Gizli Görev kitap kapağı

21. bölüm / 24

Gizli Görev

20. Ömer'e Sor

Vaveyla Yazarı: Fethiye Kantar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: 20. Ömer'e Sor

‘’Nişanlı olduğumuzdan haberin yoktu sanırım. Sahi senin neyden haberin var ki? Gerçekten seni sevdiğini düşünmüyorsundur inşallah. Hamza çok merhametlidir, çok iyi niyetlidir, insanlara yardım etmeyi sever, yeni yardımı da sen olmalısın. Sonuçta babalarınızın bir tanışıklığı var eh şimdi de anneni kaybettin Hamza’da sahip çıkıyor sana işte. Sahipsiz bırakmıyor.’’
Nişanlılar mıydı? Ömer bunu bana neden söylememişti?
Bu kızın söylediklerinin ne kadarı doğruydu?
Ömer bana acıyor muydu? Sahip çıkmak için mi evleniyordu benimle?
Hayır yani Ömer yardım kuruluşuydu da benim mi haberim yoktu?
Boş bakışlarımı karşımdaki Melek isimli Şeytan'ın üzerinde gezdirirken derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştım. Sakinleşmeli ve gerçekleri şu an burada olmayan Ömer'den öğrenmeliydim; bu tanımadığım kızdan değil. İçimde ki korkular tekrardan gün yüzüne çıkarken ellerimi yumruk yaptım.
Neden doğru yolda ilerleyemiyorduk?
Neden hep yanlış yöne adımlar atıyorduk?
Neden?
Hatayı nerede yapıyorduk?
Zihnimde dolanan kelimeler bir araya gelmekten çok uzaktı. Karşımda durup bana sırıtan kızın ağzını ve burnunu yer değiştirmemek ve onu daha fazla sevindirmemek adına derin bir nefes aldım. Bugün bilmem kaçıncı kez kendime sakin olmam gerektiğini hatırlatırken uyuşan beynim isyan bayrağını çekmek üzereydi.
Eh kızım, sen misin durduk yere bana bulaşan. Hadi hodri meydan bakalım.
‘’Evi dizmişsin, yatağına yatmışsın ama kocan yapamamışsın canım. Karın ağrının sebebi belli oldu. Geldiğin saatten beri bu zamanı mı kolluyordun? Yalnız yakalasam da Ömer ile geçmişimizi anlatsam ve ayrılsalar, Hamza’da bana kalsa kafasındaydın sanırım. Sende haklısın tabi kedi uzanamadığı ciğeri mundar edermiş derler. Gurursuz olan bir kişi varsa bu da sensin. Hem gurursuz, hem yüzsüz. Madem eski nişanlısısın, yeni nişanlısının evinde ne işin var? Yüzsüzlük bir resim olsaydı çerçeveye senin resmini asardık. Seni bu evden kovup kapının önüne atmamı istemiyorsan akıllı akıllı geçer salona sesini çıkarmadan oturursun. Şimdi çık mutfaktan.’’
Cevap vermek için açılan ağzına konuşma fırsatı vermeden ‘’Dışarı!’’ diyerek sesimi yükselttim. Sesimin içeriye gidip gitmemesi şu an düşündüğüm en son şeydi. Bu yüzsüz mutfaktan çıkmalıydı, elimde olsa onu evden de kovardım ama şu an sanırım bu kadarı fazla olurdu.
Melek ikinci bir hamlede bulunmadan mutfaktan çıkıp giderken arkasından açık bıraktığı kapıdan kızlar göründü. Yüzlerindeki merak sesimin duyulduğunun kanıtı niteliğindeydi.
‘’Ne bağırıyorsun kızım? Sesin içeriye kadar geldi.’’
İlayda’ya cevap vermezken titreyen ellerim ile yüzüme düşen saçlarımı geri itekledim. Yağmur yanıma gelerek ‘’Ne konuştunuz? Bir şey mi söyledi sana?’’ sorularını yöneltirken Bahar ve Merve’de mutfağa girerek kapıyı arkalarından hafif açık bırakacak şekilde örtmüşlerdi.
‘’Meyve tabağı hazırlayalım mı? Şu an konuşmak istemiyorum.’’
Kızlar bir süre yüzüme baksalar da olumlu anlamda başlarını sallarken görev dağılımı eşliğinde mutfakta ilerlemeye başlamışlardı. Ben ise hâlâ aynı yerimde durmuş az önceki konuşmayı tekrar ve tekrar zihnimden geçiriyordum.
Nişanlıydık dedi ya. Nişanlı!
Allah’ım çıldırmamak elde değil. Tamam hadi diyelim yalan söylüyor, kurduğu her cümle mi yalandı? Çıldıracağım ya, utanmadan kalkmış bir de buraya geliyor geldiği yetmiyor birde mutfakta bana bir ton saydırıyor.
Kızın yüzündeki kibirli ve kedini beğenmiş ifadenin sebebi belli olmuştu.
Utanmaz, pislik.
‘’Ben hazır olan tabakları götürmeye başlayayım.’’
‘’Dur bende sana yardım edeyim.’’
Merve ve Bahar ellerinde tabaklar ile mutfaktan çıkarken içeriye giren Ömer ile kollarımı göğsümde birleştirdim. Buyurun cenaze namazına. Kapının önünde karşılıklı birbirimize bakarken meyve tabaklarını bırakıp geri gelen ikili bir müddet bize baktıktan sonra geri dönerek mutfaktan çıkacakken ‘’Kızlar içeriye gelip kapıyı kapatır mısınız? Ömer beye sormam gereken bir soru var siz de duyun istiyorum.’’ Dedim.
Ömer kızlara geçmeleri için yer verdikten sonra kapıyı kapatarak tekrar bana dönecekken kapı tekrardan açılmış ve içeriye Sinan girmişti.
‘’Ne yapıyorsunuz böyle? Toplanmış bütün koalisyon bizi çağırmak yok.’’
Sinan’ın serzenişini görmezden gelerek ‘’Tek bir soru soracağım sana, ona da doğru cevap vermeni istiyorum.’’ Dedim.
‘’Kız insan nişanlısıyla öyle konuşur mu? Hem Ömer sana ne zaman yalan söyledi.’’
‘’Ay Sinan bir sus.’’
‘’Tamam karıcığım, sustum.’’
Ömer’in bakışları biran olsun benden ayrılmazken ‘’Sor.’’ Cevabına karşılık hiç beklemeden sorumu sordum.
‘’Melek ile bir geçmişiniz mi var?’’
Sertleşen çehresi alacağım cevabı az çok tahmin etmeme sebep oluyordu. Bir şeyler vardı ama nasıl şeylerdi Allah bilir.
‘’Biliyordum o kızda bir bokluk olduğunu. Sıkıntılı tipti. Ben dedim ama Eslem’e bak bu kız tehlikeli dedim.’’
‘’Eslem sen ne dediğinin farkında mısın canım kardeşim? Saçmalama istersen.’’
Yağmur ve İlayda’nın yorumlarına ses etmezken Ömer’e bakmaya devam ettim.
‘’Sorduğum sorunun cevabı çok kolay Ömer Demirel ya da Hamza dememi mi tercih edersin? Evet veya hayır diyeceksin, bu kadar basit. Neden bu kadar zorlandın anlayamadım?’’
‘’Cevap ne olursa olsun açıklama yapmama müsaade edecek misin?’’
‘’Hayır etmeyeceğim. Açıklama yapacak bir sürü fırsatın varken bu zamanı değerlendirmedin şimdi bende seni dinlemek için zamanımı değerlendirmeyeceğim. Biz seninle dün konuşmaya başlamadık Ömer, kaç aydır görüşüyoruz hadi o kadar zaman diliminde aklına gelmedi bu durumu anlatmak peki kızı buraya getirirken ne düşünüyordun? Aklından neler geçiyordu? Açıklama yapacak bir sürü zamanın vardı!’’
‘’Eslem!’’
‘’Ne Eslem? Ne! Konuşmak istemiyorum seninle daha fazla. Kaç gündür görmezden geldiğin gibi aynı şekilde yapmaya devam et. Yine görmezden gel, işine git gel. Aynı şekilde takılmaya devam edebilirsin. O içerideki eski nişanlına da sahip çık.’’
‘’Gel abi biz şu tabakları içeri götürelim, daha sonra sakin kafayla konuşursunuz. Şu an pek seni anlayacak gibi durmuyor.’’
Kızlar ellerinde tuttukları tabakları Sinan’a uzatırken Ömer’in bakışları hâlâ üzerimdeydi. Bakışlarımı ondan çekerek balkona doğru ilerledim.
‘’Ömer hadi abi.’’
Ellerimi balkon demirlerine koyarak temiz havayı içime çekmeye başladım. Hayır gerçekten ben fazla tepki vermiyordum, Ömer fazla sakin kalıyordu. Onun bu sakinliği çoğu zaman kafayı yememe sebep oluyordu.
Hayır yani bu kadar şeyi içinde saklayınca ne oluyordu sanki? Ben söyleyeyim böyle kavgalar oluyordu. İçinde tutma gel açıkla, söyle ki bende bileyim ama yok paşa beyimiz kilitli bir kutu misali her şeyi içinde gizli tutuyordu.
Aradan geçen birkaç saniyenin sonunda mutfaktaki fısıltılar yerini sessizliğe bırakırken soluğumu sesli bir şekilde dışarı verdim. Başım çatlamak üzereydi. Yaşadıklarımız ve yaşamaya devam ettiklerimiz beni fazlasıyla yoruyor ve tüketiyordu. Her şeyi düşünmek ve cevap bulamamak aşırı kötü bir durumdu.
Neye üzüleceğimi şaşırmıştım. Neye nasıl tepki vermem gerektiğini artık bilmiyordum.
Sol kolumdan arkaya doğru çekilmem ufak çaplı korku yaşamama sebep olsa da burnuma dolan kokunun sahibini tanıyan beynim vücuduma yolladığı sinyallerini değiştirirken kapanan gözlerime belime dolanan kolları eşlik etti. Bir eli belimde diğer eli ensemde beni kendisine çekerek sarılırken dudakları çoktan şakağımı bulmuştu. Kollarımı iki yanda sabit tutarak sarılmasına karşılık vermezken gülme sesine karşılık elimi boşluğuna geçirdim.
‘’Ne gülüyorsun ya! Komik bir şey mi var?’’
‘’Saflığına gülüyorum. Gerçekten aşırı safsın. Ben sana ilk ve son sevdalandığımsın derken senin bana sorduğun sorulara bak, bir de trip atıyorsun ya. Ayıp. Büyük halam vefat ettiği zaman büyükler kendi arasında böyle bir yakıştırma yaptı ama daha ilerisi olmadı.’’
İlk ve son sevdalandığımsın.
Yumuşama Eslem. Metanetli ol kızım. O cümleyi bırak diğerlerine odaklan.
Büyükler büyüklük yapıp sessiz kalsaymış canım, onlara mı kalmış Ömer’in kiminle evleneceği. Tövbe, tövbe.
‘’Nişan olmadı yani?’’
Sorum kaşlarını çatmasına yol açsa da ‘’Ne nişanı kızım? Büyükler kendi arasında konuştu benim kulağıma gelince de kapattırdım konuyu.’’ Cevabını vermeyi ihmal etmedi.
‘’Şu an oturduğun evi kim dizayn etti peki?’’
Belimdeki kolları hafif bollaşsa da tutuşunu bırakmadı.
‘’Ben ve Erdem dizdik de ne alaka şimdi bu soru?’’
‘’Sen soru sorma cevap ver sadece. Peki evlenince şu an oturduğun evde mi oturacağız?’’
‘’Bir süre evet, daha güvenli bir yere sonra taşınacağız.’’
‘’Peki. O Melek isimli Şeytan olan kızla birlikte falan olmadın yani?’’
“Olmadık kızım yan yana gelmedik bile.”
Ah safozum ya birliktelikten kastım yan yana gelmeniz değildi ki o şeytanın da bana söylemek istediği bu değildi.
“Koynuna almadın yani?”
‘’Tövbe estağfurullah Eslem ya. Günaha sokacaksın adamı şimdi. Kurban olduğum ben sana kız ile aramda hiçbir şey yok diyorum senin sorduğun sorulara bak. Tövbe Rabbim ya. Ayıp. Gerçekten günahımı alıyorsun.’’
“Günah mı alıyorum? Pardon Ömer bey ama o kadar lafı sen işitsen karşındaki adam şu an yaşamıyor olurdu. Tövbeymiş, çek çek bir sürü çek ancak hafiflersin.”
Aldığım cevaplar hoşuma giderek iç organlarıma bayram havası estirirken yüz ifademi hiç bozmadım ve konuşmaya devam ettim.
‘’Ayıp asıl senin yaptığın. Hem bırak beni, sarılma bana. Affettiğimi söylemedim.’’
Belimdeki kolunu itmeye çalışmama karşılık tekrar gülümserken dudaklarını bu sefer alnıma bastırdı.
‘’Kurban olduğum Rabbim’den seni isterken inadını hesaba katmayı unutmuşum. Duamı inatçı olmayacak şeklinde yapsaydım keşke. Keçisin keçi.’’
‘’Kurban olduğum Rabbim’den tekrar iste o zaman keçi yerine melek göndersin sana. Aa ama fazla dua etmene gerek yok zaten melek isimli şeytan gelmişti sana pardon, söyle bari geri gelsin fazla uzaklaşmadı zaten.’’
Gülümsemesi kahkahaya dönüşürken yüzümü iki elinin arasına alarak yüzünü yüzüme yaklaştırırken dudakları Sergen’in darbe verdiği yere dokundu.
‘’Hadi git artık, Melek hanım görsün seni, meraklanmıştır seni göremeyince.’’
‘’Yanına da oturayım mı?’’
Sorduğu soruya karşılık yüzümü ellerinin arasından kurtardım.
‘’Kafanın vücudunda kalmasını istemiyorsan otur Ömer, pardon Hamza. Meyve bıçağıyla kafanı keser Melek hanıma servis ederim. Çok ciddiyim beni sakın denemeye kalkma.’’
Ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdıktan sonra gülümseyerek ‘’Ben kendi yerimde oturup seni bekliyorum.’’ Dedi ve başka bir şey söylemeden önce balkondan ardından mutfaktan çıkıp içeriye geçti. Onun gitmesinin ardından bende mutfağa kızların yanına geçtim. Meraklı bakışlarına daha fazla kayıtsız kalamazdım bu yüzden olanları anlatmaya başladım.
‘’Hızlıca anlatıyorum içeridekilere ayıp oluyor, kaldık mutfakta. Bardakları yerleştirmeye geldim ya bu manyak arkamdan gelip kapıyı kapattı bana sorular sormaya başladı. Ömer’i ne kadar tanıyor muşum? Yok evlenince nerede oturacakmışız? Ömer’in şu an oturduğu evi söylediğine göre Melek dizayn etmiş. Yatağında Ömer’le yatmış, yok Ömer ile nişanlılarmış ben nasıl gurursuz muşum. Bende boş durmadım cevap verdim tabi ama tepem attı kovdum onu mutfaktan.’’
‘’Vay şerefsiz.’’
‘’Kaltak diye yorumladım.’’
‘’Terbiyesize bak ya gelmiş bir de sana neler söylüyor.’’
‘’Ömer’in nişanlanma olayı olsa bilirdim ben, öyle bir durum söz konusu değil bence.’’
İlk üç yorumu es geçerek en son Merve’nin yaptığı yoruma cevap vermek adına konuşmaya başladım.
‘’Bende öyle bir duruma ihtimal vermiyordum ki olsa bile bu durum ne kadar sinirimi bozacak olsa da geçmişte kalmış olurdu. Benim sinirlendiğim bir geçmiş varsa bunu ben neden bilmiyorum, neden o kız yanıma gelerek bana bunları böyle anlatıyor? O kız böyle konuşma hakkını nereden buluyor?’’
‘’O evi gerçekten o kız mı dizayn etti yani?’’
‘’Ay İlayda, koyun can derdinde kasap et derdinde. Ömer öyle bir adam mı? Ömer’e kızdım diye o kadar da değil yani. Tanıyorum adamı, öyle bir durumda seninle orada oturacağız demez. Farklı yerden ev alır oraya taşınırdık hem az önce konuştum ben onunla zamanında büyükler bunları bir yakıştırmış hoş o kızın nesini Ömer’e yakıştırdılar bilmem neyse evlendirelim aralarını yapalım diye konuşmuşlar ama Ömer duyunca kapattırmış konuyu.’’
‘’Ne bileyim kızım ya bende ihtimal veremedim ama bu kız manyak mı böyle geldi konuşuyor?’’
‘’Akıllı olduğunu sanmıyorum İlayda. Beli ki Ömer konuyu ne kadar kapatmış olsa da Melek konuyu daha kapatamamış. Kızı gps araştırmasını yapıp hapse atmamı ister misiniz?’’
‘’Kocanda öyle diyordu zaten hayatım. Karım keşke birilerini tutuklasa.’’
‘’Lütfen kocamı bu işe karıştırmayalım Merve hanımcım. Ben Faruk ağabeyi katıyor muyum konuşmalarımıza?’’
‘’Kız o değil de acilinden whattsap grubu kuruyorum bize. Avuçlarım şimdiden yapacağımız dedikodular için kaşınmaya başladı. Çok heyecanlı.’’
‘’Evet bence de Bahar’a katılıyorum. Sinan meraklısı arada kızlar ile konuştuklarımı okumak istediği için uygulamayı şifreledim. Salak bulamıyor şifreyi.’’
‘’Faruk öyle şeyler yapmaz ama gruptan haberi olursa merak edebilir. Söz konusu ben olunca adamın bütün merak duyguları kabarıyor.’’
‘’Hakan yeltenemez bile dava açarım ona. Haklarıma ihlal sayarım.’’
‘’Oha!’’
‘’Ne oha? Yağmur’cuğum sence ben boşuna mı hukuk okudum? Hayatımın her alanında kullanmam lazım.’’
Bahar’ın yorumu hepimizi kahkahaya boğarken çabuk toparlanan kızlar kendi aralarında konuşmaya devam ederken ellerimi çırparak kendimi odak haline getirdim.
‘’Tamam gençler haydi içeri geçiyoruz. Bahar grubu kuruyor, grupta detayları konuşuruz. Melek konusuna gelince de kızın akıllı olmadığı ve Ömer’de gönlü olduğu kesin ama ona fazla takılamayacağım şu anda. Hadi içeri geçelim daha fazla mutfakta durursak teyzeler damlar buraya iş büyür.’’
Kızlar ‘’Doğru.’’ Diyerek mutfaktan çıkarken bende peşlerine takılıp çıktım. Salona girdiğimizde gözlerim Melek ile kesişirken yüzündeki sırıtma yok olan sinirlerimi geri getirmişti. Elimde kalacaktı valla.
Eh kızım sen şimdi görürsün naneyi. İnsan öyle değil böyle kudurtulur.
Sabahtan beri havaya kalkmak isteyen tek kaşımı özgürlüğüne kavuştururken ona bakarak gülümsedim ve adımlarımı Ömer’in yanına ilerlettim. Erdem oturduğu yerden kalkarak bana yer verirken eteğimi düzelterek hanım hanımcık bir şekilde Ömer’in yanına oturdum.
Melek hanıma gülümseyerek göz kırptıktan sonra arkama yaslandım.
‘’Barıştık mı?’’
Ömer’in fısıltısına karşılık olarak ‘’Anca rüyanda canım.’’ Cevabını verdim.
‘’Sonra keçi deyince kızıyorsun.’’
‘’Sen hayırdır ya. Kaç gündür köşe kapmaca oynayarak kaçıyordun benden. Şimdi bir cilve yapmaya çalışmalar falan. Hayırdır oğlum. Yemezler.’’
‘’Oğlum derken? Senin kelime haznen baya gelişmiş görüşmeyeli.’’
‘’Aynen görüşmeyeli geliştim baya diğer kelimeleri de duymak ister misin?’’
‘’Yok almayayım hanımefendi teşekkür ederim.’’
‘’Ama neden Hamza’cığım. Daha yeni başlamıştık.’’
‘’Tövbe estağfurullah.’’
‘’Dur sen dur daha çok tövbe çekersin.’’
‘’Maşallah maşallah ne güzel gözüküyorsunuz. Allah muhabbetinizi arttırsın.’’
Ah halacığım konuştuklarımızı duysan duana tövbe edersin.
‘’Çok yakışıyorlar gerçekten. Maşallah’’
Yengesinin yaptığı yoruma karşılık gülümsememi bozmazken bakışlarımı Melek hanıma çevirip gözlerimle teyzesini gösterdim. Yüzü kırmızının farklı tonuna boyanırken derin bir nefes alarak yan tarafta duran yastığı kucağıma koydum.
‘’26 kasımda olacak nikah için fazla kişiye haber vermedik. Ömer sakin bir nikah olacak deyince bizde ona göre insana haber verdik.’’
‘’İyi yapmışsınız Şahika hanımcığım. Allah nasip ederse eğer şu günleri bir atlatalım anlı şanlı bir düğün yaparız.’’
Ömer’in halasının yorumuna çoğu kafadan ‘’Amin.’’ Sesleri yükselirken yan yana oturan ikili olarak sessiz kaldık. Nikah olayını kavrayamamış iken düğün konusunda söz veremiyordum.
‘’Gelinlik işini hallettiniz mi?’’
Yenge cephesinden gelen soruyla bakışlar bana dönerken oturduğum yerde kıpırdanarak ‘’Şey nikah olacağı için gelinlik giymek istemedim. Elbise aldık o yüzden.’’ Cevabını verdim.
‘’Olsun kızım iyi yapmışsın. Düğün yapmayı düşünenler nikahta gelinlik giymiyorlar zaten şimdi.’’
Yengesinin yorumuna gülümseyerek cevap verirken büyükler yine kendi aralarında konuşmaya dalmışlardı.
‘’Konuşmamız gereken bazı konular var biliyorsun değil mi?’’
Ömer’in fısıltıyla sorduğu soruya ilk başta anlam veremesem de beynim çakan şimşekler sayesinde çok düşünmeme gerek kalmamıştı. Hard disk olayından bahsediyordu. Anlamamazlıkdan gelerek günü kurtarabilirdim bence.
‘’Ne konuşacağız? Daha konuşacak bir şeyimiz kalmadı.’’
‘’Yanlış cevap kurban olduğum. Senin konuşacak bir şeyin kalmadı ama benim konuşacaklarım hâlâ sırada bekliyor.’’
‘’Ne yapabilirim canım kalmasaymış o zaman, bekleme yapmadan ilerleseymiş. Benim konuşacak bir şeyim yok.’’
‘’Hmm. Yani Sergen’e yaptıklarını ya da ondan aldığın hard diski konuşmayacağız öyle mi?’’
Omuzlarımı yukarı kaldırarak ‘’Ne yapabilirim ki şansına küs. Zamanında sorsaydın ya da telefonumu açsaydın her şeyden haberin olurdu ama şansını kaybettin maalesef.’’ Dedim.
Cevabım ne kadar hoşuna gitmese de başını olumlu anlamda sallayarak işaret parmağını dudaklarına yaslayarak önüne döndü. Bu hareketi şu an susuyorum ama sonra konuşacağım hareketeydi.
Aynen canım ondan.
Akrep ve yelkovan birbirini kovalarken saatin gece yarısını geçmesiyle misafirlerimiz ayaklanmıştı. Hepsini tek tek yolcu ederken Melek ile birbirimizden karşılıklı olarak uzak durmuştuk. Sırasıyla dışarı çıkan büyükleri oğlanlar takip ederken ortamda sessizlik hakimdi.
‘’Görüşürüz Hasan amca.’’
‘’Görüşürüz evlat, görüşürüz.’’
‘’Asım amca görüşürüz.’’
‘’Görüşürüz Erdem oğlum.’’
Erdem son bir umut daha dönüp bize bakarken gülmemek için alt dudağımı ısırmak zorunda kaldım. Vedalaştığı amcaların içeriye geçmeyip kapıda beklemeleri sevdiceği ile vedalaşmasına engeldi ve itinayla içeri geçmeyen amca takımı da bunun gayet farkındaydı.
‘‘Hadi baba eyvallah.’’ Diyerek babasıyla tokalaşan Sinan; Asım amcanın elini öperek ‘’Asım babacığım görüşürüz.’’ Dedi. Hasan amca dişlerini sıkarak ‘’Zibidi.’’ Kelimesini kılıç misali Sinan’a yollarken Sinan babasını takmaz vaziyette gülerek karısına ilerledi. İlayda’yı kollarının arasına alacağı esnada Asım amca önüne geçerken ‘’Hadi damat sende arkadaşlarının yanına.’’ Demeyi ihmal etmedi.
Asım amcanın atağı tutmaya çalıştığımız kahkahalarımızı serbest bırakmamıza olanak sağlarken gözümüzden yaş gelmek üzereydi. Sinan bozulan suratıyla ık mık etse de Asım amcayı dinleyerek geri adım atmıştı.
‘’Arkadaş karım o benim, ben niye sarılamıyorum.’’
Ömer’de herkesle vedalaşarak arkadaşlarının yanına katılırken ondan tarafa bakmıyordum. Beyler tek sıra halinde arabalarına ilerlerken bizde içeriye geçmiştik. Üç kız olarak hemen işlere girişirken neyse ki çok fazla yapılacak bir şey yoktu. Hemen salonu havalandırarak sehpaları sildik ve yerlerine koyduk. Yağmur meyve tabaklarını mutfağa taşıyarak hallederken bizde İlayda ile salonu bitirmiştik.
Hasan amca ve Asım amca tekli koltuklara oturarak arkalarına yaslanırken Şahika teyze ve Azize teyze ikili koltuğa oturmuşlardı. Bizde kızlarla üçlü koltuğa geçerek konuşulan muhabbeti dinlemeye başladık.
‘’İyi insanlar belli. Ömer’i çok güzel yetiştirmişler.’’
‘’Bugün gelen halası ve dayısı el ayak olmuşlar ona. Bende sevdim iyi insanlar.’’
‘’Yengesi de iyi kadındı değil mi Azize? Çok güzel şeyler söyledi Ömer hakkında.’’
‘’Evet valla yengesi de harika kadına benziyor. Sadece kuzeni pek sevemedim Allah affetsin. Bir değişikti değil mi? Sende fark ettin mi Şahika?’’
‘’Almayın kızın günahını. Daha tanımadınız bile.’’
Asım amcanın uyarısı hanımları sessizliğe itelerken kızlar ile birbirimizi dürterek Azize teyzeye onay veriyorduk. Kadınların iç güdülerine özellikle anne olanların iç güdülerine inanırdım. Annelerin söylediği her şeyin çıkma olasılığı yüzde doksan dokuz nokta dokuz değil yüzde yüzdü.
‘’Babalarım müsaadenizle biz kızlar odamıza çekilmek istiyoruz yorulduk malumunuz.’’
‘’Tabi canım kızım. Sırtınızda yük taşıdınız normal yorulmanız. Asla bu akşamı konuşmak ve çekiştirmek için gitmiyor dinlenmek için odanıza gidiyorsunuz evet.’’
Asım amcanın yorumu olduğumuz yere bizi mıhlarken koltuğa yapışmış kalkamıyorduk.
‘’Allah aşkına Asım rahat bırak kızları. Zaten oğlanlara da müsaade etmediniz çocuk gibi davranmayın. Ayıp valla koca koca adamlarsınız hiç yakışıyor mu? Kız bunlar elbet çekiştirecekler. Üç tane gencecik harikulade kızlarımız var rahat bırak istediklerini yapsınlar.’’
Şahika teyze bir yandan eşine söylenip bir yandan da bize kaş göz işareti yaparak salondan çıkmamızı söylüyordu. Şahika teyzenin sözünü dinleyerek Azize teyzeye öpücük atıp salonu terk ettik. Kızlarla sıralı bir şekilde koşar vaziyet çıktığımız merdivenler nefessiz kalmamıza sebep olmuştu. Ellerimiz belimizde soluklanırken İlayda ‘’Ben duşa giriyorum. Misafir banyosunu kullanırım.’’ Diyerek yanımızdan ayrılırken Yağmur ile birbirimize bakarak aynı anda ‘’Bende giriyorum.’’ Cevabını verdik.
Kaldığımız odalarda bulunan ebeveyn banyoları büyük rahatlıktı. Kaldığım odaya girdiğim gibi dolaba yöneldim. Duştan sonra giyineceğim kıyafetlerimi hazırlayarak banyoya girip kapıyı arkamdan kilitledim. Elimdeki kıyafetleri dolabın üzerine koyarak üzerimdeki elbiseden hızla kurtuldum, makyaj temizleme suyu yardımıyla yüzümü temizleyerek pamukları çöpe attım. Suyu sıcağa ayarladığım gibi diğer fazlalıklarımdan da kurtularak kendimi sıcak suyun altına bıraktım.
Üzerime yağmur misali akan su geçtiği yerlerde ürperti bırakırken bir müddet hiçbir şey yapmadan bekledim. Zihnimdeki her düşüncede bu şekilde akıp gitseydi şu an bu kadar kasıyor olmazdım, bu kadar kafama takıyor da olmazdım. Daha rahat ve sakin olurdum.
Suyu kapatarak duşa kabinden çıktığım esnada kaç dakikadır suyun altında olduğuma dair hiçbir fikrim yoktu. Vücuduma sardığım havluyla hızlıca kurulanıp, kıyafetlerimi giyindim. Saçımı tarayarak dökülen saçlarımı peçeteye sarıp çöpe attım, saç havlumu tekrar saçıma sarıp kirlilerimi sepete attığımda hazırdım.
Banyodan çıktığım esnada banyodaki duman odama yayılırken yatağımda oturan iki deliye bir müddet bakış attıktan sonra çorap almak için dolaba ilerledim. Regl olmama az bir zaman kalmıştı hissediyordum bu yüzden ayaklarımı sıcak tutmam gerekiyordu.
‘’Kabız olduğunu düşünmeye başlamıştım.’’
‘’Ne alaka? Duş almaya gidiyorum demiştim Yağmur’a.’’
‘’Tamam da kızım kaç dakikadır çıkmayınca dedim aha kesin bu kız kabız oldu. Yağmur’da beni onayladı hem.’’
‘’Yani banyoda duş alırken uzun durulmuyor mu İlayda? İlla kabız mı olmam lazım? Neyin kafasındasınız siz? Uf her neyse kapatalım bu konuyu. Kafam patlayacak valla, gerçekten patlayacak.’’
İlayda kollarını açarak kendisini yatağa bırakırken Yağmur tepside olan yiyecekleri kenara çekmeye çalışıyordu.
‘’Canım safoz arkadaşım hiç kusura bakma ama o kızı kapı dışarı etmediğin için başın daha çok ağrıyacak.’’
‘’Kızın aklına fitne sokma İlayda. Ömer öyle bir şey yok demiş. Tamam kızın gönlü var belki ama bu Eslem’e fitne vermen gerektiği manasına gelmiyor. Öyle değil mi?’’
Yağmur yatakta uzanan İlayda’nın etlerini ne kadar koparmaya çalışsa da İlayda konuşmaya devam ediyordu. Yüzüme nemlendiricimi sürerken İlayda’nın dediklerine kulak vermemeye çalışıyordum.
‘’Ömer yok dese ne olur kızım? Bir kadının düşmanı yine başka bir kadındır. Karşılıksız aşk yaşayan kadınlar her zaman daha tehlikeli olur görüyoruz dizilerde. Adamlara neler yapıyorlar. Ay cimciklemesene Yağmur ya ne sanki yalan mı konuşuyorum. Hem bu aay! Ne oluyo be!’’
Poposuna geçirdiğim tekme güzel tesir etmişti.
‘’Şimdi seninle bir dizi çekerim reyting rekorları kırarız. Kapa çeneni. Melek ve Ömer ikilisini yan yana duymak istemiyorum tamam mı?’’
‘’Uf tamam be. Siz ne anlarsınız dedikodu yapmaktan.’’ Saçını savurarak yatak başlığına sırtını yaslayan İlayda’ya kötü bakışlar atmayı keserek bende yatağa oturdum.
‘’Sen gerçekleşmemiş senaryolar hakkında konuşmaya başladın. Eslem’in kızması çok normal. Dedikoduya kapımız her zaman açık ama hurafeler lütfen dışarıda kalsın. Kız zaten darda daha fazla evlenme arifesinde olan kızı germeye gerek yok.’’
‘’Ay iyi tamam sustum. Sende hemen kardeşini savun zaten. Aferin sana. Vatan haini. Kocamı istiyorum ben.’’
Poposunu dönerek somurtan İlayda’nın poposuna patlattığım esnada aynı anda öten telefonlarımız ile hepimizin yaptığı şey kendi telefonumuzu elimize almak olmuştu. Kilidi açarak bildirime baktım; bildirim WhatsApp’tan geliyordu.
Bahar söylediği gibi grup açmıştı.
Grup ismini görmem ile kahkaha atmaya başladım.
Winx kızları.
Gruba girdiğim esnada yukarıda çıkan Bahar yazıyor yazısıyla beklemeye başladım.
‘’Ben Stella olurum. Yağmur olsa olsa Tecna olur; aynı bilmiş hareketler nerede görsem tanırım. Eslem sende safoz Flora ol; çiçeğimde çiçeğim de gözün başka bir şey görmesin. Bahar cingöz Layla; asla kimseye kanmayan uyanık. Merve’de Miusa olsun; ama Faruk abi Riven olmaz.’’
‘’Sinan’da Brandon olmaz canım. Ondan olsa olsa Sky olur aynı kendi beğenmişlik nerede görsem tanırım.’’
‘’Hah! Senin Erdem’de Timmy olamaz. Timmy’de olan zeka Erdem’de ne arasın.’’
‘’İlayda!’’
‘’Yağmur!’’
Elimdeki telefonu bırakmadan gözlerimi devirerek yatakta çocuklar gibi kavga eden ikiliye döndüm. Gerçekten şu an winx için kavga ediyorlardı, şaka gibi.
‘’Kızlar! Kendinize mi gelseniz?’’
Aynı anda bana dönerek saçlarını savururlarken ‘’Ömer asla Helia olamaz.’’ Diyerek kahkaha atmaya başladılar. Bir yandan birbirlerine çak yapıyor bir yandan da gülmeye çalışıyorlardı. Başımı iki yana sallayarak nefesimi sesli bir şekilde dışarıya verdim. Bu salaklar iflah olmazdı. Gerçekten, asla iflah olmazlardı. Telefondan gelen bildirim sesi ile tekrar telefonuma dönerken Bahar’dan gelen mesajı okumaya başladım.

BAHAR; Eveeeeeet. Grubumuz hayırlı ve uğurlu birde bol dedikodulu olsun. Grup ismimizi beğenmeyen varsa beğenmek zorunda kusura bakmayın fikirleriniz aklıma yatana kadar bu isimde kalacağız. Adımızı ilk başta Hepsi yapmayı düşündüm ama Gülçin grubu terk edip gitti bizden kimse ona özenmesin diye fikir değiştirdim ve sonuç peri kızı olduk. Bloom benim sakın ona yanaşmayın.!!!!!!!

Bu iki çatlak yetmezmiş gibi birde Bahar çıkmıştı başımıza. Harika!
Ekranda çıkan Pakize yazıyor yazısı ile gelecek olan mesajı beklemeye başladım.

PAKİZE; Hayırlı olsun canım. Dedikodu bahane sohbet şahane. Hepsi yapmaman iyi olmuş. Ben en çok Muisa’yı severdim. O yüzden bende izninizle Muisa karakterini alıyorum. İlayda kesin Stella olur, çünkü ona aşıktı.

‘’Hadi ama kaç yaşındayız, gerçekten winx muhabbetimi döndüreceğiz?’’
‘’Kes babaanne. Yok Melek hanımı anmayın yok Ömer’i konuşmayın. Sen yat uyu beğenmiyorsan.’’ İlayda elindeki yastığı kafama geçirirken Bahar gibi Yağmur’un mesajına baş parmağı ifadesi atmayı ihmal etmedi.

ŞAZİK; Eveeeeeeet. Stella benim Eslem babannesi Flora olsun. Ölmüş bitmiş canlılık yok.

‘’Ya! Flora’ya hakaret etmesene kızım. Flora bir kere tam bir periydi, sizin ne olduğunuz bile belli değil.’’ İlayda’ya öldürücü bakışlarımı atarken hiç etkilenmeden ve üzerine alınmadan telefonuna geri dönerek benimle olan bakışmasını sonlandırdı.
Hayır yani Flora aralarında en sakin olanıydı diye İlayda Stella’sının bu kadar zorbalaması mı gerekirdi. Vatan haini Stella.

MERVE; Ay ben ne olsam bilemedim. Bence benden okul müdürü Faragonda olur.

Merve’nin mesajı hepimizi aynı anda kahkahaya boğarken gözümden yaş gelene kadar gülmeye devam ettim. Merve’nin mesajına hepimizden karşılık olarak random giderken gözünden yaşlar çıkan emojiyi de göndermeyi ihmal etmedim.
Yağmur yataktaki tepsiyi komidinin üzerine koyarak yatağın içine girerken İlayda ve bende onu taklit ederek aynısını yapmıştık. Ellerimizde telefon ben ortada olacak şekilde yatağın içinde liseli kızlar gibi mesajlaşıyorduk.

BAHAR; O değil de sizin beyler baya efkarlılardı ssdddjsjdshj. Sinan en son karım karım diye sayıklayarak gidiyordu.

ŞAZİK; Canım kocam, kıyamam.

MERVE; Ömer’de en son sabır çekiyordu.

SİZ; Beter olsun.

BAHAR; Deme kız öyle yazık asdahdvahb

ŞAZİK; Yoo hiç de değil. O kızı getirmeyecekti buraya. Valla Ömer’i severim ama yanlış yaptı.

PAKİZE; Ya bir sus Allah aşkına kızı da gaza getirip durma.

ŞAZİK; Yalan konuşayım yani. Okey. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış derken haklıymış atalarım.

BAHAR; Canım tamam o kızın gelmesi yanlıştı bende hem fikirim ama Ömer’i de gömmeyelim.

MERVE; Bahar’a katılıyorum kızlar. Ben şimdi kaçmak zorundayım bizim ufaklık uyandı, en kısa zamanda bir toplanalım ama hatta siz bana gelin. Evde hep beraber rahat oluruz.

SİZ; Senin bebeğin var sende toplanamayız.

MERVE; Asıl bende toplanmalıyız. Çocuğum olduğu için kendi evimde daha rahat olurum. Gerçekten, inanın bana.

SİZ; O zaman sen bir şey hazırlamaz sadece çay demlersin biz hazırlar getiririz.

MERVE; Tamam, tamam. Anlaştık. Hadi hepinize hayırlı geceler.

BAHAR; Hayırlı geceler. Öptüm.

PAKİZE; Haydeyin görüşürük.

ŞAZİK; Görüşürüz. Öptüm bende.

Telefonları tuş kilidine alarak sessizliğe büründüğümüz esnada içimi kemiren düşüncelerden sebep kendimi aşırı rahatsız hissediyordum. Ömer ile aramızdaki ilişki her seferinde uçuruma sürükleniyordu. Uçurumun kenarında dolanmaktan başka bir şey yapmıyorduk. Ne o geri çekiliyordu ne de ben, önce kim atlarsa peşinden atlamayı bekliyorduk.
‘’Kanka bak valla senin kafanı karıştırmak için demedim onları.’’
Düşüncelerimi bölerek ortama geri dönmemi sağlayan İlayda’ya yandan bakış atarak ‘’Zaten karıştırmadın, sakin ol.’’ Cevabını verdim.
Gerçekten de karıştırmamıştı. Melek kafamı karıştırma görevini üstlenerek beynimin içini bir güzel karıştırmıştı. Yaptıkları yorumlara hem katılıyor hem de katılmıyordum ama kızların neyi hangi maksatla söylediklerini bilecek kadar onları tanıyordum.
Melek ise bana bir yabancıydı.
Birbirimizi ilk kez gördüğümüz akşamda yanıma gelerek kurduğu cümlelerin arasında ne yazık ki iyi niyet arayamıyordum. Ah! Suratı aklıma geldikçe sinirlerim tepeme çıkıyor. Yelloz. Resmen bile bile buraya gelerek benimle konuşmuştu. Hayır anlamıyorum ben mi çok safım yoksa bu insanlar gerçekten bu kadar kötü mü? Hiçbir insan iyi niyetle böyle bir şey yapmazdı.
Esas kötülere o kadar odaklanmışım ki yeni eklenenleri fark etmem için güncelleme almam gerekiyordu sanırım.
‘’Düşünme o kadar boş ver. Hadi yatıp uyuyalım. Ömer ile her şeyi konuşursunuz tamam mı? Şu an sizin en büyük eksikliğiniz iletişim.’’
Yağmur poposunu dönerek uyuma pozisyonuna geçerken İlayda’da onu onaylayarak yatış pozisyonunu aldı. Başımı sallayarak her ne kadar Yağmur’u onaylasam da uyuyamayacağımı biliyordum. Beynim fıldır fıldırdı.
Yağmur haklıydı en büyük sorunumuz iletişimsizlikti. Soluğumu sesli bir şekilde dışarıya bırakmamak adına içime çektiğim kocaman nefesi yavaş yavaş dışarıya üfledim.
Aradan geçen saniyeler kızların uykuya dalmasıyla sonuçlanırken gözlerimi tavandan çekerek kucağımda titreyen telefona yönlendirdim. Kilidi açıp baktığımda Ömer’den gelen mesajı gördüm. Üstten okuduğum mesajı görüldü yapmadan ekranı kilitleyip telefonu sessize alarak yatak başlığının üzerine koydum. Gerçi mesaja tıklasam bile görüldü olmazdı; sms olarak atmıştı ama şu an cevap vermek istemiyordum. Sanki mesajı açarak okursam cevap vermek zorunda kalacakmışım gibi hissediyordum.
Korkak diyebilirsiniz, kaçıyorsun diyebilirsiniz ama şu an bir şeyler ile uğraşacak ne gücüm ne de takatim yok.
Allah’ım, sen gittiğimiz yoldaki engelleri kaldır. Lütfen, yönümü kaybediyorum sen bana yol gösterici ol.
Gözlerimi kapatarak kendimi karanlığa hapsederken dua etmeye devam ediyordum. Gideceğimiz yolun sonunda çiçek bahçesiyle karşılaşmak için dua ediyordum. Bir daha kayıp vermemek için dua ediyordum, kafayı yememek için dua ediyordum. Düşman haklayabilmek için dua ediyordum. Kısacası her şey için dua ediyordum.

26 KASIM ( NİKAH GÜNÜ )

Kapanmaya başlayan gözlerimi açık tutmak adına girdiğim mücadeleyi kaybedeceğim esnada önüme uzatılan kahve ile oturuşumu toparladım. Saçımı yapan kadın gülümseyerek omzumu sıvazlarken ‘’Biraz mola verelim sende kahve iç bu esnada ne dersin?’’ sorusunu yöneltti. Tebessümüne karşılık vererek uzatılan kahve bardağını avuçlarımı arasına aldım. Bardaktan yayılan ısı avuç içlerimden vücuduma akarken derin bir nefes aldım.
Bugün evleniyordum.
Kahvemden aldığım birkaç yudum kan akışımı hızlandırırken az öncekine göre daha iyi durumdaydım. Soğumaya başlayan bardağımı önümdeki masaya koyarken saçımı yapan kadın geri gelmişti.
‘’Saçının son rötuşlarını yaptığımda hazırsın tatlım. Arkadaşların da birazdan burada olurlar.’’
‘’Kahve için ve diğer her şey için teşekkür ederim.’’
‘’Ne demek. Arkana yaslan bakalım.’’
Aldığım komut gereği arkama yaslanarak bakışlarımı aynaya çevirdim. Saçlarım yandan iki örgüyle enseme yakın bir şekilde dağınık topuz yapılmıştı. Önde ki tutamlarım dalga şeklinde bırakılırken saçıma yerleştirilen inciler ile görüntüm tamamlanmak üzereydi.
Giyineceğim elbisem yarım boğazlı belden hafif oturtmalı beyaz renkli bir elbiseydi. Tek hareketlilik kollarındaydı bu yüzden giyineceğim topuklu ayakkabı kızlar tarafından seçilmişti. Bilek kısmı bir dizi inciden oluşan topuklu ayakkabımın incilerini kurdele ile bileğimden bağlayacaktık.
‘’Tamamdır. Harika oldun.’’
Gülümseyerek bana bakan kadına ‘’Teşekkür ederim. Elinize sağlık.’’ Diyerek oturduğum sandalyeden ayağa kalktım. Elbisemi giyinmek üzere kabine ilerlediği sırada Yağmur ve İlayda yanıma gelerek giyinmeme yardımcı oldular. Yağmur fermuarımı çekerken İlayda ayakkabılarımın kurdelesini bağlıyordu.
Çıkardıklarımı katlayarak çantaya koyduktan sonra kabinden çıkarak kuaförün orta alanına ilerledik. İlayda ve Yağmur’un ısrarları ile birkaç fotoğraf çekilirken açılan kapı ile bakışlarımız aynı anda kapıya dönmüştü.
‘’Beyler geliyor. Arabaları gözüktü sokak başında.’’
Bahar elinde tuttuğu gelin çiçeğim ile içeriye giriş yaparken hızlanan kalbimi görmemezlikten gelmeye çalıştım. Hızlanacak bir durum yoktu. Sakin kalmalıydım, sakin kalabilirdim. Alt tarafı nikahımız kıyılacaktı bunda heyecanlanacak bir şey yoktu.
‘’Al bakalım çiçeğini.’’
Bahar’ın uzattığı çiçeği alarak iki avucumun içerisinde tutmaya başladım. Parmaklarım beyaz lalelerden oluşan buketin sapını sıkıca kavrarken soluğumu sesli bir şekilde dışarıya bıraktım.
Ömer ile aramızda en ufak bir ilerleme olmamıştı. O da bende bu konuda inattık ve geri adım atmıyorduk. Gerçi Ömer yoğun bir şekilde çalıştığı içinde adım atamıyor olabilirdi; hakkını yemeyeyim ama benimkisi kesinlikle inattı.
Kuaförün hafifçe açılan kapısından Sinan’ın kafası gözükürken bakışlarımızın kesişmesiyle yüzündeki gülümseme aydınlandı.
‘’Çok güzel olmuşsun kız cimcime.’’
Cümlesine tebessüm ederek cevap verirken kapıyı tutmayı bırakıp yanıma geldi. Kolları omuzlarımı sararak bana sarılırken sol elim ile sarılışına karşılık verdim.
‘’Ben, biz hep yanındayız. Seni seviyoruz.’’
Fısıltısı kulaklarıma duygusal bir melodi gibi gelirken dolan gözlerim ağlamanın eşiğine geldiğimin habercisiydi.
‘’Ağlatma beni, makyajım akar.’’
Cümlemi duyan Sinan kollarını anında çözerken ‘’Ops.’’ Diyerek karısını kollarına aldı. Açık olan kapıdan sırasıyla Hakan ve Erdem gelirken içeriye en son giren Ömer’in bakışları direk bana odaklanmıştı. Yavaşça indiği basamaklardan sonra yine yavaşça yürüyerek yanıma gelirken gözlerinin içindeki sıcaklık içimi ısıtmaya yetmişti. Sıklıkla takım elbise giyiniyordu ama nikahımız için giyindiğinden ötürü mü bilmiyorum, çok yakışıklı olmuştu.
Gereğinden fazla yakışıklı gözüküyordu.
Bal rengine dönen gözleri bütün çıplaklığıyla duygularını bana aktarırken elime uzanan parmaklarına sıkı sıkı tutundum. Parmaklarımız birbirine kenetlenirken dudaklarını şakağıma bastırarak öpücük kondurdu.
‘’Çok güzel olmuşsun kurban olduğum.’’
Kulağıma fısıldadığı cümleye karşılık olarak elini sıktım. Konuşmak için ağzımı açsam kusacakmışım gibi hissediyordum. Boş olan midem boğazımda dışarıya çıkmayı bekliyor gibiydi. Ömer’in dudakları tekrar aynı yere öpücük kondururken içerideki topluluk yavaşça dışarıya çıkmaya başlamıştı.
Benimle ilgilenen kadına son kez teşekkür ederek Ömer ile kuaförden dışarı çıktık. Sırasıyla dizilmiş arabaların en önünde bizim bineceğimiz araba duruyordu. Normalde herhangi bir süsleme yapmama kararı aldığımız araba beyaz çiçekler ile süslenmişti.
Erdem şoför koltuğuna geçerken Yağmur’da yan koltuğa oturmuştu. Ömer benim binmeme yardım ettikten sonra diğer tarafa geçerek yanıma otururken konvoy halinde ilerlemeye başlamıştık. Arabaya binerken ayrılan ellerimiz Ömer’in yanıma oturmasıyla tekrar birleşmişti. Sol elim sağ elinin avucunda kaybolmuştu.
Kısa süren araba yolculuğumuz sonucunda nikahımızın kıyılacağı yere gelmiştik.
Hoş, sade ve şık.
Nikahımızın kıyılacağı yeri tanımlamak gerekirse bu kelimeler yeterli olacaktı. Arabadan inerek yanıma gelen Ömer ile diğerlerini beklemeye başladık. Grubun tamamlanmasıyla içeriye geçerek odamıza yöneldik, sanırım büyükler gelenleri karşılamak için ana salonda bekliyorlardı çünkü etrafta kimseyi görememiştim.
Odada bulunan koltuğa oturmak için ilerlediğim sırada Ömer ceketini çıkartarak papyonunu çözdü, ceketiyle beraber papyonunu koltuğa fırlatırken gömleğinin en üst düğmesini açarak eliyle saçlarını dağıttı.
Bir hışımla yaptığı hareketlerini gözlerimi kırpmadan izlerken ne yapmaya çalıştığını çözmeye çalışıyordum. Kol düğmelerini masanın üzerine bırakarak gömleğini dirseklerine kadar kıvırdı. Kırışan gömleğine karşılık ne kadar sesimi çıkarmak istesem de dudaklarımı birbirine bastırarak bu isteğimi bastırdım.
‘’Ben bir sigara içmeye çıkıyorum.’’
Sigara?
‘’Sen sigara içmezsin ki.’’
‘’Artık içiyorum Eslem. Sorgun sualin bittiyse çıkıyorum, ben gelene kadar odada kal. Dışarı çıkma. Geri gelince şu nikahı halleder aradan çıkartırız. Sıktı artık, bunaldım. Boğuyorsun, bunaltıyorsun, rahat bırak.’’
Pardon! Ne?
‘’Sen ne di...’’
‘’Odadan çıkma Eslem. Bir kerede tamam de uzatma.’’
Ömer kapıyı çarpıp odadan çıkarken bakışlarım kapanan kapıdaydı. Cümlelerini anlamaya çalışıyordum ama bir sonuca varamıyordum. Kuaföre beni almaya gelen adam ile şu an ki adam aynı kişi olamazdı.
Sigara içmeyen Ömer ne zaman sigara içmeye başlamıştı?
Onu sıkıyor muydum?
Benden bunalıyor muydu?
Evliliği aradan çıkarılacak bir iş olarak görüyordu madem; o zaman biz neden evleniyorduk? Tören yapmadan da nikah kıyılabilir ve işlerini halledebilirlerdi. O zaman bu kadar tantanaya gerek kalmaz Ömer beyde darlanmaz ve sıkılmazdı. Ya da boğulmaz ve bunalmazdı.
Elimdeki çiçeği masanın üzerine koyarak cama doğru ilerledim. Camı tam açarak içeriye oksijen dolmasını sağlarken nefesimi dışarıya sesli olarak verdim. Anlamıyordum, algılayamıyordum gerçekten salağa bağlamıştım.
Tek başıma kaldığım oda üzerime gelirken başımı camdan uzatarak derin bir nefesi içime çektim. Kızlar neredeydi? Buraya beraber gelmiştik ama şu an hiçbiri burada değildi. Telefonum da yanımda değildi, kimseyi arayamıyordum. Odadan çıkıp bakabilirdim ama Ömer çıkmamam konusunda uyarıda bulunmuştu şu an onu germek veya daha fazla sinirlendirmek istemiyordum, işler daha kötüye gidebilirdi. Gerginliğe lüzum yoktu.
Çiseleyen yağmur açık olan camdan içeriye süzülerek ıslanmamı sağlarken son kez derin bir nefes alarak camı kapattım. Bakışlarım camdaki yansımama kayarken gözlerimi kaçırarak cama sırtımı döndüm. Terleyen avuç içlerimi her ne kadar üzerime silmek istesem de yumruklarımı sıkarak bu isteğime engel oldum.
Odanın içerisinde bulunan saat nikahın başlamasına on beş dakika kaldığını gösterirken Ömer hâlâ odaya gelmemişti. Kızlarda yoktu, hayır neden beni yalnız bıraktılar ki?
Saat durmadan ilerlemeye devam ederken verdiğim ani kararla kapıya doğru ilerlemeye başladım. Topuklu ayakkabımın zeminde çıkardığı ses beynimde yankılanırken bulunduğum odanın kapısı son hızla duvara çarparak bütün seslerin kesilmesini sağladı.
Kapıda görünen Sergen adımlarımın durmasını sağlarken gözümü kırpmadan ona bakıyordum. Kırmızı görmüş boğadan ziyade kırmızı renge boyanmış gibi gözüküyordu. Yüzüne yer yer edinen kırmızılık üzerindeki gömlekte ve kollarında da vardı.
Bakışlarım kırmızılığı takip ederek ellerine ulaşırken elinde tuttuğu bıçak geri adam atmama sebep oldu. Parmaklarından damlayan kırmızılık bıçağı komple kaplarken, bıçağın ucundan da odanın zeminine damlıyordu. Odanın içerisine girerek kapıyı aynı gürültüyle geri kapattı. Adımları üzerime doğru gelirken odada bulunan tekli koltuğun arkasına geçerek bakışlarımı üzerinde sabit tuttum.
‘’Kaçma.’’
Tıslamaya benzer çıkan sesi tüylerimin dikilmesine sebep olurken ellerimi ovuşturarak sakin kalmaya çalıştım.
‘’Hadi ama Eslem. Artık yolun sonu, sana gelene kadar kaç kişiyi kestim haberin var mı?’’
‘’Ne... ne saçmalıyorsun?’’
Başını geriye atarak kahkaha atarken titreyen ellerimi zapt etmek adına önümdeki koltuğun sırt kısmına tutundum. Gülmesini bitiren Sergen bıçağını bana doğrulturken konuşmasına devam ediyordu.
‘’Sana gelene kadar kaç kişiyi doğradım haberin var mı? Hepsinin kanı üzerime bulaştı. Lanet olsun bunları temizlemek zor olacak. Her neyse şimdi buraya gel ve beni daha fazla uğraştırma. Lütfen.’’
‘’Kime zarar verdin?’’
Fısıltıyla sorduğum soruyu elbette ki duymuştu. Dizlerim ve vücudum her kelimesinde titremeye başlarken bulunduğum yere yığılmak üzereydim.
‘’Yağmur ve Bahar en kolay kesilenler oldu. Salakların ruhu bile duymadı, arkalarından yaklaşıp boğazlarını kopardım. Dur bekle, en başından başlamalıyım.’’
Elindeki bıçağı masaya çiçeğimin yanına bırakırken bıçaktan süzülen kanlar beyaz laleleri kirletiyordu, beyaz olan lalelerimi kırmızıya boyuyordu. Delirmiş gibi ileri ve geri hareket ederken solukları hızlanmış adımları sertleşmişti.
‘’Önce geldim dışarıda bulunan Hakan ve Erdem’i hallettim. İçeri girdiğimde kızları kestim, boğazlarını kestim. Göz bebekleri yaşadıkları şok ve korkuyla kocaman olmuştu, çok güzeldi. Gözleri öldükleri halde öyle açık kaldı biliyor musun? Kapanmadı bile, resim çektim görmek ister misin?’’
Titreyen dizlerim daha fazla ayakta durmama müsaade etmezken olduğum yere çökerek koltuğun koluna tutunmaya devam ettim. Kulaklarım çınlayarak Sergen’in sesini algılamama engel olurken, bulanıklaşan gözlerimi birkaç kere kırparak etrafıma odaklanmaya çalıştım. Odağımı git gide kaybederken beynim patlama noktasına gelmişti. Midemden yükselen safra geçtiği yollarda acı bir yanma bırakırken nefes almaya çalıştım.
Kulaklarım ve burnum tıkanmış gözlerim yaşarmıştı. Sol elimi boğazıma götürerek tıkanan nefesimi açmaya çalışmak adına boğazımı ovuşturmaya başladım. Nefesim açılmak yerine daha çok tıkanırken boğazıma yapan baskı dışarıya çıkmak için can çekişiyordu.
Dişlerim birbirine çarparken sol tarafıma dönerek boş olan midemdeki her şeyi çıkarmaya başladım. Yerde biriken sıvı kırmızı renge bürünürken ellerimi kalçamın kenarından yere bastırarak kendimi geriye doğru çekmeye çalıştım. Oturduğum yerden milim kıpırdamazken ağzımdan damlayan sular elbisemin üzerinde kırmızı renkli yol oluşturmaya başladı, başımı iki yana sallayarak ayağa kalkmaya çalıştım. Elbisemin eteğine takılan ayağım popomun üstüne düşmeme sebep olurken ağzımdan akan kana burnum eşlik etmeye başlamıştı.
Sağ elimi burnuma sol elimi ise ağzıma tutarken hızını arttıran kanlar kollarıma doğru süzülmeye başlamıştı. Görüş açıma giren iki ayak yerini bir çift göze bırakırken Sergen elinde tuttuğu bıçağın ucunu şakağıma bastırarak bir şeyler mırıldanmaya başladı. Kana boyanan ellerimi elbiseme silmeye çalışarak ellerimdeki ıslaklıktan kurtulmaya çalıştım. Amacım başarısızlıkla sonuçlanırken şakağımdaki soğukluk acı vermeye başlamıştı.
‘’Yolun sonuna gelin Eslem. Sana söylemiştim, benim olmayacaksan başkasına da yar olamazsın.’’
Şakağımdaki acı gittikçe artarken çığlık atmaya çalıştım. Ağzımın içerisine doluşan kan sesimin dışarıya çıkmasına engel olduğu gibi nefesimi de gitgide keseye başlamıştı. Gözlerim daha fazla dayanamazken kendimi özgür bırakarak karanlığa kucak açtım. Karanlık beni kollarına hapsederek saklarken zihnimde tek bir kelime yankılanıyordu.
Hayır... hayır... hayır...
‘’Hayır! Hayır! Hayır!’’
‘’Eslem!’’
‘’Eslem!’’
Düştüğüm karanlıktan gözlerimi açarak kurtulurken elimi maraton yarışına katılan kalbimin üzerine koydum. Uyuşan ağzımı birkaç kere açıp kapatırken gözlerim ortamın ışığına alışmış, etrafı daha rahat görmeme olanak sağlamıştı.
‘’Hey! İyi misin?’’
İlayda’nın sorusuna karşılık başımı iki yana sallarken Yağmur elinde tuttuğu suyu bana uzatarak içmeme yardımcı oldu. Kuruyan boğazım suyun yardımıyla yumuşarken bardağı hafifçe geri iterek arkama yaslandım. Kalbimin üzerinde olan elim İlayda’nın avucunda kaybolmuştu.
‘’Kötü bir rüyaydı sanırım.’’
Sorudan çok tahmin içeren cümlesine karşılık başımı olumlu anlamda salladım. Konuşmak için ağzımı açarsam rüyamdaki gibi kan kusmaktan korkuyordum. Rüya demek haksızlık olurdu, kabustu. Çok kötü bir kabustu.
Kalp atışlarım yavaşlayıp, ağzımdaki uyuşma geçerken derin bir nefes alarak konuşmaya başladım. Kızların bakışları hâlâ üzerimdeydi ve cevap bekledikleri aşikârdı.
‘’Kötü bir kabus gördüm. Kötü olduğu için anlatmayacağım, sadece çok gerçekti; kan kusuyordum. Tadı ağzımda kalmış gibi hissediyorum.’’
‘’Kan gördüysen o rüya bozuldu kız, unut onu gitsin. Hiç takma kafana, kendini darlama.’’
İlayda’nın yorumu içimi bir nebze olsun rahatlatırken gözyaşlarımı serbest bıraktım.
‘’Çok korktum, çok kötüydü İlayda. Çok, çok kötüydü.’’
İlayda’nın kolları omuzlarımı sararken sarılışına karşılık vererek yüzümü omzuna gömdüm. Yağmur’un elleri sırtımdaki yerini alırken kendimi tutmadan ağlamaya devam ettim. Her göz yaşım rüyamı bir nebze olsun geride bırakmamı sağlıyordu.
Telefonumun zil sesi etrafta sonses yankılanırken kollarımı çözerek yüzümü kuruladım.
‘’Ömer arıyor.’’
Yağmur’un uzattığı telefonumu alarak boğazımı temizledim ve telefonu cevapladım.
‘’Efendim.’’
‘’Günaydın. Ne yapıyorsunuz?’’
‘’Günaydın, daha yeni kalktık. Şu an oturuyoruz kızlarla.’’
‘’Peki. Neden ağladığını sormamda bir sakınca var mı?’’
Nefesimi sesli bir şekilde dışarıya üflerken her şeyi anlamasına sinir oluyordum.
‘’Kötü bir rüya gördüm ama şu an iyiyim. Kuaföre Sinan götürecekmiş sanırım bizi, hemen oraya geçeriz.’’
‘’Evet, Sinan sizinle orada bekleyecek. İşiniz bitince görüşürüz o zaman.’’
‘’Tamam görüşürüz.’’
Konuşmayı sonlandırıp telefonu yatağın üstüne koyarken düşünmeme fırsat vermeden ayağa kalktım. Kızların bakışları bana dönerken ‘’Duşa giriyorum.’’ Diyerek ebeveyn banyosuna ilerleyerek kapıyı arkamdan kapattım. Dişlerimi fırçalayarak hızlıca üzerimdeki kıyafetlerden kurtuldum. Sıcak su unutmak istediğim rüyamı aklıma getirirken oyalanmadan saçımı şampuanlayıp vücudumu yıkadım ve duştan çıktım.
Odaya girdiğimde boştu, kızlar kendi odalarına geçmiş olmalıydı. Toplanan yatağım gülümsememe sebep olurken camı açarak içeriye temiz hava dolmasını sağladım. Bornozumu hızlıca çıkartıp iç çamaşırlarımı üzerime geçirdikten sonra önden düğmeli uzun kollu, kahverengi elbisemi giyinerek saçımdaki havluyu çözdüm. Saçlarımı tarayarak büyük mandal tokamla tutturup havlumu ve bornozumu banyoda bulunan askıya geri astım.
Eşyalarımı dün akşamdan ayarladığımdan ötürü yapacak bir işim yoktu. Telefonumu omuz çantama koyup omzuma taktım. Elbisemi koyduğumuz kılıfı elime alırken boşta kalan ayakkabı çantamı odaya giren Yağmur eline almıştı.
‘’Her şey tamam. Geride bir şey kalmıyor sanırım.’’
‘’Elbise bende, toka çantamda. Ayakkabıyı sen aldın. Ge...’’
‘’Gelin çiçeği bende.’’
Elinde çiçeğimle odaya giren İlayda çiçeği havada sallarken sırıtıyordu.
‘’Hayır sanki bekarsın ne bu mutluluk.’’
‘’Sen ne anlarsın ya bugün gelin olacaksın birde. Ruhu ölmüş bunun, kızım düğün çiçeğini illa bekarlar mı tutacak? Öyle bir kural mı var?’’
Şaşkınlığım hat safhaya uğraşırken ‘’Ne yaparsan yap. Tamam. Yeter ki daha fazla konuşma. Al çiçek senin olsun.’’ Diyerek odadan çıktım. Tövbe arkadaş ne çiçekmiş, kız resmen konuşmak için bu ânı bekliyormuş.
Peşi sıra indiğimiz merdivenlerin sonunda Sinan bizi beklerken elimdeki elbiseyi alarak çıkışa ilerledi. Azize teyze ve Şahika teyze kapıda yanıma gelerek beklerken sırasıyla ikisine de sarıldım. İsteğim üzerine evden çıkarma merasimi olmayacaktı. Ömer ile kuaförden çıkınca direk nikahımızın kıyılacağı yere geçecektik.
‘’Kuaförde işiniz bitince resim atın bize, merak ederiz.’’
‘’Evet, Şahika teyzen doğru söylüyor. Bize resim atın hemen. Hep beraber çekilin atın.’’
Kızlarla beraber teyzeleri onayladıktan sonra evden çıkarak Sinan’ın arabasına ilerledik. Havadaki serinlik üşümemi sağlarken üstüme bir şey almadığım için adımlarımı hızlandırıp arka kısma geçip oturdum. Yağmur ve İlayda’da arabaya geçerken onların eşyalarının çoktan arabaya koyulduğu gördüm. Demek ki ben çıkana kadar kendi eşyalarını taşımışlardı.
İlayda’nın seçtiği müzikler eşliğinde sessizlik içerisinde kuaföre gelmiştik. Eşyalarımızı sırasıyla içeriye taşıdıktan sonra Sinan’a veda ederek tekrar kuaföre girmiştik. Biz hazırlandıktan sonra içeriye girip takımını giyinecek olan Sinan biz hazırlanana kadar kapıda bekleyecekti. Sinan dışında bir araba daha dışarıda beklerken bu kadar ablukaya alınmış olmak ister istemez tedirgin olmama sebep oluyordu. Bir şeyler vardı ve bize her zamanki gibi söylenmiyordu.
Nefesimi yavaşça dışarıya verirken güler yüzle yanıma yaklaşan görevliye bende tebessüm ettim. Yönlendirmesine ayak uydurarak boştaki koltuğa geçerken sorduğu sorulara cevap vermeyi ihmal etmedim.
‘’Hoş geldiniz. Nasılsınız? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?’’
‘’İyiyim teşekkür ederim, siz nasılsınız? Biraz yorgun hissediyorum ama nikah telaşına veriyorum.’’
‘’Bende iyiyim çok teşekkür ederim. Gelin olmak ne kadar heyecan verici olsa da bir o kadar da yorucu oluyor maalesef. Saçınızı ve makyajınızı anlaştığımız gibimi yapıyoruz yoksa fikir değişikliği yaptınız mı?’’
‘’Hiçbir değişiklik yok, ilk anlaşmamıza göre hareket edebiliriz.’’
‘’Pekala, o zaman siz arkanıza yaslanın hemen başlayalım.’’
Arkama yaslanarak kendimi kuaförün maharetli ellerine bırakırken parmaklarımı birbirine geçirerek ellerimi sıktım. Bugün bir an önce bitmeliydi.
Yüzüme sürülen krem mayışmamı sağlarken üstüne gelen fırça darbeleri huylanmama sebep olmuştu. Yağmur ve İlayda’nın sohbetleri kulağıma ulaşıyordu ama dediklerini tam olarak seçemiyordum, sanırım uyku ve uyanıklık arasında bulunan o boşluktaydım.
‘’Eslem?’’
Yağmur’un seslenmesi üzerine oturduğum yerde dikleşerek gözlerimi açtım.
‘’Efendim.’’
‘’Biz giyinmeye geçiyoruz. Makyajın bitince bizi bekle sana yardımcı oluruz.’’
Makyajlarının ne zaman bittiğini anlamasam da başımı olumlu anlamda sallayarak tekrardan arkama yaslandım. Bakışlarımı bilerek karşımdaki aynadan uzak tutuyordum. Her ne kadar kabus olsa da, kan rüyayı bozuyor deseler de içimdeki korku daha geçmemişti. Saçım ve makyajım tıpkı rüyamdaki gibi olacaktı, bir hafta önce karar verdiğim modeli değiştirmeye niyetim yoktu ama aynaya bakacak cesaretimde şu an için yoktu.
Uyuşan parmaklarımı çözerek avuç içlerimi elbisemin eteğine sürdüm. Biten makyajımı saçım devralırken aradan geçen zamanın farkında değildim. Kızlar elbiselerini giyinmiş bir şekilde yanıma geldikleri sırada harika görünüyorlardı. Yağmur’a mavi renk çok yakışıyordu. Fakir kol modelinde olan elbisesi düz kesim olarak iniyor Yağmur’un aşırı derecede zarif gözükmesini sağlıyordu. İlayda ise Yağmur’a göre daha hareketli bir elbise giyinmeyi tercih etmişti. Yeşil renk olan elbisesi belden aşağısı kat kat olacak şekilde inerek içinde çocuk ruhunu her yürüyüşünde ortaya çıkarmasına sebep oluyordu.
‘’Harika gözüküyorsunuz.’’
‘’Teşekkür ederiz canım. Hiç mütevazi olamayacağım gerçekten harika oldum. Yeşil elbise gözlerimi daha çok ön plana çıkarttı. Şu katlar hele beni benden alıyor, her hareketimde şıkkıdı şıkkkıdıyım.’’
İlayda’nın kendini övmesi Yağmur ve bende göz devirme karşılığını alırken göz göze geldiğim Yağmur kahkaha atarak İlayda’nın koluna bir tane patlattı. İlayda bu hareketi ne kadar beklemese de onun gülmeye başlaması bizi de gülümsetmişti.
‘’Tamamdır.’’
Sude hanımın sesiyle bakışlarım aynadaki yansımama kayarken tıpkı rüyamdaki gibi olmuştum. Bakışlarımı hemen kaçırırken ‘’Çok teşekkür ederim, emeğinize sağlık. Harika olmuş.’’ Demeyi ihmal etmedim.
Sude hanım ‘’Rica ederim.’’ Derken kızlar çoktan eşyalarımı alarak arka tarafa giyinme kabinine ilerlemişlerdi. Onların arkasından geçerek kabine girdiğim gibi elbisemin düğmelerini çözerek üzerimden çıkarttım. Elbiseyi elimden alarak katlayan İlayda kendi çıkardıklarının üzerine koyduktan sonra Yağmur’a yardım ederek kıyafetimi tutmaya başladı. Ayakkabılarımı ayağımdan çıkartıp üstlerine bastım ve kızların yardımıyla elbisemi giyinerek arkamı kapatmaları için başımı hafifçe öne eğdim.
Yağmur eğilerek ayakkabılarımı giymeme yardımcı olurken İlayda takılarımı çıkartıyordu. İncili küpelerimi kulağıma takarak bileğimi İlayda’ya uzattım. Pırlanta olan bileklik bileğimde yerini alırken Yağmur’da ayakkabımın kurdelesini bağlamıştı.
Eşyalarımızı toplayarak kabinden çıkıp orta alana ilerledik. İlayda kapının önüne çıkarak Sinan’ı içeriye alırken Yağmur gelin çiçeğimi getirip vermişti.
Sinan kafasını sallayarak gülümserken ‘’Güzel olmuşsun kız, geline benzemişsin.’’ Yorumunda bulundu. Onun yorumuna karşılık olarak ‘’Başka neye benzeyecektim acaba?’’ sorusunu yönelttim ama tabi ki de Sinan soruma cevap vermek yerine karısını alarak kabinlere ilerledi.
Yağmur resmimi çekerek gerekli yerlere gönderme yaparken bende onu çekerek telefonu geri verdim. Sinan ve İlayda yanımıza geri geldiğinde Sinan poşetlerimiz ile kuaförden çıkarak çok oyalanmadan geri yanımıza gelmişti.
‘’Ömer’ler geldi ama resim çekilelim öyle gideriz.’’
Sinan cümlesini bitirmeden açılan kapıyla Erdem ve Ömer kapıda gözükürken avuçlarımın içerisinde bulunan çiçeğimin saplarını sıkmaya başladım. Takım elbisesinin cebine yerleştirdiği tek bir lale kalbimin sıkışmasına sebep olmuştu. Bu konuda konuşma yapmamıştık ama o her zamanki gibi bu ufak ayrıntıyı da düşünmüştü.
Bakışlarımız birbirine kenetli kalırken yakışıklılığı çok fazlaydı. Çok çok fazla.
Ağır çekim gibi gelen saniyeler sonrasında merdivenleri inerek yanıma gelen Ömer’in ilk hamlesi dudaklarını şakağıma değdirmek olmuştu. Bıraktığı öpücük gözlerimi kapatmama sebep olurken ‘’Çok güzel olmuşsun kurban olduğum.’’ Cümlesi ile kapanan gözlerimi tekrar açtım.
‘’Sende fena sayılmazsın.’’
Fısıltım kahkaha atmasına sebep olurken hep beraber kuaförden çıkarak dışarıya adım atmıştık. Arabalara geçmeden önce hangi ara ayarladıklarını bilmediğim fotoğrafçı birden fazla pozumuzu çekerek bize bir sürü hatıra bırakırken biten fotoğraf merasimi ile arabalara geçmiştik.
Rüyamda Erdem ve Yağmur bizimle aynı arabaya binmişti ama şu an ayrı arabalardaydık. Arabayı kullanan Ömer’in bakışları ara ara üzerimde dolanırken ben bakışlarımı akıp giden yolda sabit tutuyordum.
Sessiz geçen yolculuğumuz gelmemizle son bulurken arabayı park eden Ömer ile arabadan inerek yan yana yürümeye başladık. Kapıdaki kalabalık yavaşça içeriye geçerken bir kısım beklemeye devam ediyordu.
Erkekler kendilerine has selamlaşmalarını yaparken Bahar ve Merve’ye sarılarak, Hakan ve Faruk abiye baş selamı verdim. Selamlaşmamız sonrası hep beraber içeri geçerken salonun kapısında bekleyen büyükler bizi görünce yanımıza doğru hareketlenmişlerdi.
Ömer’in halası avuçlarına okuduğu duasını bitirdikten sonra elini yüzüne sürerken arkamızdaki korodan ‘’Amin!’’ sesinin yükselmesi ürkmeme sebep olmuştu. Hepsinin aynı anda söylemesi beklenmedik bir durumdu korkmam normaldi ama bu onlara komik gelmiş olacak ki hepsi gülmeye başlamıştı.
Büyüklerle sarılma faslına son vererek Ömer ile odamıza doğru ilerlemeye başladık. Kapıda bekleyen görevliler Ömer ile selamlaşırken anlamsız bakışlarım üçü arasında dolanıyordu. Cevap alamayacağımı bildiğim için sessiz kalarak odaya girdim. Arkamdan gelen Ömer kapıyı kapatarak boştaki koltuğa geçip otururken elimdeki çiçeği sehpanın üzerine koydum. İçimi kemiren düşünceler sabırsızca oldukları yerde tepinirken Ömer’in bakışlarına karşılık olarak dayanamadım ve sorularımı sormaya başladım.
‘’Ömer bu güvenlik neyin nesi? Neden tanımadığımız koruma tipli adamlar bizlere eşlik ediyor?’’
‘’Bende ne zaman soracağını merak ediyordum.’’
Sakince verdiği yanıt ile soruma cevap vermezken kanım sinirlenme yolunda fokurdamaya başlıyordu.
Sakin ol. Sakin ol.
‘’Senin merakını giderdiğime göre, benim merakımı gidermeye ne dersin Ömer Hamza Demirel?’’
‘’Cevabını verebileceğim sorular sorarsan elbette.’’
‘’Sana göre hangi sorular cevap içeriyor acaba? Ne sorsam geçiştiriyorsun.’’
Oturduğu yerden kalkarak karşıma gelirken ellerini omuzlarıma koyarak baş parmakları ile ovuşturmaya başladı.
‘’Bugünü atlatalım sonra konuşuruz olur mu? Sen sadece nikaha odaklan, gerisi sonra.’’
Derin bir nefes alarak Ömer’in tutuşundan sıyrıldım.
‘’Öyle olsun Ömer bey, bugünde susalım tıpkı diğer günler gibi. Bakalım ne zaman çözülmeye başlayacağız.’’
Tıklanan kapı Ömer’in cevap vermesine fırsat vermezken kapının önünde beleyen adamlardan bir tanesi kafasını uzatarak ‘’Ömer bey dışarıya gelmeniz gerekiyor.’’ Dedikten sonra kapıyı arkasından tekrar kapattı. Ömer’in bakışları bana dönerken ‘’Hemen gelirim, sen burada beni bekle.’’ Diyerek odadan dışarı çıktı.
Bakışlarımı yalnız kaldığım odada gezdirirken telefonumu yanıma almadığım aklıma geldi. Rüyamda da odada yalnız kalıyordum ve telefonum yanımda yoktu ama rüyamda kapıda bekleyen korumalarda yoktu. Sadece bir rüyanın beni bu kadar korkutması haksızlıktı.
Odada bulunan cama ilerleyerek dışarısını izlemeye başladım. Gelen misafirler arabalarını park edip içeriye geçiş yaparlarken, bulutlar gökyüzünde birleşmeye başlamıştı. Sanırım yağmur yağacaktı.
Tıklatılan kapı ile bakışlarımı camdan çekerken ‘’Gelebilirsiniz.’’ Diye seslendim. Kapıda bekleyen koruma ‘’Yiyecek bir şeyler getirildi efendim.’’ Diyerek kapıyı açıp görevlinin içeri girmesini sağlarken görevli içeriye girdikten sonrada kapıyı geri kapatmıştı.
Yiyecekleri masaya dizen görevlinin bakışları kapı ve masa arasında gidip gelirken bana dönen bakışları ile sırtım arkamda bulunan duvara çarptı. Ağzındaki maskeyi çıkartan Sergen pantolonunun içerisinde bulunan tişörtü hafif çıkartarak tabancasını gösterirken işaret parmağını dudaklarına götürerek sessiz ol işareti yaptı.
Kalbim hızını arttırarak vücuduma korku pompalarken sakin kalmaya çalışıyordum. Rüyamın her bir sahnesi zihnime akın ederek nefesimi sıklaştırırken avuç içlerimi arkamdaki duvara koyarak derin nefesler almaya başladım.
Sergen kapının arkasında bulunan kilidi sessiz bir şekilde çevirdikten sonra bana doğru yaklaşmaya başladı. Tekli koltuğun arkasına geçerek aramızdaki mesafeyi açtıktan sonra konuşmaya başladım.
’’Burada ne işin var?’’
‘’Seni görmeye geldim, düğün hediyesi vermek istiyorum.’’
Sakinliğinden güç alarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Dışarıda bir sürü insan vardı, kimseye zarar gelmemişti en fazla ben ölürdüm ki bu da en güzel ve temiz olanı olurdu. Kimse zarar görmemiş olurdu.
‘’Hediyeni merasim sırasında da verebilirdin, buraya kadar kılık değiştirerek gelmene gerek yoktu.’’
Pantolon kemerini düzelterek olduğu yerde gerinirken bakışlarını üzerimden çekmiyordu.
‘’Güzelim öyle bir anlamı kalmazdı, biliyorsun aksiyon severim. Kendi ayaklarımla düzgünce gelsem bir manası kalmazdı, burada seninle teke tek konuşma fırsatını kaçıramazdım.’’
‘’Ne... ne konuşmak istiyorsun?’’
‘’Şiii, sakin ol. Hadi gel şöyle oturalım.’’ Eliyle üçlü koltuğu gösterirken bakışları her hareketimi izlemeye devam ediyordu. Elini hareket ettirerek cümlesini tekrarlarken terleyen avuçlarımı elbiseme silmemek adına yumruk yaparak tekli koltuğa geçip oturdum. Sergen karşımda kalan üçlü koltuğa otururken bacak bacak üstüne atmayı ihmal etmemişti.
‘’Çok güzel bir gelin olmuşsun.’’
‘’Teşekkür ederim.’’
‘’Benim gelinim olsaydın daha güzel olurdun ama şu an konumuz bu değil.’’
Oturuşunu düzeltip bacaklarını hafifçe açarak kollarını dizlerine yaslayarak öne doğru eğildi.
‘’Sana ne söylemiştim hatırlıyor musun güzel Eslem? Evlilik ile alakalı seninle ne konuşmuştum?’’

O küçük beyinleriniz ile plan yapmaya kalkışmayın. Evlilik ne seni korur ne de diğerlerini. Ömer ile evlenince istediklerini elde edemeyeceksin. İntikam alamayacaksın. O imzayı attığın an seni de Ömer’i de o nikaha katılan herkesi de gebertirim. Duydun mu? Bir tane sağ bırakmam, anlıyor musun?
Benim olmuyorsan kimsenin olmayacaksın.
Gebertirim seni.
Orayı basar yaşatmam hiçbirinizi.

O gün alışveriş merkezinde saydırdığı kelimeler zihnime hücum ederken zaman kazanmak adına ‘’Hatırlamıyorum.’’ Dedim. Cevabımı beğenmemiş olacak ki yüz kasları gerilmeye başlamıştı, sanırım direk doğruyu söyleseydim daha iyi olacaktı.
‘’Hatırlamıyorsun, hatırlamıyorsun.’’
Başını geriye atarak kahkaha atarken sesi odada yankılanmaya başlamıştı. Ellerimi kucağımda birleştirerek yavaşça nefes alıp vermeye devam ettim. Sergen’in gülüşü yavaşça yerini sessizliğe bırakırken kapı kolunun hareket etmesiyle bakışlarım kapıya yöneldi.
‘’Eslem hanım, lütfen kapıyı açar mısınız?’’
Duyduğum cümle üzerine bakışlarım Sergen’e kayarken onun aynı sakinlikte oturmaya devam ettiğini görmek sinirlerimi bozmuştu.
‘’Eslem hanım, kapıyı açar mısınız?’’
Kapı kolu art arda aşağı ve yukarı hareket ederken ne Sergen ne de ben konuşmuyor sadece bekliyorduk. Ne yapacağını kestiremediğim için sessiz kalıyordum ve açıkçası dışarıda duran adamlara güvenmek istiyordum.
Kapının önündeki sesler artarken ‘’Kapıyı açmam gerekiyor Sergen, işler daha fazla büyümeden çıkman lazım.’’ Dedim. Sergen söylediklerime kulak asmazken oturduğu yerden kalkarak cama doğru ilerledi.
‘’Sana bu nikah kıyılırsa hiçbirinizi yaşatmam demiştim hatırlıyor musun? Herkesi öldürürüm kimseyi yaşatmam demiştim ama sen hatırlamıyormuşsun, çok kırıldım doğrusu. Sana laflarımı tekrar hatırlatacak kadar zamanım yok maalesef şu dışarıdaki haydutlar birazdan kapıyı kırarlar ama sana söyleyecek başka bir şeyim var.’’
Arkama geçen Sergen’in elleri bana uzanırken dokunmasına fırsat vermeden ayağa kalkarak kapıya doğru hareketlendim. Sırtımı kapıya çevirerek bakışlarımı Sergen’e yönelttim.
‘’Sizi öldürmek zevk vermeyeceği için birbirinizi yemenize şahit olmak istiyorum. Ben bir şey yapmadan siz kendi kendinizi bitirecek ve bu evliliği zaten iptal edeceksiniz. Senden gerçekleri saklayan bir adamı kocan olarak kabul edecek misin?’’
‘’Ne söyleyeceksen söyle ve git Sergen, lafı daha fazla uzatma.’’
Ne yapıp yapmayacağımız bizi ilgilendirirdi ama bunu ona söyleyerek canımı tehlikeye atmak istemiyordum. Şu an her ne kadar mutlu gözükse de salağın bir anda sinirlenme potansiyeli vardı.
‘’Lafı ben uzatmayacağım güzel Eslem, Ömer ve sen uzatacaksınız. Bende arkama yaslanıp izleyeceğim. Her neyse daha fazla vaktim kalmadı, gitmeden önce sana soru sormak istiyorum. Annenin katilinin kim olduğunu biliyor musun?’’
Sorduğu soru karşısında sessizliğimi korudum. Cevabı bilmiyordum, onunda bilmediğini düşünmek istiyordum çünkü Sergen katili biliyorsa Ömer’de biliyor demekti.
‘’Bilmediğini biliyorum, boşuna sessiz kalma. Annenin katilini öğrenmek istiyorsan Ömer’e sor. O nikah masasına gitmeden sor. Bakalım sana cevap verecek mi?’’
Sergen odada bulunan camı açarak bir ayağını dışarıya sarkıttıktan sonra tekrar bana dönerek ‘’Ömer’e sor.’’ Dedi. Camdan aşağıya atlamadan önce bağırdığı son cümleye eşlik eder nitelikte kapının duvara çarpmasıyla Sergen’in son cümlesini benimle beraber göz göze geldiğim Ömer ve odada olan herkes duymuştu.
‘’Annenin katilini Ömer’e sor güzel Eslem.’’

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.