Gizli Görev kitap kapağı

4. bölüm / 24

Gizli Görev

3. Düğün Part I

Vaveyla Yazarı: Fethiye Kantar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: 3. Düğün Part I

Konvoy ile atılan üç turun sonunda düğünün yapılacağı salona gelmiştik, arabadan indiğimiz gibi soluğu İlayda’nın yanında alarak gelin odasına gitmesine yardımcı olduk. Neyse ki ilk danslarından sonra gelinliğin alt kısmındaki kabarıklığı çıkartıp balık modeliyle düğüne devam edecekti. Yoksa düğün bitene kadar onun kuyruğu ile ilgileniyor olurduk.
Sinan papyonunu çekiştirirken, İlayda’nın kayan tacını düzeltiyordum. Arabaya in bin yaparken kaymış olmalıydı. Zaten gelinliği taşıması ayrı olay, arabaya binmek ve inmek ayrı olay, oturup kalkmak bambaşka bir olaydı.
‘’Eslem fularını niye çıkarmadın bileğinden?’’
Bakışlarım İlayda’nın bileğimdeki bakışlarını yakalarken, yapacağı şeyi tahmin ederek geri çekilmeye çalıştım ancak fuların ucunu yakalamış yaptığım kurdeleyi anında çözmüştü. Elbisemin bilek kısmını aşağıya kaydırarak İlayda’nın elinde olan fuları aldım.
‘’Teşekkür ederim canım, bana gerek kalmadan sen hallettin.’’
Sinan’ın bakışları bileğimden yüzüme çıkarken sorgulayıcı bakışlarından kaçınarak Yağmur’un elini tuttum ve kapıya yöneldim.
‘’Biz Yağmur ile salona geçelim zaten sizde birazdan geleceksiniz.’’
Konuşmalarına fırsat vermeden odadan çıkarak kapıyı kapattım.
‘’Ucuz atlattık.’’
‘’Bence atlatamadık Yağmur. Sinan’ı biraz tanıyorsam ilk bulduğu boşlukta gelir hesap sormaya.’’
Salona girmemizle ayırdık ellerimizi. Etraf fazlasıyla kalabalıktı. Açık alana yayılan sandalye ve masalar hilal şeklinde dizilerek oynama alanı genişletilmiş, çiçekler ile süslenerek ferah bir ortam oluşması sağlanılmıştı. Kalabalık dışında her şey çok güzel görünüyordu.
‘’Nereye oturacağız?’’
Yağmur’un kulağıma eğilerek sorduğu soruya cevap vermedim, çünkü nerede oturacağımızı bende bilmiyordum. Gelin masasına ve oyun alanına yakın olan masaların hepsi doluydu. Sanırım ilk başta Şahika teyze ile salona girsek daha iyi olacaktı.
‘’Keşke Şahika teyzenin yanından ayrılmasaydık, şu an gelenleri karşılıyorlar hayatta gidip soramam. Eslem sen sorsana. Hadi yaparsın sen.’’
Kolumu çekiştiren Yağmur’a ters bakış atmaya çalışıyordum ama eli işte gözü oynaşta olduğu için ona attığım bakışın farkında bile değildi. Parmakları kıpır kıpır kolumun üzerinde hareket ediyordu. Strese girdiği zaman yaptığı ilk şey elleri ve parmaklarıyla oynamak ve onları hareket ettirmekti. Tabi bir de baş parmağındaki tırnağın yanındaki eti yemekti. Elimi elinin üzerine koyarak sıktım.
‘’Kız bir saattir el sallıyorum size görmüyorsunuz.’’
Aniden karşımıza çıkan Bahar ürkmeme sebep olurken ‘’Hiç fark etmedim kusura bakma.’’ Dedim.
‘’Fark etmediğinizi anlayınca yanınıza geleyim dedim. Bu kadar güzel kızları başka masaya kaptırmak istemem doğrusu.’’ Yanağımıza kondurduğu öpücükler sonrasında ortamıza geçerek benim ve Yağmur’un koluma girerken hem bizi masaya yönlendiriyor hem de konuşmaya devam ediyordu.
Bu kadar çok konuşmasını avukat olmasına yormak istiyordum.
‘’Burada aç kurt çok maazallah göz koyarlar size, kurtaramayız. Yabancıya gidin istemem, cillop gibi kızlarsınız. Her cillop kızın cillop sevgilisi olmalı. Pardon kocası olmalı, evlendiğimden beri kocama koca demeye alışamadım hâlâ sevgilim diyorum alışkanlık olmuş. Bu arada soramadım ama hayatınızda biri var mı?’’
Konuşmasındaki her bir kelime zihnimdeki süzgeçten geçerken konuşmasını bir yerden sonra kaçırdığımı fark ettim. Bakışları Yağmur ve benim aramda gidip gelirken hangi ara durduğumuzu anlamamıştım.
‘’Ben bu bakışları bilirim hayatınızda kimse yok demek ki. İyi güzel bizim oğlanlarında hayatında kimse yok. Sizi everelim gitsin. Maşallahı var bizimkilerin ama, boy, pos, endam, yakışıklılık, edep, adap, karizma ve para. Ne ararsan var. Yok yok çocuklarımda.’’
Hızlı konuşarak yaptığı yoruma karşılık kolumdaki elini tuttum ve ‘’Bence biz böyle iyiyiz, kimseyi kimseyle everme. Hem şu an hali hazırda bir düğündeyiz. Gelin ve damadı konuşalım ne dersin?’’ diye sordum.
Birkaç saniye yüzümü süzdükten sonra ‘’Bugün için susuyorum çünkü masaya geldik ama emin olabilirsin bundan sonra susmayacağım. Azmin sonu zaferdir bebeğim. Bir Bahar Çolak’tan daha korkuncu nedir bilir misin? Avukat Bahar Çolak. İstediğimi elde etmeden hayatta durmam.’’ Diyerek Merve’nin yanındaki boş olan sandalyeye geçip oturdu. Bizi görünce ayağa kalkan Merve’ye masadaki beylerde eşlik ederek kalkarken Merve ile sarılarak beylere döndüm.
Geçen akşam hepsiyle tanıştığım için az çok isimlerini hatırlıyordum, ellerini uzatıp tekrar isimlerini söylerlerken Yağmur ile sırasıyla tokalaşmaya başladık.
Esmer, uzun boylu ne kalıplı ne de zayıf orta hallice olan sert bakışlı ‘’Faruk Yetimoğlu. Merve’nin eşiyim.’’ Diyerek elini uzatınca, uzattığı eli tutarak ‘’Memnun oldum. Bende Eslem.’’ Dedim.
Dün hiç tanışmamışız, sıfırdan tanışıyormuşuz gibi el sıkışıyorduk.
‘’Hakan Çolak. Bahar’ın eşi oluyorum.’’ Bahar’ın yanından bize elini uzatan Hakan’ın da elini ‘’Memnun oldum.’’ Diyerek sıkarken Hakan’ın yanında oturan sarışın yüzünün tamamını kaplayan gülümsemesiyle ‘’Bende Erdem.’’ Diyerek elini uzattı. Eli bende gözü Yağmur’dayken uzattığı eli sıkarak haline gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Erdem’in yanında duran kumral uzun boylu elini uzatarak ‘’Ömer.’’ Derken, sesinin güzelliği karşısında şaşırmama engel olamadım. İnsanın sesi nasıl güzel olabilir ki? Şaşırmama şaşırırken kendime gelerek elimi avucunun içine bıraktım.
‘’Eslem.’’
Hafifçe sıktığımız ellerimizden gelen sıcaklık parmak uçlarımdan vücuduma yayılırken, gülümseyerek elimi geri çekip boş olan sandalyeye oturdum. Tabi ki bu boş olan sandalye Ömer’in sandalyesinin hemen yanındaydı. Yağmur’un sol tarafımda kalan sandalyeye oturmasıyla elim ile yüzümü yellememek adına ellerimi birbirine kenetleyerek arkama yaslandım. Masada derin bir sessizlik oluşurken önüme düşen saçımı düzelterek salonda gözlerimi gezdirdim.
Annem babamın bir sürü arkadaşının burada olacağını söylemişti etrafa bakarken tanıdık yüz görmeyi bekliyordum ama aradan uzun bir zaman geçmişti, kimseyi tanıyabileceğimi düşünmüyordum. Aynı şekilde başkalarının da beni tanıyacağını düşünmüyordum.
‘’Siz İlayda’nın ve Sinan’ın ortak arkadaşları mısınız?’’
Hakan’ın yönelttiği soruyu Yağmur cevaplarken ben sessiz kalma hakkımı kullandım. Öyle bir hakkım olduğunu ve yanımda oturan Ömer’in bakışlarını bize çevirdiğini düşünmüyordum bu yüzden bakışlarımı Yağmur da tutmaya devam ediyordum.
‘’Evet ikisinin de ortak arkadaşıyız ama sevgili olmalarında bir katkımız yok. Tamamıyla kendi başarıları.’’
Bizim katkımız olmadan sevgili oldukları yetmezmiş gibi bir de bizden saklamaya çalışmışlardı, neyse ki biz iki çakal olarak onlar söylemeden farkına varıp acısını çıkarmıştık. Yani saklamaya çalışmaları başlı başına bir hataydı.
‘’Kardeş misiniz?’’
Yağmur da olan bakışlarım soruyu soran kişiye yönelirken, soruyu soranın Merve’nin eşi Faruk olduğunu anlamam çok sürmedi.
‘’Evet, kardeşiz.’’
Verdiğim cevap üzerine başını sallayarak onaylarken sıradaki soru masada çaprazımızda kalan Erdem den gelmişti.
‘’Hangi okula gidiyorsunuz?’’
Sorduğu soruya karşılık gözlerimi devirmemek için zor tuttum kendimi. Çünkü bu bakış ve soruş şeklinin peşine gelecek olan cümleyi tahmin etmek hiç zor değildi.
‘’Eslem de bende mezun olduk.’’
Yağmur’un tebessümlü cevabı ile istediğini alan Erdem tam beklediğim tepkiyi vererek Yağmur’un kıkırdamasına sebep oldu.
‘’Aa, öylemi. Çok genç duruyorsunuz bende sizi öğrenci sanmıştım.’’
Yağmur yanımda kıkırdarken bu sefer gözlerimi devirmeme engel olamadım. Hadi ama. Yağmur ya gerçekten niyetini anlamamıştı ya da anladığı halde hoşuna gitmişti.
‘’Nezaketen de olsa bunu duymak güzeldi, teşekkür ederim.’’
Flörtöz modunu açarak teşekkür eden Yağmur’a ters bakış atmamak veya masa altından onu cimciklememek için ultra çaba sarf ederken Erdem tekrar konuşmaya başladı.
‘’Ne demek rica ederim, sizin gibi güzel bir bayana iltifat etmek benim için bir şeref.’’
Flört modu açık olan tek Yağmur değildi, karşılıklı açmış birbirlerine sinyal yollamıyor selektör yapıyorlardı.
‘’Zevzek.’’
Yanımdan gelen mırıltıyla istemsizce soluma dönerken Erdem için yapılan yorum gülümsememe sebep oldu.
‘’Ne bölümü mezunusunuz? Dün hiç sormak aklıma gelmedi.’’
Merve’ye gülümseyerek cevap verdim.
‘’Ben bilgisayar mühendisliği okudum Yağmur da yazılım mühendisliği okudu.’’
Merve eşini göstererek ‘’Benim eşimde bilişim mühendisi mezunu.’’ Dediği esnada heyecanlı bir şekilde konuşmaya başlayan Erdem de ‘’Bende İstatistik mühendisiyim. Yıldız Teknik mezunuyum, siz hangi üniversiteden mezunsunuz? Aynı yerde okumadığımıza eminim, okusak bilirdim muhakkak.’’ Dedi.
‘’Sanırım okuduğun okuldaki bütün kızları tanıyorsun?’’
Sorduğum soru Yağmur tarafından masa altı cimciği ile karşılanırken Erdem tek kaşını kaldırarak ‘’Hayır tanımıyorum, Yağmur’un yüzünü bir kere görenin hafızasından silebilmesi imkânsız. Ondan ötürü söylüyorum.’’ Cevabını verdi.
‘’Çok teşekkür ederim Erdem, Eslem’e takılma sen. ODTÜ mezunuyuz biz. Ankara da okuduk.’’
Suratımı buruşturarak Yağmur’un taklidini yapmamak çok zordu. Eslem’e takılma senmiş. Eve gidelim görürsün sen Eslem’İ. Bir saattir tanıdığın oğlana kardeşini sattın. Hain. Kalleş.
Giriş müziğinin çalmasıyla sohbetimiz sona ererken herkes gibi bizde gelin ve damadı alkışlamaya başladık.
Kol kola girmiş bir şekilde yürüyerek ortadaki alana gelirlerken duygulanmamak elde değildi. Birbirlerini o kadar güzel tamamlıyorlardı ki dışarıdan bakan herkesi kendilerine hayran bırakıyorlardı. İster tencere kapak ister bir elmanın yarısı deyin hiçbir şey onlarda abes kaçmazdı. Tabi ben tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş derdi. Sonuçta arada yaptıkları huysuzluklarını bildiğim için pakete aldanmamak lazımdı.
Dans müziği ile gelin ve damat ilk danslarını yaparken herkes telefonlarını çıkarmış kayıt altına alıyordu. Yağmur kendi telefonuyla kayıt alırken benim aklım çalınan telefonumdaydı.
‘’Düğünümüze katılan diğer çiftlerimizi de dans etmek üzere piste davet ediyoruz.’’
Sunucunun anonsu üzerine birer birer dansa kalkan çiftlere masamızdaki evli çiftlerimizde eşlik ederken geriye kalan dört kişi olarak dans edenleri izliyorduk. Masada duran Yağmur’un telefonun titremesi ile ekranda Annem yazısı belirdi. Telefonunu alarak sessiz bir yer bulmaya çalışan Yağmur’a gözden kaybolana kadar baktım.
‘’İnanmıyorum. Eslem!’’
Adımın seslenilmesi ile bakışlarımı karşımda duran orta yaşlı çifte çevirdim.
‘’Eslem sen misin?’’
‘’Evet benim de siz kimsiniz?’’
Ellerini şaşkınlık ile açılan ağzına götürürken ‘’Aman Allah’ım ne kadar büyümüşsün. Asım seni göstermese hayatta tanımazdım.’’
Asım amca ve bir beyefendinin daha gelmesiyle masada oturan üç kişi aynı anda ayağa kalktık. Asım amca ve isminin Adnan olduğunu öğrendiğim beyefendi Erdem ve Ömer ile tokalaştıktan sonra Asım amca elini omzuma atarak yanına çekti beni.
‘’Harun’un kızı Eslem.’’
Adnan amca omzumu sıvazlayıp ‘’Asım söylemese tanıyamazdım kızım seni. Annen nasıl, siz nasılsınız?’’ diye sorarken ben hala karşımdaki insanları tanımaya çalışıyordum.
‘’Şey teşekkür ederim. Annemde, bizde iyiyiz hamdolsun. Kusura bakmayın ama ben sizi tanıyamadım.’’
Gözündeki gözlüğü düzelterek ‘’Samsun da lojmanlarda kaldığınız zamanları hatırlıyor musun?’’ diye sordu. Sorduğu soruya karşılık zihnimde hiçbir anı canlanmazken ‘’Gerçi daha küçüktün sen hatırlamaman normal, annen ve baban ile orada tanışmıştık. İletişimimiz devam ediyordu ama baban rahmetli olduğu sırada burada değildik güzel kızım başımız sağ olsun, sonradan size ulaşmak istedik ama rahatsızlık vermekte istemedik.’’ Diyerek sözlerine devam etti.
Böyle mi olacaktı? Babam her cümlede anıldığında içimde kabuk bağlayan yara durmadan kanayacak mıydı? Hani zaman ilerledikçe alışıyordu insan? Zaman ilerliyordu ama benim acım neden geçmiyordu? Neden yaptığım pansumanlar işe yaramıyor, yaram durmadan deşiliyordu?
‘’Evet kızım, başımız sağ olsun. Annen ile gerçi telefonda görüşmüştük ama ziyaretinize gelemedik.’’
Başımız sağ olsun demişlerdi, demek ki medyada gösterilene inanmıyorlardı.
Bende inanmıyordum ve inanmayacaktım.
Dans müziği yerini fon müziğe bırakırken takı için ayağa kalkanlara eşlik etmek üzere yanımızdan ayrılan çifte sadece tebessüm ederek ‘’Allah razı olsun.’’ Diyebilmiştim. Babamın mevzusu açıldığında hâlâ oturup adam akıllı konuşamıyordum. Mantığıma yatmayan şeyler kalbimce kabul görmüyor, söylenilen her söze kulak tıkayarak kendimi ortamdan istemeden de olsa soyutluyordum.
‘’Annemin gece doğumu varmış, düğün bitince arayın haberleşelim dedi.’’
Hangi ara yanıma geldiğini anlamadığım Yağmur’u başımı sallayarak onaylarken takacağımız takıları çantadan çıkartarak sıraya ilerledik.
‘’Neyin var senin? Durgunlaştın.’’
‘’Babamın tanıdığının eşi ile hanımı geldi masaya, Samsun da görev yaparken tanışıyorlarmış. Baş sağlığı diledi, tuhaf oldum.’’
‘’Neden tuhaf oldun? Gayet normal değil mi baş sağlığı dilemesi?’’
‘’Etrafımızdaki belirli birkaç kişinin dışında kimse baş sağlığı dilememişti bize ondan ötürü tuhaf oldum. Annem tanıdıklar var derken düşman kesimden bahsediyor sanmıştım, aynı safta olduklarımızdan değil. Bir de babamın anılmasından ötürü kötü hissettim., biliyorsun hâlâ rahatça konuşamıyorum.’’
Sağ elini omzuma sararak sıkarken yanağıma kondurduğu öpücüğün etkisiyle kasılan vücudum gevşemişti. Sıraya girmemiz ile sessizleşerek beklemeye başladık, sıranın bize gelmesiyle annemin verdiklerini taktım, peşimden gelen Yağmur da bizim takımızı takarken birimiz Sinan’ın birimiz İlayda’nın yanına geçerek bizi çeken fotoğrafçıya gülümsedik. Çekilen fotoğraf ile derin bir nefes alırken Yağmur ile masamıza doğru ilerledik.
Devam eden takı merasimi ile düğünün yarısını halletmiş olacaktık. Sonuçta takı merasimleri hep uzun sürer ve bu yüzden düğünün yarısı takıyla yarısı da oynamayla geçerek biterdi.
Takı merasimi kaldığı yerden devam ederken masadaki sohbetimizde bir hayli ilerlemişti. Her ne kadar ilk karşılaşıp tanışmamızdan bir şey anlamasam da Sinan’ın beni tanıştırdığı arkadaşlarının kötü insanlar olduklarını düşünmüyordum. Sonuçta Sinan ile yıllardır tanışıyorlardı.
Faruk abi: ona abi diye seslenebileceğimizi söylemişti, masada oturanlar arasında yaşça büyük olanımız oydu. Eşiyle yani Merve ile teyze çocukları oluyorlarmış. Faruk abi askerliğini yapıp memleketine dönünce hemen evlenmişler. Merve evlendikleri zaman on sekiz yaşındaymış, neden o kadar erken evlendiğini sorduğumuzda eğer evlenmesem okulumu okuyamayacaktım hem Faruk benim en güçlü yanım iyi ki o yaşta onunla evlenmişim demişti. Hiçbir pişmanlığının olmadığını dile getirirken, herkesin kendisi gibi şanslı olmadığını da vurgulamıştı.
Bahar ve eşi Hakan ise beraber okudukları üniversitede tanışmışlardı. Hakan üst sınıfta olmasına rağmen -alt sınıftaki kardeşlerini çok düşündüğünden- Bahar’a derslerinde yardımcı olmuş ve nasıl olduğunu anlamadan sevmişler birbirlerini. Tabi Bahar’a sorarsak Hakan onu gördüğü gibi gözüne kestirmiş, her abi diye seslendiğinde abi deme lazım olur cevabını aldığı yetmezmiş gibi bir sürü değişik görevler veren Hakan’a daha beter sinir olarak bir zaman sonra nefretinin aşka dönüştüğünü fark etmiş.
Erdem ve Ömer’in hayatlarında biri olmadığı için birbirleriyle tanışmalarının çocukluktan geldiğini öğrenmiştik. Okulları bittikten sonra da beraber çalışmaya başlamışlar. Hepsinin yolu bir şekilde kesişmiş ama o kesişme kısmını yapılan işler ortaklıklar diyerek geçiştirdiklerinin Yağmur ile tabi ki farkındaydık.
Takı töreninin bitmesiyle gelin ve damat anneler yardımıyla odaya götürülürken erkeklerde sigara içmek üzere yanımızdan ayrılmışlardı. Hepsinin sigara içip içmediği sebepsiz yere aklımda merak konusu olurken mesanemde hissettiğim baskı ile sohbet eden kızlara dönerek ‘’Ben bir lavaboya gitsem iyi olacak, gelecek olan var mı?’’ diye sordum. Sırasıyla yok derlerken sana eşlik edelim demeleri üzerine ‘’Şuradan şuraya gideceğim sanki ne var ihtiyacınız yoksa siz oturun hemen gelirim.’’ Diyerek yanlarından ayrılıp hızlı adımlarla lavaboya ilerledim.
Düğün salonu yerine bulunduğumuz yere saray desek yanlış olmazdı. Hol baya büyüktü ve salon kısmına geçerken tekrardan bahçeye çıkıyormuş gibi hissediyordunuz. Holü geçerek lavaboya ilerlerken erkeklerin sağ tarafta kalan salonda oturduklarını gördüm, hissettiğim baskının artmasıyla hızımı arttırıp lavaboya girdim. Lavabo neyse ki boştu. Hızlıca işlerimi halledip ellerimi yıkadım. Bileğimde bulunan elbisemin tokasını açarak bileğime bakarken kızarıklığın yerini koyu renkli çizgilere bıraktığını görmemle tokasını geri takarak görünmediğinden emin olup lavabodan çıktım.
Erkeklerin bulunduğu odaya göz attığım esnada gördüğüm tanıdık sima ile yerimde kalırken, o kişinin karşısında duranın Yağmur olduğunu fark etmem ile adımlarımı içeriye yönlendirdim.
Koltukta oturan Faruk abinin bakışları telefonunun ekranından ayrılmazken oda da bulunan diğer erkeklerin bakışları pür dikkat odanın ortasında bulunan Sergen’deydi.
Baştan aşağıya Yağmur’u süzerek lakayt bir şekilde konuşması hazırda bekleyen cinlerimi deyim yerindeyse tepemde zıplatmaya yetmişti.
‘’Evlatlık, Eslem yok mu?’’
Evlatlıkmış. Şerefsiz.
Ayağımı yere sertçe basarak geldiğimi belli ederken istediğim gibi Sergen’in bakışları bana dönmüştü. Ellerini iki yana açarak pis olan bakışlarını üzerimde gezdirirken ‘’Yıllar ilerledikçe değişmeyen tek şey güzelliğin ateş parçam. Yıllanmış şarap gibi her seferinde beni büyülüyor, sarhoş olmama yetecek kadar içmiş olmamı sağlıyorsun.’’ Diyerek dudaklarını yaladı.
Önüme düşen saçımı geriye atarak gülümsedim, gerçi dışarıdan bakıldığında samimiyetten yoksun yapmacık bir gülümseme olarak gözüktüğüne emindim.
‘’Yıllar ilerledikçe sende de değişmeyen tek şey hâlâ şerefsiz oluşun. Sahibin yok mu? Tasman yine bollanmış anlaşılan, fazla havlıyorsun.’’
Yağmur’un önüne geçerek onu arkama alırken kurduğum cümle üzerine Sergen’in yüzünün an be an değişmesi cinlerimi sakinleştirerek keyfimi yerine getirirken, Sergen hemen kendisini toparlayarak kahkaha atmaya başladı.
‘’Hiç değişmemişsin hâlâ aynı ateş parçasısın. Yalnız benim yerime bu soytarılar ile birlik olmana birazcık darıldım doğrusu. Unuttun mu seni koruyabilecek tek kişi benim. Yanlış kişiler ile ittifak kuruyorsun. Güvenmen ve yanında durman gereken tek kişi benim.’’
Bakışlarım odada bulunanların üzerinde gezerken, hepsinin tepkisiz bir şekilde Sergen’e bakıyor olmasına karşılık çatılmak üzere olan kaşlarımı yerinde tutarak tekrardan Sergen’e döndüm.
‘’Kimseyle ittifak kurduğum yok, ki kursam bile bu seni alakadar etmez. Bir de ne dedin sen senin ile ittifak kurmak mı? Güldürme beni Sergen, nefes almadan önce üç kere sahibine soran sen mi beni koruyacaksın?’’
Birkaç adım atarak aramızdaki mesafeyi kapatırken gözümü kırpmadan ona bakıyordum. Üzerime doğru attığı adımlardan sebep korkarak geri adım atacağımı sanıyorsa çok beklerdi.
‘’Geri bas!’’
Ömer’in sesi Sergen’in duraklamasına sebep olurken gevşekçe sırıtan Sergen’in ağzının ortasına patlatmak istiyordum. Gülümsemesi yerini korurken adımlarına kaldığı yerden devam etmeye başladı bu esnada gözünü Ömer’den ayırmayarak yapacağı herhangi bir hareketi kolluyor daha çok bir şeyler yapmasını bekliyordu.
Azalan mesafeden sebep istemsizce attığım geri adımla sırtım Yağmur’a çarparken Sergen’in bakışları beni yakaladı.
Dilini dudaklarının üzerinde gezdirerek pişkince konuşması ensemin karıncalanmasına sebep oluyordu.
‘’Korkma ısırmam.’’
Tek bir cümlesi tepemi attırmaya yetiyordu, gerçi Sergen’in aldığı nefes bile sinirlerimi bozmaya yetiyordu. Tek sinirlenen kişi olmak istemediğimden ötürü karşılık verdim.
‘’Aşıların tam mı? Kuduz olmayasın?’’
Karşılığım kocaman bir diş sıkması olarak geri dönerken kaçan keyfim yerine gelmişti.
‘’Eslem!’’
‘’Neler oluyor burada?’’
Duyduğumuz kaba sesin sahibi içeri giriş yaparken Sergen benden uzaklaşarak geri çekilmiş kulaklarını dikerek hazır ola geçmişti.
‘’Komutanım.’’
Sahibine karşı olan efendiliği takdire şayandı doğrusu.
Komutanı hiç değişmemişti, kendi beğenmiş kibirli bakışlara hâlâ sahipti. Kasım kasım kasılarak yürümesi hâlâ kendini koruyordu. Suratını dağıtma isteğim hâlâ ilk gün ki gibiydi hatta ilk günden daha fazlaydı bile diyebilirim.
‘’Eslem?’’
Emin olamayarak seslenmesine karşılık benden bir cevap alamazken sessizliğimden güç alarak konuşmaya başladı.
‘’Ah! Uzun zaman oldu öyle değil mi? Babanın intiharından sonra bir daha karşılaşamadık. Resmen izinizi kaybettirdiniz.’’
Konuşmasındaki eğlenen tondan sebep ellerim yumruk olurken yüz ifademi korumaya çalıştım. Bilerek yapıyordu. Beni sinirlendirerek karşılık vermemi istiyordu.
Yağmur arkamdan sakin olmamı fısıldarken Yağmur’a kulaklarımı tıkadım. Şu an sakin olmak istemiyordum. Karşılık vermek istiyordum. Oyun tek kişilikken zevk vermiyor iki kişi oynadığın zaman zevk veriyordu.
‘’Görüşmek isteseydiniz bizi bulabilirdiniz komutanım. Uzağa gitmemiştik, Ankara da hemen yanı başınızdaydık.’’
‘’Biliyorsun babanın intiharı gerisinde bize bir sürü baş ağrıtıcı duruma sebep oldu. Onun pisliklerini temizlemek senelerimizi aldı ki daha tam anlamıyla temizleyebilmiş değiliz. Kendi ruhsatlı tabancasıyla kafasına sıkması tabancası olan herkesin tekrardan sınava tabi tutulmasını sağladı. Prosedürler bazen çok yorucu olabiliyor.’’
Yumruk yaptığım ellerimi çözerek derin bir nefes aldı. Madem kurşunu kabzasına yerleştirmişti bende seve seve o tetiği çekecektim. Bu oyunu o başlatmıştı bitirişi ben yapacaktım.
‘’Ruhsatlı tabanca demişken bir şey sormak istiyorum komutanım.’’
Sakince konuşmam ve konuyu değiştirmem karşısında şaşırsa da hemen kendini toparlayarak ‘’Tabi sor bakalım.’’ dedi. Benden böyle bir karşılık beklemediği apaçık ortadaydı lâkin fazla beklemesine gerek kalmadan istediği karşılığı ona çok güzel verecektim.
‘’Komutanım ben ruhsatlı silah alabilmek için eğitime başladım, aktif olarak sol elimi kullanıyorum. İki elim ile kullanmak istediğimden ötürü sağ elim ile kullanmayı denedim ama baya zor oldu benim için, nişan almayı geçtim tetiğe bile basamıyorum. Geçirdiğim ameliyat sonrası sağ elimin kasları sola göre daha zayıf, özellikle parmaklarımın gücü çok zayıf ne kadar fizik tedavide yapsam kaslarım pek ilerleme katetemedi. Sanırım sağ elim ile tetiğe basamamamın sebebi elimin hâlâ düzelmemiş olması.’’
Bakışları ile yüzümün her santimini tartarken nereye varmak istediğimi anlamamıştı, Faruk abinin kahkahası irkilmeme sebep olurken telefonun ekranına bakarak ‘’Harika, çok zekice.’’ Diyordu, iğrendiğim sesin tekrardan odada yankılanmasıyla bakışlarımı karşıma odakladım.
‘’Bana tam olarak ne sormak istediğini anlayamadım Eslem.’’
Bakışlarından bir şeyleri tahmin etmeye çalıştığı belliydi ama hâlâ asıl amacımı anlayamamıştı. Güzel.
Elim ile ağzımı kapatarak gülümserken ‘’Çok özür dilerim, biraz uzattım. Hemen sorumu sorayım.’’ dedim.
Cevap vermeyip başını onaylar şekilde sallarken etraftaki sessizlik çığ gibi büyüyüp iğne gibi tenime batarken söyleyeceğim cümlelerin ağırlığı nabzımın deli gibi atmasına sebep oluyordu. Ya ağırlığın altında kalacaktım ya da olanca kuvvetimle ağırlığı karşımdakine fırlatacaktım. Allah’ım seçme şansım varsa b şıkkını seçiyorum. Âmin.
‘’Komutanım ben böyle bir durumda sağ elim ile hedefe düzgün bir atış yapabilir miyim?’’
Kaşları çatılırken ‘’Hayır, yapamazsın.’’ Dedi.
‘’Peki komutanım hedefe düzgün vuramasam bile tetiğe basabilir miyim?’’
Sıkılı çenesini uzun bir müddet açmayarak yüzümü incelemeye devam ederken, bir süre sonra ‘’Kasların zayıfladıysa basamazsın, azıcık işlev görüyorsa da bassan bile hedefi tutturamazsın Eslem.’’ Cevabını verdi.
Ateş etmeme çok az kalmıştı, kalbim ağzımdan çıkmak istercesine atarken kendimi sakin kalmam konusunda tembihliyordum. Başarabilirdim. Emin olmak için bunu yapmak zorundaydım.
Yağmur’un eli elbisemi tutarken derin bir nefes alarak ellerimi ovuşturdum ve konuşmaya başladım.
‘’Peki komutanım ben işlevi bu kadar az olan sağ elim ile başımın sağ tarafına dayadığım tabancanın tetiğine basıp intihar edebilir miyim?’’ Sorumun bitmesine yakın bakışlarımı bakışlarına çevirdim.
Yüzünde tek değişen şey büyüyen burun delikleri olurken yüzünün ifadesini sabit tutmaya çalışıyordu. Büyüyen göz bebekleri ve sıkılı olan çenesi ile ifadesi git gide bozulurken araya giren Sergen, Engin’e toparlanması için fırsat vermişti.
‘’Ne saçmalıyorsun sen Eslem? Sen kaza falan geçirmedin ve atış dersi de almıyorsun. Bütün bunlar ne demek oluyor? Yalan söyleyerek nereye varmaya çalışıyorsun? Amacın ne?’’
Sergen’in yükselen sesine karşılık Engin komutan arkasına dönerken, Sergen bundan güç alarak sesini yükseltmeye devam etti.
‘’Sana soruyorum lanet olası cevap ver! Bütün bunlar ne demek oluyor!’’
‘’Alçalt o sesini.’’
Ömer’in cümlesi Sergen’in yüzünü ekşitmesine sebep olurken bakışlarını benden ayırmamıştı.
Sahi onlarda bu odadaydı değil mi? Bakışlarım etrafı tararken odada sadece Ömer ve Faruk abinin olduğunu gördüm. Sahi diğerleri hangi ara gitmişti?
Bir adım atarak onlara yaklaşırken Yağmur’un elbisemi tutan eli boşluğa düşmüştü.
‘’Bütün bunlar ne demek mi oluyor? Gerçekten üç maymun mu oynayacağız şu anda? Siz bu kadar sene maymun olarak yaşamaya alışmışsınız ama benim öyle olmaya hiç niyetim yok!’’
Engin bey sonunda yüzünü bize dönerken, kendini toparlamış gözüküyordu.
‘’Düzgün konuş!’’
Sergen’in ikazını es geçerek gözlerim ile Engin komutanın tam gözlerinin içine baktım.
‘’Babamı kafasının sağ tarafına sıkılmış bir halde bulduğunuzu söylemiştiniz.’’
Beni onaylayacak tek bir cümle kurmazken bu sefer onun sessizliğinden ben güç aldım. Bana yaklaşmaya çalışan Sergen’i Ömer kolundan tutarak durdururken bakışlarımı eski yerine geri çevirdim yani zebaninin gözlerine.
‘’Bir korkak gibi kafasına sıkmıştı. Bunları mı duymak istiyorsun?’’
Sergen’in bağırtısına karşılık Ömer’in ikazı etki etmezken kulaklarımı Sergen’in cümlelerine kapattım.
‘’Gerçekten salaksın. Ya ne demek istediğimi gerçekten anlamıyorsun ya da bilerek yapıyorsun. Hangisini tercih edersin, ben salak olduğun kısmını tercih ediyorum.’’
‘’Eslem! Ne demek istiyorsan açık açık söyle.’’
Engin beyin ikazı üzerine namlunun ucunda bekleyen kurşunumu tetiğe basarak ateşledim.
‘’Babam diyorum. Solaktı.’’

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.