’Bence Erdem ve diğerlerinin bu konu hakkında az da olsa tahminleri var. Her şeyi biliyor da olabilirler tabi.’’
Gözleri sonuna kadar açılırken ‘’Ömer sana bir şey mi söyledi?’’ sorusuyla üzerime doğru birkaç adım attı.
‘’Hayır, Ömer ile konuştuğumuz hiçbir konuda senin mevzunu konuşmadık canım kardeşim ve senin utanmanı gerektirecek bir durumun yok. Sen de söylüyorsun işte o adam biyolojik olarak sana katkı sağlamış o kadar. Şu an yaptığı iş veya önceden yaptıkları seni alakadar etmiyor. Erdem’i veya bir başkasını da alakadar etmez. Adamla hiçbir bağlantın yok. Hem Erdem böyle bir şey için sana kızmaz.’’
Ellerini kalbinin üzerinde birleştiren Yağmur derin bir nefes alarak ‘’Sorun da bu ya. Bana kızmaz ama ben korkaklık yaparak ona anlatamıyorum.’’ Dedi.
Ay bu kız harbi salaktı.
Çalan kapı ile annem yerinden kalkarken bende ayağa kalkarak Yağmur’un yanına ilerledim. Bu sefer kollarım onu sararken yanağına öpücük kondurdum.
‘’Yüzük takılsın hemen evlendirmeyiz seni korkma.’’
Boşluğuma attığı dirseğe hazırlıklı olmadığım gibi attığım çığlığın sesini de hesaplayamamıştım. Azize teyze ve Hasan amca içeriye girerek şaşkın bakışlarını bize yöneltirken sırıtarak yanlarına ilerledim. Sırasıyla ikisini de yanaklarından öptükten sonra odama ilerleyerek altı temiz olan ayakkabılarımı ayağıma geçirdim.
Azize teyze ve annem mutfaktaki kontrolleri yaparken salonda tek başına oturan Hasan amcanın yanına ilerledim.
‘’Yağmur nereye gitti?’’
‘’Telefonu çalınca görüşmeye çıktı, zibidi Erdem aradı sanırım.’’
Zibidi derken buruşan suratı gülmemi sağlarken ‘’Yoksa Erdem’i sevmiyor musun?’’ diye sordum.
‘’Ben kızlarımı vermeyi sevmiyorum. O yüzden Erdem bu akşam zibidi.’’
Yorumuna kahkaha atarken oturduğu ikili koltuktaki boş olan yere elini vurarak yanına oturmamı istedi. Koridora bakış atarak Hasan amcanın yanına giderek oturdum.
‘’Frekansı ayarlayabildin mi kızım?’’
Omzuma düşen saçı geriye atarken ‘’Ne sandın amirim. Havada karada hallettim frekansları.’’ Dedim. Telefonumu açarak kullanıcı değiştirip ekranı Hasan amcaya döndürdüm. Araç şu an hareketsiz bir şekilde ev adreslerinin orada gözüküyordu.
‘’Aferin kız sana. Bir ara şifreyi anlamayacaksın sandım. Telefonda verdiğin tepkiler anlayan bir insanın tepkilerine benzemiyordu.’’
‘’Aşk olsun Hasan amca bana olan güvenin kalbimi kırdı. Biliyorsun bir uçan bir kaçan. Evelallah her iş gelir elimizden.’’
Elimi kalbimin üzerine koyarak başımı eğerken kahkahası salonda yankılandı.
‘’Telefon sende kalsın, yüzük kesmeden sonra tekrar kontrol edeceğiz unutma.’’
Başımı sallayarak Hasan amcayı onaylarken telefonumu esas kullanıcıya getirerek tuş kilidi yaptım. Kapı tekrar çalarken bu sefer açmaya ben gittim. Sinan ve İlayda sırıtarak bana bakarken İlayda’ya sarılarak selamlaşırken Sinan ile ise aramızda uydurduğumuz değişik bir selamlama hareketini yaptık.
‘’Tövbe Allah’ım şu çarpılmışları sen affet.’’
İlayda sızlanarak içeri geçerken Sinan elini omzuma atarak kafamı koluna sıkıştırmaya çalışırken ‘’Sinan bak o elini kırarım. Saçımı bozuyorsun. Bıraksana oğlum. Şii, kime diyorum.’’ Diye bağırmaya başlamıştım.
Salona girmeden önce beni eski halime getiren Sinan babasının elini öpmeye giderken gözlerimi devirerek mutfağa annemlerin yanına geçtim. Yemekleri porselen tabaklar ile dağıtacaktık. Gece bize çok bulaşık kalacaktı ama önemli değildi gelen kişi sayısı çok yoracak kadar değildi. Annem çayı demleyerek altını kıstı.
‘’Bu iki demliği çay koydukça kontrol edin. Yenisini demlersiniz ona göre.’’
Bu iki demlik dediği şeyler en büyük iki demliğimizdi. Bunların bitme ihtimali olduğu gibi üçüncüyü demleme ihtimalimiz olduğunu söyleyen anneme boş bakışlar attım. O kadar çay içilir miydi gerçekten? Kapı tekrardan çalarken kapıya ilerledim. Annemin hastaneden arkadaşları gelmişti. Annemi kapıya çağırırken gelen misafirleri içeriye aldım. Yapılan hoşbeş sonrası salona geçerlerken arkadan gelen Faruk abi ve Merve ile kapıyı kapatmadan onları beklemeye başladım.
Merve kucağında taşıdığı tosuncuk ile eve yaklaşırken kapıya yaklaştıkları gibi kollarımı açarak tosuncuğu istediğimi belli ettim. Annesinin kollarından ayrılan tosuncuk kucağımdaki yerini alırken etrafa yaydığı cennet kokusu mest olmama yetmişti. Allah’ım bu bebekleri nasıl bu kadar güzel kokulu yaratıyorsun?
Merve ve Faruk abi ayakkabılarını çıkartıp içeri girerlerken yanıma gelen Yağmur kabanlarını alarak askıya astı. Sırasıyla selamlaştıktan sonra Merve’ye dönerek ‘’Bu tosuncuğu öpebilir miyim?’’ diye sordum.
‘’Sorduğun için teşekkür ederim, öpebilirsin tabi ki.’’
Elinden ve yüzünden ne kadar öpmek istesem de ensesindeki seyrek olan saçlarının bitimine öpücük kondurup kokusunu içime çektim. Elleri en çok ağzına soktuğu organıydı ve yüzü de en hassas olan yeriydi çocuğu mikrop yuvası haline döndürmeye gerek yoktu. Faruk abi salona Merve mutfağa geçerken bende bebek kucağımda evde dolanmaya başladım. Yağmur ve İlayda’da yanıma gelerek bebeği severken kapı tekrardan çalmıştı.
Yağmur ‘’Geldiler!’’ diye çığlık atınca korkan bebek huysuzlanmaya başladı. Yağmur’a attığım kötü bakışlar karşılık almazken üzülerek bebeği annesine verdim. İlayda elinde tuttuğu kamera ile kapıyı net şekilde görebileceği yere geçerek kayda almaya başlarken Yağmur, Hasan amca, Azize teyze, annem, ben ve Sinan’da sırasıyla kapıya dizilmiştik.
Yağmur kapıyı açarak Asım amca ve Şahika teyzeyi içeriye alırken ellerinden öpmüştü. Sırasıyla yapılan sarılmaların sonucunda Asım amca ve Şahika teyze salona geçerken arkadan gelen Ömer, Erdem ve Celal üçlüsüne Hakan ve eşi Bahar eşlik ediyordu.
Hakan ve Bahar önden girerken Erdem peşlerinden girerek Yağmur’a çiçeğini takdim ederek büyüklerin ellerinden öptü. Sinan’ın yanına geldiği esnada Sinan elini öpmesi için uzatırken gözlerini deviren Erdem Hasan amcadan aldığı ikaz ile Sinan’ın elini tutup sıktı. Sinan otuz iki diş sırıtarak eğlendiğini belli ederken Erdem her an bayılacakmış gibi duruyordu. Ömer ve Celal’in arkasından kapıyı kapatan Yağmur çiçekleriyle içeriye geçerken içeriden gelen ceketler ve kabanlar ile Celal ve Ömer’in de üstlüklerini alarak odamdaki askılığa ilerledim. Portmantoda yer kalmamıştı. Kapı tekrar çalarken kabanları koyup odamdan çıktım. Açtığım kapıda bebek yüzlü Salih ve fittnesçı Âdem beni karşılarken ‘’Hoş geldiniz.’’ Diyerek onları da içeriye buyur ettim. Ceketleri olmadığı için direk salona geçerlerken bizde kızlar ile mutfakta toplanmıştık.
‘’Ne olacak şimdi?’’
Yağmur’un sorusuna karşılık olarak evli olanlar konuşmaya başladı. Yani benim dışımda mutfakta bulunan herkes.
‘’Birkaç nasılsınız, neler yapıyorsunuz faslından sonra istemeye geçecekler.’’
‘’Hemen mi?’’
Yağmur’un cırlamasına karşılık olarak ‘’İstersen seni sabah namazıyla istesinler, ne dersin?’’ diye sordum. Alay etmem işe yaramış olacak ki kıkırdamaya başlayan kızlara Yağmur’da eşlik etmişti. Salon kapısına yakın yerde durarak içeriyi dinlemeye başladık, gelen sesler İlayda’nın dediği gibi nasılsınız ve neler yapıyorsunuz sorularının cevaplarıydı.
Faruk abinin kucağında sessizce oturan tosuncuk yumruk yaptığı ellerini ağzına sokarak etrafa gülücük saçıyordu.
‘’Bence tabakları hazırlamaya başlayalım.’’
Yağmur’un mantıklı cümlesi ile mutfağa geri dönüp iş bölümü yaptık. Boş olan masanın üstüne Yağmur tabakları dizerken İlayda dilimlenmiş börekleri koyacaktı, Bahar tuzlu kurabiyeleri ben ise sarmaları. Yani bu demek oluyor ki bir tane tabağa on tane mideye.
Yağmur peçeteleri ayarlarken yiyecekleri tabaklara dizmeye başladık. Kendi ağzıma attığım sarmalardan gözleri kalmasın diye diğerlerine de yedirmeye başladım.
‘’Bak şu inceleri ben sardım, dolma kalem gibi olanları Yağmur, pirinç taşanları İlayda.’’
Bahar’a sarmaları gösterirken itiraz etmek için ağzı açılan Yağmur ve İlayda’nın ağızlarını sarma doldurarak kapatırken ötmeye başlayan telefonum ile tencereyi yerine koyup lavaboda ellerimi yıkadım. Portmantoda duran telefonumu alarak bildirim sesini kısıp kullanıcı değiştirdim. Araba hareket etmeye başlamıştı. Salona girerek haber vermem imkansızdı, şahin bakışlı Ömer ve diğerleri her şeyi çakardı. Telefonu kilitleyip portmantoya geri koyduktan sonra mutfağa geri döndüm.
‘’Kızlar kahveleri yapmaya başlayın.’’ Azize teyze kızlara komut verirken Yağmur’a dönerek ‘’Önce büyüklere vereceksin Yağmur, en son Erdem’e verirsin kızım.’’ Dedi.
Yağmur başını sallayarak onaylarken bir yandan da Erdem için özel olarak aldığı küçük tepsi ve fincanı çıkartıp tezgâha koyarken ben kahveyi çıkarmıştım. İlayda kapıdan içeride oturanları sayarken Yağmur çıkardığı orta boylu tencereye on kişilik kahve hazırlarken mutfağa giren İlayda ikinci tencereyi çıkartı ona da on kişilik yapmasını söyledi. Şaka gibi ama gerçek resmen tencerede kahve yapıyoruz.
Kahve yanı sularını doldururken kapı çalmaya başladı. Çatılı kaşlarım kimin geldiğine dair fikir yürütmeme müsaade etmeme izin vermezken sürahiyi Bahar’a uzatarak kapıyı açmaya gittim. Açtığım kapının arkasında bulunan yaratıklar yüzümdeki gülücüğü silerken kapı kolunu tutan elimin parmakları uyguladığım güçten dolayı hissizleşmeye başlamıştı.
Halam ve eşi üstlendikleri şeytan rolüyle en önde dururken arkalarında Bermuda üçgeni olarak dikilen üçlünün yüzündeki sırıtmayı silmek istedim. Şu an olay çıkartamazdım öyle değil mi? En mutlu günümüz olması lazımdı bugünün en sinir bozucu günümüz değil.
‘’Sizin burada ne işiniz var?’’
En önde duran şeytanlardan kadın olanı yapılı saçını savurmaya çalışarak ‘’Abimin artığı, buraya gelirken sana mı soracaktık?’’ diye sordu. Sinir tepemden girerken sakin kalmaya kendimi zorladım. Öne doğru attıkları adıma karşılık olarak hareketsiz kalırken kapıyı sonuna kadar açmadığıma şükrettim.
Şeytanlardan erkek olanı elini kapıya koyarak açmak için zorlarken arkadan gelen annemin sesiyle kapıyı bıraktım.
‘’Kızım kim var kapıda?’’
Sırıtarak ayakkabılarını çıkarmadan içeriye adım atan beş kişiyle ellerim yanımda yumruk olurken Engin’in ‘’Kambersiz düğün olmaz dedik, geldik.’’ Cümlesiyle kapının sertçe kapanması bir oldu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.