20. bölüm / 24
Gizli Görev19. Yanlış Yöne Atılan Adımlar
Bölümler 24Şu an: 19. Yanlış Yöne Atılan Adımlar
- 1 0. Önizleme101 kelime
- 2 1. Bilinmezlik4.203 kelime
- 3 2. Kapkaççı3.297 kelime
- 4 3. Düğün Part I3.348 kelime
- 5 4. Düğün Part II3.975 kelime
- 6 5. Geçmiş4.306 kelime
- 7 6. Matruşka4.224 kelime
- 8 7. Thanos3.736 kelime
- 9 8. Baskın Basılanındır3.700 kelime
- 10 9. Korkuyorum4.046 kelime
- 11 10. Sorgun Sual4.019 kelime
- 12 11. Iron Man8.227 kelime
- 13 12. Anahtar Sensin6.000 kelime
- 14 13. Bende Seni Seviyorum4.407 kelime
- 15 14. Kambersiz Düğün Olmaz10.218 kelime
- 16 15. Kaçırıldı5.297 kelime
- 17 16. Elli Yaşlarına Yakın4.815 kelime
- 18 17. Söz Veriyorum Anne5.626 kelime
- 19 18. Benimle Evlenir Misin?3.737 kelime
- 20 19. Yanlış Yöne Atılan Adımlar7.872 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 20. Ömer'e Sor8.254 kelime
- 22 21. Gizli Görev8.277 kelime
- 23 22. Sezon Finali Part I4.486 kelime
- 24 23. Tepetaklak Sezon Finali Part II5.910 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
‘’Ne dersin? Benimle evlenir misin?’’
Beynim girdiği savaşı sonlandıramazken Ömer’in kurduğu cümledeki kelimeler hem sağ kulağımda hem de sol kulağımda yankı yaparak kelimelerin rahatlıkla bütün beynime yayılmasını sağlıyordu. Evlenelim diyordu.
Ev – le – ne – lim.
Evlenelim.
Ömer ile evlilik harika olabilecekken neden içim daralıyordu? Neden aklımda, kalbimde hayır dememi istiyordu? Neden istekli olamıyordum? Beni korkutan veya durdurmak isteyen şey tam olarak neydi?
Yanlış olan zamandı. Bunun şu an olmaması gerekiyordu ama hayat bizim planlarımızın üstünden geçerek kendi planlarını bize yaşamamız için servis ediyor bizde ona kucak açıyorduk.
‘’Sen bu söylediklerimi iyice düşün, bana cevabını söylersin. Cevap için çok uzun bir zamanımız yok ama bilgin olsun, senden gelecek cevaba göre ya plana sabit kalacağız ya da başka bir plan yapacağız.’’
Cümlesini bitiren Ömer soluğunu sesli bir şekilde dışarıya bırakırken birkaç saniye yüzümü tartan bakışları bir şeyler daha söyleyecekmiş gibi hissetmeme sebep olsa da sessizce yerinden kalkıp ilerledi. Bakışlarım kaybolana kadar sırtında kalırken, yörüngemden çıkmasıyla önüme döndüm.
Allah’ım ben ne yapacaktım? Evet dersem içim razı olmayacak, hayır dersem olaylar farklı boyuta geçiş yapacak. Allah’ım ben ne yapacağım? Bana yol göster, lütfen ben yönümü kaybettim.
Salıncağın sallanmaya başlamasıyla hafif bir ürkmeyle yan tarafıma döndüm. Şahika teyze omuzlarına örttüğü şalı ile yanıma oturmuş gökyüzüne bakıyordu.
‘’Bugün gökyüzünde düne göre daha fazla yıldız var değil mi?’’
Bakışlarım gökyüzünü bulurken derin bir nefes aldım.
‘’Sanırım.’’
‘’Her akşam burada oturup gökyüzüne bakıyorsun ama yıldızları fark etmiyor musun?’’
Şahika teyzenin sorusuyla düşünmeye başladım. Gerçekten de her akşam buraya oturup gökyüzüne bakıyordum ama gökyüzündeki yıldızları şimdi fark ediyordum.
‘’Şu an da Ömer’e bakman gerekiyor ama bakmıyorsun.’’
Şahika teyze vücudunu bana döndürürken kurduğu cümleyi anlamamıştım.
‘’Ne demek istediğini anlamadım Şahika teyze.’’
Yüzüne yayılan tebessüm ile yüzüme düşen saçlarımı kulaklarımın arkasına sıkıştırdı.
‘’Güzel kızım, anlamadığını fark ettim. Demek istediğim şu, her akşam bu güzel bahçede oturup gökyüzüne bakarken güzellikleri görmeyip düşüncelerinde kayboldun. Şimdi de Ömer’i görmeyip söylediklerinde kayboluyorsun.’’
Ellerimi avuçlarının içerisine alarak sevmeye başladı.
‘’Aklında böyle bir anlaşmalı evlilik yapma planının olmadığını biliyorum. Ömer ile birbirinizi daha tam anlamıyla tanımadığınızı düşündüğünü de biliyorum. Biz Asım amcan ile tam sekiz sene birbirimizi sevdik ve bu kadar sene sevmemize rağmen evlenip aynı eve girdiğimiz vakit fark ettim ki ben Asım’ı tanıyamamışım. Bunu hem iyi hem kötü manada diyorum. Bizler insanız evladım. Konuşarak veya görüşerek birbirimizi dört dörtlük tanımamızın imkânı yok. Aynı evde yaşamadan kimse kimseyi tanıyamaz. İlayda’ya git ve sor bakalım senelerdir sevdiği çocukla evlendiği adam aynı mıymış? Cevabı hayır olacaktır. Seni bir şeylere zorlamak değil niyetim beni lütfen yanlış anlama. Bir abla, bir teyze veya bir anne gibi gör beni. Ben sana yardımcı olmak istiyorum güzel kızım. Sende Yağmur’da benim evladımsınız, kapımız size sonuna kadar açık.’’
Dolan gözlerimden yaşlar peş peşe akarken hıçkırarak ağlamaya başladım. Sarsılan omuzlarıma sarılarak sırtımı sıvazlayan Şahika teyzenin beline kollarımı doladım.
‘’Geçecek güzel kızım, geçecek.’’
‘’Güzel kızım.’’
‘’Canımın emaneti.’’
‘’Geçecek bebeğim.’’
Sırtımı sıvazlayarak fısıldadıkları sakinleşmeme katkı sağlamıştı. Geçmemişti ve geçmeyecekti ama alışacaktık. Hayat bizi alıştıracaktı.
Birbirimizden ayrılınca yüzümü kurulayarak omuzlarımdan kayan battaniyeyi düzelttim.
‘’Ömer sana gelip ne söyledi anlat bakalım.’’
Şahika teyze arkasına yaslanarak bana bakarken battaniyenin uç kısımlarıyla oynamaya başladım.
‘’Anlaşmalı evlilik yapalım dedi. Yağmur’un medyaya çıkmasını ve haber olmasını istemediğim için ya bizim haber olmamızı söyledi ya da duruma göre plan değişikliği yapacaklarını söyledi. Birbirimize alışmaya çalışan iki ev arkadaşı olacağımızı söyledi. İstersem bu intikam işi bittikten sonra boşanabileceğimizi söyledi.’’
Pür dikkat beni dinleyen Şahika teyze sözümün bitmesiyle ‘’Peki senin düşüncen ne?’’ sorusunu yöneltti.
‘’Ben bilmiyorum Şahika teyze. Evlilik gibi bir durumu daha önce Ömer ile hiç konuşmamıştık. Tamam daha önce birkaç kere bunun şakasını yapmıştı ama ciddi olarak hiç oturup konuşmamıştık. Şimdi damdan düşer gibi anlaşmalı evlilik yapalım diyor ama sonuçta bir adamla aynı evi paylaşacağım, aynı alanda bulunacağız. İntikam alacağız diyoruz, seni koruyacağım diyor. Yan yana değilken beni işlerden bu kadar uzak tutuyor da aynı ortama girdiğimizde ne yapacağız? Beni daha fazla dışarıda tutmak isterse ne olacak?’’
‘’Güzel kızım. Ömer seni psikolojik olarak rahat ettirmeye çalışıyor. Şöyle düşün gelip sana direk evleneceğiz deseydi doğru olmazdı değil mi? Senin rahat olman açısından anlaşmalı evlilik yaparız demiş. Boşanma mevzusunu söylemesinin sebebi de yine kendini rahat etmen açısından, yani kendini zorunlu hissetme bu işler bitince nikahta biter demiş sana. İntikam olayında bir şey diyemem bunu ikinizin konuşup halletmesi gerekiyor. ‘’
Derin bir nefes alarak arkama yaslandım. Başkalarını tehlikeye atmak istemiyordum. Yeterince acı çekmiştik ve bizden sebep birinin daha canının yanmasına müsaade edemezdim.
‘’Sen biraz düşün bakalım, hemen cevap vermene gerek yok. Ben içeri geçiyorum, sende fazla durma hasta olursun.’’
Saçlarıma öpücük kondurarak içeriye geçen Şahika teyzenin yokluğunu bahçeye giriş yapan Yağmur doldurmuştu. Kendini yanıma bıraktığı esnada salıncağın yukarı aşağıya hareket ederek zincirlerinden ses çıkarmasına sebep olmuştu.
‘’Yavaş olsana kızım. Kırdın salıncağı.’’
‘’Ha ha ha. Komik Eslem. Senin ağırlığınla kırılmadı da ben oturunca kırılacak öyle mi? Güldürme beni.’’
‘’Ben düzgünce oturduğum için kırılmaz ama sen hayvan gibi atladığın için kırılabilir.’’
‘’Ay Eslem, uğraşamayacağım seninle.’’
Omzundan iterek ‘’Git o zaman. Buraya önce ben geldim. Defol git.’’ Dedim.
Ruhsuz bir şekilde attığı bakışlarına karşılık olarak düz bir ifadeyle baktım. Aradan geçen iki saniyenin sonunda kendisini düzelterek bacaklarını poposunun altına aldı.
‘’Şiit ne diyeceğim sana.’’
Omzuyla omzumu dürttükten sonra sırtını yaslayarak otururken bakışlarım hâlâ onun üzerindeydi.
‘’Ne diyeceksin bana?’’
Aldığı nefes omuzlarının yukarı aşağıya oynamasına sebep olurken ‘’Benden sebep kendini bir şeylere zorlama.’’ Dedi.
Allah’ım birde yaşantımın bu versiyonu vardı. Delirtecek bu kız beni.
‘’Benden sebep istemediğin şeyler yapma tamam mı? Ben Erdem ile zaten evleneceğim, o yüzden sen kendini bir şeylere zor…’’
‘’Uf tamam yeter. Zorunlu değilim, senden sebep de değil tamam mı? Ömer’in dedikleri mantıklı olduğu için kabul edeceğim. Niye senden sebep kendimi tehlikeye atayım ki deli miyim ben? Allah Allah.’’
‘’Ne! Evlenecek misiniz?’’
Elimi ağzına kapatarak sesinin kesilmesini sağlarken boştaki elimle kafasına vuruyordum.
‘’Sussana be manyak. Daha Ömer’e söylemedim. Hâlâ düşünme aşamasındayım. Sadece dedikleri mantıklıydı.’’ Elimi Yağmur’un ağzından çekerken konuşmaya devam ediyordum.
‘’Ömer’in söyledikleri mantıklıydı tamam mı? Nasıl yapacağız bilmiyorum, korkularım var ama yapmazsak da olmayacakmış gibi hissediyorum. Sanki bu adımı atmazsam intikamımız hep yarım kalacak gibi, konu sen veya o değil Yağmur. Konu bizi. Bu olaydan sebep daha fazla can gitmesin istiyorum bu evde veya diğer evde kalmam buradakileri daha fazla göz önüne atmak olacak. Artık kimse tehlikede olmasın başka canlar gitmesin.’’
‘’Eslem…’’
‘’Sakin ol Yağmur. Kimse için değil kendim için yapıyorum. Hem Ömer ile birbirimizi seviyoruz, belki bu süreçte daha iyi tanır ve birbirimizi daha fazla severiz. Anlaşmalı başlayan evlilik gerçeğe dönüşür bilemeyiz. Zaten evlilik düşüncesiyle görüşüyorduk, sevgili olalım gönül eğlendirelim kafasında değildik.’’
Ya da daha kötü sonuçlanır, birbirimizden nefret ederiz…
‘’Neyse ne bunları şimdi konuşmayalım. Zamana bırakalım, her şeyin ilacı olan zaman elbet bize de bir yol gösterecektir değil mi?’’
Yüzümü tartan bakışları birkaç saniye daha yüzümde kalırken soluğunu seslice bırakarak önüne döndü.
‘’Peki, bu kadar kararlıysan bir şey söyleyeceğim. Annem Ömer ile evlenmenizi çok istiyordu.’’
‘’Bu nereden çıktı şimdi?’’
‘’Sen bu kadar emin konuşmasan demeyecektim seni etkiler belki diye ama, Ömer ile en son yemeğe gittiğiniz akşam var ya o gün söyledi. Seni güvenebileceğime verdim Eslem ile Ömer’de bu yola baş koyarsa benden mutlusu olmaz demişti. Valla bazen Ömer’i Erdem’den daha çok sevdiğini düşünüyordum.’’
Son cümlesine karşılık olarak koluna bir tane geçirirken bende Yağmur gibi gülümsüyordum. Başını omzuma yaslarken sol koluyla koluma tutundu.
‘’Annemi yarında görmeye gidelim mi?’’
‘’Gidelim Yağmur’um. Yarın da gidelim, sonraki günde gidelim. Her gün gidelim. Babamla ikisini rahat bırakmayalım, bezdirelim. Yine mi siz geldiniz desinler, bir rahat bırakmadınız diye sitem etsinler.’’
‘’Eslem ben onları çok özlüyorum.’’
Yanağımı kafasına yaslarken ‘’Bende çok özlüyorum.’’ Diye fısıldadım.
Parmaklarını parmaklarıma geçirerek sıkarken göz yaşlarımı tekrar özgür bıraktım. Evet toparlayacaktık, evet alışmaya çalışacaktık ama acısını geçiremeyecektik. Hayata tutunup bir yerden yaşamaya devam edecektik ama eksiklikleri hep bizimle olacaktı. Yağmur’un parmaklarını sıkarak, dudaklarımı ısırdım. Birbirimize destek olup başaracaktık, başarmak zorundaydık.
Biz iki kardeş her şeyi başarırdık.
Günler su gibi akıp giderken annemin ölümünün üzerinden neredeyse otuz beş gün geçmişti. Acısı hâlâ taze, hâlâ derindi. Aldığım her nefes ok olup ciğerlerime batarken, zihnim derin bir uykuya yatmak ve bir daha uyanmak istemiyordu ama kalbim her seferinde daha hızlı çarparak hâlâ hayatta olduğumu ispatlıyordu.
Yaşıyorsun, buradayım diyordu.
Ömer ile bahçede konuşmamızın ertesi gününde teklifini kabul ettiğimi söylemiştim. Tek şartım annemin kırkı çıktıktan sonra nikahın kıyılmasıydı. Ömer beni tamam diyerek onaylasa da planlar hakkında konuşuruz diyerek gitmişti ve aradan geçen haftalarda kendisini hiçbir şekilde görmemiştim. Birkaç kere telefonda konuşmuştuk ve onlarda ‘’Nasılsın?’’ Veya ‘’İyi misin?’’ Sorusundan öteye gitmemişti.
Nasılsın? İyiyim, sen? Bende iyiyim.
Bitti.
Bir haftadır konuştuğumuz tek şey buydu. İlk aradığında nerede olduğunu sormuştum ve bana ‘’İşteyim.’’ Demişti. Nasıl bir iş veya ne işi olduğunu söylememiş işteyim demişti. Asım amca ve Hasan amcada sır küpü gibi ortalıklarda geziyor, ser verip sır vermiyorlardı. Bir işlerin peşinde oldukları belliydi, çünkü İlayda kocası ile kalması gerekirken bir haftadır bizimle kalıyordu.
Hepimizi aynı eve toplayıp bırakmışlardı. Şahika teyze, Azize teyze, Yağmur, ben ve İlayda. Değişik saatlerde gelen Hasan amca ve Asım amca.
‘’Hazır mısın Eslem?’’
İlayda’nın koridordan gelen bağırtısına karşılık ‘’Hazırım.’’ Diye bağırdım. İki haftadır yakın butiklerden bulduğumuz kıyafetler ile gezdiğimiz yeter diyerek bugün alışverişe çıkmaya karar vermiştik. Şahika teyze ve Azize teyze yakında evleneceğim için birkaç parça alınacak çeyiz eşyası olduğunu söyleyerek bize eşlik etmeye karar vermişlerdi.
Siz deyin bohça alışverişine çıkıyorsunuz ben diyeyim normal alışverişe çıkıyoruz. Trençkotumu giyinerek çantamı taktım. Ömer’in cenazede giyinmem için aldığı elbiseyi giyinmiştim, bu elbiseyi seviyordum. Her ne kadar kötü bir günde üzerime giyinmiş olsam da bana huzur veren bir yanı vardı.
Elimi elbisenin eteğinde gezdirerek odadan dışarı çıktım. Aşağıdan gelen sesler ile adımlarımı aşağıya yönlendirdim. Merdivenleri indiğim esnada hepsinin kapıda ayakkabılarını giydiğini görmemle son iki basamağı atlayarak indim.
‘’Değişik hareketler yapma evladım nikah üstü ayağını kıracaksın.’’
‘’Kötüye bir şey olmaz Azize teyzem.’’
‘’Kötöyö bör şöy ölmöz. Dayak istiyorsan söylemen yeterli Yağmur Soylu.’’
‘’Anca laf, azıcık icraat görelim Eslem Soylu.’’
‘’Siz Soylu kızları hemen ayakkabılarınızı giyinip dışarı çıkıyorsunuz. Hemen!’’
Azize teyzenin ikazıyla Yağmur’a dil çıkartarak ayakkabılarımı giyindim. Uyuz, gıcık, sinir ne olacak.
Kapıdan çıktığım esnada arabaya yaslanmış bekleyen bir Ömer beklemiyordum. Adımlarım onu görünce ne kadar duraklasa da aradan geçen haftalar aklıma gelince kendimi toparladım. Teyzeler ve İlayda Sinan’ın arabasına yönelirken arkadan bağıran Erdem ile Yağmur adımlarının yönünü değiştirmişti. Ömer ile kesişen bakışlarımız Ömer’in ön kapıyı açıp binmem için baş işareti yapmasıyla kesilirken sessizce ilerleyerek koltuğa oturdum. Kemerimi takmak için eğildiği esnada kokusu bütün vücudumu etkisi altına alırken nefesimi tutmuş işini bitirmesini bekliyordum.
Bir haftadır ortalıkta olmayan adamın bir anda bu hareketlerde bulunması tehlikeliydi. Tehlikeliydi değil mi?
Kemeri takan Ömer’in yandan bakışları bana takılırken hemen diklenip arabanın kapısını kapattı. Aynı hızla kendi yerine geçerek kemerini takarken sessizliğimiz devam ediyordu. Arabayı çalıştırarak diğerlerinin peşine takıldığı esnada alt dudağımı dişlerimin arasına alarak başımı sağa çevirdim.
Konuşmayacaktım işte. Önce evlenelim diyordu sonra ortadan kayboluyordu, arayıp nasılsın diyor sonra kapatıyordu şimdi gelmiş ses çıkarmıyordu, konuşmayacaktım işte. Banane.
‘’Küs müyüz?’’
Ömer’in arabanın içerisinde yankılanan sesine karşılık hah yapıp göz devirmemek adına kendime sakin kalmam gerektiğini hatırlattım. Sakin kalmalıydım, parlayacak bir şey yoktu.
‘’Konuşuyor muyduk?’’
Tek kaşım benden bağımsız havaya kalkarken elimle düzeltmemek için kollarımı göğsümde bağladım.
‘’Anladım. Trip atıyorsun.’’
‘’Hah! Ne münasebet. Neden trip atacakmışım? Alt tarafı evlilik üzerine anlaşma yaptık ve kabul ettim. Evleneceğim adam ortadan kayboldu, iş var dedi açıklama yapmadı. Nasılsın dedi gerisini sormadı, sonra habersizce karşıma çıktı. Neden trip atayım ki? Sen söyle burada neye trip atılır?’’
‘’Anladım.’’
‘’Ne anladın Ömer? Söyler misin bende anlayayım.’’
Sakin kalışı daha çok sinirlenmeme sebep olurken ensemi yakan saçlarımı toplayarak ensemi yelledim. Toka almadığım aklıma gelince kendime göz devirdiğim esnada Ömer’in kolunda duran lastiğim dikkatimi çekti.
‘’Tokamı verir misin?’’
Sorum karşısında bakışları bileğine kayarken sol eliyle sağ bileğinin üzerini kapatarak ‘’Vermem.’’ Dedi.
‘’Ya ver işte saçımı toplayacağım, terledim.’’
‘’Toplama.’’
‘’Ömer verir misin Allah aşkına, toplayayım saçlarımı daraldım geri veririm sonra.’’
‘’Açık kalsın. Topluyken sevmiyorum.’’
‘’İyi, bunu öğrendiğim iyi oldu. Budan sonra hep toplu gezerim bende.’’
Arabanın içinde dolaşan bakışlarım hedefini bulunca rahatlamıştı. Saçımı elimle topuz yaparak vitesin yanında duran kalemi alıp, saçıma geçirdim. Açık kalan ensem açık olan camın üflediği havayla rahatlığına kavuşurken gülümseyerek arkama yaslandım.
‘’Maşallah hanımefendi inatçılığımız yine yerinde.’’
‘’Estağfurullah beyefendi o sizin ketumluğunuz.’’
Nefesini sesli bir şekilde dışarıya verirken bakışlarımı sabit tutarak dışarısını izlemeye devam ettim. Alışveriş merkezine geldiğimiz esnada yavaşlayan arabayla bakışlarımı camdan çekerek arabanın içinde dolaştırdım. Ömer arabayı istop ettirerek kemerini çıkartınca bende aynısını yaptım.
‘’Yarın köyden halamlar gelecek, son dakikaya sıkıştırdığımız için telaşlı bir halde olacak. Seninle nikahtan önce tanışmak istiyor, boş bir anında ayarlayabilirsek güzel olur. Seni zora sokmak değil niyetim, fazla hevesli bir halaya sahibim. Asuman annenin ölümü daha taze olduğu için isteme merasimini hoş karşılamayacağını düşündüm. O yüzden isteme değil tanışma olacak.’’
Karşılamazdım. İstemezdim. Annem veya babam yokken neyin istemesini yapacaktım ki? İstenilmeye hakkım var mıydı benim?
‘’Güzel düşünmüşsün, teşekkür ederim. Halan ile de sen ne zaman müsait olursan o zaman görüşürüz, sorun olmaz.’’
Elini ensesine atarak, tıraşlı saçlarının küçük tutamlarını dağıttı.
‘’İsteme olmayacağı için yüzüklerimizi alıp takmamız gerekiyor. Yüzük işini halledelim bu arada bu kartı da al.’’
İşaret ve orta parmağının arasında tuttuğu siyah renkli karta anlamsız bakışlar atarken kartı kucağıma koyarak konuşmaya devam etti.
‘’Düğün zamanında alınacakları erkek tarafı karşılamıyor mu? Ne alınacaksa buradan alabilirsiniz, nikahta giyeceğin kıyafet veya gelinlikte dahil olmak üzere ne lazımsa alabilirsin. Ev konusunu da müsait olduğumuz bir zaman diliminde konuşuruz. Alışverişte size eşlik edemeyeceğim ama…’’ kolundaki saate bakış atıp birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra anahtarı çıkartarak ‘’Yüzükleri şimdi alabiliriz.’’ Dedi ve arabadan inip kapıyı kapattı.
Kapanan kapıyla süren bakışmamı fazla tutmadan kucağımdaki kartı çantama atarak bende arabadan indim. Teyzeler kol kola bir şekilde alışveriş merkezine giriş yaparken Erdem, Yağmur, Sinan ve İlayda dörtlüsü ile kendi hallerinde takılıyorlardı. Ömer Erdem’e ‘’Bizim işimiz var, yarım saat sonra otoparkta buluşuruz tamam mı?’’ diye sordu. Erdem ‘’Tamam abi.’’ Cevabını verirken Ömer’in yönlendirmesi ile çoktan alışveriş merkezine giriş yapmıştık.
‘’Teyzelerim bizim ufak bir işimiz var onu hemen halledelim Eslem’i size bırakacağım.’’
‘’Tamam oğlum, halledin siz işinizi bizde şöyle bakınalım o sırada.’’
Tekrardan Ömer’in yönlendirmesi ile alışveriş merkezinden çıkarak ana caddeye doğru ilerlemeye başladık.
‘’Nereye gidiyoruz?’’
‘’Şurada bildiğim bir mağaza var, oradan bakalım yüzükleri.’’
‘’Pekâlâ.’’
Aniden durmasıyla sırtına çarpmama engel olamadım. Acıyan burnumu elimle ovuştururken ‘’Neden durdun?’’ diye sordum.
‘’Yok bir şey. Canın çok acıdı mı?’’
Gözlerim bir süre yüzünü tartsa da en sonunda pes ederek ‘’Yok acımadı.’’ Cevabını verdim.
Var bir şey desem de söylemeyecekti belliydi. Ketum şey ne olacak.
Yaya için yeşil ışık yanmasıyla karşıya geçerek Ömer’in söylediği mağazaya ulaşmıştık. İçeri girdiğimiz esnada çalışan olduğunu düşündüğüm orta yaşlarda bir adam arka kısma doğru ‘’Osman usta, senin oğlan geldi.’’ Diye bağırarak içeriden isminin Osman olduğunu öğrendiğim yaşlı bir amcanın yanımıza gelmesini sağladı.
‘’Vay hayırlı Ömer’im.’’
‘’Osman amcam.’’
Ömer, Osman amcanın elini öperek sarılırken onun arkasından bende Osman amcanın elini, öpüp geri çekildim.
‘’Osman amca seni Eslem ile tanıştırayım 26 Kasım’da nikahımız var biliyorsun konuşmuştuk seninle. Biz yüzük bakmaya geldik.’’
‘’Dur hele bir evlat, kızımızla bir tanışayım ne bu acele. Yüzük bakarsınız, beğenirsiniz ve alırsınız.’’
Osman amca pembe yanaklarıyla yanıma gelirken yüzündeki tebessümünü korudu.
‘’Bizim bu oğlanı masaya oturtan hanım kızımız sensin demek ki. Bu oğlanın amcası sayılırım bende. Nasılsın güzel kızım? İyi misin?’’
‘’Hamdolsun, siz nasılsınız?’’
‘’Siz yerine amca dersen daha iyi olurum kızım. Şükür bugünüme Rabbim nefes aldırıyor yaşıyorum bende.’’
‘’Allah uzun ömürler versin.’’
‘’Âmin kızım âmin. Hayırlı uzun ömür versin, hayırsız ömürden kimseye fayda gelmez. Gel bakalım şöyle yüzüklerime bir bak, beğendiğin olacak mı bakalım.’’
Osman amca standın önüne geçmem için eliyle yön verirken verdiği komuta uyarak öne geçtim.
‘’Çıkar hele oğlum arkadaki yüzükleri.’’
Dört kare kutu kapakları açılarak önüme dizilirken birbirinden güzel yüzükler ortaya çıkmıştı. Çiçekli, taşlı, işlemeli…. Bir sürü desen arasında gözlerim gidip gelirken Ömer’in ‘’Beğendiğin var mı?’’ sorusuna nasıl cevap vereceğimi bilemedim. Soruyu öyle bir sormuştu ki hepsini beğendim desem sorgulamadan hepsini alacak gibiydi.
‘’Hepsi birbirinden güzel, Osman amca hepsi senin işçiliğin mi?’’
Bakışlarım Osman amcanın bakışlarıyla kesişirken tebessüm ederek ‘’Bu yaşlı adama Allah tarafından verilen bir hediye. Ben sadece o hediyeyi gün yüzüne çıkartıyorum evladım.’’ Dedi. Yüzükleri tekrar odağıma alırken parmak uçlarım karıncalanmaya başlamıştı.
‘’Ben buradan yüzük beğenirsem sana ne alacağız?’’
‘’Gümüş modelleri var, bana oradan ayrı seçeriz.’’
‘’Ayrı seçmek yok Ömer Bey. Eslem kızım ile çift yüzüğü takacaksınız. Bak güzel kızım bu modellerin yok ama...’’ aşağıya eğilerek küçük kare şeklinde lacivert renkli kutuyu önüme koyarak ‘’Ama bu modeli çift olarak yaptım. Özel parça.’’ Dedi.
Kutunun kapağını açarak içerisinde bulunan yüzüklere bakarken nefesimi tutmama engel olamadım. Çok güzeldi, fazla zarif fazla güzel.
Kadın için olan yüzük ince ve ön kısmı dal şeklinde sarmaşık gibi ilerliyordu. Erkek için olan kısım ise kadının yüzüğüyle boşluğunu dolduracak şekilde oyulmuştu. İşaret parmağımı yavaşça yüzüklerin üzerinden geçirirken ‘’Çok güzeller.’’ Dedim.
‘’Bunu beğeneceğini biliyordum. Hanım kızımızın zevkine bayıldım. Tam bir sanatçı ruhu var.’’
Osman amcanın yorumuna tebessüm ederken Ömer’in ‘’Bunu alalım mı?’’ sorusuna ‘’Evet.’’ Cevabını verdim. Ömer başını sallayarak beni onaylarken Osman amca yüzük kutusunu kapatarak önüme koydu.
Ömer’in eli cebine giderken Osman amcadan yediği kötek ile elini geri çıkartırken ‘’Osman amca bak b..’’ ile başlayan cümlesi Osman amca tarafından kesilerek ‘’Kazık kadar adam oldun almayayım ayağımın altına.’’ Sözleriyle devam etti. Yüzük kutusu elimde ikisini izlerken birkaç fısıldaşma sonrası tatlıya bağlamış olacaklar ki sıkıca kucaklaşarak gülmeye başladılar.
Erkekler değişik varlıklar gerçekten.
‘’Bunu saymam bir dahakine çayımı içmeye gelin.’’
‘’Tamamdır Osman amca, söz geliriz. Eslem’i bekliyorlar işimiz olmasa kalırdık.’’
‘’Tamam tamam bir şey demiyorum, sözü kaptım ama bir dahakine çaya geliyorsunuz.’’
Osman amca Ömer’in sırtına birkaç kere hafifçe vururken yanlarına yaklaşarak Osman amcanın elini öpüp ‘’Çok teşekkür ederim Osman amca, tanıştığıma çok memnun oldum.’’ Dedim.
‘’Bende çok memnun oldum güzel kızım.’’
Osman amca ile son kez vedalaşıp dükkândan çıktık şansımıza yaya için yeşil yanıyordu. Hızlı adımlar ile karşıya geçtiğimiz gibi Ömer’in eli kolumu kavradı.
‘’Yüzükleri takalım.’’
Cümlesine başımı sallayarak onay verirken yüzüğün kutusunu açtım. Onun yüzüğüne uzanacağım esnada kutuyu elimden alıp benim yüzüğümü yerinden çıkarttı. Sağ elimi avuçlarının arasına alırken parmaklarımın titremesine engel olamadım. Kalbim neden bu kadar hızlı atıyordu? Neden yanaklarım ısınmıştı? Vücudum neden ateş içerisinde kalmış gibi yanıyordu?
Titreyen parmaklarım Ömer’in ellerinde can bulup sakinleşirken, ince ve uzun parmaklarının arasında tuttuğu yüzüğümü sakince parmağıma geçirdi. Yüzüğün soğukluğu iyi gelmek yerine ateşi daha da körüklerken derin bir nefes alıp kutudan Ömer’e ait olan yüzüğü aldım. Aynı şekilde yüzüğünü parmağına geçirdikten sonra elimi çekmeden parmaklarını tuttum.
‘’Ömer, söz verdin. Bu yolda beraber ilerleyeceğiz.’’
Cümleme karşılık sessiz kalırken dudaklarını saçlarımın tepesine bastırarak kokumu içine çekti.
‘’Daha fazla bekletmeyelim teyzeleri yoksa bizi yerler.’’
Her ne kadar olumlu anlamda onu onaylasam da beni geçiştiriyor olması içime nifak tohumlarının ekilmesine sebep olmuştu. Az önce içimi basan ateş buz tutmuş, heyecanım körelmişti.
Alışveriş merkezinin önüne geri geldiğimiz de kızların da içeri girdiğini söyleyen oğlanlara karşılık olarak ‘’Bende gireyim, görüşürüz.’’ Cevabını verdiğimde ‘’Dikkatli olun.’’ Diyen Sinan’a ‘’Aynen ondan.’’ Karşılığını verip içeriye doğru ilerledim ve arkama dönüp bakmadım.
Bir işler peşinde oldukları belliydi evet ama söz vermişti…
Kontrolden geçip telefonumu çantamdan çıkardığım esnada yan tarafımdan seslenen Yağmur ile telefonumu geri çantama koyup adımlarımı oraya yönlendirdim.
‘’Normal elbiselerini alalım, sonra diğerlerini alırız.’’ Kulağıma fısıldayan Yağmur’a aynı fısıltıyla ‘’Diğerleri?’’ sorusunu yöneltirken kollarını omuzlarımıza dolayarak ortamıza giren İlayda ‘’Çamaşır, çamaşır.’’ Diyerek kahkaha atmaya başladı.
Gülen yüzünün ortasına ne kadar patlatmak istesem de derin bir nefes alıp omzumdaki kolunu çözdüm. Ya sabır Allah’ım.
‘’Onlara ihtiyacım yok. Pijama takımı kafidir. Bizimkisi anlaşmalı evlilik canım, sizin gibi yatak içeriğimiz yok.’’
‘’Aynen kanka. Sen öyle diyorsan öyledir tabi ama birkaç parça almaktan zarar gelmez. Sonra bana çok teşekkür edersin.’’ Göz kırparak ağzını açan İlayda bilmiş bilmiş sırıtırken ‘’Etmem. Gerek yok.’’ Cevabını verdim.
‘’Kes be! Alıyoruz dedim bitti. Düş önüme. Bu kalem ne ya!’’
Omzumdan itekleyerek öne geçmemi sağlayan İlayda’ya kötü bakışlar atarken elinde tuttuğu kalem yüzünden dağılan saçlarıma lanet okumamak adına nefesimi sesli bir şekilde dışarıya üfleyip sert adımlarla önüme çıkan ilk mağazaya girdim.
‘’Kız bu da hem istemem diyor hem çamaşır mağazasına giriyor. Kuduruk.’’
İlayda’nın cümlesinden çok gördüklerim duraklamam neden olmuştu. Yanaklarımda toplanan sıcaklıktan ötürü pancar olduğuma adım kadar emindim. Geri dönüp mağazadan çıkacağım esnada omzumdan tutularak kızlar tarafından engellenirken ‘’Heh, kızlarda gelmiş. Gelin bakalım biz birkaç parça beğendik sizde bakın.’’ Diyen Aziza teyze ile yerin dibine girmek istiyordum.
Hadi ama bizimkisi anlaşmalı evlilikti böyle şeyler işin içerisinde olmayacaktı. Hem ilk bu mağazayla başlamak zorunda mıydık? Allah’ım sen yardım et. Kurtar beni. Yok olayım, kaybolayım kızların gülerek bana uzattığı gecelik demeye bin şahit istenilecek eksik kumaş parçalarını görmez olayım.
Beklediğim yerde kaybolmak için ettiğim dualar kabul görmemişti ve yaklaşık olarak bir saattir çamaşır mağazasındaydık. Yanlış duymadınız evet aynen öyle, tam bir saattir buradaydık. Ellerine aldıkları her ürünü bana göstererek fikrimi soruyorlardı ve cevap alamadıkları her an sinirlenip bana kızıyorlardı. Şu an uzmanlaşıp yüz mimiklerime göre hareket etmeye başlamışlardı. Gösterdikleri çamaşırlara karşı nasıl bir yüz ifadesi yapıyorsam artık dört seçeneğe ayırıp ona göre karar veriyorlardı.
Beğendi, olabilir, harika, çöp.
İfademden anlayıp oluşturdukları kategorilere kusma emojisi atmak istiyordum.
‘’Tamam bunları alıyoruz.’’
Poşete koyulan parçaları görmemek adına kafamı çevirip dışarısını izlemeye çalıştım.
‘’Ömer kart vermiş sana ödemeyi onunla mı yapacağız?’’
Ne! Asla!
‘’Hayır tabi ki. Saçmalama.’’ Kendi banka kartımı uzatıp ödemeyi yaptım. Ödemeyi onun kartından yapayım da sonra geçmiş alışverişlerinde kocaman harflerle Victoria Secret yazısını görüp yüreğine insin.
Tövbe tövbe.
‘’Ne yükseliyorsun canım, Ömer mesaj atmış bana Yağmur kartımı Eslem’e verdim onunla alışveriş yapın diye ondan sordum.’’
‘’Sorma Yağmur sorma.’’ Fişi ve kartımı geri alırken kızlar çoktan poşetler ellerinde mağazadan çıkmışlardı. Azize teyze ve Şahika teyzenin de mağazadan çıkmasıyla bende peşlerine takıldım. Allah’ım daha bir mağaza gezmiştik ve ben bitmiştim, bunlarla nasıl diğer mağazaları da gezecektim?
‘’Şuraya girelim Azize, normal eşofman takımı alalım.’’
‘’Tamam canım, sonrada şu karşı mağazadan özel gün için kıyafetler bakarız.’’
Kendi arasında konuşan kadınlara dinleyici olarak katılırken Yağmur ve İlayda heyecanlı bir şekilde denilen mağazaya girmişlerdi.
‘’Şahika teyze siz mağazaya girin ben bir lavaboya gideyim.’’
‘’Tamam kızım.’’
Ellerimi trençkotumun ceplerine sokarak lavaboyu bulmaya çalıştım. Koyulmayan tabelalar işimi zorlaştırırken resepsiyonda oturan görevliye sormaya karar verdim. Lavaboyu aramaya uğraşacak bir beynim kalmamıştı maalesef.
‘’Pardon, bir şey sorabilir miyim?’’
‘’Tabi, buyurun.’’
‘’Lavabolar ne tarafta acaba?’’
‘’Bu katta yok maalesef, üst kata veya alt kata indiğiniz zaman merdivenlerin solunda kalacaktır.’’
‘’Teşekkür ederim, iyi çalışmalar.’’
‘’Sağ olun, iyi günler.’’
Resepsiyonda çalışan kıza tebessüm ederek yanından ayrıldım. Bu kata yapılmayan tuvalet saçmalığına işimi hallettikten sonra dönebilirdim. Yürüyen merdivenin kendi hızında gitmesini beklemeden inerek kızın tarif ettiği şekilde sola döndüm. Sol kolumda hissettiğim el, arka tarafa çekilmemi sağlarken ağzımdan firar edecek olan çığlığım ağzıma kapanan el sayesinde kesilmişti.
Korku ilmek ilmek vücuduma işlerken burnumdan alıp verdiğim nefesler can çekişen bir hayvanın çıkardığı seslere benziyordu. Boştaki elimi ağzımda baskı uygulayan ele yapıştırıp çekmeye çalışmak fuzuli yere efor harcamama sebep olmuştu.
Bulunduğumuz koridorda kimsenin olmaması şanssızlığımdan değil, arkamda duran kişinin planından ötürü olmalıydı yoksa koskoca alışveriş merkezinde boş bir koridor bulmak neredeyse imkansızdı. Debelenmelerimi bastırmak adına ağzımdaki elinin baskısını arttırırken canımın acısı duraklamama sebep olmuştu.
Kapı açılma sesiyle içeriye iteklenmem bir olurken elinden kurtulmanın verdiği fırsatla kapının arkasında duran paspasın sopasını kavrayarak beni içeriye iten kişiye doğru dönüp sopayı yüzüne doğrulttum.
Sergen?
Yüzündeki maskeyi çıkartıp cebine koyarken başındaki şapkayı da çıkartıp saçlarını düzeltti. Yüzünde her zaman yer edinen gülümsemesi bu sefer dumanlıydı. Gülmekle kaş çatmak arasında kalmış gibi bir hâli vardı. Vücudumu tartan bakışları ile yolu ortalayan sinirlerim tepeme ulaştı.
‘’Manyak mısın sen? Ne yaptığını zannediyorsun? Kafayı yemiş ruh hastası. Burada ne işin var? Neden tuvalete kapattın bizi?’’
Sorularıma karşılık yarım ağız gülerken şapkasını lavaboların olduğu kısma koyarak üzerime doğru yürümeye başladı. Ayaklarıma geri gitmeyi yasaklayarak olduğum yerde sabit kaldım. Korkup geri kaçacağımı zannediyorsa yanılıyordu, ona bu zevki tattırmaya hiç niyetim yoktu.
Sergen karşısındaki insanın korkusundan beslenen bir zavallıydı. Onu sevindirmeyecektim.
Elimde tuttuğum sopayı göğsüne dayayıp bana daha fazla yaklaşmasına engel oldum. Sopa ile göğsünü dürterken ‘’Cevap ver!’’ diye bağırdım.
‘’Cevap ver lanet olası! Tüm bu yaptıkların ne demek oluyor? Burada ne işin var? Bizi mi takip ediyorsun?’’
İki elini ensesine atarak ensesini kaşımaya başladı. Başını iki yana sallarken attığı kahkahalar insanın etini delecek şekilde kulağa geliyordu.
‘’Bu soruları benim sana sormam lazım. Evleneceksiniz öyle mi?’’
Göğsüne doğrulttuğum sopayı tek eliyle yakalayıp arkasına fırlatırken ‘’Cevap ver lan. O parmağındaki yüzük ne? Konuşsana!’’ diye bağırarak üzerime gelmeye başladı. Yüzük takılı elimi avucunun içerisine alırken boşta ki elimle Sergen’i omzundan geriye doğru itmeye çalışıyordum.
‘’Bırak elimi hayvan herif.’’
‘’Kırayım mı bu yüzük takılı parmağını? Ya da direk keseyim, hatta bütün parmaklarını keseyim hiçbirine bir daha yüzük takamayasın. Nasıl fikir? Hoşuna gitti mi?’’
Yüzüme yaklaşan yüzünden kurtulmak adına omzuna vurduğum elimi suratına yapıştırıp yanağına var gücümle tokat attım. Vurmamın şiddeti duvarlarda yankılanıp kulağımıza ulaşırken sızlayan avuç içimin acısını gidermek adına elimi yumruk yaptım. Sergen şaşkın bakışlarla tuvaletlerin kapısına bakarken elimi avucunun içerisinden kurtararak kapıya koştum. Kapı kolunu aşağıya indireceğim esnada saçlarıma dolanan el sayesinde bu sefer duvarda yankılanan ses benim çığlığım olmuştu.
Saçımdaki yumruğuna iki elimle sarıldığım esnada boştaki eliyle sol kolumu arkaya kırarak belime yasladı.
‘’Bırak saçımı hayvan.’’
Yüzümü kapıya yapıştırarak alnımın gürültüyle kapıya vurmasını sağlarken yüzünü kulağıma yaklaştırıp konuşmaya başladı.
‘’O küçücük beyinleriniz ile plan yapmaya kalkışmayın. Evlilik ne seni korur ne de diğerlerini. Ömer ile evlenince istediklerini elde edemeyeceksin. İntikam alamayacaksın. O imzayı attığın an seni de Ömer’i de o nikaha katılan herkesi de gebertirim. Duydun mu? Bir tane sağ bırakmam, anlıyor musun?’’
Sorusuna cevap vermeyip sessiz kalırken bedenimi önce geriye çekmiş ardından tekrar kapıya yapıştırmıştı.
‘’Sen kafayı yemiş bir ruh hastasısın. Pislik herif. Delirmişsin sen, bu ne tür bir manyaklık?’’
‘’Sen yedirdin bana kafayı. Benim olmuyorsan kimsenin de olmayacaksın. Duydun mu? İyice dinle beni! Gebertirim seni. Orayı basar yaşatmam hiçbirinizi.’’
Saçımdaki ve belimdeki eli bollaşırken nefesimi sabit tutmaya çalışıyordum. Sakince halledecektim bu işi, sakin ve güzelce.
Ben Sergen’i alt etme planları yaparken vücudumu kapıya daha çok bastırarak konuşmaya başladı.
“Ne var lan! Ne bok yemeye arıyorsunuz durmadan? Aldım, bende.”
Saçımda olan eli daha da sıkılaşırken telefonun ucunda olana kişiye küfür etmemek için dudaklarımı ısırdım.
“Bende diyorum ya ibne tohumu. Hard disk bende, aldım.”
Hard disk bende, aldım. Ookey.
“Götümde saklıyorum çocuğum. Nerede olacak üzerimde, montun cebinde. Belanı mı aramak istiyorsun? Geleceğim birazdan. Kapat!”
Harbi salaktı bu adam. Cidden tescilli salaktı.
Benim ne yapıp edip o diski almam lazımdı. Arayıp sorduklarına göre içindekiler önemli olmalıydı.
“Senin yüzünden gideceğim yere geciktim ve bu bok kafalılardan azar işitmeme sebep oldun. Eslem! Beni delirtiyorsun Eslem! Seni gebertmek istemiyorum ama beni zorluyorsun. Canımı sıkıyorsun ve ben bundan hiç hoşlanmıyorum.”
Bende senden hoşlanmıyorum pislik herif.
“Seninle bugün uzun görüşemeyeceğiz, adamlar beni bekliyor ama en kısa sürede tekrar görüşeceğiz.”
Sergen kendi kendine konuşmaya devam ederken aklım Hard diskteydi. Onu almam lazımdı, bir şekilde bu salaktan kurtulup onu almalıydım. Gözüm kapının arkasında duran paspaslara kayarken bunların Sergen'i bayıltmaya yetmeyeceğinin farkındaydım ama kenarda duran kaygan zemin tabelası Sergen’i bayıltmayı yeterdi.
Sakin ol Eslem, başarabilirsin.
Saçımda olan elini başımdan çekmesiyle arkama dönerek Sergen’i önce geriye ittim ardından açılan boşluğu fırsat bilerek bacak arasına bir tekme geçirdim. Acı içinde yere yığılan Sergen’e tekrar bakmadan kapının arkasında duran sarı renkli tabelayı elime alarak var gücümle suratına yapıştırdım. Bağırmaya fırsatı olmadan yere sırt üstü düşen Sergen’in bacakları bükülür halde poposunu altında kaldığından ötürü değişik bir pozisyonda yerde yatıyordu.
Ayağa kalkmamasının verdiği güçle ufak adımlar ile yanına yaklaşıp nefesini kontrol ettim.
Yaşıyordu.
Ellerimi gözünün önünde hareket ettirerek uyanıp uyanmayacağını anlamaya çalışırken hiç tepki vermeyince üzerini aramaya başladım. Montunun ön cepleri boştu, pantolonunun ön cepleri de boştu. Montunun iç cebine bakmak için montunun önünü açarak iç ceplerini karıştırmaya başladım ve bingo!
Nabzım deli gibi atarak nefesimi keserken Hard diski çantama atarak Sergen’in üzerini düzeltmeye başladım. Kopmuş fermuarı işimi zorlaştırsa da fermuarını kapatarak hızlı adımlar ile tuvaletten çıkıp koşmaya başladım.
Koşmadan ötürü hızlanan kalbim nefesimin kesilmesine sebep olurken buzla yıkanan ciğerlerim suya muhtaçtı.
Durmayacaktım, durmamalıydım. Az önce korkuyla yürüdüğüm koridoru yine aynı korkuyla koşarak geçtim. Meydana çıktığım gibi yönümü yürüyen merdivenlere çevirdim, insanlardan müsaade isteyerek çıktığım merdivenlerin sonunda kendime soluklanma hakkı vermeden ilk gördüğüm mağazaya girdim. Askılardan birkaç parça giysi alıp giyinme kabinine ilerledim, içeriye girip kapıyı kilitlediğim an elimdeki kıyafeteler ile kendimi kabinin içerisinde bulunan pufa bıraktım.
Başımı arkamdaki duvara yaslayıp gözlerimi kapattığım esnada göğsüm hızla inip, kalkıyor başım hafiften dönüyordu. Beni tekrar takip etmezdi değil mi? Ederdi. Hard diskin yokluğunu hemen fark ederse benim peşime hemen düşerdi. Ya diğerlerinin peşine düşerse? Sanırım benim peşime düşmesi diğerlerinin peşine düşmesinden daha iyiydi.
Soluğumu sesli bir şekilde dışarıya verirken acıyan göğsüme karşılık yüzümü buruşturdum. Oturduğum yerden dikkatlice kalkarak elimdeki elbiseleri askıya astım. Kabinin aynasına dönerek yüzümü incelemeye başladığımda kuş yuvasına dönen saçlarımı hırpalanmış alnım takip ediyordu.
Elim ile saçlarımı düzeltmeye çalışmak başlı başına bir hataydı, tahriş olan saç diplerim iğne gibi tenime batarak acının boyutunu arttırıyordu. Kapıya istikrarlı bir şekilde vurduğu alnım kızarmıştı, büyük ihtimalle moraracak ve çürümüş yeşil rengini alacaktı. Görünürde başka bir şeyimin olmaması iyiye işaretti.
Kendimi toparladığıma kanaat getirdiğim an telefonumu çantamdan çıkartıp Ömer’in numarasını tuşladım.
Çalıyor… çalıyor… çalıyor… çalıyor…
Aradığınız kişi şu anda telefona cevap verem… Telefonu kapatarak, tekrardan aramaya başladım.
Çalıyor… çalıyor… çalıyor… çalıyor…
Aradığınız kişi şu anda telefona cevap verem… Soluğumu sesli bir şekilde dışarıya üfleyerek telefonu kapatıp Sinan’ın numarasını çevirdim.
Çalıyor… ve açtı.
‘’Efendim kardeşim?’’
‘’Sinan sana bir şey söyleyeceğim müsait misin?’’
‘’Bir dakika bekle.’’
Açılıp kapanan kapının sesiyle ortamdaki sesler azalarak yerini sessizliğe bırakırken ‘’Şimdi müsaidim, söyle bakalım.’’ Dedi.
‘’Sinan alışveriş merkezinde Sergen ile karşılaştım.’’
‘’Ne! İyi misiniz? Bir şey yaptı mı? Ben hemen geliyorum. Olduğunuz mağazadan çıkmayın. Güvenliklerin yanına gidin, polisi arayın.’’
‘’Sakin ol. Diğerlerini bilmiyorum, ben lavaboya gitmek için yanlarından ayrıldığım esnada tek yakaladı beni. Elinden kurtulduğum gibi herhangi bir mağazaya daldım, şu an kabinden seni arıyorum. Diğerleri ile daha iletişime geçmedim. Arayıp onları telaşlandırmak istemiyorum.’’
‘’Tamam sen olduğun yerde kal, ben diğerleriyle görüşeceğim. Ben şimdi yola çıktım zaten beş dakikaya oradayım.’’
‘’Sinan diğerlerine bir şey söyleme. Korkmasınlar şimdi.’’
‘’Tamam kardeşim rahat ol sen. Olduğun yerde kal ben geliyorum.’’
‘’Tamam. Allah’a emanet ol.’’
‘’Sende kardeşim, sende.’’
Görüşmeyi sonlandırıp telefonu geri çantama atmadan önce rehberden Faruk abinin ismini bularak aramaya bastım.
Hard disk olayını en rahat söyleyebileceğim kişi şu an da Faruk abiydi.
“Efendim.”
“Faruk ağabey, müsait misin?”
“Tabi, dinliyorum.”
Müsait değildi anlaşılan ama dinleyecekti. Telefonda her şeyi anlatamazdım ama anlamasını sağlayabilirdim.
“Bana verdiğin bellekteki virüsü temizledim. Ne zaman almaya gelirsin?”
Alt dudağımı dişlerimin arasına alarak beklemeye başladım.
“Bu akşam gelir alırım.”
“Tamam o zaman akşam görüşürüz ağabey.”
“Görüşürüz, kardeşim.”
Soluğumu sesli şekilde dışarıya vererek telefonumu çantamın içerisine attım. Çantamdan çıkarttığım kolonyayı bileklerime sıkarak birazda olsa serinlik yakalamaya çalıştım. Kolonyayı çantama geri koyarken çalan telefonumun sesini kısıp arayana baktım.
Pakize arıyordu.
‘’Efendim Yağmur?’’
‘’Kızım tuvaletin deliğine mi düştün neredesin?’’
‘’Şey sıra vardı onu bekliyorum, geleceğim şimdi. Siz ne yaptınız?’’
‘’Ohoo biz ne yapmadık ki? Sana bir sürü gecelik aldı bu teyzeler. Of var ya fena, ateş ediyor.’’
‘’Kızım siz en son eşofman almayacak mıydınız?’’
‘’Tamam işte onların yanına sıkıştırdılar birkaç tane daha. Uf neyse hadi çabuk tuvaletini yap gel. İşimiz gücümüz var seni bekliyoruz.’’
‘’Geliyorum tamam. Yağmur hepiniz aynı mağazada mısınız?’’
‘’Başka nerede olalım Eslem? Kafayı yedin sende. Bıraktığın mağazadayız. Hemen gel.’’
‘’Tamam, tamam. Görüşü...’’
Suratıma kapanan telefon ile birkaç saniye bakışsam da ekranda Sinan isminin belirmesiyle hemen cevapladım.
‘’Eslem ben geldim hangi kattasınız?’’
‘’Birinci kattayız.’’
‘’Tamam merdivenler ile çıkıyorum. Hangi mağazadasın?’’
Askıdaki kıyafetlerin etiketine bakarak ‘’Koton’dayım.’’ Cevabını verdim.
‘’Girdim şimdi kabinlerde misin?’’
‘’Evet dur çıkayım kabinden.’’
‘’Tamam çık, kapıya doğru gel. Temiz burası.’’
‘’Tamamdır. Kapatıyorum.’’
‘’Kapatınız Eslem Hanım.’’
Kabinden çıkarak adımlarımı girişe doğru yönlendirdim. Sinan elleri cebinde etrafı kolaçan ederken bakışlarımızın kesişmesiyle kaşlarını çatması bir oldu.
‘’Ne bu hâl?’’
Sorusuna karşılık tebessüm ederek ona bakmaya devam ettim.
‘’Ne varmış canım halimde.’’
‘’Eslem dalga mı geçiyorsun kardeşim? Vurdu mu o gavat sana?’’
‘’Ufak bir kavgamız oldu. Sen asıl onu görmeliydin, benim halim onun yanında iyi kalıyor. Sergen’in canını aldım az kalsın selası okunacaktı.’’
Sorgulayıcı bakışları yüzümde gezinmeye devam ederken ‘’Ciddi söylüyorum bacak arasına attığım tekme ve suratına yediği darbe ona bir sene yeter. Güven bana. Feci patakladım onu.’’ Göz kırparak koluna girdim.
‘’Oğlum cadı gibi gözüküyorsun lan. Gel şu eczaneye gidelim, alnına bir şey sürsünler.’’
‘’Tamam gidelim.’’
İtiraz etmeden Sinan’ı onayladıktan hemen sonra giriş katta bulunan eczaneye giderek alnım için krem saçım içinde tarak almıştık. Gözlerim durmadan etrafı kolaçan ederken Sinan’ın eşliğinde lavaboya giderek işimi halledip hemen sonra saçımı tarayıp kremimi sürdüm.
“Sinan bir şey soracağım.”
Bakışları bana dönse de kafasını olumlu anlamda sallayıp istifini bozmadan yürümeye devam etti.
“Ömer’in yanından mı geliyorsun?”
“Hayır, neden ki?”
“Soruma karşılık soru sorma, ben soracağım soruları sen cevaplayacaksın. Peki Ömer nerede biliyor musun?”
Omzunu silkerek “Evet biliyorum işte.” Cevabını verirken “İyi bilmeye devam et ve arkadaşına söyle onu tam iki kere aradım, telefonumu açmadı. Ölsem umurunda olmayacak beyefendinin.” Diyerek Sinan’ın kolundan çıkıp ilerlemeye başladım.
‘’Kızım beni aranıza sokmayın. Uğraşamam bak.’’
Sinan’ın serzenişine kulak tıkayarak yoluma devam ettim.
Kızların yanına çıktığımızda olayı özet geçmek yerine kafamı kapıya vurduğumu söylesem de kızlar pek inandırıcı bulmamışlar ‘’Eve gidince konuşacağız.’’ Diyerek konunun üstünde şu an için durmamışlardı. Sinan’ı gören İlayda kocasının yanına ışınlanarak bizi yalnız bırakırken Yağmur’un üstümde dolanan bakışlarına karşılık vermeyerek etrafı incelemeye devam ettim.
‘’Akşam kaçamayacaksın biliyorsun değil mi?’’
‘’Biliyorum o yüzden bırak şimdi huzurla etrafa bakayım Yağmur Soylu.’’
‘’Eslem, kızım gel. Kırmızı mı alalım siyah mı?’’
Azize teyzenin elinde tuttuğu şortlu takıma gözlerimi kocaman açarak bakarken Yağmur’un yandan gelen kıkırtısına karşılık somurtmaya başladım.
‘’Huzurla etrafınıza bakın Eslem Soylu. Eminim ki teyzeler huzur konusunda sana çok yardımcı olacaklardır.’’
Allah’ım hayır ya. İstilaya uğramak için daha çok gencim. Vücudumun güvende kalmasına ihtiyacım var.
2 Gün Sonra…
Aynadaki yansımamla gözlerim buluşurken derin bir nefesi içime çekerek bakışlarımı elimde tuttuğum telefonun ekranına çevirdim. Göz yaşlarım iznimi almadan bulduğu yoldan ilerleyerek çeneme ulaşırken akan burnumu çekip resme bakmaya devam ettim.
Annem.
Parmaklarım annemin ekrandaki yüzünü severken gözlerimi kırpıştırarak bulanıklaşan görüntümü düzeltmeye çalıştım. Yağmur’un sözünde çekildiğimiz resimde hepimiz gülümsüyorduk, çok mutluyduk. Annem bizimleydi, hepimiz yan yanaydık.
Zaman evet hızlı geçiyordu, acı hafiflemiyor hâlâ yerini en güzel şekilde koruyordu ama ben annemi çok özlüyordum. Ona, şefkatine ve kollarına ihtiyacım vardı. Girdiğim yolda önümü göremiyordum, düşmekten değil kaybolmaktan korkuyordum.
Evleneceğimiz haberi dün basına sızdırılmıştı. Sızdırılmaktan ziyade bizzat haber yapılması sağlanmıştı. Haberin bekledikleri etkiyi alıp almadığını bilmiyordum. Bizimle bir şey paylaşma gereği duymadıklarından ötürü bu konu hakkında da diğer konular gibi bir bilgim yoktu.
Hard diski Faruk abiye teslim etmiştim ama teslim etmeden önce tabi ki içerisine bakıp öyle vermiştim. Kendileri bir açıklama yapmayacağından ötürü işimi şansa bırakamazdım. Hard diskin içinde kaçakçılık yapacak tırların ve şoförlerin bilgilerinin yanı sıra, gideceği yol ve duracağı mekanlarda haritada işaretlenmiş ve dosyalanmıştı.
Elde edilecek paranın kimlere hangi yüzdeyle dağıtılacağı gibi bilgilerde Hard diskte yer alan bilgiler arasındaydı.
Sergen olayını öğrenen Ömer ile aynı gün içerisinde görüşmeyi telefon ile sağlamıştık ve bugün yüz yüze görüşecektik. Ne gelip beni görmüştü ne de ekstra aramıştı. Bende ona aldığım hard diskten bahsetmemiştim ve sorduğu sorular dışında bir şey anlatmamıştım, aramıza ördüğümüz duvara karşılıklı olarak tuğla örmeye devam ediyorduk.
Halası ve birkaç akrabası Rize’den nikah için gelmişlerdi. Şahika teyze evde ağırlamak istediğinden ötürü onları bu akşam yemeğe davet etmiştik ama onlar çaya gelmekte ısrar edince çay tekliflerini kabul etmiştik.
Annem veya babam yoktu belki ama Yağmur vardı, Asım amca ve Hasan amca vardı, Azize teyze ve Şahika teyze vardı, Sinan ve İlayda vardı. Dışarıdan bakıldığında çok kalabalıktık ama içime baktığımda annesini ve babasını bekleyen yalnız bir çocuktan farkım yoktu.
‘’Bana dua et anne olur mu? Kalkıştığımız bu işten alnımızın akıyla çıkalım. Babamın ve senin katilini yakalayalım. Yönümü şaşırmış gibi hissediyorum. Kaybolmaktan korkuyorum bana dua edin.’’
Ekrandaki resme öpücük kondurarak telefonu kilitleyip yatağın üzerine koydum. Göz yaşlarımı peçete yardımıyla kurulayıp üzerimdeki elbisenin etek kısımlarını düzenleyerek oturduğum yerden kalkıp kapıya doğru ilerledim. Odadan çıkmadan önce son kez aynada yüzüme baktım, neyse ki çok bir şey belli olmuyordu. Kapı koluna uzanan sağ elimdeki yüzük parlayarak varlığını belli ederken elimi yumruk yaparak kapı kolundan geri çektim.
Ömer ile daha imza atmadan birbirimizden kopmuştuk ve ben yolun sonunda olacağımız durumdan korkmaya başlamıştım. Onu da anlamaya çalışıyordum ama, ama işte. Bir telefon açmaması kırmıştı. Sergen ile karşılaşmamın çok büyük bir olay olmadığının farkındaydım ama Ömer’in bu kadar ilgisiz olacağının farkında değildim. Bu kadar ilgisiz olmasını beklemiyordum.
Kafamda bir sürü ihtimal vardı bunlardan ilki çok yoğun bir şekilde çalıştığı için fırsat bulamamasıydı diğeri ise bana her şeyi söylemek istemediği için karşıma çıkmadığıydı. Her iki ihtimalini de göz önünde bulunduruyordum ve en ağır basan ikinci tahminim oluyordu.
Stresliydi, stresliydim.
Karşılıklı olarak birbirimizden uzaklaşmamız her gün aramızdaki uçurumun büyümesine sebep olmaktan başka bir işe yaramıyordu. Konuşmamız gerekiyordu ama ikimizde bundan kaçınıyorduk.
Soluğumu sesli bir şekilde dışarıya bırakıp kendime ikinci bir düşünme fırsatı vermeden odadan çıkıp, merdivenleri indim. Mutfakta olan kızların yanına geçtiğim esnada ağzına sarma atan Yağmur bir tane bana uzatırken itirazsız ağzımı açarak sarmayı ağzıma koymasına izin verdim.
Dünyanın en güzel yemeği olabilirdi.
‘’Kızlar her şey tamam mı?’’
Şahika teyzenin sorusuna ‘’Evet, evet, evet. Her sorduğunda cevap değişmeyecek anne. Evet, tamam. Eksik yok.’’ Cevabını veren İlayda’ya karşılık olarak kıkırdamama engel olamadım. Şahika teyze yaklaşık olarak bir saattir aynı soruyu soruyor ve İlayda’da bir saattir aynı cevabı veriyordu.
Mutfaktan çıkan İlayda yanıma gelerek alnıma surat buruştururken ‘’Kız git azıcık parfüm sık, göz kalemi çek ruh gibi beyaz dolanma.’’ Demeyi ihmal etmedi.
‘’Ne ruhu ya? Göz altımı kapattık, rimel sürdüm, gloss ve hafif allık tamam işte. Porselen makyaj mı yapayım ne istiyorsun anlamadım ki? Dırdırın bitmedi, şikâyetin bitmedi, yıldırdın be.’’
‘’Hi! Eslem! Kız seni parçalarım. Yağmur yetiş. Ay yetiş Yağmur bu kız hepten arsızlaştı, ay pü pü pü kış kış cinler kış kış.’’
Soluğumu sesli dışarıya vererek ‘’Sabır Allah’ım sabır. Bana sabır sana akıl.’’ Dedim.
‘’Yaşından başından utan bu yaptığın hareketlere bak. Ayıp, gören olsa asla evli barklı demez.’’
‘’Heyt yavrum be, ben en azından bu kafayla evlendim siz hâlâ besbekarsınız.’’
Bu kıza laf yetişmezdi valla, İlayda’ya gözlerimi devirdiğim esnada zil sesi bütün evde yankılandı. Kızlarla aynı anda sessizleşirken İlayda ‘’Kazamız mübarek olsun.’’ Diyerek ellerini belime yerleştirip beni kapıya doğru iteklemeye başladı. Hızlanan kalbime titreyen ve terleyen ellerim eşlik ederken avuç içlerimi elbisenin etek kısmına silmeye çalıştım.
‘’Kapıyı ben mi açacağım?’’
‘’Yok ben açacağım. Salak mısın kızım tabi sen açacaksın.’’
Belimi cimcikleyerek kurduğu cümleye karşılık İlayda’yı ne kadar pataklamak istesem de derin bir nefes alarak kapıya toplanan büyüklere odaklanmadan kapıyı açtım.
Kapıyı açtığım gibi karşılaştığım Bahar şaşırmama sebep olsa da gülümseyerek yanındakilere dönünce onun Ömer’ler ile geldiğini anlamış oldum.
‘’Meral sultan bak gelinin Eslem.’’
Bahar’ın hayat kurtaran cümlesine karşılık tebessüm ederek isminin Meral olduğunu öğrendiğim Ömer’in halasının elini öperek sarılmasına karşılık verdim.
İçimdeki sıkıntı kendisini belli ederek kalbimi sıkarken kendime sakin kalmam gerektiğini hatırlatıyordum. Bu ara kendime hatırlattığım tek şey sakin kalmam gerektiğiydi. Demek istediğim buydu işte, en başından beri olmasını istemediğim durum buydu. Ben daha Ömer’i tam tanıyamamışken bir anda ailesiyle tanışıp anlaşmalı evlilik yapacaktım. Peki ya sonra?
Meral hala diğerleriyle tanışarak içeri girerken sırasıyla içeri girenler ile tanışıp ellerinde taşıdıklarını alarak Yağmur ve İlayda’ya verdim. Ömer’in yengesi, dayısı, halası ve büyük halasının kızı salona doğru geçerken içeri giren Hakan ile göz temasından karşılıklı olarak kaçınırken en son içeri giren Erdem ve Ömer ile kapıyı kapattım.
Ömer elinde tuttuğu çiçeği bana uzatırken teşekkür ederek beyaz lalelerden oluşan buketi kucağıma aldım.
‘’Aaaaaaa! Şöyle bir durun bakayım resminizi çekeyim.’’
İlayda’nın kolumdan itekleyerek beni Ömer’e fırlatmasına göz deviremeden belimden yakalayan Ömer ile dönen dünyamın sakinleşmesi adına herkesi bir dakikalık saygı duruşuna davet etmeme ramak kalmıştı. Ömer ayaklarımın üzerinde durduğuma emin olunca elini kendisine çekerek önünde kavuşturmuştu.
Tamam itiraf edeyim elini çekmesi üşümeme sebep olduğu kadar koymuştu da. Belimde kalmasında bence sakınca yoktu, neden geri çekti ki?
‘’Gülümseyin.’’
İlayda’nın komutuyla kollarımın arasındaki çiçekleri diz kapağımdan destek alarak sabitlerken kameraya bakarak gülümsedim. Anın tadını çıkarmam gerekiyordu öyle değil mi? İleriye değil şu zamana bakmalıydım ve hayatı kendime zehir etmeye çalışmaktan vazgeçmeliydim. Bende üç maymun oynayabilirim.
‘’Harika çıktınız. Tamam şimdi Ömer ve Erdem içeri geçebilirsiniz.’’
‘’Hayır ya! Beni de çek kirvemle. Yağmur geç güzelim kardeşinin yanına.’’
Erdem’in cümlesiyle hareketlenen Yağmur yanıma gelirken Erdem’de Ömer’in yanındaki yerini almıştı. Tekrar kameraya bakıp gülümserken bu sefer ortama dahil olan Sinan ve Hakan sayesinde bir posta da Sinan – İlayda, Hakan – Bahar ikilileri ile resim çekilmiştik.
Elimdeki çiçeği oturma odasındaki masanın üzerine koyarken erkekler salona geçmiş biz kız kıza kalmıştık ne Ömer ne de ben konuşmamıştık.
‘’Evet say şimdi bakalım kimin adı neydi?’’
Bahar’ın sorusu üzerine yanılmamak amaçlı kısa bir süre duraksasam da saymaya başladım.
‘’Halası Meral, dayısı Mahmut, yengesi Sibel ve kuzeni Melek.’’
‘’Aferin kız. Dörtte dört yaptın.’’
Sırtımı sıvazlayan Bahar’a ‘’Çok zor bir şey değildi ki.’’ Cevabını verirken kapıda beliren Azize teyzenin bize dönen bakışlarıyla hızlı adımlarla içeriye geçtik. Salona adım attığımız gibi evli bayanlar eşlerinin yanına geçerken Yağmur’da soluğu Erdem’in yanındaki boş sandalyede alınca payıma düşen kapının yanındaki boş sandalyeye oturdum.
Ortamda dönen muhabbete herkes bir yerden eşlik ederken aradan geçen on beş dakikanın sonunda oturduğum yerden kalkarak mutfağa ilerledim. Tepsiye dizili bardaklara sırasıyla çayları doldururken mutfağa giren oğlanlar ile bakışlarımı şaşkınca onlara çevirdim.
Âdem ve Hakan tabakları taşırken Erdem ve Sinan peçeteleri götürüyordu. Çayları doldurmayı bitirip çaydanlığı ocağa koyduğum esnada Ömer’de çay tepsisini alarak onların peşinden salona geçince bana yapacak iş kalmadığından ötürü bende peşlerinden salona giderek yerime geri oturdum. Bu işi sevmiştim ben. Erkekler hep böyle çalışacaksa her gün misafir ağırlanırdı.
Ömer tepsiyi masaya koyarak elindeki bardağı bana uzatırken başımı sallayarak onu reddettim. Şu an bir şey içebileceğimi zannetmiyordum.
‘’Kızım başınız sağ olsun. Rabbim cennetine koysun inşallah.’’
Meral halanın cümlesine karşılık olarak ‘’Amin, Allah razı olsun.’’ Cevabını verirken tekrar sessizliğe gömülmüştüm. Adının Melek olduğunu öğrendiğim kuzeni benim sandalyemin tam karşısında bulunan koltukta otururken üzerimde olan bakışlarına karşılık tebessüm ettim. Tebessümüme karşılık vermeyip düz bakışlarla bana bakmaya devam ettikten bir müddet sonra kafasını çevirince bende bakışlarımı geri çektim.
‘’Eslem kızım mühendislik okumuşsun sanırım sende?’’
Ömer’in dayısının sorusuyla ondan tarafa dönerken ‘’Evet mühendislik okudum ama şu an çalışmıyorum.’’ Cevabını verdim.
‘’Olsun kızım çalışmak istiyorsan yardımcı oluruz bizlerde sana. Senin alanın neydi?’’
‘’Yazılım mühendisliği bitirdim ama pedagojik formasyonda aldım. Bir dönem okullarda bilgisayar öğretmenliği yaptım.’’
Ömer’in yengesi ‘’Maşallah ne güzel. Bende bizim küçük oğlanın yazılım okumasını istiyorum ama sadece ben istiyorum bizim oğlanın öyle bir niyeti yok. Babası da sağ olsun topçu olacak diyor başka bir şey demiyor.’’ Diyerek konuşmamıza dahil olurken kocasına attığı bakışlar gülümsememe sebep olmuştu.
‘’Hangi üniversiteden mezunsun?’’
Ömer’in kuzeni Melek omzundaki saçını geriye atarak tek kaşını kaldırırken bakışlarında beni rahatsız eden bir şeyler vardı ama üzerinde durmak istemedim. Sonuçta birbirimizi tanımıyorduk ve tanımadığım insan hakkında şu an yorumda bulunmak istemiyordum o yüzden sakince sorusuna cevap verdim.
‘’ODTÜ’de İngilizce olarak okudum ve bölümümü birincilikle tamamladım.’’
Yüzümdeki tebessümü silerek bakışlarına aynı şekilde karşılık vermek istesem de havaya kalkmak isteyen kaşımı kaşıyarak bakışlarımı kuzen olacak şahıstan çektim. Cevabım ona kapak etkisi yapmıştır diye düşünüyorum.
Hey! Yorum yapmak yok!
‘’Maşallah gelinime. Hem güzel hem akıllı.’’
Halasının yorumuna karşılık olarak ‘’Teşekkür ederim.’’ Derken biten bardaklara çay koymak için ayağa kalkacağım esnada ‘’Ben koyarım.’’ Diyerek kalkan Ömer ile yerime geri oturdum.
Maşallah maşallah bunlar sahada görmeyi beklemediğimiz hareketler.
‘’Ömer ile nasıl tanıştınız?’’
Soru yine kuzen cephesinden gelmişti.
‘’Sinan ve İlayda’nın düğününde tanıştık.’’
‘’Hmm. Çok kısa bir sürede evlenme kararı almadınız mı sizce de?’’
Melek sorduğu soruya yengesinden dirsek yiyerek cevap alırken ona nasıl cevap vermem gerektiğini düşündüğüm esnada İlayda cephesinden gelen atak ile sessiz kalmaya karar verdim.
‘’Mübarek işler uzatmaya gelmez canım benim. Hem Ömer’de Eslem’de gayet evlenecek yaşta insanlar. Birbirlerini görüp beğendiler ve evlenme kararı aldılar. Devlet kararlarına karşı gelmedi ama sen sorgulamak istiyorsun sanırım?’’
Bu sefer dirseği yiyen İlayda olmuştu. Melek ile birbirlerine attıkları bakışları Asım amcanın konuyu değiştirmesi bile kesememişti. Herkes ortamdaki konuya odaklanırken biten tabakları toplama bahanesiyle ayağa kalkarak İlayda’nın ayağına ufak çaplı tekme attım. Bana dönen bakışlarına kaşlarım ile mutfağı gösterirken mesajı alarak ayağa kalktı ve diğer tabakları eline alarak peşimden geldi.
‘’Sinir ya, ben yolarım bu kızı he!’’
‘’Sakin ol İlayda. Alt tarafı bir kuzen, beni tanımıyor huzursuzlanması çok normal.’’
‘’Alt tarafı kuzen deme kızım, bunlar çok fena olabiliyorlar. Sinan’ın kuzenlerini hatırlamıyor musun? Ay bak hatırlayınca bile tüylerim diken diken oluyor.’’
Kolunda olmayan tüylerinin diklendiğini göstermeye çalışırken gülerek tabakları sudan geçirmeye başladım. İlayda tezgâha koyduklarımı makineye dizerken Ömer çaydanlığı almak için tekrardan gelip gitmişti. Mutfağı bitirip tekrardan salona geçeceğim esnada çalan kapı ile duraksadım.
Bu sahne çok tanıdık geliyordu. Tıpkı haftalar öncesinde Yağmur ve Erdem’e yüzük taktıktan sonra çalan kapı hissi veriyordu.
O küçücük beyinleriniz ile plan yapmaya kalkışmayın. Evlilik ne seni korur ne de diğerlerini. Ömer ile evlenince istediklerini elde edemeyeceksin. İntikam alamayacaksın. O imzayı attığın an seni de Ömer’i de o nikaha katılan herkesi de gebertirim. Duydun mu? Bir tane sağ bırakmam, anlıyor musun?
Sen yedirdin bana kafayı. Benim olmuyorsan kimsenin de olmayacaksın. Duydun mu? İyice dinle beni! Gebertirim seni. Orayı basar yaşatmam hiçbirinizi.
Sergen’in cümleleri kulaklarımda çınlarken birkaç gün önce yaşadıklarımız gözümün önünde canlanmıştı. Ayaklarım olduğu yerde sabit kalırken zilin ısrarlı bir şekilde çalması sonucunda İlayda yanımdan geçerek kapıya ilerledi. Kapı koluna uzanan eliyle nefesimi tutarak beklemeye başladım, açılan kapıdan Faruk abi ve Merve’nin gözükmesi tuttuğum nefesimi rahatça geri vermeme vesile oldu. Derin bir nefes alıp yüzümü yelledim. Titreyen ellerimi birkaç kere elbiseme silerek sakin kalmam gerektiğini tekrardan kendime hatırlattım.
Merve ve Faruk abiyi salona yönlendirmeden önce bana uzattıkları kollarının arasına girerek sarılmalarına karşılık vermiştim. Onlar salona geçerken düşünce denizinde boğulmamak adına yanımda bulunan İlayda’ya döndüm.
“Sinan canım, Erdem’e canımın içini emanet ediyorum ki etmesem bile Erdem’de kardeşim, Faruk ağabey tam bir abim ama....”
“ Ama Hakan seni hâlâ rahatsız ediyor değil mi?”
İlayda’nın sorusuna karşılık sessizce olumlu anlamda başımı salladım.
“Bende Hakan’ı rahatsız ediyorum ama, bu bariz bir gerçek. Adamın bana olan bakışları hiç dost canlısı değil, sanki arkadaşının namusuna geçmişim gibi davranıyor.”
Yorumum İlayda’ya kahkaha artırırken bende gülmeye başladım.
“Kanka sana aldığımız gecelikleri giydiğin vakit namus derdi kalmayacak rahat ol.” Göz kırparak saçını arkaya savuşturmasına karşılık bende gülmeye başladım. Bu kız iflah olmazdı.
Salona geri geçtiğimizde sohbet baya koyulaşmış, herkes daha rahat hareket etmeye başlamıştı. Belirli gruplar halinde ayrılmışlar, farklı konulardan konuşmaya başlamışlardı. Boş bardaklar ile Ömer ilgilenerek çayları doldururken bakışlarım tekrar kuzeni ile buluştu. İlayda’ya katıldığım bir nokta vardı ki o da kızın bakışlarından benimde hoşlanmamış olmamdı.
Tek kaşımı kaldırıp hesap sormamak çok zordu. Nefesimi yavaşça dışarı bırakırken bu sefer bakışlarım salona giren Ömer ile kesişti. Bir süre devam eden bakışmamızı Hakan’ın Ömer’e seslenmesi ile son bulurken gözlerimi devirdim. Adam resmen kumalık görevlerinin hepsini layıkıyla yerine getiriyordu. Sinir şey.
Çoğu kişi tekrardan çay içmeyeceğini söyleyerek konuşmasına devam ederken meyve tabağı yapmaya karar vererek boş bardakları toplayıp mutfağa geçtim. Kirlileri makineye yerleştirdiğim esnada kapanan kapı sesi ile makinenin kapağını kapatarak arkama döndüm. Ömer’in kuzeni Melek ellerini göğsünde birleştirmiş ve buzdolabına yaslanmış bir şekilde bana bakıyordu.
Pekala, hâlimi ve hatırımı sormayacağına göre eteğindeki taşları dökmeye gelmişti büyük ihtimalle.
Bozuntuya vermeden ‘’Bir şey mi isteyecektin?’’ sorusunu yönelttim. Soruma karşılık aldığım cevap yarım ağız gülümseme olmuştu.
Tamam, sakinim.
Sakinim.
‘’O zaman mutfakta ne işin olduğunu sorabilir miyim?’’
‘’Hamza’yı ne kadar tanıyorsun?’’
Hamza derken canım? Sen neden Ömer değil de Hamza diyorsun biraz anlatsana canım benim. Açıklamaya nereden başlamak istersin?
‘’Kimse kimseyi dört dörtlük tanıyamaz öyle değil mi? Hâlâ tanıyoruz ve tanımaya devam edeceğiz evliliğimizin bu konuda çok yardımcı olacağına eminim.’’
Yüzündeki mimikler an be an değişirken yerine gelen keyfime aceleci olmaması konusunda ikazda bulundum. Erken sevinmemek lazımdı düşmanı tanımıyorduk.
‘’Evlenince nerede oturacaksınız?’’
Sabır taşım bir yere kadardı. Sanane dememek için kendimi tutarken ‘’Bu konu seni ilgilendiriyor çünkü?’’ sorusunu sormaktan kendimi alamadım.
Ağzından kaçan kıkırtısını eliyle kapatmaya çalışırken boğazını temizleyerek yaslandığı yerden doğruldu.
‘’Hiçbir şey bilmiyorsun değil mi? Hamza’nın şu aki evinde oturacaksınız büyük ihtimalle. Yani içini benim dizdiğim, Hamza ile kendime hazırladığım yuvada oturacaksın. Bu kadar gurursuz musun? Eski nişanlısının dizayn ettiği evde oturup, yattıkları yatakta mı yatacaksın?’’
İçini benim dizdiğim...
Hamza ile kendime hazırladığım yuva...
Eski nişanlı...
Yattıkları yatak...
Bu kız neler saçmalıyordu? Nasıl karşıma geçerek rahatlıkla bu cümleleri kurup söyleyebiliyor ve bana kafa tutmaya kalkıyordu?
‘’Nişanlı olduğumuzdan haberin yoktu sanırım. Neyden haberin var ki sahi? Gerçekten seni sevdiğini düşünmüyorsundur inşallah. Hamza çok merhametlidir. İnsanlara yardım etmeyi sever, yeni yardımı da sen olmalısın. Sonuçta babalarınızın bir tanışıklığı var eh şimdi de anneni kaybettin Hamza’da sahip çıkıyor sana işte. Sahipsiz bırakmıyor.’’
Nişanlılar mıydı? Ömer bunu bana neden söylememişti?
Bu kızın söylediklerinin ne kadarı doğruydu?
Ömer bana acıyor muydu? Sahip çıkmak için mi evleniyordu benimle?
Boş bakışlarımı karşımdaki Melek isimli Şeytan’ın üzerinde gezdirirken derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştım. Sakinleşmeli ve gerçekleri şu an burada olmayan Ömer’den öğrenmeliydim. İçimde ki korkular tekrardan gün yüzüne çıkarken ellerimi yumruk yaptım.
Neden doğru yolda ilerleyemiyorduk?
Neden hep yanlış yöne adımlar atıyorduk?
Neden?
Hatayı nerede yapıyorduk?
Bölüm etkileşimi
