14. bölüm / 23
Bulutlardan Haber Var!14. Bölüm/ Bir yumrukluk can: Selçuk
Bölümler 23Şu an: 14. Bölüm/ Bir yumrukluk can: Selçuk
- 1 1.Bölüm/ İsminizi öğrenebilir miyim beyefendi?909 kelime
- 2 2.Bölüm/ Acı Ekşi Sohbet617 kelime
- 3 3. Bölüm/ Felaket Tellalı: Seda750 kelime
- 4 4.Bölüm/ Zeytinliler Aşkına1.039 kelime
- 5 5.Bölüm/ Kaçan Kovalanır Mı?886 kelime
- 6 6.Bölüm/ Gülsem mi, Ağlasam mı?1.507 kelime
- 7 7. Bölüm/ Bazı Ricalar1.083 kelime
- 8 8. Bölüm/ 'Fatih Etkisi' diyebiliriz785 kelime
- 9 9. Bölüm/ Aheste Aheste1.041 kelime
- 10 10. Bölüm/ Çalışkan Fatih831 kelime
- 11 11. Bölüm/ "Yarım kalan hikâyeler midir, insanlar mı?"1.082 kelime
- 12 12. Bölüm/ 7969 kelime
- 13 13. Bölüm/ Merdivenler1.111 kelime
- 14 14. Bölüm/ Bir yumrukluk can: Selçuk1.318 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 15. Bölüm/ Yeni İhtimaller850 kelime
- 16 16. Bölüm/ "Sürpriz mi bu şimdi?"848 kelime
- 17 17.Bölüm/ Fatih Etkisi(2)1.171 kelime
- 18 18.Bölüm/ Düşün Neva Düşün!844 kelime
- 19 19.Bölüm/ Başka1.247 kelime
- 20 20.Bölüm/ "Aynı Şey"1.243 kelime
- 21 21.Bölüm/ Limonlu906 kelime
- 22 22.Bölüm1.071 kelime
- 23 23.Bölüm/ Anlaştık1.805 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Eğer hayatımda bir şey yolundan çıkıp müdahale edilemez hâle gelecek olursa nasıl bir tepki vereceğimi ya da öncesinde nasıl bir önlem alabileceğimi bilmiyorum, evet gerçekten bilmiyorum. Açıkcası öyle büyük sorunlarla hiç müdahale etmek zorunda kalmadım. Bana bu şansı verenler başta annem, babam ve abilerim. Ne zaman hayatımda bir pürüz çıkacak olsa abimler, 'biz hallederiz' derlerdi ve hallederlerdi. O zamanlar bunun mükemmel olduğunu düşünüyordum. Şimdi ise bu durum beni tepe taklak etmek üzereydi..
Fatihle merdivenlerde yaptığımız konuşmadan sonra bir daha o kata çıkmadım. En azından bugünlük. Bugünü bitirmeme yirmi dakika vardı. Günlük verileri kontrol edip stajyerlerin dosyalarını imzlamaya gidecektim. Bilgisayarla işim bitince odadan çıktım. Diğerleri de yavaş yavaş toplanmaya başlamıştı. İyi akşamlar deyip koridorun sonundaki odaya girdim.
"Merhaba, çıkmadan dosyalarınızı imzalayayım."
Sıraya imzaları attıktan sonra oradan da çıktım. Keyfim yoktu ve bunu saklayamıyordum. Fatih burada olması heyecanlandırırken endişe de veriyordu. Odama tekrar dönüp çantamı toplamaya başladım. Aklıma sabahki çiçekler gelince bir hışımla sandalyeye oturdum.
"Çok saçma, aradan yıllar geçti. Hâlâ aynı hissediyorum."
Kendi kendime konuşmamı kapının çalması böldü.
"Gel."
Merve içeri girerken kalan eşyaları çantama attım.
"Müsaitseniz biraz konuşabilir miyiz?"
"Tabii konuşalım ama önce buradan çıkmak istiyorum."
Merve başını sallayıp beni beklemeye başladı. Bahçeye çıkana kadar ikimizden de ses çıkmamıştı. İyi bir gün geçirmemiştim ve Merve'ye bakacak olursam dahası da vardı. Arabamın yanına gelince Merveye döndüm.
"İşin yoksa gel bana gidelim."
"Bir arkadaşa söz vermiştim, başka sefere inşallah."
"Gideceğin yere bırakayım o zaman?"
"Olur."
Arabaya binip kemerimi takarken tekrar konuştum.
"Evet anlat, konu nedir?"
"Stajyerler."
"N'olmuş stajyerlere?"
"Ali' ye torpil geçtiğinizi düşünüyorlar."
Oflayıp arabayı çalıştırdım.
"Çocukluk kıskancı bunlar, öncekilerde de gördük bunları."
"Öyle değil."
Bahçeden çıkacağım sırada Fatihle Ali'yi gördüm. Fatih kolunu Ali'nin omzuna atmıştı. Ali yine ifadesiz suratıyla duruyordu.
"Nasılmış peki?" derken hâlâ onları izliyordum.
"Ali, Fatih Bey'in kuzeniymiş. O yüzden ona ayrıcalıklı davrandığınızı düşünüyorlar."
Merve'ye döndüm, o da karşıya bakıyordu.
"Ama ben bunu şimdi senden öğrendim."
"Biliyorum."
Başımı sallayıp, "Ben hallederim." derken bahçeden çıkmıştım.
Evin kapısını açıp içeri girmemle kendimi yere attım. Bir süre yerde oturup ne yapacağımı düşündüm. Fatihle normal çalışma arkadaşı olmamız benim açımdan mümkün görünmüyordu. Öyle davransam bile içimde öyle olmazdı. Böyle durumlarda ikinci aklıma danışmak en iyisi diyerek Seda'yı aramaya karar verdim.
Bir yandan üzerimi değiştirirken diğer yandan Seda'nın telefonu açmasını bekliyordum. Sonunda açınca hemen konuştum.
"Seda!"
"Neva?"
"Müsait misin?"
"Sana hep müsaitim canım."
"Peki, hemen konuya geçiyorum."
"Bekliyorum."
"Bugün şirkete yeni bir ekip lideri geldi."
"Tamam."
"Tanıdığımız biri."
"Tanıdığımız mı, kim?"
Derin bir nefes aldım.
"Fatih."
Birkaç saniyelik sessizlikten sonra konuştu.
"Hangi Fatih?"
"Üniversitedeki Fatih."
"NE? Saçmalama."
"Seda ne yapacağım ben?"
"Bir dakika dur, ben bunu bir sindireyim. Yıllar sonra nereden çıktı ki şimdi?"
"Bilmiyorum."
"Nasıl hissediyorsun?"
"Kızmayacağına söz ver."
"Nevaa!"
"Eskisi gibi hissediyorum."
"Hayır bunu kabul etmiyorum. Hissedemezsin, hissetmemelisin."
"Biliyorum."
"Böyle telefondan konuşmakla olmayacak, Asya'yı kreşten alıp yanına geleceğim."
"Gerçekten mi? Çok iyi olur."
"Tamamdır, akşam görüşürüz."
Telefonu kapatıp mutfağa geçtim. Bardağa doldurduğum suyu içerken telefonun titremesiyle ekranı açtım. Gelen mesaj moralimi daha da bozarken balkona çıktım. Sanki aldığım nefes yetmiyordu. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Lacivert rengindeki bulutlar akıp gidiyordu. Telefon bu kez çalmaya başlamıştı. Meşgule atıp içeri geçtim.
Kapının çalmasıyla mutfaktan çıktım. Yemek hazırlamaya başlamıştım ama yetişmemişti. Kapıyı açar açmaz Asya bacaklarıma sarıldı. Onu ne zaman görsem içim yumuşuyordu.
"Neva ben geldim."
Asya'nın tatlı sesiyle kendimi tutamadım, kucağıma alıp sıkı sıkı sarılırken yanaklarına da birkaç öpücük bıraktım.
"Hoş geldin prenses."
Seda elindeki çantalarla içeri gelince, Asya hâlâ kucağımdayken ona da sarıldım.
"Hoş geldiniiz."
"Hoş bulduk canım."
Sedayla birlikte yemeği hazırlayıp yemiştik. Şimdi de karşılıklı çay içiyorduk. Asya kitabını boyarken bazen gözüm Asya'ya kayıyordu. Çok güzeldi, çok masumdu. Bazen saatlerce onu izlemek istiyordum. Ona baktığımı fark edince gelip bana sarılır sonra tekrar oynamaya devam ederdi. Kendi çocuğum olsa ancak bu kadar severdim. Yine Asya'yı izlerken Seda'nın konuşmasıyla gözlerimi çevirdim.
"Anlat bakalım, en başından. En ufak bir ayrıntıyı atlamadan."
Seda'nın meraklı gözlerini karşın derin bir nefes alıp anlatmaya başladım..
"Çiçekleri verip odama döndüm, daha da görmedim."
Anlatmamı bitirene kadar Seda hiç konuşmamıştı. Çatık kaşlarla dinlemişti.
"Bunların hepsi bir tesadüf mü yani?"
Ben de sabahtan beri bunu düşünüyordum. Böyle tesadüf olur muydu?
"Bilmiyorum ki Seda, ben de şaşırdım."
"Bu çiçek gönderen Zehra, o Zehra mı acaba?"
Oflayıp gözlerimi kapattım.
"Kocaman insanlar olduk artık onları hatırlayıp kendimi sıkmamak istiyorum ama hem Fatih'i görüp hem Zehra'dan gelen bir notu görmek moralimi çok bozuyor. Çok saçma biliyorum.."
Seda elini elimin üzerine koyunca gözlerimi açtım.
"Yarım kalan hikâyeler tamamlanana kadar acı vermeye devam eder Neva. Çünkü bir sona varamadınız, iyi ya da kötü. Eğer bir şekilde bitseydi aklın bu denli karışmazdı. Bunun suçlusu sen değilsin."
"Peki ne yapacağım?"
Seda bakışlarını karşıya çevirip önündeki çayına uzandı.
"O zamanlar çok üzülmüştün, yine üzülmeni istemem. Sana benim dediklerimi yap diyemem tabii ama bir kere üzen ikinciyi yapmaktan çekinmez."
"Bilip bilmeden üstüne gitmek istemiyorum. Hatta buna hakkım bile yok. Biz hiçbir şeydik. Belki bir şeyler olacaktı ama olmadı. Fatih'e karşı hissettiğim duygular yıllarca benimle kaldı. Bu duyguları atamadığım içinde kimseyle yapamadım. Böyle devam ederse de hep yalnız kalacağım."
"Yani Neva, o zamanlar da anlayamamıştım Fatih'i neden bu kadar sevdiğini şimdi de anlayamıyorum."
Cevap vermedim. Bakışlarım Asya'ya kayınca onunda bana baktığını gördüm. Göz kırpıp gülümseyince o da göz kırpmaya çalıştı. Yapabildiği ise sadece iki gözünü kapatıp açmak oldu.
"Selçuk'tan bir haber var mı?"
Önümdeki çay bardağını elime aldım.
"Dönmüş bugün, görüşelim diye mesaj atmış."
"Görüşecek misin?"
"Hayır."
"Eğer rahatsız ederse çarp bir tane."
Gülerek başımı salladım. Bu sırada Asya ortamıza gelip oturdu. Seda, Asya'nın saçlarını okşarken Asya bana döndü.
"Fatih bizim sınıftaki Fatih mi Neva?"
O kadar tatlı konuşuyordu ki eğilip öptüm. Benim yerime Seda cevap verdi.
"Hayır sizin sınıftaki Fatih değil kızım."
"Ama bizim sınıfta da Fatih var anne."
"Asyacım benim anlattığım Fatih, gökyüzündeki bulutlar gibi. Bir var bir yok."
Asya kaşlarını çatmıştı. Bu hâli tıpkı Seda'ya benziyordu.
"Bizim sınıftaki Fatih bulut değil. Hergün geliyor okula."
Gülümsedim.
"Bizimki biraz bozuk, o yüzden böyle."
Başını sallayıp önüne döndü. Masadaki süte uzandı.
Arabamı park edip girişe doğru yürürken önümde yürüyen kişini Fatih olduğunu fark etmemle adımlarımı yavaşlattım. Bu hâlime gülümsedim. Eskisi gibi davranıyordum. Adımlarımızı birlikte atmaya başlayınca tek bir ses duyuluyordu. Fatih bir kez olsun arkasına dönüp bakmamıştı. Onun rahatlığıyla bakışlarım sürekli Fatihteydi. İçinde bulunduğum bu heyecanlı hâli arkamdan gelen bir ses bozdu.
"Neva!"
Arkamı dönünce Selçuk'u gördüm. Başımı tekrar öne çevirince Fatih'in de döndüğünü gördüm. Durduğum yerde beklemeye başladım. Selçuk bana doğru gelirken göz ucuyla Fatih'e baktım hâlâ bekliyordu. Sıkıntıyla bir nefes çektim içime. Selçuk karşıma geldiğinde konuşması için bekledim.
"Neden telefonlarımı açmıyorsun?"
"Neden açayım?"
"Ne demek neden açayım, deli mi etmek istiyorsun beni?"
"Artık seninle konuşmak istemiyorum, git buradan."
Önüme dönüp yürüyecekken kolumu tuttup kendine çevirdi.
"Dalga mı geçiyorsun lan sen benimle!"
Kolumu çekip, "Polis çağırmamı ister misin?" deyince deli gibi güldü.
"Korkacağımı mı sanıyorsun?"
"Gidiyor musun gitmiyor musun?"
Elim yavaş yavaş cebime giderken en ufak bir endişe duymadan gelecek olan cevabı bekledim.
Selçuk tekrar kolumu tutmak için yeltenince ben cepimden biber gazını çıkaramadan geriye çekilmiştim. Fatih beni arkasına almıştı.
"Ya şimdi buradan kendi isteğinle gidersin ya da senin ağzını burnunu kırarım."
Fatih o kadar sakin duruyordu ki sanki tehdit etmiyor da alelade konuşuyor gibiydi.
Selçuk, "Sen kimsin lan! Bu kız benim nişanlım." deyince Fatih başını yarım çevirip gözlerime baktı. Başımı hayır der gibi salladım.
"İki ay oldu. Biz ayrılalı iki ay oldu."
Ben de Fatih'in gözlerine bakıyordum.
Selçuk elini tekrar bana doğru uzatınca Fatih Selçuk'a yumruk atmıştı. Her şey o kadar hızlı olmuştu ki irkilip küçük bir çığlık attım. Selçuk iki büklüm duruyordu. Ben Selçuk'a bakarken Fatih bana dönüp, "Yürü." deyince ikiletmeden önüme dönüp yürüdüm. İçeri girmemize bir-iki adım kala Selçuk gitti mi diye arkamı döndüm fakat Fatih görüş açımın öne geçip tekrar "Yürü" dediğinde gözlerimi devirdim. Yarım ağız gülüp, "Senin de bazı huyların hiç değişmemiş." dedi. Asansörlerin önüne gelince Fatihle ayrılırız sanmıştım çünkü ben asansörleri kullanmıyordum. Yan taraftaki merdivenlere yönelince Fatih'in hâlâ arkamda olduğunu fark ettim. Beklemeden yürümeye devam ettim. Bir sonraki adımı Fatihle birlikte attık. Birkaç adımdan sonra Fatih konuşmaya başladı.
"Neva."
"Ne var?"
"Seninle merdiverlerde yürümek hâlâ en sevdiğim şey."
Bir şey demeyip yürümeye devam ettim.
🤚🏻
Bölüm etkileşimi
