23. bölüm / 24
Gizli Görev22. Sezon Finali Part I
Bölümler 24Şu an: 22. Sezon Finali Part I
- 1 0. Önizleme101 kelime
- 2 1. Bilinmezlik4.203 kelime
- 3 2. Kapkaççı3.297 kelime
- 4 3. Düğün Part I3.348 kelime
- 5 4. Düğün Part II3.975 kelime
- 6 5. Geçmiş4.306 kelime
- 7 6. Matruşka4.224 kelime
- 8 7. Thanos3.736 kelime
- 9 8. Baskın Basılanındır3.700 kelime
- 10 9. Korkuyorum4.046 kelime
- 11 10. Sorgun Sual4.019 kelime
- 12 11. Iron Man8.227 kelime
- 13 12. Anahtar Sensin6.000 kelime
- 14 13. Bende Seni Seviyorum4.407 kelime
- 15 14. Kambersiz Düğün Olmaz10.218 kelime
- 16 15. Kaçırıldı5.297 kelime
- 17 16. Elli Yaşlarına Yakın4.815 kelime
- 18 17. Söz Veriyorum Anne5.626 kelime
- 19 18. Benimle Evlenir Misin?3.737 kelime
- 20 19. Yanlış Yöne Atılan Adımlar7.872 kelime
- 21 20. Ömer'e Sor8.254 kelime
- 22 21. Gizli Görev8.277 kelime
- 23 22. Sezon Finali Part I4.486 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 23. Tepetaklak Sezon Finali Part II5.910 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Tırların Plakaları;
o 34 BRC 2504
o 34 BRC 2231
o 34 BRC 1422
o 34 BRH 2504
o 34 BRH 2231
o 34 BRH 1422
o 34 BRS 2504
o 34 BRE 2231
o 34 BRE 1422
BRC, BRH, BRS, BRE.
Her üç plakanın harfleri aynı rakamları farklıyken, her üç plakanın ise rakamları aynıydı.
Boynumu öne ve arkaya oynatarak esnetmeye çalışırken gözlerimi ovuşturdum. Kaç saattir ekran başında olduğuma dair bir bilgim yoktu ve başım çatlamak üzereydi. Ensemden başlayan uyuşma şakaklarıma kadar ulaşırken oradan da itinayla gözlerimi hedef alıyordu ve bu aşırı kötü bir durumdu.
Kulaklığın diğer tarafında çıt çıkmıyordu. Bakışlarım bağlantı göstergesine giderken, bağlantımızın hâlâ yerinde olduğunu gördüm. Anlaşılan üçüzler kendilerini sessize almıştı. Gerçi bu bir bakıma iyi bir şeydi çünkü konuşmaya başladıklarında hangisinden hangi ses çıkıyor anlayamıyordum.
Üçüzleri çözmeye çalışmak havuz problemlerinden daha zordu. Hem onları, hem takıntılarını, hem de verdikleri sistemi veya bulmacayı çözmeye çalışıyordum ve bu aşırı zordu. Zihnime birkaç gün öncesinin anıları doluşurken kıkırtıma engel olamadım.
‘’Sana verdiğim koordinatları girdin mi?’’
‘’Ona koordinat vermeyi kes! Söylediğim sisteme girmesi gerekiyor.’’
‘’Hey! Eslem şu an ona attığım dosyayı ayıklıyor, ne sisteminden bahsediyorsun?’’
Üçüzlerin birbirine benzedikleri yetmezmiş gibi sesleri de birbirinin aynısıydı, şahsen hangi ses kimden çıkıyor hiçbir fikrim yoktu ve onlarla her konuşmaya çalıştığımda işin içerisinden çıkamıyorduk.
‘’Bok kafa, sana ben iş verirken geri dur demiştim.’’
‘’Kes cücük. Önce ben iş verdim.’’
‘’Hâlâ benim verdiğim görevi yapıyor yalnız, kesin sesinizi.’’
Sağ kulağımdaki kulaklığı çıkartırken nefesimi sesli bir şekilde dışarıya üfledim. Aslında şu an hiçbirinin verdiği görevi yapmıyordum ama onlar her altı dakikada ya da her dokuz dakikada bir bu tartışmayı yapıyorlardı.
Üç ve üçün katlarına karşı olan takıntıları aşırı derecede siniri bozucu ama bir o kadar da tatlıydı. İşe başlayacağımız saat dâhil olmak üzere, mola vereceğimiz zaman ya da işi bitireceğimiz zaman dilimi üç ve üçün katı olmak zorundaydı.
Yeni bir işe başlayacağımız zaman üç ve üçün katı dakika ya da saat kadar mola verip sonra tekrar çalışmaya dönüyorduk.
‘’MOLA!’’
‘’Daha yeni başladık. Mola falan yok.’’
‘’Teknik olarak yeni başlamış sayılmayız tam tamına 120 dakikadır çalışıyoruz.’’
En son konuşan kişinin cümlesine karşılık gözlerimi devirmeme engel olamadım. 2 saat demek neden bu kadar zordu ki?
‘’Tamam, benden bu kadar.’’
‘’Hiçbir yere gidemezsin. Unuttuysan diye söylüyorum Ömer özellikle ne söyledi? Eslem gitmeden kimse yerini terk etmiyor.’’
‘’Eslem tam olarak yüz yirmi saniyedir sessizsin ve tahminimce bizi öldürmek istiyorsun.’’
Ah! Delireceğim. Dakikalar ile derdin ne oğlum?
‘’Bence kulaklığını çıkarttı ve bizi tahminimce götü... yani hiçbir yerine takmıyor.’’
‘’Sizi hâlâ duyabiliyorum.’’ Dedikten sonra alacağım cevabı bilsem de konuşmaya devam ettim.
‘’Neden iki dakika demek varken yüz yirmi saniye diyorsun ki? Demen gereken tek şey iki dakika.’’
‘’Çünkü 2 sayısı üçün katı değil. 120 sayısı ise üçün kırk katı.’’
‘’Gerçekten ama gerçekten Ömer’in bilerek sizinle çalışmamı istediğini düşünüyorum. Daha hanginizle uğraştığımı bilmeden sizinle uğraşmaya çalışıyorum. Cümle kurma yetimi bile kaybettim sayenizde. Ömer bilerek yaptı kesin. Sizi ayırt edemezken ve siz bana ayrı ayrı iş verirken ben diğer araştırmaları yapmaya fırsat bulamayacağım ve sonucunda da yine siz istediğinizi almış olacaksınız bende istediğiniz kadarını öğrenmiş olacağım.’’
Karşı tarafta bulunan üçüzlerin sesi çıkmazken derin bir nefes aldım.
‘’Bana verdiğiniz görevlerin hiçbirini yapmıyorum ve sınırsız molaya çıkıyorum. Size kolay gelsin.’’
Mikrofonumu kapatarak arkama yaslanırken kulaklığıma gelen konuşmaları gülümsememe sebep olmuştu.
‘’Sıçtık abi. Ömer bizi yiyecek.’’
‘’Karım zeki demişti adam, size strateji değiştirelim dedim ama dinlemediniz.’’
‘’Kes cücük, hepsi senin suçun.’’
‘’Kadını daha bir gün oyalayamadık bir hafta ne yapacağız?’’
‘’İbne asıl suç sende.’’
‘’Sesinizi derhal kesin. Hattın ucunda bir hanımefendi var.’’
‘’Ha sikerler ya!’’
‘’Terbiyeni takın, hattın ucunda bir kadın var.’’
‘’Cücük işte ne beklersin ki Allah’ın cücüğünden.’’
Kulaklıktan gelen ani bağırma oturduğum yerde sıçramama sebep olurken derin bir nefes alarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım.
Hadi ama! Bir anda öyle bağırılır mıydı?
‘’Tam olarak yüz seksen dakikadır çalışıyoruz.’’
‘’Şunu bitirelim mola zamanı.’’
‘’Bitince direk kapatalım cücük.’’
Nefesimi sesli bir şekilde dışarıya vererek karşı taraftakilerin sessizleşmesini sağladım. Bu sefer kim olduklarını çözmüştüm ve cevaplarımdan emindim.
‘’Sen Osman’sın.’’
‘’Ne!’’
‘’Kim?’’
‘’Hangimiz?’’
Art arda gelen sorulara karşılık kahkaha atmaya başladım. Dumura uğradıkları ses tonlarından belliydi ve cevabımın yanlış olacağını düşündüklerine kalıbımı basarım.
‘’Durmadan saniyeleri sayan. Orijinal olan sensin. Osman’sın sen.’’
‘’Hahaha. Bir tanemizi bildin diye kazanmış olmuyorsun. Sırada iki tane daha var.’’
‘’Durmadan cücük diyen Ertuğrul.’’
‘’Buna gerekçen ne peki?’’
‘’Ertuğrul lakap takmayı seviyor. Tanıştığımız ilk gün bile hepinizi kendi istediği şekilde tanıtmıştı. Cücük diye seslendiği kişide Orhan. Burnunu keyfi olarak yaptırdığı için Ertuğrul ona cücük diye sesleniyor.’’
Hattın ucunda oluşan sessizlik keyfimi yerine getirmişti. Böyle alt ederler adamı işte. Nabeeeer.
Parmaklarımı kıtlatarak oturduğum sandalyede hafif öne kaykıldım.
‘’Evet gençler, doğru bildim mi?’’
‘’Evet.’’
‘’Bildin.’’
‘’Lanet!’’
‘’Sana lanet Ertuğrul bey. Artık hangi görevi hanginiz veriyorsunuz anlayacağım, bittiniz siz.’’
Kahkaha sesleri kulaklarıma dolarken bende kendimi serbest bıraktım. Ensemden vuran ağrı saniyelik gözlerimin kararmasını sağlarken dişlerimi sıkarak derin bir nefes aldım.
‘’Çalışmaya devam etmeyi çok istesem de başım felaket ağrıyor. Tır plakalarını ayarladım ama daha fazla devam edemeyeceğim, ben ayrılsam olur mu?’’
‘’Tamamdır. Bizde kapatıyoruz o zaman.’’
‘’Anca beraber kanca beraber. Eyi akşamlar.’’
‘’Eyi değil cücük. İyi akşamlar. İyi. İyi.’’
Ertuğrul’un cümlesine karşılık Orhan’dan gelecek olan cevabı beklemeden iletişimi sonlandırdım. Sadece kavgaları bile yarım saat sürebiliyordu. Bu çocuklar ile uğraşması sabır gerektiren bir işti ve bende şu an o mevcut değildi. Maalesef stokta kalmadı.
Bilgisayarı kapatarak etraftaki dağınıklığı toparladım ve sandalyeden kalkarak odadan çıkış yaptım. Mutfaktan gelen yemek kokuları adımlarımı oraya yönlendirmemi sağlarken boş sandalyeye oturarak arkama yaslandım.
‘’Bitti mi?’’
Erdem’in sorusuna karşılık başımı iki yana sallarken, Yağmur’un önüme koyduğu su dolu bardaktan kocaman bir yudum aldım.
‘’Bitmedi. Yeni tır plakalarını buldum ve dizilimini güzelce yaptım ama daha devam edemedim. Başım çok ağrıyor bu yüzden mola verdim.’’
‘’Peki üçüzler?’’
‘’Valla onlarda anca beraber kanca beraber dediler ama ben güle güle dedim kapattım. Kavga etmeye başladıklarında çok gürültücü oluyorlar.’’
‘’Gürültücü mü? Felaket oluyor felaket. Birkaç ay onlarla çalışmıştım, hayatımın en zor zamanlarıydı. Hatırladıkça tüylerim ürperiyor.’’
Erdem kollarındaki tüyleri gösterirken Yağmur onun sırtını sıvazlıyordu. Kıkırtımı serbest bırakarak bardağımdaki suyu bitirdim. Erdem’in masaya oturmasıyla Yağmur tabaklarımızı doldururken dudaklarımı yaladım.
Mantı yapmışlardı.
‘’Baldız. Mantı hazır mantı. El açması gibi tepkiler verme.’’
Erdem’e cevap vermeyerek yalnızca gözlerimi devirdim. Yoğurdumu tabağım dökerek coslayan sosumu dökmesi için tabağımı Yağmur’a uzattım. Yağın yoğur üstünde çıkardığı sesler açlığımı arttırmıştı. Tabağımı masaya geri koyarak hemen yemeye başladım. Allah’ım gerçekten acıkmıştım.
‘’Bu arada saat kaç?’’
‘’Bilgisayar ekranından kalkan sensin baldız. Baksaydın ya saate.’’
Öldürücü bakışlarım küçük eniştede kilitlenirken ‘’Gece yarısı olacak neden ki?’’ diye soran kardeşime döndüm.
‘’Biz böyle kilo alırız kızım. İki günde yeme düzenimiz mahvoldu. Sabah akşam birbirine karıştı valla.’’
‘’Biraz dişimizi sıkacağız. Bugün üçüncü günü tamamlıyoruz. Yarın dört, sonra geriye bir şey kalmıyor zaten Ömer beşinci gün damlar.’’
Erdem’in kesin konuşmasına karşılık kaşlarımı çattım. Ömer bir hafta demişti ama? Benim düşüncemi Yağmur sesli olarak dile getirirken sessizce konuşmalarını dinledim.
‘’Bir hafta demişti ama.’’
‘’Onun bir hafta demesine bakma sen güzelim. Beşinci güne geleceğini düşünüyorum.’’
‘’Ömer ile hiç konuştun mu?’’ Yağmur’un sorusuna karşılık ağzı dolu olan Erdem başını iki yana sallayarak cevap verirken lokmasını yuttuğu gibi konuşmaya başladı.
‘’Hayır hiç konuşmadım güzelim ama kardeşimi tanıyorum. Gelmesi istenilen günden erken gelmek huyudur onun.’’
Erdem tekrar tabağına gömülürken Yağmur ile bakıştık.
Ömer’in gelmesine iki gün kaldıysa eğer biz hiç yol kat edememiştik ve bu farkındalık şu an canımı sıkmıştı.
Hard disk yardımıyla öğrendiğimiz bilgilerin bir kısmı çöp olmuştu çünkü onun elimizde olduğundan haberleri vardı ve ona göre yeni düzenlemeler yapmışlardı. Yeni düzenlemelere de ulaşmıştık ama iki günüm komple buna gitmişti. Yeni tırların plakalarını bulmak çok kolay olmamıştı ama iki günün sonunda bir sonuca ulaşmak kendimi daha iyi hissetmemi sağlamıştı.
Bende işe yarıyordum demek ki...
Bu iki gün içerisinde annemin ölümü ile alakalı birkaç bilgiye de ulaşmak istemiştim ama kundaklama dışında elle tutulu bir sonuç yoktu. Ne bir kamera kaydı, ne bir parmak izi, ne de her hangi bir iz. Hiçbir şey yoktu. Ömer ve ekibinin sadece tahmini vardı ki bu tahminde en etkili olan şey sadece Engin’in Ömer’e söylediği ‘’Sıradaki Eslem olacak. İlk seferinde ıskalandı ama ikincide kaçamayacak.’’ Lafıydı ki onu da kanıtlayacak hiçbir şeyimiz yoktu.
Elle tutulur kanıt olmaması kadar kötü olan bir diğer durumsa elinde kanıt olmasına rağmen hiçbir şey yapamamandı. Elimizde kanıt olsa bile hukuksal anlamda savaş açamıyorduk çünkü işin içerisinde dönen kumpaslar çok farklıydı. Kanıtlarımızla dava açsak bile ilk duruşmadan kapı dışarı edilmiş olurduk. İlk adımı geçsek bile bu sefer ikinci adımda kapı önündeki yerimi almış olurduk.
Olay sadece Engin’in suçunu ispatlamak değildi, hepsininkini ispatlamaktı. Hepsinin yeri parmaklıklar arkasıydı ama bunun için maalesef biraz daha zamana ihtiyacımız vardı.
‘’Plakalar dışında bir bilgi öğrenebildik mi?’’
Erdem’in sorusunu ‘’Hayır.’’ Diyerek cevapladıktan sonra tabağımı alarak masadan kalktım. Diğerlerinin de tabaklarını alarak yıkadım kurulamaya bıraktım ve bardağıma su doldurarak ‘’Ben odadayım.’’ Diyerek yanlarından ayrıldım.
Bardağımı komodine koyarak terliklerimi çıkarttım ve elimi küçük futbol topunu alarak sırtüstü yatağa uzandım. Elimdeki topu avuçlarımın arasında birkaç tur döndürdükten sonra topu tavana atarak tekrar ellerimin arasına düşmesini sağladım.
Havalan, tavana çarp, ger düş.
Havalan, tavana çarp, geri düş.
Havalan, tavana çarp, geri düş.
BRC
BRH
BRS
BRE
B, B, B...
B!
Tavandan düşen top burnuma düşerek gözlerimin dolmasına sebep olurken acı içinde çığlık attım. Allah kahretmesin çok acımıştı.
Burnumu ovuşturarak hasar tespiti yaparken sağlamlığından emin olduktan sonra yataktan kalkarak odadan çıktım ve ‘’’Buldum!’’ diye bağırmaya başladım.
‘’Buldum!’’
‘’Buldum! Buldum!’’
Erdem uzandığı koltuktan doğrulurken Yağmur’da okuduğu kitabı kapatarak kenara koydu.
‘’Deli dana gibi bağırma.’’
‘’Sensin dana.’’
Erdem’in bakışları ikimizin arasında gidip geldikten sonra bana dönerek ‘’Artık ne bulduğunu söyleyecek misin?’’ diye sordu.
‘’Odaya geçelim.’’
Elim ile gelin işareti yaparak odaya ilerledim ve ışıkları yakarak tahtanın önüne geçtim. Plakaları tahtaya yazarken Yağmur çoktan bir sandalyeye oturmuş , Erdem ile kollarını göğsünde kavuşturup arkasındaki bilgisayar masasına yaslanmıştı.
34 BRC
34 BRC
34 BRC
34 BRH
34 BRH
34 BRH
34 BRS
34 BRE
34 BRE
B ve R harfini renkli kalemler ile yuvarlak içerisine aldıktan sonra arkam da bekleyen ikiliye dönerek konuşmaya başladım.
‘’Her üç plakanın aynı harflere sahip olması tuhaf derecede şüphe uyandırıcı ve ben bu şifreyi çözdüm. Plakalarda sıklıkla B ve R harfi var Milletvekili Bahri ve Deniz kuvvetleri albayı Rıdvan kaçakçılığın büyük bir bölümünü üstlenmiş gözüküyorlar.’’
Kısık gözlerle tahtaya bakan Erdem ‘’O zaman diğer harflerde...’’ diyerek bana bakınca ‘’Engin, Celal, Hamdi ve Sergen.’’ Diyerek cümlesini tamamladım.
‘’Tabi bununa bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu tırlar nereye gidiyor ona bakalım.’’
‘’Onu da mı çözdün?’’
Yağmur’un sorusuna karşılık gülerek plakanın sonundaki rakamları tahtaya yazmaya başladım.
2504
2231
1422
Son iki rakamın altını çizerek onlara döndüm.
‘’Her üç tırın plaka numarası aynı. Son iki rakamlara baktığımız sırada ticaretin yapıldığı illerin plaka kodlarını görebiliriz. Yani Ağrı, Hatay ve Edirne. Şimdi bu plakaların ilk iki harfine bakalım.’’
25
22
14
‘’Bu rakamlar alfabede bir harfe denk geliyor.’’
‘’U – S – K’’ diyerek tahtaya bakan Yağmur’un cümlesini Erdem devam ettirdi.
‘’Uyuşturucu – Silah – Kadın’’
‘’Aynen öyle. Hatay’dan silah kaçakçılığı yapıyorlar. Ağrı’dan uyuşturucu ve Edirne’den kadın.’’
‘’Oha! Anasının nikahı.’’
Yağmur’un tepkisine karşılık bilmiş bilmiş sırıtırken Erdem bilgisayara şifreyi girerek üçüzler ile olan iletişimi açtı.
‘’Eslem hanım. Hoş geldiniz.’’
‘’Orhan ben Erdem.’’
‘’Buyur abi. Bir sıkıntı mı var?’’
‘’Eslem plakaların şifresini çözdü. Bilgileri atıyorum şimdi.’’
Erdem’in bilgileri girmesini diğer ekranlardan takip ederken hattın ucundaki üçüzlerin sessizliği gerilmeme sebep oluyordu.
‘’Ha sikerler! Oğlum bunlar ne lan.’’
‘’Hangi cücük yapmış bu şifreyi.’’
‘’Bizde güzergahlarını ve mola verdikleri yerleri bulalım o zaman. Bu arada neden Hamdi değil de Rıdvan bu işin asıl bel kemiği?’’
Orhan’ın sorusu mantıklıydı. Hamdi kara kuvvetleri albayıyken, bu pis işlerin ipi deniz kuvvetlerinin elindeydi ama gözden kaçırılan bir şey vardı.
‘’Çünkü kadınlar Yunanistan’dan, silah Rusya’dan geliyor. Gemilerden inen yükler tırlara taşınıyor. Bu durumda Hamdi geri planda Rıdvan ön planda. Bu kadar kısa zamanda ticaret yaptıkları Ülkeyi hemen değiştiremezler. Değişen şey tırlar ve şoförler oldu.’’
‘’Eslem doğru söylüyor ticaret yaptıkları yeri hemen değiştiremezler. Büyük sevkiyatın peşine belki değişikliğe gidebilirler ve şu an sevkiyat planlarını bilmiyoruz, güzergahın peşine onu öğrenmeye çalışalım.’’
‘’Anlaşıldı Erdem bey. Bu yolculukta bize eşlik etmek ister misiniz?’’
‘’Yok canım almayayım.’’
Erdem’in cevabına karşılık kahkaha atan üçüzlere Yağmur ve bende eşlik etmeye başladık.
‘’Güzergahı ben ve Yağmur halledebiliriz. Siz de sevkiyata odaklanırsınız.’’
‘’Bende size yardım ederim. Biz üç kişi güzergahı buluyoruz, siz üç kişi sevkiyat. Nasıl?’’
‘’Anlaştık Erdem reis. Altı üçün iki katıdır ve beşten her zaman daha iyidir.’’
Osman’ın cümlesine karşılık gözlerimi devirdikten sonra sol tarafta olan sandalyeye doğru ilerlemeye başladım. Erdem ortadaki sandalyeyi çekerek oturmam için işaret yaptı. Çektiği sandalyeye otururken sağ tarafıma Yağmur’u, sol tarafıma ise kendisini oturttu.
‘’Kameralara erişim serbest. Bütün sistem şu an serbest.’’ Erdem’in cümlesi kaşlarımın yukarı kalkmasını sağlarken ‘’Sen şaka yapıyorsun?’’ diye bağırdım.
Bağırmam fazla kaçmış olmalı ki hattın ucundakilerden bağırma sesleri gelmeye başladı.
‘’Kulağımı si..’’
‘’Höst.’’
‘’Sildi. Pasını, kirini, kirecini. Ne varsa sildi, süpürdü.’’
Yağmur’un kıkırtısına karşılık dudaklarımı ısırdım.
Ne var yani fazla heyecanlandıysam canım. Allah Allah, erişim engelinin kalkması ne demek siz nereden bileceksiniz ki?
Erdem gerekli girişleri yaptıktan sonra sistem önümüzde açık duruyordu.
‘’Herkes bir seçsin kendine, oradan ilerleyelim. İl, il kamera takibi yaparız.’’
‘’Ben Hatay alayım.’’
Monopoly’den arsa alan Yağmur’a bakmadan Erdem’e döndüm.
‘’Plaka olarak gitsek daha iyi olmaz mı? Direk gittiği güzergahı alırız.’’
‘’Mantıklı. O zaman ilk BRC olanları alalım. Hepsine ayrı ayrı bakalım farklı güzergah ya da aynı güzergahı kullanıyor olabilirler.’’
‘’Neyse Hatay bir dahakine artık. BRC 2231 bende.’’
‘’O zaman sevgili nişanlım Hatay ‘ı bir dahakine bırakarak 2231 diyorsa bende BRC 1422 plakasını alıyorum.’’
‘’Bana da 2504 kalıyor. Anlaştık.’’
Sistemin arama kısmına plakayı yazarak il olarak Ağrı’yı seçip son üç haftanın ayarlamasını yapıp arama butonuna bastıktan sonra sayfanın yüklenmesini beklemeye başladım. Sisteme girdikten sonra bir şeyleri bulması her zaman daha kolaydı. Diğer türlü önce sisteme girmeye çalışıyor sonra ise anlamamaları için duvar örüp, sonra ise aramaya başlıyordunuz ki bu da gerçekten yorucu oluyordu. Şimdi yaptığımız gibi arama motoruna aradığımızı yapıp arkamıza yaslanmak ilk tercihim arasına giriyordu.
Yüklenen sayfa Ağrı ilinin girişinde kameralara yakalanan tırı gösterirken oturduğum yerde dikleşerek sandalyemi masaya daha fazla yaklaştırdım. Görüntüyü yavaşlatarak videoyu oynatırken şoförün yüzünün net gözükeceği açıyı bulmaya çalışıyordum. İl girişinde bulunan kamera sadece plaka ve tırı dorsesini gösterirken, bir sonraki kameraya geçiş yaptım.
Işıklarda ki kamerayı yavaşlatarak tırın geçme anını geriye sardım. Şoförün yüzünün gözüktüğü kısımda videoyu durdurup yüzüne yakınlaştırdım. Netlik ayarlarıyla oynayarak ekran görüntüsü aldıktan sonra yüz tanıma sistemine girerek resmi orada aratmaya başladım. ekranı değiştirerek videolu sayfama geri dönüp bir sonraki kameraya geçiş yaptım.
Aradan geçen saatin farkında değildim çünkü içeriye kaçta girdiğimizi ya da masanın başına ne zaman oturduğumuzu bilmiyordum ama bilgisayarın saati şu an gece üçü gösteriyordu.
Tır gümrükten geçtikten sonra bir dahaki dönüşü bir ay sonra olmuştu. Gümrük kamerasına erişim sağlayarak teftiş kısmını izlerken hiçbir olaya rastlamamıştım. Göze batacak ya da rahatsızlık verecek hiçbir şey yoktu tertemizdi.
Gümrükten çıkan 34 BRC 2504 plakalı aracımız, gümrük misafirhanesine aracı bıraktıktan sonra gümrük lojmanına giderek yatış için ayarlamalarını yapmıştı. Yüz tanıma sistemi sonucu adamın kim olduğu ortaya çıkmıştı ama bu lojmana verdiği bilgileri tekrar kontrol etmeyeceğim manasına gelmiyordu. Sisteme kayıtlı olan bilgilerin doğruluğundan emin olamazdım ve lojmana farklı bir kimlikle kayıt açtırmış olabilirdi, her şeyi düşünmem gerekiyordu. Hiçbir detayı atlamak istemiyordum ama önce Erdem’e sormam gereken bir şey vardı.
‘’Erdem.’’
‘’Efendim kardeşim.’’
‘’Lojmanın kamerasına ve kayıt sistemine erişmem lazım. Sıkıntı olur mu?’’
Bakışları saliselik bana döndükten sonra tekrar ekrana dönerken tekrar bana döndü, pardon arkama odaklandı. Yüzüne yayılan tebessüm sebebiyle bende arkama döndüğümde Yağmur’un masaya dayağı koluna kafasını koyarak uyuduğu gördüğümde bende sırıtmaya başladım. Oturduğum yerden kalkarak odadan çıktım ve koltuğun üzerindeki battaniyeyi alarak geri döndüm. Battaniyeyi Yağmur’un omuzlarına örttükten sonra yerime geçtim.
‘’Onu yatağa taşısam daha iyi olmaz mı?’’
‘’Uyanırsa işe devam etmek isteyecek. Biz kapatana kadar kalsın, en fazla bir saate odaya geçeriz. Hem şu an en tatlı uyku kısmındadır.’’
‘’Pekala. Nişanlımın kolu karıncalanır ya da boynu tutulursa seni keserim ve Ömer umurumda olmaz.’’
‘’Ha ha ha.’’
‘’Eslem’i kesersen Ömer’de seni ibreti alem olsun diye meydanda sallandırır.’’
Hattın ucundan gelen ses ile ufak çaplı bir korku yaşarken Erdem’in kısık sesle gülmeye çalışması kulağa can çekişen bir hayvanın feryadı gibi geliyordu.
‘’Eslem istediğin sisteme giriş yapabilirsin.’’
Ertuğrul’un fısıltısına karşılık, başımı sallarken beni göremeyeceğini fark ederek ‘’Tamam, teşekkür ederim.’’ Dedim ve lojmanın kamera sistemine girmek için gerekli işlemi yapmaya başladım.
‘’Bu arada ne alemdesiniz?’’
‘’Valla bende Eslem gibi lojman sistemine giriş yapacağım. Adam gümrükten çıktıktan sonra lojmana giriyor ve iki gün burada kalıyor. İki günün sonunda ise normal bir şekilde İstanbul’a geliyor. Son görüntülerde polis aramasına rastlamadım. Sistemi kontrol ettikten sonra eski plakalı görüntülere tekrar bakacağım.’’
Erdem üçüzler ile olan konuşmasına devam ederken lojmanın sistemine giriş yamaya çalışıyordum. Birkaç duvarı kırsam yeterli olur diye düşünürken birden fazlasına rastlamak şaşırmama sebep oldu.
‘’Eee bir şey söyleyeceğim.’’
Erdem’in kafası bana dönerken karşı tarafta da sessizlik oluşmuştu.
‘’Sistem korunuyor.’’
‘’Hadiiii!’’
‘’Has... has... hastır. Hastır abi. O zaman giriş yapacağını anlayacaklar.’’
‘’O korunuyorsa hepsi korunuyordur.’’
Üçüzler motora bağlamış şekilde konuşmaya devam ederken ‘’Hepsinin korunuyor olabileceği tezine katılıyorum ama giriş yaptığım esnada anlayacakları kısmına katılmıyorum Ertuğrul. O kadar çömez miyim sence? Adamları ağ üzerinden virüs kapmışlar şeklinde ilerleyerek yapacağım ve bunu sadece lojmana değil aynı alt yapıyı kullanan etraftaki diğer yerlere de yapacağım ki sadece onlara olmuş izlenimi olmasın.’’ Diyerek konuşmalarının ortasına daldım ve konuşmaya devam ettim.
‘’Hatta asıl bomba ne biliyor musunuz? İnternet üzerinden virüs göstereceğim ya modeme bağlanan herkesin telefonuna da ulaşabiliriz. Ortak wifi işimize yarayabilir.’’
‘’Bu lojmanda korunaklı.’’
Erdem’in ekranda olan bakışları an be an çatılırken düşünmeye başladım. Hadi benim dediğim lojmana bu mantık ile girdik, diğer lojmanlara nasıl erişim sağlayacaktık? Hepsinde aynı taktiği kullanmak kesinlikle aptallık olur.
Düşüncelerimi sesli dile getirerek, sağ dizimi kırdım ve oturuşumu değiştirdim.
‘’Hakkımızı bir taneden yana kullanacağız o zaman. Şu an için hangisini seçmemiz gerektiğine karar verelim bence.’’
‘’Yani hepsine aynı anda girmeye kalkışırsak anlarlar bir bokluk olduğunu.’’
‘’Üç taneden biri seçmek zor olacak nasıl karar vereceğiz?’’
‘’Taş kağıt makas oynayalım? Ya da kura çekelim?’’
Ertuğrul’un sorusuna karşılık gülmeye başladım.
‘’Bence Eslem’in oraya ağırlık verelim, önceliğimiz uyuşturucu olsun.’’
Erdem’in kurduğu cümle herkesten onaylar cevaplar alırken Erdem bana dönerek konuşmasına devam etti.
‘’Az önce bahsettiğin planı uygulayarak sisteme giriş yap. Üçüzlere ile olan bağlantı iznin açık kalsın, birlikte devam edersiniz. Bende eski plakalar ve yeni plakalar ile polis çevirmelerine bakayım. Uyar mı?’’
‘’Tamamdır. Benlik sıkıntı yok.’’
‘Bizdim içinde sıkıntı yok ama tam olarak doksan dakikadır çalışıyoruz kahve molası verebilir miyiz?’’
Saatçi Osman geri döndü.
Bir buçuk saat değil, doksan dakika.
‘’Tamam on beş dakika yeterli mi?’’
‘’Yeter yeter hadi bay.’’
Ses bağlantısının kapatılmasıyla oturduğum yerde hafifçe gerindim.
‘’O zaman nişanlımı yatıralım Eslem hanım.’’
‘’Hayır!’’
Arkamdan gelen bağırma sesi ufak çaplı korku yaşamama sebep olurken baş parmağımı üst dişlerime bastırarak yukarı kaldırdım.
‘’Ben kahve yapıp geliyorum, azıcık kestirmiştim sadece uyumuyorum size katılacağım.’’
Yağmur cevap vermemizi beklemeden odadan çıkarak giderken Erdem’in sorduğu soru ile kahkaha atmaya başladım.
‘’Geceleri böyle kalkar mı?’’
‘’Kalkıyorsa evlenmeyecek misin?’’
‘’Yok evleneceğim de beni neyin beklediğini öğrenmek istedim.’’
‘’SENİ BİR KESERİM ERDEM GÖRÜRSÜN NEYİN BEKLEDİĞİNİ!’’
İçeriden gelen bağırma sesine karşılık tekrardan kahkaha atmaya başladım. Erdem sessizleşerek önüne dönerken gülmekten yaşaran gözlerimi kuruladım.
Sessizlik içerisinde geçen dakikaların ardından Yağmur elinde tuttuğu tepsiyle odaya giriş yaptı, kendi fincanını ve benimkini tepsiden alarak önüme koyarken Erdem’e ait olanı tepsinin içerisinde bırakıp yerine oturdu.
Dudaklarımı ısırarak gülmemeye çalışırken Erdem’in attığı bakışlar boğuluyor gibi ses çıkarmama sebep oldu. Ağzımdan kaçacak tükürüklere son anda sahip çıkarken öksürerek kendime gelmeye çalıştım.
‘’Helal, helal. Ne komik geldi sana da hep bu ânı beklemiş gibisin maşallah.’’
Yağmur’un atarına karşılık sessiz kalarak fincanımı elime aldım. Böyle kestirmesinden sonra her zaman agresif uyanırdı ve karşılık vermem onu daha da sinirlendirmekten başka bir işe yaramayacaktı.
‘’Eline sağlık canımın içi.’
Erdem’in cümlesi de karşılık alamazken düşen suratına karşılık konuşmaya başladım.
‘’Böyle kestirmeler sonrasında agresif oluyor, üstüne alınma.’’
‘’Buradayım ve seni duyuyorum Eslem.’’
‘’Duy! Zaten gizli söylemiyorum ki. Çocuk bu halini daha önce hiç görmedi ve sabah sakinleştiğin vakit kendini yeme diye açıklama yapıyorum.’’
İkisi de önündeki ekrana odaklanırken soluğumu sesli bir şekilde dışarı verdim. Kafalarını birbirine tokuşturmak lazımdı öyle daha etkili olurdu.
‘’Ses deneme. Ihm, öhöm. Kaptanınız konuşuyor, dinleyin. Dinle lan cücük!’’
‘’Kapa çeneni Ertuğrul.’’
‘’Ulan Osman. Babam padişahtan sebep sana Osman ismi verdi ama sen kendine öyle bir geçer zamanda ki küçük Osman’ı idol aldın. Babamın kemikleri sızlıyor.’
‘’Babam ölmüş gibi konuşma, tövbe. Kafayı kırdı iyice.’’
‘’Cücük konuştu. Kemikler ölünce mi sızlar sadece şeref yoksunu manda boku seni.’’
‘’Nasıl şerefli manda boku olunur dersini sonra verirsin Ertuğrul. Herkes kendindeyse başlayalım. Eslem sisteme girip virüsü yüklediği gibi wifi ağı üzerinden tarama yapıyoruz, veriler silinmemiş ve duruyorsa tır şoförünün geldiği gün wifi üzerinden yapılan her mesajlaşmayı hemen kopyalamamız gerekiyor. Hatta virüs etraf işletmelere de yayılacağı için onlarında sistem kopyalarını istiyorum.’’
Erdem’in konuşmasına hep bir ağızdan ‘’Tamam kaptan.’’ diyen üçüzler ile bana dönen Erdem’e başımla onay vererek parmaklarımı kutlattım.
‘’Yağmur ve ben virüs ile ilgileneceğiz. Eslem sen sisteme giriş yaptığın gibi virüsü yüklüyoruz. Beyler sizden Ertuğrul ve Orhan Eslem ile çalışıyorsunuz, Osman sen bizimle.’’
‘’Tamamdır.’’
Yapılan dağılımların peşine herkes görevine başlarken kahvemden bir yudum alarak lojmanın sistemini açmaya başladım. Parmaklarım klavye üzerinde kayarken ortaya çıkarken oğlanlar ile adeta yarışa girmiştik. Önümüze çıkan her engel ortadan kalkarken yenisinin açılmasına fırsat vermeden devam ediyorduk.
Bu hissi, bu duyguyu özlemiştim. Babamın bize aldırdığı eğitimlerin ve öğrettiklerinin bir amacı vardı ve biz bu amaç doğrultusunda hareket etmek zorundaydık.
Devletimiz bizimdi ve bizim kalacaktı. Üç beş insan kılıklı hayvan topluluğuna kaptırmaya niyetimiz yoktu.
‘’Biz hazırız.’’
Erdem’den gelen cümle ile oturduğum yerde diklenerek ‘’Bizde hazırız.’’ Dedim.
‘’Virüsü yolluyorum.’’
‘’YOLLA!’’
Beş kişiden çıkan ses etrafta yankılanırken ekranlarımızda çıkan kutucukta rakamlar ilerlemeye başlamıştı.
2, 3, 5, 9, 11, 15, 20, 21, 22...
Yağmur’un eli ağzına giderken eline bir tane patlatarak engel oldum. Gerginlikten bende bayılmak üzereydim ama tırnaklarını yemesine müsaade edecek değildim.
Rakamlar sona yaklaşırken ‘’Hazır olun.’’ Diyen Erdem ile sandalyemde öne kayarak fareyi elimin altına aldım. Yüklenme tamamlandığı gibi ben virüsü çevreye dağıtırken onlar sistemi kopyalayacaklardı.
%100
Ekranda beliren lojmanın sistemiyle ufak çaplı bir bağrışma gerçekleştirdikten sonra hemen ciddiyete bürünüp, görevimizi yapmaya başladık. Erdem ve Yağmur birbirileriyle konuşarak ilerleme kat ederken alt yapıdan ilerleyerek işletmelere virüsü yaymaya başladım. Her farklı sistemde üçüzlerden biri kopyalama işine başlarken etrafta bulunan bütün işletmelerin sistemini kopyalamaya başlamıştık.
İki tane işletmenin kopyalama işlemi hemen biterken lojmanın kopyalama işlemi daha yarılanmamıştı.
Lojmanın yakınında bulunan gümrüğün de sistemini kopyalamaya almıştım ve sanırım daha fark edilmemişti çünkü daha kimseden bir tepki almamıştım.
‘’Kopyalanan iki yeri ayıklamaya başlıyorum.’’
‘’Bende Osman’ın peşine üçüncü yeri alıyorum.’’
‘’O zaman bende cücük beyin peşine dördüncü işletmeyi alıyorum. Ha sii... sileyim. Gümrüğü kim virüsledi lan!’’
Ertuğrul’un cümlesi Erdem’i bana döndürürken omzumu silkerek konuşmaya başladım.
‘’Hiç bakma, yapmak zorundaydım. Malların gümrükten nasıl geçtiğini öğrenmemiz lazım.’’
‘’Ne diyeyim ki sana?’’
‘’Aferin diyebilirsin, başka bir şey desen de gerçi şu an fark etmez iş işten geçti.’’
Erdem kafasını iki yana sallarken gümrük ve lojmanın kopyalanması tamamlanmıştı. Sistemden çıkış yaparak virüsü arkamda bırakırken sırıtıyordum. Sonunda adım atıyorduk, ilerleme kat ediyorduk, kanıt buluyorduk. Git gide sona yaklaşıyorduk.
Otuz Saat Sonra...
Ağrıyan başımı önümdeki masaya dayarken soğuk bir nebzede olsa iyi gelmişti.
‘’Arkadaşlar başardık. Farkında mısınız? Bitti!’’
‘’Cücük daha tam anlamıyla bitirmedik.’’
Orhan ve Ertuğrul kendi aralarında konuşmaya devam ederken nefesimi sesli bir şekilde dışarıya üfledim. Orhan bir konuda haklıydı, evet sonunda bitmişti ama biten sadece taşımacılık kısmıydı. Uyuşturucu ve silah ticaretinin ülkemizde bulunan ayaklarını bir güzel ortaya çıkarmıştık. Kadın ticareti tam anlamıyla ortaya çıkmasa bile onun da kaba taslak bilgisi elimizdeydi.
Milletvekili Bahri ve Deniz kuvvetleri albayı Rıdvan kaçakçılık işini üstlenmişlerdi. Silah ve uyuşturucu görevi bu ikisindeyken kadın kaçakçılığı ve ticareti görevini halam olacak şarlatanın kocası olan milletvekili Celal üstlenmişti.
Kazanılan paralar değişik ülkelerde ki farklı hesaplara yatırılıyor ve birkaç işlemden geçerek esas sahiplerinin hesaplarına aktarılıyordu.
Emniyetten de birkaç kişiyle ortak çalışıyorlardı ve bu isimleri de ele geçirmiştik. Hasan amca ve Asım amca ile iletişime geçerek gerekli bilgilendirmeleri onlara da yapmıştık. Erdem ve Faruk abi kendi çaplarında yaptıkları telefon görüşmesi sonunda gerekli bilgileri Faruk abiye vermiştik ve karşılığında uyumamız gerektiğine dair emir almıştık. Ara sıra uyumaları yani oturduğumuz yerde uyuklamayı saymazsak bir gündür uyumuyorduk.
Aklıma halam ve kocası gelirken derin bir nefes aldım. O ikisini düşünmek ağrıyan başımı daha fazla ağrıtıyordu. Kadın ticareti görevini Celal’in üstlenmesine şaşırmamıştım adam yürüyen bir sapıktı. Hadım edilerek farelere yem olması gerekiyordu.
Elimizde tam olarak kanıt olmasa da kadınları evlerine hizmetçi olarak aldıkları veya eşlerinden şiddet görüyorlar bahanesi adı altında sığınma evlerine yerleştirdiklerine dair bilgilere ulaşmıştık. Bir kısmı tabi ki pavyonlarda duruyordu ama elimizde kesin kanıt yokken suçlama yapamıyorduk.
Omzumda hissettiğim baskı ile kafamı masadan kaldırarak yanımdaki karaltıya çevirdim.
Allah’ım kafamı ayakta tutmaya takatim yok resmen.
‘’Hadi uyumaya.’’
Yağmur’un cümlesine karşılık ne cevap verebildim ne de kafamı salladım sadece ayağa kalkarak peşi sıra odadan çıktım. Ayaklarımı sürükleyerek ulaştığım odada yatağın üzerinde duran pijamalarımı hızlıca üzerime geçirerek, çıkardığım kıyafetlerime ikinci kez bakmadan yatağın serin çarşafına kendimi bıraktım. Yağmur’un sesi kulağıma ninni gibi gelirken üzerime örtülen yorganın altına gömülerek kendimi karanlığa bıraktım.
Tuvalet, tuvalet, tuvalet bulmam lazım.
Mesanemdeki baskı artarak rahatsız edici bir duruma gelirken gözlerimi açarak kendime gelmeye çalıştım. Yüzüme düşen saçlarımı geriye iterek yorganımı hafif kaldırarak yataktan çıktım. Yağmur mışıl mışıl uyuyordu.
Hızlı adımlar ile banyoya giderek acele bir şekilde tuvalete koştum. İhtiyacımı giderip odaya döndüğümde Yağmur hâlâ uyuyordu. Sessiz olmaya dikkat ederek saçımı toplayıp odadan dışarı çıktım. Saatin kaç olduğuna dair bir fikrim yoktu, zaten saati öğrensek bile sabah ya da akşam olup olmadığına dair de bir fikrimiz olmuyordu. Zaman kavramımı yitirmiştim.
Çalışma yaptığımız odanın ışığı koridoru aydınlatırken yavaş adımlarla oraya ilerledim. Yağmur yatakta olduğuna göre Erdem sanırım yatmamıştı ve çalışmaya devam ediyordu. Mola verip dinlense hiç fena olmazdı, zaten saatlerdir çalışmıştık.
Kapıyı iteceğim esnada duyduğum ses ile elim havada kaldı.
‘’Halledebildiniz mi?’’
Ömer gelmiş miydi? İyi de onun gelmesine daha iki gün vardı.
Biz kaç saattir uyuyorduk ki?
Gözlerim saat görmek adına etrafı tararken Erdem’in konuşmaya başlamasıyla dikkatimi tekrardan konuşulanlara vermeye başladım.
‘’Hallettik abi de, sence yaptığımız ne kadar doğru. Eslem ve Yağmur saatlerdir uğraşıyorlar. Kızlar daha yeni uyudular, bu iş hiç hoşuma gitmiyor bilesin. Ben Yağmur’u ve Eslem’i bu olaylara dahil etmek istemiyorum.’’
‘’Ben sence karımı bu olaya dahil etmek istiyor muyum kardeşim?’’
‘’Of! Ne bileyim oğlum kafam duman. Böyle nereye kadar gideceğiz peki Ömer? Eslem’in zehir gibi kafası var, bizimkilerin iki güne çözdüğü şifreyi kız saatinde çözdü. Plakaların arasındaki bağlantıyı anında anladı. Bulduğumuz şeyleri tekrar buluyormuş gibi yapmak zor oluyor. Senin eşin yakında her şeyi çakacak, daha fazla onu oyalayamazsın.’’
Her şeyi çakacak?
Oyalayamazsın?
Soluklarım hızlanırken derin bir nefesi içime çektim. Kalp atışım her saniye hızlanırken sakin kalmaya çalışıyordum. Başka bir konudan konuşuyorlardı ve ben yanlış anlıyordum, bu konuşmanın başka bir açıklaması olamazdı.
‘’Her şeyin farkındayım Erdem. Amacım karımı oyalamak değil, gerçeğe yaklaşmasını yavaşlatmak. Eslem’in kılına zar....’’
Ömer’den duyduklarım ile hareketlenerek odaya giriş yaptım. Erdem’in bakışları bana dönerken Ömer ile sistem üzerinden konuştukları belliydi.
‘’Erdem?’’
Ömer’in seslenişine cevap vermeyen Erdem’in gözleri bende sabit kalırken bende ona bakıyordum.
‘’Ne zamandır oradasın?’’
‘’Erdem? Kardeşim? Neler oluyor? Kim orada?’’
‘’Abi Eslem burada, sonra konuşuruz.’’
Sistemi kapatmak için hareket eden Erdem’den öne davranarak ona engel oldum.
‘’Sonra falan konuşmuyorsunuz. Hemen şimdi öğrenmek istiyorum.’’
‘’Eslem.’’
‘’Eslem. Eslem. Eslem. İsmimden başka bir şey söylediğin yok Ömer. Yeter artık!’’
‘’Bir sakinleş.’’ Diyerek kolumu tutmaya çalışan Erdem’in tutuşundan kurtularak geriye çekildim.
‘’Ne var biliyor musun? Sana güvenerek hata ettim. Söylediklerine her seferinde inanarak hata yaptım. Seninle evlenerek hata yaptım.’’
Erdem’in bakışları beni yakalarken başını iki yana doğru sallayama başladı, onu dinleyecek değildim. Dediklerimden pişman değildim.
‘’Eslem, kurban ol...’’
‘’Boşanalım.’’
‘’Eslem!’’ diyerek yanıma yaklaşan Erdem’e bu sefer ben kafamı iki yana sallayarak engel oldum.
Durmayacaktım.
Canım yanıyorsa, can yakacaktım.
“Bana birlikte yürüyeceğimizin sözünü veren adam, beni oyalama amaçlı kullanırken buna sessiz kalamam. Boşanıyoruz.”
Bölüm etkileşimi
