Gizli Görev kitap kapağı

16. bölüm / 24

Gizli Görev

15. Kaçırıldı

Vaveyla Yazarı: Fethiye Kantar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: 15. Kaçırıldı

Kapanan kapının sesi ortamda yankılanırken sakin kalmaya çalıştım. Sakin olmalıydım, bir aksilik çıkmasına müsaade etmemeliyim. Bugün Yağmur’un en mutlu günü ve öyle de kalmalı. Fazla yakınımda duran halamın varlığından rahatsızlık durarak birkaç adım geri gittim. Sırtım arkama ne zaman geldiğini anlamadığım Ömer’in göğsüne çarparken elini karnıma sararak saçlarımın arasına öpücük kondurdu.
‘’Hoş geldiniz demek isterdik ama atasözleri ve deyimler ile olan bilginize karşılık olarak davetsiz gelen döşeksiz oturur demek istiyorum.’’
Ömer’in cümlesi suratlarının yüzünün değişmesine sebep olurken gülümsememek için kendimi tuttum. Annem karşısında bulunanlara karşılık olarak sadece bakarken aldığı derin nefesi sesli bir şekilde bırakarak ‘’Dışarı.’’ Dedi. Halamın sert bakışları anneme odaklanırken annemde aynı şekilde karşılık veriyordu. Gerginlikten sebep terleyen avuç içlerimi ellerimi birbirine kenetleyerek yok etmeye çalışırken ‘’Güzel Eslem, biz ne zaman yüzük takıyoruz?’’ sorusu ellerimin buz kesmesine sebep oldu. Arkamda gerilen bedenin gergin olan her bir kasını sırtımda hissederken elimi belimde sarılı olan kolun üzerine koyarak sakin kalması adına hafifçe sıktım. Ömer saçlarımın arasından vücut tepkisinin tam tersi bir şekilde ‘’Sakinim.’’ Diye fısıldarken gerçekten öyle olması için dua ettim. Sergen ciddi manada sinirleriyle oynamaya yemin etmiş gibi davranıyordu.
‘’Dilara ve seni bilemem ama biz Eslem ile en kısa zamanda yüzük takmayı düşünüyoruz. Hatta istersen seni nikahta şahit yapabilirim.’’ Son cümlesi buram buram alay kokarken Sergen ve Dilara’nın yüz ifadeleri ile kıkırtımı serbest bıraktım.
‘’Burada ne işiniz var?’’
Salon kapısını kapatarak yanımıza gelen Hasan amca karşısında duran zebanilere yönelttiği soruya karşılık olarak cevap alamazken halamın eşi olacak olan gulyabani sırıtarak ‘’Geçerken uğradık Hasan, kötü mü yaptık?’’ diye sordu. Hasan amca ‘’La Havle.’’ Diyerek kafasını diğer tarafa çevirirken kendini sakin tutmaya çalışıyordu. Aldığı derin nefes sonrası yüzündeki tebessüm ile karşısındakilere dönerek konuşmaya başladı.
‘’Çok iyi ettiniz, hoş geldiniz. Asude misafirleri içeri alalım kardeşim.’’
Hasan amcanın onları içeri buyur etmesi kısa çaplı şok yaşamama sebep olurken salona hareketlenen grubun yüzündeki sırıtmayı dağıtmak istedim.
Kapının önünde duvar gibi duran Hasan amca ‘’Adam gibi içeri giriyorsunuz, yoksa köpek gibi kapıya atarım sizi.’’ Cümlesiyle sırıtışlarının yok olmasını sağlarken, önden kendisi gidecek şekilde salona adım attı. Annem titreyen ellerini birbirine sürterken Ömer’in kıskacından çıkarak ellerini avucumun içerisine aldım.
‘’Sorun çıkmayacak.’’
‘’Hasan neden aldı ki içeriye? Müsaade etmeseydik, kapının önüne koysaydık ya.’’ Art arda sıraladığı cümleleriyle dudakları titremeye başlayan annemin omzuna kollarımı dolayarak sırtını sıvazlamaya başladım.
‘’Muhakkak bir planı vardır Hasan amcanın. Hem bak sayıca biz fazlayız, bir laf demeleriyle başlarına gelecekleri az çok tahmin edebiliyorlar o yüzden stres yapma. Her şey çok güzel olacak. Sadece Yağmur’a odaklan sen.’’
‘’İçin rahat olsun Asude anne. Allah’ın izniyle sorun çıkmayacak.’’ Ömer’in yatıştırıcı sesi benim cümlemden daha fazla etkiye sebep olurken kaşlarımı çatarak geri çekildim.
‘’Aşk olsun anne. Bir saat dil döktüm rahatlamadı omuzların, Ömer’in bir cümlesiyle yumuşadın. Ayıp valla.’’
‘’Sus kız, deli.’’
Annem kendine geldiğini kanıtlarcasına omzuma hafifçe geçirirken eliyle yüzünü yelpazeleyerek salona ilerledi. Nefesimi sesli bir şekilde dışarı vererek arkasından bakarken beli dolanan kollar sayesinde köşeye çekilirken yine o kollardan destek aldım.
‘’Sergen’in kafasının omzunun üstüne kalması için beni yumuşatmalısın aksi takdirde kafası ayaklarının dibinde duruyor olacak.’’
Belimdeki ellerini çözerek gülmeye başladım ‘’Bence seni sakinleştirmemem daha iyi olacak, Sergen’in kafasını ayaklarının dibinde görmek istiyorumdur belki.’’
Burun kemerini sıkarak gülmesini saklamaya çalışırken mutfaktan çıkarak yanımıza gelen Yağmur ile ona yöneldim.
‘’Eslem kim geldi?’’
Koluna girerek onu tekrar mutfağa yönlendirirken ‘’Faydasız akrabalarımız ile Daltonlar geldi.’’ Dedim. Yağmur dediklerime karşılık kaş çatarken kızlar kahveleri bardaklara koyuyorlardı. Yağmur Erdem için özel aldığı fincana biraz tuz döküp kahveyi koyarken az önceki konuşmayı çoktan unutmuşa benziyordu. İçeride olanları ne kadar merak etsem de şu an Yağmur’un yanında olmalıydım.
Kızlar fazla bardakların olduğu tepsiyi Yağmur’a uzattıkları esnada telefonumu elime alarak resmini çektim. Yağmur besmele çekerek salona ilerlerken derin nefesler almayı ihmal etmiyordu. Bu haline ne kadar gülmek istesem de sessizliğimi korudum, sinirlenmesi en son istediğim şeydi.
Kapıyı açarak geçmesine müsaade ederken arkasından açık olan kameralarımız ile ilerliyorduk. Yağmur önce büyüklere ikram ederken oksijen israfı olan insanları görünce ne kadar duraksasa da kalan iki kahveyi onları es geçerek diğerlerine uzattıktan sonra yanımıza gelerek İlayda’nın elinden diğer tepsiyi aldı. Hızlı bir şekilde geride kalanlara kahveleri dağıttıktan sonra Erdem’in tepsisini alarak ortalarında bulunan sehpaya bırakıp yanındaki yerine oturdu.
Kameraların hepsi Erdem ve Yağmur’a dönerken İlayda tepsileri bırakarak yanımıza gelmiş ve sitem etmişti.
‘’Öyle mi çekilir. Hiçbir şey bilmiyorsunuz.’’
Kısa olan boyuyla piti piti ilerleyerek kocasının yanında oturan fitnessçı Adem’i kaldırarak kendisi otururken telefonunu çıkartarak çekimlere başlamıştı. Âdem ayakta etrafına bakıp oturacak yer bulamayınca yanıma gelerek kapının yanındaki boş yerde durmaya başladı.
‘’Tuz katmadınız mı kahveye?’’
Yanımdan gelen soruyla ‘’Bir tutam döktü.’’ Cevabını verdim.
‘’Bir tutam bu adamı keser mi? Bir yemek kaşığı atmanız lazımdı.’’
Bir yemek kaşığı tuz yutmuşum gibi suratım ekşirken ‘’Iy onu nasıl içsin be! Öyle bir şey içilir mi?’’ diye sordum.
‘’Ömer yarım bardak tuzla içti kahveyi.’’
Cümlesi bakışlarımın Ömer’e kaymasına sebep olurken Ömer’in de bakışları bendeydi.
‘’Ne alaka? Ömer neden yarım bardak tuzla kahve içti?’’
‘’Şeyden sebep şeyden, heh iddiaya girdik ondan ötürü yarım bardak tuzlu kahveyi içmişti.’’
Hareketlerindeki şüpheler gözle görülür bir şekilde olsa da şu an konuyu irdelememeye karar verdim çünkü Hasan amca ve Asım amca konuşmaya başlamıştı.
‘’Evet Hasan Bey, sebebi ziyaretimiz belli.’’
Kahvesini önündeki sehpaya koyarak arkasına yaslanan Hasan amca ‘’Öyle mi? Neymiş sebebi ziyaretiniz?’’ sorusunu yöneltirken Asım amcada gülerek önce kahvesini bırakmış ardından oturduğu yerde diklenerek Hasan amcaya dönmüştü.
‘’Çocuklar birbirlerini görmüş beğenmiş, bizlerde bugün burada Yağmur kızımızı Erdem oğlumuza istemeye geldik.’’
Tek kaşını havaya kalkan Hasan amca oturduğu yerden Erdem’i süzmeye başlamıştı.
‘’Sizin bu oğlunuz ne iş yapar?’’
‘’Erdem Demirel Holding’in Başkan Yardımcısı. Evi var, arabası var, kızımızı sever, sayar.’’
Yüzünü buruşturarak Erdem’e bakmaya devam eden Hasan amca ‘’Secdeye kaç vakit gider?’’ sorusuyla Asım amcaya geri dönerken yanımda işittiğim küfür sebebiyle Adem’e döndüm.
‘’Bunlar yeni müfredat soruları mı? Namaz sorulmuyordu bu zamana kadar.’’
‘’Yok canım bu müfredat hep vardı da sen denk gelmedin illaki. Hayırdır niye aşırdın bu kadar?’’
‘’Oğlum benim sevdiğim kızı hayatta vermez o zaman babası.’’
Yüzünün hali ne kadar acınası olsa da komik duruyordu. Ağzımdan kaçan kıkırtıya engel olamazken ‘’Neden vermiyormuş, kiliseye mi gidiyorsun?’’ diye sordum.
‘’Elhamdülillah Müslümanım kızım. Sadece cumadan cumaya Rabbim ile görüşüyorum.’’
‘’Belki kızın babası sana sormayacak namazı, nereden biliyorsun?’’
Bakışları kedi yavrusuna dönerken ‘’Babası hacı. Bittim lan ben.’’ Diye fısıldadı. Kocaman adamın düşüncesiyle bile olsa yavru kediye dönüşmesine vesile olan kızı git gide daha çok merak ederken ‘’Üzülme hiçbir şey için geç değil. Bugün yatsı namazıyla başlarsın.’’ Dedim.
Cümlemi algılamaya çalışırken önümüzdeki muhabbete odaklandım. Erdem kravatını çekiştirirken Yağmur ellerini ovuşturuyordu.
‘’Sorularınız bittiyse eğer Allah’ın emri p…’’
‘’Bitmedi. Daha tanıyamadık oğlunuzu.’’
‘’Buyur Hasan sor ne soracaksan. Sanki tanımıyorsun oğlanı, tekrar tanıtalım sana.’’
Hasan amca çenesini sıvazlayarak karşısında oturan Yağmur ve Erdem’e bakarken ‘’Bu gece her şeyi konuşacağınıza dair birbirinize söz verir misiniz?’’ diye sordu. Sorusu karşısında muhataplar dışında herkes şaşırırken sakin kalan ikili ‘’Söz.’’ Cevabını verdi. Duyduğu cevap ile yüzü yumuşayan Hasan amca ‘’Şimdi sor.’’ Diyerek arkasına yaslanırken Asım amca ‘’Allah’ın emri peygamberin kavliyle kızımız Yağmur’u oğlumuz Erdem’e istiyoruz.’’
Ortamda çıt çıkmazken çalan telefon sesi atmosferi bozmaya yetmişti Engin çalan telefonuyla salondan çıkmak için müsaade isterken kenara çekilerek önce ona ardından diğerlerine yol vermiştik. Engin ve kuyrukları önce salondan ardından evden çıkarlarken arkalarından gitme dürtümü bastırarak önümdeki sahneye odaklandım.
Hasan amca önce Yağmur’a isteyip istemediğini sorarken aldığı onaylar mırıltı sonrası anneme yönelerek fikrini sormuş annemin de onaylamasıyla ‘’Verdim, gitti.’’ Diyerek ayağa kalkmıştı. Yağmur ve Erdem ayağa kalkarak yan yana dururlarken hızlıca boş bardakları içeriye götürüp salona geri gelmiştik. Yüzüklerin olduğu tepsiyi elime alarak Yağmur’un yanındaki yerimi alırken yüzükleri takmak için gelen Hasan amca besmelesiyle yüzükleri takmış, duasını ettikten sonra makası eline almıştı.
Küçük olan makasa parmakları tam sığmazken ‘’Bu makas kesmez, haberiniz olsun.’’ Diyerek arkasında bulunanlara mırıldanmayı ihmal etmedi.
Erkeklerin hepsi sırasıyla ellerini ceplerine atarak Faruk abi başta olmak üzere, Hakan, Ömer ve Sinan peşi sıra çıkardıkları ikişer tane iki yüzleri tepsiye atarlarken Erdem’de cebinden çıkardığı parayı tepsiye bıraktı. Dolan paralardan sebep yüzük kutuları görünmez olmuştu.
Hasan amca halinden mutlu bir şekilde besmele çekerek kurdeleyi keserken kopan alkış tufanına annemin göz yaşları eşlik ediyordu. Erdem ve Yağmur sırasıyla herkesin ellerini öperken makası alarak paraların üzerine koydum. İlayda elinde tuttuğu kamera ile ‘’Poz verin.’’ Diye bağırırken Hasan amca, ben, Erdem ve Yağmur gülümseyerek İlayda’ya poz verdik. Çekinilen birkaç poz sonrası tepsiyi masanın üzerine bırakarak annemin yanına ilerledim. Takacağımız takıları elinde tutan annem hâlâ duygusallığını koruyordu.
Annem ve ben takı siftahını açarak hediyelerimizi taktık. Yağmur’a takılan bileziklerin yanı sıra Erdem’i de boş geçmeyerek altın takmıştık.
‘’Baldız baya bonkör çıktın sen.’’
Gülümsemesine karşılık olarak bende gülerken annem Yağmur’un ben Erdem’in yanında durarak kameraya poz vermiştik. Biz yerimize geçerken sırasıyla takısını takan yerine geçip oturuyordu. Hazırladığımız tabakları kızlarla hızlı bir şekilde oturanlara servis ederken adamlar balkona geçmişlerdi. Ömer takısını takacağı esnada kolumdan tutarak durmamı sağlarken ona eşlik edip edemeyeceğimi sormuştu ve kabul etmiştim. Hatırı sayılır takısından sonra ben Yağmur’un yanında o ise Erdem’in yanında durup kameraya poz vermiştik.
Oksijen israfı olan ikili yerlerinden kalkmazlarken İlayda’nın getirdiği tabağı alarak yemeye başlamışlardı. Mutfağa giderek iki tane daha tabak alıp salona geri döndüm. Halam ve kocasının önüne ikinci tabakları koyarken bana dönen bakışlarıyla ‘’Bir tabak sizi kesmez, ikinciyi önden getirdim.’’ Diyerek gülümsedim.
Moraran sıfatları akşamımı güzelleştirirken nişan hediyelerini dağıtan Yağmur’a yardım etmeye başladım. Son süsü de vererek biten çayları tazeleyen İlayda’ya yardım ederek boşları topladım. Balkonda oturan beylerin hizmetini Erdem ve Ömer paslaşarak hallederken herkesin tabağını aldığından emin olduktan sonra kızlarla tabaklarımızı alarak mutfak masasına oturduk.
Balkonda oturan Hasan amca ile gözlerimiz kesişince aklıma gelen telefonu almak için hızlıca salona ilerledim. Masada duran telefonumu elime aldığım esnada bakışları bana dönen anneme ‘’Çektiğim videoyu izleyeceğiz.’’ Cevabını vererek odama ilerledim. Kapıyı arkamdan kapatıp kilitlediğim gibi telefonumu açarak ikinci kullanıcıya geçiş yaptım.
Yaklaşık olarak kırk dakika önce bizim evin önünden hareket eden araba şu anda Ömerli ile Şile arasında bir yerde hareketsiz duruyordu. Konumu tam adres şeklinde kâğıda yazıp elime alırken telefonumu masaya koyarak odadan çıktım. Hasan amca ‘’Kızım yatsıyı kılmadım ben, seccadeyi bir sersen de kılsam.’’ Diyerek yanıma gelirken ‘’Tamam.’’ Diyerek boş odaya ilerledim. Seccadeyi yere sererken Hasan amca hafifçe örttüğü kapıdan dışarıyı kontrol ederek ‘’Adresi aldın mı?’’ diye sordu. Başımı olumlu anlamda sallayarak adresi yazdığım kâğıdı avucunun içine bıraktım.
‘’Aferin kızım. Teşekkür ederim.’’
‘’Ne demek Hasan amca.’’
Odadan çıkarak kapıyı arkamdan kapattığım esnada karşıma çıkan Ömer ile ‘’Ay tövbe.’’ Diyerek yerimde sıçradım. Tepkime karşılık gülerken ‘’Ömer öyle bir anda çıkılır mı Allah aşkına.’’ Sitemime karşılık olarak ‘’Bugün çok güzel olmuşsun.’’ Demesiyle korkum yerini heyecana bırakmıştı.
‘’Teşekkür ederim, sende fena sayılmazsın.’’
Tek kaşı havaya kalkarken ‘’Fena sayılmaz he?’’ mırıldanmasıyla gülmeye başladım.
‘’Hı hı fena sayılmaz. Her zamanki takımlardan biri işte.’’
Üzerine giydiği gri renkli takımı tabi ki de her zamanki olmaktan çok uzaktı.
Bir süre beni süzen Ömer kafasını iki yana sallarken koridordan geçen İlayda’ya ‘’İlayda Hanım.’’ Diye seslenirken İlayda’nın bize dönmesiyle ‘’Eslem hanımla fotoğrafımızı çeker misin?’’ diye sordu. İlayda Ömer’in bu istediğine gıkını çıkarmadan ‘’Tabi.’’ Derken yüzündeki sinsi sırıtmadan ne kadar hoşnut olduğu belli oluyordu.
Koridorun krem rengi duvarının önüne geçerek vereceğimiz pozu ayarlarken Ömer en sonunda elini belime koyarak yerlerimizi sabitledi. İlayda kamerayı kaldırınca gülümseyerek birkaç fotoğraf çekmesine müsaade ettik. Resim çekilmemizin bitmesiyle salonda oturan misafirlerin ayaklanması bir oldu. Duyduğum sesler sonrası Ömer’i geri balkona yollarken kapının önündeki ayakkabıları düzelterek, paltoları ayarladım.
İlayda ayarladığım paltoları annemin iş arkadaşlarına sırasıyla uzatırken bende görüşürüz seremonisini gerçekleştirerek paltosunu ve ayakkabısını giyineni uğurluyordum. Hasan amca küçük odadan çıktığı esnada gördüğü kalabalık ile odaya geri girerken annemin sonuncu arkadaşını da uğurlayarak kapıyı kapattık.
Hasan amca rahatlayan koridor ile odadan geri çıkarken adımlarını balkona yönlendirdi. Asım amcanın kulağına fısıldadığı birkaç kelimenin ardından ayaklanan Asım amcaya Faruk abide eşlik ederken erkeklerin hepsinin komut almış gibi ayağa kalkması bir oldu. Faruk abi onların bu haline gülerek bir şeyler söylerken merak bir fare gibi içimi kemirmeye başlamıştı.
Kesin arabanın durduğu adrese gideceklerdi. Engin, Sergen ve Dilara şu an o adreste olmalıydılar.
Annemin çekiştirmesiyle gözlerimi mutfak ve balkona dağılmış olan erkeklerden ayırıp salona ilerledim. Şahika teyze ve Azize teyze yan yana oturdukları ikili koltukta gözlerini oksijen israfı olan iki insanın üzerine dikmiş oturuyorlardı. Halam ve kocası bu bakışlara aldırış etmeden önlerine koyduğum ikinci tabağı yemekle meşgullerdi. Kocasının kafasındaki her bir teli koparıp eline vermemek için kendimi zor tutuyordum.
‘’Asude Hanım hadi tebrik ederim evlatlığı sonunda evlendiriyorsun.’’
Ağzını yayarak kurduğu cümlesinin aslını astarını ya da söyledikten sonra başına gelecekleri düşünmediği belliydi. Etrafıma bakarak Yağmur’u görmeye çalışırken ortalıklarda olmaması hoşuma gitti. Yalandan yere canının sıkılmasına gerek yoktu.
‘’Ne var biliyor musun? Dışarıdan görünce insan sanılan bir yaratıksın. Utanman olmadan davet edilmediğin yere geliyorsun, yemeğimizi yiyorsun ve bizi aşağılayabileceğini düşünüyorsun. Hayvanlar sizden daha sadık ama doğru sizde sahibinize gayet iyi köpeklik yapıyordunuz, unutmuşum. Nasıl diyordun sen?’’ elini kalbine koyup başını hafif yana yatıran annem cümlesini sesini incelterek ‘’Sorry tatlım.’’ Diyerek bitirdi.
Halamı taklit etmesi gülme isteğimi arttırırken kendimi tutmayarak kahkahamı serbest bıraktım.
‘’Seni bu kadar mutlu eden şey ne, söyle bakalım bizde gülelim küçük hanım.’’
Hasan amcanın sorduğu soruyla ona dönerken halamın kocası olacak mendeburun yerinde diklendiği gözümden kaçmamıştı. Hasan amcadan değişik bir çekinmesi vardı ve bunu şu anda sonuna kadar kullanacaktım.
‘’Annem komik bir şey anlattı ona gülüyordum. Hasan amca benim seninle konuşmam gereken bir konu vardı.’’
Çatılan kaşlarıyla bana bakarken ‘’Öyle mi? Neymiş bakalım?’’ diye sordu. Bakışlarım karşımda oturan adam kayarken konuşmaya başladım.
‘’Ben dün Ömer’e katılacağı sergide eşlik ettim. Konuklar arasında halam ve eşi de vardı. Karşılaştığımızda halamın eşi olan adam benim hakkımda uygun olmayan birkaç kelime kullandı. Uygun olmayandan ziyade sapıkça konuştu.’’
Tek kaşımı kaldırmış karşımdaki ikiliye bakarken öksürük krizi halamı tutmuştu ama kızaran kocası olmuştu.
‘’Celal!’’
Hasan amcanın seslenmesiyle ‘’Buyurun amirim.’’ Diyerek yanımıza gelen Celal ile halamın kocasının ayağa kalkma hızı aynı olmuştu. Hasan amca bakışlarını karşısındaki adamdan ayırmadan sağ koluna hitaben ‘’Şu Celal Bey’i bir dışarıya alalım yardımcı ol.’’ Dedi.
Halam kocasıyla beraber ayağa kalkarak kocasının elini tutarken Celal’in yardımıyla çıkışa doğru ilerlemeye başladılar. Hasan amcanın endişeli bakışları bana dönerken gülümseyerek koluna girdim.
‘’Ömer dün yeterince gergindi o yüzden bugün onları görünce sana da bir şey söylemedim.’’
Hasan amca kafasını iki yana sallayarak saçımı okşadıktan sonra derin bir nefes alarak eşine döndü.
‘’Hanım ben oradan karakola geçeceğim, istersen seni şimdi bırakayım ya da bizimkiler gideceği zaman bırakırlar seni.’’
‘’Bizde kalkalım Şahika Hanım. Migrenim tutmaya başladı, kötüleşmeden gidelim.’’
Asım amcanın Şahika teyzeye gidelim demesiyle annem Azize teyzeye dönerek ‘’Sen kal olmadı ben bırakırım seni.’’ Dedi. Şahika teyze ve Asım amcanın ayaklanmasıyla onları yolcu ederken Merve ve Faruk abide gitmek üzere hazırlanmışlardı. Tosuncuğu kollarıma alıp anne babasının ayakkabısını giyinmesini beklerken ‘’Merve biraz daha otursaydınız, olmadı böyle.’’ Dedim.
‘’Haklısın canım ama başka zaman inşallah uyku saati geldi uyutmazsam huysuzlanır, başka bir akşam sözümüz olsun.’’
‘’Tamam o zaman, söz konusu bebek olunca diyecek bir şey kalmıyor. Sende haklısın.’’
Tosuncuğu annesinin kollarına geri verirken Hakan ve Bahar’da üstlerini giyinip kapıya gelmişlerdi. Faruk abi ve Merve ‘’Hayırlı akşamlar.’’ Diyerek giderlerken yarın görüşmesi olduğunu söyleyen Bahar ve Hakan’ı da peşlerinden yolcu etmiştik. Kapıyı kapatacağım esnada Asım amca ve Şahika teyze gelince onlarla kucaklaşıp Hasan amcayı beklemeye başladık. Hasan amca Ömer ve Sinan ile mutfaktan çıkarak yanımıza gelirken hızlıca kafama öpücük kondurup ‘’Allah’a emanet olun.’’ Diyerek hızlı adımlarla evden çıkıp arabasına ilerledi.
Arkamda duran kafadarlara bakarak kapıyı kapattım. Gözlerim Ömer’in elinde tuttuğu kabana kayarken kollarımı göğsümde birleştirerek sorularımı peş peşe sormaya başladım.
‘’Sana hayırdır? Yarın görüşecek müvekkilin mi var? Yoksa migrenin mi tuttu? Çocuğun mu durmuyor? Karakoldan mı çağırıldın? Sana bahane kalmadı tabi. Hem diğer oğlanlar hangi ara gittiler? Sayınız bir anda azaldı mübarekler.’’
‘’Önce derin bir nefes alıyoruz, sonra yavaşça bırakıyoruz, sonra ise sorgulamıyor ve kabanı bırakıp içeri geçiyoruz değil mi kardeşim?’’
Sinan’ın dediklerini harfiyen yapan Ömer nefes alıp verdikten sonra kabanını portmantoya asarak salona ilerlemeye başladı. Akıllıca hareket. Dışarı çıkabilmesi için sorularımı cevaplaması gerekiyordu ve o cevap vermek yerine içeri geçmeyi tercih etmişti. Şey sanırım pek de akıllıca bir hareket değildi ben sorularıma cevap alamamıştım.
Nefesimi sesli bir şekilde bırakarak mutfağa ilerledim. İlayda peşimden gelirken ben kollarımı sıvayarak kirlileri lavaboya doldurmaya başladım. İlayda kapıyı kapatarak yanımdaki yerini alırken bir yandan da dokunulmamışları ve yarım bırakılmışları tabaklardan ayıklıyordu.
Lavabonun altındaki dolaptan yeşil renkli leğeni alarak içerisine sıcak su doldurmaya başladım, süngerime deterjan sıkıp içini döktüğümüz bardak ve tabakları sudan geçirip tezgâha dizmeye başladım.
‘’Bir şeyler oluyor.’’
İlayda’nın fısıltısına karşılık olarak ‘’Evet, onu fark ettim.’’ Cevabını verdim.
‘’Yağmur ve Erdem neredeler?’’
Sarma tenceresinden aldığı sarmayı ağzına atarken dolu ağzıyla cevap vermeyi ihmal etmedi.
‘’Sönön odandalar.’’
Konuşuyorlardı anlaşılan. En güzeli konuşmalarıydı zaten.
‘’Sinan ve Ömer de gideceklerdi ama Hasan babayla babam siz evde kalın dedi sonra Ömer’e telefon gelince Ömer’de ayaklandı ama içeri geçti oturdu anlamadım.’’
Fısıltıyla konuşmasına karşılık olarak kapıyı kontrol ettim. Her yerden bir anda çıkma huyu vardı adamın, ne zaman nereden geleceği belli olmuyordu sonuçta.
‘’Benden sebep gidemedi. Bir sürü soru sordum ona, bir şeyler anladığımı sezince içeriye geçtiler.’’
‘’Fırsat kollayıp kaçarsa ne yapacaksın?’’
‘’Kaçarsa daha fazla soru soracağımı biliyor o yüzden gitmeyecek.’’
Net bir şekilde kurduğum cümleye karşılık olarak ‘’Nasıl da tanıyor manitasını hele hele.’’ Cevabını alırken gülerek işime devam ettim. İlayda temizleri ayıklamayı bitirdiği gibi sudan çıkardıklarımı makineye yerleştirmeye başladı. Sarmayı ve böreği küçük kaplara geçirerek tencere ile tepsiyi suya koydum. Elbisemi kirletmeye lüzum yoktu. Tencere ve tepsi sonra da yıkanabilirdi.
Biten çayları döküp, çaydanlıkları yıkarken İlayda’ya ‘’Kalanları paket yap hem size al hem de Erdem ve Ömer’e veririz. Diğerlerine verme fırsatımız olmadı bir anda gittiler.’’ Dedim.
İlayda başını sallayarak beni onaylarken kapların yerini bildiği için hemen işe koyuldu. El birliğiyle mutfağı bitirdiğimiz esnada açılan kapıyla Yağmur içeriye giriş yaptı, kızaran gözleri konuşmanın çok duygusal geçtiğine dair kanıt niteliğindeydi.
Kollarımı açarak beklemeye başladım. Kapıyı arkasından kapatan Yağmur açtığım kollarımın arasındaki yerini alırken sımsıkı sarıldım ona.
‘’Konuştuk Eslem, anlattım her şeyi.’’
‘’İçin rahatladı mı peki?’’
Kendini geri çekerek derin bir nefes alırken ‘’Çok rahatladım.’’ Dedi.
‘’Zaten tahmin ettiğin gibi belli başlı şeylerden haberi varmış ama tam içeriğini ben anlatınca öğrendi. Erdem’de evlatlık alınmış biliyor musun?’’
Şaşırmama engel olamazken ‘’Oha!’’ kelimesinin ağzımdan kaçmasına da engel olamadım. İlayda koluma bir tane geçirirken ‘’Sessiz ol be, toplayacaksın hepsini yanımıza.’’ Derken Yağmur’a dönerek ‘’Bunu bende bilmiyordum ama harbi oha.’’ Dedi.
Gözlerini kurulayan Yağmur bir bardak su içtikten bardağı masaya geri koyarken konuşmasına devam etti.
‘’Onu evlatlık alan aile Ömer’in ailesiyle baya yakınmış. Ömer ile tanışıklığı çocukluğuna dayanıyor bu yüzden. Öz ailesi vefat etmiş, akrabalarından kimsede sahip çıkmayınca yetimhaneye gönderilmiş. Onu evlat edinen ailesi ise bir terör saldırısında hayatlarını kaybetmişler. Babası askermiş.’’
Kalbimde oluşan sızı gözlerimin dolmasını sağlarken burnumu çekerek şakağımı kaşıdım.
‘’Ee, şey tekrar çay suyu koysak mı? Ne dersin İlayda?’’
‘’Bilemedim şimdi sence Yağmur?’’
‘’Valla çay bilmem de şu sarmayı bir getirinde yiyelim.’’
Sandalyeye oturan Yağmur’u İlayda taklit ederken sarmayı koyduğumuz kapları alarak masanın ortasına koyup bende oturdum.
‘’Bu kadar sarmayı yiyemeyiz kızım, bir kabı alsaydın ya sadece.’’
Sızlanan İlayda’ya göz devirerek ‘’Sen bir kaptan bitirince yemezsin o zaman.’’ Cevabını verdim. Cevabıma karşılık elini kaldırınca kafasına bir tane geçirdim.
‘’Karımdan uzak tut o ellerini!’’
Sinan’ın flash tv oyunculuğuyla eşinin yanına giderek hasar kontrolü yapmasına karşılık olarak ‘’Merak etme onun tasının içi boş, bir şey olmamıştır.’’ Dedim. Sinan dudaklarını değişik hareketlere sokarken ‘’Şişirme muncurlarını otur aşağıya.’’ Diyerek mutfağa giren Ömer hemen yanımdaki boş sandalyeye otururken Erdem de bize katılmıştı. Sarma kaplarının kapağını açarak kapakları kenara koydum. Erkeklere açıklama gereği duyarak ‘’Arkadaşlar bakın, bu sarma çatal ile yediğin zaman tat veremiyor bunu parmaklarınız ile yemeniz lazım.’’ dedim.
Sinan başını sallayarak beni onaylarken üç tane kabı ‘’Herkes eşiyle yesin.’’ Diyerek dağıttı. Mantıklı konuşması ve dağıtımı sonucunda sessiz kalarak sarmalara yumulduk.
‘’Üzüm yaprağı sevmem ama bu sarma çok güzel olmuş.’’
Yanımdan gelen sese karşılık olarak Ömer’e bakış atarken gülmeye başladım.
‘’İltifat konusunda çalışman lazım. Sarmayı tek başıma sarmadım.’’
‘’Benim eşimin sardığı nasılda belli Allah’ım ya rabbim. Şu inceliklere bak.’’
Sinan’ın göstere göstere yediği sarmaya karşılık İlayda bize kaş göz işareti yaparken gülerek sarmalarımızı yemeye devam ettik. İlayda’nın sardıkları daha çok baş parmağım gibiydi, serçe parmağım gibi değil.
Benim yediğim bir sarmaya karşılık üç tane ağzına Ömer’e kocaman açtığım gözlerim ile bakarken bana göz kırparak yemeye devam etti. Adamın yemesine bakan yüz kilo üstü beklerdi ama maşallahı vardı.
‘’En sevmediğim insan tipi nedir bilir misin?’’
Sorduğum soruyla kafasını çevirmeden bakışlarını bana yöneltirken cevabımı bekliyordu.
‘’Yediği halde kilo almayan insan tipini hiç sevmem.’’

İlahi Bakış Açısıyla… (Yağmur ve Erdem’in konuşması)

Beyaz elbisesinin düz olan yerlerini eliyle düzeltirken Yağmur heyecandan ziyade stresli ve gergindi tıpkı Erdem gibi. Bu zamana kadar fırsat yakalasalar bile anmak istememişlerdi. Geçmiş her ne kadar ardımızda kalıyor desek de muhakkak yakamızın bir ucundan yakalayıp peşimizden bizimle geliyordu. Yağmur biyolojik olan ailesini kabul etmek istemediği için susuyor Erdem ise ikinci kere ailem dediği insanları da kaybetmiş olmanın üzüntüsüyle geri adım atıyordu, yetim ve öksüzüm demeye dili varmıyordu.
Biri Eslem’in yatağının ayak ucunda otururken diğeri çektiği sandalyeyle karşısında oturuyordu. Sorguya çekilen mahkûm gibi gözükseler de bu akşam ikisi de her şeyi anlatacak zihinlerini özgürlüklerine kavuşturacaklardı.
‘’Sana karşı en ufak bir kırgınlığım ya da sitemim yok. Aile konusunun hem sende hem bende derin yara olmasının ve anlatamayacak şekilde gelmemizin sorumlusu biz değiliz ama sıkıntısını çeken bizleriz.’’
Erdem’in kelimelerine karşılık sadece başını sallayan Yağmur hâlâ kafasını kaldırıp bakmamıştı karşısındaki adama. Çünkü utanıyordu, öyle bir adamın çocuğu olmaktan genlerini üzerinde taşımaktan utanıyordu.
‘’Önce ben başlayabilir miyim?’’
Titrek sesiyle sorduğu soruyu Erdem onaylayarak cevaplarken gözlerini bir an bile kızın üzerinden ayırmıyordu. Bakışları bakışlarına değdiği an rahatlayacaktı ama kız itinayla kaçırıyordu bakışlarını.
‘’Erdem. Bu konu hakkında bilgin var mı bilmiyorum, bilgin varsa ne kadarını biliyorsun onu da bilmiyorum sana sıfırdan anlatacağım. En baştan.’’
Aldığı derin nefesi sesli bir şekilde dışarıya bırakan Yağmur’un gözüne hücum eden yaşları serbest bırakması demek ağlama krizine girmesi demekti elleri açıp kapayarak sakinleşmeye çalışırken Erdem kalkıp su doldurduğu bardağı ona uzattı. Tek dikişte bitirdi suyun peşinden ‘’İyiyim.’’ Kelimesiyle yerine geçen Erdem bardağı masaya bırakmıştı.
Ortamdaki hava git gide cızırdarken Yağmur aldığı derin nefes sonrası konuşmaya karar vererek anlatmaya başladı.
‘’Biyolojik babam namı değer Kudret Kasabalı. Harun babamın söylediğine göre azılı bir mafya lideriymiş, amacı kız pazarlamak, uyuşturucu satmak ve ahkam kesmekmiş. Ben dünyaya geldikten yaklaşık kırk gün sonra annemi öldürmüş. Nedenini hiçbir zaman öğrenemedim çünkü sorabileceğim kimse yoktu. Annemin öldürdükten sonra beni baktıracak kimseyi bulamamış olacak ki, satmaya karar vermiş. En yüksek fiyatı verecek olan aileye para karşılığında beni verecekmiş. O sırada Harun babam operasyondaymış Kudret Kasabalı’yı çökertmek ve yok etmek için. Operasyonu başarıyla tamamlamışlar, onu da adamlarını da ortadan kaldırmışlar o esnada evde beni bulmuş, ağlıyormuşum. Doktorlar 48 saatten daha fazla aç kaldığımı söylemişler. Harun babam mucize bebeğim diye severdi beni. Görünce âşık oldum bırakamadım seni diyor. Doktor muayenesinden çıktığım gibi eve getirmiş Asude anneme vermiş beni. Eslem ile aramızda tam kırk gün var. Benim annemin öldürüldüğü gün kız kardeşim dünyaya gelmiş.’’
İnci tanesi gibi inen yaşlarını bir süre sonra kurulamayı bırakan Yağmur’a uzanmak isteyen Erdem parmaklarını birbirine geçirmiş, sıkıyordu. Ona müsaade ediyor anlatacaklarını bitirmesini bekliyordu, ondan ötürü uzanmıyor yaşlarla yıkanan yanaklarını öpücükleriyle kurutmuyordu. Bölmek istemiyordu, rahatlamasını içinde kalan her şeyi anlatmasını istiyordu.
‘’Beşinci sınıfı yeni bitirdiğimiz zaman, orta okula başlamadan önce yardım alarak açıkladılar bana gerçekleri. Eslem’de benimle öğrendi her şeyi. Ayrıntıları bilmesem de asıl konuyu öğrenmiştim, ailemin öldüğünü ve beni evlat edindiklerini söylediklerinde sadece sevindim. Hiç tanımadığım ailem için yas tutmak aklıma gelmemişti. Hatırlamıyordum ve bilmiyordum ama lise bire giderken doğruları tüm çıplaklığıyla öğrendiğim zaman yaşamak istemedim Erdem.’’
Ağlaması şiddetlenirken daha fazla dayanamayan Erdem yatakta yanına oturarak kollarını Yağmur’un etrafına sardı. Sakinleştirmesini umduğu öpücüklerini saçlarına kondururken ağlaması şiddetlenen Yağmur anlatmaya devam ediyordu.
‘’Öyle bir adamın kızı olmak istemedim. Bu aileyi hak etmediğimi onlara lanet olarak geldiğimi düşündüm. Sanki lanetliydim ve bu aileyi de sona sürükleyecektim. Gittikçe içime kapanıyor, onlardan uzak duruyordum. En sonunda babam dayanamadı ve konuşma yaptık. Hayatımın en uzun süren ama en rahatlatan konuşmasıydı.
Dünyaya gelirken nasıl ki seçme hakkımız yoksa, bebeklerinde anne ve babasını seçme hakkı yok. Büyüdüğün zaman sana eş, çocuklarına baba adayını belirleyecek kişi olma hakkına sahipsin ama öncesinde ne anneni seçebilirsin ne de babanı. Annenin babanı hangi şartlar ve durumlar altında seçip seçmediğini bilmiyoruz ama babanın kötü olması senin de öyle olduğun anlamına gelmiyor. Babanın kötü olmasının suçu sen değilsin. Bazen ne kadar çaba göstersen de insanları değiştiremeyebilirsin. Herkesin fıtratında iyilik, merhamet, hoşgörü, saygı, sevgi kelimeleri ve duyguları yoktur ve bu bizim suçumuz değil. Sen belki anneni ve babanı seçemedin ama ben seni seçtim. Biz anne ve baba olarak seni kızımız olarak ailemize seçtik. Seni o adam değil ben yetiştirdim. Farkında değil misin? Gülerken annen gibi saçını kulağının arkasına atıyorsun, sinirlendiğinde benim gibi homurdanıyorsun, heyecanlandığında ise Eslem gibi yerinde zıplıyorsun, telaş yaptığında ise yine annen gibi tırnaklarını kemiriyorsun. Sen bizim kızımızsın. DNA raporunda yüzdelik ibaresi yok diye mi kendini dışarıda görüyorsun? Ben kızımı seviyorum, annesi kızını seviyor, kardeşin de seni seviyor. Biz bir aileyiz. Aksini iddia edene dön ve kimliğini göster. Doğurmakla ya da biyolojik katkıyla anne baba olunsaydı yetimhaneler çocuklar ile dolu olmayacaktı. Herkes anne baba olamaz, onların suçlusu da dünyaya getirmekte katkı sağladıkları çocukları olamaz. Çocuklar masumdur, onlara bütün duyguları iyisiyle kötüsüyle öğreten bizleriz. Çocuklar ebeveynlerinin yansımalarıdır. Belirli bir yaştan sonra yanlış yolda gittiğini hissedip farkına varan kendi düzeltir, farkına varmayanın ise bir çabası olmaz çünkü doğruyu öyle bilmektedir.
O konuşmadan sonra uzun bir müddet sarıldık ve ben sadece ağladım. Şükrettim Erdem. Böyle babam, annen ve kız kardeşim olduğu için şükrettim. Bir kız çocuğu nasıl sevilir diye bana öğrettiği için babama teşekkür ettim. Annemin de yeri bende ayrıdır, ama babam o benim için her zaman bambaşka bir boyutta. En güzel yaşlarımın olduğu zamanda onu yanımda görememek kaybetmek bende her şeyi bitirdi, kendimi sıfırlanmış en başa dönmüş gibi hissederken bu sefer Eslem hem anneme hem bana sahip çıktı. Acısını gömdü ve bizi ayakta tutmaya odaklandı. Bunları anlatmak benim için kolay değildi bu kadar zaman anlatamadığım için özür dilerim, kırgın olmadığın içinde teşekkür ederim.’’
Kollarının arasında olan kızı daha çok kendisine çeken Erdem öpücüklerine devam ediyordu. Yağmur anlatmış omuzlarını hafifletmişti peki ya Erdem nasıl anlatacak, yüklerini nasıl atacaktı. Kimseye anlatma ihtiyacı hissetmemişti bu zamana kadar Ömer hep biliyordu, diğerleri ise Ömer’den öğrenmişti o hiç anlatmamıştı.
‘’Sana nasıl kırgın olayım ay yüzlüm. Bende senden sakladım, bende sana anlatamadım. Kolay değil, dile kolay gelen yüreğe zor geliyor, yüreğe kolay geleni zihnin kabul etmiyor. Ben zaten babasız dünyaya gelmişim. Babam geçirdiği kalp krizi sonrası ölmüş, annem ise ben beş yaşındayken kanserden vefat etti. Akrabalarımdan kimse beni bakmayı istemediği için yetimhaneye bırakılmışım. Devlet bizde bakmayız dememiş, tamam demiş almış. Çok fazla kaldığımı hatırlamıyorum, bir sene bile dolmadan evlatlık verilmişim. İyi ki de verilmişim. Ben her şeyin farkındaydım yeni aileme gittiğimde ilk başlarda kabullenmesi zor oldu ama sonrasında mükâfatı çok güzeldi. Liseyi bitirmeme yakın babamın görev yeri doğu bölgesiydi. Ben okuldayken annem babamı ziyarete karakola gitmiş o esnada terör örgütlerinin karakolu bombalaması sonucu Ömer’in babasıyla beraber şehit düştüler. O gün Ömer’in halası aldı bizi yanına, öyle böyle büyüdük adam olduk işte.’’
Her bir cümleyle aralarında oluşan kader bağları daha fazla sıkılaşırken zihinleriyle beraber hem kalpleri hem de ruhları rahatlamıştı. İki yaralı kalp birbirine merhem olacaktı, belki yavaş belki hızlı…

Nişandan bir hafta sonra…
Radyoda sevdiğim parçanın denk gelmesiyle sesi yükseltirken camımı hafifçe açarak içeriye rüzgârın doluşmasını sağladım. Bildiğim kısmın gelmesiyle şarkıya cırtlak olan sesimle eşlik etmeye başladım.
‘’Seni seveeerdim. Hüznün koynunda. Seni severdim. Hem uyanık hem uykuluyken. Seni severdim. Ve sana rağmeeeeen yine severdim. Daracım ip boynumda. Sen aşkı anlamaz bilmez. Gül yansa ağlamaz sankiii. Ben akmayan gözyaşında seni severdim. Sen hisli korkak savaşçı. Aşkı kime satmış hain köpek. Ben her savaş meydanında seni severdim.’’
Vay arkadaş savaş meydanında bile mi aklınıza geliyor sevdücekleriniz.
Yağmur ve annem yanımda olsaydı Yağmur yanlış söylediğim için annemde cırtlak sesimle söylediğim için beni topa tutarlardı. Ah! Şu anne kız. Ne anlarlar özgürce istediğin gibi şarkı söylemekten. İnsanlar kendi yazdıkları gibi okurlar bende kendi ezberlediğim gibi okuyorum işte ne var canım bunda. Ayıp.
Otobana çıkmadan önce durduğum kırmızı ışıkta arabaya bağlı olan telefonumdan Yağmur’u aradım.
‘’Efendim.’’
Yorgun gelen sesine karşılık ‘’Neresen?’’ diye sordum.
‘’Durağa yürüyeceğim. Erdem gelip alacak beni. Sen neredesin?’’
‘’Bende yoldayım, annem eve geçmiş bende yarım saate eve ulaşırım diye düşünüyorum. Biraz trafik gösteriyor gibi ama bakalım. Sen işlerini halledebildin mi?’’
‘’Hallettim ya. Yine gel çalış bizimle dediler ama kabul etmedim. Şu an pek doğru zaman değil gibi, seni de sordular Eslem Hanım neler yapıyor hayırsız dediler. Koca peşine koşuyor dedim.’’
Yağmur’un kahkahası arabada yankılanırken bende gülmeye başladım.
‘’Pislik. Koca peşine koşan sendin aslında, kendini söyleseydin ya. Beni niye ağza veriyorsun.’’
‘’Ay sus ya, bu hazırlıklar beni bir yıldırdı sanki, tekrar sorgulamaya başlıyorum hayatı.’’
Yorumuna karşılık daha yüksek sesle kahkaha atarken ‘’Erdem arıyor kapatıyorum. Dikkatli ol.’’ Diyen Yağmur’a ‘’Sende dikkatli ol.’’ Diyerek konuşmayı sonlandırmasını bekledim. Kapanan ekran ile radyom başka şarkıya geçiş yaparken sesi kısarak sinyal verip sağ şeride geçtim. Arkamdaki minibüs aramızdaki mesafeyi kapatınca sola sinyal verdim, geçtim. Minibüs benimle sola geçerken kaşlarımı çatmama engel olamadım. Tekrar sağa sinyal verip, sağ şeride geçtim. Arkamdan gelen siyah minibüs tekrar benimle sağa geçerken onun arkasında bulunan minibüs ortada kalmaya devam ederken hızını arttırarak arkamdakiyle kendisini eşitledi.
Vesvese yapıyorsun Eslem, arkandaki arabaların seninle alakası yok.
Kendi kendime yaptığım telkin edici konuşmanın peşine hızımı arttırarak arkamdaki arabaları göz hapsinde tutmaya özen gösterdim. Benimle beraber artan hızlarına karşılık olarak aynı minibüsten bir tane daha ortaya çıkarak en sondaki şeride geçerken, üçünün de camları siyah kaplamalı olduğu için şoför koltuğunda olan kişileri göremiyordum.
Arkamda duran minibüs selektör yaparak dibime kadar yaklaşırken derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştım. Yana geçmek şu an tehlikeliydi, eğer vesvesem doğru çıkarsa beni rahatlıkla sıkıştırabilirlerdi.
Çalan telefonum ufak çaplı bir korku yaşamam sebep olurken ağzımdan kaçan çığlığa engel olamadım.
Ömer arıyordu.
‘’Neredesin!’’
Yüksek çıkan sesi telaşımı daha fazla arttırırken ‘’Ömer, ben ben yoldayım ama sanırım peşimde birileri var.’’ Dedim.
‘’Hay s*keyim ya. Hangi yoldasın?’’
‘’Otobandayım, çıkışa girmeme var daha.’’
‘’Gördüm seni. Sakin ol sakın şerit değiştirme ileride ambulans yolu çıkacak o zaman o şeride geçip yoluna devam etmek zorundasın. Kavşakta seni bekliyor olacağız sakın korkma. Duydun mu beni. Hatta kal, telefonu kapatma. Gps takibiyle gittiğin yolu görebiliyorum.’’
‘’Ta.tamam.’’
‘’Gaz ver arabaya.’’
Aldığım komutla hızımı arttırırken arkamda hızlanan arabalar ile sakin kalmaya çalıştım.
‘’Sakin ol, asansöre ilerliyorum hat kesilebilir ekiplere haber verdim. Sakın t…..’’
Bağlantı koptu. Hay tüküreyim ya. Şimdi değil. Hayır, hayır, hayır.
Hemen sol yanımda olan araba benim hizama gelmeye çalışırken çalan telefonu direksiyondan onaylayarak açtım.
‘’Güzel Eslem.’’
Duyduğum ses ile neredeyse frene basacaktım. Kendimi son anda kontrol altına alırken soldaki araba arka farıma arabasının ucunu değdirince hafif bir şekilde öne doğru itildim. Gaza daha fazla yüklenirken Sergen’in kahkahası arabamın içerisinde yankılandı. Sinirlerim git gide bozulurken ‘’Yağmur…’’ dediği esnada telefonu kapatmam bir oldu. Yağmur mu?
Telefon tekrar çalarken ekranda çıkan Ömer ismiyle hemen yanıtladım.
‘’Kiminle görüşüyordun?’’
‘’Sergen aradı, güldü, kahkaha attı, bu durumla bağlantıları mı var? Bu adamları peşime onlar mı taktı? Tam telefonu kapatırken Yağmur dedi bir de. Yağmur’a bir şey mi oldu Ömer?’’
Ambulans yolunun çıkmasıyla direksiyonu hemen sağa kırarak arkamdaki minibüsün geçmesine izin vermedim ve önümde boş olan yolu fırsat bilerek hızımı biraz daha arttırdım.
‘’Emniyet şeridindeyim. Ömer sana bir soru sordum. Yağmur’a bir şey mi oldu?’’
Aynalarımı kontrol ederken bir yandan hızımı düşürmemeye çalışıyor bir yandan da Ömer’den cevap bekliyordum.
‘’Tamam o yolda ilerlemeye devam et kavşakta bekliyorlar seni bende geliyorum.’’
Gerilen sinirlerimi zapt etmek adına direksiyonu daha sıkı kavrarken gerilen omuzlarımı gevşetmek için yukarı aşağı oynatarak sıkılı dişlerimin arasından tekrar ismini söyledim.
‘’Ömer!’’
‘’Hızını biraz düşür, kavşağa yaklaşmaya başladın bu kadar hızla viraj alamazsın.’’
‘’Ömer!’’
Çığlık atar gibi çıkan sesime karşılık boğazım acısa da yüzümü buruşturarak konuşmama devam ettim.
‘’Yağmur’a bir şey mi oldu? Cevap ver bana!’’
Arabanın içinde yankılanan ikinci çığlığım boğazlarımı daha fazla acıtırken ‘’Cevap ver!’’ diye tekrardan bağırdım. Kavşağın girişinde bekleyen arabaları uzaktan da olsa artık seçebiliyordum.
‘’Arabayı hemen şu an durdurmamı istemiyorsan bana cevap ver. Yemin ederim hemen şu an dururum. Son kez soruyorum Yağmur’a bir şey mi oldu?’’
Her geçen saniye cevap vermezken arabanın hızını düşürmeye başladım. Titreyen ellerim hakimiyetini kaybetmesin diye direksiyonu sımsıkı kavramıştım. Sızlayan parmaklarım acımaya başlarken derin bir nefes aldım. Şimdi acıyı düşünecek durumda değildim. Ömer’in cevap vermediği her saniye korkum fazlasıyla artıyordu.
Yağmur’a kesin bir şey olmuştu.
‘’Hızını düşürme!’’
Aldığım cevaba karşılık olarak kahkaha attım.
‘’Yanlış cevap Ömer!’’
Benim kahkahamı bastırır şekilde bağırması sesimi kesmeme sebep olurken frene basarak tekerlerin asfaltta çıkardığı sese engel olamazken arabayı durdurmuştum. Takılı olan emniyet kemerim ani frenden ötürü öne gitmeme engel olurken boynuma denk gelen kısımda sızı hissettim. Benim hızlı bir şekilde durmam arkamdan gelen minibüsün arkadan bana çarpmasına sebep olurken beklemediğim darbe sonucu kafamı direksiyona çarpmama mâni olamadım. Ömer’in sesi arka plandan bana seslenirken görüşümü bulanıklaştıran yaşlar yanaklarımdan süzülmeye başladı.
Ne demişti Ömer: ‘’Kaçırıldı.’’

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.