3. bölüm / 24
Gizli Görev2. Kapkaççı
Bölümler 24Şu an: 2. Kapkaççı
- 1 0. Önizleme101 kelime
- 2 1. Bilinmezlik4.203 kelime
- 3 2. Kapkaççı3.297 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 3. Düğün Part I3.348 kelime
- 5 4. Düğün Part II3.975 kelime
- 6 5. Geçmiş4.306 kelime
- 7 6. Matruşka4.224 kelime
- 8 7. Thanos3.736 kelime
- 9 8. Baskın Basılanındır3.700 kelime
- 10 9. Korkuyorum4.046 kelime
- 11 10. Sorgun Sual4.019 kelime
- 12 11. Iron Man8.227 kelime
- 13 12. Anahtar Sensin6.000 kelime
- 14 13. Bende Seni Seviyorum4.407 kelime
- 15 14. Kambersiz Düğün Olmaz10.218 kelime
- 16 15. Kaçırıldı5.297 kelime
- 17 16. Elli Yaşlarına Yakın4.815 kelime
- 18 17. Söz Veriyorum Anne5.626 kelime
- 19 18. Benimle Evlenir Misin?3.737 kelime
- 20 19. Yanlış Yöne Atılan Adımlar7.872 kelime
- 21 20. Ömer'e Sor8.254 kelime
- 22 21. Gizli Görev8.277 kelime
- 23 22. Sezon Finali Part I4.486 kelime
- 24 23. Tepetaklak Sezon Finali Part II5.910 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aynadaki yansımama bakarken zihnim her zamanki gibi birden fazla düşünceyle doluydu. Özgürlüğüne kavuşmak isteyen düşüncelerim zihnimde adeta savaş başlatmışlar sakin kalmama müsaade etmiyorlardı ama sakin kalmalıydım. Bugün İlayda ve Sinan’ın düğünü vardı ve ben bu savaşan düşüncelerimden sebep bir düğünün mahvolmasına izin veremezdim.
Veremezdim değil mi? Vermemeliydim.
Kolumda hissettiğim baskıyla bakışlarımı yansımamdan çekerek, kolumu tutan elin sahibine çevirdim.
‘’Güzelim, ne zamandır sesleniyorum duymuyorsun. İyi misin? Çok dalgınsın.’’
İlayda’nın endişeli yüzünün sebebi bendim ve bunu bilmek karmaşık olan ruh halimin daha beter olmasına sebep oldu. Kolumun üzerindeki elini avucumun içine alarak sıktım.
‘’İyiyim canım, annem evde tek kaldığından aklım onda kaldı sadece. Makyajın ne güzel olmuş senin, istediğinden daha iyi olduğunun farkında mısın?’’
‘’Ya! Oldu mu gerçekten? Güzel gözüküyor muyum? Sinan beğenir değil mi? Düğünün en güzel kızı ben olacağım değil mi?’’
İlayda’nın ardı arkası kesilmeyen soruları çok kısa sürede amacıma ulaşmamı sağlamıştı, kafasını dağıtmıştım.
‘’Kızım düğünde en güzel her zaman gelindir, sende öylesin. Hem Sinan beğenmek ne kelime seni gördüğü an bayılacak. İnan bana.’’
‘’Sen bir tanesin Eslem. Bir tane.’’
Yanağımı öptüğü sırada gelinliğini giymek üzere çağırılınca kolumu okşayarak kabinlere ilerledi. İlayda’nın yanımdan ayrılmasıyla önüme döndüğümde aynadan Yağmur’un bakışlarını yakaladım ve tebessüm ettim.
‘’İyisin?’’
Cümleden çok tespit amaçlı sorduğu soruya tebessüm ederek ‘’İyiyiz.’’ Cevabını verdim.
Biten makyajımı, saçım takip ederken ortamdaki sessizliği kimse bozmuyordu. Saçımı yapan kadın güzel olduğumu bu modelin yüzüme çok yakıştığını söylerken tebessüm etmeye çalışarak teşekkür ettim. Saç ve makyajımın tamamlanmasıyla üzerimi giyinmek üzere kabine ilerleyip perdeyi çektim.
Derin bir nefes alarak kısa kollu gömlek elbisemi çıkarıp askıya asarken gözüm bileğimdeki fulara kaydı, kurdelenin ucunu tutup çekmemle elimden sarkmaya başlayan fuların yerini morarmaya başlayan bileğim alırken zihnim yine elimde olmadan birkaç saat önce yaşananlar ile doldu.
Birkaç saat öncesi …
‘’Kızlaaaar! Üst yol kapalı, çalışma varmış. Taksi gelemiyor yukarıya kadar yürümeniz gerekiyor maalesef.’’
Annemin seslenişine karşılık kaşlarım çatılırken odamdan çıkarak annemin yanına geldim.
‘’Dün gece geldiğimizde bir şey yoktu, nereden çıkmış ki şimdi bu çalışma?’’
Annem gözlerini devirerek ‘’Kızım ben nereden bileyim mahalle muhtarı mıyım Allah aşkına.’’ Dedi. Yorumuna sessiz kalırken, son kez çantamı kontrol ettim. Telefon, hediye, kartlık, para, gloss tamamdır.
‘’Bunu benim yerime takarsınız.’’
Annemin uzattığı kutuyu alarak kapağını açtım, bir tam altın ve altın bir bileklik vardı.
‘’Hem Sinan’a hem İlayda’ya takın. Biri babanızın biri de benim hediyem.’’
Kurduğu cümle boğazımda büyük bir yumru oluşmasına sebep olurken Yağmur’un odadan çıkmasıyla boğazımı temizleyerek yumrudan kurtulmaya çalıştım. Hediyeyi çantama koyarken Yağmur annem ile sarılıp vedalaştı hemen peşinden bende hızlıca iki yanağından öperek kapıdan çıkıp ayakkabılarımı giyindim. Anneme son kez el sallayarak hızlı adımlar ile ilerlemeye başladık. Dün durakta taksi olmadığı için yürümüştük bugün ise çalışma olduğundan ötürü yürüyorduk. Annemin arabası muayenede olmasa onunla gidebilirdik ama şansımıza bütün ihtimaller olumsuzdu.
‘’Of gerçekten, madem yürüyecektik niye taksi çağırıyoruz?’’
Yağmur’un sitemi beni gülümsetirken annemin çalışma var dediği yola gelmiştik. Kapatılan yol sebebiyle caddeye geçiş yolunu iki binanın arasından vermişlerdi etrafta çalışanlar dışında kimse olmazken çalışanlar belirli kısma dağılmış işlerini yapıyorlardı.
Tek geçiş yolu olan bina arasına ilerlediğimiz esnada etrafın bir anda kalabalıklaşmasıyla Yağmur daha çok koluma girerken, fısıldayarak ‘’Bu kadar insan bir anda nereden çıktı?’’ diye sordu.
Sorusu üzerine hızlıca etrafıma göz atmaya çalışırken bina arasına girdiğimiz gibi arkamızda bulunan insanların hızlanması bir oldu. Koşar adım arkamızdan gelmeleri üzerine Yağmur’un elini sıkarak adımlarımı hızlandırdım. Çıkışa yaklaştığımız esnada karşımıza çıkan bir grup ile adımlarımız ister istemez yavaşlarken Yağmur’un kolumu tutan eli kasılmıştı.
‘’Eslem. Yanlış bir şeyler var. Neler oluyor?’’
Cevapsız kalarak etrafıma bakınırken çözüm yolu bulmaya çalışıyordum, önümüzdeki grubun git gide bize yaklaştığını fark ederek ‘’Müsaade eder misiniz?’’ diye sordum.
Aferin gerizekalı, hemen yolu açıp geçmene müsaade edeceklerdi zaten.
Üstün başarımdan ötürü kendimi alkışlarken duvarlara çarparak kulağıma ulaşan iğrenç kahkahası boş olan sokakta yankılanırken elini yan tarafında sallayarak ‘’Tabi canım tabi, müsaade ne demek. Buyur geç.’’ Dedi.
Dalga geçmesi sinirlerimi bozarken, sesimi çıkarmadan bakmaya devam ettim. Şu an ses çıkarmam, Yağmur bu kadar korkarken işleri daha da kötüleştirecekti, en azından birimizin daha cesur durması gerekiyordu.
‘’Sende bize ait bir şey var, onu bize ver bizde size müsaade edelim cici kız. Sen de yanındaki de zarar görmezsiniz.’’
Yağmur’un kolumu tutan olan eli tuttuğu yeri daha çok sıkarken avucumu elinin üzerine koyarak parmaklarını gevşettim.
‘’Neyden bahsettiğinizi inanın bilmiyorum. Müsaade edin geçelim.’’
Sağ ve solunda duran adamlara başıyla işaret vererek cebinden çıkardığı sigarayı dudaklarının arasına koyarak yaktı, içine çektiği zehri dışarıya üflerken yanındaki adamlara verdiği emirler ister istemez ayaklarımızı yere çivilemişti.
‘’Sigaram bitene kadar vaktiniz var! Ses çıkarmadan halledin!’’
Yağmur kolumdan çıkarak etrafına bakarak ‘’Yardım edin.’’ Diye bağırmaya başladı.
‘’Çantanı ver!’’
Yağmur’un sesini bastıran dobra ses tüylerimi diken diken ederken, Yağmur’un ellerini tutarak arkama çekmeye çalıştım.
‘’Yardım edin! Kimse yok mu?’’
Yağmur’u tutamazken ‘’Çantanı! Ver!’’ diyerek bağırmaya devam eden adam Yağmur’un sesini fazlasıyla bastırıyordu.
‘’Çantanı ver, lanet olası!’’
Aldığım emir üzerine istemsizce çantayı tutan elim arkama doğru gitti. Adam bu hareketime karşılık saçlarını karıştırarak yanındakilere başıyla işaret verdi, komutu alanlar ellerinde tuttuklarını fark etmediğim makineleri çalıştırarak etrafta gürültü oluşmasını sağladılar.
Ne yapmaya çalıştıklarını anlamazken oluşan gürültü ile üzerimize doğru hızla gelen adamlardan sebep attığımız çığlığı etraftaki gürültü bastırmış ve kendi sesimizi bile duyamamıştık. Ellerim titrerken çantamın sapını sıkıca tutarak geriye doğru adım atmaya çalıştım aniden bileğime sarılan el sebebiyle gözlerim kocaman açılırken, kalbim fazlasıyla hızlı atmaya başlamıştı. Yağmur bileğimi tutan adama saldırmaya çalışırken, boşta duranlardan biri Yağmur’un hareket kabiliyetini kısıtlayarak kollarından tutmaya başladı.
Bileğimi tutan adam arkama sakladığım çantama ulaşarak hızla çekerken, yanında bulunan diğer elemana çantamı fırlattı. Bileğimi elinden kurtarmaya çalıştıkça daha çok sıkmasıyla ağzımdan istemsiz kaçan çığlım ile boşta kalan elimi yumruk yaparak adamın kafasına bir tane geçirdim. Parmaklarımın bu denli acımasını beklerken karşımdaki adamda ona vurmamı beklemediği yüz ifadesinden belli oluyordu, şaşkınlığından faydalanmak isteyerek bu sefer ayağımı diz kapağına doğru savurdum. Afallamasından fırsat bilerek geriye doğru iterken bileğimin boşta kalmasıyla tekrar bir tekme attım. Attığım tekme onu afallatmış olacak ki yere düştü. Adamın yere düşmesiyle adımlarımı Yağmur’u tutan adama yönelttim. Yağmur çoktan debelenmeye başlamıştı, ona yardım edemeden yere düşen adam ayağa kalkarak tekrardan bileğimden yakaladı.
Aniden vuran acı, gözlerimi yaşarttı. Gereğinden fazla güç uyguluyor kemiğimi kalem gibi kırmak istiyordu.
‘’Seni kaltak. Dua et sana zarar vermememiz söylendi. Yoksa seni buraya gömerdim. Duydun mu?’’
Yüzüme bağırmasından sebep tükürükleri ve ağız kokusu tiksintiyle suratımı buruşturmama sebep oldu. Çantamla işleri bitmiş olacak ki çantamı yere fırlattılar, gürültüyü kesip, kenara çekildiler. Yağmur ve beni tutanlarda bizi serbest bırakırlarken aynı hızla bulunduğumuz ortamı terk ederek uzaklaştılar.
Serbest kalmamla soluğu Yağmur’un yanında alarak etrafında dönmeye ve hasar tespiti yapmaya çalıştım.
‘’İyi misin? Bir yerin acıyor mu?’’
Sorduğum sorulara başını iki yana sallayarak cevap verirken, bir yerine zarar gelmemiş olmasından dolayı içim rahatlamıştı.
‘’Bu neydi böyle? Bu adamlar sence bizden ne istiyorlar?’’
Gevşeyen tokamı tamamıyla çözerek saçlarımı yeniden topladım ve yerde duran çantamı alarak Yağmur’u cevapsız bıraktım.
Düğünde takılacak hediyeler, kartlık ve gloss çantamdaydı. Telefonum ve kimliğim dışında eksik olan bir şey yoktu.
‘’Dertleri para değilmiş, öyle olsaydı eğer hediyeler çantamda duruyor olmazdı. Kimliğim ve telefonum yok, almışlar.’’
‘’Kim bu adamlar? Allah aşkına dertleri ne? Bizden ne istiyorlar? Hiçbir şey anlamıyorum.’’
İleri geri hareket eden Yağmur’u kolundan tutarak durdururken ‘’Şu an bunu düşünecek zamanımız yok. Kuaföre yetişmemiz lazım. Bu işin icabına gece bakacağız Yağmur ama öncesinde Hasan amcayı arayalım.’’ Dedim.
‘’Hasan amcayı aramak yerine direk polise gitsek? Düğün günü ondan yardım istemek ayıp olmaz mı?’’
Alnımı sıvazlayarak düşünmeye başladım. Hasan amcaya söylemek ayıp olabilirdi adam sonuçta oğlunu evlendiriyor ama, işte aması vardı bu işin basit bir hırsızlık olayından daha fazlası olduğunu hissediyordum.
‘’Yağmur ben bunun basit bir kapkaççılık olduğunu düşünmüyorum. Polise gitmemiz işleri uzatacak, zaten Hasan amca emniyet müdürü. Hem arayıp söylemezsek sonradan bize daha çok kızacak.’’
Dudaklarını dişleyerek sözlerimi süzgecinden geçirirken sessizce onu bekliyordum. Sokak hâlâ sessizdi her an bir yerlerden birilerinin çıkabilecek olduğu gerçeği içimi ürpertirken Yağmur konuşmaya başladı.
‘’Tamam arayalım ama Gps takibi ile telefonunu nereye götürdüklerini bulabiliriz biliyorsun.’’
Kurduğu cümle yüzümde tebessüm oluştururken ‘’Bunu sen mi söylüyorsun?’’ diye sormayı ihmal etmedim.
Ellerini beline koyarak: ‘’Evet, ben söylüyorum. Dün Sinan ve annemin söyledikleri bu saatte olanlar inan bana da hiç hayra alamet gelmiyor söyleyeyim.’’
Başım ile onu onayladım.
‘’Bence de olanlar hayra alamet değil ama elimde şu an bir laptop yok, bilgisayar bulmak için vakit kaybedemeyiz. Geceyi beklemek zorundayız, merak etme hattı kırsalar bile kırılmadan öncesine kadar gittikleri yeri rahatlıkla tespit edebilirim. Hem şifremi kırıp sosyal medya hesaplarıma veya Gmail adresime giriş yaparlarsa da yaptıkları yeri öğrenirim. O yüzden Yağmur Hanım sıkıntı yok, şu an için tek düşünmemiz gereken şey düğün. Anlaştık mı?’’
Gmail hesabımı veya sosyal medya hesaplarımı iptal etmeme gerek yoktu, istedikleri veya aradıkları her neyse aldıkları telefonda bulamayacakları kesindi.
Sağ bileğimi tutarak kendisine çekerken oluşan acıdan ötürü istemsizce yüzüm buruştu.
‘’Bileğin moraracak, acıyor mu?’’
Asılan yüzünü iki elimin arasına alarak yanaklarını sıktım.
‘’Acımıyor. Hem bak fularımı sardım mı kimsede görmez.’’ Diyerek çantama asılı olan fuları çözerek bileğime sardım.
Yağmur’un tereddütlü bakışları bileğim ve yüzüm arasında gidip gelirken ‘’Hadi daha fazla geç kalmadan gidelim. Bu arada Hasan amcayı arayıp konuşur musun?’’ Diyerek koluna girdim ve taksi durağına doğru onu çekiştirmeye başladım.
‘’Ben arayayım ama sen konuş.’’
Kafamı iki yana sallayarak gülmeye başladım.
‘’Ver tamam, konuşayım.’’
Telefonu bana uzatırken derin bir nefes aldım, halledebilirdim.
‘’Efendim Yağmur’um.’’
‘’Hasan amca ben Eslem.’’
Yağmur heyecanlanınca yaptığı gibi baş parmağının tırnağını kemirirken eline bir tane patlattım. Kaşlarını çatarak bana bakarken omuz silkip telefona odaklandım.
‘’Söyle kızım, kötü bir şey olmadı inşallah?’’
‘’Şey aslında bir şey oldu ama çok kötü değil. Taksi durağına giderken önümüzü kestiler ve şey telefonum ile kimliğim çalındı.’’
‘’Bir dakika kızım.’’
Hasan amca daha sessiz bir yere geçerken kendime bir tane patlatmak istiyordum.
‘’Kusura bakma Hasan amca, böyle bir günde seni aramamam gerekiyordu.’’
‘’Asıl beni aramasaydın kusura bakardım. Tam olarak nerede gerçekleşti bu olay?’’
‘’Taksi durağına gitmeden alt caddede.’’
‘’Tamam kızım, bir yerinizde bir şey var mı? Sadece telefon ve kimlik mi kayıp? Yağmur’un bir şeyini aldılar mı?’’
‘’Yok biz iyiyiz, sadece benim telefon ve kimliğim alındı. Yağmur dan bir şey almadılar.’’
‘’Anladım kızım, peki bir şey söylediler mi?’’
‘’Şey adama tekme attığım sırada dua et sana zarar vermememiz söylendi dedi, başka bir şey söylemedi.’’
Hasan amcanın gür kahkahası telefonun ahizesinden kulağıma ulaşırken gerginliğim az da olsa geçmişti.
‘’Aferin sana. Peki neden hâlâ ara sokakta beklediğinizi sorabilir miyim?’’
Kaşlarım çatılarak etrafıma bakmaya başladım.
‘’Ara sokakta olduğumuzu nereden bildin Hasan amca? Buraya mı geldin?’’
Yağmur koluma patlatırken ‘’Salaksın.’’ diye fısıldamayı ihmal etmedi.
‘’Kamera ve gps den yerinizi tespit ettik, adamları da buldum. Siz şimdi güzelce taksiye binip gelin evine gidiyorsunuz. İfade ve şikâyet dilekçenizi düğünde imzalarsınız.’’
‘’Tamam Hasan amca, teşekkür ederiz.’’
‘’Rica ederim kızım. Dikkatli olun ve o sokaktan çıkın artık.’’
Yorumuna gülümseyerek ‘’Tamam, çıkıyoruz.’’ Dedim ve telefonu kapatarak Yağmur’un koluna girdim. Hızlı adımlar ile sokaktan çıkıp durakta bekleyen boş taksilerden sırada olan binerken konuşmayı Yağmur’a özetleyip telefonunu geri vermeden anneme telefonumu düşürüp kırdığımı bu yüzden bana ulaşamazsa Yağmur’u aramasını ve telaş etmemesini içeren bir mesaj attım.
Olan olayı elbette ona anlatacaktım ama şu andan anlatarak akşama kadar telaşa kapılmasına gerek yoktu.
‘’İlayda’ya bir şey anlatmak yok, anlaştık mı?’’
Yağmur gözlerini devirip, kollarını göğsünde birleştirdi.
‘’O kadar salak değilim Eslem. Kızın düğünü var bu akşam tabi ki anlatmam.’’
Başım ile onu onaylayarak camdan akıp giden yolu izlemek yerine gözlerimi kapatarak başımı Yağmur’un omzuna yasladım.
‘’Buyurun, istediğiniz yere geldik.’’
Taksicinin sesi ile gözlerim açılırken, yaslandığım yerden doğrularak çantamı açtım.
‘’Borcumuz ne kadar?’’
‘’170 verseniz yeterli efendim.’’
Çantamın içerisine koyduğum paraları bulamazken, bakışlarımı Yağmur’a çevirdim.
‘’Sende nakit var mı?’’
Kaşının üzerinde göz var mı demişim gibi bakan Yağmur’a ‘’Var mı yok mu?’’ diye tekrardan sordum.
‘’Kızım ben yanıma kart bile almadım ki nakit olsun. Sen alıyorsun diye kimliğimi çantana koyarak, telefonumu aldım çıktım.’’
Derinden çektiğim of ile dikiz aynasından taksici ile göz göze geldim.
Benim tarafımdaki kapının açılmasıyla bakışlarım soluma kaydı. Sinan açtığı kapıda durmuş taksi şoförüne bakarken ‘’Abi ne kadar borçları?’’ diye sordu.
‘’170 versen yeter kardeşim.’’
‘’Sinan bekle be...’’ cümlemi bitirmeme izin vermeden çıkardığı parayı şoföre uzatarak ‘’Üstü kalsın kardeşim.’’ Dedi.
Ücretin ödenmesi ile bekleme yapmadan taksiden indik.
‘’Ücret için teşekkürler ama en kısa zamanda iadesini yapacağız.’’
Yağmur’u dinlemek yerine ellerinden birini benim diğerini Yağmur’un omzuna koyarak bizi kuaföre yönlendirirken ‘’Aynen kardeşim ondan.’’ Demeyi ihmal etmedi.
‘’Sinan gerçekten...’’ Dediğim esnada omzumdaki elini hafifçe sıkarak cümlemi tamamlamama izin vermedi.
‘’Eslem asıl sana gerçekten, eğer bana karşılık vermek istiyorsanız içeri girin ve saçınızı falan yaptırın paramı güzel harcayın kardeşim.’’
Ona karşılık vermeyip bakmaya devam ederken az önce tuttuğu omuzlarımızı hafifçe iteklemeye başladı.
‘’Hadi kardeşim hadi bekleme yapmayalım.’’
Omuzumdaki elini itekleyerek ‘’Bütün paranı bitireyim o zaman görürsün gününü.’’ Dedim ve kuaföre giriş yaptım. Yağmur da peşimden gelirken ben çoktan İlayda ile sarılıp başlayan makyajı hakkında yorum yapmaya başlamıştım.
Yağmur ve İlayda sarılırken kuaföre göz gezdirdim, bizden başka gelen yoktu.
‘’İlayda diğerleri nerede?’’
Yerine oturacağı esnada sorduğum soruya ‘’Asuman son anda gelmekten vazgeçti, bende çok ısrar etmedim. Bücürler uyanamadı, onlar uyanınca gidecekler.’’ Dedi.
Çalışanlar boş olan koltuklardan birine beni diğerine Yağmur’u yönlendirirlerken İlayda’yı anladığımı belirtircesine onaylayarak oturduğum koltukta arkama yaslandım, gözüm bileğimdeki fulara kayarken bakışlarımı aynadaki yansımama çevirdim. Aldığım derin nefesin yerini gerçekçi olduğunu düşündüğüm tebessümüme bırakarak saçımın ve makyajımın nasıl olmasını istediğimi anlattım.
Düğüne gitmeden önce yaşadıklarımız ile günü kapatmak istiyordum. Gerçekten de bir gün için yeterince ekşınlı bir olaydı.
Şu an …
Gözüme dolaşan yaşları yukarıya bakarak göndermeye çalışırken, bir yandan da elim ile yelpaze gibi hava yapıyordum. Yapılan makyajımın bozulması isteyeceğim en son şey bile değildi. Derin nefesler alarak kendimi sakinleştirmeye çalışırken aradan geçen tahmini bir iki dakikanın sonunda daha iyiydim.
Vakit kaybetmeden üzerimi giyinsem iyi olacaktı.
Ayakkabılarımı tabiri caizse kabinin diğer tarafına iteleyip askıdaki elbisemi alarak giyindim. Yan tarafında bulunan fermuarımı çekip aynadaki yansımama baktım.
Kendimi her ne kadar beğenmesem de aynadaki aksime yalan söylemenin lüzumu yoktu. Güzel olmuştum.
Düğün konseptimiz İlayda hanımın isteği üzerine Prenses olmaktı. Kendisi kuğu gibi süzülürken bizim de onun etrafında dolaşan prenseslerden birisi olmamızı rica etmişti. Küçüklükten beri hayalinin bu olduğunu söylemiş bize ricada bulunmuştu. İlayda ve çocukluktan kalma travmaları işte.
Yağmur straplez, uzun, deniz mavisi renginde üzerinde yaldızlı desenleri olan bir elbise giyinmeyi tercih ederken saçlarını açık bırakıp tacını öyle takacaktı.
Benim elbisem ise kısa kollu ve dizlerimin üzerine gelen beyaz renkli, altın görünümlü kemeri ve kolyesi olan bir elbiseydi. Evet gelin gibi düğünde bende beyaz giyinecektim.
Neymiş efendim düğünde sadece gelin mi beyaz giyinecekmiş.
İlayda’nın bu düşüncesini ne kadar onaylamasam ve karşı çıksam da en güzel gününde her şeyin onun istediği gibi olmasını istediğim için fazla ses çıkartmadan satın almıştım.
Kenarda duran topuklu ayakkabılarımı giyindim. Tokamla aynı desende yapraklı olan ayakkabımın ipleri sarmaşık gibi bacağımı sarıyordu, kaymayacağından emin olduğum bir düğüm atarak olduğum yerde doğruldum. Saçımı açık bırakmak yerine dağınık topuz yaptırmıştım, bozulan etek kısmımda bulunan katları düzenleyerek son kez aynada kendime baktım.
Sanırım hazırdım.
Çıkardığım kıyafetimi güzelce katlayarak, ayakkabımla poşete koydum ve kabinden çıkıp orta alana geldim. Peri kızları çoktan alanda toplanmış resim çekilmeye başlamışlardı.
Alanın ortasında duran İlayda giydiği gelinlik ile tam bir peri kızı gibi olmuştu. Üzerine giydiği gelinlik her ne kadar yirmi kiloya yakın olsa da halinden gayet memnun görünüyordu. İlayda’ya sarılmış Yağmur ise açık mavi elbisesinin içerisinde ışık gibi parlıyordu. Elimde bulunan poşeti diğer eşyaların yanına koyarak kızların yanına gittim.
‘’Bensiz resim çekilmeye utanmıyor musunuz?’’
İlayda boş olan sol tarafına doğru beni çekerek ‘’Gülümse.’’ Dedi. Onun bu ani çekmesi sonucu şaşırsam da hemen kameraya gülümseyerek poz verdim. Görevli bayandan rica etmemiz üzerine birkaç pozumuzu arka kamerayla çekildik.
‘’Şöyle tek bir dur, güzelce bakayım sana.’’
Elimi tutan İlayda’nın elini bırakarak geriye çekildim. Parmağını etrafında döndürmesi sonucu etrafımda dönerken başını iki yana sallamaya başladı.
‘’Kızım sen Yunan Tanrıçası olmuşsun, bu ne böyle ya!’’
İlayda’nın sitemi yüzümde tebessüme sebep olurken ‘’Teşekkür ederim canım, gelinin yanına yakışmaya çalıştık.’’
Koluma bir tane patlatıp ‘’Sen yanıma yakışmaya çalışmamışsın sen direk gelini ofsaytta düşürmeye çalışmışsın. Hain. En güzel ben olacaktım hani?’’
‘’Ya sen vurmadan konuşamıyor musun? Her fırsatta geçiriyorsun kızım, ayrıca ben bu elbiseyi almıyordum bana zorla aldırttın hiç konuşma o yüzden.’’
Verdiğim cevaba karşılık olarak ‘’Doğru diyorsun.’’ Derken İlayda’nın erkek kuzeninin kuaföre girmesiyle sohbetimizi sonlandırdık.
‘’İlayda hazırsanız çıkalım.’’
‘’Hazırım ama Sinan nerede?’’
‘’Sinan gelin evinden alacak seni, biraz daha sabretsin dedik, yolladık onu.’’
Kuzenin yorumuna ‘’İyi halt ettiniz.’’ Diye mırıldanan İlayda’nın kolunu hafifçe cimciklerken kuzeninin açık tuttuğu kapıdan el birliği ile İlayda’yı çıkartıp arabaya bindirdik. Kuaförde kalan eşyalarımızı da alıp boş olan yere otururken hep beraber evin yolunu tuttuk.
Kuaför ile evin arasında fazla bir mesafe olmadığından yolculuğumuz kısa sürmüştü, aynı ekip el birliğiyle İlayda’yı arabadan indirip eve geçmesinde yardımcı olduk. Kapıda dualar ile karşılanan İlayda’yı odasına çıkartırken Şahika teyze erkek tarafının beş dakika içerisinde burada olacağını ona göre hazır olmamızı söyledi.
Odaya girdiğimiz gibi kapıyı kilitlerken İlayda elini kalbine koymuş gelinliğin izin verdiği ölçüde hareket etmeye çalışıyordu.
‘’Ay bayılacağım galiba.’’
Yaptığı yorum istemsizce gülmeme sebep olurken yanına giderek elini tuttum.
‘’Bayılmanı gerektiren bir durum yok, sakin ol.’’
Gözlerini gözlerime yaklaştırıp dikkatlice bakarken ‘’Lens taksam bile bu göz rengine gelmiyor, nasıl bir renge sahip gözlerin. Allah’ım doğacak evlatlarımın göz renkleri bu hatununki gibi olsun. Âmin.’’ Diyerek açtığı ellerini yüzüne sürerek duasını tamamladı.
Ani duygu geçişlerine hâlâ alışamamıştım.
‘’Gerçekten değişiksin. Allah sana akıl fikir Sinan’a da sabır versin.’’
‘’Geldiler!’’
Yağmur’un ani bağırtısı ile ufak çaplı bir korku yaşadım. Al birini vur ötekine. Millet deliye hasret ben akıllıya yemin ederim. İkizler burcu olmamalarına rağmen birden fazla karaktere sahip olduklarını düşündüğüm Yağmur ve İlayda’ya bakarken, İlayda cama giderek aşağısını görmeye çalıştı.
Balkonun kapısını kapatan Yağmur yanımıza gelirken ellerini ovuşturuyordu.
‘’İlayda kaç dakika açmıyoruz kapıyı söyle bakayım.’’
‘’Beş ideal bence, ya da para olarak bin vermezse açma. Gerçi Sinan’ım hemen verir o parayı bu seferde kapıda bekletmiş olmayız.’’
‘’O zaman ikiye mi açıyoruz?’’
Kafa kafaya vermiş tartışan ikiliye gözlerimi devirdiğim esnada kapı tıklatıldı.
‘’Eyvah geldiler, Yağmur kapıyı aç.’’
İlayda Yağmur’u kapıya doğru itekliyordu.
‘’Ya kızım ne kapı açması, hani önce bekletecektik.’’
Onun iteklemesini bertaraf etmeye çalışan Yağmur bir yandan da İlayda’ya karşılık verirken kapının tekrar çalmasıyla kapıya ilerleyerek kilidi çevirip kızların görünmediğinden emin olarak hafifçe kapıyı açtım.
Arkamda duranların sesi bir anda kesilirken İlayda’nın fısıltısı gülümsememe sebep oldu.
‘’Hii! Açtı kapıyı.’’
Bakışlarım Sinan’ı bulurken onun bakışları arkamdaki kapıdan hafifçe gözüken odadaydı.
‘’Kapı daha fazla açılmıyor mu?’’
Kedi yavrusu misali sorduğu soruya kaşlarımı yukarıya kaldırarak ‘’Yok. Açılmıyor.’’ Cevabını verdim.
Eli cebine giderken, onu durdurdum.
‘’Bu kapı parayla açılmıyor.’’
Tek kaşını kaldırmış bana bakarken ‘’Neyle açılıyor peki?’’ sorusuna gülümseyerek cevap verdim.
‘’Soracağım sorulara vereceğin cevaplar ile açılıyor.’’
Ceketini düzelterek derin bir nefes aldı.
‘’Üç yanlış bir doğruyu götürüyor mu?’’
Kıkırtımı bastırarak başımı olumsuz anlamda salladım.
‘’Tamam o zaman, hazırım yolla gelsin.’’
‘’İlayda’ya saygı duyacak mısın?’’
‘’Son nefesime kadar.’’
‘’İlayda’yı sevip, koruyacak mısın?’’
‘’Bu kalp bu bedende attıkça seveceğim, koruyacağım.’’
‘’İlayda’ya kısıtlamalar yapacak mısın?’’
‘’Onu olduğu gibi seviyorum, değişmesini istemiyorum.’’
‘’Sana şu an İlayda’nın evliliğe hazır olmadığını söylesem ne yaparsın?’’
Sorduğum son soruyla Sinan gibi arkamda bulunan kızlarda duraklarken, Sinan çenesini ovuşturarak bana döndü.
‘’Ben onu dört sene beklemişim, hazır değilse istediği zamana kadarda beklerim. Bana zorla değil isteyerek gelmesini istiyorum.’’
Sinan’ın beklediğim cevapları vermesiyle yüzümde tebessüm oluşurken Sinan fısıldayarak ‘’Hazır hissetmiyor mu?’’ diye sordu. Tebessümüm kahkahaya dönüşürken arkama dönerek İlayda’ya baktım.
‘’Gelin Hanım Sinan oğlumuza varmak istiyor musun?’’
Hepimiz İlayda’ya bakarken o sessiz kalarak elindeki çiçeğine bakıyordu.
‘’Sinan’ı ağlatman gerekiyordu, beni değil.’’
Dolu olan gözlerini bize çeviren İlayda’ya şaşkınlıkla bakarken bunca senelik arkadaşlığımıza rağmen vereceği tepkilere hala alışamamıştım alışabileceğimde sanmıyordum.
Sakinleştiğine kanaat getirdiğimizde kapıyı açarak Sinan’ı içeriye aldım. Gördüğü gelin ile olduğu yerde birkaç saniye kalırken kendine gelerek uzun adımlar ile İlayda’nın yanına gitmesi çok uzun sürmedi.
İlayda’yı alnından öperek kırmızı renkli örtüsünü başına örterken İlayda’nın bende olan telefonuyla bol bol resim çektim. Kol kola girerek poz vermelerine karşılık birkaç resim daha çektikten sonra odadan çıkmalarıyla İlayda’nın eteğini toplayarak peşlerinden giderken düşmemeye dikkat ediyorduk.
İlayda ve Sinan’ı gelin arabasıyla uğurlarken duygusallaşan Şahika teyzenin yanına giderek ona sarıldım.
‘’Aman be Şahika teyzem İlayda’yı bilmiyor musun? Her Allah’ın günü gelir eve darlar yine seni, niye üzüyorsun kendini. İlayda güle oynaya çıktı görmedin mi sen?’’
Yağmur’un sızlanmaları Şahika teyzenin yüzünü biraz olsun gülümsetirken Asım amcanın seslenmesi ile hep beraber arabaya geçtik.
Ya Allah Bismillah diyerek arabayı çalıştıran Asım amca ile arkamıza yaslanırken dua etmeye başladım. Korku saniyeler ilerledikçe içimde filizleniyor vücudumu komple sarıyordu.
Allah’ım görünür görünmez şeytanlara fırsat verme, olabilecek savaşın galibi biz olalım. Âmin.
Bölüm etkileşimi
