Gizli Görev kitap kapağı

22. bölüm / 24

Gizli Görev

21. Gizli Görev

Vaveyla Yazarı: Fethiye Kantar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: 21. Gizli Görev

‘’Annenin katilini Ömer’e sor güzel Eslem.’’

Sergen kendisini camdan aşağıya atarken benim bakışlarım Ömer’in üzerindeydi; tıpkı onun bakışlarının benim üzerimde olduğu gibi...
Kapıda duran beyefendilerin biri cama diğeri koridora doğru koşarken istifimi bozmadan durmaya devam ettim. Camı kapatarak dışarı çıkan beyefendi arkasından kapattığı kapı ile Ömer ve benim odada yalnız kalmamızı sağlamıştı. Bana doğru adımlayan Ömer’i havaya kaldırdığım elim ile durdururken Sergen’in sormamı istediği sorunun cevabının Ömer’de olduğunu biliyordum.
Lanet olsun ki biliyordum. Çoğu cevap zaten en başından beri Ömer’de değil miydi?
Havadaki elimi indirirken gülmeye başladım. Gülmemi yanlış yorumlayarak bana doğru adım atan Ömer’e ‘’Yaklaşma.’’ Diyerek aramızdaki mesafeyi açtım.
‘’Ne var biliyor musun? Hep geriye doğru yürümekten yoruldum, hatta bıktım. İleri adım atmama izin vermiyorsun Ömer. Ya yerimde sayıklıyorum ya da durmadan geriye gidiyorum.’’
Bir kere tıklatılan kapı komut beklemeden açılırken Sinan içeriye girmeden ‘’Tik tak, tik tak nikah saati.’’ Dedi. Sinan bizden karşılık alamazken odaya doğru adımlayarak Ömer ve bana bakmaya başladı.
‘’Sıkıntı mı var gençler? Bir şey mi oldu? Ne bu haliniz?’’
‘’Sinan, kardeşim bize beş dakika müsaade eder misin? Eslem ile sadece beş dakikaya ihtiyacımız var.’’
‘’Tabi, ederim kardeşim ama bir şey olmadığına emin misiniz?’’
‘’Eminiz Sinan. Sen İlayda’nın yanına geçip bekle istersen bizde birazdan Ömer ile geliyor olacağız.’’
Ömer’in bakışları üzerimden ayrılmazken Sinan son kez ikimize baktıktan sonra odadan çıkarak kapıyı arkasından kapattı. Ömer yüzük takılı olan eliyle ensesini ovuştururken konuşmaya nereden başlayacağını bilemiyor gibiydi.
Bilse şaşardım zaten.
‘’Sinan’a dediğinde ciddi miydin?’’
Sorduğu soruya karşılık olarak sessiz kaldım çünkü neyden bahsettiğine dair en ufak bir fikrim yoktu.
‘’Az önce Ömer ile geleceğiz dedin ya onu soruyorum. Oraya gidersek nikahımız kıyılacak biliyorsun değil mi? Nikah konusunda hâlâ aynı fikirde miyiz?’’
Sergen’in dediklerinden sonra nikahı iptal edeceğimi düşünüyordu, aslında etmem gerekiyordu sonuçta yaptığımız anlaşma kurallarını hiçe saymıştı ama Sergen’i sevindirmektense Ömer’in yaptığını yok saymayı tercih edebilirdim; şimdilik.
Hem bu kadar hazırlık ve planı çocukça hareket ederek sıkıntıya sokmak istemiyordum.
‘’Bir söz verdiğim zaman tutarım Ömer, aynısını sana da tavsiye ederim mutlaka denemelisin.’’
‘’Eslem... bak, ben...’’
‘’Sen ne Ömer Hamza Demirel? Farkında mısın açıklamaların hep Sergen ortaya bir bomba atınca oluyor, seninle mi evleniyorum yoksa Ser..’’
‘’Sakın o cümleyi bitirme Eslem Soylu!’’
Verdiği tepkiye karşılık olarak gözlerimi devirsem de söylediğine uyarak cümlemi değiştirdim.
‘’Neyse Sergen’in söylediklerini sonra konuşacağız. Şu an o kadar büyük bir bilgiyi öğrenmeye hazır değilim içeride bekleyen insanlara bir şey belli etmek istemiyorum ama bu akşama hazır olmayacağım ve konuşmayacağız anlamına gelmiyor. Bu akşam her şeyi konuşuyoruz.’’
‘’Yoksa? Konuşmazsak?’’
Başımı iki yana sallayarak soluğumu seslice dışarı verdim.
‘’Sabır taşı olsa çatlardı yemin ediyorum. Eğer konuşmaz ve bana bir şeyleri anlatmaya başlamazsan; o zaman yapacağım her şeyin sorumluluğu sana ait olacak. Sen sözünü tutmazsan bende tutmam. Şimdi...’’ omzu hafif kayan ceketini düzelterek papyonunu ayarladım ‘’Gidip şu imzaları atalım ve görevimizi tamamlayalım.’’ Diyerek ne zaman bıraktığımı fark etmediğim çiçeğimi elime aldım.
‘’Görev mi?’’
Gücenmiş çıkan sesi dudaklarımın yana kıvrılmasına sebep olacak kadar sevimli gelmişti kulağıma ama istifimi bozmaya niyetim yoktu.
Sürünsün.
‘’Evet görev, unuttun mu anlaşmalı bir evlilik yapıyoruz.’’
Az önce düzelttiğim papyonu yana kaydırarak derin bir nefesi içine çekerken ‘’Görev! Demek bunu... ben... yani... her neyse. Boş ver. Şu an konuşmanın kime ne faydası olacaksa. Boşuna çırpınıyorum.’’ Derken bir yandan da bozduğu papyonunu düzeltmeye çalışıyordu, amacında başarılı olamayınca papyonu sökerek koltuğa fırlattı.
Ondan bu tarz tepkiler almaya alışık değildim ama sonunda bir tepki almak hoşuma gitmişti. Her şeye tamam diyen ya da sessiz kalan Ömer sonunda açılmaya karar vermişti demek ki.
Belinde duran elini elimin içine aldıktan sonra çiçeğimi avucuna bırakarak koltuğa attığı papyonunu elime alıp tekrardan karşısına geçtim. Gömleğinin üst düğmesini ilikleyip yakasını havaya kaldırdıktan sonra papyonunu takarak yakalarını düzelttim.
‘’Bazı şeyler gerçekleşsin istiyorsan ona göre davranmayı öğrenmen gerekecek Ömer efendi. Armut piş ağzıma düş maalesef stokta kalmadı.’’
Yüz kasları an be an gevşerken ellerini belime sararak dudaklarını şakağıma yasladı. Kokumu içine çekerken dudakları sayısız öpücüğünü şakağıma kondurmakla meşguldü.
‘’Hadi evlenelim.’’
Ani değişen ruh haline karşı gülümseyerek çiçeğimi tekrar elime aldım. Şu an ânı yaşayacaktım, akşam canına okumaya devam. Sol elinin parmakları sağ elimin parmaklarına sıkı sıkıya tutunurken birbirine çarpan yüzüklerimiz içimin sıcacık olmasını sağladı.
Şaka maka görev icabı da olsa evleniyordum ben.
Oha!
Odadan çıkarak köşeyi döndüğümüzde olayın gerçekliği şaka gibi geliyordu. Avucumda hissettiğim baskı bakışlarımı Ömer’e çevirmeme sebep oldu. Aldığı derin nefes göğüs kafesini şişirirken bir şey söylemek için açılan ağzı geri kapandı, dudaklarını alnıma kondurarak öpücüğünü bıraktıktan sonra tekrar yürümeye başladı.
Geçmemiz için açık bırakılan kapının girişinde bizi bekleyen Sinan içeridekilere geldiğimizi çıplak sesiyle anons ettikten sonra koşar adımlarla eşinin yanına ilerledi. Alkışlar eşliğinde girdiğimiz kapıdan, yine alkışlar eşliğinde yerimize geçtik. Nikah memuru bir yandan bize bakarken bir yandan da salondakilere göz gezdiriyordu.
Nikah memuru ve Ömer’in ortasında kalacak şekilde yerime geçerken Ömer’de yanımdaki yerini alarak beklemeye başladı. Nikah memuru konuşmasına başlarken söylediklerine çok fazla odaklanamıyordum. Beynimde birden fazla düşünce dönüyor ve şekilleniyordu. Sergen’in annemin katilini biliyor olması, benim şu an evleniyor olmam ve düğünümde ne annemin ne de babamın olmaması...
Ömer’in de benimde hem yetim hem de öksüz olmamız.
Her şey ama her şey geçiyordu kafamdan.
Salondaki herkesin tekrardan alkışlamaya başlamasıyla gözlerim nikah memuruna kaydı.
‘’O zaman başlayalım. Gelin hanım adınız ve soyadınız?’’
Dünya’ya tam zamanında dönüş yapmışım...
‘’Eslem Soylu.’’
‘’Anne adınız?’’
‘’Asude.’’
‘’Baba adınız?’’
‘’Harun.’’
‘’Damat bey, adınız ve soyadınız.’’
‘’Ömer Hamza Demirel.’’
‘’Anne adınız?’’
‘’Havva.’’
‘’Baba adınız?’’
‘’Recep.’’
‘’Gelin hanım; siz Eslem Soylu hiç kimsenin baskısı ve etkisi altında kalmadan Ömer Hamza Demirel’i eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?’’
Salondan çıt çıkmazken herkesin gözü benim üzerimdeydi, vereceğim cevabı çoktan biliyor olduklarından elleri alkışlamaya hazır bir pozisyonda duruyorlardı. Bakışlarım yanımda duran adama kayarken onun bakışlarının da bende olduğunu görmek kalp ritmimi yeniden hızlandırmıştı.
Bu adamı eş olarak kabul ediyor muydum? Ediyordum sanırım, hem şu an kabul etmeyip ne yapacaktım?
Önümde duran mikrofona eğilerek ‘’Evet.’’ Cevabını verdiğim gibi salonda alkış tufanı oluşmuştu. Nikah memuru tebessüm eşliğinde alkışların bitmesini bekledikten sonra tekrar söze girdi.
‘’Siz damat bey; Ömer Hamza Demirel. Hiç kimsenin etkisi ve baskısı altında kalmadan Eslem Soylu’yu eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?’’
‘’Evet.’’
Ömer’in gür çıkan sesine arkadaşlarından aynı şekilde gür alkış gelirken nikah memuru şahitlerimize dönerek birde onlarla konuşmuştu. Şahitlerimiz Yağmur ve Erdem’di. Önce büyükleri şahit yapacaktık ama sonra onlar yerlerini bu iki deliye terfi ettirmişti. Benim için kimin şahit olduğunun çok bir önemi yoktu sonuçta buraya çıktıktan sonra hayır deyip geriye dönmeyecektik.
Önüme uzatılan deftere imza atarak kalemi Ömer’e uzattım. Sırasıyla atılan imzalardan sonra defter tekrardan nikah memurunun önüne gelince defteri kapatıp, daha küçük olanı eline alan nikah memuru gülümseyerek defteri bana uzatırken konuşmaya başladı.
‘’Üsküdar Belediyesinin bana verdiği yetkiye dayanarak sizi karı koca ilan ediyorum.’’
Evlilik cüzdanı boş olan elimde yerini alırken ‘’Ayağına bas!’’ tezahüratlarına kulak tıkamayarak Ömer’in önüme uzattığı ayağına hafifçe bastım. Fotoğrafçının isteği üzerine birkaç poz verdikten hemen sonra Ömer’in dudakları tekrardan alnımdaki yerini almıştı.
‘’Eslem Demirel.’’
Yüzündeki tebessüm ne kadar hoşuma gitse de Ömer’e olan gıcıklığım hâlâ geçmemişti bu yüzden huyuna ya da suyuna gitmeye niyetim yoktu.
‘’Yoo hiçte bile. Kimliğimi değiştirmeyi düşünmüyorum.’’
‘’Ne demek düşünmüyorum?’’
‘’Eslem Soylu olarak devam edeceğim demek. Herkes kocasının soy ismini almak zorunda değil.’’
‘’Evet tabi almak zorunda değilsin, kimliğinde kendi soy isminin yanına yazdırmak zorunda da değilsin sonuçta görev usulü evleniyoruz.’’
Küskün oğlan çocuğu gibi surat asarak yanımdan gideceği sırada kolunu tutarak durdurdum ve kahkahamı daha fazla tutamayarak gülmeye başladım.
‘’Ya bir dur. Tribal enfeksiyona bağlama hemen. Ay başında mısın anlamadım ki bu ne trip. Herkes Demirel olmak zorunda değil.’’
‘’Ben mi trip atıyorum? Hem o ne ya ay başı falan tövbe estağfurullah. Hem herkesi değil seni Demirel yapmak istiyorum ama unut gitsin. Bu saatten sonra ben vermiyorum sana soy adımı.’’
Kolundaki elimi avucunun içerisine alırken ben hâlâ kahkaha atmakla meşguldüm. Takı için ayrılan kısma geçerken diğerleri de bizi takip ediyordu. Yağmur çiçeğimi elimden alırken İlayda takı için ayarlanan bohçayı açarak yanımıza koydu. Kurdele takmak istememiştik bu yüzden takıları direk bohçaya koyduracaktık.
Fazla kalabalık değildik, bizim ailelerimiz dışında çok az farklı yüzler vardı ki bu da fazla takı olmayacağı için kurdele takmayı şart kılmıyordu.
Takı sırasının en başında Ömer’in halası duruyordu. Fotoğrafçının yerine geçmesiyle halası yanımıza gelerek çantasından takısını çıkarttı. Pardon takılarını çıkarttı demek daha doğru olurdu. Çantasını yanımızda duran Yağmur’a uzatırken bana dönerek ‘’Ben takılarımı bohçaya mı atayım yoksa güzel kızım koluna mı takayım?’’ sorusunu sorunca aşırı hevesli halini kırmak istemedim ve ‘’Koluma takalım hala.’’ Cevabını verdim.
Kutudan ilk çıkarttığı bilezik sanırım kelepçe olarak adlandırılan türden bir bilezikti. Onun hemen yanına daha ince burma bileziğe benzeyen ama ortasında üç tane halka gibi deseni olan bir bilezik daha taktıktan sonra peşi sıra burma bilezikleri koluma geçirdi. Sağ kolum bileziklerin ağırlığından sebep hafif çöküntü yaşarken Ömer’in kıkırdaması halasından ‘’Eşek.’’ Diye karşılık almasına yol açtı.
‘’Kuyumcuyu direk Eslem’in üzerine yapsaydın ya hala bu kadar uğraşmana gerek kalmazdı.’’
Meral hala Ömer’e yandan bakışlar atarak takı takma işlemine geri döndü. Çantasından çıkardığı birden fazla reşatın olduğu kolyeyi boynuma takabilmesi için hafifçe eğildim. Kolyeyi boynuma geçirdikten sonra alnıma öpücük kondurdu.
‘’Bunlar yengem ve abimden sana gelen hediyelerdi kızım.’’
Ömer’in annesi ve babası...
Tekrar çantasından iki bilezik çıkarıp bana uzatırken dolan gözleri beni de duygusallaştırmıştı.
‘’Abim ve yengem gelinimize takacağız diye ta kaç sene öncesinden ayarlama yapmış hayalini kurarlardı ama onlar adına takmak bana nasip oldu. İsteklerini yerine getirdim ya daha ölsem de gözüm açık gitmem.’’
Boğazıma oturan yumru yutkunmamı engelliyordu, boğazımda oluşan ağrıyı hafifletmek adına birkaç kere boğazımı temizledikten sonra Meral halanın elini öperek sarıldım.
‘’Allah seni başımızdan eksik etmesin halacım, hem dur daha düğün yapacağız. Unuttun mu?’’
‘’Unutur muyum kızım hiç. Duygusallaştım biraz ondan öyle dedim yoksa siz daha Rize’ye geleceksiniz ben size çok güzel bakacağım. Herkese seninle hava atacağım en güzel gelin bizim ailede diye.’’
Söylediği cümleye kahkaha atmamak için dudağımı ısırdım. Meral hala Ömer için takacağı altını çantaya attıktan sonra resim çekilmiştik ve sıra Ömer ‘in Mahmut dayısı ve Sibel yengesine gelmişti. Dayısı ve yengesi de hatırı sayılır bir bilezik taktıktan sonra ellerini öpüp resim çekildik. Dayı ve yengede kenara geçerken sırada gözüken Yağmur ile bakışlarım etrafa kaydı Melek isimli şeytan kuzen ortalarda gözükmüyordu.
Ömer’in kolunu çekiştirmem sonucunda gözlerini yakalarken omzuna baskı yapmam sonucu hafifçe eğildi.
‘’Melek yok mu? Göremedim onu.’’
Sorumu garipsemiş olacak ki tek kaşı havada bana birkaç saniye baktıktan sonra ‘’Rize’ye döndü.’’ Diyerek eski haline geri döndü. Hah! Madem geri gönderebiliyordu bu kız niye gelmişti?
Her neyse, ağzımızın tadı kaçmasın Ali Rıza bey moduna geçiş yapalım. Sonuçta kendi nikah günümde sinirlenmeme gerek yok. Sabahtan beri kaçıncı sinirlenişimdi gerçi hatırlamıyordum ama bugün halı altına süpürdüğüm ikinci konuydu ve içimden bir ses halının altındaki konuların bugün fazlasıyla artacağını söylüyordu.
‘’Tebrikler canlarım. Mutluluğunuz daim...’’ kulağıma eğilerek ‘’Evliliğiniz gerçek, bol çocuklu olsun.’’ Diyerek doğrulan Yağmur’a sinirli bakışlar atmaya çalıştım ama tabi ki işe yaramadı. Yağmur elinde tuttuğu kutulardan çıkardığı bilezikleri sol koluma taktıktan sonra anneme ait olan saati de koluma takarak ‘’Bunlar annem ve babamdan, seni böyle görselerdi hayran kalacaklarına eminim.’’ Ellerimi avuçlarının içerisine alıp sıkarken konuşmaya devam etti.
‘’Hep mutlu ol kardeşim. Annem ve babamda bunu isterdi, mutlu olmanı.’’
Göz yaşlarım müdahale etmeme fırsat kalmadan akarken kollarımı Yağmur’a sardım. Elleri sırtımı sıvazlarken ‘’Duygusallık yok. Kendimize geliyoruz. Bugün güzel bir gün.’’ Diyerek sarılmamızı sonlandırdı ve göz yaşlarımı İlayda’nın uzattığı peçete ile silerek koluma bir bilezik daha taktı.
‘’Yağmur bu kadar şey...’’
‘’Sus kız. Erdem ve Yağmur çifti olarak takıyoruz bu bileziği size.’’
Yağmur Ömer ile sarılırken bileğime bir bilezik daha takan Erdem ‘’Hatunuma katılıyorum Erdem ve Yağmur çifti olarak takıyoruz bu bilezikleri ve ben kız tarafıyım o yüzden sus.’’ Diyerek kollarını omuzlarıma doladı. Sarılmasına karşılık verirken fısıltısı tebessüm etmeme yol açtı.
‘’Hep mutlu olun kardeşim.’’
‘’Amin kardeşim amin. Darısı size.’’
‘’Ulan bu şerefsiz ne yaptı etti benden önce evlendi ya. Dua et seviyorum seni Ömer ama bu kalleşliğinden ötürü ben kız tarafı olmaya karar verdim.’’
Ömer ve Erdem kendi hallerinde konuşarak selamlaşırken Erdem ve Yağmur çiftiyle çekildiğimiz fotoğraf sonrası sıra kaldığı yerden devam etmişti. Asım amca ve Hasan amca önce birlikte gelmişler ardından teyzeler bir gelmişti ve sonra eşleriyle tekrar gelmişlerdi. Neden böyle yaptıklarını sorduğumuzda ise önce Ömer’in babasının arkadaşları olarak geldiklerini sonra ise bizim aile dostumuz olarak geldiklerini söylemişlerdi.
Sağ kolum erkek tarafı takılarıyla, sol kolum ile kız tarafı takılarıyla dolmuştu. Faruk abi hem erkek hem de kız tarafını boş geçmezken ‘’Bizim doğuda adetten fazla altın takılır yoksa yanlış anlama.’’ Diyerek oğlunu kucağıma vermişti. Çekildiğimiz fotoğrafın peşine ise Merve’nin söylediği ‘’Gelinin kucağına ilk verilen bebeğin cinsiyeti evli çiftin ilk çocuklarının cinsiyetini belirlermiş.’’ Cümlesiyle herkes hep bir ağızdan ‘’Amin.’’ Demişti.
‘’Öncelikli duamız sağlıklı olması tabi ki ama ben kız çocuğu isterim.’’
Ömer’in fısıltısı bütün kanın yüzüme hücum etmesine sebep olmuştu. Dirseğimi boşluğuna geçirerek ‘’Oldu paşam siparişini ver, göndersinler muhakkak ellerinde senin isteğine göre kız çocukları vardır. Tövbe tövbe.’’ Diyerek Yağmur’un elindeki kutudan saati çıkartıp Ömer’in koluna taktım.
Gözlerini saatten ayırmadan ‘’Teşekkür ederim.’’ Dedi ve Erdem’in tuttuğu kutudan çıkardığı uzun hasır kolyeyi boğazıma taktı.
‘’Ömer zaten sizinkiler yeterince altın taktı buna ne gerek var...’’
‘’Teşekkür ederim Ömer demen gerekiyor.’’
‘’Teşekkür ederim.’’
‘’Rica ederim, kurban olduğum.’’
Şakağıma kondurduğu öpücükten sonra bileğime bir bilezik bir de pırlanta bileklik taktıktan sonra küpeleri takı çantasının içerisine attı. Evet bildiğiniz attı. Durduğu yerden fırlattı ve yüzük tam isabetli bir şekilde bohçanın içerisine düştü.
Takı ve fotoğraf faslının bitmesiyle orta yaşlılar cemiyeti bizden ayrılmaya karar vermişti. Yolumuza gençler olarak devam etme kararı verdiğimizde arabaya geçmeden önce başımdaki duvağı çıkartıp bagaja takılarımın hepsini de bohçaya koymuştum. Bohçayı Ömer’in halasına teslim ederken hepsinin kasada olacağının garantisini veren halasına ‘’İstersen hepsini al koluna tak halacım, sıkıntı yok.’’ Cevabını verip yanaklarından öpmüştüm. Cevabım hoşuna giderken ‘’Allah’a emanet olun.’’ Diyerek bizi uğurladıktan sonra geldiği arabaya binmişti.
Geri kalan tayfa çoktan arabalarına binmiş bizi bekliyordu. Ömer ile zaman kaybetmeden koltuklarımıza geçtikten sonra konvoy halinde Ömer’in rezervasyon ayarladığını söylediği lokantaya doğru yola çıktık.
Araba kullanırken papyonunu çözerek torpido gözüne koyan Ömer işi bitince gömleğinin üstten birkaç düğmesini açtı. Ceketini binmeden önce çıkarmıştı ve gömlek kolları dirseğine kadar kıvrılmış vaziyette araba kullanıyordu ve ona taktığım saat lanet derecede güzel gözküyordu.
Ömer’in taktığı bileklik ve annemin saati haricinde kollarım bomboştu, bir ara kendimi yürüyen kuyumcu gibi hissetmiştim. Halka açık bir hedef ya da yürüyen altın.
‘’Yemek için nereye gidiyoruz?’’
Ömer’in hafif açtığı kendi tarafımdaki camı kapatarak kollarımı göğsümde birleştirdim.
‘’Gebze tarafında çok güzel bir dağ evimiz var oraya gidiyoruz.’’
Gebze derken?
‘’Gebze mi? Bir yemek için kalkmış Gebze’ye mi gidiyoruz?’’
‘’Neden arkana yaslanıp yolculuğumuzun tadını çıkarmıyorsun?’’
‘’Yemekten sonra dönecek miyiz? Yoksa orada mı kalacağız?’’
Ömer dikiz aynasından arkasına baktıktan sonra ‘’Kalacağız.’’ Cevabını verdi.
‘’Arka arabadakiler de kalacak mı?’’
Başını olumlu anlamda sallayarak beni onaylarken birkaç saatliğine kaybolan sinirlerim geri gelmeye başlamıştı. Kalabalık gidiyorduk ve kalacaktık bu da demek oluyordu ki bazı şeyler yine konuşulmayacaktı.
‘’Konuşacağımızı sanıyordum Ömer.’’
‘’Konuşacağız zaten kurban olduğum.’’
Az önce kapattığım camı geri açarak içeriye oksijen dolmasını sağladım.
‘’Bu kadar kalabalık giderken ve yanımızda diğer kızlar varken nasıl konuşacağız? Beni yine geçiştirmeye mi çalışıyorsun?’’
Sağa sinyal vererek Çevreyolun yoluna doğru dönerken ‘’Hayır niyetim seni geçiştirmek değil, oraya kalabalık gidiyoruz ama gecesinde kalabalık olmayacağız. Faruk ve Hakan bu geceden dönecekler, Sinan yarın dönecek. Erdem ise ben gelene kadar orada sizinle kalacak.’’
‘’Sen gelene kadar derken? Sen nereye gidiyorsun ki?’’
Ömer sessizlik hakkını kullanırken başımı dışarıya doğru çevirdim. Eski Ömer geri gelmişti.
Kucağımda duran elim büyük avucunun içerisinde kaybolurken ‘’Dur hemen küsme, anlatacağım.’’ Diyerek gişelere geldiğimizden ötürü arabayı yavaşlattı. Gişeden geçtiğimiz gibi eski hızına geri dönerken arabanın camını açarak arkasında duran Hakan’a öne geçmesi için işaret yaptı. Hakan korna çalarak önümüzden giderken Faruk abi ve Sinan’da onu takip ederek önümüze geçmişlerdi.
‘’Görev için gitmem gerekiyor. Bu süre zarfında Yağmur ve senin tek kalmaman adına Erdem sizinle beraber kalacak. Bu gece hep beraber olacağız ama şafak sökmeden Faruk ile gizlice çıkacağım. Evde kaldığınız süre boyunca kepenkler hep kapalı duracak, büyük ihtimalle izleniyor olacaksınız bu yüzden dışarı çıkmak veya cam açmak hatta kepengi açmak bile yasak.’’
Bu neydi şimdi? Neden izlenecektik?
‘’Bizi kim neden izleyecek Ömer? Neden böyle saklanıyoruz? Tehlikede miyiz?’’
‘’Hayır. Tehlikede değilsiniz ve tehlikede olmaman içinde her şeyi yapacağım. Katılacağım operasyon gizli olduğu için takip ediliyor olacağız. Sergen peşimizde olacaktır. Hep beraber evde olduğumuzu düşünmek onu bir hayli oyalayacaktır. Camı ve perdeyi açmaman sadece onu tetikleyecek ve inat ettikçe oradan ayrılmayacaktır.’’
‘’Peki ya içeri girmesinden korkmuyor musun? Biliyorsun korunaklı dediğin yerlere girmekte usta olmuş bir adamdan söz ediyoruz. Kapıya adam da diksen içeride Erdem’i de bıraksan Sergen bir yolunu bulup içeriye giriyor.’’
Elimi bırakarak şakağını kaşımaya başladı.
‘’Sergen ben izin verdiğim için girebiliyor.’’
‘’Bu ne demek oluyor?’’
‘’Sergen’in en savunmasız ve nötr hale geldiği zaman senin yanında olduğu an oluyor. O yüz...’’
‘’He yani sende bu yüzden benim haberim olmadan beni kullanıp Sergen’e karşı beni açık hedef haline mi getiriyorsun? Harikaymış gerçekten sağ ol. Nasıl rahatladım şu an anlatamam.’’
‘’Hayır, bir durur musun? Cümlemi bitirmeme izin ver. Seni hedef haline getirdiğim yok. Kurban olduğum ben bu kadar şerefsiz bir adam mıyım gerçekten senin gözünde?’’
‘’Konuyu saptırma Ömer, dinliyorum.’’
‘’Bugün odaya bilerek iznimiz dahilinde girdi. Alışveriş merkezinde olanlar kesinlikle dikkatsizliğimizin bir hatasıydı oraya gelebileceğini tahmin etmemiştim çünkü yollandığı görevden daha dönmemişti, onun dışında bir yaklaşım söz konusu değildi zaten.’’
‘’Bugün neden girmesine izin verdin?’’
‘’Hard disk konusunda bir şey yapıp yapmayacağını öğrenmem gerekiyordu. Sana gelmek istemesindeki amacı öğrenmem gerekiyordu. Hard diski aldığından beri Sergen aşırı sakin duruyor Eslem ve ne planladığını öğrenmem lazım, seni tehlikeye atamam. Herif sana köpek gibi bağımlı ve ben onu her gördüğümde boğazına sarılıp gebertmemek için bütün sabrımı sonuna kadar kullanıyorum. Lanet olası olay çözülmeden onu öldüremiyorum çünkü bütün ayak işlerini ona yaptırıyorlar ve bizi sonuca götürecek adam da Sergen.’’
Cümlesinin sonuna doğru ses tonu yükselirken direksiyonu tutan parmaklarının boğumları beyazlamaya başlamıştı.
Herif sana köpek gibi bağımlı.
Aramızda duran eline uzanacağım esnada saçlarının arasına sokarak saçlarını dağıttı.
‘’Adamın cebinden hard diski aldın ve içinden çıkan bilgiler bütün istihbaratlarını çökertti. Sergen’in başına büyük bela açıldı ama görevine devam ediyor. Ortada dönen bir oyun var ve biz bunu çözemiyoruz. Başı ne derece belada bilmiyorum ya da ne karşılığı belaya girmedi onu da bilmiyorum ve belirsizlikten nefret ederim.’’
‘’Bugün yanıma hard disk için gelmedi.’’
‘’Biliyorum odada ses dinleme cihazı vardı.’’
‘’Tabi ki biliyorsun. Tıpkı annemin katilini bildiğin gibi bunu da biliyorsun Yüce Honos!’’
‘’Annenin katilini şu an öğrenmen sana nasıl bir fayda sağlayacak?’’
‘’Katili bileceğim Ömer. Bunu anneme kim yaptı diye düşünmekten ziyade onu nasıl cezalandırabilirim diye düşüneceğim. Kafam ve kalbim rahatlayacak. Babamın katili bile kesinlik kazanmamışken annemin de belirsizlikte olmasını istemiyorum. Belirsizlikten bende nefret ediyorum.’’
Dolan gözlerim sesimin çatlamasına yol açarken ağlamamak için bakışlarımı tekrardan cama doğru çevirdim.
‘’Öğrendiğinde canın daha çok yanacak ve daha ortada kesin bir şey yok. Sadece ihtimal üzerine gidiyoruz, kesin olmayan bir bilgiyi vererek seni ümitlendirmek istemiyorum.’’
Boğazımı temizleyerek camı yarım hale gelecek kadar kapattım.
‘’Yani bana annemin katilini söylemeyeceksin öyle mi?’’
‘’Söyleyeceğim.’’
‘’Ama?’’
‘’Ben görevdeyken sen kendin öğreneceksin. Gideceğimiz çiftlik evinin bodrumunda sığınak var. Ben gelene kadar duracağınız yer orası olacak. Bizden başkasının oraya adım atması imkansız değil ama zor. Sistem bizim parmak izimizle çalışıyor ve içeri girmeden önce çıkan alarmın da kapama tuşunun yerini sadece biz biliyoruz. Sistemi kıracak yazılımcının baya uğraşması gerekiyor çünkü matruşka gibi her kırdığı duvar başka bir duvara açılacak ve bu da...’’
‘’İçeride olana zaman kazandıracak.’’
‘’Kesinlikle. Ben evde yokken üçüzler seninle iletişime geçecek, tabi Salih ile de bu sırada irtibatta olman gerekiyor. Erdem size gerekli konularda yardımcı olacak yokluğumda aklına takılanları ona sorabilirsin ama unutma Erdem sadece bilmeniz gereken kısmı anlatıyor olacak o yüzden şansını zorlaman bir işe yaramaz. Erdem benden daha ketumdur.
Bodrum katındaki sığınak dört oda bir salon konumuna sahip, odalardan iki tanesi ebeveyn banyolu yatak odası, geri kalan iki odadan biri kiler olarak kullanılıyor ve diğer oda ise çalışma odası. Salon ve mutfak bir, gün ışığı göremeyeceksiniz ama zaten senin bilgisayar başından kalkıp etrafı fark edeceğini pek sanmıyorum. Üçüzlere yardım etmediğin vakitte boş duracağını sanmıyorum. Sen sanıyor musun?’’
Erdem’in senden daha ketum olduğunu konuşmaya başladığımız zaman gittiğin görev sayesinde öğrenmiştim zaten. Salak şey ser verip sır vermiyordu ve beni deli ediyordu ve evet durmayacaktım. Fırsat sunulmuşken her şeyi öğrenecektim.
‘’Durmayacağımı sende, bende biliyoruz Ömer. Üçüzlere ne konuda yardımcı olacağız?’’
‘’Detayları Erdem açıklayacak.’’
‘’Peki, sen kaç günlüğüne yoksun?’’
Nefesini sesli bir şekilde dışarıya üflerken ‘’Bir hafta.’’ Cevabını verdi.
‘’Saha görevlerine hep bu kadar sık mı çıkıyorsun?’’
‘’Aslında bu kadar sık çıkmıyordum, son zamanlarda sıklaştı.’’
‘’Son zamanlarda sık olmasının bir sebebi var mı?”
“Var.”
Kafamı sinirle koltuğun baş kısmına vururken “Ömer!” Diye cırladım. Resmen insanı delirtmeye çalışıyordu.
“Gerçekten deli edersin adamı ya! Neden sıklaştı söylesene oğlum!”
“Bak ya yine oğlum diyor. Senin kelime hazneni yenilememiz gerekiyor kurban olduğum.”
Ömer’e hiçbir şekilde karşılık vermeyip bakışlarımı akıp giden yolda sabit tuttum. Eli elime uzanırken kendimi geri çekerek cama doğru yaslandım.
‘’Eslem!’’
Sesinde ki ıstırap kalbimde bir çatlak oluşmasına sebep olurken kollarımı göğsümde birleştirdim.
‘’Bir g...’’
Konuşmasını keserek ‘’Boş ver Ömer.’’ Dedim.
‘’Gerçekten boş ver. Sormadım say, bundan sonra da sana bir şey sormayı düşünmüyorum. Mola verebileceğimiz bir yerde durursak sevinirim lavaboya gitmem lazım.’’
Bakışları yüzümde sabit kalsa da bir süre sonra yola odaklanarak telefonundan Erdem’i aradı. Tuvalete gitmeyeceğimin farkındaydı; araç değişikliği yapmak istediğimi anlamıştı.
‘’İleride bir mola verelim.’’
‘’Tamam kardeşim. Diğerlerine haber veriyorum.’’
Kapanan telefon ile arabanın içi sessizliğe bürünürken aradan geçen on dakikanın sonunda Erdem geri aramıştı.
‘’Diğerleri eve geçiyor. Sinan ve İlayda önden gidip yemekleri hazırlayalım dedi Faruk ve Hakan’da onlarla devam edecekler. Biz sizinle geliyoruz.’’
‘’Tamamdır kardeşim.’’
Ömer telefonu kapattığı gibi sağa sinyal verirken yoluna devam edecek olan araçlar ile korna eşliğinde anlaşma yaparak tesislerin önünde arabayı istop ettirdi. Duran arabadan inerek içeriye geçerken Yağmur’da peşimden geliyordu. Ömer ve Erdem’in arkamızdan gelmemesi işime gelmişti.
‘’Bir sorun mu var?’’
Peşimden koşar adım ilerleyen Yağmur çikolata reyonun önünde durduğumuz esnada sorusunu sorarak çikolatalara bakmaya başlamıştı.
‘’Sorun hep var, hiç bitmiyor ki.’’
‘’Tamam o zaman şöyle sorayım. Arabada ne oldu?’’
Soluğumu sesli bir şekilde dışarıya verirken ‘’Ömer ile iletişim kuramıyoruz. Ne sorsam ya geçiştiriyor ya cevap vermiyor ve bu durum benim canımı sıkmaya başladı.’’ Dedim.
Yağmur başını sallayarak sessizliğini korurken çoktan bir sürü çikolatayı ellerime doldurmuştum.
‘’Ben Erdem’e diyeyim arabayı bize versin. Onları arkadan takip ederiz nasıl fikir?’’
Cips reyonunda istediğim cipsi ararken başımı sallayarak Yağmur’u onayladım ve uzattığı sepeti alarak elimdekileri içerisine doldurdum. Kasaya gidip aldıklarımızın parasını ödeyeceğimiz esnada ortaya çıkan Ömer pos cihazından temassız ödeme ile ödemeyi yaparak iki tane poşeti eline alıp dışarı çıktı. Yağmur elinde tuttuğu araba anahtarını bana fırlatırken ‘’Sen kullanacaksın.’’ Diyerek anahtarların avucumun içerisinde sağlam olduğunu görüp bir poşeti aldığı gibi yan koltuğa geçip oturdu.
Ömer’in bakışları bana dönerken sakince konuşmaya başladım.
‘’Hemen arkanızda sizi takip ediyor olacağız.’’
‘’Eslem...’’
‘’Eve geçen insanları bekletmeyelim.’’
Dudaklarını birbirine bastırırken başını sallayarak beni onayladıktan sonra arabasına doğru ilerleyip sürücü koltuğuna oturdu. Erdem’in de yanına oturmasıyla bende arabadaki yerimi aldım. Ömer arabasını çalıştırıp ilerlerken kemerimi bağlayarak peşine takıldım.
‘’Gelinlikle araba süren ilk kadın olabilirsin dur resmini çekeyim.’’
Yağmur telefonuyla resmimi çekerken birkaç pozda dil çıkarmayı ihmal etmedim.
‘’Telefonunu bağlasana şarkı dinleyelim. Şu çikolataları da aç. Ay! Topukluları çıkartıp mı kullansaydım acaba arabayı böyle zor oluyor sanki bilemedim.’’
Koltuğu öne çekmek için birkaç kere eğilince arabanın şeritten çıkmasına sebep oldum.
‘’Hoop. Kendine gel.’’
Yağmur’un parmaklarımın üstüne konan eline gözlerimi devirerek direksiyonu daha rahat kavradım.
‘’Al işte bak arıyorlar.’’
Telefonunu direksiyonun üzerine tutarak bana gösterirken bir yandan cevapla yapıp sesi hoparlöre verdi.
‘’Yağmur’um o araba neden sarsılarak geliyor? Bir sıkıntı mı var? İyi misiniz?’’
‘’Korkma nişanlın gayet sağlıklı ve iyi. Bir sıkıntı yok, koltuğu öne çekmeye çalışırken yoldan çıktık sadece.’’
‘’Yenge falan dinlemem ben bak. Arabama güzel davran, Yağmur’un canına da dikkat et.’’
‘’Bende şimdi damat falan dinlemem arkadan bir güzel toslarım size sonra kendi canını mı düşünürsün, arabayı mı düşünürsün yoksa Yağmur’u mu bilemem.’’
‘’Canım yengem ya, ne kadar şakacı öyle değil mi Ömer? Eslem canım kardeşim biricik yengem sen dediğini yaparsın o yüzden ben telefonu kapatayım sizde güzel güzel arkamızdan aradaki mesafeye dikkat ederek gelin. Yağmur’um?’’
‘’Efendim canım nişanlım.’’
‘’Seni seviyorum.’’
‘’Bende seni seviyorum canım nişanlım. Hadi kapatıyorum müzik açacağım.’’
‘’Tamam güzelim hadi görüşürüz.’’
Kapanan telefon ile öğürme sesi çıkardım.
‘’Iyk. Canım nişanlım mı? Gerçekten mi Yağmur?’’
‘’Sus be! Sen ne anlarsın cani.’’
Koluma patlatıp telefonunu arabaya bağlarken konuşmak için açtığım ağzıma kırdığı çikolatayı sokuşturdu. Mırıltılar eşliğinde çikolatamı yiyerek Ömer’i takip etmeye devam ettim.
Aradan geçen birkaç saniyenin sonunda Yağmur’un açtığı şarkının sesi arabanın içerisine dolmaya başladı. Sesi yükselterek hem kendi ağzına hem de benim ağzıma tekrardan çikolata koyarken Nil Karaibrahimgil ile aynı anda şarkıya giriş yaptık.
İşte terapi buydu; sevdiğin insanla bir arabanın içerisinde yüksek sesle şarkı söylemek.
‘’Sen beni boşuna hiç kalbinin oralara koyma. Kollarını bana sarma. Kalamam oralardaaaaaaaa. Sen de gül eğlen, öyle acıklı konuşmaaaaaa . Hayat ne ki sonuçta? Anlık bir buluşmaaaaa. Laylaylaylay ben de böyleyiiiiim. Lay lay lay lay hepte böyleyiiim.’’
‘’Hayır böyleydim demen gerekiyor Yağmur. Lütfen düzgün eşlik edelim.’’
‘’Üf sende lay lay diyorsun ama doğrusu la la la. Uf! senin yüzünden şarkıyı kaçırıyoruz.’’
Müziğin sesini daha fazla yükseltirken bağırarak şarkıyı söylemeye başlayan Yağmur’a gülerek şarkıya aynı şekilde eşlik etmeye başladım.
‘’KARANLIKTA YANABİLİRİM. BOŞLUKTA DURABİLİRİM. DÜŞMEM BEN, KANATLARIM VAR RUHUMDAAAAAAA. GEL-Dİ-ĞİM GİİBİ GİDEBİLİRİM. AŞK-TAN VAZ-GEÇEBİLİRİM. ZİNCİR YOK Kİİİ BENİM BOYNUMDAAAAAAA.’’
Hafif acıyan boğazımdan sebep sesimin volümünü hafiften düşürerek ağzıma bir parça çikolata daha attım. Ömer’in sağa sinyal vermesi ile bende sinyal vererek hızımı düşürdüm. Kontrollü bir geçiş gerçekleştirerek orman yoluna girdiğimiz esnada Yağmur müziğin sesini kısarak konuşmaya başladı.
Sakinleştiğimin farkındaydı ve bunu sonun kadar kullanacaktı.
‘’Sakin olman gerektiğini biliyorsun değil mi? Sonuç olarak baktığımızda acele ediyormuşsun gibi gözüküyor.’’
‘’Hızlanmamız için daha kaç kayıp vermemiz gerekiyor Yağmur? Bu yolda babamız öldü, annemiz öldü ve bilmediğimiz tanımadığımız ama geride sevdiklerini bırakan kim bilir kaç insan daha öldü.’’
‘’Kayıp vermekten bende hoşlanmıyorum Eslem ama acele ederek yeni bir kayıp daha vermek istemiyorum.’’
Başımı olumlu anlamda sallarken ‘’Anlaşıldı. Daha sakin kalmaya çalışacağım ama bu onların bizden bir şey saklamalarına müsaade edeceğim anlamına gelmiyor.’’ Diyerek önümüzden giden arabayı gösterdim.
‘’Tamam ama Ömer’e fazla yüklenme çocuğun omuzlarında çok fazla sorumluluk var.’’
‘’Bende ondan bahsediyorum ya Yağmur. Omzundaki yükleri azaltmak istiyorum ama o itinayla benim omzumdan da yük almak istiyor.’’
Yağmur’un telefonu arabaya bağlı olduğundan dolayı son ses çalarak yerimizde ufak çaplı korkmamıza sebep olurken direksiyondan, gelen aramayı kabul ederek Erdem’in konuşmasını dinlemeye başladım.
‘’Sevgilim?’’
‘’Hoparlördesin Erdem. Sevgilin duyuyor seni.’’
‘’Oo Eslem hanım zaten seninle konuşacaktım, hoparlörde olması iyi oldu. Önümüzdeki yol yokuş, baya dik yokuş hatta. Şoför değiştirmek için son çıkış.’’
Ağzımdan kaçması muhtemel kahkahamı bastırmak adına boğazımı temizledim.
‘’Neden? Ömer yokuş çıkmaktan korkuyor mu?’’
‘’Ha! Ne? Ömer ne alaka lan? Ha tamam. Şimdi anladım. Ulan Eslem, ulan Eslem.’’
Erdem’in kahkahası arabanın içerisinde yankılanırken ‘’Çok konuşma, önünüze bakın arkanızdan geliyor olacağız.’’ Diyerek aramayı sonlandırdım ve Ömer’in yokuşu yarılamasını bekledikten sonra ayağımı gaza kökleyerek yokuşu çıktım.
Arabanın tekerleklerinin düz yola girmesiyle nefesini sesli bir şekilde dışarıya bırakan Yağmur’a gülerek bakarken o koluma geçirip camını yarıya kadar indirdi. Görüş alanımıza giren boş arazi ile Ömer gibi yavaşlayarak arabayı ayrılan otopark gibi olan kısma park ettim.
Kemerlerimizi çözdük ve çikolata poşetimizi alarak arabadan indik. Ömer ve Erdem kendi bindikleri arabanın önünde bizi beklerken arabayı kilitleyerek anahtarı Erdem’e verdim. Erdem montunu Yağmur’a giydirerek anında kollarını nişanlısına doladı ve adımlarını orman yoluna doğru yönlendirirdi. Onlar ilerlerken içime işleyen soğuğa lanet okuyamadan yanıma gelen Ömer montunu omuzlarıma bıraktı.
Erdem ve Yağmur’un peşi sıra yan yana ilerlemeye başladık. Omuzlarımda ki montu düzgünce giyinerek fermuarını kapattım, içerisinde kaybolsam da sıcakta olmak ve Ömer’in kokusuyla sarmalanmak iyi gelmişti.
Her ne kadar ormanın içinde yürüyor olsak da yürüdüğümüz yol gayet temiz ve düzdü. Ağaçların arasında kalan toprak alan güzelce temizlenmiş ve rahat yürümemiz için ayarlanmış gibiydi.
Ayağımdaki topuklu ayakkabılara rağmen gayet rahat yürüyordum.
Ömer’in sessizce yanımdan gelmesi iyi bir şeydi, şu an ne o ne de ben yeni bir konuşma yapmaya hazır değildik. Biz iletişim kuramıyor gibi bir şeydik. Ne zaman bir konuşma başlasa biz sonunda muhakkak kavga ediyorduk. Bu ilişki ne kadar sağlıklıydı orası tartışılması gereken başka bir konuydu.
Ağaçların koruması altına aldığı evin önüne geldiğimizde normal adım atarak üzerine çıkamayacağımız bir duvar bizleri karşıladı. Erdem Yağmur’u belinden tutarak önümüzdeki taşın üzerine çıkardıktan sonra kendisi de çıkarak ev görünümlü şaheser yapıya doğru ilerlemeye başladılar.
Ev çok güzeldi, hatta aşırı güzeldi. Tıpkı alacakaranlık filminde Cullen ailesine ait olan evi andırıyordu ama daha sıcak duruyordu.
Ağaçlar arasına saklanmış iki katlı taş yapıt tek kelime ile harika duruyordu. Eve aşık olmuştum.
‘’Seni kaldırmama müsaade var mı?’’
Ömer’in sorusuna karşılık başımı olumlu anlamda salladım. Oraya; ayağımda topuklu ve beyaz elbise giyiyorken kendi başıma çıkmaya niyetim yoktu. Ömer elinde ki poşeti bileğine geçirerek sağ elini sırtımdan uzatarak sağ koltuk altıma denk getirirken sol koluyla bacaklarımın arkasını kavrayarak beni kucağına aldı.
Ağzımdan kaçan çığlığa engel olamadığım gibi kollarımı da boynuna sarmıştım. Konuşurken ağzımdan çıkan nefes havada bulut oluşturuyordu. Kasım ayında olabilirdik ama bu dağın tepesi ekstra soğuktu.
‘’Ne yapıyorsun?’’
‘’İçerisi dolu olduğu için gelinimi eşikten burada geçiriyorum.’’
Ciddiyet içerisinde kurduğu cümle üzerine nefesimi yüzüne üflememek adına başımı geriye atarak kahkaha atmaya başladım. Gerçekten şuan tek derdimiz gelini eşikten kucakta geçirip geçirmemekti öyle değil mi?
Ömer’in durmasıyla kahkahamı sonlandırarak boğazımı temizledim. Bakışları fazla odaklıydı, aşırı fazla odaklıydı hem de.
‘’Bende insanım, benimde kalbim var.’’
Ne diyeceğimi bilemediğim için sessizliğimi koruyarak bakışlarımı ondan kaçırdım. Bakışları içimi görmek ister gibi bakıyordu; ruhuma işlemek ister gibi.
Ruhuma çoktan işlemişti ama bu ara ipe ucundan tutunmuş vaziyette olduğumuz için karşılıklı olarak birbirimizi yoruyorduk ki sanırım ben ekstra fazla yoran kişi oluyordum.
Ömer çok rahat ve profesyonel bir şekilde taşın üstüne çıkarak aynı şekilde yürümeye devam etti. Kapının önüne gelene kadar sesimi çıkarmasam da evin kapısının önünde kıpırdanmaya başladım.
‘’Herkesin içine böyle girmeyeceğiz değil mi? Bence artık inme vaktim geldi.’’
Soluğunu sesli bir şekilde dışarıya bıraktıktan sonra eteğimin açılmadığından emin olarak ayaklarımın yere basmasını sağladı. Sol elim kolunu bırakmazken, gözlerimi etrafta gezdirmeye başladım. Buradan bakılınca baya tepede duruyorduk ama yürüdüğümüz yol gayet düzdü, gerçi yokuşu arabayla çıktığımız düşünülürse düzlükte olmamız gayet normaldi.
Taştan duvarları ve siyah çerçeveli büyük boy camları ile iki katlı ve enine büyük olan ev aşırı derecede havalı duruyordu. Çelik kapı biz tıklatmadan açılırken Sinan’ın otuz dişi meydanda sırıtmasına göz devirdim. Yirmilik dişlerinden iki tanesi birkaç sene önce çekildiğinden beri ne zaman bu şekil gülse şu an bağırdığı gibi bağırıyordu.
‘’Otuz dişli Sinan sahalarda!’’
Kapıdan içeriye girdiğimizde bizi ayakkabılık ve portmantonun olduğu küçük bir alan karşılıyordu. Ömer elindeki poşeti Sinan’a verdikten sonra ayakkabılarını çıkartarak dolaba koydu. Portmantonun beni tartacağını düşündüğüm kısmına oturarak ayakkabılarımın kurdelesini çözdüm ve ikisini de güzelce rafa koyarak oturduğum yerden kalktım.
‘’Merve ve Yağmur hariç kızların hepsi mutfakta. Merve paşayı uyutuyor, kızlar salata yapıyor, Yağmur’da eşyalarınızı yerleştiriyor.’’
Sinan’ın raporunu dinlerken gülmemek için kendimi tuttum.
‘’Tamam asker, rahat olabilirsin. Erkekler nerede?’’
‘’Geç dalganı Eslem Demirel. Geç bakalım.’’
Eslem Demirel...
Ay ben Demirel olmuştum değil mi?
Sinan boğazını temizleyerek dikkatleri yine üzerine çekerken ‘’Abi sen az seraya gelirsin, seni bekliyoruz.’’ Diyerek Ömer’e bakış attıktan sonra yanımızdan ayrıldı. Ömer’in bana dönen bakışlarından kaçmak adına ‘’Ben kızların yanına gideyim.’’ Dedim ama tam adım atmıştım ki sağ elinin parmakları sol bileğimi yakalamıştı. Beni kendisine çekerek kollarını vücuduma sararken dudakları şakağımdaki yerini almış, kokumu derince içerisine çekerken öpücüğünü kondurmayı ihmal etmemişti. Kollarını sardığı hızda çözmesi bir olurken ceketini çıkartarak koltuğun üzerine koydu ve sürgülü kapıyı açarak dışarıya çıktıktan sonra gözden kayboldu.
Önümdeki basamağı çıkarak, ana salona giriş yaptım. Şömineden gelen ısı sıcaklamamı sağlarken üzerimdeki montu çıkartarak portmantoya astım. Salonda bir tane kocaman köşe koltuk ile bir tane üçlü koltuk vardı. Köşe koltuğun hemen karşısında bulunan duvarda kocaman bir televizyon, televizyonun hemen altında ise şömine duruyordu. Köşe koltuğun hemen arkasında üst kata çıkan merdivenler vardı. Camlar boydan boya olduğu için kararmaya başlayan havadan sebep dışarısı korku filmine konuk oyunculuk yapıyor gibiydi.
Sol tarafta kocaman bir mutfak varken, orta alanda duran ada tezgahın hemen arkasında yemek masası ve sandalyeleri vardı.
Ev tam anlamıyla bir baş yapıttı.
Bahar salatayı doğrayarak kaba koyarken İlayda tabakları çıkartıyordu. Ömer’in bahsettiği alt kata görünürde inen bir merdiven gözükmüyordu.
‘’Eslem! Gelsene.’’
İlayda’nın seslenişi düşüncelerimi zihnimden uzaklaştırırken gülümseyerek yanlarına ilerledim ve ada tezgahın yanındaki yüksek sandalyeye çıkıp oturdum. Sandalyenin demiri çıplak olan ayaklarımı üşütürken anlık gelen titrememe engel olamadım.
‘’Çarpıldın mı lan! Ne bu hareketler.’’
‘’He çarpıldım. Şimdi seni de çarpacağım. Çıplak ayak demire bastım ya bir titreme geldi. Siz ne yapıyorsunuz?’’
‘’Valla tatlım ben salata hazırlıyorum. Erkekler sera da mangal yakıyor. Merve bebesini uyutuyor, Yağmur üst değiştirmede hatta sende git hemen değiştir üstünü. Biz geldiğimiz gibi kurtulduk abiyelerden. Bu arkadaş İlayda ise kendi çapında iş yapıyor.’’
‘’Aşk olsun ilkbahar. Sen çiçek aç diye uğraşıyoruz ancak bitlenen bitkilere dönüşüyorsun. Ayıp.’’
Bahar’a trip atan İlayda ne kadar komik olsa da Bahar’ı dinleyerek ayağa kalktım.
‘’Ben hemen değişip geleyim o zaman. Oda olarak nereyi kullanacağım peki? Belli mi?’’
Bahar kollarını belindeki havluya kurulayarak yanıma gelirken İlayda’ya ‘’Salatayı soslarsın.’’ Demeyi ihmal etmedi. İlayda ne kadar gözlerini devirse de kollarını yukarı çekerek yağı eline almıştı. Bahar önde olacak şekilde merdivene ilerlerken Ömer’in koltuğun üstündeki ceketini alarak Bahar’ın peşi sıra merdivenlerden çıktım. Merdivenin karşısında ki odayı göstererek ‘’Bu oda misafir odası ama genellikle biz kullanıyoruz.’’ Biraz daha ilerleyerek hafif arkada kalan kapıyı gösterip ‘’O oda Faruk abi ve Merve’nin odası. Bu evi Ömer ile yaparlarken orayı direk almış valla Faruk abi.’’ Dedi. Biraz daha ilerlediğimiz de yan yana olan iki kapıyı gösterip ‘’Sağ kapı Erdem’in sol kapı ise Sinan’ındı ama artık Sinan ve İlayda’nın odası oluyor. Sağ kapı hâlâ Erdem’in ama.’’ Dediğinde onun gibi bende gülüyordum.
‘’Tamamaam, peki ben nerede kalacağım?’’
‘’Ömer nerede sen orada tabi. Ömer’in odası yukarıda.’’
Parmağıyla yukarıyı gösterirken şaşkınlığımı gizleyemedim.
‘’Dışarıdan bakılınca iki katlı duruyor ama.’’
‘’Dışarısı bir aldatmaca. Odanıza çıkan merdiven Faruk abilerinin yanındaki duvarda. Arkaya saklanmış bir merdiven ve yukarıya saklanmış bir oda. Ömer etrafı ne kadar kalabalık gözükse de yalnız olan bir adamdı ama artık sen varsın. Yalnızlığına ortak olmak yerine onu çekip çıkartırsın.’’
Bahar’ın gözlerinde ki inanç ve mutluluk boğazıma bir yumrunun oturmasına sebep olmuştu. Bana güveniyor ve inanıyordu ama benim kendime olan güvenimden haberi yoktu; şu an bu konuyu konuşup canını sıkmak istemiyordum bu yüzden tebessüm ederek ‘’Benim çantam üst katta mı?’’ diye sordum.
‘’Evet tatlım. Işıklar sen merdivenin yanına gidince otomatik yanıyor ama üst katın ışığı merdivenin hemen yanında. Ben aşağıya iniyorum sende gelirsin.’’
‘’Anlaştık.’’
Bahar merdivenlerden inerek gözden kaybolurken Faruk abi ve Merve’nin kapısına doğru yaklaştım. Dediği gibi ışık otomatik olarak yanıp etrafı aydınlatırken gömme dolap şeklinde yapılan merdiven hemen duvarın bitiminde kalıyordu.
Merdivenin yanındaki tuşa basarak üst katın ışıklarını yaktıktan sonra merdivenleri çıkarak kapalı duran kapıya ulaştım. Üzerinde bırakılan anahtarın ucunda olan Iron Man kaşlarımı çatmama sebep olsa da kolu çevirmem ile kapı açılarak bütün ormanın gözlerimin önüne serilmesine sebep oldu.
‘’Bu harika!’’
Kapıyı arkamdan kapatıp odaya girdim ve gözlerimi önümde uzanan manzaradan ayırmadım. Evet aşağıdaki camlarda boydan boyaydı ama buradaki manzara bambaşkaydı. Ömer’in ceketini yatağın üstüne bırakarak camın önüne doğru ilerledim ve parmaklarımı birbirine geçirdim, dayanamayıp ellerimi cama dayayacaktım ve bu camları parmak izi yapmak istemiyordum.
Elimi uzatsam ağacın tepesine dokunabileceğim kadar yukarıdaydım. Esen rüzgar ağaçların dans etmesini sağlarken karşımda bir film sahnesi varmış gibi izlemeye devam ettim. Manzara; insanı hipnoz edecek bir sakinliğe sahipti.
Bakışlarımı camdan çekerek odaya göz gezdirmeye başladım. Yere yakın olan bir yatak uzun camın hemen yanında dururken köşede iki kapaklı bir dolap, şifonyer ve boy aynası yer alıyordu. Yatağın karşısında bir şömine, şöminenin yanında kitaplık ve duvara monte edilmiş bir televizyon vardı ve yatağın hemen yanında boş olan kısım ise boydan boya camdı. İki tarafın camla çevrili olması muazzam bir şeydi.
Yatağın üzerinde duran çantamın fermuarını açarak içerisinden bir adet eşofman altlığı ve sweat çıkartarak yatağın üstüne koydum. Çantamın fermuarını kapatarak kenara koyduğum gibi etrafıma bakmaya başladım. Aynanın karşısına geçerek saçımdaki ve kulağımdaki incileri çıkartıp şifonyerin üzerine koydum.
Ellerimi enseme getirip fermuarı bulduğum gibi aşağıya indirmeye başladım. Kürek kemiklerimin arasına kadar zorla indirdiğim fermuarı belimden kolumu uzatarak yakalamaya çalışırken ne kadar yorulsam da başarmıştım. Fermuarımı sonuna kadar indirip elbisenin içinden çıktığım gibi eşofmanlarımı üzerime geçirdim. Oda kapısının hemen yanında olan kapı tahminimce lavabo olmalıydı.
İki kapaklı dolabın kapağını açarak boş askı almak umuduyla baktığımda dolabın yarısının boş, yarısının ise Ömer’in kıyafetleriyle dolu olduğunu gördüm. Bu görüntü kalbimi sıcacık yaparken elbisemi askıya asıp dolaba koydum. Ömer’in ceketini de aynı şekilde asarak elbisemin yanına koyduktan sonra dolabın kapaklarını kapatarak banyoya açılacağını tahmin ettiğim kapıyı açtım.
Tahminimde yanılmazken lavabonun yanında bulunan rafın üzerinde ki malzemeler tekrar kalbimin erimesine sebep olmuştu. Ayaklarımı güzelce yıkadıktan sonra ellerimi yıkayarak makyaj temizleme suyuyla yüzümü temizledim ve saçlarımı tarayıp tekrar topladım.
Banyodan çıktığım gibi beni az önce benim beklediğim camın önünde duran bir adet Ömer karşıladı. Camdaki yansımalarımızdan gözlerimiz buluşurken yatağın yanına gelerek kendimi sırt üstü yatağa bıraktım.
‘’Sen şaka yapıyorsun!’’
Gözlerim sonuna kadar açılırken Ömer’in kıkırtısı dans eden ağaçların şarkısına eşlik eder nitelikteydi. Boydan boya camlar harika mı demiştim? Lafımı geri alıyorum. O cam duvarlar harikaysa bu cam tavan mükemmeldi, aşık olmuştum.
Bulutlar kavga eder gibi birbirlerini kovalarken gözlerimi biran bile tavandan ayıramıyordum.
‘’Tavanı hemen fark edersin sanmıştım.’’
‘’Önünde durduğun cam beni kendisine aşık etmeseydi bile kafamı yukarı kaldırmak aklıma gelmezdi. Bu harika bir şey.’’
Ayaklarımın denk geldiği kısma oturarak yatağı çökertirken kollarını geriye yaslayıp kafasını tavana çevirdi.
‘’Saatlerce hatta gün boyu bu yatakta uzansam yine de canım sıkılmaz. Bu evi yaparken aklım bu odanın hayaliyle yaşıyordu.’’
‘’Burası hayallerden bile daha güzel. Nasıl geldi bu fikir aklına? Nereden esti böyle oda yapmak.’’
Ömer kollarını serbest bırakarak sırt üstü kendisini yatağa bırakırken bakışlarını tavandan çekmedi.
‘’Rize’de babamla yapmayı en sevdiğimiz aktivite gökyüzünü izlemekti. O zamanlar evimiz eskiydi ve çatısı yoktu yani varı ama üstü kapatılmamıştı ve bizde babamla her akşam çatıya çıkar, yere battaniyemizi atar yatardık. Sadece gökyüzünü izlerdik, konuşmamıza gerek kalmazdı. O sessizlikte konuştuğunu sanan insanlardan daha fazla şey paylaşırdık birbirimizle.’’
Bakışlarımı Ömer’in yüzünden çekerek tekrar tavana çevirdim. Gece olunca burada yatarak yıldızları izlemek harika olurdu. Babası ile olan anısını yaşatmak istemekte haklıydı. O zamanların her bir saniyesini kutuya koyup saklayabilseydik kutunun içinde yaşamak isterdik sanırım.
‘’Her ne kadar seninle burada böyle uzanıyor olmaktan zevk alsam da yemek hazır demek için gelmiştim.’’
‘’Tamam.’’
Cevap vermeme karşılık yerimden kımıldamamıştım. Ömer diklenerek gülmeye devam ederken yataktan kalkarak dolaba ilerledi. Bakışlarımı tavanda sabit tutarak Ömer’in çıkardığı sesleri dinledim. Banyonun kapısını kapatarak odada yalnız kalmamı sağlarken derin bir nefes alarak ellerimi karnımda birleştirdim.
Sağıma dönsem manzara, sırt üst yatsam yine manzara. Sol tarafıma yatmaya alışık değildim o yüzden o tarafta cam olmaması güzel bir şeydi; yoksa aklım sol taraftaki manzarada kalabilirdi ki bunun olmasını istemeyiz.
Ömer banyodan çıkarak şifonyerin yanına geri giderken yattığım yerden doğruldum. Ömer elinde tuttuğu çorap ile yanıma gelerek itiraz etmeme fırsat vermeden önce sağ sonrada sol ayağıma çorabı giydirdi. Isınan yanaklarım yüzümü dev kuşu gibi bulduğu toprağa gömmek istememe sebep olurken fısıldayarak konuştum.
‘’Ben yapardım, teşekkür ederim.’’
‘’Yapabilirdin ama ben yapmak istedim ve rica ederim.’’
Ayağa kalkarak elini uzatınca, sol elimi avucuna bırakarak bende ayağa kalktım. Elim avucunda kaybolurken odadan çıkarak kapıyı arkamızdan kapattık. Merdivenleri indiğimiz gibi Ömer’in seraya girmek için çıktığı kapıyı yaklaştık ve Ömer’in sürgülü kapıyı açmasıyla içerisi gibi sıcak olan farklı bir ortama ayak bastık.
Kocaman bir balkon tıpkı evin içerisi gibi camlarla çerçevelenmişti ve ortada duran masaya eşlik eden elektrikli sobalar vardı. İçerideki gürültü fazla güzeldi. Herkes masanın etrafına dizilmiş tabaklarını doldururken Ömer ile bizim için ayrılan yere geçerek oturduk.
Sinan elinde tuttuğu ayran dolu bardağını kaldırarak ‘’Genç ve mutlu çiftimiz için bardak kaldıralım.’’ Deyince Ömer ve Faruk abiden aynı anda çıkan ‘’Tövbe estağfurullah.’’ Sesiyle havaya kaldırdığı bardağını geri indirerek yerine oturdu. Sinan’ın haline kahkaha atarak tepki verirken yerinde homurdanan Sinan’ın ‘’Şaka canım ayran bu, rakı değil ya.’’ Sitemleri erkekleri de güldürmüştü.
Ömer tabağıma; et, tavuk kanat ve köfte koyarken fazladan koyduklarını onun tabağına geri yolluyordum. İki parça et, beş köfte ve yedi kanat yeterliydi yanında lavaş ve salata da vardı hem. Yanımda oturan Merve bebek telsizini Faruk abi ile tabaklarının ortasına koymuştu. Faruk abi etleri minik minik doğrayarak eşinin tabağına koyarken yana kıvrılmaya çalışan dudaklarımı birbirine bastırarak önüme döndüm.
Tabağımdaki etler tıpkı Merve’nin tabağındaki gibi dilimlenmişti. Bakışlarım yanımda ki Ömer’e kayarken közlenmiş biberlerin başlarını çıkartıp tabağıma koydu. Bakışlarımı fark ederek dudaklarını alnıma bastırdıktan sonra ayran dolu bardağı önüme koyarak yanındaki Hakan ile sohbetine geri döndü.
Dolan gözlerimi kırpmak istemiyordum; kırparsam yaşların özgürlüğünü ilan edeceğini biliyordum. Boğazımı temizleyerek ayranımdan koca bir yudum aldım ve yemeğimi yemeye başladım. Neyse ki herkes kendi halindeydi ve az önceki olayı fark eden olmamıştı; ya da olmuştu ama konuşmayarak bana büyük bir iyilik yapıyordu.
‘’O değil de daha müsait zamanda buraya tekrar gelelim.’’
‘’Evet ya, Merve’ye katılıyorum. Hakan buradayken daha sakin bir adam oluyor.’’
Bahar kafasını uzatarak Merve’yi onaylarken cümlesi hepimizin kıkırdamasına sebep olmuştu.
‘’Valla Sinan her yerde aynı bana fark etmez.’’
‘’Erdem salonda yattığı müddetçe bana da uyar.’’
Yağmur’u onaylayarak başımızı sallarken ‘’Güzelim yanında uyuyabilmem için hemen nikahlanalım.’’ Cümlesiyle konuşmamıza atlayan Erdem’in ensesine Faruk abi şaplak atarken kıkırtılarımız yine kahkahaya dönüşmüştü.
Erdem’de Sinan gibi ağzının içinde geveleyerek yerine geri otururken herkes farklı konulardan konuşmaya devam etti. Biten yemeğin ardından el birliği ile masayı toplayarak bulaşıkları da hemen halletmiştik. İlayda ve Yağmur çekirdek ve cipsleri tabaklara koyarken ben çay bardaklarını ayarlıyordum.
‘’Tabu oynayalım.’’
Bahar elinde tuttuğu masa örtüsünü kenara koyarken bize bakarak cümlesini tekrarladı.
‘’Tabu oynayalım. Benim telefonumda var. Güzel vakit geçireceğimizi düşünüyorum.’’
‘’Harika oynayalım. Sinan tamam der ama Faruk abi ve Hakan’ın kabul edeceğini pek sanmıyorum. Ömer de şaibeli.’’
İlayda cümlesinin sonuna doğru hüzünlenirken Merve ‘’Faruk bende ve baştan uyarıyım adam bu oyunu manyak oynuyor.’’ Diyerek bardağa su koyarak içmeye başladı.
‘’Hakan’da oynar ve bu oyunda hiç iyi değil.’’
Bahar kötü kadın gülüşü yaparak kocasının avukat zekasının bu oyunda yerle bir olacak olmasıyla dalga geçmeye başladı.
‘’O zaman anlaştık. Serada oynayalım. Kızlara erkekler takım olalım. Winx!’’
Yağmur’un bağırtısına göz devirerek ‘’Ne olur bu grup ismini içeride kullanma.’’ Dedim ve çayları koyarak tepsiyle beraber seraya doğru hareketlendim. Sırasıyla içeri girdiğimizde beyler ellerimizdeki alarak masaya koyarken Bahar çoktan konuşmaya başlamıştı.
‘’Tabu oynuyoruz. Kızlara erkekler olarak. Mızıkçılık yapmak yok.’’
Faruk abinin itiraz etmek için açılan ağzı Merve’nin kulağına söyledikleri ile geri kapanırken Erdem ve Sinan pazılarını göstererek bittiniz siz işaretleri yapıyorlardı.
Aynen kanka, ondan.
Şaşırtıcı derecede sessiz olan Hakan eşini ikiletmeden beylerin yanına geçerken Faruk abi Merve’ye dönerek ‘’Küfür serbest mi?’’ diye sordu. Merve birkaç saniye düşündükten sonra başını olumlu anlamda sallayarak kocasını onayladı. Faruk abi yüzünde büyük bir gülümsemeyle yerine geçerken bu gülüşün hiç hayra alamet olmadığına emindim. Ama neyse ki bizim elimizde armut toplamıyordu.
İlayda getirdiği iki defterde de boş sayfa açarak kalemiyle ortadan ayırdı ve kızlar erkekler yazarak altlarına çizgi çekti. Bir defteri erkek tarafının diğerini kız tarafının önüne koydu.
‘’Kimse kendi takımına fazladan tik rakip takıma da eksik tik atmasın en son karşılaştıracağız.’’
İlayda’nın ikazına aldırış etmeyen Erdem ‘’Önce bayanlar başlasın.’’ Diyerek arkasına yaslanarak kollarını göğsünde kavuştururken bilmiş bilmiş sırıtmaya başladı.
‘’Anlatacağımız kelimelerin kontrolünü herkesin eşi yapsın. Kabul mü?’’
Bahar’ı herkes onaylarken kuralları anlatmaya başladı.
‘’Şöyle ki telefondan oynayacağımız için pas hakkımız az bu yüzden o esnada doğru seçeneğine basabiliriz çünkü zaten defterde puanlar tutuluyor olacak. Eğer yasaklı kelime söylenirse takip eden kişi tabu diye bağırsın ki deftere not düşülsün, telefonda ki sisteme uymayacağız. Süremiz doksan saniye. Anlaşıldıysa başlayalım.’’
‘’Başla.’’
‘’Tamam, anladık.’’
Bahar telefonundan ayarlamaları yaparak masanın üstüne koyduktan sonra önce kimin başlayacağına karar vermek adına ufak bir toplantı yapmaya başladık.
‘’Merve sen kocanın çok iyi olduğunu söylüyorsun doğru mudur?’’
‘’Doğrudur canım.’’
‘’Tamam o zaman, benim kocam Hakan bu oyunda iyi değil. Erdem orta halli ama Ömer’de tehlikeli.’’
Bahar’ın söyledikleri bakışlarımı Ömer’e çevirmeme sebep olurken kesişen bakışlarımız yüzünden önüme geri döndüm.
Hay bin palabıyık. Onun bana bakmaması gerekiyordu.
‘’Sinan olacak kocamda orta hallidir. Kızlar onun durumunu biliyor zaten. O zaman ilk ben başlayayım mı? Ben çok güzel anlatamam da.’’
İlayda’nın ilk olmak istemesine hepimiz tamam dedikten sonra sıralamayı şu şekilde yapmıştık:
İlayda
Yağmur
Bahar
Merve
Ben
En sona kalmak planlarım dahilinde yoktu ama herkes peşi ben peşi ben deyince bana en son sıra kalmıştı.
‘’Tamam biz hazırız. Önce ben başlıyorum anlatmaya. Kocam gel buraya kelimelere bak sen.’’
Sinan telefonu eline alarak İlayda’nın yanına geçerken erkekler de bizimle beraber oturdukları yerde diklenmişlerdi.
‘’Başlatıyorum. Bir, iki, üç başla.’’
YARDIM
İLK
BAĞIŞ
KIZILAY
DESTEK
YAPMAK
‘’Kızlar! 112 ne?’’
‘’Acil servis!’’
‘’Tamam işte o insanlara ne için şey eeee geliyor?’’
‘’Yardım etmek için.’’
‘’Heh! Fiili at.’’
‘’Yardım!’’
Yağmur ile aynı bağırarak yerimizden fırlarken Sinan ‘’Doğru.’’ Diye homurdandı.

BANKA
FAİZ
PARA
HESAP
MÜŞTERİ
‘’Heh! Kızlar. Şimdi şey... ee..’’
‘’Ney?’’
‘’Şey... heh buldum. Şimdi ben pazara gideceğim ama cüzdanım boş. Kocama gidip ne isterim?’’
‘’Para!’’
‘’Evet para ama kocamda da yok. Bana diyor ki bir yere gidelim ben oradan para şey edeyim... heh yok yasakta yok, şey edeyim diyor, parayı çekeyim diyor. Para çekeyim diyor. Kimden çeker?’’
‘’Kayınpederinden!’’ diye bağıran Erdem erkekleri ufak çaplı gülme krize sokarken ‘’Atm?’’ diye sordum.
‘’Hayır daha büyüğü!’’
‘’Banka.’’
‘’Doğru, doğru. Geç kocam.’’
‘’Süre bitti.’’
‘’Hayır ya! Nasıl bitti. Sinan yalan söyleme.’’
‘’Ne yalan söyleyeceğim kızım! Parayı cüzdanında ararken direk Ziraat, Yapı Kredi, Garanti ne oluyor diyerek arasaydın sürenden tasarruf ederdin.’’
‘’Anaa! Doğru diyorsun, hiç aklıma gelmedi.’’
‘’Şimdi sen tutuyorsun İlayda hanım ve kocanın yapacağı şovu izliyorsun.’’
İlayda dudaklarını büzerek Sinan’ı taklit ettikten sonra telefonu eline alarak ‘’Bir, iki, üç başla.’’ Dedi ve oyunu başlattı.
REÇETE
ECZANE
DOKTOR
HASTANE
HASTA
‘’Beyler 112 nereye götürür bizi?’’
‘’Hastane.’’
‘’Heh o hastanede işlem bitince bize ne verirler?’’
‘’Doktor?’’
‘’Aynen geri kafalı avukat arkadaşım Hakan. Sana o doktoru verirlerken karının da avukat olduğunu hatırla.’’
‘’Fatura?’’
‘’O fatura sana girmesin Erdem. Ondan önce.’’
‘’Reçete.’’
‘’Ağzını öpeyim Faruk abim.’’
‘’Höst.’’
‘’Tamam ikinci kelimeye geçtim. Yavrum ver bir öpücük.’’
Sinan İlayda’yı yanağından öptükten sonra ikinci kelimeye geçiş yaptı..
WOODY ALLEN
KOMEDİ
SİNEMA
YÖNETMEN
HOLLYWOOD
MİDNİGHT IN PARİS
‘’Pas. Bu da pas. Bu da pas. Iıh bu da olmaz.’’
‘’Bak koçum küfür etmek istemiyorum ebeni belletmeden anlat şunları.’’
Faruk abinin ikazı Sinan’ın parmaklarını hızlandırırken ‘’Heh buldum.’’ Diyerek anlatmaya başladı.
ŞENAY DÜDEK
İZMİR
GAZETECİ
KÖŞE YAZARI
MAGAZİN
DOBRA DOBRA
‘’Kenar değil.’’
‘’Köşe!’’
‘’Tamam her sabah ne okuruz?’’
‘’Gazete‘’
‘’Erdem’in sevdiği tatlı gibi saçma şey?’’
‘’İzmir bombası!’’
‘’Şenay Düdek!’’
Faruk abinin cevabı İlayda’dan ‘’Oha!’’ karşılığını alırken Merve başını iki yana sallayarak gülmeye başladı.
‘’Yaz bebek karım oraya iki diye.’’
‘’Üf salak bende iki tane anlattım. Sanki benden fazla anlatmışsın gibi hareketler yapma. Faruk abi bilmese yapamıyordun bir şey. Pes pes pes diye gezerdin sabaha kadar.’’
Sinan ve İlayda yerlerini Erdem ve Yağmur’a bırakırken sırıtan Erdem’in omzuna bir tane geçiren Yağmur ‘’Pişmiş kelle gibi sırıtma.’’ Diyerek beklemeye başladı.
Erdem telefonu hazırlayarak Yağmur’un saçını çekerken ‘’Başla.’’ Diyerek kelimeyi Yağmur’a göstermeye başladı.
‘’Burnu yuvarlak ve kırmızı olan bir insan.’’
‘’Palyaço.’’
‘’Tamam onun en ünlü olanı?’’
Oturduğum yerden zıplayarak ‘’Charlie Chaplin.’’ Diye bağırdım.
‘’Yes bebek. Sıradaki, bekleme yapmadan geçelim Erdem bey.’’
Erdem Yağmur’a bakış atarak kelimeyi değiştirdi.
‘’B var, C var ama tesettürlü olanlarda D hep eksik.’’
‘’Vitamin!’’
‘’Tamam hangi vitamin?’’
‘’B,C,D...’’
‘’A!’’
‘’Helal be Merve, Erdem bekleme canım nişanlım hızlı olalım.’’
‘’Kızlar Eslem’in sabah başında ne vardı? Böyle gözünün önünde.’’
‘’Duvak.’’ Cevabım Yağmur’dan kocaman bir çığlık alırken hemen diğer kelimeyi anlatmaya başladı.
‘’Aşk-ı Memnu?’’
‘’Bihter!’’
‘’Firdevs Yöreoğlu!’’
‘’Sarışın olan.’’
‘’Kıvanç Tatlıtuğ.’’
‘’Harika, sıradakine geçiyorum. Heh! Heh! Benim şimdi ayağım kaydı ben hop yere ne oldum.’’
‘’Düştün.’’
‘’Kapaklandın.’’
‘’Oturdun.’’
‘’Düştüm. Düş kelimesine ekleme yapın. İngiltere’de Elizabeth rahmetli neydi?’’
‘’Kraliçe.’’
‘’Düşes!’’
‘’Yuh çüküne tükürdüğüm!’’
Erdem’in küfürü ufak çaplı sessizlik oluşmasına devam ederken kızlar yazısının altına atılan çentikler keyfimizi yerine getiriyordu.
‘’Oğlum ne diyorsun lan!’’
‘’Abi Merve yenge küfür serbest dedi bende salıyorum. Olay bu kelimeleri bilmelerinde bence. Ezberleyip gelmişler saymıyorum, banane.’’
‘’Ağlayacaksan oynamayalım Erdem bey.’’
‘’Ağlamıyorum Yağmur hanım, şimdi sizi ağlatacağım.’’
‘’Hay hay.’’ Diyen Yağmur kelimeleri tutarak Erdem’in anlatmasını dikkatle takip ederken erkeklerin yerlerinde daha dik oturması ve her cevabı daha yüksek sesle söylemeye başlamaları aşırı derecede komikti.
Hava zifiri karanlığa bürünerek etrafı karanlık bir örtüyle kapatırken yağmur taneleri cama vurarak tık tık sesleri çıkartıyordu. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştık, oyunumuz bitmişti ve şu an sonuçlar sayılıyordu.
‘’76/73 kazandık!’’
İlayda ve Yağmur yerlerinde zıplayarak zaferimizi kutlarken Faruk abi bardağının dibinde kalan çayı içerek ‘’Bu gebeş kaplumbağaları ile kazanmamız imkansızdı. Bir daha ki oyunda ben kızların takımındayım.’’ Dedi.
‘’Bence de abi, hatunlarımız dururken bu maymunlar ile aynı takımda olmak büyük hataydı katılıyorum sana.’’
‘’Sinan siktirme belanı!’’
‘’Faruk, oyun bitti.’’
‘’Lan anasını satayım oyun boyunca ağız tadıyla küfür edemedim ki!’’
‘’Yani?’’
‘’Tamam hatunum tamam, susuyorum. Hatun ne derse o.’’
Telsizden gelen ağlama sesiyle Merve ayaklanırken Faruk abi de peşi sıra kalkarak ‘’Çok bile durdu bizim sıpa.’’ Diyerek eşinin peşinden ilerledi. Biten bardakları toplayarak mutfağa götürdüm. El birliği ile tekrardan mutfağı toplayıp içeriye döndüğümüzde Hakan’ın ayaklandığını gördük.
‘’Biz ufaktan kaçalım.’’
‘’Tamam ben eşyalarımızı alayım.’’
Bahar içeriye girip gözden kaybolurken Faruk abi içeriye giriş yaptı.
‘’Bizde kaçalım. Ufaklık hazır uyanmışken anca döneriz.’’
Herkes kapıya doğru ilerlerken Ömer’i kolundan tutarak durdurdum.
‘’Nasıl bineceksin arabaya? Aşağıya kadar yürürsen görürler seni!’’
‘’Erdem ile aynı boya ve yapıya sahibiz. Erdem’i yolcu ediyor gibi gözükeceksiniz, seninle odamıza çıkacağız ve Erdem bu esnada camların kepengini kapatacak ve ben kapıda Yağmur ile vedalaşıp Faruk ile yoluma devam edeceğim. Sıkıntı çıkmayacak, bu şekilde ilk göreve gidişim değil.’’
Başımı olumlu anlamda sallayarak Ömer’i onaylarken bu şekilde göreve gidişinin son olmadığına da emindim. Ben düşüncelerim arasında kaybolurken kapıya gelmiştik. Erdem elindeki kumanda ile yanımıza gelirken Ömer ile anlık bir bakışma gerçekleştirip bakışlarını Yağmur’a çevirdi. Sinan ve İlayda herkes ile vedalaşıp geride beklerken Merve ve Bahar ile vedalaşarak Ömer’in yönlendirmesiyle odaya çıktık.
‘’Erdem camların kepenklerini indirecek. Evin içerisinde de takılabilirsiniz ama sığınakta olmanız daha sağlam olur. Lütfen Erdem ne derse ona kulak verin, seni bırakıp gitmeyi hiç istemiyorum ama görev bu, gitmek zorundayım. Allah’ıma emanetsin kurban olduğum.’’
Kollarını etrafıma dolarken dudaklarını alnıma bastırdı. Ellerimi beline dolayarak sarılmasına karşılık verirken aynı anda derin bir nefesi ciğerlerimize çektik.
Ömer kollarını çözerek benden ayrılırken yatak başlığının yanındaki düğmeye basarak odanın camlarının kapanmasını sağladı. Oda karanlığa bürünürken tek aydınlık veren tavandı ki havanın karardığı düşünülürse onun da çok bir etkisi yoktu.
Ömer dudaklarını son kez alnıma bastırıp kapıya ilerlerken ‘’Dikkatli ol.’’ Dedim. Başını belli belirsiz sallayarak odadan çıkınca kendimi yatağın üzerine bıraktım. Sırt üstü yatarak bakışlarımı gökyüzünde tutarken sağ elimi sol tarafımın üstüne koydum.
Kalbim ağrıyordu ve bu hoşuma gitmiyordu. Saatler önce Ömer’in yattığı yerde şimdi tek başıma yatıyordum; Ömer’in gittiği görevin ne olduğuna dair bir fikrim olmadığı gibi şu an tehlike altında olup olmadığımızı da bilmiyordum. Annemin katilini bilmiyordum, operasyonda ne durumdalardı bilmiyordum. Bu olay sonuçlanacak mı? Sonuçlanırsa nasıl olacak onu da bilmiyorum, hiçbir şey bilmiyorum ve bu belirsizlik kalbimi ağrıtıyor.
En çok da Ömer’i severken iki yabancı gibi olmamız kalbimi ağrıtıyordu.
Tıklanan kapı sessizce açılırken fısıldayarak ‘’Gittiler.’’ diyen Yağmur sessizce yanıma gelerek ‘’Uzanabilir miyim?’’ diye sordu.
‘’Uzan.’’
Yanıma uzanarak kollarını vücuduma dolarken bende ona dönerek yüzümü boynuna gömdüm. Kollarını sıkarak yanımdaki varlığını belli ederken bir eliyle sırtımı okşuyordu.
‘’Geçecek Eslem’im. Hepsi geçecek. Gör bak mutluluklarımız artık daha uzun, sevdiklerimiz hep yanımızda olacak.’’
Hıçkırıklarımı serbest bırakarak Yağmur’a daha sıkı sarıldım. Saçlarıma öpücük kondurarak telkin edici konuşmasına devam ederken derin bir nefes alarak ‘’Söz mü?’’ diye sordum.
‘’Söz Eslem’im. Söz.’’

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.