18. bölüm / 24
Gizli Görev17. Söz Veriyorum Anne
Bölümler 24Şu an: 17. Söz Veriyorum Anne
- 1 0. Önizleme101 kelime
- 2 1. Bilinmezlik4.203 kelime
- 3 2. Kapkaççı3.297 kelime
- 4 3. Düğün Part I3.348 kelime
- 5 4. Düğün Part II3.975 kelime
- 6 5. Geçmiş4.306 kelime
- 7 6. Matruşka4.224 kelime
- 8 7. Thanos3.736 kelime
- 9 8. Baskın Basılanındır3.700 kelime
- 10 9. Korkuyorum4.046 kelime
- 11 10. Sorgun Sual4.019 kelime
- 12 11. Iron Man8.227 kelime
- 13 12. Anahtar Sensin6.000 kelime
- 14 13. Bende Seni Seviyorum4.407 kelime
- 15 14. Kambersiz Düğün Olmaz10.218 kelime
- 16 15. Kaçırıldı5.297 kelime
- 17 16. Elli Yaşlarına Yakın4.815 kelime
- 18 17. Söz Veriyorum Anne5.626 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 18. Benimle Evlenir Misin?3.737 kelime
- 20 19. Yanlış Yöne Atılan Adımlar7.872 kelime
- 21 20. Ömer'e Sor8.254 kelime
- 22 21. Gizli Görev8.277 kelime
- 23 22. Sezon Finali Part I4.486 kelime
- 24 23. Tepetaklak Sezon Finali Part II5.910 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Acı kelimesinin kullandığımız dilde birden fazla eş anlamlısı vardı;
-Kırıcı, üzücü, dokunaklı, itici, kötü.
Acı kelimesine çekmek kelimesi eklenince oluşan acı çekmek cümlesinde ise TDK manasıyla ağrı ya da sızı duymak, üzülmek ve üzüntü içinde kalmak manalarını ekleyebiliyorduk.
Şu an hissettiğime TDK hangi manayla yaklaşacaktı?
Acı? Kırgınlık? Üzüntü?
Olduğum durumu ve konumu ya da duygularımı anlatmaya yetecek herhangi bir kelime veya hissiyat olduğunu düşünmüyordum çünkü hissetmiyordum, belki de çok fazla hissediyordum ve bu sebepten ötürü kendimi hissizleşmiş olarak görüyordum. Duygularım intihar etmişti.
Sanki bedenim ağlayarak ve hıçkırıklarıyla tepkisini verirken zihnim ayrı bir kutba çekilmiş gibiydi. Birbirinden ayrılmış iki ayrı kişi hayır üç ayrı kişi olarak takılıyorduk. Ruhum sanki vücudumu terk etmişti ve ben dışarıdan bir göz olarak kendimi izliyordum.
Omuzlarım sarsılıyor hıçkırıklarıma eşlik eden göz yaşlarım fütursuzca akmaya devam ediyordu. Bakışlarım odağını kaybetmişti ama içerisinde sakladığı soğukluğu yerinde koruyordu. Kalbim göğsümde sıkışıp ağrımasına sebep oluyordu.
Hayır, hayır.
Bir kere bu bataklığa düşmüş ellerimle babamı toprağa vermiştim. Aynı duyguları neden tekrar yaşamam gerekiyordu ki? Neden tekrar üzülmem gerekiyordu? Neden birini tekrar toprağa hediye etmem gerekiyordu? Neden tekrar kalbim göğsümde fazlalık yapıyordu? Neden aldığım her nefes ciğerime kesik atıyordu? Neden kendimi fazlalık gibi hissediyordum? Neden orada siyah poşetin içinde olan ben değildim? Neden?
Soracak bir sürü sorum vardı ama alacak cevabım yoktu, aslında cevabım kocaman bir kanıtla siyah poşetin içerisinde gözleri kapalı bir şekilde yatıyordu. Titreyen ellerime sarılan ellerin sıcaklığını hissetmiyordum. Karşımda duran kişi her kimse sanırım omuzlarımdan beni sarsıyordu ama hissetmiyordum. Diyorum ya sanki ruhum bedenimden çıkmıştı ve ben her şeyi dışarıdan film gibi izliyordum.
Algılarım kapanmıştı ama zihnim hâlâ açık kalmak için savaşıyordu. Zihnim bulunduğumuz ortamı algılamak yerine geçmişe kayıyordu ve beni de peşine çekmek istiyordu. Geçmişte yaşanan anılara tutunmamı tekrar onları hatırlamamı ve daha fazla acı çekmemi istiyordu.
Çünkü anıları hatırlamak şu an yaşadığım kaybı daha gerçekçi yapacaktı. O anıların yerine yenisini ekleyemeyecektim. Bana bakan gözleri bir daha açılmayacak bana seslendiği sesini bir daha duyamayacaktım.
Telefonumda veya bilgisayarımda hiç videoları var mıydı? Ya da telefon konuşmasında sesini kaydetmiş miydim acaba?
Gözümü doyurabilecek resimlerine sahiptim ama ya kulağımı doyuracak sesine sahip miydim?
Değildim.
Bilgisayarımda olan videolara ulaşım sağlayabileceğimi sanmıyordum çünkü o evin içinde onunla beraber anılarımız ve hatıralarımızda yanmıştı. Elle tutulur anıların yok olması zihnimin içinde saklı kalan anıların geçit kapısına vurduğum zincirleri kırmaya yetmişti. Eski anılar özgürce zihnime sızarken gözlerimi kapattım.
Yağmur damlaları önce başımın tepesine ardından saçlarımın uçlarına değerken yüzümü gökyüzüne çevirerek ıslanmayan her bir telimin özgürce ıslanmasını sağladım. Rüzgâr bulduğu her fırsatı değerlendirerek saçlarımın okşanmamış yerlerine ilerlerken annem ve Yağmur’un kıkırtısı göç eden kuşların fısıldadığı şarkıya benziyordu.
Kollarımı iki yana açarak etrafımda dönmeye başladım. Yağmur her yağdığında babamla birlikte dışarıya çıkar bulduğumuz her çukurda zıplardık. Yağmur ve çamur suları özgürlüğüne kavuşarak temiz olan kıyafetlerimizi kirletir neşeyle cıvıldamamıza, kahkaha atmamıza sebep olurlardı. Şu an babam yoktu, Yağmur’da annemin yanında kalmayı tercih etmişti ama ben yağmurun altındaydım çünkü babam ile yaptığımız her anıya sahip çıkmazsam zihnimden kaybolacak diye korkuyordum.
Onunla yaptıklarımızı tekrarlamazsam zihnimden silinecek, kalbimdeki sızısı yok olacak diye korkuyordum.
‘’Daha tam iyileşemedin, geri gel ve kurutalım seni.’’
Annemin seslenişine karşılık Yağmur ‘’Bırak anne hastalansın işte ne güzel.’’ Derken gözlerimi devirerek dönme işlemini sonlandırdım. Başım dönmüştü.
Yüzüme düşen saçlarımı geriye doğru itelerken evin basamaklarını çıkmaya başladım. Annem elinde saç havlusuyla beni beklerken yanına geldiğim gibi havlu ile önce yüzümü kuruladı ardından ensemi silerek havluyu saçlarıma doladı.
‘’Sen bana böyle bakarsan alışırım bak. Her seferinde ıslanırım görürsün.’’
Burnumu parmaklarının arasında sıkıştırarak boştaki eliyle popoma vurdu.
‘’Alış kızım. Her ıslandığında, her üzüldüğünde, her ağladığında, her mutlu olduğunda ya da her hastalandığında annen her zaman yanında yanınızda olacak.’’
Hasta olduğunda mızmızlanabileceği, canı yemek çektiğinde yapmasını isteyebileceği, en ufak bir konuda çemkirebileceği, sinirlendirip uğraşabileceği beraber eğlenebileceği ya da konuşabileceği bazen sadece sarılıp sessizce koklayacağı bir annesi yoktu.
Artık olmayacaktı, annesi gitmişti.
‘’Anne!’’
‘’Efendim canım?’’
Salondaki üçlü koltukta uzanmış televizyondan sabah programı izlerken ayaklarının koltuğun baş kısmında olan kısmına kendimi sıkıştırarak başımı göbeğine koydum ve kollarımı beline sardım. Göbeğine kondurduğum öpücükler gıdıklanarak gülmesine sebep olurken kafamı geri yaslayarak kollarımı sıkılaştırdım. Elleri anında saçlarımı bulurken huzurla gözlerimi kapattım.
‘’Biraz böyle uyuyayım mı?’’
Mırıltıma eşlik eden kahkahası en güzel ninniydi.
‘’Uyu bakalım koca bebek. Annesinin güzeli, asi ruhlu kızım benim.’’
Elleri saçımdan bir saniye olsun ayrılmazken vücudum ve zihnim çoktan uykuya teslim olmuştu.
Dizlerine yattığımda saçlarımı okşayacak bir annem artık yoktu.
‘’Şuradan havuç al sen.’’
Annemin gösterdiği tezgâha ilerleyerek ‘’Bir kilo havuç alacağım.’’ Dedim. Elinde tuttuğu beyaz saydam poşeti önüme atan pazarcı ‘’Sen kendin seçiyorsun abla.’’ Diyerek farklı bir müşterinin uzattığı poşeti tartmaya geçerken önümde duran poşeti alıp küçük ve hasarsız havuçları içerisine doldurmaya başladım.
‘’Çıkar onu.’’
Annemin ikazı üzerine en son koyduğum havucu geri çıkardım. Yeni havuç koyacağım esnada poşeti önümden alarak içerisine koyduğum havuçları incelemeye başladı. Hoşuna gitmeyenleri sırasıyla dışarı koyduktan sonra hoşuna gidenleri ekleyerek tarttırıp parasını ödedi.
‘’Madem sen alacaktın beni niye yolladın?’’
Elinde tuttuğu poşetlerin bir kısmını Yağmur’a verirken söylenmeye başladı.
‘’Senin seçebileceğini düşünerek yanılmışım, kaç yaşına geldin daha havuç seçemiyorsun. Nasıl evlenip evi çekip çevireceksin sen?’’
Gözlerim kocaman açılırken Yağmur’un gülümsemesini görmezden gelerek konuşmaya başladım.
‘’Yani anne yuh ya! Konu nasıl evliliğe ve eve geldi Allah aşkına? Üç tane havucu kötü seçmekle bunların ne alakası var ya. Seçmem bende havuç, almam bundan sonra.’’
‘’Anca cevap, anca. Alırken az dikkat etsen bana sorun olmayacak. Sende gülme Yağmur Hanım senin de Eslem’den aşağı kalır yanın yok.’’
‘’Anne!’’
‘’Bak hâlâ cevap verme derdindeler.’’
Annem önden sinirli ve asabi bir şekilde pıtı pıtı yürürken sessizce arkasından ilerlemeye başladık. Hadi ama bir havuçtan sebep bize atarlanması çok saçmaydı.
Aslında haklıydı, kızması hiç de saçma değildi. O zaman bunu algılayamıyor veya algılamak istemiyorduk ama onu kaybedip yanımda olsa da kafamı kırsa modu açılınca her anıya kucak açıp ucundan tutmak istiyordun. Her vaktin ne kadar değerli olduğunu, her saniyenin ölümsüzleşmesini istediğimizi anlayamıyorduk.
Kimse dört dörtlük değildi evlat olarak benim anne olarak onun yanlışları belki oldu belki olmadı ama şu an yanlış yapabileceğim bir annem yok. Şu an yanlış yaptım dediğimde sırtımı sıvazlayacak bana destek olacak veya doğruları gösterecek bir annem yok. Yanağımı öpecek, sımsıkı sarılacak, seni seviyorum diyecek bir annem yok. Kokusunu alabileceğim bir annem yok. Yanımda duracak ve bana güç verecek bir annem yok.
En acısı ise artık ne annemin ne de babamın olmamasıydı. Hem yetim hem öksüzdük.
İlahi Bakış Açısıyla
Evden yükselen dumanlar Eslem’in kalbindeki yangına köz atarak ateşin harlanmasına sebep olurken ona destek olmak için beline sarılan kolların farkında değildi. Evin olduğu tarafa geçilmemesi için çekilen şerit iki avucunun arasında ezilirken attığı çığlıklar alevlerin dansına eşlik eden müziği bastıracak yükseklikteydi.
‘’Bıraaaaaak!’’
Belini saran ellere tırnaklarını geçirerek her bir darbenin ardından kan çıkmasını sağlarken ayaklarını yere vurup debelenmeye devam ediyor Ömer’in kulağına fısıldadıklarını duymuyor, duymak da istemiyordu. Eslem’in belindeki kollarını sıkıştıran Ömer kızı geri çekmeye çalışırken görüşünü bulanıklaştıran yaşlara küfretti. Ağlamak istemiyordu, Eslem yeterince kötüydü ve ağlayarak işleri daha karışık hale getirmek istemiyordu. Sevdiği kadına destek olabilmesi için dik durması gerekiyordu.
Baba gibi, ağabey gibi, eş gibi, sevdiği gibi.
Evden bir ceset çıkacaktı evet ama bu gelen görevlilerin sandığının aksine teşhis edilecek bir ceset değildi çünkü cesedin kim olduğunu şeridin arkasında bulunan dört kişi gayet iyi biliyordu. Ceset Asude Soylu’dan başkasına ait değildi.
Biliyor ve hissediyorlardı.
Çok fena tongaya düşmüşlerdi.
Nerede yanlış yapmışlardı? Nerede ipin ucu kaçmıştı? Ya da ipin ucu hiç ellerine geçmiş miydi? Düşman hep bir adım önde miydi yoksa adımlarını karıştırıp düşmanın öne geçmesine sebep olan bunlar mıydı? Cevaplanacak çok soru vardı ama şu an cevaplayacak adam maalesef yoktu.
Düşmanın planı ne Yağmur’u kaçırmak ne de Eslem’e zarar vermekti. Asıl amaç dikkat dağınıklığıyla Asude Soylu’yu ortadan kaldırmaktı çünkü onun gidişi arkasında daha büyük bir enkaz bırakacaktı. Daha fazla can yakacaktı ve psikolojilerini mahvedecekti bu yüzden öncelik o olmuştu.
‘’Anneeeee!’’
‘’Anneeeeeeeee!’’
Acıyan boğazını umursamayan Eslem şeritleri avucunun içinde sallamaya devam ediyordu. Saçları esen rüzgâra dayanamayıp özgürlüğe kavuşurken etrafı bir patlama sesi daha kapladı. Patlamanın gücü ve kuvveti geriye doğru sendeleyip yere düşmelerine sebep olurken kollarını bir an bile bırakmayan Ömer yere düşerken Eslem’i üstte tutmayı başarmıştı ama düşünce bollaşan ellerini sıkılaştırmayı başaramamıştı. Açılan boşluğu değerlendiren Eslem şeritleri nihayet aşmayı başarmıştı.
Görüşünü bulanıklaştıran yaşları temizleme zahmetine girmezken yaşanan patlamanın oluşturduğu dikkat dağınıklığından faydalanarak koşmaya başladığını sandı. Koşmak için attığı her adım yalpalayarak yol katetmesine sebep oluyordu. Titreyen ellerini zapt etmek, ayakta durmak, sakin kalmaya çalışmak zor geliyordu. Olduğu yere her an yığılacak gibi duran vücuduna komut vererek ilerlemeye devam ediyordu.
İlerlemek zorundaydı.
Annesi şu lanet evin içinde yanıyordu ve Eslem’in elinden hiçbir şey gelmiyordu. Lanet ateşler sönmek yerine yükselmeye devam ederken zihni ve düşünceleri eziyetlerine devam ediyordu.
Annen acı çekerken sen sağlam bir şekilde duruyorsun.
Annen belki baygın ama sen ayaktasın.
Annen belki nefes almıyor ama sen temiz havayı içine çekiyorsun.
Annen sesleri duyamıyor sen kendi acı feryadına karışan siren seslerini çok net duyuyorsun.
Annen belki nefes alabilirdi, sen intikam uğruna bu işlere kalkışmasaydın.
Anneni sen öldürdün.
Evin kapısı görüş alanına girerken tekrar bağırmaya başladı. Annesinin sesini duyunca evden çıkacağını sanan kalbi gerçekleri görse de kabul etmek istemiyordu.
‘’Anneeeee! Anneeeeee! Ben geldim anne. Çık evden.’’
Birinci basamağa attığı adımı havada asılı kalırken geriye çekilmesini sağlayan kollara bir müddet anlamsızca bakmış ardından aklının sağlam kalan son kısmını da havada kalan ayağıyla beraber asılı bırakmıştı. Çıldırmış gibi saçlarına yapışarak attığı çığlıklar Yağmur’un ağlamasını şiddetlendirirken Ömer kollarını sıkarak olduğu yere çömeldi. Kendisine zarar vermemesi için kollarıyla beraber tekrar onu kucağına hapsederken Eslem ne yaptığının ya da ne söylediğinin farkında değildi.
‘’Hayır, hayır, hayır!’’
‘’Gerçek değil.’’
‘’Hayır! Hayır!’’
‘’Beni al Allah’ım. Onu geri ver beni al.’’
‘’Beni al!’’
Alevler geriye sadece duman olarak kalırken küle dönen evin içerisinden çıkan dört çalışan siyah poşete koyulmuş cesedi taşıyorlardı. Ömer’in bam telini kırmaya yeten görüntü bu olmuştu. Eslem’in çığlıklarına ve göz yaşlarına sarsılan omuzları eşlik ediyordu.
‘’Anneeee!’’
‘’Hayır Allah’ım. Hayır! Anneeeeeeeeee!’’
Ömer’in kucağında kanadı kırılan kuş gibi çırpınmaya devam ederken Ömer’in onu tutması zorlaşıyordu. Koşmak ve poşete yapışmak istiyordu, içindekini özgürlüğüne kavuşturmak kesilen nefesini ona üflemek istiyordu. Sağ elini özgürlüğüne kavuştururken topraktan güç alarak ayağa kalkmaya çalışıyordu.
‘’Bırakın! Dokunmayın ona! Bıraaaak! Bırak!’’
‘’Ömer kurtar onu. Ömer!’’
‘’İzin verme götürmelerine, yalvarırım sana ne olur.’’
‘’Kurtar onu. Ömer!’’
Belindeki ellere vurarak oturduğu yerde tepinirken ambulansa koyulan poşet ile hareket etmeyi kesti. Sesi de hareketlerine eşlik ederek kesilirken artık bağırmıyordu.
‘’Neden? Neden Allah’ım? Annemden ne istediler?’’
Yumruk yaptığı elini art arda göğsüne vururken ‘’Neden!’’ diye tekrardan bağırmaya başladı.
‘’Neden!’’
‘’Acıyor.’’
Avucunu açarak göğsüne bastırırken ‘’Acıyor Ömer.’’ Demeye devam ediyordu.
‘’Acıyor Allah’ım. Acıyor. Acıyor. Acıyor. Canım çok acıyor. Kalbimi yakıyorlar sanki, çok ağrıyor çok acıyor. Dayanamıyorum. Lanet şey canımı çok yakıyor!’’
Kafasını iki yana sallarken sayıklamaya devam ediyordu. Gözünden akan yaşlar deniz olup taşmaya başlarken sayıklamasına devam ediyordu.
‘’Annem değil o. Annem değil. Annem değil. Annem olamaz. Annem hastanede. Annem değil.’’
Aklına gelen fikirle yüzünü koluna silerek belindeki kolları çekiştirdi.
‘’Bırak beni. Bırak!’’
Aldığı komutla kollarını çözen Ömer, Eslem ile ayağa kalkarak kolunu tutmaya devam etti.
‘’Eslem. Yapma kurban olduğum.’’
Boş bakışları ile karşısındaki Ömer’e bakarken ne yapacağını unutmuştu. Neden ayağa kalkmıştı? Ne yapacaktı? Amacı neydi? Nereye gidecekti?
Gücü kesilen bacaklarından sebep olduğu yere çökerken Ömer’de belinden tutarak onunla yere çökmüştü. Eslem’in sırtını göğsüne yaslarken sağ omzunun üstünden geçirdiği koluyla başının sol tarafını tutarak saçlarına dudaklarını bastırdı.
‘’Acıya alışacaksın güzelim. Acıya alışacaksın.’’
Bütün gücünü arkasındaki bedene bırakan Eslem, omzundaki kola sarılarak başını Ömer’in omzuna yasladı. Ömer’in dudakları şakaklarına yerleşirken itfaiyeciler işlerini bitirmek üzereydi.
‘’Acıyor Ömer! Çok acıyor!’’
Bakışlarını gökyüzüne çevirirken çenesinden süzülen yaşlar boyun kısmından ilerlemeye devam ediyordu.
‘’Nasıl dayanacağım Allah’ım? Yapamam. Ben yaşayamam, yapamam o kadar güçlü değilim. Annem o benim. Annem!’’
Bakışları ambulansın açık olan kapısından gözüken torbaya kalırken hıçkırıklarını serbest bıraktı.
‘’Ö..Ömer. O karanlıktan korkar. Siyah.. siyah… hıh siyah poşete koymuşlar. O sevmez karanlığı hıh hıh sevmez Ömer.’’
Ömer’in kolunu tutan elini sıkılaştırırken hıçkırıklarının arasından konuşmaya devam ediyordu.
‘’Korkar Ömer. Poşete koyulur mu hiç? Annem o benim. Poşete neden koyuyorlar? Çıkar onu poşetten Ömer. Poşette üşür o. Çıkar onu.’’
Eslem’in hıçkırıklarına Yağmur’un sesi eşik ederken etrafta merakla bekleyen insanlardan eser yoktu. Ara sıra oluşan patlamalar insanların bulundukları ortamı terk etmelerine yetmişti. Alevlerin yerini alan dumanlar az önce kızların kalbini kirletirken şimdi yönünü gökyüzüne çevirmişti. Açık renkle parlayan gökyüzünü kendi karanlığıyla kirletirken Eslem gözlerini yükselen dumanlardan ayırmıyordu.
İşleri biten çalışanlar son kontrollerin ardından evden çıkarlarken bir kısmı arabaya ilerlemiş bir kısmı ambulansa gitmişti aralarından bir tanesi ise Ömer’in yanına gelmişti. Eslem’in bakışları gökyüzünden bir saniye bile ayrılmazken hıçkırıkları yerini iç çekişlere bırakmıştı.
Ömer tutuşunu bir an bile bollaştırmadan sadece kafasını çevirerek yanına elen adama odaklandı.
‘’Başınız sağ olsun ve büyük geçmiş olsun. Elimizden geleni yaptık ama maalesef ne içerideki kadını ne de eşyaları kurtaramadık. Yangın çok hızlı bir şekilde dağılmış, kundaklama olabilir gelen ekiplere şüphelerimizi dile getirdik muhakkak sizinle görüşeceklerdir. Bu arada cesedi küvetin içerisinde üstü giyinik bir vaziyette bulduk, sanırım alevler bir anda artınca çıkışa gelememiş ve banyoya kaçmış direk olarak.’’
İtfaiyeci soluklanarak bakışlarını Eslem’e çevirirken söyleyeceklerini yumuşatacak başka kelimeler arıyordu ama bulamıyordu.
‘’Bunu söyleyerek acınızı katlamak istemem ama geldiğimizde evin vanaları kapalıydı, suları kesilmişti. Dış kapı ise açılamayacak şekilde zarar görmüştü. Camlarda açılamayacak şekilde yapıştırılmıştı. Tekrardan başınız sağ olsun, cesedin tespiti için bir aile yakınının bizimle hastaneye gelmesi gerekiyor. DNA örneğiyle öğrenme gerçekleştireceğiz tabi isterseniz merhumu görebilirsiniz ama bence görmeyin. Hafızanızda ve aklınızda en son hatırladığınız şekilde kalması herkes için daha sağlıklı olur.’’
Ömer’in ‘’Teşekkür ederiz, sağ olun.’’ Cümlesi itfaiyecinin yanlarından ayrılmasına sebep olurken Eslem’in zihni söylenen cümlelerin ağırlığı altında eziliyordu.
‘’Annemi öldürdüler Ömer.’’
Hıçkırıkları tekrardan yükselirken Ömer’in tutuşundan kurtularak yüzünü ona döndü. Elleri Ömer’i tişörtünün yakasından yakalarken ‘’Annemi öldürdüler.’’ Diyerek yakasını çekiştiriyordu. Parmak boğumları beyazlarken Ömer ellerini çözerek avucunun içerisine aldı.
‘’Camlar kilitlenmiş, kapı yamultulmuş, sular kesilmiş. Annemi öldürdüler Ömer.’’
Eslem’in kafası Ömer’in boynundaki yerini alırken sırtına çıkıp okşayan eller rahatlamasına yardımcı olmuyordu.
‘’Görmeyin cesedi dedi. Annem ne hale geldi Ömer? Annemin canı çok yandı?’’
Hıçkırıklarına eşlik eden iç çekişleri nefes almasını zorlaştırırken elinde iğneyle gelen sağlık görevlisine elini kaldırdı Ömer. Başını iki yana sallayarak istemediğini belirtirken iki eliyle sardı Eslem’i. Ona sakinleştirici verip onu uyuşturtmayacaktı. Ağlamak istiyorsa ağlayacak rahatlayacaktı, duygularını yaşamadan uyuşturulmak süreci daha kötü yapmaktan başka bir işe yaramayacaktı.
‘’E..elini fı..fı..fırına değ..değdir..değdirdiğinde bi..bi.bile canı çok yanardı. Ömer! Nasıl da..dayandı? O, o, o kadar acı..acıya nasıl dayandı?’’
Eslem ağlarken sırtını sıvazlayan Ömer sessizce ağlamalarına eşlik ediyordu. Böyle bir durumda ne deyip rahatlatılırdı ki insan?
Hemen yanlarında duran Erdem ve Yağmur’da onlardan farklı değildi. Erdem’in güvenli hissettiren kollarının arasında ağlayan Yağmur’un dua gibi diline doladığı tek bir cümle vardı.
‘’Allah’ım Eslem’in bana ihtiyacı var. Bizi birbirimizden ayırma.’’
Babalarının ölümünde hem annesine hem Yağmur’a kol kanat geren Eslem’in annesinin ölümüyle kanatları kopartılmıştı. Babasının ölümünü içine atarak ayağa kalkan, ailesini ayakta tutmaya çalışan Eslem’in gücünü tüketmişlerdi.
Ne ayağa kalkabilecek gücü vardı ne de Yağmur’a destek olabilecek takati. Tamamıyla tükenmişti.
Yağmur Erdem’den aldığı güç ve destekle Eslem’in yanına gelerek dizlerinin üzerine çökmüştü. Ömer’den aldığı onay ile Eslem’i omuzlarından kavrayıp kendisine döndürdüğünde göz göze gelen kız kardeşler bir müddet birbirlerine bakmış ardından sarılarak ağlamaya başlamışlardı.
Eslem’in hıçkırıklarına ve yakarışlarına ‘’Yanındayım.’’ Ya da ‘’Buradayım. Beraberiz.’’ Diyerek karşılık veren Yağmur ellerini kardeşinin saçlarından ayırmıyordu. Göz yaşları Eslem’in saçlarını ıslatırken ‘’Yanındayım.’’ Diye fısıldamaya devam ediyordu.
‘’Beraberiz.’’
‘’Yanındayım.’’
‘’Çok acıyor Yağmur!’’
‘’Acıyacak, mahvedecek ama atlatacağız. Bunu da atlatacağız. Ben yanındayım, sen yanımdasın. Beraberiz.’’
Kardeşinin saçlarını okşayarak fısıldadığı cümleler havada süzülerek özgürlüğe kanat çırparken Yağmur’un düşünceleri çoktan bunu yapanlara karşı intikam planları kurmaya başlamıştı. Bu saatten sonra yerel yollarla veya değil bu işin sonunu getirmeye ant içmişti. Ne Eslem’e ne de kendisine bir kayıp daha yaşatmayacağına dair söz verirken bu sefer ki fısıltısı Eslem’in sessizleşmesini sağlamıştı.
‘’Annemin ve babamın intikamını alacağız.’’
Dumanlar yerini ağır is kokusuna bırakırken gökyüzü istirahate çekilip yerini yıldızlara bırakmak üzereydi. Hava neredeyse kararacak ve yeryüzünün üzerini örtecekti sadece gökyüzüne değil bulundukları mahalleye, sokağa, bahçeye ve evlerine de örtüsünü örtecekti. Tıpkı yarın annelerinin üzerine örtecekleri toprak gibi.
Olay yeri inceleme görevini tamamlamış, itfaiyeciler ve sağlık görevlileriyle beraber ortamı terk etmişlerdi. Sağlık görevlileri gitmeden önce Eslem’den aldıkları örnek ile sonuçların birkaç saate çıkacağının bilgisini vermeyi ihmal etmemişlerdi. DNA sonuçları çıkacak ve beklenilen sonucu resmileştirecekti.
Buraya gelmek isteyen herkesi durdurmuştu Ömer. Gelmeyin demişti, şu an değil.
‘’Buraya gelerek sadece yarasına tuz basacaksınız, bekleyin ben onu size getireceğim.’’ Bu cümleleri kullanmıştı her telefon açana. Bir zaman sonra gerekli kişiler ile görüştüğüne kanaat getirerek sessize almıştı telefonu. Sadece Âdem ve Salih buradaydı. Burada bulunan dörtlüyü alacak ve taziye evine götüreceklerdi. Eslem ve Yağmur’un evleri yandığından ötürü cenaze evi olarak Hasan Bey ve Azize Hanım’ın evi uygun görülmüştü. Baş sağlığı dilemek isteyen insanlar oraya gidecek Kur’an ve Mevlüt’leri orada okutacaklardı.
Test sonucu ölen kişi ile Eslem arasındaki bağı %99,9 olarak uyumlu görmüştü. Ölen Asude Soylu’ydu. Belge resmileşmiş anons mahallede yapılmıştı. Cenaze namazı yarın öğle ezanıyla beraber kılınacak ve aile kabristanlığına Harun Soylu’nun yanına gömülecekti. Dünya’daki yaşamları biten karı kocanın ahiret yolculuğu ortak olarak devam edecekti, tıpkı geride kalan kızlarının yaşamlarını ortak olarak devam ettirecekleri gibi.
Derin bir nefes alan Ömer artık daha sakin olan Eslem’i kucağına alarak ayağa kalktı. Erdem ve Yağmur onlardan önce arabaya geçmişlerdi. Eslem her seferinde biraz daha diyerek Ömer’in kalkmasına müsaade etmezken yanan evin her bir karesini belleğine kazıdı. Yanan kapıyı, pencereyi, merdivenleri, çatıyı ve annesinin siyah poşette dışarı çıkarılışını. Hepsini en ince ayrıntısına kadar kazıdı belleğine.
Babasının ölümünden sonra içinde yanan intikam ateşi, annesini yutan alevlerden sonra buz tutmuştu.
Ömer kucağında taşıdığı Eslem ile geldikleri arabaya ilerleyerek arka kısma geçip oturdu. Kucağından indirmediği Eslem kafasını Ömer’in boynuna gömerek gözlerini yumarken elleri yumruk haline Ömer’in tişörtünün üzerinde duruyordu. Dağılan saçlarını boştaki eliyle seven Ömer aldığı derin nefesler sayesinde Eslem’in göğsünde yükselmesine sebep oluyordu.
Salih ile dikiz aynasından buluşan gözleri aynı acıyı paylaşırken Eslem’in kokusunu içine çekerek sakin kalmaya çalışıyordu Ömer. Her şey çok zordu evet ama ilerlediğini yol katettiğini sanırken kayıp vermek daha zordu. Yürüdüğünü, ilerlediğini sandığın yola meğerse hiç adım atamamış ya yerinde saymışsın ya da geriye yuvarlanmışsın.
Araba Hasan Kılıçay ve Azize Kılıçay’ın evlerinin önünde dururken kapıda bekleyen kalabalık ile gözlerini sımsıkı kapattı Ömer. Kopacak tufanı biliyor ve hissediyordu. Eslem daha fazla ağlayacak daha fazla üzülecekti.
‘’Seni direk odaya çıkartabilirim. Kimseyi görmene gerek kalmaz.’’
Ömer’in kurmuş olduğu cümle Eslem’in yattığı yerden doğrulmasına sebep oldu. Bakışları bir süre Ömer’in yüzünde sabit kalırken ondan kopan gözleri bu sefer kapıya çevrildi. Herkesin dışarıda beklediğini görmesi gözlerinin sulanmasına yetmişti.
‘’Hayır, görmek istiyorum.’’
Eslem’in cümlesi üzerine derin bir nefesi ciğerlerine yollayan Ömer kapıyı açarak soğuk havanın arabaya dolmasını sağladı. Eslem’i dikkatli bir şekilde kucağından indirip arabadan çıkmasına yardımcı oldu. Eslem ve Yağmur yan yana bir şekilde kapıda bekleyenlerin önüne ilerlerken Hasan Bey ve Asım Bey kızları beklemeden yarı yolda kollarını açarak kızları karşılamışlardı.
İki baba, iki evlat.
Sevgi görmek için aynı kandan olmanıza gerek yoktu bazen kan bağınızın bulunduğu akrabalarınızın size veremediği sevgiyi ve değeri bir başkası rahatlıkla verebilirdi. Kimisine göre Hasan Kılıçay ve Asım Ildır bir yabancıyken Eslem ve Yağmur’a göre aile demekti. Babalarının yokluğunda kol kanat geren ikili annelerinin yokluğunda da acılarını yüklenecek kızları evlat diye benimsemeye devam edeceklerdi.
Onlar Harun’un emanetiydi şimdi Asude’nin de emaneti olmuşlardı.
Babasızlığı tadan yürekleri annesizliği de tatmaya başlayacaktı.
Çıktıkları yol önce babalarını sonra annelerini almıştı, daha kaç can gidecekti? Daha kaç kişi feda edilecekti? Kötüler ne zaman ceza çekecekti?
Eslem’den Devam…
Hasan amcanın kollarında her zaman bulduğum huzur şu an çok uzaktaydı. Yüzümü ellerinin arasına alarak başımdaki ve boynumdaki yaraya bakarken hareket eden dudaklarından çıkanları duymuyordum.
Hasan amcanın ardından Asım amca onun ardından Şahika teyze ve Azize teyze derken içeriye geçmiştik. Kapıda gözleri boncuk bir şekilde bizi karşılayan İlayda açtığı kollarının arasına Yağmur ve beni aynı anda alırken hangimizin hıçkırığı daha yüksek çıkıyordu bilmiyorum.
Canım acıyordu evet ama bu öyle açılan bir yaranın sebep olduğu acı değildi. İçim yanıyordu, kalbim göğsümü parçalamak istemiyor kalbim artık atmak istemiyordu. Zihnim uyuşmuş iki kelimeyi bir araya getirmeyi bırakın bir kelimenin harflerini toparlayamıyordu.
Geçecek diyorlardı ama geçmeyecekti.
Her mutlu anımda, her hüzünlü anımda, her heyecanlandığımda, her olay olduğunda nasıl babama anlatmak isteyip anlatamadıysam şimdi de anneme anlatamayacaktım. Her seferinde onları hatırlayacak her seferinde kalbimin acımasını sağlayacaktım.
Alışıyorduk ama asla geçmiyordu.
Babama alışmamıza annem yardımcı olmuştu ama anneme alışmamıza kim yardımcı olacaktı?
İlayda’nın kolları bollaşırken Sinan girdi görüş açıma. Birkaç saniye süren bakışmamız Sinan’ın kollarını açmasıyla devam ederken İlayda’dan ayrılıp ona ilerledim. Yağmur ve İlayda ne kadar kardeşimse Sinan’da o kadar kardeşimdi.
‘’Bunu da atlatacağız kardeşim. Yalnız değilsiniz biz buradayız.’’
Saçlarımı öperek kurduğu cümleler içimdeki buz tutmuş kütleyi daha çok soğuturken pes etmek istiyordum. Dayanacak gücüm kalmamış gibiydi.
‘’İlayda, kızlara temiz kıyafet ayarlarsan çok iyi olur. Birde Esleme tekrar pansuman yapmamız gerekecek, malzemeler bende var, giyindikten sonra ben yaparım pansumanını.’’
Ömer’in varlığı ve sesi gerilen omuzlarımı rahatlatırken Sinan’dan ayrılıp etrafa bakmaya başladım. Gözlerim her açıp kapadığımda acıyordu. Göz kapaklarım birbirine her değdiğinde iğneler batırılıyordu.
İlayda elinde birkaç parça kıyafet ile yanımıza gelerek odaya doğru bizi götürürken derin bir nefes alıp göğsüme elimi bastırdım. Çok ağırlık yapıyordu, duygularımın fazlalığı ağır gelmişti ve göğüs kafesimi zorlayarak bana işkence ediyordu.
Lavaboya girdiğim gibi aynaya bakmadan suyu açarak ellerimi ıslattım. Bileklerime nüfus eden su bir nebze olsun kan akışımı rahatlatırken avuç içlerime doldurduğum suyu yüzüme çarptım. Ensemi ve boynumu ıslatarak suyu kapattım. İlayda’nın uzattığı eşofman takımını alarak odaya geçeceğim esnada kolumu tutarak gitmemi engelleyen İlayda ‘’Bekle yardım edeceğim.’’ Dedi.
Yağmur’unda yüzünü yıkamasıyla hep beraber boş olan odaya geçince İlayda’nın yardımıyla üzerimizdeki kıyafetlerden kurtulmuş temiz kıyafetleri giyinmiştik. Keşke çıkardığımız kıyafetler duygularımızı ve hislerimizi de beraberinde götürseydi.
Kirlilerimizi alarak odadan çıkan İlayda kapıyı açık bırakmıştı. Yanımda oturan Yağmur elini yüzüme getirerek çenemden kavrayıp kendisine çevirirken gözleri ile yüzümü inceliyordu. Alnımda ve boynumda fazladan duran bakışları rahatsızca yerimde kıpırdanmama sebep olurken tıklanan kapı ile elini yüzümden çekti.
‘’Müsait misiniz?’’
Erdem’in sorusuna ‘’Gel canım.’’ Yanıtını veren Yağmur oturduğu yerden kalkarak Erdem’i karşılarken arkadan gelen Ömer’in elindeki poşette ne olduğunu az çok tahmin edebiliyordum. Yağmur’un kalktığı yere bir dizini kırarak otururken tamamıyla bana dönüktü.
‘’Dön bakalım.’’
Aldığım komut aynı şekilde ona dönmemi sağladı. Saçlarımı geri iterek yüzümü açığa çıkartırken baş parmakları elmacık kemiklerimi sevmeye başlamıştı.
‘’Ben saçlarını öreyim.’’
İlayda arkama geçerek saçlarıma sprey sıkarken Ömer’de benim gibi hareketsiz duruyordu. Sıkılan sprey yardımıyla hızlıca saçımı tarayıp yine aynı hızla örgü yapmıştı. İlayda’nın işinin bitmesiyle poşetteki malzemeleri çıkartan Ömer sessizlik içerisinde pansumanımı yaparak temiz bandajları yapıştırmıştı.
Kirlileri alarak odadan çıkan İlayda bir bardak suyla geri gelirken Ömer elinde tuttuğu hapı bana uzattı.
‘’Ağrı kesici. Başına darbe aldın ağrını hafifletmesi için.’’
Hapı ve suyu alarak sessizce içtim, sanki gürültü yapsam elime ne geçecekti. Her ağladığım dakika zamanı geri almayacağı gibi annemi de geri getirmeyecekti.
Ömer’in dudakları alnıma dokunarak öpücüğünü bırakırken gözlerimi kapatarak tişörtüne tutundum. Üzerini değiştirmişti. Temiz çamaşır kokusu ikimizin arasından çıkarak odaya karışırken şakağıma da öpücük kondurarak ayağa kalktı.
‘’Ben namaz kılana kadar odada kalın sonra beraber ineriz aşağıya.’’
Yanımdan ayrılmadan Ömer’in elini yakaladım. Parmaklarım anında parmaklarına kenetlenirken ‘’Namaz mı kılacaksın?’’ diye sordum. Boştaki eliyle, elimin üzerini okşarken ‘’Evet güzelim.’’ Cevabını verdi.
‘’Ömer bana da dua eder misin?’’
‘’Ederim kurban olduğum.’’
‘’Allah’tan ister misin sıradaki ben olayım.’’
Ömer’in sertleşen bakışlarına kasılan eli eşlik ederken ellerimizi ayırarak yüzümü avuçlarının arasına aldı.
‘’Rabbim alnımıza ne zaman ölüm yazdı bilmiyorum Eslem ama inanıyorum ki seninle geçireceğim çok uzun bir ömür yazdı bana. Ağzımızdan çıkan her sözün dua hükmü olduğundan güzel kelam et ki gönlüm yeşersin. Varlığınla sınanmamı isteme benden, yapamam.’’
Dolan gözleri yok olduğunu düşündüğüm yaşlarımı geri getirirken başımı olumlu anlamda sallayarak burnumu çektim. Dudakları tekrar alnıma dokunduktan sonra odadan çıkarken bir müddet sessizce arkasından baktım ardından oturduğum yatağa uzanarak ayaklarımı kendime çektim.
Sağıma ve soluma yatan bedenler kollarını sıkıca vücuduma dolarken Rabbim’e şükrettim. Yağmur ve İlayda’da olmasaydı ya tek kalsaydım? Sırtımı yaslayacak kimsem olmasa ne yapardım? Dayanağım ne olurdu?
Sessizce akıttığımız göz yaşlarımız Erdem’in üzerimize örtü örtmesiyle iç çekişlere dönmüştü. Yatağın Yağmur’dan taraf olan kısmı hafifçe göçerken Erdem o kısma oturduğunu Yağmur’a fısıldadığı kelimelerden anladım.
‘’Buradayım. Yalnız değilsin.’’
İlayda yüzümdeki yaşları temizleyerek ‘’Annem sevdiğin çorbadan yaptı, aşağıya inip kaselere dolduruyorum hep beraber içiyoruz tamam mı?’’ sorusuna verecek cevap bulamadım.
‘’Annem ölmüşken yemek yemem ayıp olmaz mı? O canını teslim ederken benim canımı düşünerek karnımı doyurmam doğru olur mu ki?’’
Titreyerek çıkan sesime karşılık İlayda’nın ağzından kaçan hıçkırık benimde ağlamamı şiddetlendirmişti. Annem ölürken aç mıydı yoksa tok muydu? O morgda o soğukta nefes almadan beklerken benim yemek yemem ne kadar doğruydu?
‘’Asıl yemek yemezsen yanlış olur. Asude teyzeyi üzmek istemezsin öyle değil mi?’’
‘’İstemem. Annem üzülmesin.’’
‘’Ben gidip çorbaları ısıtayım sizde gelirsiniz.’’
İlayda yattığı yerden alel acele kalkarak odadan çıkarken bende uzandığım yerden doğrulmuştum. Yüzümdeki yaşları kurulayarak arkama döndüğüm esnada Yağmur’un uyuduğunu gördüm. Ellerim yavaşça yüzünde dolaşırken ‘’Ona çok iyi bak Erdem. Onun sana çok ihtiyacı olacak.’’ Dedim.
‘’Söz veriyorum, elimden gelenin daha fazlasını yapacağım. Yağmur benimde canım.’’
‘’Teşekkür ederim.’’
Yüzüne düşen tutamları geri iterek boşta kalan yanağına öpücük kondurdum. Yumuşak yanaklarının sıcaklığı hâlâ yaşayan bir insan olduğunun kanıtı gibi ısı veriyordu. Kapıda oluşan hareketlilik ile o tarafa döndüm. Ömer yavaşça açtığı kapıyı aynı yavaşlıkla kapatarak yanımıza geldi. Saçlarımın tepesine öpücük kondurarak boştaki elimi avucunun içerisine aldı.
‘’Erdem biz inelim kardeşim. Yağmur uyanınca sizde gelirsiniz.’’
Fısıldayarak kurduğu cümleye Erdem başını sallayarak cevap verirken Ömer kenarda duran hırkayı alarak giyinmeme yardımcı oldu. El ele odadan çıktığımızda aşağıdan gelen uğultular tüylerimi diken diken etmeye yetmişti. Herkes annemi mi konuşuyordu? Nasıl öldüğünü konuşacak bize acıyacaklar mıydı? Neden öldü sorusuna nasıl cevap verecektik? İntikam almak istedik annemi bizden aldılar mı diyecektik?
Hepsi benim suçumdu.
‘’Hepsi benim suçum.’’
‘’Ömer hepsi benim suçum. Annem benim yüzümden öldü.’’
‘’Ben sebep oldum. İntikam dedim durdum, araştırma dediler araştırdım. Ben yaptım, benim suçum.’’
Yüzümü avuçlarının arasına alan Ömer göz teması kurmamızı sağladıktan sonra ‘’Hiçbir şey senin suçun değil. Annene ölüm bugün yazılmıştı, istesek bile değiştiremezdik. Böyle konuştuğunu duysa çok üzülür biliyorsun anneni. Senin yüzünden ölmedi, sen sebep olmadın ama o pisliklerin ölmesine ben sebep olacağım. Söz veriyorum.’’ Dedi.
Başımı olumlu anlamda sallarken göz yaşlarım yine akmaya başlamıştı. Ömer aldığı derin nefesi sesli bir şekilde dışarıya bıraktıktan sonra yavaş bir şekilde merdivenleri inerek mutfağa geçiş yapmıştık. İlayda çorbaları kâseye koymuş diğerleri ile mutfakta oturuyordu.
Mutfağa girmemiz ile Hakan, Bahar, Faruk abi ve Merve oturdukları yerden kalkarak yanımıza gelmişti. Bahar ve Merve ile sarılırken, Hakan ve Faruk abi ile el sıkışmıştık. Hepsinin dilinden dökülenler aynıydı.
‘’Başımız sağ olsun.’’
Bu cümleye karşılık verebilecek kelimeler varsa bile şu an cevap vermek istemiyordum. Ömer’in yönlendirmesi ile boş olan sandalyeye oturdum. Ömer yanımdaki yerini alırken diğerleri de boş olan yerlere oturmuştu.
‘’Hadi herkese afiyet olsun.’’
İlayda’nın cümlesi masadaki herkesi harekete geçirmesi gerekirken duraklatmıştı. Bakışlarım önümdeki tabakta olsa da onların benim üzerimde olan bakışlarını hissedebiliyordum. Ömer kaşığı elime tutuşturarak kedi kaşığını eline aldı.
‘’Sen yemeden kimse yemeyecek. Bu yemeklerin hepsi annenin hayrı için yapıldı, hadi güzelim.’’
Başımı olumlu anlamda sallayarak kaşığımı çorbaya daldırdım. İlk kaşığı ağzıma atmamla herkesin sessizlik içerisinde yemek yemeye başlaması bir oldu. Yuttuğum çorba geçtiği yerleri yakarak acı bir yolu gerisinde bırakırken yemek gören midemin sevinci kalbimi kırdı. Evet acıkmıştım ama şu an bunu mu düşünmem gerekiyordu? Midem neden bana ihanet ediyordu?
Göz yaşlarım yanaklarımdan süzülerek tabağıma damlarken burnumu çekerek çorbamı içmeye devam ettim. Biten kasemi İlayda’ya uzatırken ‘’Bir tane daha koyar mısın?’’ diye sordum. Kasemi alırken parlayan gözleri ‘’Yemek vereyim sana olmaz mı?’’ sorusunu yöneltirken başımı iki yana sallayarak onu reddettim. Çorba dolu kâseyi tekrardan önüme koyduğunda ağlayarak içmeye devam ettim.
Tarhana annemin en sevdiği çorbaydı.
Çorbasını bitirenler ikinci tabağı yemezken başımı Ömer’in omzuna yasladım.
‘’Ömer.’’
‘’Efendim kurban olduğum.’’
‘’Benim elbisem yok.’’
Başımı omzundan kaldırırken ağlamam şiddetlenmişti.
‘’Ömer elbisem yok. Başörtüm yok. Yarın annemin cenazesinde ne giyineceğim ben. Ayakkabımda yok. Hiçbir şeyim yok. Annemde yok, babamda yok. Ne yapacağım ben?’’
Ömer’in kolları omuzlarımı sararak beni kendisine çekerken kokusuna ve göğsüne sığındım.
‘’Elbiseni alırız, örtünü de alırız, ayakkabını da alırız. En güzel şekilde götüreceğim seni annenin yanına.’’
‘’Söz mü?’’
‘’Söz güzelim söz.’’
Akreple yelkovan girdikleri yarışa son sürat devam ederlerken Hasan amcanın ayarladığı erkek ve kadın hoca gelerek gece yarısına kadar evde kuran okumuşlardı. Adamlar bahçede kadınlar içeride oturacak şekilde ayarlama yapılmıştı. Asım amcanın ayarladığı yemekler baş sağlığı dilemeye gelenlere ikram edilirken Yağmur uyanmış ve yanımıza gelmişti. Yemeğini bitirene kadar başında beklemiştim yemeği bittikten sonra el ele salona geçip oturmuştuk.
Saat hızlıca akıp gitmişti. Hocalar evlerine giderken gelen misafirlerde yavaşça dağılmıştı. Merve ve Faruk abi küçük çocukları olduğu için giderken Hakan ve Bahar yanımızda kalmıştı. Bahçede kalan adamlar içeriye giriş yaparken biz bize kalmıştık.
Ortamda konuşulan ve planlanan olasılıklara kulağımı veremiyordum. Zihnim bulanmıştı, uyku gözlerimi zorluyordu, kapanmak isteyen gözlerimi zorla açık tutmaya çalıştıkça beynime saplanan ağrıdan sebep yüzümü buruşturdum.
‘’Ben Eslem’e biraz hava aldırayım. Doktor bu gece uyumaması gerektiğini söyledi.’’
Ömer’in cümlesini herkes onaylarken Yağmur bileşik olan ellerimizi ayırarak ‘’Git.’’ Dedi. Erdem kalktığım boşluğa otururken Yağmur’un Erdem’in omzuna kafasını yaslamasını izledim. Annem kızının düğününü göremeyecekti ama en azından mutlu anına şahit olmuştu.
Benim ise hiçbir anıma şahit olamayacaktı…
Bahçeye çıktığımız gibi vuran soğuk üşümeme sebep olurken elindeki battaniyeyi omzuma saran Ömer sol kolunu omzuma atarak beni kendisine daha çok çekti. Sessizlik içerisinde bahçeyi turlarken nefeslerimi düzenli tutmaya çalışıyordum.
‘’Elbiseni sen mi almak istersin yoksa ben aldırayım mı?’’
‘’Sen aldır.’’
‘’Peki. Gel bakalım şöyle oturalım.’’
Ömer’in yönlendirmesi ile salıncağa oturdum, peşimden oturmasıyla salıncak hafifçe sallanmaya başlarken ciddi olan gözleri önemli bir konuşma yapacağının habercisiydi.
‘’Eslem, güzelim. Şimdi ben çok dikkatli dinlemeni ve itiraz etmemeni istiyorum.’’
Bakışları cevap beklerken ‘’Tamam.’’ Dedim. Onu reddetmeye veya sorgulamaya mecalim yoktu.
‘’Yarın annenin cenazesini almaya gittiğimizde görmek istemeyeceksin.’’
Birkaç saniye ya da birkaç dakika cümlesini sindirmeye çalıştım. Anneni görmeyeceksin diyordu değil mi?
‘’Neden? Hakkım değil mi?’’
‘’Hakkın elbet kurban olduğum ama… ama… bırak en son hatırladığın şekilde aklında kalsın. Şu an görecek olman daha fazla acıdan başka bir şeye sebep olmayacak. En son hatırladığın bütün anılarına sünger çekermiş, bırak o sünger yerinde kalsın. Anneni en son haliyle hatırla.’’
Haklıydı aslında. Annemin gülen yüzü, nar kırmızısı yanakları ve parlayan gözleri hatırımda kalan son yüzü olmalıydı. En son hali olarak aklımda ve kalbimde öyle kalmalıydı.
‘’Haklısın, ısrar etmeyeceğim.’’
Nefesini sesli bir şekilde dışarıya vererek ‘’Teşekkür ederim.’’ Dedi. Arkasına yaslanarak başını gökyüzüne çevirirken bende onun gibi arkama yaslandım ve başımı omzuna koydum.
‘’Ömer.’’
‘’Efendim güzelim.’’
‘’Annem şehit olmuş mudur?’’
‘’Selman (r.a) rivayetine göre Efendimiz (s.a.v) ‘’Yanarak ölmek bir şehadettir.’’ Buyurmuştur. Yangında ölen şehittir. İnanıyorum ki annende şehit oldu güzelim. Baban gibi şehit oldu.’’
‘’İnşallah. Ömer?’’
Başını başımın üzerine koyarken ellerimi avucunun içerisine hapsetti.
‘’Söyle kurban olduğum.’’
‘’Suçlular cezasını çekecek mi?’’
İşaret parmağını elimin üzerinde gezdirirken sessizliğini korumaya devam etti. Parmaklarını parmaklarıma geçirerek başımın tepesine öpücük kondurdu.
‘’Çekecek güzelim çekecek. Herkes cezasını çekecek.’’
Gecenin örtüsü kalkıp yerini sabaha bırakırken bulutlarını peşinde götürmemiş gökyüzünde bırakmıştı. Her ne kadar saatler sabah olduğunu gösterse de havanın kapalı olması ve hafif yağmur çiselemesi sabah etkisi vermiyordu.
Evin içerisinde olan koşuşturmayı oturduğum yerden izliyordum. Sabah Ömer birkaç işi olduğunu söyleyerek gitmeden önce bir fincan ıhlamur içtiğimden emin olmuş öyle de gitmişti. Yağmur uyuyordu, Erdem’de başında bekliyordu. Asım amca ve Şahika teyze gün aydığı gibi gelmişlerdi. Hasan amca ile yaptıkları telefon görüşmelerinin sonu gelmiyordu.
‘’Eslem güzelim birkaç lokma bir şey yiyelim, gel.’’
Şahika teyzenin sesiyle ondan tarafa döndüm. Boncuk olmuş gözleriyle gözlerimin içine bakıyordu. Onu ne kadar kırmak istemesem de mideme bir lokma sokabileceğimi sanmıyordum. Her yuttuğum geri çıkacak gibiydi.
‘’Şahika sultan, Eslem’in pansumanını yapayım bir şeyler yediğinden emin olacağım.’’
Salona giren Ömer, Şahika teyzenin yanımdan ayrılmasını sağlarken elindeki malzemeler ile yanıma oturarak alnıma öpücük kondurdu. Dudaklarının bıraktığı sıcaklık içimdeki buz kütlesinde hafif çatlaklıklar oluştururken sessizlik içerisinde pansumanımı tamamladı.
‘’Elbiseni getirdim. Yağmur’a da ayarladık birkaç parça kıyafet. İstediğin her şey hazır. Anneni almaya gitmeden önce bir şeyler yemen gerekiyor.’’
Annemi almaya gitmeden önce…
‘’Midem bulanıyor.’’
Fısıltıma karşılık olarak başını olumlu anlamda sallarken ‘’Çorba içelim o zaman.’’ Diyerek elimi tutup ayağa kalkmamı sağladı. Ömer önde ben arkasında olacak şekilde salondan çıkıp mutfağa girdik. Şahika teyze çorbayı ısıtıp önüme koyarken saçlarıma öpücük kondurmayı ihmal etmemişti.
‘’Sen çorbanı içerken ben saçını öreyim tekrardan güzel kızım. Olur mu?’
Başımı sallayarak Şahika teyzeyi onayladım. Ömer çorbama ekmek doğrayarak karıştırırken gözlerimi ondan ayırmıyordum. ‘’Al bakalım.’’ Diyerek uzattığı kaşığı elime aldım ve yavaşça çorbamı yemeye başladım.
Ben çorbamı içerken Şahika teyze örgümü bitirmiş Yağmur’da uyanarak mutfağa gelmişti. Yağmur çorbasını içerken bizler sessizlik içerisinde oturarak bekliyorduk. Akrep ve yelkovan hazırlanmamız gereken saate geldiklerinde oturduğum yerden kalkarak Yağmur ile beraber odaya ilerledim.
Ömer’in ayarladığı kıyafetler yatağın üzerinde duruyordu.
Siyah elbise, siyah külotlu çorap ve siyah renkte bir şal. Tıpkı annemin koyulduğu siyah renkli poşet gibi.
Dün bu saatlerde nefes alan annem bugün toprağın altına gömülecekti, dün Yağmur’un düğün planlarını konuşurken bugün annemin cenaze planlarını konuşuyorduk. Hayat bir ip yumağı gibiydi, yumaktaki ip bitince hayatımızın biteceğini sanmamız ise tamamen aldatmacaydı. Annemin yumağı ip doluydu ama hayatı sona ermişti, ben ise yumağımdaki iplerin bittiğini hissediyordum ama yaşıyordum.
Bu saatten sonra ne olacaktı?
Her şey başa dönmemişti, her şey ilkinden daha kötü olmuştu.
Babamın yokluğunda hayata tutunmuşken annemin yokluğunda tutunacak bir hayatta yoktu.
Tıklanılan kapıyla beraber düşüncelerim zihnimin köşelerine kaçıştılar. Azize teyze kapıda bize bakmadan gitmemiz gerektiğini söylerken ona neden gözlerini kaçırıyorsun diye sormamak için dilimi ısırdım ve Yağmur ile ellerimizi birleştirerek odadan çıktık.
Bakışlarım Yağmur’u bulurken şükrettim. Yağmur vardı, düşsem de tutar kaldırırdı biliyorum ama bu sefer düştüğüm yerden kalkmak istemiyordum. Düştüğüm yer yarılsa ve beni yutsa diye beklemek istiyorum.
Derin bir nefes alarak göğsümü rahatlatmak isterken daha fazla acı çekmek yüzümü buruşturmama sebep oldu. Kapıda bekleyenler bizi görünce evden çıkmaya başladılar. Ayakkabılarımızı giyinerek evden çıktık, Yağmur ile ellerimizi ayırmazken Ömer ve Erdem’in yönlendirmesi ile arabanın arka kısmına yine Yağmur ile oturdum.
Araba açık olan yolda özgürce akıp giderken göz yaşlarımda özgürlüğünü ilan etmiş arabayla yarışa girmişti. Yağmur’un hıçkırık sesiyle dudaklarımı ısırmaya başladım. Avucumun içindeki elini sıkarak yüzümü kuruladım.
‘’Ağlamayacağız.’’
Fısıltım sessiz olan arabanın içerisine bomba gibi düşerken konuşmaya devam ettim.
‘’Ağlamayacağız Yağmur. Onlar annemi bizden aldıklarını düşünüyorlar ama yanılıyorlar. Annemi babamın yanına uğurladık, sevenler kavuştu. Üzüntümüz onlara vereceğimiz en büyük hediye olacak, o yüzden ağlamayacağız. Güçlü olacağız. Biz Harun ve Asude Soylu’nun kızlarıyız. Bu vatana iki şehit verdik, düşmanın kanını yere akıtmadan rahat nefes almayacağız.’’
Bakışlarım dikiz aynasından Ömer ile buluşurken başını sallayarak ‘’Ölmek için yalvaracaklar. O itlerin kökünü kazıyacağız.’’ Dedi.
Bakışlarım tekrar dışarıya dönerken geldiğimizi fark ettim. Araba yavaşlarken yeşil renkli cenaze arabasının orta alanda durması kalbimin acısını ikiye katladı. O arabaya birazdan tabutla annemi koyacaktık. Allah’ım dayanma gücü ver, ne olursun ver çünkü ben nasıl dayanacağımı bilmiyorum. Göz yaşlarım tekrardan yoluna devam ederken Yağmur’a dönerek ‘’Mezarlığa gidene kadar ağlayabiliriz ama, burada kendimizi tutmayalım.’’ Dedim.
Tutmayalım, bırakalım. Burada bütün yaşlarımızı akıtalım, mezarlığa akacak yaşımız kalmasın ve yemin edelim. Annemin gözünün arkada kalmaması için intikamımızı alacağıma dair yemin edelim. Babam ve annem cennette huzur bulurken dünyada düşmana cehennemi yaşatacağımıza yemin edelim.
Söz veriyorum anne, kanınız yerde kalmayacak.
Bölüm etkileşimi
