6. bölüm / 24
Gizli Görev5. Geçmiş
Bölümler 24Şu an: 5. Geçmiş
- 1 0. Önizleme101 kelime
- 2 1. Bilinmezlik4.203 kelime
- 3 2. Kapkaççı3.297 kelime
- 4 3. Düğün Part I3.348 kelime
- 5 4. Düğün Part II3.975 kelime
- 6 5. Geçmiş4.306 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 6. Matruşka4.224 kelime
- 8 7. Thanos3.736 kelime
- 9 8. Baskın Basılanındır3.700 kelime
- 10 9. Korkuyorum4.046 kelime
- 11 10. Sorgun Sual4.019 kelime
- 12 11. Iron Man8.227 kelime
- 13 12. Anahtar Sensin6.000 kelime
- 14 13. Bende Seni Seviyorum4.407 kelime
- 15 14. Kambersiz Düğün Olmaz10.218 kelime
- 16 15. Kaçırıldı5.297 kelime
- 17 16. Elli Yaşlarına Yakın4.815 kelime
- 18 17. Söz Veriyorum Anne5.626 kelime
- 19 18. Benimle Evlenir Misin?3.737 kelime
- 20 19. Yanlış Yöne Atılan Adımlar7.872 kelime
- 21 20. Ömer'e Sor8.254 kelime
- 22 21. Gizli Görev8.277 kelime
- 23 22. Sezon Finali Part I4.486 kelime
- 24 23. Tepetaklak Sezon Finali Part II5.910 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zaman her şeyin ilacıdır, derdi babam.
Gerçekten zaman her şeyin ilacı mıydı? Yoksa biz insanoğlu fazla mı nankördük? Bence zaman hem ilaçtı hem de bizler fazlasıyla nankördük.
Babamın vefatı bizi fazlasıyla derinden sarsmıştı, yemek yemek, su içmek ya da nefes almak, bunların hepsi nefsime fazla geliyor, düşüncelerim ve hislerim beni adeta uçurumun kenarına sürüklüyordu, bu acıyla yaşayabileceğimi gerçekten düşünmüyordum. Ama yaşadım.
Atılan iftira ve oynanan oyunlardan sebep babamın yasını bile doğru düzgün tutamamıştık. Bir anda kendimizi hayatta kalmaya çalışırken bulmuş, acımızı içimize gömerek yaşam savaşı vermeye başlamıştık.
Evimizden kovulmuştuk, arabamıza, birikmiş paramıza ve birkaç ziynet eşyamıza el koyulmuştu. Kısacası elimizde avucumuzda hiçbir şey kalmamıştı ama biz kalmıştık.
Babam gitmişti, geride bizi tek bırakmıştı.
Sınav sonuçlarımızı babama açıklamayı beklerken bize babamın ölüm haberini açıklamışlardı. Her detay, her söylenen hafızamızda en ince ayrıntısına kadar saklıydı. Belleğimde saklanıyor, çıkacağı anı kolluyordu. O gün her kim gelip ne söylediyse ne yaptıysa hepsi tek tek belleğimde saklıydı. Zamanı geldiğinde hepsinden intikamımı alacaktım.
Geçmiş…
‘’Kahvaltı hazır, haydi sofraya.’’
Annemin seslenmesiyle hırkamı üzerime alarak odamdan çıktım. Hırçınlaşan saçlarımı düzeltmek namına hiçbir harekette bulunmayarak Yağmur’un peşi sıra merdivenlerden inerek mutfağa ilerledim.
‘’Allah’ım kızartma.’’ Masanın ortasındaki hamur kızartmasından bir tane aldığım gibi kocaman ısırığı çiğnemeye başlarken ‘’Sen bir tanesin biliyorsun değil mi?’’ yanağını öperek sorduğum soru annemin gülümseyerek boştaki eliyle beni iteklemesine sebep oldu.
‘’Yağlı dudaklarını benden uzak tut, hamur kızartması yapmasam beni seveceğin yok.’’
Parmaklarımın arasında kalan son lokmayı bir güzel ağzıma atarak, çatalımın altında duran peçeteyle parmağımı temizledim.
‘’Seni her zaman seviyorum anneciğim, sadece bu kızartmayı yapınca ekstra seviyorum.’’
‘’Sen kısaca yemeği seviyorsun oburiks Eslem Soylu.’’
‘’Sen çok konuşuyorsun gargamel Yağmur Soylu.’’
Çaydanlığın ocağa sertçe çapması sonucu çıkan ses mutfakta yankılanırken Yağmur ile sessizleşerek anneme odaklandık.
‘’Soysuz olma yolunda ilerlemeye başladınız Soylu kızları.’’
İstemsizce buruşan suratımı annemden saklamak adına soluma dönerken Yağmur faktörünü unutmuştum. Neyse ki şu an ittifak kurmamız ve annemle savaşmamız gereken zamandı, o yüzden korkmama gerek yoktu.
‘’Kırk saat düşünüp yaptığım espri.’’
Yağmur’un cümlesi hepimizi kahkahaya boğarken yumruk tokuşturmayı ihmal etmedik.
‘’Kızlar bir, annem sıfır.’’
Çay bardağını önüne çekerek eline alan annem ‘’İkinize bir yapıştırırım görürsünüz biri, ikiyi. Hepten başıma çıktılar şunlara bak.’’ Sızlanmaları yaparken salondan yankılanan telefon sesiyle Yağmur oturduğu yerden kalkarak salona ilerledi.
Hamur kızartmasına sarelle süreceğimden ötürü çayıma bir kaşık şeker atarak karıştırmaya başladım. sarelleyi ısıracağım yere sürerek kocaman ısırık alırken annemin ‘’Yavaş ye, boğulacaksın.’’ Cümlesine karşılık çayımdan bir yudum aldım.
‘’Efendim babacım.’’
Yağmur telefon kulağında mutfağa girerek yerine geçerken babamla konuşmaya devam ediyordu.
‘’Evet kahvaltı yapıyoruz, sen ne yapıyorsun?’’
Kahvaltımıza ara vermiş Yağmur’un babamla olan konuşmasını dinliyorduk. Yağmur bir iki kafa sallama sonrası telefonu hoparlöre alarak masanın ortasına koydu.
‘’Annen size ne hazırladı Yağmur’um?’’
Babamın sesini duymak içimdeki özlemi arttırırken ‘’Senin en sevdiğin hamur kızartmasından yaptı babacığım ve şu an seni duyuyor.’’ Diyerek konuşmaya dahil oldum.
‘’Eslem, güzel kızım nasılsın?’’
‘’Sen gelirsen daha iyi olacağım. Ne zaman geliyorsun baba?’’
Sorum karşısında derin bir nefes alırken fazla beklemeden cevapladı.
‘’İşler uzadı güzel kızım, Allah’ın izniyle bir bitirelim. Hatunum nasılsın? Sesin soluğun çıkmıyor? Çok yoruluyor musun?’’
‘’Ben iyiyim, kızlarında her zamanki çocuk kavgaları.’’
Annemin yorumu benden göz devirmesi, Yağmur’dan kocaman bir oflama kazanırken karı koca sohbetlerine devam ettiler.
‘’Harun, yemeklerini aksatma. Dikkat et kendine ne olur.’’
‘’Aksatmıyorum, iyiyim ben. Sizi arama sebebim bir haber verecek olmam. Sınav sonuçlarınız bugün yarın açıklanır büyük ihtimalle, eğer tercih zamanına yetişemezsem Ankara’yı seçmenizi istiyorum. Okulunuz bitene kadar orada ikamet edin.’’
Hamur kızartmama yeni bir sarelle sürerken ‘’Lojman da mı kalacağız yine?’’ sorusunu yönelttim.
‘’Yok güzelim, ben evi ayarladım. Okulunuza yakın veya uzak bir şekilde ayarlarsınız siz. Asude evin tapusu çekmecemde gerekli eşyalar orada.’’
Annemin ne kadar kızacağını bilsem de ağzımdaki lokmayı yutmadan konuşmaya başladım.
‘’Annemle sen farklı yerde mi oturacaksınız? Niye ayrı gayrı oturacakmışız gibi konuş….’’
‘’Yoksa emekli mi oluyorsun baba?’’
Yağmur konuşmamın ortasına balıklama atlarken, üzerine atlamamak için zor tuttum kendimi.
‘’Yok kızlarım hep beraber oturulacak. Bu arada bölüm konusunda ben istiyorum diye seçmeyin, hangi bölümü istiyorsanız onu okuyun. Lütfen.’’
‘’Bu konuyu halletmiştik babacığım. Merak etme istediğimiz için okuyacağız.’’
‘’Tamam Yağmur’um, kızlarım sizi çok seviyorum.’’
‘’Bizde seni seviyoruz babaaa.’’ Yağmur ile koro halinde sevgimizi dile getirirken babam annemle özel konuşmak isteyerek telefonu hoparlörden almamızı ve anneme vermemizi istedi. Bizim yapmamıza gerek kalmadan annem telefonu alarak mutfaktan çıktı.
‘’Reçeli uzatsana.’’
‘’Al, sende bana peyniri yolla.’’
‘’Al.’’ Diyerek peyniri tabağıma fırlatan Yağmur’un eline çatalımı batırdım.
‘’Nimet bu nimet. Öyle fırlatılır mı? Götün başın bir olacak seninle mi uğraşacağız?’’
Yağmur sızlanmalarımı üzerine alınmadan yemeğine devam ederken annem mutfağa gelerek yerine oturdu. Göz kenarlarının kızarıklığıyla ağladığını anlarken yanağını öperek ‘’Çok mu özledin kocanı sen?’’ diye sordum.
‘’Kocan olunca anlarsın. Çayımı tazele bakayım. Hem sana yağlı dudaklarınla bana yaklaşma demedim mi?’’
Sızlanışlarını daha fazla öperek yok saydım. Çay bardağını alarak çayı koydum ve geri önüne bırakarak yerime geçtim. Kahvaltının geri kalanı Yağmur ve benim atışmalarımla geçerken, annem sessizce kahvaltısını yapmaya devam etmişti.
Kahvaltımızın bitmesiyle beraber Yağmur ve ben mutfağı toparlarken annem kendini pek iyi hissetmediğini söyleyerek odasına çekilmişti. Mutfağı bitirdiğimiz gibi evin ufak tefek temizlik işlerini hallederken çalan telefonum ile televizyonun sesini kıstım.
İlayda arıyordu.
‘’Efendim canım benim.’’
‘’Eslem sonuçlar açıklandı.’’
‘’Şaka.’’
‘’Salak mısın kızım? Şaka olsa niye arayayım? Hemen bakın çabuk. Kaç almışsınız.’’
Bilgisayarımı almak için koşar adımlar ile odama giderken ‘’Sen baktın mı?’’ diye sordum. İlayda’dan sorum üzerine cevap gelmezken yarı yolda karşılaştığım Yağmur’a ‘’Sonuçlar açıklanmış.’’ Dedim.
Attığı çığlık kulak zarımın hoşuna gitmeyen sonuçlara sebep olurken, odama girmiş ve bilgisayarımın açılmasını bekliyordum. Tırnağının yanındaki etini yiyen Yağmur’un eline patlatırken telefonu hoparlöre vererek masaya koydum, bu esnada bilgisayarım açılmıştı. İnternete girip siteyi açtım.
‘’Önce ben.’’
Yağmur beni iterek ekrana T.C. kimlik numarası ve şifresini yazarak sorgulaya tıkladı. Ekranın açılmasını beklerken İlayda telefonun ucundan bağırmaya başladı.
‘’Of ya 390 almışım.’’
‘’İyi almışsın işte ne ofu.’’
‘’Ne iyisi Eslem? Eşit ağırlıktan bu puan ile ne okuyacağım?’’
‘’Bir sürü bölüm var İlayda abartma be. Sıralaman nasıl?’’
‘’İlk yüz bin. Neyse toplanıp konuşmamız lazım, tercihleri belirleyelim. Sizin açılmadı mı?’’
Hâlâ açılmayan ekrana bakarak ‘’Yok bekliyoruz.’’ Dedim.
‘’Ay heyecanlandım. Yağmur kız zilli, sen kesin yüksek almışsındır.’’
İlayda’nın cümlesi üzerine kıkırdarken ekran açılmış puanı görmüştük.
‘’Açıldı.’’
‘’Kaç almış? Kaç almış?’’
‘’İlk otuz binde.’’
Yağmur ile birbirimize sarılarak zıplamaya başladık. Hattın ucundan çığlık atan İlayda’ya kendi çığlık seslerimiz karışıyordu.
‘’Kızlar ne oluyor Allah aşkına bu ne gürültü?’’
Annem odanın kapısından bize bakarak hareketlerimizi anlamaya çalışırken yanına giderek yanağına kocaman öpücük kondurdum.
‘’Sonuçlar açıklandı. Yağmur ilk otuz binde.’’
Annem Yağmur’a sarılarak dualar ederken ‘’Senin sonucun ne?’’ diyerek bana döndü. Elimin içiyle alnıma patlattım. Benim sonucuma bakmayı unutmuştum.
‘’Ay bakmadım ben.’’
Yağmurun sonuç sayfasından çıkarak kendi bilgileri girdim. Şansıma ekran fazla beklememe gerek kalmadan açılmıştı.
‘’Kaçıncısın?’’
‘’Açıldı mı?’’
‘’Sonuç ne?’’
Aynı anda konuşan üçlüye hitaben ‘’İlk 25 bin.’’ Diye bağırdım.
Çığlık grubumuza annemde eklenirken olduğumuz yerde zıplayarak etrafımızda dönmeye başladık. Allah’ım başarmıştık.
‘’Kızlar!’’
Sakinleşerek telefondan seslenen İlayda’ya yöneldim.
‘’Efendim.’’
‘’Bu akşam gelemem, misafir gelecekmiş. Yarın akşam toplanalım.’’
‘’Anlaştık. Selam söyle Şahika teyzeye.’’
‘’Aleykümselam hepinizi öpüyorum. Allah’a emanet olun.’’
‘’Sende.’’
Telefonu kapatarak masaya geri koydum ve bizimkilere döndüm. Birbirine sarılmış ağlayan ikilinin yanına giderek bende ağlamaya başladım.
‘’Niye ağlıyorsunuz?’’
‘’Annem ağlamaya başlayınca, dayanamadım.’’
Yağmur ile aramızda geçen konuşmanın peşine kollarımı sıkılaştırarak göz yaşlarımı serbest bıraktım.
Aradan geçen saatlerin içerisinde babama ulaşamamanın verdiği huzursuzluk ile son kez telefonumu elime alarak ekrana baktım. Ne mesaj vardı ne de çağrı.
‘’Annem müsait olmayacağını söylemişti.’’
‘’Biliyorum ama yine de bir umut işte.’’
Telefonu tekrar komidine koyarak Yağmur’a dönüp sarıldım.
‘’Bugün sarılarak uyuyalım pofuduk.’’
‘’Sabah kızartmaları benden fazla yedin Eslem. Pofuduk kim tartışmayalım istersen.’’
‘’Uf, senden hemen tartış. Hatırım kalır.’’
İçimdeki sıkıntının giderek artması yatakta bir sağa bir sola dönmeme sebep olurken, sabaha karşı daldığım uykudan sabah ezanıyla uyandım. Kuruyan dudaklarımı dilim ile ıslatarak yattığım yerden doğruldum. Yüzüme gelen saçlarımı tekrardan toplayıp üzeri açılan Yağmur’un üstünü düzgünce örttüm. Sıkışan mesanemden dolayı adımlarımı lavaboya yönlendirip, hızlıca işimi hallettim.
İçimdeki sıkıntının azalması umuduyla mutfağa yönelerek bir bardak su içtim. Mutfak camını açarak ezanın sesini dinlerken yüzüme çarpan hava bıçak gibi tenimi kesiyordu. Elimdeki bardağı masaya bırakarak camı kapattım. Elim baskıyı hafifletmek istercesine göğsümü ovalarken derin bir nefes alarak merdivenleri çıkmaya başladım. Annemin odasının ışığı kapının altından koridora yansırken adımlarımı kapının önüne ilerlettim. İçeriden gelen hıçkırık sesi kapı koluna uzanan elimin duraklamasına sebep olurken, kulağımı kapıya yaklaştırarak dinlemeye başladım.
Annem ağlıyordu.
Havada kalan elimi diğerleriyle birleştirerek ovuşturmaya başladım. Neden ağlıyordu ki? Adımlarım gerisin geri kendi odama giderken hızlıca pikenin altına girerek Yağmur’a sarıldım.
Kötü bir şey yok.
Kötü bir şey yok.
Kendime telkin ettiğim cümleler etkisiz kalırken derin nefes alarak sakinleşmeye çalıştım. Gözlerimi kapatarak dua ederken hangi ara uykuya yenik düştüm, anlamadım.
Gözlerim art arda çalan ve yumruklanan kapının gürültüsü ile açıldı. Yanımda uyuyan Yağmur hışımla yataktan kalkarken kolundan tutarak ‘’Bekle beraber gidelim.’’ Dedim.
Hızlıca saçımı toplayıp, sandalyenin üzerinde duran hırkamı üzerime geçirdim. Yağmur ile odadan çıktığımız esnada, kendi odasından çıkan annemle burun buruna geldik. Gözlerinin şişliği, içlerinin kıp kırmızı oluşu ve göz altlarının çökmüş olması zor bir gece geçirdiğinin en büyük göstergesiydi.
‘’Anne.’’ Diyerek attığım adımı ‘’Sonra.’’ Kelimesiyle geçiştirirken tülbentini düzelterek hızlı adımlarla aşağıya indi. Peşi sıra ilerlerken tekrardan kapının yumruklanmasıyla Yağmur koluma yapıştı.
İçime bir bomba gibi düşen kötülük tohumları kalbimde filizlenerek bütün vücudumu sarmaya başladı.
Annem kapıyı açtığında Yağmur ile durduğumuz yerden bir milim bile kıpırdamamış koştur koştur içeriye girip bağıran insanları tepkisiz bir şekilde izlemeye başlamıştık.
Sinan’ın babası Hasan amca ve ismini bilmediğimiz bir sürü kişi üniformalı bir şekilde evimize giriş yaparken sadece Hasan amca ve birkaç kişi ayakkabılarını çıkarmış diğerleri çıkarma zahmetine girmeden ayakkabıları ile evimizin içerisine dalmıştı.
Bu yaptıkları büyük bir saygısızlıktı değil mi?
Şu an ayakkabıyla evimize girmelerinden ziyade belki neden burada olduklarını sorgulamam gerekirdi ama evimize ayakkabıyla giremezlerdi. Olacak olan her neyse evimizin kurallarıyla beraber evimizi de yıkacak gibiydi.
Yağmur’un kolumu sıkması ve korkuyorum demesi zihnimde ufak çaplı bir deprem olmasına sebep olurken, etraftaki sesleri daha net duymaya başlamıştım.
‘’Borçlarınıza karşılık haciz geldi.’’
‘’Her yeri gezin, değerli olanlara fiyatları yapıştırın!’’
‘’Evde satılacak bir an önce taşınmanız lazım.’’
‘’Yatak odalarına bakın, takıları alın. Değerli gördüğünüz her şeyi alın.’’
Haciz, borç, satmak…
Bağıran birden fazla insandan sebep oluşan karmaşa ve gürültü yüzümü ekşitmeme sebep olurken Hasan amcanın annemin koltuğa oturmasında yardımcı olduğunu görmüştüm.
Yüzü bembeyazdı ve elleri titriyordu. Biliyordu.
Şu an her ne oluyorsa, annem biliyordu. O yüzden onu gördüğümde öyle bitik haldeydi, o yüzden gece odasında ağlıyordu.
Gözlerimi annemden çekerek etraftakilere bakarken, asker üniformalı bir adamın babamın plaket köşesini incelediğini gördüm. Dolabın kapağını açmaya çalışması durduğum yerden hızla hareket ederek yanına ilerlememi sağladı. Açtığı kapağı aynı şekilde geri kapattım.
‘’Onlara dokunma.’’
Cümlemi komik bulmuş olacak ki yüzüne yumruk atmama sebep olacak şekilde gülerek ‘’Onursuz bir adamın plaketlerinin olmasındansa hiç olmamasını tasvip ederim.’’ Dedi.
Onursuz? Babam mı?
‘’O zaman eğer aldıysanız kendi ödüllerinizi gidip çöpe atmanızı tavsiye ederim. Burada bulunan tek onursuz sizmişsiniz gibime geldi.’’
Yaptığım yorum yumruk atmama sebep olacak yüz ifadesini bir nebzede olsa bozarken gülümsemek istedim. Gülümsemek ve bu adamı buradan kovarak bize ait olan hiçbir şeye el sürmemelerini adamlarını da alarak defolup gitmesini söylemek istedim, istedim ama sustum.
Onun yerine babamın ödüllerini ve aile resmimizi sakladığı dolaba bakmaya başladım. En son ödül aldığı zaman fotoğrafçıya giderek aile fotoğrafı çekilmemizi istemişti ve bu isteğini yerine getirerek fotoğraf çekilmiştik. Küçük olarak yaptırdıklarımızı cüzdanlarımıza koyarken büyük olan resmi çerçeveletip dolabındaki rafın en güzel yerine koymuştu.
‘’Baban bir alçak gibi intihar etti. Önce vatanını sattı sonra da kafasına sıktı.’’
Aile resmimizde olan bakışlarımı az önceki üniformalı adama çevirirken gülerek kurduğu cümle kusmak istememe sebep oldu. Midemden yükselen safra geçtiği yolları yakarken kalbimin hissettiği ölümü zihnim kabullenişe geçmiş gözüme doluşan yaşlar iznimi almadan akmaya başlamışlardı.
Bulunduğum ortam bulanıklaşırken, kafamın patlamak üzere olduğunu hissettim.
Salonda yankılanan çığlık benden mi yoksa annemden mi ya da Yağmurdan mı gelmişti emin değildim. Emin olduğum tek şey zeminin ayağımın altından kayıyor olduğuydu. Derin bir nefes almaya çalıştım, çalıştım çünkü nefesim tıkanmıştı. Elim ile yandaki dolaptan güç alarak ayaklarımı hareket ettirmeye çalıştım. Boşta kalan elim boynuma çıkarken, oraya tıkanıp nefes almama engel olan her neyse onu yok etmeye çalıştım.
Ayaklarımda ki dermanın çekilmesiyle bulduğum boşluğa kendimi bıraktım.
‘’Harun yapmaz Hasan, canını verir yine de satmaz vatanını. Namazlarını aksatmayan bir adam nasıl canına kıysın Hasan. Sende biliyorsun. Yapmaz. Yapmadı de.’’
Annem Hasan amcanın koluna yapışmış bağırırken göz yaşlarım görüşümü bulanıklaştırıyordu. Koluma gözlerimi silerken, Yağmur’un boğazını tutan eliyle yerimden nasıl fırladım bilmiyorum.
Ellerini avucumun içine alarak ovuşturmaya başladım, nefes al ikazıma kulak vererek benimle nefes alıp vermeye başladı. Yüzü saniye saniye kendi rengine dönerken derin bir nefes çekerek Yağmur’a sarıldım. Kollarını boynuma dolarken hıçkırıklarımızı serbest bırakmıştık.
Ne kadar süre öyle kaldık bilmiyorum, hıçkırıklarımız kendini derin iç çekişlere bıraktığında evde bulunan her eşyanın üzerinde fiyat etiketi vardı. Hasan amca ve yanında gelenler dışında herkes evden çıkıp giderken, annem ve biz oturduğumuz yerlerden kalkmamıştık.
‘’Asude, kardeşim. Çok zor, anlayabiliyorum ama kızlar için dik durman lazım. Ankara’ya gidene kadar kızlar ile bizdesiniz. Zamanı gelince geçişinizi sağlayacağım. Lütfen, Harun’a söz verdim.’’
Harun’a söz verdim. Neyin sözünü verdin Hasan amca? Neden söz verdin? Babam öleceğini biliyor muydu ki sana söz verdirtti.
Biliyordu. Babam öleceğini bildiği için son konuşmamızda Ankara’ya gideceksiniz demişti. O yüzden okul bitene kadar Ankara’da kalın demişti, kendini katmamıştı.
Yaşadığım farkındalık ile kaçmaya çalışan hıçkırığı dudağımı ısırarak engelledim.
‘’Ona söz vermeseydin de buraya getirseydin ya Hasan. Ah! Allah’ım. Allah’ım. Ben ne yapacağım? Ben ne yapacağım? Bu acıyla nasıl yaşayacağım? Bütün hata bende, bir şeylerden şüpheleniyordu o hâlde gitmesine izin vermemeliydim! Allah’ım bu yük bana çok fazla. Yalvarırım, bana yardım et.’’
Annemin serzenişi içimde açılan yarayı daha fazla kanatırken, ellerimi Yağmur’un üzerinde tutmaya dikkat ediyordum. Omzumdaki başı hıçkırıklarıyla sarsılırken, sarılışımı sıkılaştırdım.
‘’İzin vermesen engel olabilir miydin kardeşim? Sence Harun dinler miydi?’’
Annem yüzünü sıvazlayarak ‘’Belki engellerdim de canını feda ettiği vatanında şehit olarak anılırdı hain olarak değil.’’ Derken daha fazla ağlamaya başlamıştı.
Hasan amca çalan telefonu ile yanımızdan ayrılırken Yağmur’u elinden tutarak kaldırdım ve annemin yanına götürdüm. Bir tarafına Yağmur’u oturturken diğer tarafına da ben oturdum, ikimizde anneme sarılmış ve ağlamaya başlamıştık.
Bu saatten ve günden sonra ne olurdu bilmiyorum ama bugün ve bu saatin bizim miladımız olduğunu biliyordum.
Hayatımız resetlenmişti. Yeni şehir, yeni ev, yeni okul, yeni insanlar ve olmayan bir babam.
Eşyaları uyuşuk topluyoruz diye kızan bir babam yoktu.
Nakliyecilere yeni evimizin adresini veren bir babam yoktu.
Kolilerimizi eve taşırken onlar ağır bana bırakın diyen bir babam yoktu.
Akşam yemeğine geç kalan sofrayı toplar diyen bir babam yoktu.
Alacağımız sonucu bizden fazla merak ederek soran bir babam yoktu.
Mezuniyetimize katılıp sizinle gurur duyuyorum diyen bir babam yoktu.
Yaralandığımda korkma ben yanındayım diyen bir babam yoktu.
Yapılanlara karşı dik durmamızı ve hesap sormamızı söyleyen bir babam yoktu.
Ama annem vardı.
İşin sonunda ölecek bile olsam, babanıza yapılanları ortaya çıkarmazsanız size hakkım helal değildir diyen bir annem vardı.
Babanız bugünün geleceğini biliyordu, sizi bunun için eğitti, gerçekleri ortaya çıkarmazsanız babanız yattığı yerde huzura kavuşamaz diyen bir annem vardı.
İyi ki de vardı.
Annemin kendisini toparlaması bize göre çok daha hızlı olmuştu. Hasan amcalar yani Sinan’lar ile kaldığımız iki hafta annemi bambaşka bir insana dönüştürmüştü. Okul tercihlerimizi oturup yapmış, yarım kalan eğitimlerimizi tamamlamamız için bizi zorlamıştı.
Babamın Ankara’dan benim ve Yağmur’un üzerine aldığı evimiz ile İstanbul da anneannemden anneme kalan ev dışında bize kalan az sayıda eşyamız vardı. Az sayıda eşyamız ile yola çıktığımızda hem Hasan amca ve ailesi hem de Asım amca ve ailesi hep yanımızda olmuştu.
İlayda okulu başlayana kadar bizimle kalmıştı Sinan da bu süre zarfında her fırsatta yanımıza gelmişti. İlayda ve Sinan o zamanlarda tanışmışlardı ama aralarındaki bağ bir sene sonra oluşmuştu.
Aradan geçen yıllar bizi acıyla bütünleştirmiş, yaşamak için yolumuza bakarken gerçekleri de öğrenmemize mâni olmuştu. Karşımızdaki insanların istediği kadarını biliyor istediği kadarını araştırıp öğrenebiliyorduk.
Daha fazlasını yapabilir miyim? Evet.
Yapabilecek kapasiteye sahibim demek yanlış olur çünkü senelerdir aldığım eğitimler ve dersler beni bu yeteneğe sahip kılmıştı. Başarabilirdim çünkü bu evreye gelebilmek için çok çalışmıştım.
Bilmemizi istedikleri bilgiler şunlardı:
- Babam yaptığı anlaşmalara karşılık ödeme yapmayarak şirketi iflasa sürüklemişti.
- İflas sonucu oturduğumuz evi ve şirketi Dilara adında bir yelloz pardon hanımefendi satın almıştı.
- Evde bulunan eşyalar haciz yoluyla satılarak babamın borçları sahiplerine ödenmişti.
- Yurt dışına çıkması gerekirken çıkmayarak özel belgelerin içinde bulunduğu dosyayı yaptığı anlaşma gereği İstanbul da bulunan dış güçler ile bağlantısı olan bir yetkiliye vermişti.
- Yakalanacağını anlayacağı esnada ise kafasına sıkarak intihar etmişti.
Şimdi diğer bildiklerimiz ise babamı sözde yakın arkadaşı Engin’in bulmuş olması. Sözde diyorum çünkü Engin denilen insan müsveddesini annem dahil hiçbirimiz tanımıyoruz.
Anneme iş yerinden arkadaşı ise eğer tanımamamız normal dediğimde Hasan amcan bile yakın değiller diyor, nasıl normal olmasını bekleyelim demişti. Bu cevap sonrası Engin şüpheliler listemize giriş yapmış, Engin’in babam ile yakınlığının olmadığını cenaze günü bize anlattıkları ile netleştirmiş şüpheliler listesinde ilk sıraya yerleşmiştik.
Cenaze günü
Gökyüzü içimizdeki duygularımızı dışarı yansıtıp bizim yerimize göz yaşı olup üzerimize yağarken, üzerimize düşen her bir damla ile etime birer iğne saplanıyormuş gibi hissediyordum. Donuklaşan hislerim ve vücudum görevini yerine getirmek istercesine olduğu yerde dururken gözlerimi camide bulunan cemaatin katılım sağlaması sonucu fazlalaşan insan topluluğuna diktim.
İntihar ederek vatanını satan adamın cenazesine birkaç kişi dışında kimse gelmemişti.
Babamın cenaze namazı kılınırken, bekleyin namazdan sonra tekrar helallik istenecek demişlerdi. Bu yüzden topluluk dağılmamış bekliyordu.
Biz mi helal edecektik? Bizim ona helal etmeye hakkımız var mıydı? Asıl onun yattığı yerden kalkıp bize hesap sorması gerekmez miydi? Bu toprak için öldüm ama neredesiniz, niye hakkımı savunmuyorsunuz diye yakamıza yapışması gerekmez miydi?
Hissettiğim sarsıntı gözlerimin odağını başka yere çekerken annemin endişeli bakışları ile karşılaştım.
‘’Helal ediyor musun diye soruyorlar, cevap versene kızım. Babana hakkını helal etsene.’’
Bakışları cevap ister gibi yüzümde dolaşırken, ondan ayırdığım gözlerimi babamın tabutuna çevirdim.
Etmiyorum.
‘’Eslem!’’
Karşıma geçip ileri geri hareket eden annemin görüntüsü bulanıklaşıp söyledikleri anlaşılmaz hale gelirken boğazıma oturan yumru kulaklarımı tıkayarak ağzımdan çıkmak için can çekişiyordu. Algım ve zihnim yavaş yavaş kapanmaya başlarken film şeridi gibi zihnime doluşan anılardan kurtulmak isteyerek öne doğru bir adım attım.
İlahi bakış açısıyla
Kollarını tutarak ona bakan annesini görmüyordu, bakışları odağını kaybetmiş gibi karşısındaki manzaraya odaklanırken annesini sertçe iterek tutuşundan kurtuldu.
Adım adım babasının tabutuna yaklaşırken tabutun yerinden kaldırılmaya çalışıldığını görmesiyle çığlık atarak koşması bir oldu. Onun çığlığı tabutu taşımak isteyenleri yerine çivilerken çakan şimşekler sanki Eslem’in çığlığına karşılık veriyordu.
Yalnız değilsin bak bizde buradayız…
Koşarak tabuta sarılırken acısını yaşamasına müsaade etmek adına iki adım geriye çekilmişti insanlar. Elleri tabutun örtüsünü yumruk yaparak sıkarken ‘’Etmiyorum. Duydun mu? Etmiyorum.’’ Diye bağırıyordu.
‘’Kalk!’’
Tabutun örtüsü elinde şekil değiştirerek tabutun üzerinden kayarken çığlıkları gök gürültüsü ile yarışıyor yağmur damlaları göz yaşlarıyla yarış yaparcasına hızını arttırıyordu.
‘’Etmiyorum. Uğruna canını feda ettiğin insanlar sana hain diyor, toprak üstünde yaşayanlar sana hain diyor.’’
Ellerini musalla taşının mermerine dayayarak soluklanmaya çalışırken hıçkırıkları şiddetini arttırmıştı.
‘’Bu bu bu.’’
Musalla taşının üzerinde ölü bir insan değil de yaşayan birisi varmışçasına orada yatana etrafını gösterirken gök gürültüsünü bastırmak istercesine bağırmaya başladı.
‘’Bak! Bak! ‘’
‘’Bak! Nerede o vatanındakiler. Onlar için bizi bırakmana değdi mi?’’
Musalla taşını sallamak istercesine sarsarken ‘’Cevap ver!’’ diye bağırmaya devam ediyordu.
İki eliyle yüzünü kapatarak ‘’Baba kalk ne olur.’’ Diye yalvarmaya başladı.
Tabutun kırışan yerini düzelterek tabuta sarıldı.
‘’Kalk ne o-o-olur.’’
‘’Be-be-ben çok ü-üşüşüyorum.’’
Naaşın artık kalkması gerektiği için Hasan Bey önden giderek Eslem’e yaklaşırken sakince konuşarak onu korkutmamaya çalışıyordu. Elini omzuna koyarak ‘’Eslem, babanın gitmesi lazım kızım. Ruhu toprağı ister gel daha fazla bekletmeyelim.’’ Diyen Hasan Bey’i Eslem duymak istemiyor ‘’Toprak ona ihanet etti. Ben onu daha çok istiyorum.’’ Diyerek sayıklıyordu.
‘’Hasan al onu.’’
Eslem’in annesinin feryadı Hasan Bey’i harekete geçirirken Eslem’i omzundan tutarak çekmek istedi. Eslem tabuta daha fazla sarılırken ‘’Bırak!’’ diye bağırıyor geri çekilmeyi reddediyordu.
Asım Bey yardıma gelerek Eslem’in sağ tarafına geçti ve Hasan Bey ile aynı anda geri çekerek Eslem’i tabuttan ayırdılar. Attığı çığlık lav olup herkesin içini yakarken, omuzlarda taşınarak arabaya yüklenen tabutu görmesi ile daha fazla dayanamayan bacakları güçten kesildi.
En yakın sandalyeye Eslem’i oturturlarken bakışlarını bir an olsun giden arabadan ayırmıyor dilinden dökülenleri de kulakları işitmiyordu.
‘’Toprak üstündekiler seni bıraktı baba. Sende toprak uğruna bizi bıraktın.’’
Eslem’den devam…
Göz kapaklarım tonlarca kilo ağırlığın altında kalmışçasına ağrıyordu. Başımda hissettiğim kesin ağrı elimi başıma götürmeme sebep olurken, en azından şakaklarıma vuran ağrıyı azaltma ümidiyle parmaklarımı bastırarak ovalamaya başladım.
Kapanmaya başlayan gözlerim annemi elinde tepsiyle koştururken görünce sonuna kadar açılmıştı. Oturduğum yerden hışımla kalkarken başını omzuma yaslayan Yağmur’un bir anda sarsılmasına sebep olmuştum. Annemin elindeki tepsiyi aynı hızla alırken ani tepkim karşısında şaşırmışa benziyordu.
‘’Kızım.’’
Seslenişine cevap vermeyerek mutfağa ilerledim ve tepsiyi bırakarak salona giderken babamın kardeşi ile karşılaştım.
‘’Eslem annen bize tabak getirecekti getirmedi sen onun yerine kızım üç tabak getirirsin bana ve eniştene.’’
Halam olan aynı zamanda babamın kız kardeşi olan kadına bakmaya dayanamayarak gözlerimi kapattım ve sakinleşmeye çalıştım. Şu an tek derdimiz onun ve kocasının midesini doyurmaktı değil mi? Kolumda hissettiğim dokunuş ile gözlerimi açarak karşımdaki kadına bakmaya devam ettim.
‘’Tabak diyorum Eslem, anlamıyor musun? Yol yorgunuyuz acıktık hadi getiriver. Yol ortasında durmuş ne bekliyorsun?’’
Allah’ım ne olur bana sabır ver. Bende şu an hiç yok.
‘’Abla sen geç içeri ben getiriyorum size tabak.’’
Annemin bir anda ortaya çıkıp kurduğu cümle ile az önceki duamın yerini tövbeye bırakacak cümleler kurmaya başladım.
‘’Ne içeri geçmesi ya. Senin abin öldü abin, biraz olsun üzülme belirtisi gösteremez misin? Tek derdin miden olmuş, bir de utanmadan annemden ve benden hizmet bekliyorsun. Görmüyor musun acı çekiyoruz, o kadar acıktıysan gir mutfağa al, böyle bir günde bile hizmet bekliyorsun biz sana hizmet etmek zorunda değiliz.’’
Her cümlemde sesim yükselirken annem kolumu sıkarak ‘’Eslem, tamam kızım.’’ Diyerek sakinleşmemi istiyordu.
‘’Ben acı çekmiyor muyum he, terbiyesize bak. Abim seni o kadar şımarttı ki büyüklerine saygı nedir bilmiyorsun. Nankör. Terbiyesiz.’’
Her cümlesi ağrıyan beynime ok olup saplanırken ellerimi yumruk yapmamak için eşofman altımı tuttum. Sakin olmayı kendime telkin ediyordum, sakin olmalıydım annem yanımdaydı, annemi üzmemek için sakin olmalıydım ama karşımdaki kadının hareket ve cümleleri beni yokuşa sürüklüyordu.
‘’Nankör mü? Terbiyesiz mi? Asıl nankörün ve terbiyesizin kendin olduğunun farkında değilsen söyleyeyim nankör olan sensin. Terbiyesiz olanda sensin. Bir kere gelip nasılsınız diye sormadın? Babamın cenazesinde bile yoktun, bir de gelmiş onun hayrına dağıtılan yemeği utanmadan yemek istiyorsun.’’
‘’Eslem kızım ne olur, azıcık annelik hakkım varsa ne olur kızım.’’
Annemin sesini kulağım işitiyordu ama beynim algılamak istemiyordu.
‘’Eh! Yeter be, vatanını satmış bir puştun cenazesinde ne işim varmış benim. Kocam kıdemli benim kıdemli, milletvekili. Alnına leke mi sürülsün istiyorsun? Cenazeye gelseydik de başımıza iş mi alsaydık. Zaten haberlerin önüne geçemedik korkak gibi kafasına sıktığı çarşaf çarşaf her yerde yazıyor bir de kendi itibarımızı düşüremezdik.’’
Annemin kolumu tutan eli tenimi acıtırken halam olacak kadının öne doğru sendelemesi annemin kolumu bırakmasına sebep olmuştu. Karşımda duran kadının sırtına çarpan çanta yere düşerken çantanın nereden geldiğine bakmak için arkasına dönmesiyle Yağmur ile karşılaşması bir oldu.
‘’Seni üvey piç kurusu.’’
Sessiz fısıltısı bomba etkisi yapıp ortaya düşerken annemin yaptıkları bizde asıl bomba etkisi yaratmıştı. Halamın çantasından dağılan eşyaları çıktıkları yere geri koyduktan sonra çantayı bir hışım halama vererek halamı kolundan tuttuğu gibi kapıdan dışarıya attı.
Evet, bildiğiniz attı. İtme sonucu yere düşen halamın gözleri kocaman açılırken ona eşlik eden ağzına karşılık annem kapıyı gürültüyle çarparak kapattı.
Ortamda derin sessizlik oluşurken annemin bazen düşmanı uzakta aramaya gerek yok, tam burnunun dibinde oluyorlar sözü sessizliği bıçak gibi kesmişti.
Annem ve Yağmur içeriye geçerken bahçe kapısından içeriye giren kişiyle beraber adımlarımı mutfağa yönlendirdim.
‘’Bu iş gittikçe daha komik bir hale gelmeye başladı. Yemek mi dağıtıyorsunuz? Hem de bir hain için? Günahları affolunsun niyetiyle dağıtın belki, duacısı kabul eder.’’
Bakışlarım bakışları ile karşılaşırken sessiz kalmaya özen gösterdim.
Gavurun tohumu, döl israfı, şeytanın vücutlaşmış hali.
Benden bir karşılık göremeyince masanın üzerinde duran tabaktan birkaç sarma alarak ağzına attı.
‘’Babanı nasıl bulduğumu öğrenmek ister misin? Sonuçta onu bulan ve yakalanmasını sağlayan benim. Son esnada neler söylediğini öğrenmek ister misin?’’
Bakışları tekrardan bana dönerken sessizliğimi korumaya devam ettim. Zıkkımlanmaya devam ederken her lokmanın boğazında kalması için dua ediyordum o ise konuşmaya devam ediyordu.
‘’Onu bulduğumda bir sandalyede oturuyordu, zaten yerini tespit etmiştik binaya girmiş hangi dairede olduğunu çözmeye çalışıyorduk ki silah sesi işimizi kolaylaştırdı. Her neyse bir sandalyede sağ elinde tuttuğu tabanca ile oturuyordu. Sanırım ilk atışı korkudan yapamamış. Beceriksiz. Odaya girdiğimizde yaşıyordu ve bir yerinde hasarı yoktu. Odaya ilk ben girdim, bana bu işi yaparken ne kadar zevk aldığından bahsetti, olaylar ile sizin hiçbir bağınızın olmadığını ve size bulaşmamız gerektiğini söyledi tabi bu esnada diğerlerinin içeri girmesiyle gözümüzün içine bakarak kafasına sağ taraftan bir delik açtı.’’
Komik bir olaydan bahseder gibi gülerek anlatması, son kısmı söylerken eliyle yaptığı tabanca işaretiyle kafasının sağ tarafına vurması ensemde ağrı oluşumuna sebep olurken ‘’Atışları çok iyiydi, hiçbir zaman ıskalamazdı.’’ Yorumu gözlerimi kapatmama sebep oldu.
Hayır. Babamı bir masa başında kafasına sıkarken hayal etmeyeceğim!
‘’Bu olaydan neden bu kadar zevk aldığınızı anlayamadım?’’
Sorduğum soruya ‘’Bazen baban gibi bir sağ elim olsun isterdim, onunla aynı birlikte olduğumuz zamanlarda herkes onun atışları hakkında konuşurdu. Hiç ıskalamadığını hedefi tam on ikiden vurduğunu söylerlerdi. Ama pek de istememek gerekiyormuş baksana sağ el babanın ölümü oldu.’’ Cevabını verdi.
Bakışlarında ve hareketlerinde insanı rahatsız eden bir tavır vardı. Göz bebeklerinin içinde şeytan ve cinlerin el ele tutuşup dans ettiklerini söyleyebilirdim. Söylediklerindense yaptığı hareketler ve konuşma tarzı onu boğmak istememe sebep oluyordu. Bu adamı gördükçe içimdeki şiddet yanlısı kısım saklandığı yerden zincirlerini kopartarak ortaya çıkıyordu.
Ağrıyan boynumu elimle ovuşturarak derin bir nefes aldım.
‘’Neden bilmiyorum ama sizde beni rahatsız eden bir şeyler var. Babam ile tanışıyor muydunuz?’’
‘’Tanışmak? Baban ile bizi, devleti satana kadar arkadaştık.’’
‘’Arkadaş? Hah. Gerçekten arkadaş olduğunuza inanmamı mı bekliyorsunuz?’’
‘’Seni inandırmak zorunda değilim, istediğine inanmakta özgürsün sadece şu kadarını söyleyeyim babanın sağ eli babana ölüm getirdi, senin sağ elinde sana ölüm getirmesin. Dikkat et.’’
Kurduğu cümle gözlerimin önüne perde inmesine sebep olurken alttan alttan ettiği tehdit zihnimde yankılanmaya başladı.
Senin sağ elinde sana ölüm getirmesin
Ağzımdan istemsizce kıkırtı kaçarken kendimi rahat bırakarak kahkahamı özgür bıraktım. Önümdeki tezgâha yaslanarak attığım her kahkahada vücudum rahatlarken, her bir kahkahada yüklerimi tek sırayla bırakıyordum.
Kafamı sağa sola sallayarak kendime gelmeye çalışırken hangi ara aktığını anlamadığım yaşları silerek derin bir nefes aldım. Bu adamın karşısında titreyen bir sesle konuşup ona zafer gülümsemesi kazandırmak istemiyordum.
‘’Ne var biliyor musun? Babamın sağ eli keşke senin de ölümünü getirseydi. Keşke seni de beraberinde götürseydi.’’
Cümleme karşılık yüzünde gülümseme oluşurken omuz silkerek ‘’Ama getiremedi.’’ Demeyi ihmal etmedi.
Önüme düşen saçlarımı taktığım tülbentin içerisine sokarken bakışlarımı gözlerinden bir saniye olsun ayırmadım ve kalbimin hızlanmasına sebep olan o cümleyi kurdum ve tekrardan yaşamaya başladığımı hissettiren cümleyi kurdum.
‘’Bence çok sevinme, dua edelimde benim sağ elimde başkalarının ölümüne sebep olmasın.’’
Bölüm etkileşimi
