8. bölüm / 24
Gizli Görev7. Thanos
Bölümler 24Şu an: 7. Thanos
- 1 0. Önizleme101 kelime
- 2 1. Bilinmezlik4.203 kelime
- 3 2. Kapkaççı3.297 kelime
- 4 3. Düğün Part I3.348 kelime
- 5 4. Düğün Part II3.975 kelime
- 6 5. Geçmiş4.306 kelime
- 7 6. Matruşka4.224 kelime
- 8 7. Thanos3.736 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 8. Baskın Basılanındır3.700 kelime
- 10 9. Korkuyorum4.046 kelime
- 11 10. Sorgun Sual4.019 kelime
- 12 11. Iron Man8.227 kelime
- 13 12. Anahtar Sensin6.000 kelime
- 14 13. Bende Seni Seviyorum4.407 kelime
- 15 14. Kambersiz Düğün Olmaz10.218 kelime
- 16 15. Kaçırıldı5.297 kelime
- 17 16. Elli Yaşlarına Yakın4.815 kelime
- 18 17. Söz Veriyorum Anne5.626 kelime
- 19 18. Benimle Evlenir Misin?3.737 kelime
- 20 19. Yanlış Yöne Atılan Adımlar7.872 kelime
- 21 20. Ömer'e Sor8.254 kelime
- 22 21. Gizli Görev8.277 kelime
- 23 22. Sezon Finali Part I4.486 kelime
- 24 23. Tepetaklak Sezon Finali Part II5.910 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yaptığım keki fırından çıkartıp tezgâhın üzerine koyarken kenara koyduğum örtüyü alarak kekin üzerine örttüm. Saatin sekiz olmasına otuz dakika kalmıştı. Annem işten geldiği gibi duşa girip üzerini değiştirirken Yağmur evi süpürüp toz almış, bende mutfağa girmiştim.
Demlenen çayın altını kısarak pasta tabaklarını, çatalları ve bardakları ayarladım. Akşam yemeği yemeleri ihtimaline karşılık annemin ısrarları ile poğaça, börek ve kısırın yanına bir de limonlu kek yapmıştım. Eğer akşam yemeği yemedilerse o zaman onlara mercimek çorbası, etli taze fasulye ve pirinç pilavı ikram edecektik. Evine neden geleceklerini sorgulamak yerine ne yedireceğini sorgulayan annem sonucunda geldiğimizden beri mutfaktaydım.
Misafir geliyor cümlesi annemi kadın doğumdan aşçılığa terfi ettiriyordu. Kendi yapamasa bile muhakkak bize yaptırmayı ihmal etmiyordu. Son kez hazırlananları kontrol ederek, kısırdan bir kaşık daha alarak odama ilerledim. Allah’ım bu kısır muhteşem bir buluştu.
Hızlıca eşofmanlarımı çıkartıp taytımı giyindim. Duş almıştım ama her ihtimale karşı ıslak mendil ile kendimi tekrardan güzelce silerek, deodorantımı sıktım. Üzerine fakir kol, hafif belden oturtmalı siyah diz kapağımın bir karış aşağısına denk gelen renkli elbisemi geçirdim. Saçımdaki örgüyü bozarak saçımı taradım ve tekrardan balık sırtı örerek küçük siyah lastik ile bağladım. Terliklerimi giyinip odadan çıktım.
Yağmur çiçekli elbisesi ile ışık saçarken, annem pembe elbisesinin üzerine taktığı gri tülbentiyle harika gözüküyordu. Hepimizin özenli giyinmesi ağzımdan istemsizce kıkırtı kaçmasına sebep olurken anlamsız bakışlar atan ikiliye ‘’Erdem bugün Yağmur’u istese abes kaçmayacak bir görüntü şıklığına sahibiz.’’ Dedim.
‘’Yok bugün olmaz, şöyle bir ay daha geçsin o zaman düşünürüz.’’
Annem Yağmur’un kolunu cimciklerken çalan kapı ile hep beraber koridora doğru ilerledik. Zamanlamamız harikaydı gerçekten. Yağmur kapıyı açarken annem ile kenarda bekliyorduk. İlayda en önde içeriye girerken kocaman açtığı kollarıyla anneme sarılarak onu çok özlediğine dair methiyelerini dizmeye başlamıştı. Balayından geldiklerinden beri bir kere yüz yüze görüşmüştük onda da annem bizimle değildi, düğünde de birbirlerini göremedikleri için uzun zamandır görüşmüyorlardı.
Sinan eşini annemden ayırarak annemin elini öperken, onların peşinden Ömer, Erdem ve Hakan içeriye girmişlerdi. Ömer’in elinde tuttuğu poşetleri alarak teşekkür eden Yağmur, sırasıyla annemin elini öpmelerini bekledikten sonra herkesi Sinan’ın peşi sıra salona yönlendirmişti.
İlayda ve Yağmur benimle mutfağa gelirlerken annem erkekler ile salona geçmişti. Mutfağa girdiğimiz anda konuşmaya başlayacaklarına adım kadar emindim.
Poşetin içindeki meyveleri ve kuru yemişleri çıkartarak yerleştirirken Yağmur ve İlayda dayanamayarak konuşmaya başlamışlardı.
‘’Evlilik nasıl gidiyor?’’
‘’Kızım evlilik anlatılmaz yaşanır. Harika bir şeymiş. Hemen sizi de evlendiriyoruz, buluyoruz birilerini. Gerçi bana kalmadan birileri bulmuş ama neyse. Dua et oğlan iyi yoksa seni gebertirdim Yağmur.’’
Sitemli bakışlar Yağmur’a dönerken omuz silken Yağmur ‘’Valla anlamadan oldu kızım, mesajlaşıyoruz şu an. Bir anda oldu.’’ Diye fısıldadı.
‘’Nasıl gidiyor peki konuşma?’’
Elimdekileri yerleştirmem bitince poşeti, katlayıp peteğinin yanında asılan çantaya koydum ve kızların sohbetine dahil oldum.
‘’Şaşırtıcı derecede güzel, ama adam akıllı oturup yüz yüze konuşmamız olmadı. Mesajda gayet güzel ilerliyoruz. Düğündeki karşılaşmayı yüz yüze konuşma olarak sayma, zaten düğünden sonra sosyal medyadan istek attı kabul edip takipleşmeye başladıktan sonra konuşmaya başladık. Bugün şirkette bir karşılaşmamız oldu o kadar. Yüz yüze konuşunca ya aynı etkiyi almazsam diye korkuyorum, çünkü konuşma fazla iyi.’’
Yorumu gözlerimi devirmeme sebep olurken kendimi tutamayarak konuşmaya başladım. Bu kız beni gerçekten deli ediyor.
‘’Mesajlaşma iyi gidiyorsa yüz yüze görüşmeden neden korkuyorsun, canlı gördün zaten, şekli şemaili hoşuna gitti ki az çok dışarıdaki karakterini de gördün, mesajlaşmada hoşuna gitmiş belli gitmese zaten sonlandırırdın. Korkulacak bir şey yok, bir çay için. Üçüncü çaydan sonra eveririz seni.’’
İlayda kahkaha atarken eliyle ağzını kapatarak, sesini kısmaya çalışsa da duyulacak olan duyulmuştu büyük ihtimalle.
‘’İlayda şimdi Yağmur’u bir bırak ne soracağım sana.’’
‘’Sor canım, ama sormadan diyeyim Ömer bekar. Seni hep Ömer’e düşünmüştüm ben zaten. Tam böyle tencere kapak olursunuz.’’
‘’Eslem de bekar, bir çay içsinler. Sen ayarlarsın İlayda, birinci çaydan sonra eveririz bunları da.’’
‘’Ya kızım bir durun ya onu mu diyorum ben aklınız fikriniz aşna fişne, sofrayı mı kuralım yoksa çay servisi mi yapalım?’’
‘’Akşam yemeğini yedik geldik, çayı açalım. Ömer mevzusu şimdilik rafta gece tekrar konuşuruz. Ciddiyim bu arada.’’
İlayda’yı kafa sallayarak geçiştirirken, keki dilimlemeye başladım. Sessizleşen ikilide börek, poğaça ve kısırı ayarlarken kestiğim dilimleri de alarak tabağa yerleştirdiler. Getirilen kuru yemişleri de küçük kaselere koyarak çayları doldurdum.
Kızlar tabakları içeri götürürken, bende tepsiyle onları takip ederek sırayla herkese çayları dağıttım. Kızlar ile yemek masasına otururken, konuşulan konuya dikkat kesildik.
‘’Yüzün çok tanıdık geliyordu zaten, sebebi şimdi belli oldu. Demek rahmetli Havva ve Recep’in oğlusun. Başın sağ olsun tekrardan oğlum. Yattıkları yer cennet olsun.’’
Ömer ‘’Âmin.’’ Diyerek annemi yanıtlarken ikisinin hangi zaman diliminde tanıştığını düşünmeye çalıştım ama başarısız oldum.
‘’Kızlar babanız Rize’de görev yaparken kaldığımız lojmanı hatırlıyor musunuz?’’
Annemin bize yönelik sorduğu soruya karşılık düşünmeye başladım. Ortaokula gidiyorduk, sanırım.
‘’Hayal, meyal.’’
Yağmur’un cevabını onaylar şekilde başımı sallarken, annem konuşmaya devam etti.
‘’Bir sabah babanız erkenden kaldırmıştı bizi pikniğe gitmiştik yaylaya.’’
Annem hatırlamamızı isteyerek konuşurken zihnimde canlanan anıyla beraber yüzüme yayılan tebessüme engel olamadım.
‘’Sabah ezanı okunduğu gibi dikmişti ayağa bizi hatırladım. Bulutların üstüne çıkaracağım sizi, çok güzel bir yere gidiyoruz demişti.’’
‘’Hatırladım. Hatta Eslem ile elbise giyinmek istediğimizde üşürsünüz diyerek izin vermemişti. Kavga etmiştik sabahın köründe babamla.’’
Babamla kavga etmek, bir at ile yarışmaya çalışan kaplumbağa gibi hissetmenize sebep oluyordu. Adamın lügatinde hayır olan bir şeyi evet kelimesine çevirmek imkansızdı.
‘’İşte bulutların üstünde yaptığımız piknikte Ömer ve ailesi bize eşlik etmişti.’’
Bakışlarım istemsizce Ömer’e kayarken, bakışlarını yakalamak kanın yanaklarıma hücum etmesine sebep olmuştu. Şu yanaklarıma da bir şey derdim şimdi, kızarmaya yer arıyorlar.
Lojmandan arkadaşıysa Ömer’in babası da babam gibi askerdi.
Küçükken tanışmıştık demek ki. O gün ile ilgili tek hatırladığım yediğimiz balığın ve mangalın tadının harika olduğuydu, bir de manzaranın güzelliğiydi, Ömer bunların arasında yer almıyordu.
‘’Benimle geçmişe dayanan bir tanışıklılığınız yok ama geleceğe doğru giden günlerde, aylarda ve yıllarda beni çok yakından tanıyacağınıza eminim.’’
Erdem’in yorumu hepimizi güldürürken Hakan ‘’Ben hâkim Metin Çolak’ın oğluyum. Babamın size çok selamları var.’’
Aleykümselam diyerek selamı alan annem ‘’O zaman artık asıl konuya geçelim mi? Buraya sadece kendinizi tanıtmaya, hatırlatmaya veya ailenizin selamını getirmeye gelmediniz illaki.’’ Diyerek çayını sehpaya bıraktı.
Gelelim fasulyenin faydalarına, annemin en sevdiğim ve sevmediğim huyu diyeyim her şeyin farkında olması. Artık analık iç güdüsü mü dersiniz, Allah’tan annelere verilen bir güç mü dersiniz bilemiyorum ama her neyse ondan annemde fazlasıyla var.
‘’Aslında geçmişten gelen bir tanışıklık olduğu için, tekrardan gelip görüşmek istedik. Harun amca vefat ettiğinde burada değildik, baş sağlığı dileyemedik. Geç oldu biliyorum ama başınız sağ olsun.’’
‘’Sağ ol oğlum, Allah razı olsun. Sorsan daha dün gibi acısı taze ama, işte kaç yıl geçti bile aradan.’’
Ortamı derin bir sessizlik sararken, ellerim ile oynamaya başladım. Babamı düşünmek bana hep başarısızlığımı hatırlatıyordu. Ardan kaç yıl geçtiği halde biz hâlâ babamın masum olduğunu ispatlayamamıştık ve babam hâlâ hain olarak biliniyordu.
‘’Yanlış anlamazsanız bir şey sormak istiyorum.’’
Hakan’ın sorusu bütün bakışların ona çevrilmesine sebep olurken ‘’Sor evladım.’’ Diyen annem ile Hakan konuşmasına devam etti.
‘’Düğün günü kızlar talihsiz bir olay yaşamışlardı da kimlik ve telefonun mu kaybolmuştu Eslem?’’
Düğün gününde bunu zaten konuşmuştuk, şu an tekrardan sormasındaki amaç ne olabilirdi ki? İlayda biten bardakları doldurmak için çaydanlık elinde salona girerken Hakan’ın sorusunu ‘’Evet şikâyette bulundum zaten. Kimliğim ve telefonum bulundu, telefon parçalanmış bir işe yaramıyor.’’ Diye cevapladım.
‘’Bulunmasına sevindim, kimlerin çaldığı bulunmuş mu peki? Bu arada kartımı vereyim herhangi bir sorun veya durumda çekinmeden beni arayabilirsiniz, elimden geldiğince hukuksal anlamda yardımcı olurum.’’
Hakan’ın uzattığı kartı alan annem ‘’Sağ ol evladım, eksik olma.’’ Derken o karttaki numarayı aramayacağımı biliyordum. Hakan da hoşuma gitmeyen bir şeyler vardı. Bize karşı aşırı sorgulayıcıydı, aşırı hafif kalır fazla sorgulayıcıydı. Annem çalan telefonu ile salondan ayrılarak koridora çıkarken sessizce annemin gelmesini bekliyorduk. Herkes susmuş sessizce oturuyordu. Aradan geçen altı-yedi saniyenin ardından yanımıza gelerek herkesten tek tek özür diledi ve acil yetişmesi gereken doğum olduğunu söyleyerek onu bırakmayı teklif eden herkesi reddedip, arabasının anahtarlarını alarak evden ayrıldı.
Özel hastanede çalışmasını bu yüzden sevmiyordum, mesaisi bitip eve gelse bile doğum sancısı gelen hastası olunca hemen gitmesi gerekiyordu.
Ayrılmadan önce Yağmur ve beni içeriye çağırıp bol bol öğüt vererek tembihlemeyi unutmadı.
Salona tekrar döndüğümüzde elimde bulunan Hakan’ın kartının hangi ara bana geldiğini anlamamıştım. Kartı bende olsa bile başımıza hukuksal anlamda bir iş gelse onun yerine Bahar’ı tercih ederdim. Şu an bile bize karşı olan bakışları fazlasıyla soğuk. Belki bu soğukluğu Hakan’ın aşırı sert bir mizaca ve görünüme sahip olmasından da kaynaklanıyor olabilir ama Hakan’ı tanımlayacak olursak şeker kız Bahar’ın yanında Hakan Marvel karakterlerinden Thanos oluveriyordu ve ben Thanos karakterinden hazzetmiyordum. Favorim her zaman Iron Man.
Hepsini Marvel karakterlerinden örnekleyecek olursam bu durumda Erdem Ant-Man olması gerekirken içindeki büyümeyen çocuktan sebep Örümcek adam ona daha uyuyordu. Sinan zannımca Thor karakteri olurken Faruk abiye Hulk yakışırdı. Aynı öyle heybetliydi. Ömer ise kesinlikle Iron Man olurdu, sakın yanlış anlaşılmasın bunun Iron Man’i çok sevmem ile kesinlikle alakası yoktu.
Hiçbir şekilde alakası yok. Hiçbir şekilde.
‘’Eslem.’’
Koluma dokunan İlayda ile zihnimdeki düşünceler yok olurken, herkesin bana bakıyor olmasıyla utanç dalgasının vücudumu sarmasına engel olmaya çalıştım.
‘’Efendim.’’
‘’İyi misin? Soru sorduk ama cevap vermedin.’’
‘’Dalmışım, kusura bakmayın ne sormuştunuz?’’
Hakan elindeki bardağı masaya koyarak ‘’Çalan kişiler bulundu mu diye sormuştum.’’ Dedi.
Amma taktın bu konuya Hakan ya.
‘’Kâğıt toplayan bir çocuk kimliğimi ve telefonumu bulup getirmiş, tarif ettiği yere ve kişilere bakmışlar ama altından bir şey çıkmamış. Bana verilen bilgi bu kadar.’’
‘’Başka bir soru sormadın ya da eylemde bulunmadın mı?’’
Tek kaşını kaldırarak sorduğu soru karşısında derin bir nefes alarak arkama yaslandım. Şu an beni sorguya çektiği müvekkili sanıyordu sanırım.
Bende onun gibi tek kaşımı kaldırarak kollarımı göğsümde kavuşturdum.
‘’Başka soru sormadım veya eylemde de bulunmadım. Bulunmam mı gerekiyordu?’’
Kaşının yan tarafını kaşıyarak ‘’Kendi başına araştırma yaptın mı? Yasak yollardan?’’ diye sordu.
‘’Hakan, yeterli kardeşim. Karşında müvekkilin yok.’’ Ömer’in ikazı Hakan’ı durdurmazken, ‘’Evet Eslem, yaptın mı yapmadın mı? Cevabını duyamadım?’’ diye alaycı bir tavırla soru sorması cinlerin tepeme çıkmasına vesile oldu.
‘’Bir şeyi çok merak ediyorum, şu an müvekkilin miyim yoksa sanık mı? Başım sıkıştığında avukatım mı olacaksın yoksa beni yargılayacak mısın?’’
‘’Doğruları konuşup, iletişim kurduktan sonra müvekkilim olabilirsin. Yalanı sevmem, yalancıyı hiç sevmem.’’
‘’Hakan!’’
Ömer’in ve Sinan’ın uyarır nitelikte adını seslenmeleri Hakan’ın hiç umurunda olmazken, daha doğrusu Hakan tarafından duyulmazken bakışlarımız kılıçlarını çekmiş ilk hamleyi karşısındakinin yapmasını bekliyordu.
‘’Seni bu düşünceye iten ne bilmiyorum ama, yasal olan veya olmayan yoldan hiçbir şey yapmadım. Ayrıca elinde elle tutulur kanıt olsa bile karşısındakini dinlemeden yargısız infaz yapanlardan hiç hazzetmem.’’
‘’Beni bu düşünceye iten şey senin aldığın eğitimlerin geçmişi. Aldığın kursların okuduğun bölüm ile alakası olsa bile aldığınız eğitim normal şartlar altında çalışacak olan insanlar için çok fazla, babanın sana ve Yağmur’a aldırttığı eğitimlerin hayatınıza ne gibi bir yararı olacak?’’
‘’Hakan, koçum. Yeterli bence, sınırı aşıyorsun.’’
Sinan’ın uyarısı üzerine ‘’Sınırımı aşıyorum, daha başlamadım bile. Bu sorduklarım yetmez bile. Madem bir yola girilecek o zaman sizin canınızı güvence altına almalıyım. Karşımdaki insanları tanımıyorum ve ben tanımadığım insanlara güvenmem. Onlarla iş yapmam.’’
Ay haspam. Ben seninle iş yapıyor muyum bakalım, ne bu en ufak dağları haşa ben yarattım kaprisleri. Sen kimsin de bana güvenmen gerekiyor? Pardon? Hayatımızın ortasına bodoslama atlayan siz, güvensiz olan biz?
Sinirim an be an artarken içimden düşündüklerimi sesli olarak dile getirmeye karar verdim.
‘’Pardon ama sen olayı çok yanlış anlamışsın sanırım, burada birine güvenilmeyecekse o kişiler biz değil tam anlamıyla sizler oluyorsunuz. Sinan’ın arkadaşları olduğunuzu söyleyerek hayatımıza bodoslama dalıyorsunuz, bir akşam vakti kendinizi davet ettirerek evimize geliyorsunuz ve kendinde beni sorgulama hakkı bulup üzerine iznim olmadan geçmişimi kurcalayıp benim güvenilmez olduğumu iddia ediyorsun. Avukat olman sana sicilimi inceleme hakkı mı veriyor? İznim olmadan bunu hangi yasal yol ile yaptığını sorabilir miyim? Babamın aldırdığı eğitimlerin veya gittiğim kursların senin ve arkadaşların ile olan bağlantısını sorabilir miyim? Kendinde bu hakkı nasıl bulduğunu sorabilir miyim? Seninle ortak bir iş yapacağıma nasıl karar verdiğini sorabilir miyim? Arkadaşlarına zarar vereceğimi sana neyin düşündürdüğünü sorabilir miyim? Ayrıca sen bir avukatsın, diğerleri şirket çalışanıyken sizinle ne gibi ortak noktada buluşup iş yapacağımızı sorabilir miyim?’’
Sesim her soruyla beraber yükselirken konuşmamın uzunluğu ve kendimi zorlamam ensemde hissettiğim karıncalanmayla bana geri dönerken ağrının yavaşça yukarıya doğru çıktığını hissetmeye başladım. İlayda elimi tutup sıkarken Yağmur’un sesini duyuyordum ama dediklerini algılayamıyordum.
Hakan’a olan sinirim ve öfkem artmaya devam ediyordu.
‘’Yazılım ve bilgisayar mühendisliği mezunu olup ekstra aldığınız eğitimler şüphe uyandırıyordu, geçen düğünde yaptığın konuşmada işkillenmeme sebep oldu. Rapordan bahsediyorsun ama karşındakinin bundan haberi yokken senin o rapordan nasıl haberin olabiliyor? Se..’’
Elimi kaldırarak onu susturdum, oturduğum yerden kalkarak ayakta olan Hakan’ın karşısına geçtim.
‘’Orada dur. Rapor olayını tabi ki ben bileceğim, raporun sahibi benim babam. Sen babamın raporunu biliyorum diye bana hesap soruyorsun o zaman bende sana bir soru sorayım o raporun Faruk abinin telefonunda ne işi vardı mesela? Ona gidip sordun mu sen bu raporu nereden buldun? Eslem’in babasının doktor raporu neden sende, nasıl aldın diye sordun mu?’’
‘’Faruk yanlış yapmaz!’’
Sıkılı dişlerinin arasından tıslar gibi çıkan cümlesine karşılık yüzümü buruşturdum.
‘’Faruk yanlış yapmaz, Hakan yanılmaz. Ben bunu nereden bilebilirim? Evime gelip bana hesap soramazsın. Ne babamı ne de bizim adımızı ağzına alamazsın. Sen kimsin ya!’’
‘’Ben Hakan Çolak. İsmimi iyi ezberle!’’
‘’Yeter!’’
Yükselen seslerimizi Ömer’in kelimesi bastırırken, İlayda ve Yağmur’un kollarımdan çekerek beni koltuğa geri oturtmalarına karşılık sessiz kaldım. Erdem ve Sinan da aynı şekilde Hakan’ı oturtmuşlardı.
Bakışlarım burun kemerini sıkarak kendi halinde mırıldanan Ömer’e kayarken nabzım hala az önce yaşananlardan ötürü deli gibi atıyordu. Titreyen ellerimi zapt etmek adına yanımdaki koltuk minderini kucağıma çekerken kızlarda yanıma oturarak ortalarında kalmama sebep olmuşlardı.
‘’Hakan, sen kendinde misin kardeşim?’’
Ömer’in sorusu Hakan’ın bakışlarını bana çevirmesine sebep olurken sessiz kalarak cevap vermedi.
‘’Kardeşim ilk olarak karşındaki bir kadından ziyade insan var ve seni tam olarak tanımıyor ona göre bir yabancısın, böyle bağırarak ve suçlayıcı bir şekilde konuşman ne kadar doğru? Ortada suçlaman gereken birileri varsa bu Eslem veya Yağmur değil. Kızların hiçbir şeyden haberleri yokken onları suçlayamaz ya da sorgulayamazsın kaldı ki haberleri olsa bile yanlış bir şey yapmadılar. Bizim canımızı tehlikeye atmak istemiyorsun anlıyorum ama şu an canı tehlikede olan biz miyiz onlar mı? Kızların canı ne olacak?’’
Ömer’in her bir cümlesi ayağa kalkmış sinirlerimi yatıştırırken, cümlelerin altını çizmek veya cümlelerini postitlemek istiyordum.
‘’Ömer güvenilir olduklarından nasıl emin oluyorsun kardeşim?’’
Hakan’ın sorusu üzerine bana dönen Ömer ‘’Yasal olmayan işler yaptın mı Eslem?’’ sorusunu sorarken başımı iki yana sallayarak ‘’Hayır, yapmadım.’’ Dedim.
‘’Neden doğru söylesin ki? A..’’
Hakan’ın sözünü bu sefer Sinan keserken, sessizliğimizi korumaya devam ediyorduk.
‘’Neden yalan söylesin ki? Hakan bak seni anlamaya çalışıyorum ama Eslem ve Yağmur benim kardeşim, tıpkı sizin gibi. Hatta onları sizi tanıdığım zaman diliminden daha fazla zamandır tanıyorum. Ortada yanlış bir durum olsa ilk müdahaleyi ben yaparım. Ben yapmasam Asuman teyze var, İlayda var, babam var, Asım baba var. Verdiğin tepki yanlış kardeşim, anlıyorum arkadaşlarını korumak istiyorsun ama senin arkadaşların benim arkadaşlarım bu yolda kız kardeşlerimi de korumak zorundayım hem senden hem de diğer düşmanlardan.’’
Sinan’ın uzun soluklu konuşması içimi rahatlatırken hissettiğim konuşma ihtiyacıyla derin bir nefes alıp söze başladım.
‘’Yapmayı istedim, istemedim diyemem. Babamın başına gelenlerden ve bizim başımıza gelenlerden sonra bildiklerimi uygulamaya geçirip gidebildiğim yere kadar gitmek ve sonucu görmek istedim, istedim ama yapmadım.’’
‘’Seni durduran ne oldu?’’
Ömer’in sakince sorduğu sorunun cevabı çok basitti.
‘’Annem.’’
Yağmur elimi tutup sıkarken, aldığı derin nefes sonrası konuşmaya başladı.
‘’İntikam her zaman istedik, hâlâ istiyoruz ama şu an atacağımız adımlar bizi ileri değil geri taşıyacağı için bir şey yapmıyoruz. Bak yapamıyoruz demiyorum, yapmıyoruz diyorum. Babam çömez değildi, aşırı derecede pratik bir zekâsı vardı. Başına gelecekleri önceden tahmin etmiş olmalı ki hazırlığını yapmıştı. Bazı sorularının olmasını anlayabilirim ama bir avukat olarak düzgünce sormanı beklerdim. Sen direk yargılamaya ve suçlamaya başladın. Ölen kişi bizim babamız, düşmanımız değil. Ayrıca bizim bilgi birikimimiz birkaç parçayla sınırlıyken, soruları sen mi sormalısın yoksa biz mi sormalıyız?’’
‘’Sizin babanız bu vatan için canını verdi, bizde o canı vermesine sebep olanların canını almak istiyoruz.’’
Erdem’in açık bir şekilde kurduğu cümle bıçak olup tenimi keserken, gözlerime hücum eden yaşların akmaması için çaba sarf etmeye başladım.
Hakan bir hışımla önce salondan ardından evden çıkarken herkes birbirine bakıyordu. Yalan söylemeyecektim şu an bu ortamı terk etmesi içimi rahatlatmıştı. Hiç tanımadığım birinin evimde beni yargılamasına ihtiyacım yoktu.
‘’Hakan adına sizden özür dilerim, eminim eve gidip söylediklerini düşününce hatasını anlayacaktır. Bildikleriniz ve yetenekleriniz bizim için çok önemli. Bu yolda sizin de rızanız olursa beraber ilerlemek istiyoruz, beraber ilerlemek zorundayız. Harun amca sizi böyle yetiştirdiyse bir sebebi olmalı. Asım amca ve Hasan amca ile ortak iş yürüteceğiz. Onların bundan haberi var.’’
Ömer’in sakince kurduğu cümleler sessiz olan ortamda yankılanırken kafamı çok fazla şey kurcalıyordu.
‘’Beraber ilerlemekten kastınız ne?’’
Kafamı kurcalayan düşüncelerden bir tanesini Yağmur sesli olarak dile getirirken elini sıkarak teşekkür ettim.
‘’Yeteneklerinizden faydalanmak istiyoruz, daha açık olmak gerekirse Sergen ve Engin’i hatta onlarla beraber olan herkesi parmaklıklar ardına yollamak istiyoruz. Harun amcanın ortaya çıkardıkları azımsanamayacak kadar büyük ve kapsamlı. Bu zamana kadar bilgilerin belirli kısmı Asım amca ve Hasan amca tarafından korundu ama hâlâ elimizde eksik belgeler var ve söylediğim gibi Harun amcanın size o eğitimleri boşuna aldırdığını düşünmüyorum. Bunları hep beraber ortaya çıkarmalıyız, tabi sizde bize yardımcı olmak isterseniz.’’
Ömer’in açıklaması birkaç sorumuzun cevabı olurken, ne demem gerektiğini bilmiyordum. Evet babamın ölümünde parmağı olan herkesin ceza almasını istiyordum ama onlara katılmak istiyor muydum emin değilim. Hakan’a karşı olan bakış açım fazlasıyla değişmişti. Kötü anlamda. Hoş ona karşı pek iyi düşüncem yoktu ama bugünden sonra olanlarda daha kötüye gitmişti. Hem böyle bir konuda anneme sormadan karar alamazdık. Bir grup halinde takılmak ister istemez bazılarının dikkatini çekecekti ve bizim ona göre tedbir almamız gerekebilirdi.
‘’Her şey bir anda üst üste geldi, anlamlandıramıyor olabilirsiniz. Dışarıdan bakıldığında Hakan avukat, Erdem bir ortak ve ben şirket yöneticisi olabilirim ama babanızda öyle değil miydi?’’
Sorusu bakışlarımı bakışlarına kilitlerken, demek istediğini gayet güzel anlamıştım.
‘’Bir yandan çalışıp para kazanıyoruz, diğer yandan devletimiz için çalışıyoruz.’’ Sinan’ın cümlesi İlayda’nın ağzından kıkırtı kaçmasına sebep olurken ‘’Hayatım afili cümle kurmak Ömer’e yakışıyor sen zorlama istersen.’’ Yorumu ise bizleri güldürmüştü.
Yağmur yanımdan kalkarak gözden kaybolurken, karşımızda oturan beyler çaylarını içmiş, tabaklarını bitirmişlerdi.
‘’Bize müsaade, elinize sağlık. Her şey için çok teşekkür ederiz.’’ Diyerek ayağa kalkan Ömer’i, Erdem ve Sinan takip ederken bizde ayağa kalkmıştık. Kapıya kadar peşlerinden gittiğimiz sırada Yağmur elinde tuttuğu poşetleri Erdem’e vererek ‘’Kalanlar bize çok fazla, siz hep beraber yersiniz.’’ Dedi. Erdem teşekkür ederek evden çıkarken İlayda ve Sinan durdukları yerde sarılarak vedalaşmaya çalışıyorlardı. Ömer bize dönerek ‘’Numaram İlayda da var, isterseniz ondan alabilirsiniz. Tabi ki buna zorunlu değilsiniz. Aklınıza takılan herhangi bir şey olursa sormaktan çekinmeyin lütfen. Bana sormak istemezsen Hasan amca veya Asım amcayla görüşebilirsin, bugün buraya geldiğimizden ve konuşmak istediğimizden haberleri var. Tekrardan her şey için teşekkürler. Hayırlı akşamlar.’’ Dedi ve vedalaşması biten Sinan’ın peşi sıra evden çıktı.
Kapanan kapı ile üç deli birbirimize bakarken, Sinan’ın evden tek çıktığının ve İlayda’nın yanımızda olduğunun farkına vardım.
‘’Sen bu gece konuşuruz derken, burada kalacağını mı söylemek istiyordun?’’
Sorum karşısında cilveli bir şekilde saçını işaret parmağına dolarken, dudağını ısırarak göz kırptı. Yaptığı harekete karşılık poposuna bir tane patlatıp salona geçtim. Kafam patlamak üzereydi, konuşulacak çok fazla konu vardı ama önce etrafı toparlamamız gerekiyordu.
Masanın üzerinde olan tepsiye boş bardakları yerleştirmeye başladığım esnada kızlarda yanıma gelerek tabakları almaya başladılar.
‘’Ömer’in numarasını unutturmada vereyim Eslem. Yağmur’a vermeme gerek yok o aklına takılanları aç kalmasından korktuğu flörtüne sorar nasıl olsa.’’
İlayda kendi kendine konuşurken Yağmur ile boşları mutfağa taşımış ve makineye yerleştirmiştik. Kızlar üstlerini değiştirmeye giderken bir tabağa çıkardığım tatlıları koydum, üç fincana da çay koyarak tepsiyi aldığım gibi balkona çıktım. Hava serindi ama, balkonda oturmamıza engel değildi.
Kızlar balkona giriş yaparken hızlıca odama giderek üzerime eşofman takımımı giyindim. Dolaptan polar ve hırka alarak balkona döndüm. Polarları kızların dizlerine örtüp boşta kalan sandalyeye geçip bağdaş kurarak oturdum.
Gözlerimi kapatıp derin nefesler alırken, temiz havanın zihnimdeki düşüncelere ve içimdeki sıkıntıya iyi geldiğini fark ettim. İki haftalık sakinliğin üzerine böyle bir fırtınanın kopacağını tahmin etmem gerekirdi aslında.
‘’Eee, ne yapacaksınız?’’
İlayda’nın sorusuyla gözlerimi açarak mahalleye bakmaya başladım. Ne yapacaktık ya da ne yapmamız gerekiyordu hiç bilmiyorum.
‘’Bilmiyorum İlayda, ilk olarak annemle konuşmamız gerekiyor ama sonrasını bilmiyorum.’’
‘’Ben dün Eslem’e söz verdim, kurallara uyduğu müddetçe ne yaparsa yanındayım ama diğer türlü Eslem de hiçbir şey yapamaz.’’
‘’Sinan bana pek bir şey anlatmadığı için durum ne plan ne bilmiyorum, ama geçen konuşurlarken şey Sinan şey dedi yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik kaç senenin sonucunu alma vakti yani bu yaptıkları toplantılar, buluşmalar, sizinle tanışmaları falan bir günlük olay değil ve yine dediklerine göre zaten babamlar ile ortak iş yürütüyorlar.’’
Evet, onu Ömer’in Hasan amca ve Asım amcayla görüşebilirsin demesinden anlamıştım. Bahçeyi aydınlatan far ile elimi gözüme siper ederken Yağmur çoktan ayaklanıp kapıyı açmaya gitmişti.
Annem gelmişti.
Birinci fincanlarımızı bitirdiğimiz esnada yenilemek için annemi bekleme kararı aldık, annemin gelmesiyle çayları tazelemiş ve olan konuşmaları sadeleştirerek anneme anlatmıştık. Sadeleştirmeden kasıt tabi ki Thanos olacak adamın bana saydıkları yerine sadece Ömer’in konuşmalarını anlatmıştık.
‘’Yardımcı olmak istiyor musunuz diye size sormadan önce bir şey söylemek istiyorum. Ben onlarla beraber olup gerçekleri ortaya çıkarmanızı çok istiyorum kızlar. Size baskı kurmak veya kendi isteğimi diretmek istemiyorum ama bu dünyadan gözüm açık gitmekte istemiyorum. Bunları söylemek beni kötü bir anne yapar büyük ihtimalle ama babanızın ölümünün ardındaki sırların ortaya çıkmasını istiyorum. Babanız boşuna şehit edilmiş olmasın, Vatan bu soysuzlara kalmasın istiyorum.’’
‘’Anne, gerçekten Eslem’i bu seneye kadar zor tutmuşken, şimdi fırsatını bulmuş şans ayağına kadar gelmiş sence bu fırsatı kaçırır mı? Hem bende bu yolda onunla ilerleyeceğim. Beni daha küçükken sahiplenmiş, biyolojik bağım olan adamın yapamadığını yapıp beni bağrına basmış ve sevgiye boğmuş bir babam var. Onun için yapabileceğimin en iyisini yapıp gerçeklerin ortaya çıkmasına yardım edeceğim. Söz veriyorum.’’
Annem ve Yağmur birbirlerine sımsıkı sarılarak ağlamaya başlarlarken gözlerime doluşan yaşları bu sefer engellemeye çalışmayıp serbest bıraktım. Yaşanılanların ağırlığı evet belki fazlaydı ama uzun zamanın ardından Hakan’dan aldığım tepki saklanmış olan travmalarımı tetiklemişti. Neden suçlu hep biz oluyorduk? Neden korkulan biz oluyorduk? İlayda’nın omuzlarımı sarmasına karşılık ona dönerek sıkıca sarıldım. İçim bir nebze olsun adım atacak olmamızdan sebep rahatlarken, çıktığımız yolun belirsizliği zihnimi kurcalamaya devam ediyordu.
Karşımızda olanlardan sadece Engin ve Sergen’i tanıyorduk ki o da tam anlamıyla bir tanıma sayılmazdı. Bulduğum belgeler büyük ihtimalle yapılan işin sadece küçük bir kısmıydı. Yapılan birkaç kaçakçılığın babamın ölümüne sebep olacağını açıkçası sanmıyordum. Daha büyük bir şeyler vardı.
Sinan ve arkadaşlarının hatta Hasan amca ile Asım amcanın neler bildiklerini, planlarını ya da yapacakları şeyin ne olduğunu bilmiyorduk. Tek güvencem amcalarında bu işte olmalarıydı. Sinan ile tanışık olduğumuz bunca seneye rağmen bir kere olsun bu konuları konuşmamışken, durumun ne olduğundan haberimiz dolayısıyla yoktu ve işin içine girene kadarda sanırım olmayacaktı.
Attığımız ve atacağımız adımların sonunun zafere çıkması tek duamızdı. Çıktığımız bu yolda adaletli savaşacağımı düşünmemiz ise bizim salaklığımızdı. Unuttuğumuz veya aklımıza gelmesini istemediğimiz bir durum vardı, karşımızda olan insanlar kalleşçe savaşmayı, insanları sırtlarından vurmayı seven insanlardı.
Neyi nasıl yaparsak yapalım, tehlikeli olacaktı. Babam çıktığı yolda canını vermişti, biz neyimizi verecektik?
Canımızı mı? Her şey ortaya çıkacaksa ve suçlular ölene kadar ceza alacaksa, canımı vermeye razıyım ama kendi canımı. Eğer bir can daha verilmesi gerekiyorsa her şey bittikten babamın ismi temizlendikten sonra bu benim canım olmalı bir başkasın canı değil.
Bölüm etkileşimi
