17. bölüm / 24
Gizli Görev16. Elli Yaşlarına Yakın
Bölümler 24Şu an: 16. Elli Yaşlarına Yakın
- 1 0. Önizleme101 kelime
- 2 1. Bilinmezlik4.203 kelime
- 3 2. Kapkaççı3.297 kelime
- 4 3. Düğün Part I3.348 kelime
- 5 4. Düğün Part II3.975 kelime
- 6 5. Geçmiş4.306 kelime
- 7 6. Matruşka4.224 kelime
- 8 7. Thanos3.736 kelime
- 9 8. Baskın Basılanındır3.700 kelime
- 10 9. Korkuyorum4.046 kelime
- 11 10. Sorgun Sual4.019 kelime
- 12 11. Iron Man8.227 kelime
- 13 12. Anahtar Sensin6.000 kelime
- 14 13. Bende Seni Seviyorum4.407 kelime
- 15 14. Kambersiz Düğün Olmaz10.218 kelime
- 16 15. Kaçırıldı5.297 kelime
- 17 16. Elli Yaşlarına Yakın4.815 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 17. Söz Veriyorum Anne5.626 kelime
- 19 18. Benimle Evlenir Misin?3.737 kelime
- 20 19. Yanlış Yöne Atılan Adımlar7.872 kelime
- 21 20. Ömer'e Sor8.254 kelime
- 22 21. Gizli Görev8.277 kelime
- 23 22. Sezon Finali Part I4.486 kelime
- 24 23. Tepetaklak Sezon Finali Part II5.910 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kaçırıldı.
Dokuz harflik bir kelimenin etkisinin bu kadar büyük ve acımasız olması haksızlıktı. Kaçırıldı demişti, kaçırıldı. Neden? Beş dakika olmamıştı halbuki telefonu kapatalı, neşesi gayet yerindeydi, işlerini halletmişti, Erdem arıyor görüşürüz demişti. Erdem yanına gidecekti ve kalabalık bir ortamdaydı.
O ara mı başı belaya girdi? Telefonu kapattığım saniye de mi kaçırdılar? Kim kaçırdı? Neden kaçırdı? Sergen neden beni arayarak kahkaha attı?
Derin bir nefes almak istediğim esnada boğazımda hissettiğim yanma ile kemerimi çözdüm. Görüşümü bulanıklaştıran yaşlarım peşi sıra yanaklarımdan süzülürken titreyen dudağımı zapt etmek adına dişlerimin arasına alarak direksiyonu kavrayan ellerime alnımı yasladım.
Sakin olmalıydım, etrafım bir dolu minibüs ile çevriliyken kendimi kaybetmemem lazımdı. Hem Yağmur’u bulacaktık, bulmak zorundaydık. Ömer bulurdu Yağmur’u değil mi? Erdem aramaya başlamış olmalıydı, Erdem Yağmur’u bırakmaz ki, hem anneme söz verdi koruyup kollayacağım diye. Annem!
Ya annemin de başı dertteyse!
Ön panele takılı olan tutucudan telefonumu aldığım gibi aramanın hâlâ açık olup olmadığını kontrol ettim. Çok şükür açıktı. Parmaklarımın üzerinde gördüğüm kan yutkunmama sebep olurken derin bir nefes aldım. Telefonu kucağıma koyarak dikiz aynasını aşağıya çevirip yüzüme baktığım esnada başımın sol kısmında olan açılmayı görmem ile aynayı geri itmem bir oldu.
Sakinim, sakinim. Nefes alıyorum, bilincim yerinde, hissedilebilir şiddetli bir ağrım yok.
‘’Eslem! Cevap ver. Beni duyuyor musun? Geldim canımın içi, arabaya yaklaşıyorum, alacağım seni, dayan.’’
‘’Ö..Ömer.’’
İsmi dudaklarımdan hıçkırığımla beraber dökülürken sarsılan omuzlarıma titreyen ellerim eşlik ediyordu. Dayanmak zorundaydım, kendimi bırakmamalıydım ama bütün gücüm tükenmiş gibi hissediyordum. Böyle olmamalıydı, Yağmur annemin yanında güvende olmalıydı, başına zarar gelecek kişi ben olmalıydım.
‘’Rabbime şükürler olsun. İyi misin gül yüzlüm? Kapıların kilitli mi?’’
Kapıların kilitli olduğuna dair panelinin üzerinde kırmızı renkte yanan kilit resmine göz attım. Kapılarım kilitliydi. İyi misin sorusuna iyi değilim desem telaş yapma olasılığı olabilirdi, Ömer’i tehlikeye atmak şu an isteyeceğim en son şeydi ama iyiyim demekte istemiyordum. İyi değildim bu yüzden sadece ‘’Gel.’’ Dedim.
Aldığı derin nefes ile nefeslendim.
‘’Eslem, koltuğunu arkaya itip açılan alana eğilmeni ve başını hiç kaldırmamanı istiyorum.’’
Beni göremese de başımı sallayarak onu onayladım. Şakağımdan akan ıslaklığı koluma silerek koltuğumu geri ittim. Kafamı aşağıya eğme sonucu oluşan sızı ve ağrıyı dişlerimi sıkarak yok saymaya çalıştım.
Şimdi değil, hayır. Acıyı düşünme, acıya odaklanma.
‘’Ne duyarsan duy, sakın dışarı çıkma. Kafanı kaldırma. Seni alacağım.’’
Ömer’in sesiyle açılan boşluğa kendimi sığdırdım. Kafam direksiyona denk geliyordu, koltuğa yaslayacak olursam da yüzüm açık bir şekilde kalıyordu. Dizlerimin üzerinde oturduğumdan ötürü telefonum avuçlarımın arasındaydı. Ense kısmımı direksiyona yaslayarak telefonu avucumda sıktım.
‘’Tamam. Bekliyorum seni. Dikkatli ol Ömer.’’
‘’Olurum gül yüzlüm.’’
Derin bir nefes alarak sağ kolum ile yüzümü sildim. Parmaklarıma bulaşan kanın bir kısmı kurumuştu, yeniden ıslatmaya hiç niyetim yoktu. Hattın ucunda bekleyen Ömer telefonu kapatmazken fısıldayarak konuşması üzerine dikkat kesildim.
‘’Ben ve siz üçünüz ön taraftan dolanıyoruz, siz dört kişi arabanın arkasından. Diğer ekip hazır mısınız? Tamam, konuştuğumuz şekilde. Olası bir durumda riske atılmayacak tek kişi Eslem. Arabaya silah doğrultanı öldürün.’’
Ağzımdan çıkacak şaşkınlık nidasını son dakika elimle önlerken duyduklarımı sindirmeye çalışıyordum.
Arabaya silah doğrultanı öldürün demişti.
Öldürün!
Ya onlara bir şey olursa? Allah’ım ne olur koru, kimseye bir şey olmasın. Lütfen Allah’ım. Lütfen.
‘’Başlıyoruz!’’
İlahi Bakış Açısıyla…
Canik marka TP9 Sub Elite model tabancasının sürgüsünü çekerek merminin fişek yatağına geçmesini sağlayan Ömer gözlerini önünde bulunan araçtan bir an olsun ayırmıyordu. Film kaplı camlar minibüsün içerisini gizlese de araba en fazla iki kişinin olduğuna emindi. Kontrollü gelmişti, toplam üç araba dört insan vardı. Silahlı olup olmadıklarını bilmiyordu ki bu şu an için en rahatsız edici konuydu. Sağ elini kaldırıp yaptığı komut ile peşindeki polislerden bir tanesi arabanın şoför koltuğuna ilerlerken geri kalanlar ile kaputun ön kısmını hızlıca geçerek arka kapıya ulaştı.
Tabancasını daha sıkı kavrarken yakasında bulunan mikrofona eğilerek ‘’Hazır olun. Üç deyince.’’ Komutunu vererek yavaş adımlarla kendisini Eslem’in bulunduğu arabanın tam önüne getirdi.
‘’Bir, iki, üç.’’
Komutuyla açılan kapıların sesi sessizlik sağlanan otoyolda gürültüye sebebiyet verirken sürgülü kapıdan gözüken hareketlilik ile bir an bile düşünmeden silahını ateşledi, önce silahı sonra kendisi yere düşen adam acı içinde bağırırken bakışlarını ondan ayırmadan silahın düştüğü yere adımlayan Ömer silahı memur arkadaşına itekleyerek düşen adama ilerledi. Yarasından sızan kanı eliyle bastırarak bağırmasına devam ederken ağzından tükürükler saçıyordu.
‘’Senin sülaleni s*keceğim. O kızı bugün almak için gelmemiştik zaten ama bekle sırasıyla, şu an hedef o değil.’’
Sakinliğini korumaya çalışan Ömer ‘’Arka taraf temiz.’’ ‘’Ön taraf temiz.’’ Cümleleri üzerine soluğunu sesli bir şekilde dışarı verirken silahının emniyetini kapatarak kabzasına yerleştirdi.
Yumruk yaptığı sağ elini adamın suratının ortasına geçirirken geriye doğru sürünmesini engellemek amacıyla ayağına basarak yana düşen kafasının açtığı boşluğu değerlendirip bileğine bastırdığı ayağından kuvvet alarak diğer tarafına geçti. Acı içinde bağıran adam ‘’O kızın hayatını s*kecekler ve sen sadece izleyeceksin.’’ Diyerek Ömer’i daha fazla sinirlendirirken kurşun yarasının üzerine bastırılmasıyla bayılmanın eşiğine geldi.
İki eliyle Ömer’in bileğine yapışarak ayağını çekmeye çalışması boşa harcanan efordan başka bir işe yaramıyordu. Onun çabasına karşılık yüzündeki gülümsemeyi arttıran Ömer ayağının yerini dizine bırakırken sağ eliyle adamın saçını kavrayıp sol eliyle çenesini avucunun içinde sıkıştırmaya başladı.
‘’Eslem’e yaklaşan kim olursa acınacak hale getiririm.’’
Çenesinden ittiği adamın başı büyük bir gürültüyle yere çarparken atik bir şekilde ayağa kalkarak adamı ters bir şekilde kelepçeledi. Omzundaki kurşun yarasından sebep ellerinin arkaya getirilip kelepçelenmesiyle feryadı artan adam bağırtılarına devam ederken tabancasını yerinden çıkartıp adamın ensesine geçirdi. Yediği darbeyle bayılan adamın sesi kesilirken tabancasını yerine koyarak pislenen ellerini adamın üzerine silerek doğruldu.
Şoför koltuğunda bulunan adam elleri ters bir şekilde kelepçelenip dizleri üzerine alınırken, aynı işlemi diğer minibüs sürücülerine de yaptılar.
‘’Toplayın adamları.’’
Polisler aldıkları komut doğrultusunda paketleri toplamaya başlarken kulağındaki kulaklığı çıkartıp arabaya doğru adımladı. Kapılar açılmadan önce telefonu kapatmayı akıl etmemiş olsaydı az önce yaşanan konuşmaların hepsini Eslem’in de duymasını sağlamış olacaktı ama neyse ki korkulan gerçekleşmemişti.
Adamlarının hepsinin arka tarafa alınmasıyla arabaları çekmeye başlayan memurların arabaları götürmeleri izleyen Ömer artık daha sakindi. Minibüsler Eslem’in içinde bulunduğu arabayı aydınlığa kavuştururken bu sefer durmadı ve arabaya ilerledi.
Eslem’den Devam…
Duyduğum silah sesi aklımı kaçırmama sebep olacaktı. Bakışlarım siyah olan telefon ekranıma kayarken hıçkırıklarımı serbest bıraktım. Oturduğum yerden kalkıp dışarıyı görmek istiyordum, hayır ben dışarı çıkıp Ömer’i görmek istiyordum.
İyi olduğunu görmeye ihtiyacım vardı, başımda acıyordu zaten, ayaklarım da uyuşmaya başlamıştı.
Ne kadar zaman geçtiğini bilmesem de tıklanan camım çığlık atmama sebep oldu.
‘’Eslem, benim güzelim. Kapıyı açar mısın?’’
Ömer gelmişti.
‘’Hadi gül yüzlüm, aç kapıyı sarayım seni.’’
Boğuk gelen sesi ağlamamı arttırırken kapıyı açacak bir harekette bulunmuyordum. Bütün uzuvlarım uyuşmuş gibiydi, hareket etmeyi kabul etmiyorlardı ve beynimde komut vermiyordu. Birkaç bağrışma sonrası kırılan cam sesiyle beraber açılan kapılar içeriyi oksijenle doldururken arkamdaki kapının açılmasıyla omzumda hissettiğim ellerin varlığı hıçkırıklarım şiddetlendi.
‘’Geldim güzelim. Buradayım.’’
Ensemdeki saçları çekerek boynuma parmaklarını bastırırken parmaklarını omuzlarıma doğru ilerletmeye başladı.
‘’Parmağımın değdiği yerlerinde ağrı var mı?’’
Sorusuna karşılık kuruyan dudaklarımı ıslatarak ‘’Yo..yook.’’ cevabını verdim.
‘’Şimdi seni kucağıma alarak arabadan çıkartacağım.’’
Sırtım ona dönük bir şekilde oturduğumdan ötürü elleri önce omzuma koyup sonra bacaklarıma doğru uzanırken böyle kucağına alamayacağına kanaat getirmiş olacak ki, farklı bir pozisyon denedi. Elimdeki telefonu koltuğun üzerine koyarak belden yukarımı Ömer’e doğru döndürerek kollarımı boynuna sarıp başımı boyun girintisine gömdüm.
Elleri anında belimi sararak beni arabanın içerisinden çıkartırken kollarımı sıkılaştırdım. Boynumdaki acı kollarımı sıkılaştırmam ile kendisini belli ederken odağım Ömer’in kokusundaydı. Acıya odaklanmayı reddediyordum. Bacaklarımı beline dolayarak yerimi sağlamlaştıran Ömer’in elleri sırtımdaki yerini alırken artık daha iyiydim.
Adımlamaya başlayan Ömer’e her adımında bilgi aktarımı yapıyorlardı ama onları anlayamayacak kadar kendimden geçmiştim. Uzuvlarım güçlerini kaybediyordu sanırım ya da bayılacaktım. Midemden yükselen safrayla önce ellerimi ardından bacaklarımı çözerek omuzlarından Ömer’i geriye doğru ittim. Yaptığım hareket durarak beni yere indirmesini sağlarken yüzümü görünce değişen suratına dikkat kesilemeden midemden yükselip çıkmak isteyen ne varsa yolun kenarına çıkardım.
Sırtımdaki elin sahibi ‘’Şii ağlama, sorun yok. Ben buradayım.’’ Diyerek sırtımı sıvazlarken kusmam yerini ara ara öğürmeye bırakmıştı. Dizlerim de kalmayan dermandan sebep yeri boylayacakken belimden kavrayan Ömer ‘’Tuttum.’’ Diyerek ağırlığımın bir kısmını üzerine alırken ‘’Ömer.’’ Diye mırıldandım.
‘’Konuşma. Zorlama kendini, elini yüzünü yıkayalım gideceğiz.’’
Yanındaki memurun açtığı şişeye avucunu uzatarak suyun avucuna dolmasını sağlarken ‘’Eğ kafanı ağzını çalkala güzelim.’’ Dedi. Başımı iki yana sallayarak onu reddettim. Ağzım pisti, iğrenç durumdaydım. Kendi avucumu açarak uzattığım esnada aldığım karşılık kocaman bir göz devirmesi oldu.
‘’Aç ağzını.’’
Israr etmeden ağzımı açarak avucundaki suyu alıp ağzımı çalkaladım. Allah’ım şu durumda ve haldeyken bu kadar utanmam ve kendimden iğrenmem normal mi? Üç kere gerçekleştirdiği işlem sonrasında ıslak olan elini yüzümde ve boynumda gezdirerek serinlememe sebep olurken gördükleriyle beraber çatılan kaşlarına, değişen mimiklerine odaklandım.
Titizlikle yaptığı işine yan tarafında bekleyen memurdan aldığı bezle devam ederken alnımdaki yaranın etrafını temizleyerek bezi geri uzattı.
‘’Kusacak gibi misin?’’
Sorusuna başımı iki yana sallayarak cevap verirken bakışları hâlâ üzerimdeydi.
‘’Şimdi seni kucağıma alıyorum. Tamam mı?’’
Sorusunu başımı olumlu anlamda sallayarak onayladım. Aldığı derin nefesle sol elini sırtıma getirerek sağ eliyle bacaklarımı tutacak şekilde eğilip beni kucağına aldı. Kollarım boynuna dolanırken başımı omzuna yasladım. Midem daha iyiydi ağlamam durmuştu ama kalbim hâlâ acıyordu. Kalbimin ağrısı ve acısı geçmemişti. Yağmur’u görene kadar da geçmeyecekti.
‘’Sakın uyuma, bayılmaya da kalkma.’’
Boğazımı temizleyerek dudaklarımı ıslattım. Sesim ne kadar fısıltıyla çıksa da Ömer beni duyuyordu çünkü cümlesine verdiğim karşılık ile birazda olsa tebessüm etmişti.
‘’Bayılmama nasıl karşı koyacağım ki? Ömer bayılmamı istemiyor diyerek mi?’’
‘’Sevdim bu soruyu. Ömer istemiyor de gider o.’’
Ön koltuğa oturarak beni kucağından indirmezken ayaklarımın arabanın kapı koluna değip kirletmesiyle ‘’Kirleniyor üstün ve araba bırak kalkayım.’’ Dedim.
‘’Rahatına bak Eslem. Bırak kirlenen Ömer’in üstü ve araba olsun.’’
Fitnessçı Âdem?
‘’Âdem koçum önce hastaneye gidelim.’’
Göğsüne bastırdığım elim ile yattığım yerden doğrulurken bakışlarımız kesişti. Soracağım sorunun cevabına hazır olup olmadığımı bilmiyordum ama cevabı öğrenmek istiyordum.
‘’Yağmur nerede?’’
Elimin altında atan kalp ritminde bir değişiklik olmazken aldığı derin nefes ile şişen göğsü eliminde havalanmasına sebep olmuştu. Sağ elinin avucunu yüzüme yaslayarak baş parmağıyla elmacık kemiğimi okşamaya başladı.
‘’Erdem ile buluşacağı esnada kaçırmışlar. Erdem tam sokağa girdiği esnada olaya şahit olmuş ve peşlerine düşmüş. Yağmur’un durumunun iyi olduğunu düşünüyoruz, Erdem ve ekipler hâlâ peşlerindeydi en son gittikleri istikamette yollar kapatılmıştı. Sen doktora muayene olurken ben gerekli bilgileri öğreneceğim. Söz veriyorum.’’
Yağmur’un yeri belliydi en azından, hem Erdem peşindeyse asla bırakmazdı Yağmur’u getirirdi muhakkak.
‘’Erdem peşini asla bırakmaz. Şu an almış bile olabilir. Korkulacak bir şey yok.’’
Sağlam olan şakağıma kondurduğu öpücük gözlerimi kapatmama sebep oldu.
‘’Ömer.’’
‘’Efendim gül yüzlüm.’’
Nefesinin yüzüme çarpmasıyla gözlerimi açarak bakışlarımızı birleştirdim.
‘’Sen can yeleği giymedin mi? Böyle mi çıktın adamların karşısına?’’
Yüzü yüzüme yakın dursa da gözleri fellik fellik etrafı taramaya başlamıştı.
‘’Şii sana diyorum. Kaçırma o bakışlarını. Hem silah sesi duydum. Kimi vurdun?’’
Son sorum bakışlarının bana yönelmesini sağlamıştı. Tek kaşını havaya kaldırarak ‘’Benim vurduğumu da nereden çıkardın?’’ diye sorunca gözlerimi devirdim. Ah! Kafam acımıştı.
‘’Sevdiğin adama göz devirirsen öyle canın acır işte.’’
Yorumuna karşılık göğsüne bir tane patlattım.
‘’Adamlara vurun emri verdin. Senden başka kim vuracak olabilir. Hem silahın üzerinde.’’
Oturduğu yerde kıpırdanmasıyla omuzundaki ellerimi sıkılaştırdım.
‘’Gözünden de bir şey kaçmıyor kızım senin de.’’
‘’Ne gözü ya, kucağına alınca bacağıma çarptı. Sanki beline koymuş gibi konuşma. Takmışsın şu ipleri James Bond gibi geziyorsun. Film çekmiyoruz burada sen az önce olanların farkında mısın? Nasıl tedbirsiz hareket edersin ya sana bir şey olsaydı? Kafayı mı yedin sen? Önce senin güvenliğin!’’
‘’Sakin o..’’
‘’Sakin ol falan deme bana. Şu an cinlerim tepeme geldi.’’ Göğsünde olan elimi iki kere daha göğsüne vururken konuşmaya devam ediyordum.
‘’Çelikten göğsün var da benim mi haberim yok? Ya kapıyı açınca adam sana sıksaydı ne olacaktı? Geldim diyorsun daha kendi canını güvenceye almıyorsun.’’
‘’Ben canımı güvenceye aldım. Canım güvende olduğu için rahattım.’’
Sakince kurduğu cümlenin vücudumdaki etkisi çok hızlı olmuştu. Kalp ritmim değişerek bütün kanın yüzüme toplanmasını sağlarken aptalca kurduğu cümleye âşık olabilirdim. Nefesimi sesli bir şekilde dışarıya verirken ‘’Benim canımın da güvende olmasına ihtiyacım var. O yüzden canımı acıtma.’’ Diyerek ortamdaki elektriklenmeyi azaltmak adına diğer sorularımı sormaya başladım.
İkimizde çarpışmaya hazır trafolar gibiydik çarpılmamız an meselesiydi.
‘’Annem nasıl peki? Haberi var mı?’’
Annen şu an hastanede ve sıkıntı yok. İki tane peş peşe ameliyatı var. Yalnız değil adamlarımızı yanına yönlendirdik. Güvenliğini sağladık.’’
Başımı olumlu anlamda sallayarak üzerindeki tişörtün yaka kısmıyla oynamaya başladım.
‘’Peki Yağmur’u kaçıran Sergen mi?’’
‘’Kaçıranın Sergen olduğunu düşünmüyoruz ama onlarla bağlantılı olan birisi yapmış olabilir ya da yapan kişiyi tanıyor olabilirler.’’
‘’Minibüslerden ilkini peşimde görünce ilk başta yine senin peşime adam taktığını düşündüm. Sonra bir baktım sayıları artıyor ve hızları bana yaklaşıyor panik yapma başladım. O sırada sen aradın, asansöre bindiğin esnada hattın kesilmesiyle Sergen’in araması bir oldu, arayana bakmadım sen zannettim ve hemen açtım. Sadece güldü, gülmesine sinirlenip kapattığım esnada Yağmur deyince bu işte parmağı olabileceğini düşündüm.’’
Çalan telefonu cevap vermesine engel olurken cebindeki telefonu çıkartıp, cevaplayarak kulağına götürdü.
‘’Efendim.’’
Karşı tarafı ne kadar kısık sesle dinliyorsa kucağında olduğum halde söylenilenleri duymuyordum.
‘’Evet aldık, benimle. Bulunduğu araca arkadan başka bir araç çarptığı için hafif yaralanmış hastaneye geçiyoruz. Siz de durum ne?’’
Yüzümü inceleyen bakışları yumuşarken yakasındaki elimi yüzüne çıkartarak bakışlarımızı birleştirdim. Yüzündeki tebessümden ötürü umutlanmak istiyordum.
‘’Yağmur’u almışlar. Durumu iyiymiş, Erdem yanında. Yağmur ile konuşma imkânımız var mı? Peki. Erdem’e söyle kendine gelince beni arasın.’’
Karşıda konuşanı sessizce dinledikten sonra ‘’Sizde Allah’a emanet olun.’’ Diyerek telefonu kapatıp cebine geri koydu.
‘’Erdem ve Yağmur olayın şokunda oldukları için daha sakinleştikleri bir zamanda konuşacağız. Durumları gayet iyiymiş korkulacak bir şey kalmadı artık.’’
‘’Çok şükür.’’
‘’Abi siz inin, ben arabayı park edip geliyorum. Ekiplerden iki arabada şu an burada.’’
Adem’in sözü üzerine bakışlarımı Ömer’den ayırıp etrafa çevirdim. Hastanenin bahçesinde duruyorduk. Ömer kapıyı açınca dikkatli bir şekilde kucağından kalkarak dışarıya adımı attım. Sert esen rüzgâr başımdaki yarayı sızlatırken gözlerimi kapatarak dişlerimi sıktım. Kollarını omzuma saran Ömer ‘’İçeri girelim.’’ Diyerek adımlarımı hastaneye yönlendirirken ona uyum sağladım.
Vezne de oturan kızlardan bir tanesi Ömer’i gördüğü gibi ayağa kalkarken ‘’Hoş geldiniz Ömer Bey. Çok geçmiş olsun.’’ Diyerek yanımıza gelirken Ömer beni yakınına çekerek ‘’Hoş bulduk, teşekkür ederim.’’ Dedi ve kıza bakarak hayatının en uzun cümlesini kurdu.
‘’Kimliği şu an yanımda değil birazdan memur arkadaşlar getirecekler. Arabasına arkadan çarpıldı, emniyet kemeri takılıydı, kafasını direksiyona vurdu. Devam eden kanaması yok ama açık yarası var. Dikiş atılacak bir durum olduğunu sanmıyorum yapıştırmada tutar gibi gözüküyor. Tomografi çekilsin yine de tehlikeye atmayalım. MR da çekilsin, röntgende olur kollarına da bakalım belki hasar almış olabilir. Her yerine bakalım, belki sıcak olduğu için hissetmiyordur. Ben boyun kısmına baktım bir sıkıntı gözükmüyor ama film çekilince daha iyi belli olur tabi.’’
Sağ elimi göğsüne koyarak sessizleşmesini sağlarken elimin altında hızlıca atan kalbi sesi gibi telaşını ele veriyordu.
‘’Hayatım sakin. Bırakalım hanımefendi bizi doktora yönlendirsin. Doktor zaten gerekli mevzuatları ve yapmamız gerekenleri söyleyerek bizi yönlendirir.’’
‘’Evet, evet. Ben sizi doktor beye yönlendireyim. Ona göre hareket ederiz.’’
Kız önümüzden ilerlemeye başlayınca hareketsiz duran Ömer’in kolunu tutarak ‘’Hadisene kız gidiyor.’’ Dedim.
‘’Az önce ne dedin?’’
Kıstığı gözleri bana yönelince gözlerimi kırpıştırarak düşünmeye başladım.
‘’Hadisene kız gidiyor dedim.’’
‘’Hayır ondan önce.’’
‘’Ondan önce eee bırak kız bizi doktora götürsün doktor yapılacakları söyler zaten dedim.’’
Aşağıya eğilerek yüzünü yüzüme yaklaştırırken birbirine değen burunlarımız soluğumu tutmama sebep oldu.
‘’Hayatım dedin.’’ İşaret parmağıyla kendisi gösterirken ‘’Bana. Bana. Hayatım dedin.’’
Ay bende bir şey oldu sandım ya.
İşaret parmağımla alnından geriye doğru iterek bağlantımız olan burunlarımızı ayırırken ‘’Bana bana Bihter’ine demişim gibi hareketler yapma Bihter’den ziyade Feriha gibi bayılacak olan Ömer Hamza Demirel. Sevgilim değil misin? Hayatımda derim, canımda. Aşkım demem o kelimeyi sevmiyorum.’’
Sakallı olan çenesini kaşıyarak dudaklarını bükerken ‘’Aşkım kelimesini bende sevmiyorum ama sen bir anda hayatım deyince de tuhaf oldum. Sık sık kullanmalısın bu terimleri bünyem alışsın. Bak sonra değişik tepkiler veriyor bünye.’’ Dedi.
Başımı sallayarak onu onaylarken kolunu omzuma atarak başımın tepesine öpücük kondurdu. Önden ilerleyen kızı takip ederek doktor beyin odasına girdik. Beni görünce şaşırsa da eliyle sedyeyi göstererek ‘’Buraya çık ve otur bakalım.’’ Dedi.
‘’Evet şikâyetiniz nedir bakalım?’’
Doktorun sorusuna Ömer’den önce konuşarak cevap verdim. Az önceki gibi saydırmaya başlarsa işimiz işti doğrusu. Doktor beyin gösterdiği yere oturarak anlatmaya başladım.
‘’Kullandığım araca arkadan başka bir araç çarptı, kemerim takılıydı ama başımı direksiyona vurdum.’’
Cebinden çıkardığı kalem şeklindeki ışığı gözlerime tutarak komutlar verirken dediklerini aynen yerine getiriyordum. Kollarını göğsünde kavuşturan Ömer yaslandığı duvardan gözlerini bir an bile bizden ayırmadan izlemeye devam ediyordu. Doktor ellerini kulak altlarıma getirerek başıma ve boynuma değişik şekilde bastırırken acıyan bir yerim olursa söylememi istemişti.
‘’Böyle yaptığımda acı var mı?’’
‘’Yok.’’
‘’Tamam. Peki böyle?’’
‘’Yok.’’
‘’Tamamdır. Yaranı temizleyerek pansuman yapalım. Çok fazla bir açılman olmamış, yapıştırma iş görür. Pansumanın bitince film çekilirsin kontrollerimizi daha emin bir şekilde sağlarız. Filmlerin sonucuna göre de taburcu ederiz seni. 24 saat uymamak şartıyla. Her ne kadar yaran küçük olsa da başa alınan bir darbe söz konusu uyumamanda fayda var.’’
‘’Pekâlâ, teşekkür ederim.’’
‘’Rica ederim. Pansumandan önce yaranı temizleyeceğim canın yanabilir.’’
Ömer yanıma gelerek elimi tutarken birleşen ellerimize bakıp güldüm. Hayat gerçekten çok garipti, güzel başlayan günüm aksiyonla devam etmiş yerini korkuya bırakmış, tükenmişlik yarı yolda ensemden yakalamış, bitmişlik sendromuna yakalanmama az kaldı derken şu an gülümseyebiliyordum.
Tenime değen pamukla ürperdim. Evet acı vardı hem de fazlasıyla yakan bir cinstendi. Gözlerimi kapatarak Ömer’in elini sıkmaya devam ettim. Annem iyiydi, Yağmur iyiydi, ben iyiydim, Ömer iyiydi, kötü olan kimse yoktu o yüzden bu acı devede kulak kalmalıydı. Kalbimin acısı geçmişti. Nefes alabiliyordum. Ailem güvendeydi.
‘’Saçlarını geri çekebilecek misiniz?’’
Doktorun sorusu Ömer’i harekete geçirirken alnımdaki saçları düzgünce geriye doğru toplayarak doktora alan açtı. Elindeki bandajı dikkatli bir şekilde sol şakağıma yapıştıran doktor, boğazıma da krem sürerek eldivenlerini çıkartıp çöpe attı. Bizimle gelen çalışanına bir şeyler yazdığı kâğıdı uzatıp birkaç talimat verdikten sonra elinde kimliğimle bekleyen Adem’in elinden kimliği alarak bilgisayarda hallettiği birkaç işlem sonrası kimliğimi bize geri uzattı.
‘’Film taleplerini verdim. Gidip çekilin sonuçlara göre tekrar konuşuruz, krem ve ilaç yazacağım, geldiğinizde reçetenizi de veririm.’’
Doktor beyi onaylayarak teşekkür ederken Ömer’in yardımıyla oturduğum yerden kalkmıştım. Eli, elimi sararak avucuna hapsederken tebessümüm yerini koruyordu.
Adem’in yönlendirmeleri doğrultusunda filmlerimin çekileceği yere gelerek kimliğimi görevli kıza uzattık.
‘’Eslem Hanım MR çekileceksiniz, buyurun şöyle arka tarafa geçelim.’’
Arka tarafa doğru ilerlerken elimi bırakmayan Ömer’de peşimden geliyordu. Âdem geride kalarak bekleyeceğini söylemiş olsa da gözleri bulunduğumuz koridordaydı.
‘’Eslem Hanım üzerinizde küpe, kolye gibi herhangi bir mücevher ve takı olmasın. İç çamaşırınız demirliyse onu da çıkartıp odaya koyabilirsiniz. Hazırlanmanız bitince odanın içerisinde bulunan kapıdan alana geçebilirsiniz sizi orada yönlendiriyor olacağım.’’
‘’Teşekkür ederim.’’ Mırıldanmama karşılık olarak gür sesiyle ‘’Rica ederim ne demek.’’ Diyerek yanımızdan ayrılmasıyla Ömer ve ben kalmıştık. Bir de koridorun başında bizi izleyen Âdem. Derin bir nefes alarak boştaki elimle yüzümü yelledim. Birleşen ellerimizi ayırarak küpeleri çıkartıp Ömer’e uzattım.
‘’Kolyem yok zaten, küpelerim sende kalsın.’’
Başını olumlu anlamda sallayarak küpelerimi cebine koyarken bakışları hâlâ benim üzerimdeydi. Bakışlarımı kaçırarak odaya yöneldim, kapıyı arkamdan kapatmadan önce bakışlarını kaçıran Ömer ‘’Şey ımm yardıma ihtiyacın var mı?’’ sorusunu yöneltirken kulaklarının kızardığına yemin edebilirim.
‘’Yani şey zor olur, canın acır diye soruyorum.’’
İnce düşüncesi ne kadar hoşuma gitse de bende kızarmıştım.
‘’Teşekkür ederim ama yardıma ihtiyacım olursa personelden isterim.’’
Cevabım karşısında başını olumlu anlamda sallayarak işaret parmağı ile Adem’in durduğu yeri göstererek ‘’Orada bekliyor olacağım.’’ Dedi.
Ömer Adem’in yanına doğru ilerlerken kapıyı kapatarak kilitledim. Perdenin arkasına geçerek pembe kapşonlumdan önce kollarımdan ardından başıma dikkat ederek kafamdan çıkarıp askıya astım. Atletimin askılarını indirerek belime düşmesini sağlarken iç çamaşırımı çıkartıp atletimi geri giyindim. Kapşonlumu da dikkatli bir şekilde geri giyinerek personelin söylediği kapıyı açarak MR çekileceğim yere geldim.
‘’Kafamızı gerekli kısma koyarak uzanalım lütfen.’’
Direktifler doğrultusunda basamağa basarak sedyeye oturdum, kendimi hafif yukarıya doğru çekerek ayrılan kısma dikkatli bir şekilde başımı yerleştirip ayaklarımı uzattım.
‘’Kıpırdamadan duralım lütfen. Sesleri çok yüksek duyacaksanız korkmayın lütfen.’’
Mikrofonun sesi kesilip yerini sessizliğe bırakırken derin bir nefes alarak gözlerimi kapattım. Matkap sesine benzeyen gürültü kazanın içerisini doldururken hızlanan kalbimi sakinleştirmesi umuduyla zihnimi gürültüden uzaklaştırmaya farklı bir şeye odaklanmaya çalıştım.
Yağmur’un kaçırılmasının nişan gününde yapılanlar ile bir alakası olup olmadığını öğrenmem gerekiyordu. Nişan günü araba takibini sağlamıştım ve büyük ihtimalle gittiği yere baskın düzenlenmişti, Hasan amcaya sorsam büyük ihtimalle ne olduğunu söylemezdi ama öğrenmem gerekiyordu.
Yağmur’un kaçırılması ön gösterim olabilirdi ya da göz dağı vermek istiyor da olabilirlerdi. Bir şeyler ortaya çıktıkça tehlike daha fazla artıyordu. Kapının anahtarı olarak görüldüğümden ötürü belki nefesimi kesmeyeceklerdi ama bu duracakları anlamına gelmiyordu. Her ihtimali düşünmemiz gerekiyordu. Bana zarar vermeyecekleri sevdiklerime dokunmayacakları anlamına gelmiyordu, onların tehlikeye düşmesine müsaade edemezdik.
‘’Nefesinizi tutun lütfen.’’
Mikrofondan gelen ses ufak çaplı bir şok geçirmeme sebep olurken kendimi toplayarak nefesimi tuttum.
‘’Bırakın lütfen.’’
Kızın komutlarına uyarak dediklerini yapmamın üzerinden ne kadar geçtiğine emin olamasam da ‘’Kalkabilirsiniz.’’ Lafıyla dikkatli bir şekilde doğruldum.
‘’Sonuçlar bir saate düşer doktorun ekranına siz diğer filmleriniz için giyinip gelin dışarıda bekliyorum.’’
Kız bulunduğu yerden kalkıp giderken bende basamak yardımıyla inerek çamaşırımı giyinmek üzere odaya geçtim. Hızlı bir şekilde üzerimi giyinip çıktığım esnada Ömer kapıda bekliyordu. Bakışları yüzümü tararken ‘’İyiyim, bir şeyim yok.’’ Dedim.
Uzattığı elini tuttuğum esnada başıma öpücük kondurarak ilerlemeye başladı.
‘’Ömer bir lavaboya gitsek. Ne haldeyim Allah bilir, bir çeki düzen vereyim üzerime.’’
‘’Sana temiz kıyafet ayarladık, personelden rica ettim giyinme odalarını kullanabilirsin. Lavabo da varmış orada ama önce filmlerin çekilsin.’’
Ömer’i onaylayarak peşi sıra film çekilecek yere gelmişti. Personelin direktiflerine uyarak çekildiğim filmler sonrası sanırım her şey bitmişti. Daha çekilmem gereken bir şey kalmamıştı.
‘’ Tomografi, radyografi, boyun grafisi, manyetik rezonans gibi tetkikleriniz kaldı. Üzerinizi bu odada değişin sonra onları halledelim.’’
Manyetik ne?
‘’Bu kadar yeterli değil mi? Neden daha fazlasına ihtiyaç var?’’
Sorduğum soru personel gibi Ömer’i de duraklatırken ‘’Başına darbe aldın Eslem, doktor istemese çekilmezdi. Lütfen ne diyorlarsa çekelim.’’ Diyen Ömer ile konuyu uzatmamaya karar vererek sessiz kaldım.
Personel odasına elimde yeni kıyafetlerim ile girip kapıyı arkamdan kapattım. Of puf diyerek hazırlanmamı tamamlarken lavaboya girerek aynadaki yansımama baktım. Allah’ım rezil gibiydim. Birkaç kez sardığım peçeteyi ıslatarak yer yer kuruyan kanları elimden geldiğince temizledim. Peçeteyi çöpe attıktan sonra ellerimi yıkayarak yüzümü serinlettim. Saçımı toplamak için kollarımı kaldırdığım esnada başıma saplanan ağrıdan ötürü saç toplama işlemini bırakarak odaya döndüm. Çıkardıklarımı poşete koyarak etrafta bir şey bırakmadığımdan emin olduktan sonra odadan çıktım.
Kapıda bekleyen Ömer hemen elimdeki poşeti alarak Adem’e uzatırken ‘’Saçını toplayalım.’’ Derken gitmeme engel olmak adına kolumdan tutmuştu. Arkama geçerek saç tokamı yavaşça çözdü. Dikkatli bir şekilde önümdeki saçları geriye doğru topladıktan sonra at kuyruğu yaparak saçıma öpücük kondurdu.
‘’Hadi gidelim.’’
Uzattığı elini tutarak adımlarına uymaya başladım. Bugün aldığım ve alacağım radyasyonun haddi hesabı yoktu. Nefesimi sesli bir şekilde dışarıya verirken anneme nasıl açıklama yapacağımızı düşündüm. Yağmur kaçırılmış ben ise değişik bir durumun ortasına düşmüştüm. Ömer zamanında yetişmese veya durumun farkına varmasalar belki bende şu an ne halde ve nerede olurdum.
Düşüncelerimin gittiği yer ürpermeme sebep olurken ‘’Ne oldu?’’ sorusunu yönelten Ömer’e ‘’Yok bir şey.’’ Cevabını vererek ilerlemeye devam ettim.
İstenilen tetkiklerin hepsi yapılmış ve nihayet bitmişti. Doktor sonuçlarıma baktıktan sonra bir komplikasyon veya tehdit olmadığını ama her halükârda uyanık kalmam gerektiğini söyleyerek yazdığı reçetemi uzatırken her şey için teşekkür edip hastaneden çıkmıştık. Temiz havayı derince içime çekerken omzuma konulan montum ile Ömer’e döndüm.
‘’Hava soğuk.’’ Omuz silkerek kurduğu cümle kahkaha atmama sebep olmuştu. Attığım kahkaha başımı sızlatırken omzuna vurarak ‘’Güldürme canım acıyor.’’ Dedim. Cümlemi dikkate alarak ağzına fermuar çekerek sustuğunu belirten işaret yaptıktan sonra arabanın arkasına geçerek oturdum. Ömer’de yanımdaki yerini alırken Âdem şoför koltuğuna geçmişti.
Ömer cebinden çıkardığı telefonu bana uzatırken ‘’Yağmur aramanı bekliyor, haberin olsun.’’ Diyerek camını açtı. Telefonunu alarak son görüşmelerden Erdem’i seçerek telefonu kulağıma götürdüm.
‘’Efendim devrem.’’
‘’Erdem şey benim Eslem.’’
‘’Ah! Ağrın var mı? Durumun nasıl?’’
‘’Ben gayet iyiyim sıkıntı yok. Turp gibi çıktı sonuçlarım. Ömer evham yapmasa bu kadar saat hastanede kalmamıza gerek kalmazdı.’’
‘’İyi yaptı, hastanede kalmanız güzel oldu, Yağmur gayet iyi telefonu vereyim konuşun siz. Bizde eve geliyoruz orada buluşuruz. Allah’a emanet.’’
‘’Tamam, görüşürüz.’’
‘’Eslem!’’
‘’Yağmur!’’
Sesini duymam göz pınarlarımı tekrar harekete geçirirken o da benim gibi ağlıyordu.
‘’İyi misin?’’
‘’İyi misin?’’
Aynı anda sorduğumuz soru gülümsememize sebep olurken ‘’Ben iyiyim, ne olduğunu anlamadım zaten. Adamlar beni paket yaptıklarını düşünürken başlarına aldıkları belanın farkında değillerdi. Çenem sağ olsun beni kaçırdıklarına pişman ettim onları. Erdem’de hemen gelip aldı beni zaten.’’
‘’Şükürler olsun. İyisin ama değil mi? Bir yerinde bir şey yok?’’
‘’İyiyim diyorum ya Eslem bir şeyim olsa söylerim zaten. Asıl sen nasılsın?’’
‘’Ben iyiyim. Başıma pansuman yapıldı sadece. Bir sorun yok.’’
‘’İyi bari. Biz Erdem’le eve geçiyoruz annemde çıkmış hastaneden. Siz de eve mi geliyorsunuz?’’
‘’Evet bizde eve geliyoruz. Görüşürüz o zaman. Dikkatli olun.’’
‘’Tamam sizde. Ömer’e selam. Hadi bay.’’
Kapanan telefon ile ekrana bir süre baktıktan sonra Ömer’e uzatarak ‘’Yağmur’un selamı var.’’ Dedim. Âdem ile aynı anda ‘’Aleykümselam.’’ Dedikleri esnada ‘’Annem hastaneden çıkmış. Ona ne anlatacağız Ömer?’’ diye sordum. Sorum karşısında çenesini sıvazlayarak camdan dışarıya bakan Ömer’den gözlerimi ayırmıyordum.
‘’Gerçekleri anlatacağız gül yüzlüm. Diğer türlüsü altını eşelemek olur.’’
‘’Gerçek ne peki? Bugün beni de kaçıracaklar mıydı?’’
Kaşları sorum karşısında çatılırken konuşmaya devam ettim.
‘’Gerçeği bize de anlatmanız gerekmiyor mu? Bak tehlike altında kalmayalım diye her şeyi söylemiyorsun ama böyle olması sence daha mı iyi? Bugün Yağmur kaçırıldı ve benim başıma ne gelecekti Allah bilir. Bunu yapanlar kim? Neden yapıyorlar? Amaçları ne? Her seferinde bir bilinmezliğe sürükleniyoruz farkında mısın?’’
‘’Her şeyin farkındayım ama çoğu şeyi konuştuk zaten şu an gelişen olayların farkına vardığımız an sizinle de paylaşacağım.’’
Paylaşmayacaktı. Biliyordum. Söylerken ki ses tonu, tavrı ve mimikleri kendisini ele veriyordu.
Derin bir nefes alıp arkama yaslandım, camdan dışarısını izlemek şu an yapılacak en güzel aktiviteydi. Ömer ile konuşsam da bilinmezlik devam edecekti, devam ettikçe ben sinirlenecektim şu an sinirlerin gerilmesine ihtiyacımız yoktu. Gergin geçen saatleri geride bırakmıştık, öyle de kalabilirlerdi.
Evimizin bulunduğu sokağa girmemizle Adem’in ‘’Neler oluyor?’’ diye sorması bir oldu. Oturduğum yerde diklendiğim esnada arabayı durdurmasıyla vakit kaybetmeden inerek evin etrafında oluşan kalabalıklığa bakmaya başladım.
Herkesin ağzından bir şeyler dökülüyordu ama benim dikkatim tamamıyla yükselen dumanlardaydı. Gri ve siyah renkten oluşan dumanlar hortum şeklinde gökyüzüne yükseliyor temiz olan gökyüzünü kirletiyordu.
İtfaiye arabası büyük bir gürültüyle kalabalığın dağılmasına sebep olurken peşinden gelen polis aracından inen memurlar kalabalığı geriye doğru itmeye başlamıştı. Hızlı bir şekilde çektikleri şerit halkın tehlikeli bölgeden uzaklaşmasına vesile olurken merakları ağır basan insanlar ortamı terk etmek yerine kalıp izlemeyi tercih ediyordu.
Olanları algılamak istemiyordum. Zihnim ve beynim birkaç saat önce yaşanılanların anısıyla boğuşurken önümdeki olayı kavramak istemiyordum. Şu an bu dumanların yükseldiği, çatısını alevlerin sardığı ev bizim evimiz olamazdı, olmamalıydı.
Patlama sesiyle geriye doğru sendelerken merakına yenik düşen halk çığlık atarak uzaklaşmaya başladı. Polisler ve itfaiyeciler bağırarak komutlar verirken dağılan kalabalık sayesinde evimiz bir tablo gibi sergilenmeye başlamıştı.
‘’Ay evde kadın varmış diyorlar.’’
‘’Girdiği gibi alev almış ev.’’
‘’Deme başka birisi var mıymış acaba evde?’’
‘’Çıkmış mı içeriden acaba? Yaşıyor mudur?’’
‘’Dışarı çıktığını gören olmamış.’’
‘’Bu evden sağ çıkması imkânsız görmüyor musun küle döndü ev.’’
Evde kadın varmış.
Dışarı çıktığını gören olmamış.
Bu evden sağ çıkması imkânsız.
Kaçışan insanların kurdukları cümleler evden yükselen her ateşin tenime değmesine sebep oluyordu. Çatıyı sarıp gökyüzüne yükselen alevler evi yuttuğu gibi beni de yutuyordu. Tekrar duyulan patlamayla omuzlarımda hissettiğim el beni geriye doğru çekerken tutuşundan kurtulmaya çalıştım.
‘’Patlama devam edecek, geri çekilmemiz lazım. Çok tehlikeli.’’
Geri çekilmek mi?
Beni tutan ellerden bir hışımla kurtulurken ayaklarımı harekete geçirdim. Attığım her adım insanların arkasına bakmadan kaçtığı eve adım adım yaklaşmamı sağlıyordu. Sağ kolumdan tutulduğum esnada ‘’Çek ellerini.’’ Diyerek bağırmam pek bir etki etmezken Ömer’i omuzlardan iterek ‘’Dokunma bana!’’ dedim.
Dokunma!
Şu an değil, şu an ihtiyacım olan şey beni tutmaları veya durdurmaları değildi. Şu an ihtiyacım olan şey önüme çıkmamalarıydı. Eve yaklaştıkça artan ısı ve koku rahatsız ediciydi. Koku sadece genzimi değil gözlerimi de yakıyordu.
Bin bir zorluk atlatıp kurduğumuz yuvamız ateşin sebep olduğu alevler tarafından yutuluyordu. Patlayan camlar ağaçtan dökülen yapraklar gibi, etrafa saçılmıştı. Kapıya yaklaşmak isteyen itfaiyeci karşılık olarak aldığı alev topu sebebiyle geriye doğru adım atarken ellerinde hortumlar ile gelenlerin sayısı artmıştı.
‘’Doğalgazı kestik ama tekrardan patlama olacağa benziyor. Geri çekilin!’’
Alınan komut birkaç kişiyi geriye doğru çekerken birkaç kişiyi de evin arka tarafına yönlendirmişti. Hortumdan çıkan su ateşin canı acır gibi sesler çıkarmasını sağlarken evden yükselen çatırdama sesleri kalbimi temsil ediyordu.
‘’Şeridin bu tarafına geçemezsiniz hanımefendi, tehlikeli.’’
Geçişime izin vermeyen polis memuruna bakışlarımı yöneltmezken ‘’Burası benim evim.’’ Dedim. Başka bir şey sorup söyleyebileceğimi zannetmiyordum. Burası benim evimdi, evim küle dönüyordu, kocaman bir alev topu evimi yutuyordu.
Arkamdaki beden kollarımı iki yandan tutarken ‘’Anne!’’ çığlığı Yağmur’a aitti. Sol tarafımdaki hareketlilik bakışlarımı evden ayırmama sebep olurken şeridi aşmak isteyen Yağmur’un yanaklarından akan yaşlar peşinde kirli bir yol bırakıyordu.
‘’Bırak Erdem, annem içeride. Annemi kurtarmamız lazım.’’
Bağırışları boğazını acıtmış olacak ki yüzünü buruşturmuştu. Erdem tutuşunu sıkılaştırırken adımlarımı Yağmur’a yönlendirerek kolunu dokundum.
‘’Tehlikeli Yağmur geçemezsin.’’
Bakışları yüzümde gezinirken hareketleri yavaşlamış bana odaklanmıştı.
‘’Bak ev patlayacakmış, tehlikeliymiş. Oraya geçemezsin. İçeriye bir kadın girmiş ama çıkmamış. Bu evden sağ çıkması da imkansızmış. Tehlikeli geçemezsin. Doğalgaz kesilmiş ama patlama olacakmış. Kadın varmış evde, bu evden sağ çıkmazmış. Ölmüş.’’
‘’Eslem.’’
‘’Tehlikeliymiş, bak ateşi görüyor musun? Evimizi yutuyor, içindeki kadını yutuyor. Emeklerimizi onca senelerimizi her şeyi yutuyor. Sanki cehennem ateşi gibi. Bak!’’
Sertçe sıkıp sarstığım kolu ağzından ‘’Ah!’’ nidasının kaçmasına sebep olurken belimden tutan kollar beni geriye çekiyordu.
‘’Bırak beni.’’
Tutuşundan kurtulmak adına silkelenirken bir işe yaramaması sinirlenmemi sağlıyordu.
‘’Ağlama! Neden ağlıyorsun? Annem gelince böyle mi görsün seni? Üzülsün mü istiyorsun? Yeni eve taşınırız, yeni eşyalar alırız. Ağlama!’’
Yükselen sesime titreyen omuzları eşlik ederken derin bir nefes almaya çalıştım. Yangın söndürülmeye çalışıldıkça çıkan dumanlar hem görüş açımızı hem nefes alışımızı engelliyordu.
‘’Annem nerede kaldı? Hani eve geliyordu?’’
Yağmur’un kolunu bırakıp Ömer’e dönerken sorumu tekrar sordum.
‘’Annem diyorum nerede? Hani eve geliyordu?’’
Kollarımı elinden kurtarırken bana yaklaşan Ömer’i elimi kaldırarak durdurdum.
‘’Yaklaşma, dokunma da. Annem nerede?’’
‘’Amirim içeriden banyo kısmından 50 yaşlarına yakın kadın cesedi çıkardık. Yüzünün yarısı yanmış ama ceset tespit edilebilir durumda.’’
Duyduğum cümle balyoz yemiş etkisi oluştururken dermanı kalmayan dizlerim sonunda yere düşmemi sağlamıştı.
Yüzünün yarısı duruyor, tespit edilebilir diyordu, 50 yaşlarına yakın bir kadın cesedi diyordu.
Annem sadece 49 yaşındaydı.
Bölüm etkileşimi
