Gizli Görev kitap kapağı

13. bölüm / 24

Gizli Görev

12. Anahtar Sensin

Vaveyla Yazarı: Fethiye Kantar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: 12. Anahtar Sensin

Gözlerim cümlenin şokuyla sonuna kadar açılırken telefondan gelen kahkaha sesine eşlik eden ''Tamam belki de lafımı geri almalıyım, şu an baya korkmuş gözüküyorsun.'' Cümlesi ile etrafımda döndüm.
Şu an burada olamazdı değil mi? Hayır, olamazdı. Gelmesine daha vardı.
Elma dersem çık, armut dersem çıkma.
Bir yanım karşımda olacak olması düşüncesiyle heyecandan yerinde duramazken diğer yanım korkudan yerinde duramıyordu. Kendi kendime ne kadar korkmanın gereksiz olduğunu telkin etsem de dört ay gibi bir süredir telefondan konuşuyorduk, elbette iki kere görüntülü konuşmuştuk -o konuşmada herkes vardı- ama canlısıyla bir olmayacaktı. Hissediyordum. Canlı versiyonu beni daha çok etkisi altına alacaktı.
Nefesimi sesli bir şekilde dışarıya vererek, boştaki elimi saçlarımın arasından geçirdim. Zihnim aşırı doluydu ve sorularıma cevap bulamamak beni çok fazla geriyordu. Bakışlarım sol tarafıma kaydığı esnada merdivenden inerek yanıma doğru gelmeye çalışan annem, İlayda ve Yağmur üçlüsüne bakarak hattın ucundakine ''Gerçekten burada mısın?'' diye sordum.
''Orada olmamı mı istersin yoksa olmamamı mı?''
Sorusu karşısında düşünmeme fırsat vermeden ''Cevabını duymaya ihtiyacım var.'' Dedim. Aldığı derin nefes ile bende nefes alırken ''Benim de seni görmeye ihtiyacım var.'' Demesiyle telefonun kapanması bir oldu.
Buradaydı.
Kapanan telefona bakarken karşılaşacak olmamız ellerimin terlemesine sebep oldu. Kalbim ağzımdan çıkmak istercesine atarken kusmak istiyordum. Dört aydır konuştuğum adam ile sonunda karşılaşacaktık ve sanırım bayılacaktım.
''İyi misin? Telefondaki kimdi? Kötü bir şey mi oldu? cevap versene kızım. Birine bir şey mi oldu?''
İlayda'nın peşi sıra sorduğu sorulara karşılık olarak ''Ömer burada.'' Dedim. İlk birkaç saniye sessiz kalarak beklese de cümleyi anladığı vakit sırtıma bir tane patlatarak ciğerlerimi deyim yerindeyse dışarıya döktü. Beklemediğim bu tepki arabaya doğru sendelememe sebep olunca elim ile arabaya tutunarak kafamı vurmaktan son anda kurtuldum.
''Seni şıllık, Ömer geldi diye mi bu heyecan? Bende bir şey oldu sandım.''
Etimi kopartarak kurmuş olduğu cümleye karşılık olarak dişlerimi sıktım. Bunlar sevmeyi şiddet olarak görüyorlardı galiba. Hayır en son bir geçireceğim hastanelik olacaklar.
Hem Ömer'in gelmiş olması da gayet büyük bir olay.
''Ne fısıldaşıyorsunuz?''
Annemin sorusuna karşılık boğazımı temizleyerek, derin bir nefes alıp ''Ömer gelmiş ve sanırım şu an burada.'' Dedim.
Dört ay gibi bir süredir konuştuğumuzu elbette ki annemden saklamamıştım. İlk zamanlar ne kadar söylemeye kendimi hazır hissetmesem de sonrasın annemle konuşmak içimdeki korkuları bir nebzede olsa azaltmıştı. Sonuçta Ömer kızının hoşlanmaya başladığı çocuktu -ki duygularım ne kadar fazlası var dese de şu an bunu kabul etmeye mantıken hazır değildim- annemin de bilmeye hakkı vardı.
''Evet ve Erdem ile şu an bize doğru geliyor.''
Yağmur'un cümlesiyle titremeye başlayan ellerimi sakinleştirmek adına elbiseme sürttüm.
Tamam sakinim, sonuçta Ömer'de etten kemikten bir insan bu kadar heyecana lüzum yok. Derin bir nefes alarak arkama döndüğüm esnada bakışlarım tabi ki de bakışlarını yakaladı. Yüz yüze de aynı etki olmayacak diye korku yaşayan düşüncelerim en yakın yerden intihar edebilirdi, şu an duygularım patlamaya hazır yanardağ gibiydi her an lav püskürtebilirdim.
Yanımıza gelene kadar bakışları bakışlarımdan ayrılmazken annemin elini öperek hâl hatır sormaya başladıkları esnada bakışlarımızın kopmasını fırsat bilerek üzerindekileri inceledim. Siyah pantolonu İtalyan kesim model gibi dursa da ne dar ne de boldu ama yine de poposu olduğu gibi ortadaydı.
Poposu mu?
Zihnimi tokatlayarak bakışlarımı üzerine çıkardım, düşüncelerimi benimkinden yuvarlak olan poposundan uzaklaştırmam lazımdı. Siyah deri ceketi her el, kol hareketinde yukarıya kalkarak pantolonunun içine koyduğu tişörtünü ortaya çıkartıyordu.
Şıklığından ödün vermeyen beyefendi bugün her ne kadar takım elbise giymemiş olsa da şu an ki görünümüyle ne spordu ne de resmi. Ortaya karışıktı.
Yani Ömer'di.
Bakışlarımı iki yanıma çevirince kızlarla tek sıra halinde durmuş olduğumuzu fark edince gülmeye başladım. Elbisemin eteğinde toz varmış gibi silkelerken gülüşümü bastırarak Ömer'in dikkatini üzerime çekmemeye çalışıyordum. Çalan telefonum ile ortam sessizleşirken herkesin kafası bana dönmüştü. Kaşlarım istemsiz çatılırken çantamdan telefonumu çıkartarak ekrana baktım.
İsimsiz numara.
Kayıtlı olmayan numarayla aklıma direk Sergen gelirken, onun numarasını engellemiş olduğumu kendime hatırlatarak, başka bir hat alıp beni aramayı akıl edemeyeceğini düşünmek istedim. O kadar zeki olmadığını düşünmek istedim.
Lütfen böyle bir şey yapmamış ol.
Telefonun sesini kısarak yanlarından uzaklaştığım esnada telefonu açtım.
''Efendim?'' soru sorar şekilde çıkan sert sesime karşılık ''Güzel Eslem.'' Cevabıyla dişlerimi sıktım.
Sergen! Lanet olası pislik kurusu.
Derin bir nefes alarak ''Ne istiyorsun Sergen?'' diye sordum. Sergen cevap verirken Ömer'in görüş hizasında düz değil de yan durmaya özen gösteriyordum. Keskin ve dikkatli olan bakışları dudak okumak konusunda da yetenekli olduğunu düşünmeme sebep oluyordu.
Adamın neredeyse her konuda yeteneği olduğu gibi ultra keskin zekâsı da cabasıydı. Hata yapma ya da yanlış yapma lüksü yok gibiydi.
Fenaydı, başa belaydı.
''Seni istiyorum güzel Eslem.''
Bakışlarımı Ömer'den ayırmama sebep olan cümleyle istemsizce kahkaha atmaya başladım. Gerçekten salaktı. Katıksız maldı.
Sakinleştikten sonra derin bir nefes alıp ''Daha çok istersin.'' Dedim.
''Ömer'e mi güveniyorsun?''
Aniden değişen ses tonundan ziyade kurduğu cümle ile şaşırmama sebep olmuştu.
''Kimseye güvenmiyorum.''
''O yüzden mi Ömer şu an senin yanında?''
Duyduğum cümle üzerine yarım saat içerisinde ikinci kez etrafımı kolaçan etmeye başladım. Attığı kahkaha sesi ile yaptığım saçmalığın farkına vardım. Hayır yani Sergen buradaysa ne olmuştu?
Ondan korkuyor muydum? Hayır.
O zaman hareketlerim ile neden korkuyormuş izlenimi veriyordum? Sergen'in kendini yenilmez veya güçlü olduğunu düşünmesine bile fırsat vermemeliydim.
''Ömer yanımda çünkü ben öyle istiyorum. Sen ise bir korkak gibi saklanmaya devam edebilirsin, çünkü seni istemiyorum.''
Kurduğum cümleyi sindirmesini bekledim. Bu cümle üzerine harekete geçerek yerini belli edeceğini biliyordum çünkü Sergen sinirlenince kendini tutabilen bir insan değildi. Tam da tahmin ettiğim gibi beni yanıltmayarak ''Karşına iyi bak.'' Dedi ve bakışlarım karşıya çevrildiği esnada içerisinde olduğu siyah renkli arabadan inerek sertçe kapısını kapattı. Sinirli olduğu her halinden belli olan Sergen ile yüzümdeki sırıtış an be an artarken ''Ne var biliyor musun? Çok konuşmak istersen ...'' diyerek işaret parmağım ile bizimkilerin durduğu yeri gösterip ''Ömer'in hemen yanında olacağım, yanımıza gelerek derdini anlatabilirsin.'' Dedim.
Suratının değişikliği keyfimi yerine getirtirken telefonu kapatarak aradığı numarayı engel atıp, telefonu çantama atım. Vakit kaybetmeden annemlerin yanına geçtiğim esnada Ömer'in bakışları çoktan Sergen'i yakalamıştı. Gerilen çenesiyle bakışları bir an olsun karşı kaldırımdan ayrılmazken annemin yaptığı kaş göz işaretiyle olaya müdahale etmeye karar vererek Erdem'e yöneldim.
Erdem ile yaptığımız bakışmayla ona Ömer'i gösterirken omuz silkerek kolunu Yağmur'un omzuna attı.
Şerefsiz.
Kahvene pul biberi baymazsam Eslem değilim.
''Erdem ve Yağmur'dan önce evlenmezsek adam değilim.''
Derin bir nefes alarak kafamdaki düşünceleri kovaladım, şimdi bunun sırası değildi.
Elimi Ömer'in koluna koyarak hafifçe sıktım. Bakışları anında bana dönerken içimde kıs kıs gülen tilkilere el hareketi çekerek geldikleri yere geri yolladım. Şu an heyecanlanmaya ihtiyacım yoktu, vücudumda o duygudan gereğinden fazlaca depolanmıştı zaten.
Bakışları yüzümün her bir santimini incelerken ne kadar utansam da an be an yumuşayan yüzünden bakışlarımı çekmedim. Üzerinde sakinleştirici etkimin olduğunu bizzat görmek yolladığım tilkileri geri çağırıp halay çekmelerini istememe sebep olmuştu. Sesimin normal çıkmasına dua ederek ''Hoş geldin.'' Dedim.
Kolundaki elimin üzerine elini koyarak bütün sıcaklığını bana aktarırken, kocaman avucunun içinde kaybolan elimle takla atmaya çalışan ve başarısız olan kalbimin farkında olarak yüzüne yayılan gülümsemesiyle ''Şimdi hoş buldum.'' Dedi.
Elimi hemen geri çekerek, kendime küfrettiğim esnada vücudumda az önceki sıcaklığı geri isteyerek bana küfrediyordu.
Adama gitmeme gerek kalmadan fikrimi, zikrimi, niyetimi, neyim varsa her şeyimi anlıyordu. Bakışları sen misin sakinleştirici yoksa ben mi bir daha düşün der gibiydi. Kiminle kaşık atıyorsam.
Gözlerimi annem ve kızlarda tutarak karşı kaldırıma bakmaktan kaçınıyordum. Annemin ''Sergen'in burada ne işi var?'' sorusuna karşılık boş bulunarak ''Beni istiyormuş.'' Cevabını verdim.
Yanımda duran Ömer bariz bir şekilde gerilirken Erdem'in ''Çüş.'' Demesiyle bakışlarım ona döndü.
''Kızım sen ne diyorsun?''
Annem sorusunun peşine kaş göz işaretleriyle tekrardan Ömer'i gösterirken salaklığıma yandım. Hayır yani ulu orta söylenecek laf mıydı benimki de şu ağzını kapalı tutsana kızım.
Hay bin pala bıyık.
''Yani Sergen işte, saçmalıyor. Çok takılmamak lazım, boş verin.''
''Çevir kazanı yanmasın. Aynen. Yersen.''
İlayda'nın fısıltısıyla bakışlarımı sinirli bir şekilde ona çevirdim. Omuz silkerek ''Salaksın.'' Dedi. Başımı iki yana sallayarak derin bir nefes aldım. Bugün sınanma günümdü sanırım. Düşmanlar dört bir yanımı sarmış düzgünce düşünüp hareket etmeme izin vermiyor, beni sıkıştırmaya devam ediyordu.
Hay bin pala bıyık.
''Yani Sergen işte, saçmalıyor. Çok takılmamak lazım, boş verin. Delidir ne yapsa yeridir demiş atalarımız.''
''Çevir kazanı yanmasın. Aynen canım. Yersen.''
İlayda'nın fısıltısıyla bakışlarımı sinirli bir şekilde ona çevirdim. Omuz silkerek ''Salaksın.'' Dedi. Başımı iki yana sallayarak derin bir nefes aldım. Yok kesin sınanıyorum.
Konuyu Sergen'den uzaklaştırma umuduyla ''Burada işimiz bittiğine göre, gidelim mi?'' diye sordum. Sorduğum soruyla beraber Ömer dışında herkes birbirine bakarken Ömer'in bakışları hâlâ karşı kaldırımda duran Sergen'deydi.
Şii çocuk bana bak.
''Asude anne ben sizi eve bırakayım.''
Erdem'in cümlesi üzerine bakışlarımı Ömer'den çektim. Annem, İlayda ve Yağmur Erdem'i onaylayarak arabaya geçerken annem arabaya binmeden kolumu tutarak beni kenara çekti.
''Ömer seninle vakit geçirmek için bana fikrimi sordu, bende çok hoşuma gideceğini söyledim. Sergen konusunda sinirli huyuna git oğlanın tamam mı kızım?''
''Tamam da benimle takılmak istiyorsa bana fikrimi sorması gerekmiyor muydu? Seninle takılsın o zaman.''
Koluma yediğim şaplak ile gözlerim sonuna kadar açılırken ''Sen harbi iflah olmazsın.'' Diyen annem yanımdan hışımla ayrılıp arabaya binerek kapıyı suratıma çarparcasına sertçe kapattı. Onun bu hareketi diğerlerini güldürürken derin bir nefes alarak kendimi sakinleştirme çalıştım.
Ömer ile vakit geçirmek mi?
Hadi ama. Kendimi gerdek gecesine fırlatılmış gelin gibi hissediyordu. Neyse en azından Ömer'in güzel bir poposu vardı.
Hay tüküreyim ya.
Elimi alnıma patlatarak olduğum yerde tepinmemek için ellerimi yumruk yaparak soluğumu sesli bir şekilde dışarıya üfledim.
Allah'ım bana acı. Yarattıkların bana acımıyor, sen bana acı.
Duamı bitirmeden zihnimin de birkaç kısmının acilen temizlenmesi için birkaç cümle daha kurup elimi yüzüme örterek ''Âmin.'' dedim. Fazla terbiyesiz olmaya başlamıştı, şeytan zihnimi ele geçirmek üzereydi.
''Hay sıçayım ya. Kızlar arabaya.''
Erdem'in tepkisi şaşkınlığımı arttırırken, küfretmesinin sebebini görünce soluğumu tekrardan seslice dışarı verdim. Sergen bize doğru geliyordu, buyurun cenaze namazına.
Hayır ya, hayır.
Erdem kızları arabaya yönlendirerek Ömer'in kulağına bir iki şey fısıldayarak arabaya yöneldi. Arabaya binmeden önce asker selamı vererek ''Görüşürüz baldız.'' Diyerek hızlı bir şekilde arabaya bindiği gibi arabayı çalıştırıp gözden kaybolurken Ömer'in bakışları hâlâ Sergen'deydi. Aniden esen rüzgâr çıplak olan kollarıma üfleyerek üşümeme sebep olurken kollarımı birbirine sararak ellerim ile ovuşturdum. Ceketim arabada kalmıştı.
İnsan da akıl bırakmamışlardı ki ceketimi alayım.
''Bunu giyinir misin?''
Ömer'in deri ceketini uzatarak sorduğu soruya karşılık başımı olumlu anlamda sallarken ceketi almak için uzattığım elimi görmezden gelerek ceketini giyinebilmem için tuttu. Sanırım ceketi arabada unutmam iyi olmuştu.
Tebessüm ederek tuttuğu ceketini giyindiğim esnada Ömer'e tam olan ceketin içinde kaybolmuştum.
İçeride kalan saçlarımı dışarı çıkartıp ''Sergen'i bana bırak.'' Diyerek önüme gelen birkaç tutamı kulağımın arkasına sıkıştırırken Sergen ile istediğini yapmakta özgürdü.
Ceketten yayılan kokusu beni etkisi altına alırken, sıcaklayan vücudum ceketin içine gömülüp yaşamak istiyordu, içime kaçıp saklanan sesimi bulamadığım için cevap bekleyen Ömer'e tekrardan başımı olumlu anlamda sallayarak cevap verdim.
''Az önceki rezilliğinizi nasıl açıklayacağınızı çok merak ediyorum.''
Romantik anlarımızı rezillik olarak nitelendirmek tamda Sergen'e yakışacak bir davranıştı.
''Biz ona halk arasında flörtleşme diyoruz ama senin gibi bir cahilin anlamasını beklemek haksızlık olur.''
Yanımdan gelen kıkırtıyla bakışlarım Ömer'in gülen yüzüne çevrilirken az önceki cümleyi yüksek sesle kurduğumun farkına vardım. Aferin kızım. Harika gidiyorsun. Böyle devam.
Adam sana Sergen'i bana bırak diyor, annen Sergen konusunda huyuna git diyor, sen gidip Sergen'i kışkırtıyorsun ki kızışmış boğa Ömer'e saldırsın. Yok, ben gerçekten iflah olmam anam haklı.
''Açıklama yapacağımızı da nereden çıkardın?''
Ömer'in ellerini cebine koymasıyla omuz ve göğüs kısmı gerilirken kısa kollusundan görünen pazıları aşırı dikkat çekiciydi, o kadar dikkat çekiciydi ki neredeyse ceketi ona geri verip sen kendini sakla muhafaza et ben donmaya razıyım diyecektim.
''Sabrımı aşırı zorluyorsunuz.''
Burun kemerini sıkarak tıslamaya benzer sesiyle Ömer'i cevapladıktan sonra bana uzanan sol eline sağ elimle patlatarak bana dokunmasına engel oldum.
Gerilen çenesiyle ''Çıkar şu ceketi.'' Dedi.
Cümlesine karşılık gözlerimi devirerek ceketin içinde kaybolan elimi dışarıya çıkartıp Ömer'in koluna dokundum. Çocuk ısıtıcı gibiydi, bir binanın ısıtma ihtiyacını tek başına karşılayacak bilecek kadar vücut ısısına sahipti.
Kendine gel Eslem!
''Ömer, gidelim mi?''
Sorduğum soruya karşılık başını Sergen'e çevirerek ''Burada ne işin var?'' diye sordu. Anlaşılan beyimiz istediği cevapları almadan buradan gidemeyecektik. Yaşadığım hayal kırıklığıyla kolumu geri çekip ellerimi ceketin cebine soktum. Elime gelen zarf ile dikkatim tamamıyla ceketin cebine odaklanırken Ömer sol elimi cepten çıkartarak avucunun içine hapsetti.
Yaşadığım şok gözlerimi sonuna kadar açarken elimi tutmasına mı şaşırayım zarfı fark ettiğimi anladığına mı şaşırayım bilemedim. Ceketi bana verirken bu detayı unutmaması gerekiyordu. Zarfta ne olduğunu öğrenmeden ceketi geri vermeye niyetim yoktu.
''Eslem'i istiyorum ve alacağım. O benim, bana ait.''
Hoşt, eşek.
''Karşındaki kadın, bir eşya değil. Önce karşındakinin bir insan ve bir kul olduğunun farkında ol. Sen istiyorsun diye bir şey yok. Karşındaki insanın düşüncelerine saygın olsun. Şeytanın ele geçirdiği zihnine dediklerimi kazısan iyi edersin. Eslem Allah'ın bana en güzel emaneti, onun yanına yaklaşacak olursan, rızası dışında bir şeyler yaparsan acımam, gebertirim seni.''
Ömer'in eli, elimi daha fazla kavrarken parmaklarımı oynatarak tutuşunu gevşetmesini sağladım. Bileğinde siyah renkli bileklik gibi takılı olan şeyin ilk başta ne olduğunu anlamazken boştaki elimin parmağını üzerine getirmem ile toka olduğunu anladım. Tokamı bileğine mi takmıştı? İçimde fokur fokur kaynayan coşkuyla parmaklarımı, parmaklarının arasından geçirerek avuçlarımızın arasında nefes alınacak boşluk bırakmayarak tutuşumu sıkılaştırdım.
İçimdeki ağırlık yerini huzura bırakırken daha hafiftim. Omuzlarım yüklerini bırakmaya başlamıştı. Ömer'i sevmemek imkansızdı, zihnime uçuşan düşünceleri daha ben düzgün cümle haline getiremezken o benim yerime karşımdakine söylüyordu.
Sergen kendi kendine bir şeyler mırıldanırken Ömer ''Gidelim mi?'' diye sorunca ''Gidelim.'' Diyerek onu cevapladım. Baş parmağı elimin üstünü okşarken Sergen'e arkamızı dönerek yürümeye başladık. Köşeyi döndüğümüz esnada cebinden çıkarttığı araba anahtarıyla park halinde olan gri renkli bir arabayı açarak anahtarı cebine geri koyarken arabanın yanına geldiğimiz esnada havaya kaldırdığı ellerimize bakarak derin bir nefes alıp, elimin üzerine öpücük kondurdu.
Yanaklarıma hücum eden kan bütün yüzümü etkisi altına alırken, Ömer gülümseyerek ellerimi bırakıp oturmam için ön kapıyı açmıştı. Eteğimi toplayarak düzgünce oturduğum esnada kapıyı kapatarak kendi tarafına dönerken omzuma asılı olan çantamı kucağıma alıp, kemerimi taktım.
Arabaya bindiği gibi kendi kemerini takarak arabayı çalıştıran Ömer ''Bir an önce bu ortamdan kurtulmak istiyorum yoksa geri dönüp her an Sergen'i pataklayabilirim.'' Dedi. ''Peki.'' Diyerek dizlerimin üstüne gelen eteğimin uçlarıyla oynamaya başladım. Mağazanın olduğu sokaktan ve semtten çıktığımız esnada durduğu ilk kırmızı ışıkta vücudunun bir kısmını bana doğru döndürerek bakışlarını yüzüme sabitledi.
Yerimde kıpırdanarak bakışlarımı dışarıda tutmaya devam ettim. Derin bir nefes alarak yanan yeşil ışık ile tekrardan arabayı hareket ettirirken ''Kaç bakalım.'' Mırıltısını elbette ki duymuştum.
''Kaçmıyorum, alışmaya çalışıyorum.''
''Bana mı alışmaya çalışıyorsun?''
Sorduğu soruya karşılık başımı iki yana sallayarak ''Hayır, bize alışmaya çalışıyorum.'' Dedim.
''Çok mu hızlı ilerledik? Seni rahatsız eden bir durum mu var?''
Bakışları tekrar bana dönerken bu sefer ona karşılık verdim. Sorusunun cevabını düşünmeme gerek yoktu çünkü cevabı bugün bulmuştum.
''Açıkçası dört ay gibi bir sürede hiç iletişim kurmasak ve bir anda böyle bir durumda olsak hızlı gittiğimizi düşünürdüm ama şu an hızlı gittiğimizi düşünmüyorum.'' Derin bir nefes alarak cümleme devam etmezken hâlâ benden cevap beklemekteydi bu yüzden açık bir şekilde konuşmaya karar verdim.
Sonuçta bir ilişkinin temelini atıyorduk ve konuşmalarımız şeffaflık içermeliydi. Ondan bekleyeceğim dürüstlüğü önce ben ona vermeliydim çünkü Ömer en başından beri duygularını ve hissettiklerini en şeffaf haliyle bana yansıtıyordu.
''Beni rahatsız eden konu yüz yüze görüştüğümüzde aramızda bir etkileşim olamayacağını düşünmemdi, korkum aynı etkiyi alamamaktı ama bugün korkumun yersiz olduğunu anladım. Anladım ama bu seferde sen telefonun bir ucunda erişemeyeceğim kadar uzakta değil nefesini ve sıcaklığını hissedebileceğim kadar yakınımdaydın ve bu açıkçası beni korkuttu.''
Bakışlarımı parmaklarımdan çekerek yüzüne odakladım. Gözleri önünde akan yola odaklı bir şekilde arabayı kullanırken sol kolunun dirseğini araba camına koyarak ensesindeki saçlarını karıştırdı.
"Peki bunun için ne yapmamız gerekiyor? Ya da ne yapmam gerekiyor?"
Saniyelik bakışlarımız kesişirken bende onun gibi derin nefes aldım.
"Bir şey yapmana gerek yok, her zamanki Ömer olman yeterli, zamanın bizi birbirimize alıştıracağına eminim."
Başını olumlu anlamda sallayarak sola sinyal verirken yoldaki tabelalara bakarak gideceğimiz yer hakkında fikir sahibi olmaya çalıştım.
Maltepe/Kartal
"Maltepe'ye mi gidiyoruz?"
"Hayır, Kocaeli'ne gidiyoruz."
"Ne!"
Tepkime karşılık gülmeye başlarken kollarımı göğsümde birleştirmeye çalışarak sağıma döndüm. Bu lanet şeyin kolları neden bu kadar uzundu sanki.
"Sıcakladıysan camı açabilir ya da klimayı kapatabilirim."
Bana dönen bakışlarına karşılık vermeden ensemde terlemeye başlayan saçlarımı kaşıdım. Ceketi çıkartsam yeterli olurdu.
Omuzlarımı geri atarak ceketi çıkartmaya başladığım esnada elini omzuma atarak kayan kısmı düzeltirken "Ceket kalsın." Diyerek arabanın bütün camlarını açtı.
Aniden içeriye doluşan rüzgâr özgürce dolaşıp saçımı birbirine karıştırırken, ellerimle uçuşan telleri zapt etmeye çalışıyordum.
Durmaya niyeti olmayan teller sinirimi bozarken kendi camımı kapatmaya çalışarak Ömer'e "Camları kapatır mısın?" Diye sordum.
Sağa sinyal vererek, dörtlüleri yakıp arabayı müsait bir yerde durdurduktan sonra bütün camları kapatıp bana döndü.
Ani hareketlerine tepki vermeden ona bakmaya devam ettim. Sessizlik içerisinde birbirimize bakma devam ederken ne o ne de ben konuşmuyor sessizliğin uzamasına izin veriyorduk. Aldığı derin nefes göğsünü şişirirken sessizliğe son veren kendisi oldu.
‘’Ceket üzerinde kalsın. Sıcakladıysan tercihlerimiz ısıtıcıyı kapatmak ve camı açmak olsun, ceketi çıkartmak değil. Zaten hırkandaki kokun gitti, bari ceketime güzel sinsin.’’
Camların hepsini neden açtığı şimdi belli oluyordu. Her ne kadar yaptığını sesli bir şekilde dile getirmese de şu an yaptığı açıklama da yeterliydi. Gülümsemek isteyen yüzümü sabit tutmaya çalışarak ‘’Hırkam mı var sende?’’ diye sordum.
Ömer’e hırka verdiğimi hatırlamıyordum çünkü.
‘’Şey sorguya alındığın gün hırkanı oda da unutmuştun. O bende.’’
Cümlesi üzerine kaşlarım çatılırken ‘’O hırka kirlendi ama onu yere koymuştum.’’ Dedim.
Yere koymakla kalmayıp üzerine oturdum ya, sen ne kokusundan bahsediyorsun.
‘’Gayet temizdi. Şimdi anlaştıysak yola devam ediyorum.’’
‘’Ne konuda anlaştıysak anlamadım. Bir yeri ben kaçırdım sanırım.’’
‘’Ceketimin üzerinde kalacak olması konusunda anlaştık.’’
Yorumuna kahkaha atarak ceketi üzerimden çıkartıp kucağıma koydum. Yaptığım hareket onun kaşlarının çatılmasına sebep olurken ‘’Kocaeli’ye gidene kadar ceketle oturamam, indiğimde tekrar giyerim. Bu konuda anlaştığımıza göre devam edebiliriz.’’ Dedim.
Başını iki tarafa sallayarak gülerken, dörtlüleri kapatıp sinyal verip arabayı hareket ettirmeye başladı.
‘’Bu ilişki sandığımdan da eğlenceli olacak.’’
Ağzının içinde mırıldanması onu duymama engel olmamıştı. Umarım eğlenceli olurdu çünkü ikimizde inatlaşmayı seviyorduk. Çalan telefonum ile Ömer’den bakışlarımı çekerek çantamı açıp telefonumu çıkarttım.
Yağmur arıyordu.
Telefonu açarak Yağmur’un sesini kısarken sağ kulağıma koyarak Ömer’in duyma potansiyelini en aza indirdim.
‘’Efendim canım.’’
‘’Ne yaptınız? Sergen zorluk çıkardı mı?’’
‘’Yok sıkıntı çıkmadı, yoldayız şu anda gidiyoruz. Siz ne yaptınız eve gidebildiniz mi?’’
‘’Geldik geldik. Erdem bir şeyler yapalım dedi ama hazırlıklar var şu an olmaz dedim. Sen bizi boş ver Ömer’den haber ver, sana karşı nasıl?’’
Aynen Yağmur ’cum sana Ömer’in yanından Ömer haberi vereceğim. Çok zekice bir davranış yarım akıllı kardeşim. Tam bir akıl küpüsün maşallah.
‘’İyi bari çok fazla yüklenmeyin kendinize ben geldiğimde de yapabiliriz. Sergen konusuna da takılmayın. Tamam canım, bende sizi öpüyorum. Hadi Allah’a emanet olun.’’
Yağmur’dan cevap beklemeden telefonu kapatarak çantama geri koydum. Yarın baya yoğun olacaktık. Hem börek hem sarma açılacaktı. Gerçi kalabalık olacağımız için iş yükümüzün hafif olacağını düşünüyorum.
‘’Ne düşünüyorsun?’’
Ömer’in sorusu üzerine ona döndüm, omuz silkerek ‘’Yarın yoğun geçecek o aklıma geldi bir an.’’ Dedim.
‘’Yoğundan kasır olarak temizlik mi yapacaksınız?’’
‘’Derin temizliği zaten yaptık, temizlik asla son dakikaya bırakılmaz. Yarın Şahika teyze ve Azize teyze gelecek bir de İlayda ve Bahar, hep beraber sarma saracağız, börek açacağız. Tabi tekrar küçük bir temizlik olur ama cuma günü kurulum geldikten sonra yaparız onu.’’
Sorgulayıcı bakışları yüzümü inceledikten sonra tekrar yola odaklanırken ‘’Sen börek açabiliyor musun?’’ diye sordu.
Saçımı omzumun arkasına abartılı bir şekilde atarak ‘’Hah.’’ Dedim. İşaret parmağım ile kendimi göstererek ‘’Oradan bakılınca hazır yufkayla börek yapan kız gibi mi duruyorum?’’ diye sormayı da ihmal etmedim.
‘’Hazır yufkayla börek yapan kızlar nasıl duruyor ki? Onun yerine börek yapabilen ve yapamayan kızlar ayrımı yapman gerekmez miydi?’’
‘’Maşallah Ömer Bey, kızlar hakkındaki bilginize hayran kaldım. Yanlışımı düzelttiğiniz için teşekkür ederim.’’
Sorgulayıcı bakışları tekrar bana odaklanırken ‘’Kıskandın mı?’’ sorusunu sorarak gülmeye başladı.
‘’Ne münasebet canım, börek açamayan sevgililerini mi kıskanacağım. Komik olma.’’
‘’Börek açamadıklarını nereden biliyorsun ki?’’
Sorusu hızlı bir şekilde başımı ona çevirmeme sebep oldu. Sırıtışı yüzünde genişlerken ağzının ortasına vurmamak için elimi yumruk yaptım. Bu oyun iki kişilik oynanır paşam.
Tatlı olduğunu umduğum gülümsemem ile ‘’Açabiliyorlar mıydı, ne güzel. Annem çoğu yemeği bize zorla yapmayı öğretse de börek açmayı kendim isteyerek öğrenmiştim.’’ Dedim.
Sırıtışı ne yapmaya çalıştığımı çözemediğinden dolayı kaybolurken ‘’Börek yemeyi çok mu seviyorsun? O yüzden mi kendi isteğinle öğrendin?’’ diye sordu.
‘’Yok ya ben severim ama o kadar ölüp bitmem, o zamanlar seven birisi vardı onun için yapmayı öğrenmiştim.’’
Direksiyonu tutan parmakları sıkılaşırken beyazlayan parmak boğumları keyfimi yerine getirmişti. Ya Ömer Efendi sen gelirken biz gidiyorduk hey yavrum hey.
‘’Kısasa kısas. İlişkimizin bu kısmı hiç eğlenceli değilmiş.’’
Yorumu üzerine attığım kahkaha arabanın içerisinde yankılanırken benim gülümsemem onu da güldürmeye yetmişti. Beş dakika içerisinde ilişkimizi iyi ve kötü anılar diyerek ayırmaya başlamıştı bile.
‘’Neyse ki geçmiş mazide kaldı, biz önümüze odaklanmalıyız. Öyle değil mi?’’
Olmayan mazimi kıskanması ne kadar hoşuma gitse de ‘’Böreği babam için yapmayı öğrenmiştim.’’ Dedim. Direksiyonu tutan parmakları ile omuzları bariz bir şekilde gevşerken gülerek omzuna vurdum. Sanırım bizimkiler ile takılmak beni şiddet yanlısı bir insana dönüştürmeye başlamıştı.
‘’Neredeyse babanı kıskanıyordum.’’
‘’Neredeyse mi? Sana gerçeği söylemesem suratın sabaha kadar sirke satmaya devam edecek gibiydi.’’
Omuz silkerek arabayı yavaşlatırken oturduğum yerde diklenip etrafa bakmaya başladım. Sanırım bir otoparka gelmiştik, etrafta birden fazla araba vardı. Ömer kartını okutarak geçişin açılmasını sağlarken sessizce beklemeye devam ettim. Boş bulduğu alana arabayı park edip durdurduktan sonra kemerini çözerek bana döndü.
‘’Geldik.’’
Başımı sallayarak onu onayladım ve kendi kemerimi çözerek Ömer’in peşinden arabadan inerek ceketini tekrar üzerime giyindim. Arabanın içerisi ne kadar sıcaksa dışarısı o kadar serindi. Arabayı kilitleyerek yanıma gelen Ömer’in avucunu açarak elini bana doğru uzatmasıyla elimi avucunun içerisine bıraktım.
Arabaların hizasında bulunan asansöre ilerleyerek bulunduğumuz kata gelmesi için düğmeye bastı. Asansörün kapıları geldiğini belirterek açılırken sessizce asansöre bindik. Ömer girişte okuttuğu kartını asansörde de okutarak 4. Katın düğmesine basarak kapının kapanmasını sağladı. Asansör aşağıya doğru hareket ederken ‘’Yağmur’a mesaj atarak benimle olduğunu ve ulaşmak istedikleri zaman yine beni aramaları gerektiğini söyler misin?’’ dedi.
Neden böyle bir şey istediğini anlamasam da başımı onaylayarak elini bıraktım. Hızlı bir şekilde Yağmur’a mesaj atarak tekrar telefonu çantama koydum. Ömer’in eli tekrardan elimi kavrayarak sıkarken asansörün kapıları otoparkın başka katına açılmıştı. Ömer’in adımlarına ayak uydurarak peşi sıra ilerlerken bir başka aracın kilidini açarak oturmam için ön kapısını açtı.
‘’Nereye gidiyoruz?’’
‘’Az kaldı, gidince göreceksin.’’
Başımı sallayarak yerime geçip oturdum. Ömer kendi yerine geçerek kemerlerimizi bağladığımız gibi arabayı hareket ettirdi.
‘’Telefonunu verir misin?’’
İsteği üzerine çantamdan çıkardığım telefonumu ona uzattım. Kartını okutmak üzere durduğu esnada içeriden çıkan kişiye telefonumu uzatarak ‘’Birkaç saat sonra görüşürüz, iyi çalışmalar.’’ Diyerek açılan çıkış ile bulunduğumuz yerden çıktı.
‘’Ömer bunlar ne demek oluyor?’’
‘’Her şeyi konuşmaya gidiyoruz işte, artık bizimle olduğuna göre öğrenmek en büyük hakkın. Öğrenmek istemiyor musun?’’
Bakışları bakışlarımı yakalarken nefes almayı unutmuş olabilirdim. Buz kesen ellerimi elbisemin eteğine sürerken boynumu ovuşturarak sakin kalmaya çalıştım. Kucağımdaki elimi avucunun içine alan Ömer ile buluşan bakışlarım onda gördüğü sakinliği kendisine örnek alarak sakinleşirken Ömer’in ‘’Hep yanında olacağım, fazla geldiğini düşünürsen çıkarız sonra devam ederiz.’’ Cümlesi yüreğime su serpmişti.
Başımı olumlu anlamda sallayarak onu onaylarken Ömer parmaklarımızı birleştirerek elimin üzerine öpücük kondurdu. Hareketin asilliği kalbimi jel kıvamına getirirken başımı dışarıya çevirerek akan yolu izlemeye başladım.
Tahmini on beş dakikalık gittiğimiz yolun ardından sanırım gelmiştik. Ömer giriş kapısının açılması için tekrardan kartını okuturken açılan kapılar ile taşlı yolda ilerlemeye başlamıştık. İlerlediğimiz taşlı yol toprak ile birleşirken etrafımızda bulunan ağaçların sayısı artmakla beraber ağaçlar bir hayli sıklaşmıştı. Ormanın içerisinde yapılan toprak yolda sarsılarak ilerlerken görünen açıklık alan ile oraya gittiğimizi anlamıştım. Toprak yol kendisini tekrardan taşlı yola bırakırken hilal şeklinde yapılan evin meydanına gelmiştik. Orta alana çimenler ile ay ve yıldız sembolü yapılmışken Ömer arabayla etrafında dönerek evin kapısının önünde arabayı durdurdu. Kapıda bekleyen üniformalı ve silahlı askerlerin dışında sivil kıyafetleriyle sigara içen iki kişi sigaralarını söndürerek çöpe atarlarken elimi sıkan Ömer ile bakışlarımı ona çevirdim.
‘’İnmemiz gerekiyor. İçeriye girmeden önce bayan çalışanlar seni arayacaklar.’’
Başımı belki de ellinci kez onaylar anlamda sallayarak kemerimi açarak Ömer gibi arabadan indim. Yanıma gelerek avucunun içine elimi hapsedip eve doğru adım atmamızı sağladı. Kapıda bekleyen iki kişinin yanına geldiğimizde Ömer önce silahlı askerlere selam vermiş ardından diğer iki gence dönerek ‘’Selamünaleyküm gençler.’’ Diyerek selam vermişti. Ömer’in selamını ‘’Aleykümselam.’’ Diyerek alan gençler ile hoşbeş eden Ömer’in yanında sessizce bekliyordum.
Üniformalı iki bayan asker yanımıza gelerek Ömer’e verdikleri selamın ardından onlara eşlik etmemi söyleyerek evin arka kısmına doğru ilerlememizi sağladılar. Küçük depoyu andıran yere gelmemizle kapıyı açarak içeri girmemizle arkamızdan kapıyı kapatarak gülümseyerek kendilerini tanıttılar.
Esmer ve kahverengi göz rengine sahip olan kızın adı Sevgi, kumral ve mavi renkli göz rengine sahip olanın kızın ismi de Ecem’di. Bende aynı şekilde ismimi söyleyerek tanıştıktan sonra kızların yardımıyla dedikleri şekilde beni aramalarına olanak sağlamıştım.
Uzun ve temiz süren bir arama faslının ardından erkeklerin yanına geri dönmüştük. Ömer hemen elimi avucunun içine hapsederken bize dönen bakışları görmemeye çalışıyordum.
Erkeklerden bir tanesi gözlüklü ve bebek yüzlü, uzun boylu ve zayıf bir bedene sahipken diğeri tam tersi bir şekilde sakallı, uzun saçlı, uzun boylu ve fitness salonunda kaslarıyla kızları tavlamaya çalışanlar gibiydi, şey bar kapısında duran güvenlikçiler gibide diyebilirdik.
Muhabbetleri bitmiş olacak ki Ömer tanışma faslına geçerek önce sakallı olan kişiyi göstererek ‘’İHA Sistem Pilotu Âdem.’’ Dedi, aynı şekilde gözlüklü olan kişiye dönerek de ‘’Dil uzmanımız Salih.’’ Diyerek ardından beni göstererek ‘’Rahmetli Harun Soylu’nun kızı Eslem.’’ Dedi.
Fıtnessçının gözleri her ne kadar ellerimize kayarak Ömer’e sırıtmış olsa da memnun oldum faslını geçerek fitnessçı İHA Sistem Pilotu olan Âdem parmağını okutarak kapının açılmasını sağlayarak hepimizin içeri girmesine yardımcı oldu. Kendimi şirinlerin köyüne gizlice giren Gargamel gibi hissediyordum. Sanki yanlış bir şey yapıyordum ve birazdan yakalanacaktım.
Adımımızı attığımız gibi bizi karşılamasını beklediğim büyük bir hol yoktu, onun yerine karşımda bir salon, bir mutfak ve koridora uzanan bir yol vardı. Tam karşımızdaki duvar komple camdı, hemen karşısında bulunan üç kişilik koltuk insanda saatlerce orada oturma hissi veriyordu. Cam arkasında kalan ormanı gözler önüne sererek insanın gözüne seyirlik manzara sunuyordu. Camın hemen sağ tarafında kalan duvarda bir şömine, şöminenin önünde iki tane puf varken camın hemen solunda duvarı boydan boya kaplayan kitaplık vardı.
Adımlarımız koltuğun arkasına gelene kadar ilerledik ve durduğumuz esnada Ömer ‘’Genel olarak burası dinlenme yeri.’’ Dedi. Evet, kesinlikle dinlenme yeriydi ama bir daha iş yapmak için kalkmak istemeyeceğiniz bir dinlenme yeriydi.
Ömürlük dinlenme yeri.
‘’Burası mutfak.’’
Arkamda kalan yeri gösteren Ömer ile bakışlarımı mutfağa yönlendirdim. Siyah renkli dolap kapaklarına kesinlikle âşık olmuştum. Mutfağım orta kısmında kare şeklinde dört tane dolap ile yapılan orta alan sims oyunundan fırlama etkisi yapmıştı. Ocak ve buzdolabı sanki dağ evinde kalıyormuşsunuz gibi otantik bir görünüm sağlarken siyah rengi asillik katmıştı.
‘’Sağ taraftaki koridorun sonunda çalışma odaları ile yukarı kata çıkan merdiven var. Sol tarafta ise direk alt kata inen merdiven var. Önce aşağıya mı yoksa yukarıya mı gidelim?’’
Bu kat böyleyse diğer yerleri görmek için sabırsızlanıyordum.
‘’Alt kata inelim.’’
Ömer başını sallayarak beni onaylarken bizimle beraber içeriye giren Âdem ve Salih izin isteyerek yerlerine geçmişlerdi. Ömer’in yönlendirmesi ile alt katın merdivenlerini inerek iki tane kapalı kapının olduğu alana geldik.
Tek kanatlı kapıyı göstererek ‘’Mühimmat odası.’’ Dedi. Başımı sallayarak onu onaylarken iki kanatlı kapının yan tarafında bulunan siyah renkli okuyucuya parmağını okutarak kapının tek tarafını açıp içeri girmemizi sağlayıp boşta olan eliyle ışıkları yaktı.
Kocaman yuvarlak beyaz masanın etrafına dizilmiş birden fazla sandalyeyi önlerinde duran mikrofon ve laptoplar takip ediyordu.
‘’Burası toplantı odası. Planları önce burada yaparız, görev dağılımı burada yapılır. Görev esnasında olduğumuz zaman her sabah yapılacaklar gözden geçirilir her akşamda ne kadar adım atıldı burada değerlendirilir.’’
Başımı sallayarak yine onu onaylarken, biraz ileride olan toplantı salonun içerisinde bulunan kapıya ilerledi. Kapıya iki kere vurarak, kapının yanında bulunan okuyucuya tekrardan parmağını okutarak beş saniye gibi bir süre bekledikten sonra kapıyı açarak hayran kalmama sebep olan odayı açtı.
Üç tane masanın arkasında bulunan dev ekranları masaların üzerinde bulunan birden fazla bilgisayar ekranları takip ediyordu. Biz odaya girince klavyenin üstünde duran parmaklar ve sahipleri bize odaklanırken ekranda beliren kod yazılımı parmak uçlarımı kaşındırdı.
‘’Burası yazılımcıların odası.’’
Ömer’i tekrardan başımı sallayarak onaylarken odada bulunan üç kişi ayağa kalkarak Ömer ile selamlaştıktan sonra bana verdikleri baş selamına aynı şekilde karşılık verdim.
‘’Eslem seni tanıştırayım, Ertuğrul, Osman, Orhan.’’
Birbirine benzeyen ve Kuruluş Osman temalı isimleriyle bana bakan üçlüye daha dikkatli bakınca ağzımdan çıkan ‘’Üçüz müsünüz?’’ sorusuna engel olamadım. Yanaklarım utancımın simgesi olarak kızarmaya başlarken kafamı Ömer’in omzuna gömmemek için kendimi zor tuttum.
Orta da bulunan Ertuğrul, Osman veya Orhan olan kişi ‘’Evet, aslında çok benziyorduk ama ben birkaç operasyon geçirmek zorunda kaldım, bu küçük Osman’da keyfi operasyon geçirip burnunu yaptırdı ama Kuruluş Osman orijinal halimiz.’’ Dedi.
Yorumuna karşılık ağzımdan kaçan kıkırtıya engel olamazken yaptığı benzetmeler bir nebzede olsa utanç duygumu bastırmaya yetmişti. Konuşan kişiye Ertuğrul ismi kaldığından ötürü onun da kim olduğunu kavrayabilmiştim.
‘’Babaları eski tarihçilerden.’’
Ömer’in kulağıma fısıldayarak söylediği cümleyi ‘’Belli.’’ Diyerek cevapladıktan sonra çocuklara ‘’İyi çalışmalar.’’ Diyerek önce odadan sonra toplandı odasından dışarıya çıktık.
‘’Neden toplantı odasının içerisinde bulunan yerdeler?’’
‘’Bu kata inebilmek için evin içerisine girmen gerekiyor yani dışarıdan girişi yok ve olası bir durumda yukarısı hallolana kadar her şeyi imha edebilmeleri için, ulaşımı diğer yerlere göre daha zor olan kısımdalar.’’
Mantıklıydı. Resmen beyin kısmıydılar ve Ömer’in dediği gibi ulaşımı en zor olan yerde olmaları en mantıklı olandı.
Merdivenleri çıkarak giriş kata geldiğimiz esnada adımlarımızı koridorun sonuna ilerlettik. Koridor sonundaki odaların kapıları her ne kadar kapalı olsa da camların belirli kısımlarının saydam olması içeriyi görmeyi kolaylaştırıyordu.
‘’Sağdaki kapı Tekniker odası, hemen yanındaki mühendislere ait, solda kalan oda sağlık çalışanlarının.’’
Yukarıya çıkan merdivenlere ilerleyerek üst kata çıktığımız esnada burada bizi karşılayan üç oda vardı. İlk karşımıza çıkan kapıyı göstererek ‘’Koruma ve Emniyet memurlarının odası.’’ Dedi. Az ileride kalan orta bölümdeki kapıyı göstererek ‘’İHA Sistem Pilotlarına ait oda burası.’’ Dedi. Koridordun tam sonunda bulunan odaya geldiğimiz esnada ise kartını ve parmağını okutarak kapısını açtıktan sonra kendisiyle beraber beni de odaya alarak kapıyı arkamızdan kapattı.
Alt katta bulunan camın aynısı bu odada da bizi karşılarken bir bilgisayar masası ve sandalyeye nazaran odada hem daha büyük bir masa hem de koltuklar vardı. Bir kapısı daha olan odaya daha fazla göz gezdirmeden cama yaklaşarak dışarıya bakmaya başladım.
‘’Hep deniz manzaralarını sevdiğimi düşünmüştüm ama orman nefes kesecek kadar güzel.’’
Aldığı derin bir nefesle ‘’Kesinlikle, her gördüğümde nefesimi kesiyorsun.’’ Dedi.
Cümlesi bakışlarımı bakışlarına hapsederken bakışmaya son veren kişi ben oldum. Benim kaçışım onu gülümsetirken ‘’Ceketi çıkartabilirsin, burası benim odam.’’ Dedi.
Ceketi çıkartarak orta kısımda bulunan koltuğun arka kısmına güzelce koyduktan sonra çantamı da çıkartarak koltuğun üzerine koydum.
‘’İçecek bir şeyler ister misin?’’
Sorusuna karşılık ‘’Hayır, hiçbir şey istemiyorum.’’ Dedim. Yönlendirmesiyle birlikte koltuklara oturarak ben arkama yaslanırken Ömer yanlamasına oturarak tamamıyla bana dönük bir şekilde oturmuştu.
‘’Ömer bir şey sorabilir miyim?’’
‘’Tabi ki.’’
‘’Neden şimdi?’’
‘’Çünkü operasyon başlamak üzere Eslem, bilmek zorundasın ki hem seni hem aileni koruyalım. Bilmek zorundasın ki artık bize yardım edebilesin.’’
‘’Benim nasıl bir yardımım olacak ki? Benim yaptığım işi yapan çalışanlarınız zaten mevcut.’’
Aklıma Ertuğrul, Osman ve Orhan gelince peşine gelen yetersizlik duygusu moralimi bozmaya yetmişti. Yeterince donanımlı gözüküyorlardı ben onların yanında hiçbir şey yapamazdım ki.
‘’Senin evde küçük bir laptop yardımıyla neler yapabileceğini gayet iyi biliyorum. Ayrıca Harun amcanın seni nasıl eğitimlere tabii tuttuğunu da biliyorum. O yüzden sakın kendi yetersiz görme. Evet aşağıdaki üçüzler işlerinde gayet başarılı ama sende onlardan aşağıda değilsin.’’
Yine yapmıştı işte. Zihnimde bana can çekiştirip dile dökülmeyen cümlelerime yine şifacı olmuştu.
‘’Teşekkür ederim.’’
Sorgulayıcı bakışlarına karşılık olarak ‘’Her zaman ne istediğimi bilerek cevaplar veriyorsun. O yüzden teşekkür ettim.’’ Dedim.
‘’Her zaman tam olarak ihtiyacın olduğu yerde, ihtiyacın olduğu şekilde yanında olacağım.’’
Yaşlar doluşan gözlerimi etrafa bakarak geri göndermeye çalışırken bu çocuğun her cümlesinin nasıl olup da içime bu kadar işlediğini çözememiştim ve sanırım çözemeyecektim de.
‘’Eslem babanın şirket sahibi görünümlü istihbaratçı olduğunu biliyordun değil mi?’’
Sorusu karşısında ona dönerek ‘’Evet.’’ Cevabını verirken ‘’Peki babanın işiyle alakalı başka nasıl bilgilerin vardı?’’ sorusu üzerine düşünmeye başladım.
‘’Şey ilk başlarda aslında sadece asker diye biliyorduk ama hangi ildeyken tam anlamıyla öğrendik hatırlamıyorum. Sadece önce şirket sahibi olmamız gerektiğini öte yandan devlete hizmet etmeye devam edeceğini söyledi. İstanbul’a geldikten sonra ise İstihbaratın yanı sıra birkaç gizli göreve çağırıldığını ama henüz kabul etmediğini söyledi. Sanırım ölümüne sebep olan olay çağırıldığı gizli görevden ötürüydü.’’
Ömer onaylar şekilde kafasını sallarken tezimin doğrulanması canımı acıtmıştı.
‘’Bu sırada tabi ortaokulu bitirmiştik ve yaz tatilinde hemen eğitimlere başladık. Hep babamın mesleğine ilgi duyuyorduk zaten, babam eğitim almamızı istediğinde yok demeden balıklama atladık teklifine. Lise sona kadar aldığımız eğitimler devam etti. Zaten üniversiteye başlamadan da babamı kaybettik.’’
‘’Baban gelen görevleri yapmaya başlamıştı ve birkaç devlet adamının da dahil olduğu bir kara para aklama, kadın ticareti, silah satıcılığı ve esrar olayını ortaya çıkarmaya çalışıyordu. Yaptığı araştırmalar sonucunda birkaç delile hatta daha fazlasına ulaşmayı başardı. Bulduğu delil niteliğindeki kanıtların bir kısmı bizde, bir kısmı Engin’lerin elinde. Bizim elimizde olan belgelerden haberleri yok. Biz onlarda olan belgelerin çoğunu biliyoruz ama şöyle bir sıkıntı var hâlâ eksik olan belgeler var.’’
Eksik olan belgeler var kısmını gözlerimin içine bakarak söylemesi ister istemez yerimde kıpırdanmama sebep oldu. O belgeler sanırım benim bulduğum belgelerdi.
‘’Bulunduğumuz bu yerden herkesin haberi yok. Engin veya Sergen burayı bilmiyorlar. Amacımız çeteyi çökertmek ve babanın vefatıyla yarım kalan işi bitirmek. Kolay değil, hem de hiç kolay değil. Biz çalışırken Engin ve adamları da boş durmuyor tabi ki.’’
‘’Onları durdurmanın bir yolu yok mu? Sonuçta suçlular ve az da olsa delil var. Neden hiçbir şey yapılmıyor?’’
‘’Her şey o kadar kolay değil peri kızı. Adamlar birkaç devlet adamıyla ortak çalışıyorlar, bizim atacağımız bir adımı tamamlayamadan infazımızı verirler.’’
‘’Bu kadar kolay mı infazının verilmesi?’’
Sorum karşısında bana uzanarak ellerimi avucunun içerisine alıp sıktı.
‘’Tabi ki bu kadar kolay değil ama şöyle düşün kara listenin ilk sırasına beni yazarlar. Hepsini aynı anda çökertmemiz gerekiyor.’’
Anladığımı belirtircesine başımı olumlu anlamda sallarken üstte kalan elimin parmaklarını bileğindeki tokama götürdüm.
‘’Ben ne yapacağım peki? Sizin yeterince adamınız ve çalışanınız varken benim size nasıl bir faydam olacak?’’
Aldığı derin nefese eşlik ederek bende nefes aldım. Sessiz kalması bakışlarımı ona yönlendirirken söyleyeceği cümleyi basitleştirmeye çalışıyordu sanırım. Elimin üzerine öpücük koyarak kucağıma bıraktıktan sonra ayağa kalkarak masasına ilerledi. Çekmeceden aldığı dosya ile tekrar yanıma gelerek daha yakınıma oturduktan sonra dosyayı kucağıma bıraktı.
‘’Aç bakalım.’’
Aldığım komut üzerine ellerim dosyanın siyah kapağını açarak ilk sayfasını gözler önüne sererken belgelerde yazılanları anlamaya çalıştım.
Yapılan anlaşmalar ve senetler vardı. İkinci sayfaya geçtiğim esnada araba plakaları ve tır resimleri vardı. Üçüncü sayfada babamın doktor raporu vardı.
‘’Bu raporu düğün günü Faruk abi bana göstermişti. Bu sizin elinize nasıl geçti?’’
‘’Baban Faruk’un babasına göndermiş bu belgeyi.’’
Anlamsız bakışlarım yüzüne bakmaya devam ederken ‘’Baban bu işte tek değildi peri kızı, Asım amca, Hasan amca, Hakan’ın babası Metin amca ve Faruk’un babası Yasir amca hep beraber çalışıyorlardı. Bu belgeyi de Yasir amcaya vermiş, Yasir amcada bize verdi.’’
Başımı olumlu anlamda sallayarak onu onaylarken elimi tekrardan avucunun içerisine almış üstünü okşuyordu.
‘’Babana bunu yapanlara hesap soracağız, hak ettikleri şekilde ceza aldıklarını göreceğiz. Söz veriyorum.’’
‘’Teşekkür ederim.’’
Boğazıma oturan yumruyu boğazımı temizleyerek yok etmeye çalışırken elimde hissettiğim baskı ile tekrar Ömer’e odaklandım.
‘’Bir sonraki sayfayı çevir.’’
Dosyayı çevirerek bir sonraki sayfayı açtığım esnada karşıma çıkan kapı resmine bakmaya başladım.
‘’Sorgu için seni aldıkları zaman, evde buldukları dosyadan çıkan kapı resmi buydu.’’
Bakışlarım cümlesinin üzerine daha dikkatli bir şekilde resme odaklanırken, parmağımı fotoğrafta gözüken kartal kafasının üzerinde gezdirdim. İki kanatlı olan kapının üzerinde kocaman bir kartal kafası vardı.
‘’Bu kapı nereye açılıyor?’’
Sorduğum soruya ‘’Bilmiyoruz.’’ Cevabını verirken bakışlarımı resimden ayırıp ona odakladım.
‘’Ne demek bilmiyoruz?’’
‘’Bas bayağı bilmiyoruz demek. Annene bu resmi nereden bulduğunu sorduğumuzda babanın vefat etmeden önce verdiğini söyledi. Bu resmi sana sorgu esnasında göstermediler, nedenini anlayamasak da senin bilgisayarın ile uğraştıkları esnada resmin kopyasını aldık. Yaptığın şifreleri kırmaları bir hayli zor oldu.’’
Yanaklarıma hücum eden kan yüzünden kızarmama engel olamadım.
‘’Hasan amca özellikle yapmamı istedi.’’
‘’Hasan amcanın istediğini bizde anladık ama hangi ara istediğini anlayamadık sadece.’’
Bakışlarım gözlerini yakalarken omuz silkerek başka sayfası olmayan dosyayı kapattım.
‘’Elinizdeki belgeler bu kadar mı?’’
Sorum üzerine başını iki yana sallayarak cevap verirken sakalını kaşıyarak arkasına yaslandı.
‘’Bunlar görünen kısmı, daha fazla belgeye, videoya ve görüntüye sahibiz. Bu kapının sırrı çözülünce her şey bitecek gibi hissediyorum.’’
‘’Neden öyle düşünüyorsun ki?’’
‘’Bu kapının resmini baban boşuna annene göndermiş olamaz. Muhakkak içerisinde bir şeyler var, son vuruşu yaptıracak ya da çeteyi tam anlamıyla çökertecek bilgiler olabilir.’’
‘’Ya Engin’ler sizden önce bulup açarlarsa o zaman ne olacak Ömer?’’
‘’Bizden önce bulsalar bile bizden önce açamazlar.’’
Dosyayı önümde duran sehpanın üzerine koyarak vücudumu Ömer’e doğru döndürerek ‘’Nasıl bu kadar eminsiniz?’’ diye sordum.
Yaslandığı yerden doğrularak dizlerimizin birbirine değmesini sağlarken ellerimi tekrar avucunun içerisine hapsetti.
‘’Sana en başından beri ne dediklerini hatırlıyor musun? Hem Sergen’in hem de diğer adamların.’’
Sorusu beni düşünmeye iterken cümleleri zihnime hücum etmeye başlamıştı.
Dokunulmazlığına güvenme.
Dua et, sana zarar vermememiz söylendi.
‘’Evet hatırlıyorum. Bir dokunulmazlıktan bahsettiler.’’
‘’Eslem bu kapının varlığından en başından beri haberleri vardı, resmin sizin evden çıkması sizin de haberiniz olduğuna dair şüphelenmelerini sağladı. En başından beri sana dokunulmazlığın var diyorlar çünkü sana ihtiyaçları var.’’
‘’Tüylerim cümlesi karşısında ürperirken ‘’Bana nasıl ihtiyaçları var?’’ diye sordum.
Aldığı derin nefes tekrardan göğsünü şişirirken elime kondurduğu öpücük beton etkisi yaratmıştı. Hissediyordum, biliyordum. Söyleyeceği cümle hiç hoşuma gitmeyecekti.
‘’Bu kapının anahtarı sensin güzelim. Kapıyı açabilmeleri için sana ihtiyaçları var.’’

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.