6.Bölüm/ Gülsem mi, Ağlasam mı?

Vaveyla Yazarı: e s

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: 6.Bölüm/ Gülsem mi, Ağlasam mı?

"Sen benden mi kaçıyorsun?"

Fatih'in sesiyle adımlarım durdu.

İçimden bir ses karşılık vermeden yoluna devam et derken diğer ses dön ve konuş dedi. Hangisini yapacağım en başından belliydi.

Fatih'e döndüm.

"Bana mı dedin?"

Ellerini cebinde bana bakıyordu. Birkaç adım atıp karşımda durdu.

"Sana dedim."

Gülmeye çalıştım.
"Hayır ya, neden kaçayım senden? Görmemişim. Dalgınım da bu aralar. Ondan yani."

"Neden dalgınsın?"

Cevap vermem için bekliyordu. Verecek bir cevabım yoktu açıkçası.

"Neden dalgınsın dedim."

Sorusunu tekrar etse de duymazdan gelmeye devam ettim.

"Derse geç kalacağım, gitmem gerekiyor."

Arkamı dönüp gideceğim sırada kolumu tutup beni kendine çevirdi.

"Cevap vermedin."

"Cevap yok."

Kolumu çekip yoluma devam ettim.

Sonraki saatler derse konsantre olmakla ve Fatih'i düşünmekle geçti. Seda hocalarla konuşmak için gidince sınıfta tek kalmıştım. Sessizliği ve yalnızlığımı telefonun sesi böldü. Arayan Vedat abimdi. Telaşla ayağa kalkıp birkaç kez öksürdükten sonra telefonu açtım.

"Efendim abi."

"Neva nasılsın?"

"İyiyim abi, sen nasılsın?"

"Ben de iyiyim. Dersler nasıl gidiyor?"

"İyi gidiyor. Sedayla baştan sıkı tutalım dedik. Günü gününe çalıyoruz."

"Güzel düşünmüşsünüz, aferin. Seda'da iyi?"

"Evet evet o da iyi."

"Rahatsız eden yok ikinizide?"

Abim soru sormuyordu sadece onun söylediklerini onaylamamı bekliyordu. Sınıfın içinde bir sağa bir sola yürüyordum.

"Hayır abi yok."

"Bir sıkıntı olursa hemen beni arıyorsun tamam mı?"

"Tamam abi, merak etme."

"Tamam ben seni yine ararım, iyi bakın kendinize."

"Görüşürüz, sende iyi bak kendine abi."

Telefonu kapatıp yerime oturuken Seda'da sınıfa girmişti.

"Bir şey mi oldu?"

"Abim aradı da az önce."

"Vedat abi mi?"

Başımı salladım.

"Ne diyor?"

"Her zamanki şeyler."

"Alıştık artık."

"Evet alıştık."

"E hadi yemeğe gidelim, bugün kahvaltı da yapamadım."

"Neden?"

"Canım istemedi."

Ben eşyalarımı toparladıktan sonra kantine doğru yürüdük.

Kantin diğer günlere göre daha kalabalıktı. Oturacak yer kalmamıştı. Bizde tostlarımızı alıp dışarı çıkmaya karar vermiştik ta ki Seda ödev işini sormak için Fatihlerin masasına gidene kadar. Ben kenarda Seda'yı beklerken Seda masaya oturmuştu bile. Her ne kadar o tarafa bakmamaya çalışsam da arada gözüm kayıyordu. Yine o tarafa bakarken Seda eliyle gel işareti yaptı. Sıkıntıyla dişlerimi sıktım. Masaya gittiğimde boş iki sandalye vardı. Biri Fatih'in yanı diğeri karşıydı. Karşısına oturdum.

Emre samimi şekilde gülümseyip, "Merhaba." deyince pek keyfim olmasa da bende gülümseyip merhaba dedim. Fatih'e bakmamaya özen gösteriyordum.

Seda yapacağımız sunum hakkında sorular sorarken bende onu dinliyordum. Seda'nın soruları bitince bana döndü.

"Sorun yoksa kalkalım."

"Hayır yok."

Seda tekrar Fatih ve Emre'ye dönüp teşekkür etti.

"Ben birkaç kez daha sizi rahatsız edebilirim, haberiniz olsun."

Emre gülerek "Hep bekleriz" deyince Seda' da gülümsedi.

"Biz gidelim artık, afiyet olsun size de."

Seda çantasını alıp kalkınca bende kalktım. Emre birlikte oturabileceğizi söylese de kibar teklifini reddettik. Biz çıkışa doğru giderken Zehra'da bize doğru geliyordu. Seda'nın beni diğer tarafına almasıyla karşı karşıya gelmekten kurtulmuştum.

Tostlarımızı yedikten sonra biraz yürüdük. İkimizde konuşmuyorduk. Seda anlayışlı biriydi ve beni zorlamıyordu. Ona bu gri günleri yaşatmaya hakkım yoktu. Artık Fatih'ten söz etmeyecektim.

"Seda."

Elleri cebinde karşıya bakarak yürüyordu.

"Efendim."

"Hafta sonu birlikte bir şeyler mi yapsak?"

"Ne gibi?"

"Bilmem, sen ne dersen artık."

"Bir şeyler yapma fikri senden çıktı. Ben ne dersem değil sen ne dersen onu yapmalıyız."

"Şu an aklıma bir şey gelmiyor." dedim sesim sonlara doğru kısık çıkmıştı.

"Bence sen eve gidince limonlu bir kek yap Neva."

Gülümseyip Seda'ya baktım.
"Çok iyi fikir."

Limonlu kek.. Seda ne zaman canımın sıkkın olduğunu görse limonlu kek yap der. Limonlu keki çok sevdiğinden değil nedenini birkaç kez sorsam da net cevaplar alamamıştım. Seda ne zaman yap dese ben de yaparım gerçekten de kendimi iyi hissetmemi sağlar.

"Yine baltayı taşa vurdum değil mi?"

Seda sıkıntıyla nefesini verdi.

"Öyle oldu maalesef Nevacım."

"Halledeceğim bir şekilde."

"Biliyorum."

Akşama kadar süren dersler sonunda bitmişti. Sedayla toparlanıp fakülteden çıktık. Hava kararmaya gelmişti. Sedayı durağa bıraktıktan sonra kendi durağıma doğru yürümeye başladım. Merdivenlere gelince ofladım. Burası kestirme yoldu. Diğer yol dik olduğu için yürümesi zordu. Burada da upuzun merdivenler vardı. Denize düşen yılana sarılır deyip inmeye başladım.

~

"Hadi kızım çıkıyorum ben."

"Baba sen in, ben geliyorum iki dakikaya."

Saçlarımı son kez düzeltip koşarak evden çıktım.

Babam arabada beni bekliyordu.

"Çıkarken çok ses yapmadın değil mi? Annenin migreni tuttu. Uyuyamadı tüm gece."
Kemerimi takarken, "Sessiz olmaya çalıştım."

"İyi yapmışsın kızım."

Yol boyunca babamın nasihatlarını dinledim. Arkadaşının kızı madde kullanıyormuş, kız bağımlı olmuş ve aile şu an çok perişanmış. Babamın korkusunu anlayabiliyordum. Endişelenmemesi gerektiğini tekrar tekrar söylesem de uzun uzun konuştu. Yolumuz bitince babama öpücük atıp arabadan indim. Bu kez merdivenleri değil diğer dik yolu tercih ettim. Yine erken gelmiştik ve ben yine yaylana yaylana yürüyordum. Yolun yarısında ara yoldan Fatih ve Zehra çıktı. Yana yana yürüyorlardı. Fatih bir şeyler anlatırken Zehra arada başını sallıyordu. Kulaklığımı cebimden çıkarıp taktım ama müzik açmadım. Merakıma yenik düşüp adımlarımı hızlandırdım. Onlarla aramda üç dört adım kalmıştı. Yavaşlayıp ne konuştuklarını duymaya çalıştım.

"Neden bu yoldan geldik ki, şimdiden yoruldum."

Zehra'nın sitemli sesini duyunca gözlerimi devirdim.

"Diğer tarafı sevmiyorum. Soğuk oluyor."

Fatih'in dediğiyle kaşlarım havalandı. Sevmiyormuş. Beyefendiye bak!
Keşke hep gizemli beyefendi olarak kalsaydı da şu manzarayı hiç görmeseydim. Daha fazla dinlememek için yolun karşı tarafına geçip hızlandım.

Dersin başlamasına yarım saatten fazla vardı. Kantine gidip kendime çay aldım. Kahvaltı yapmamıştım ama şu an bir şey de yemek istemiyordum. Çayımın biraz soğumasını beklerken dalıp gitmişim. Karşımdaki sandalyenin çekilmesiyle başımı kaldırdım.

"Günaydın."

"Günaydın."

Emre elindeki çayını masaya dikkatle koyup sandalyeye oturdu.

"Nasılsın?"

"İyiyim, sen nasılsın?"

"Ben de iyiyim. Seda yok mu?"

"Ben erken geldim biraz. Seda tam zamanında gelir."

Çayından bir yudum alıp başını salladı, "Anladım."

Bende çayımdan bir yudum aldım.

"Ee anlat bakalım."

Gözlerimi kıstım, "Neyi?"

"Fark etmez, neyi istersen."

"Anlatacak bir şey gelmedi aklıma. Sen anlat."

"Benim de gelmedi." dedi gülerek.

"Arkadaşların daha gelmedi mi?"

Fatih'in geldiğini biliyordum ama belli etmedim.

"Fatih geldi de Zehrayla birlikteler."

"Pek seviyorlar birbirlerini hiç ayrı kalamıyorlar."

Sesimin tonunu ayarlayamamıştım. Emre sırıtarak yüzüme bakıyordu.

"Fatih çok seviyordu Zehrayı. Hatta geçen yaz evlenme teklifi etmişti."

Gözlerim fal taşı gibi açılırken yutmakta olduğum çay içimi yaka yaka mideme indi.

"Evlenecekler mi yani?"

"Yok Zehra kabul etmedi, erken olduğunu düşünüyormuş. Fatihte ayrılalım dedi. Birkaç ay ayrı kaldılar sonra geri birleştiler derken yılan hikayesine döndü iyice."

Dinlerken daha da heyecanlanıyordum.

"Yaa üzüldüm." Sesimi normal tutmaya çalıştım.

Emre muzip bir şekildi sırıttı.

"Tabii üzülmüşsündür."

Cevap vermeyip çayımı içtim. O da saatine baktıktan sonra ayağa kalktı.

"Ders saatim gelmiş. Hadi ben kaçar."

"İyi dersler."

"Size de."

Emre hızlı adımlarla kantinden çıkmıştı. Arkasından bakarken aklımdan, Fatih'in birisini evlenecek kadar sevmesi ne kadar garip diye geçirdim. Daha da garibi ise karşısındaki kişinin teklifini kabul etmemesiydi.

Benim de ders saatim gelince sınıfa geçtim. Ders başlamasına rağmen Seda gelmemişti. Telefonumu çıkarıp masanın altından mesaj yazdım.

'Nerdesin?'

'Bir işim çıktı, ikinci derse gireceğim.'

'Tamam.'

Seda derste olmadığı için özenle not tutmam gerekiyordu. Gerekli özen içinde tüm dikkatimi toplamam. İçime derin bir nefes çekip hocayı dinlemeye başladım.

Hoca dersi olması gerekenden erken bitirince sınıftan çıkmadan Sedayı aradım. Meşgule attı. Dışarı çıkıp beklemeye karar verdim. Seda'nın ineceği durağa kadar gidip geri bahçeye yürüyordum. Bir süre daha böyle yürüdükten sonra öğle arasına çıkmıştı herkes. Duraktan bahçeye doğru yürürken Fatih'te karşıdan geliyordu. Onu görünce geri dönerek durağa yürüdüm. Bu kez durakta beklemeye başladım. İki dakika olmadan Fatihte yanımda durdu. Oflayıp Fatih'e döndüm.

"Senden kaçmıyordum sadece burada beklemek istedim zaten dersten erken çıktık. Yani sınıfa geri dönmeyecektim."

Fatih ifadesiz suratıyla bakıyordu.

"Otobüse binmek için geldim Neva."

Utançtan yüzüm kızarmaya başlamıştı. Bir şey demeden önüme döndüm. Keşke yer yarılsada içine girsem diye düşünürken karşı yolda Sedayı gördüm. Yanında da bizim sınıftan bir çocuk vardı. Tüm bunlar normaldi. En azından diğer taraftan gelen yumrukları sıkılı Cahit'i görene kadar. Endişeyle Seda'nın ve diğer çocuğun yanına gitmek için yola atladım. Sedanın yanına gittiğimde nefes nefese kalmıştım.

"Seda, Cahit geliyor.."

Seda kaşlarını çatıp etrafa bakarken Cahitle aramızda beş metreden az kalmıştı. Yanındaki çocuğu aceleyle gördermeye çalışsa da artık çok geçti. Seda çocuğun önüne, ben Seda'nın önüne geçeyim derken Cahit yumruğunu kaldırmıştı bile. En son havada gördüğüm yumrukla gözlerimi kapadım. Beklediğim acıyı hissetmeyince gözlerimi yavaş yavaş araladım. Fatih, Cahit'i kollarına arkadan sarılmıştı. Gördüğüm manzaraya şaşkınlıkla bakarken Seda'nın öne atılıp çantayla Cahit'e vurmaya başlamasıyla kendimi toparladım. Ben de Fatih'in yaptığı gibi Seda'nın kollarına yaptıştım. Seda sinirle Cahit'e, Cahit sinirle arkamızdaki çocuğa bakıyordu.

Fatih, Cahit'i ben Seda'yı biraz olsun sakinleştirmiştik. Şimdi dördümüz de karşılıklı oturup susuyorduk. Sıkılınca konuştum.
"Sen ne diye o çocuğa saldırmaya çalıştın?"

Cahit sinirle soludu.

"Ben o şerefsizi kaç kere uyardım Seda'dan uzak dur diye."

"Sen kimsin de başkalarını benim için uyarıyorsun?"

Seda sinirle konuşunca Cahit bakışlarını yere indirdi.

Ortam yine sessizleşti. Birkaç dakika geçince Seda ayaklandı.

"Neva ben yurda dönüyorum."

"Dersler?"

"İnsanda kafa mı bıraktılar ki?"

Sinirle söylenirken yine Cahit'e bakıyordu. Seda ayaklanınca Cahit'te kalktı.

"Ben bırakırım seni."

"Kes sesini çarpmayayım bir tane."

Cahit yine süt dökmüş kedi gibi geri çekildi. Seda yurda doğru yürürken Cahit'te dört-beş adım gerisinden gidiyordu. Bizde Fatihle baş başa kalmış bulunduk.

"Bunlar ne iş?"

İkimizde hâlâ arkalarından bakıyorduk.

"Geçen yıla kadar birliktelerdi. Seda, Cahit'in kıskançlıklarına dayanamayınca terk etti. Ayrıldılar ama hâlâ birbirlerini seviyorlar. Cahit barışmak için ikna etmeye çalışıyor Seda'yı."

Önümüze dönüp birbirimize bakmaya başladık. Ve Fatih'in dudaklarından o büyülü cümle döküldü.

"Acıktım."

"Ben de."

"Gel yemeğe gidelim."

"Derslerim var."

Aklıma dün yaptığım limonlu kek gelince hemen çantamı açtım. Saklama kabını elimde tutarken başımı kaldırıp Fatih'e baktım.

"Limonlu kek sever misin?"

Fatih yarım yamalak gülümsedi.

"Çok severim."

✨️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

151okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.