7. bölüm / 24
Gizli Görev6. Matruşka
Bölümler 24Şu an: 6. Matruşka
- 1 0. Önizleme101 kelime
- 2 1. Bilinmezlik4.203 kelime
- 3 2. Kapkaççı3.297 kelime
- 4 3. Düğün Part I3.348 kelime
- 5 4. Düğün Part II3.975 kelime
- 6 5. Geçmiş4.306 kelime
- 7 6. Matruşka4.224 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 7. Thanos3.736 kelime
- 9 8. Baskın Basılanındır3.700 kelime
- 10 9. Korkuyorum4.046 kelime
- 11 10. Sorgun Sual4.019 kelime
- 12 11. Iron Man8.227 kelime
- 13 12. Anahtar Sensin6.000 kelime
- 14 13. Bende Seni Seviyorum4.407 kelime
- 15 14. Kambersiz Düğün Olmaz10.218 kelime
- 16 15. Kaçırıldı5.297 kelime
- 17 16. Elli Yaşlarına Yakın4.815 kelime
- 18 17. Söz Veriyorum Anne5.626 kelime
- 19 18. Benimle Evlenir Misin?3.737 kelime
- 20 19. Yanlış Yöne Atılan Adımlar7.872 kelime
- 21 20. Ömer'e Sor8.254 kelime
- 22 21. Gizli Görev8.277 kelime
- 23 22. Sezon Finali Part I4.486 kelime
- 24 23. Tepetaklak Sezon Finali Part II5.910 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
‘’Ameliyatım güzel geçti nur topu gibi üç buçuk kilo bir erkek bebek dünyaya geldi Yağmur’cum. Düğün demek ki çok güzel geçti. En güzel kısmı neydi peki Sergen ile karşılaşmanız mı? Yoksa Engin ile karşılaşmanız mı? Yoksa düğüne giderken yolda başınıza gelenler mi? Ya da Engin ile yaptığınız sohbet miydi en güzel kısmı?’’
Yağmur bakışlarını annem dışında her yerde gezdirirken annemin sorduğu soruları, soruş sırasına göre mi yoksa kendi kafama göre mi geçiştirsem diye plan yapıyordum.
Annecim Sergen ile diğer davetliler gibi karşılaştık, ortam çok kalabalık olduğu için hasbihal etmeye fırsatımız olmadı desem, yer mi?
Kafamdaki tilkiler tek sıra halinde hazır ola geçerek cevabımı beklerken bakışlarımı anneme çevirdim.
Iııh, mümkünatı yok. Bu bakışlar yemez.
Toplanın tilkiler!
Engin’i görünce atış talimi dersi almak istediğimi sordum desem.
Tilkilerim tekrar sıraya girerek cevap beklerken bakışlarım yine annemi buldu.
Yok. Bunu da yemez.
Toplanın!
Yol çalışma….
‘’Kafandaki tilkileri yok et ve gerçekleri ötmeye başla güzel kızım.’’
Düşüncelerimi bölen annem bir, tilkiler ve Eslem sıfır. Hiç bozuntuya vermeden Yağmur’a yöneldim.
‘’Annem sana diyor Yağmur. Tilkileri yolla bize odaklan. Bak cevap bekliyor kadın. Ayıp oluyor.’’
Şaşkın bakışlar eşliğinde bana dönen Yağmur etimi cimciklerken ağzımdan kaçan çığlığa engel olamadım. Düşman hattının saldırısı beklemediğim yerden gelerek canımı acıtmıştı.
‘’Ben ne anlatayım be! Ne anladım da anlatacağım. Asıl siz bana anlatın. Babamı öldüren Engin mi?’’
Sorusu bomba gibi ortaya düşerken annemin ellerini ovuşturarak etrafa göz gezdirmesi dikkatimden kaçmadı. Heh Asude sultan şimdi ayıkla bakalım pirincin taşını.
‘’O da nereden çıktı kızım?’’
‘’Peki o zaman babamın sağ elinde hasar mı kalmıştı anne?’’
‘’Yağmur, bir sakin ol kızım.’’
Yağmur’un yükselişlerine sakinlikle cevap veren annem derin bir nefes alarak arkasına yaslandı ve bakışlarını bana çevirdi.
‘’Direk Engin ile konuşmanın amacı neydi?’’
Amacım ne miydi?
Hem direk onunla muhatap olmamıştım kalabalık olarak orada bulunuyorduk.
‘’Aslında onunla konuşmaya niyetim yoktu, lavabodan çıktığım esnada Sergen ile Yağmur’u karşılıklı gördüm. Sinir bozucu kelimelerine şahit olunca da yanlarına gittim. Biz Sergen ile muhabbet ederken Engin bir anda geldi.’’
‘’Yanlış bir şey mi söyledi size?’’
Başımdan sarkmaya başlayan havluyu koltuğun kenarına koydum, saçlarımı ellerim ile dağıtarak kendime zaman kazanmaya çalıştım.
‘’Eslem?’’
Annemin soru sorar gibi ismimi seslendirmesi çabalarımı olumsuz bırakırken konuşmaya nasıl devam etmem gerektiğine emin değildim. Kelimelerimi seçerek cümle kurmama izin vermemeye kararlı gözüküyordu.
‘’Yanlış birçok şey söyledi, adamın doğru söylediği bir şey yok. Babamın intiharın peşine onlara bir sürü sıkıntı bıraktığını kendi tabancasıyla kafasına sıktığı için ruhsatlı silahı olan herkesin tekrardan sınava tabi tutulduğunu söyledi. Daha çok dert yandı diyelim. Uğraştım ve uğraşıyorum. Hayat çok zor naraları okudu.’’
‘’Peki Yağmur neden babanı Engin’in öldürüp öldürmediğini sordu. Engin’in böyle bir konuşma yapmadığına eminim. Konuşma nasıl o yöne gitti?’’
Ellerim ile boynumu ovuşturarak sesli bir nefesi dışarı bıraktım. Anlaşılan annem geri adım atmayacak her şeyi olan şeffaflığıyla ortaya dökecektik. Konuşmaya başlayacağımızı anlayan Yağmur odada bulunan telefonları dışarı çıkartıp odaya koyarken konuşmaya başlamak için geri dönmesini bekliyordum.
Yağmur yerine geçip otururken bende konuşmaya başladım.
‘’Sergen her zamanki gibi salakça konuşurken Engin gelerek uzun zamandır görüşmediğimiz ve bir anda ortadan kaybolduğumuzu söyledi. Bende görüşmek isteseydi bize bulabileceğini söyledim. O da babamın başlarına bir sürü iş açtığını ve silahlı olan herkesin tekrar sınava tabi tutulduğunu söyleyince…’’
‘’Evet Eslem, söyleyince?’’
‘’Anne emin olmam gerekiyordu tamam mı? Babamı Engin öldürmediyse bile, öldüreni tanıyor. Babam kafasına sıkmadı, intihar ettiğine hiç ihtimal vermemiştik ama elimizde o zamanlar bir kanıt yoktu.’’
Annem oturduğu yerden kalkarak yanımdaki tekli koltuğa otururken titreyen elleri, ellerimi avucunun içerisine aldı. Birkaç derin nefesin ardından yaşlarla dolmuş gözlerini gözlerime çevirdi.
‘’Eslem?’’
Dudaklarını dişleyerek bana bakarken gözleri gözlerimden biran olsun kaçırmadı.
‘’Kanıt mı var kızım?’’
Annemin gözündeki yaşlar özgürlüğüne kavuşurken kendimi sakin kalmaya ikna etmeye çalışıyordum.
‘’Var anne. Babamın kaza sonrası raporu ile otopsi raporu birbiriyle eşleşmiyor.’’
Gözünden akan yaşları elleri ile kurularken, Yağmur’un uzattığı bardağı alarak koca bir yudum su içti.
‘’Babanın kaza sonrası çıkarılan raporunu nereden buldu?’’
‘’Bir yerden bulmadım, rapor hep bendeymiş sadece anlamam uzun sürdü. Babamın verdiği usb belleği hatırlıyor musunuz, onun içerisinde kilitli dosyada duruyormuş. Birden fazla kilitli dosyanın içerisine saklanmıştı, her açtığım dosya yeni bir kilitli dosyayı önüme çıkartıyordu. Sonuç olarak dosyaya ulaştım. Bugün Engin’e birkaç soru sordum ve eksik olan parçalar bir nebzede olsa tamamlandı.’’
‘’Raporu ne yaptın?’’
‘’Tabi ki daha güvenilir bir yere sakladım anne. Kimsenin eline geçmesine izin veremem. Şu an kimseye güvenemem.’’
‘’Bellekte başka neler var?’’
‘’Bir şey yok, yani çıkan şeyler pek işe yarar şeyler değiller. Babamın evrakları falan.’’
Alt tarafı Engin’in yolsuzluk yaptığına dair birkaç kanıtlı belge ve fotoğraf vardı.
Tabi her şeyi annemin bilmesine gerek yoktu. Yeterince tedirgindi, bir de benim onu germeme gerek yoktu.
Bu akşam başımızdan geçen olayları, üstün körü anlatmaya devam ederken bize bir şey olmadığı için şükretmiş ona direk haber vermediğimiz için ise çok kızmıştı.
‘’Anne bir şey soracağım.’’
Daha sakin gözüken annem, elindeki bardağı masaya koyarak ‘’Sor bakalım.’’ Dedi.
‘’Sinan’ın arkadaşlarıyla tanıştık. Birisi Faruk Yetimoğlu: babası emekli tuğgeneralmiş, bir diğeri ise Hakan Çolak: babası ülkemizin hakimlerindenmiş. Bu soy isimler sana tanıdık geliyor mu? Ya da bir şey çağrıştırıyor mu?’’
‘’Babanın hâkim olan bir arkadaşı vardı ama kızım ismini de soy ismini de hatırlamıyorum. Aradan kaç sene geçti. Bir şey mi oldu?’’
Başımı iki yana sallayarak ‘’Yok olmadı, sadece Sinan kınadan önce bir anda onlarla tanıştırınca bir de bugün bütün konuşma boyunca yanımızda oldukları için, sen tanıyor musun diye merak ettim.’’ Dedim.
Ortada isteğimiz dışında gerçekleşen birtakım olaylar vardı ve bunların en kısa zamanda su üstüne çıkacaklarına emindim, çıkmak zorundaydılar. Üst üste olan olayların başka bir açıklaması olamazdı.
Konuşmamızın bitmesiyle erkenden hastaneye gidecek olan annem odasına çekilirken Yağmur ile oturduğumuz yerden bir milim kıpırdamamıştık. Ondan bir şeyler sakladığıma dair şüpheleri bu akşam itibariyle netlik kazanmış olmalıydı. Her şeyi onlarla paylaşmak demek fazlasıyla üzülmeleri demekti. Yaşanılan olaylar içimdeki kin ve öfkeyle beni onlara nazaran daha despot birisi yapmışken, onları tam anlamıyla duygusal bir insana dönüştürmüştü.
Sessizliği ya büyük bir fırtınanın habercisiydi ya da bende varım demesinin zamanı gelmişti. Tercihimi ikinciden yana kullanmak istiyordum. Yağmur olmadan bu işi başarabileceğimi düşünmüyordum. Ne kadar despot gözüksem de gerçekler ortaya çıktıkça yanımda olmasına ihtiyacım vardı.
‘’Söz ver.’’
Kurduğu cümleyi anlayamazken, bakışlarımı ona çevirdim.
‘’Söz ver Eslem.’’
‘’Ne için söz vermem gerekiyor?’’
Saçlarını toplayarak, kuruyan dudaklarını ıslattı. Ayağa kalkarak önce annemi kontrol etti uyuduğundan emin olduktan sonra kapısını kapatarak salona yanıma geri geldi.
‘’Bu işi tek başımıza yapmayacağız.’’
‘’Yapmayacağız derken? Ortak mı çalışmaya başlıyoruz?’’
Heyecanla hızlanan kalbimi boştaki elini koluma geçirerek yavaşlatırken çıkan ses, sessiz olan salonda yankılandı
‘’Dalga geçme ciddi ciddi konuşmaya çalışıyorum seninle. Bu işi tek başımıza yapamayız Eslem. Annem bir şeyler biliyor bir planları var ama bizden saklıyor belli. Büyük ihtimalle Hasan amca ve Asım amcanın da bu planlar ile bir alakaları var. O yüzden tek başımıza değil topluca hareket edeceğiz. Bizi plana dahil etmelerine az bir zaman kaldığını düşünüyorum. Baksana işler çığırından çıktı.’’
Başımı sallayarak onu onaylarken ‘’Hasan amca ve Asım amca konusunda netlik kazanmadan anneme onları söylemek yok. Önce annem ile konuşuyoruz sonra Sinan olacak mendeburla. Sinan’ın kafasında da bir tilkiler dönüyor adım kadar eminim. O arkadaşları da bana pek güven vermedi.’’
‘’Senin tilkilerin gibi kimsenin tilkisi yok ama doğru diyorsun bu akşamki hareketlerinden sebep Sinan’ın arkadaşlarından bende şüphelenmedim desem yalan olur.’’
‘’Faruk abi bugün babamın doktor raporunu gösterdi bana. Babamın raporu ya. Benim onu bulup ortaya çıkarana kadar canım çıktı onun telefonunda o raporun ne işi vardı? Diğerleri de bir şeyler biliyor belli ama ne bildiklerini kendileri anlatmadan pek çözebilecek gibi durmuyoruz.’’
‘’İlayda ile balayından dönsünler Sinan’ı bir köşeye çekeriz ya da biz çekmeden kendi dökülür anlatır. Büyük ihtimalle İstanbul’a ayak bastığı gibide dökülür zaten, kurtlu.’’ Oturduğu yerden kalkıp yanıma gelirken soru sormayı ihmal etmedi.
‘’Fark ettin mi Eslem?’’
‘’Neyi?’’
‘’Bugün karşımıza çıkan adamlarda Sergen de sana dokunulmazlık ile alakalı laflar ettiler.’’
Dua et sana zarar vermememiz söylendi.
Dokunulmazlığına güvenme.
‘’Cümleler benim de dikkatimi çekti ama ne gibi bir dokunulmazlığım olabilir ki? Benden alabilecekleri bir şey yok. Bu akşamdan sonra raporun elimde olduğunu düşünüyorlardır belki ama kesinlikleri yok ve bir rapor için beni dokunulmaz ilan etmezler diye düşünüyorum.’’
‘’Rapor bence devede kulak. Daha büyük bir durum var zannımca.’’
‘’Kafamızı buna yormak şu an için sorularımıza cevap bulamamak demek bence. Bugün ki adamların derdi para değildi öyle olsa hediyeleri çantamdan alırlardı, onların direk amacı telefonumu almaktı. Telefon! Yağmur telefonum onlarda.’’
Beynimin içindeki çocuk aklıma gelen fikirle ellerini çırpıp olduğu yerde zıplamaya başlarken Yağmur’un ‘’Aklından bile geçirme.’’ Cümlesi bütün ışıkları kapatarak çocuğun karanlıkta kalmasına sebep oldu.
‘’Ne demek aklından bile geçirme. Telefonun gps takibi ile hangi yolları izlediğini hâlâ açıksa şu an nerede olduğunu bulabiliriz. En son görülen yerin varsa sokak veya iş yeri kameralarına bağlanıp adamların gittikleri yolu izleyebiliriz.’’
Eli ile alnını sıvazlayan Yağmur bir yandan oflarken bir yandan da bana laf yetiştirmeye devam ediyordu.
‘’Eslem güzelim, ben az önce tek başımıza iş yapmak yok demedim mi? Telefonun yerini kendi yönteminle buldun diyelim sonra ne olacak? Baskın yapıp telefonu mu alacağız? Kullanacağın formül ve yöntem sence yasal mı olacak?’’
‘’En azından nereye götürdüler onu bulurduk, mekânın etrafında kamera falan varsa eğer mekânın kameralarından telefonu alanların kimliğini tespit ederdik.’’
Başını sağa sola sallayarak bana bakarken sessizliğimi koruyarak arkama yaslandım.
‘’Kafayı yedin sen iyice. Tamam anlıyorum bir şeyleri başarmak istiyorsun bunca yıllık emeklerinin karşılığını göstermek istiyorsun aşırıda heyecanlısın ama, ama bu yöntemlerin hepsini yasak ve kaçak yollardan yapacaksın. Yakalanırsan ne olur? Hapsi boylarsın ve seni kurtarmak için kılımı kıpırdatmam, anneme de izin vermem sürüm sürüm sürünürsün mahpuslarda.’’
‘’Oha Yağmur, hemen hapse attın beni kızım. Kodese tık, müebbet ceza ver, hatta idam ettir beni. Bir sakin.’’
‘’Şu konuya açıklık getirelim. Oyunu kurallara göre oynayacağız. Kural dışı iş yapmak yok. Farkındaysan düşmanın hileye şu anlık başvurmadı ki vursa bile bu bizim de vurmamız gerektiği anlamına gelmez. Biz her şeyi kuralına göre yapacağız.’’
‘’Kusura bakma Yağmur ama kurallara göre oynarsak elimizde avucumuzda bir şey olmaz ve bir arpa boyu yol alamayız. İlerlemek için bazı kuralları esnetmemiz lazım.’’
‘’İnan bana en fazla iki veya üç hafta sonra her şeyi kuralına göre oynamaya başlayacağız, hissediyorum güven bana. Sadece sabret. Hislerim beni hiçbir zaman yanıltmaz.’’
Tarotçu ablalar gibi gözlerini kısarak konuşması kahkaha atmama sebep olurken sesimi kısık tutarak annemi uyandırmamaya çalışıyordum.
‘’Hangi kartı çektin de böyle konuşuyorsun Yağmur bacı?’’
‘’İçime doğuyor. İnan bana, en fazla üç hafta sonra çok güzel şeyler olacak.’’
‘’Oturmuş seni dinliyorum ya ne diyeyim. Fincanımı çevireyim mi falıma da bakacak mısın?’’
Omuzlarına dökülen saçlarını cilveli olduğunu düşündüğü bir edayla omuzlarının arkasına atarken kahve fincanımı alarak arkasına yaslanıp bacak bacak üstüne attı. Bir sağa bir sola döndürdüğü fincanın içine dikkatlice bakarken tek kaşını kaldırarak bakışlarını bana çevirdi.
‘’Görüyorum.’’
‘’Ne görüyorsun?’’
‘’Kumral, 1,80 üzerinde, yakışıklı, baş harfi Ö.’’
Gözümle devirerek ayağımla poposuna bir tane geçirdim. Duruşunu bozmadan ‘’Hmmm. Görüyorum.’’ Demeye devam etti.
‘’Bu çocuk ile baya samimi görünüyorsunuz, çocuğun içine düşmüş gibisin.’’
Arkamdaki yastığı kafasına fırlatarak tam isabet ettirirken, bardağı son anda kavrayarak düşmesine engel olmuştu.
‘’Sen kendi fincanına bak belki orada kocaman bir E harfi görürsün.’’
Ağzını şaklatarak bardağımı masaya koydu ‘’Canım onun için bardağa bakmama gerek yok, telefonuma bakınca da kocaman bir e harfi görebilirim.’’
‘’Ne!’’
Ağzıma kapanan eli bir müddet nefes alışverişimi keserken ‘’Sessiz ol.’’ Diyerek fısıldadı. Ağzımın üzerindeki elini çekerek ‘’Bu ne demek oluyor?’’ diye sordum.
Arkasına yaslanarak omuz silkerken ‘’Sosyal medyadan istek attı. Bende kabul edip geri takip yaptım.’’ Dedi.
Saçlarımı ellerimle tarayarak arkaya atarken derin bir nefes aldım. Tamam. Sakinim.
‘’Söylemek için zahmet etmeseydin keşke düğün davetiyesini yollardın.’’
‘’Ya kızım saçmalama, ne alakası var. Sadece takipleştik.’’
‘’Sadece takpleştik.’’ Taklidini yaparak söylediklerini tekrarlamam bana kocaman bir yastıkla geri dönerken ‘’Ya kızım bir etkilendim işte, anlasana.’’ Diyerek kendini koltuğa bıraktı.
Onu anladık canım. Etkilendin, hatta fazlasıyla.
Sende etkilendin, hatta fazlasıyla.
Kafamı sallayarak zihnime uçuşan düşünceleri yok ettim. Aldığım nefesi sesli bir şekilde dışarıya bırakırken dudaklarını ısırarak bana bakan Yağmur’a ‘’Ne diyeyim Yağmur, daha az önce adamların şüpheli hareketleri var diyorduk sen şimdi takipleştiğini söylüyorsun. Yani kendin kararını vermişsin bana sadece desteklemek ve her koşulda yanında olacağımı söylemek düşer.’’ Dedim.
Kollarını boynuma dolayarak bana sarılırken ‘’Sırnaşma.’’ Diyerek kendimden uzaklaştırdım. Gereksiz samimiyetten hoşlanmam kardeşim.
‘’Hızlı ilerlemek yok Yağmur, tamam mı?’’
‘’Tamam, anne.’’
‘’Ciddiyim.’’
‘’Tamam dedim ya Eslem.’’
Saçlarını savurmasına karşılık etrafa bakarken, yerde parlayan saçlarımızın yarın oluşturacağı kaosu düşünmek gülümsememe sebep oldu. Annem yerde uçuşan saçları görünce, kafamızı kazımakla bizi tehdit edecekti.
‘’Neden gülüyorsun?’’
Bakışlarım ile yerdeki saçları göstererek ‘’Yarın annem ile savaş var, hazırlıklı ol.’’ Dedim.
‘’Eslem, bir şey soracağım.’’
Değişen ses tonu arkasından soracağı sorunun fragmanı niteliğindeydi. Ne soracağını biliyordum, hissediyordum.
‘’Sorma.’’
Cevabımı beğenmemiş olacak ki serzenişi yerinde tepinmeyle dışarıya yansıdı.
‘’Daha sormadım bile.’’
Olabilir ama soracağın sorunun cevabını daha kendim bilmezken sana nasıl söyleyeyim?
‘’Sorma kardeşim,sorma. Cevabını bilmediğim soruları sorma. Cevabını bulursam söz ilk sana söyleyeceğim.’’
2 Hafta Sonra…
Çalan telefonuma kulak asmazken önümdeki verileri incelemeye devam ettim. Gözüme çarpan bir iki veri açıklığına müdahale edeceğim esnada çalan telefonum susmuş ve tekrar çalmaya başlamıştı. Gözlerimi devirerek parmaklarımı klavyeden çektim ve telefonumu sessize aldım. Parmaklarım tekrar klavyenin üzerindeki yerini alırken masada duran telefonun çalmasıyla dişlerimi sıktım.
Ciddi anlamda sinirleniyordum. Beni buraya yardım etmem için çağırdıysa, işimi yaparken de bana müsaade etmesi gerekmez miydi?
Susan telefon tekrardan çalarken, ahizeyi kaldırdım.
‘’Yazılım departmanı.’’
‘’Eslem lanet olası telefonu açtığın için teşekkür ederim. Ofise gel. Hemen.’’
‘’Sinan Bey kusura bakmayın, beni buraya acil bir iş için çağırdınızı söylemiştiniz ve işim daha bitmedi. Bittiği gibi buradan gideceğim hiç şüpheniz olmasın. Başka bir şey yok sanırım, kapatıyorum. İyi günler.’’
Ahizeyi yerine koyarak telefonu kapatırken, gözüme çarpan birkaç eksiklik kaşlarımı çatmama sebep oldu. Her ay artış gösteren verinin dokümanını isterken karşıma şifre çıkmasıyla derin bir nefes aldım.
Bu neydi şimdi?
Diğer dosyalara koyulmayan şifre neden bu dosyaya koyulmuştu?
Kafamı sağa ve sola yatırarak kıtlamasını sağlarken klavyeye giden parmaklarımı durdurdum ve parmaklarımı az önce sinirlenerek kapattığım telefona yönlendirdim.
Kurallara göre oynayacağız Eslem. Kural dışı iş yapmak yok.
Yağmur’un sesi zihnimde yankılanırken çalan telefonum ile şirket telefonunu es geçerek yönümü çekmeceye çevirdim ve telefonumu alıp arayana baktım.
Yağmur arıyordu.
Bu durumla ilgili çok güzel iki tane atasözümüz vardı. Birincisi iti an çomağı hazırla, ikincisi iyi insan lafın üstüne gelir. Yağmur’un kardeşim olduğu düşünülürse ikinci şıkkı seçmek mantıklı olandı. İyi insan olanı yani…
Etraftan dönen birkaç bakışla telefonu hâlâ açmadığımı fark ederek, sesini kısarak cevapladım.
‘’Efendim Yağmur.’’
‘’İşin biti mi?’’
‘’Yok, daha bitmedi. Sen işten çıktıysan buraya gelir misin? Sanırım birkaç pürüz var emin olamıyorum.’’
‘’Tamam gelirim. Sinan aradı beni, bu akşam toplanalım diyor.’’
‘’Tamam şimdi onu boş ver, şirkete gel sen. Buraya gelince konuşuruz.’’
‘’Tamam, geliyorum. Görüşürüz.’’
‘’Bay.’’
Telefonumu kapatırken, şirket telefonundan aramak yerine kendi telefonumdan Sinan’ı aramaya karar verdim. İsminin üzerine gelince arama tuşuna basmadan gözüm etrafımda olan insanlara kaydı. Hepsi önündeki ekrana bakıyor gözükse de ara sıra bana dönen bakışları gözümden kaçmamıştı. Yanlarındayken Sinan ile konuşmak iyi olmayabilirdi. Sonuçta buraya oluşan bir sıkıntıyı gidermek için geldim ve buradaki hiçbir insanı tanımıyorum, onlara güvenmek için bir nedenimde yok.
Mesaj kısmına girerek, Sinan’a mesaj attım.
Kime: Huysuz Şirin
Bir pürüz çıktı. Buraya gelebilir misin?
Telefon elimde gelecek cevabı beklerken, açık olan ekrandaki verileri takip etmeye devam ettim. Sinan’ın ricası pardon ısrarı üzerine arkadaşı Ömer’in evet yanlış duymadınız Ömer’in şirketine gelmiştim. Bildiğiniz ayaklarım ile evden çıkmış ve iki haftadır aklımda olan Ömer’in şirketine gelmiştim ve Sinan’ın ısrarları sonucu veri tabanı, güvenlik sistemi ve birçok program üzerinde inceleme yapıyordum.
Şansıma veya talihsizliğime mi tüküreyim ya da sevineyim bilemiyorum geldiğimde Ömer şirkette yoktu. Beni Sinan karşılamış, benimle Sinan ilgilenmiş, sorunları bana Sinan söylemiş ve beni yine Sinan yönlendirmişti. Evet her şeyi Sinan yapmıştı. Geçen saatler içerisinde de oturduğum bilgisayar başından kalkmamıştım ve yanıma türlü bahaneler ile gelen Sinan’ı en sonunda yanımdan kovmuştum. Zaten Sinan dışında kimse gelmemişti, aynı odada bulunduğum çalışanlar arada odaya girip çıkıyordu, onun dışında kapı açılmıyordu.
Karşımdaki ekrana odaklanırken tekrar aklım verilere gitti. Finansal tablolara gelene kadar her şey güzel gözüküyordu ancak finansal tablodaki her ay düzensiz bir şekilde artış gösteren bir mali tablo beni kuşkulandırmıştı. Belgeyi görüntülemek istediğim zaman şifre istemesi ise daha çok işkillenmeme sebep olmuştu.
Sinan dan gelecek cevabı beklerken, envanter kısmına girerek aylık stok sayımı ve değerlerinin olduğu klasörü açarak incelemeye başladım. Düzensiz artış burada da birkaç yerde mevcuttu, belge istediğimde tekrar şifre istemesiyle derin bir nefes alarak arkama yaslandım. Burnuma pis kokular geliyordu.
Aklıma gelen ile yerimde doğrularak erken uyarı sistemini açarak kontrol ettim.
Kapalıydı.
Hadi ama, bu sistemin her zaman açık olması gerekirdi. Allah aşkına bu sistem kontrollerini kim yapıyordu?
Kapalı olması demek Ceo’nun arkasından türlü türlü dolaplar çevirebilirsin demek. Kafana göre belgelere şifre koyup Ceo’nun haberinin olmamasını sağlayabilirsin demek.
‘’Sorun ne?’’
Yanımdan gelen ses oturduğum yerde çığlık atarak sıçramama sebep olurken baş parmağımı üst dişlerime bastırarak yukarı kaldırdım.
‘’Allah aşkına Sinan ödümü kopardın, böyle gelinir mi?’’
Gözleri ekrandan ayrılmazken ‘’Kızım sana sesli gelsem de korkuyorsun ben ne yapayım.’’ Demeyi ihmal etmedi. Bakışları bana dönerken, kaşı ile ekranı göstererek kafa salladı. Boğazımı temizleyerek etraftaki insanları gösterirken ‘’Gel ofise geçelim, orada hallederiz.’’ Dedi.
İnatlaşmadan Laptopu alarak ayağa kalktım. Sinan çantamı ve telefonumu alırken odadan çıkmış sessizce ofise ilerliyorduk.
Ofisin kapısını bir kere tıklatıp, cevap gelmesini beklemeden açarken odadan yayılan sıcaklıkla beraber yüzüme vuran koku ayaklarımın yere mıhlanmasını sağladı.
Ha si.. Küfür yok. Tövbe. Günah.
Odada bizi karşılayacak olan büyük bir kulun bilinciyle derin bir nefes alarak, hay aksi şeytan.
Nefes yok. Derin nefes almak hiç yok.
Aldığım nefesi sessizce geri verirken Sinan’ın peşi sıra olduğunu düşündüğüm adımlarımı içeriye yönlendirdim. Siyah film kaplı büyük camlar odaya kasvetli bir hava katmak yerine kocaman bir manzarayı gözler önüne seriyordu. Adımlarım istemsizce cama yaklaşırken ucu görünmeyen ağaçlık alana kuş bakışı bakıyor olmanın keyfini çıkardım.
‘’Arkada kocaman bir orman olacağını tahmin etmemiştim.’’
‘’Önden bakıldığında arka kısmı tahmin etmek pek kolay olmuyor.’’
Kokusundan kaçmaya çalıştığım varlık sesiyle vücuduma nüfuz ederken korkulacak bir şey olmadığına kendimi inandırarak sağıma döndüm.
Korkacak bir şey yoktu da madem, bakışlarına çarpan bakışlarım ile niye kalbim hızlanmıştı.
Kesişen gözlerimiz yüzündeki tebessümü arttırarak dişlerini sergilemesini sağlarken ‘’Hoş geldin.’’ Diyerek elini uzattı.
Evet, ince uzun ve bir elde beş parmaklı olanı.
Kendi şişko parmaklarım, ince parmaklarını ezerek elini sıkarken ‘’Hoş buldum.’’ Dedim.
Elektrik yüklü vücudunun kendi vücuduma olan akışını engellemek adına el sıkışmamızı kısa keserek üşüyen elimi sol elimle ısıttım.
Oturmamız için odanın ilerisinde bulunan oturma grubunu göstermişti. Tekli koltuğa oturarak tek başıma oturmayı garantilerken sağ ve sol karşımda bulunan koltuklara Ömer ve Sinan oturmuştu.
‘’Nasılsın? Bileğin nasıl oldu?’’
Bakışları kalan hasarı tespit etmek amacıyla bileğimde gezerken ‘’İyiyim, bileğimde gayet iyi. Sen nasılsın?’’ diye sormayı akıl ettim.
‘’Hamdolsun. İyiyim. Bir şey içer misin? Su? Kahve? Ya da herhangi bir şey?’’
Dikkatli bakan gözlerinden bakışlarımı kaçırarak odayı incelerken ‘’Teşekkür ederim hiçbir şey istemiyorum.’’ Dedim.
‘’Peki o zaman bir sorun mu var?’’
Ömer’in sorusuna karşılık ‘’Birden fazla sorun var gibi gözüküyor.’’ Cevabını verdim.
Birbirlerine bakış atarak tekrar bana döndükleri esnada şüphelerimi dile getirmeye karar verdim.
‘’Finansal tabloları incelerken düzensiz artış gözlemledim. Nedenine bakmak için dosya incelemesi istedim, ama dosya karşılık olarak benden şifre istedi. Aynı şekilde envanter stok incelemesi yaparken de aynı artışa rastladım ama o dosyada şifre istiyor. Şifreleri sizin dahilinizde koydularsa sıkıntı yok ama dahiliniz dışında olduysa sıkıntı. Bir de veri tabanınızın saklı olduğu yerin anahtarı sizde olmalı ama sanırım sizde değil, çünkü erken uyarı sisteminiz devre dışı bırakılmış.’’
‘’Erken uyarı sistemi?’’
Sinan’ın sorusunu ‘’Yolsuzluk ve daha bir sürü kaçak olayların önünü kesmek için şirketlere yapılan bir güvenlik duvarı gibi düşün. Sistem açıkken yapılabilecek her olay iznin ve bilgin dahilinde olurken, devre dışı kalması durumu yapılan işlerin hiçbirinden haberin olmadığı anlama gelir.’’ Diyerek cevapladım.
Kollarını dizlerine yaslayarak öne doğru eğilen Ömer ‘’Şifreleri kırabilir misin?’’ sorusunu gözlerime bakarak sorarken benim bakışlarım Sinan’a yönelmişti. Sinan’ın bakışıma cevabı omuz silkmek olurken ‘’Şirket sahibi olarak iznin varsa, daha sonra benden şikayetçi olmayacaksan kırarım.’’ Diyerek Ömer’i cevapladım.
Yağmur kaçak iş yapmak yok demişti. Ben sonuç olarak şu an Ömer’den izin alıyorum ve o bana izin verirse kaçak iş yapmamış olacaktı.
Bakışları bir süre beni tartarken ‘’İznim var, lütfen kırabilir misin?’’ diye sordu. Başımı olumlu anlamda sallayarak onu cevaplarken parmaklarımı çıtlatarak derin bir nefes aldım.
Hadi Eslem yapabilirsin, göster bakalım marifetini.
Kendi kendime gaz vererek parmaklarımı klavye üzerinde bir piyanistin piyanosunu çalarken tuşlar üzerinde dans ettirdiği gibi dans ettirmeye başladım. Öğrendiklerim ve tecrübelerim atom karıncanın hızını parmaklarıma yansıtırken klavyede hangi tuşa hangi anda bastığımı izleyen kimse anlayamazdı. Bu konuda kendime rakip tanımıyordum.
Klavyeyle olan sanatım sona yaklaşırken kalbimin ritmi hızlanmıştı. Sonunda açılan dosya, başarı hissini ilmek ilmek vücuduma yayarken gördüklerim ilmeklerin üzerine dikiş atıyordu.
Duran parmaklarım hangi ara arkaya geçtiklerini anlamadığım Sinan ve Ömer’in yanıma gelmesine vesile olurken Ömer’e bakarak ‘’Şey, sanırım dolandırılıyorsun.’’ Diye fısıldadım.
Anlamayan bakışları benim ve bilgisayarın üzerinde gidip gelirken elim ile koltuğu göstererek oturmasını rica ettim. Ricamı kırmayıp oturunca laptopu alarak yanına oturdum ve ekranda açılan sayfayı göstererek anlatmaya başladım.
‘’Bak şu karşılıklı gelen verileri görüyor musun? Her ay belirli miktarda paralar farklı kişilerin hesaplarına yatırılmış.’’
Gösterdiğim isim ve rakamlara kıstığı gözleriyle bakarken işaret parmağını alt dudağının üzerinde gezdirmeye başladı. Yaklaşık olarak geçen on saniyenin ardından ayağa kalkarak masanın üzerinde duran telefonunu eline aldığı gibi odanın içerisinde bulunan başka bir odaya girdi ve kapısını kapatarak Sinan ile beni baş başa bıraktı.
‘’Yağmur geldi. Erdem’le beraber geliyorlar.’’
Cümlesi birden fazla anlam bozukluğu içeriyor gibi kulağıma gelirken ‘’Erdem’le derken?’’ diye sormayı başardım.
Omuz silkerek gülümserken ‘’Kapıda yakalamış Erdem bunu, yakalayınca da bırakmamış beraber geliyorlar işte.’’ Dedi.
‘’Çocuk her fırsatı değerlendiriyor mübarek.’’
Yaptığım yorum daha fazla gülmesine sebep olurken, arkasına yaslandı ve ayaklarını önündeki sehpaya uzattı.
‘’Yağmur rahatsız olsa bunu Erdem’e dile getirebilir. Demek ki rahatsız olmadı, sen niye rahatsızsın bırak birbirlerini bir tanısınlar, şans versinler.’’
Kollarımı göğsümde birleştirerek arkama yaslandım.
‘’Erdem’i tanımıyoruz, nasıl güveneyim?’’
Cümleme karşılık gözlerini devirdi.
‘’Eslem, kanka sana göre herkes güvenilmez zaten. Erdem iyi çocuk, senelerdir tanıyorum onu. Bırak Yağmur da tanısın.’’
Kollarımı çözerek koltukta öne doğru kaydırdım kendimi. Sinan cevap beklerken söylediklerinin bir kısmında haklı olduğunu biliyordum.
‘’Tamam, sana güvenmeyi tercih ediyorum ve geri çekiliyorum. Hoş Yağmur zaten beni dinlemiyor bir haftadır konuşuyorlar.’’
Sinan’ın gözleri büyürken ‘’Oha.’’ Diyerek yayıldığı yerde dikleşti.
‘’Harbi mi?’’
‘’Erdem söylemedi mi sana? Bir haftadır mesajlaşıyorlar.’’
‘’Siz kadınlar neden hep biz erkeklerin kız muhabbeti yaptığını düşünüyorsunuz anlamıyorum. İlayda da aynı, oğlum biz niye toplanınca sizi konuşalım.’’
Kendi çapında isyanı gülmeme sebep olurken ‘’Çünkü siz erkekler kadınlardan daha beter dedikodu yapıyorsunuz.’’ Dedim.
Sinan cevap veremeden Ömer odaya geri gelmişti. Batmak üzere olan güneş ışınları film kaplı camdan yansırken kumral olan saçlarının üzerine gölge gibi düşüyordu.
Oha!
Mühendislik yerine Edebiyat okusaymışsın be kızım.
Zihnime üşüşen düşünceleri tokatlayarak uzaklaştırırken Ömer’in hareket eden dudakları ile konuşmaya başladığını anladım, anlamam ile Ömer’in sessizleşmesi bir oldu.
Bir dakika?
Sinan ve Ömer bana bakarken sanırım konuşmam gerekiyordu ama ne dediğini bilmeden nasıl bir cevap vermem gerekiyor? Ecel terleri dökmeye başlayacağım esnada açılan kapı kurtarıcım olurken Yağmur ve Erdem gülerek içeri girdiler.
Aslında yan yana bakılınca fena durmuyorlardı.
Bakışlarım ikili arasında gidip gelirken Erdem boğazını temizleyerek bakışlarımın onda sabitlenmesine sebep oldu.
‘’Eslem hoş geldin. Sanırım ufak çaplı bir krizi anlamamıza yardımcı olmuşsun. Açıkçası bu kadar yetenekli olduğunu tahmin etmemiştim.’’
Gururlanmak ve hava atmak isteyen iç sesimi bastırmaya çalıştım. Bu benim için hiçbir şeydi. Asıl Yağmur’la yapabildiklerimizi bilse küçük dilini yutardı sanırım.
‘’Yardımcı olabildiysem ne mutlu.’’
Ömer ‘’Çok teşekkür ederim, inan fazlasıyla yardımcı oldun. Bundan sonrası bizde.’’ Diyerek gerisine karışmamam gerektiğini güzelce izah etti.
Sinan ‘’Dur oğlum daha ne gördün, bu ikisi aynı matruşka gibiler. Açtıkça farklı bir yetenek ortaya çıkıyor.’’ Diyerek kahkahayı basarken, ağzının ortasına patlatmamak için kendimi zor tuttum.
Matruşka gibiymişiz, huysuz Virjin.
Derin bir nefes alarak ayağa kalkarken ‘’Bize müsaade o zaman.’’ Dedim.
Erdem bizi eve bırakmayı teklif ederken benden önce Yağmur onu reddederken, Ömer’in taksi çağırma teklifini de ben reddetmiştim. Sinan oturduğu yerden bilmiş bilmiş sırıtarak bize bakarken ağzına vurma isteğim gittikçe artıyordu çünkü zihninden geçirdiği düşünceleri tahmin edebiliyordum.
Her şey için teşekkür eden Ömer ve Erdem’e tekrar önemli olmadığını söyleyerek kapıya ilerlediğimiz esnada Ömer’in bana seslenmesi ile olduğum yerde durarak arkama döndüm.
‘’Sinan emrivaki yaptı biliyorum ama bu akşam müsaitseniz size gelmek istiyorduk. Asude teyze ile konuşmak istediğimiz birkaç konu var.’’
Asude teyze? Annemle?
Annemle ne gibi bir konu konuşabilirlerdi ki?
Yağmur kolumu sıkarak cevap vermem gerektiğini hatırlatırken, Ömer ve diğerlerinin bize gelmek istemesinin altında yatan sebeplerden birinin babam olduğunu düşünmeye başlamıştım.
‘’Annemle görüşmek istediğiniz konu nedir?’’
Sorumu Erdem ‘’Hayırlı bir iş için demek isterdim ama onun için biraz daha beklemem gerekiyor sanırım.’’ Yorumunda bulunurken gülümsememe engel olamadım.
Bu çocuk her fırsatı gerçekten değerlendirmekten çekinmiyordu.
Bakışlarım tekrar Ömer’i bulurken ‘’Akşam kaç gibi gelirsiniz?’’
‘’Sekiz uygun olur mu?’’
‘’Olur. Annem eve gelmiş oluyor.’’
‘’Peki, o zaman akşam sekizde görüşürüz.’’
Gülümseyerek bana bakması kalp atışlarımı hızlandırırken ‘’Görüşürüz.’’ Diyerek odadan çıktım.
Asansörün düğmesine basarak gelmesini beklerken ritmi hızlanan kalbime lanetler okumak istemiyordum. Hayır hiç erkek görmemiş gibi durmadan Ömer’in yanında hızlanması saçmalıktı.
Asansör kapıları açılıp içerinin boş olduğunu gözler önüne sererken şansıma tükürerek içeriye adım attım, peşim sıra binen Yağmur zemin katın düğmesine basarken telefonumu cebimden çıkartarak annemin numarasını tuşladım. Telefonu kulağıma götüremeden Yağmur’un kapatmasıyla ona bakmaya başladım.
‘’Hadi ama, konuşmadan kaçamazsın. Ömer’den etkileniyorsun değil mi? İki haftayı geride bıraktık artık soruna cevap bulmuş olman gerekiyor.’’
Ortama pimi çekilmiş bombayı atarken, vücuduma basan ateşin yanaklarımdan çıkmak için can çekiştiğini hissediyordum.
‘’Hâlâ bilmiyorum Yağmur. Kıyaslama yapabileceğim bir geçmişim ya da bilgim yok.’’
‘’Yani bu işlerde çok uzmanmış gibi yorum yapmak isterdim ama onun yerine bir soru sorabilirim. Görünce kalp atışlarının hızlandığını kabul ediyor musun?’’
Hızlanmak mı? Kalbim dört nala koşuyor resmen ama kalp hızlanması sevmek olmaz ki? Daha tanımıyorum bile. Platonik mi oluyorum yoksa?
‘’Eli yüzü düzgün çocuk, biraz beğenme var o kadar.’’
‘’Sen harbi salaksın daha Ömer dememle yanakların kızarıyor, biraz beğenme var diyorsun. Seninki birazı geçmiş şekerim. Aşıksın dırırırırırım, aşıksın dırırırırırım, sen aşıksın arkadaş.’’
Yağmur İbrahim Tatlıses olup türkü söylemeye başlarken umutsuzca yüzümü yellemeye başladım.
Hayır canım ne aşkı ya, olacak iş değil. Ben aşka inanmam ki, sevgi okey ama aşk yok ya. Hem bence sevgide öyle hemen olmaz zamanla, tanıman gerekir, konuşman gerekir, zaman geçirmen gerekir. Öyle bir düğünde yan yana geldik diye adamı sevecek değiliz ya.
Değiliz değil mi? Hay lanet ya!
Bölüm etkileşimi
