-25. BÖLÜM- Gölgelerin Arasındaki Nefes

Vaveyla Yazarı: Peony 🌺

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: -25. BÖLÜM- Gölgelerin Arasındaki Nefes

Siyah sedan aracın arka koltuğuna yerleştiğimde, camdan dışarıdaki akşama doğru süzülen kampüs kalabalığına baktım. Mert ile geçirdiğimiz o birkaç saat, üzerimdeki o görünmez demir zırhı bir anlığına bile olsa hafifletmişti. Hayatımda ilk defa, birinin bana bir aile anlaşması, bir soyadı ya da arkamdaki korumalar yüzünden değil, sadece "Güneş" olduğum için baktığını hissetmiştim. Bu, tatlı ve uyuşturucu bir özgürlük hissiydi.
Ancak eve doğru yaklaştıkça, arabanın tekerleklerinin altından geçen asfaltın sesi bile o pembe rüyayı yırtmaya yetiyordu.
Şehir merkezinden uzaklaşıp yüksek, demir parmaklıkların ve güvenlik kameralarının gölgelediği yola girdiğimizde, kalbimdeki o tanıdık sıkışma yeniden yerini aldı. Yalçın malikanesinin o devasa, gotik tarzı kapıları iki yana açılırken, içimdeki asil ve dik duruşumu yeniden kuşanmak zorunda olduğumu biliyordum. Burası bir yuva değil, kuralları kanla ve mürekkeple yazılmış bir karargâhtı.
Araç ana kapının önünde durduğunda, Kenan hemen inip kapımı açtı. Yüzümdeki o yumuşak tebessümü tamamen silip, yerine her zamanki mesafeli ve mağrur maskemi taktım.
"Güneş Hanım, hoş geldiniz," dedi Kenan başını hafifçe eğerek.
"Teşekkürler Kenan," diyerek arabadan indim.
Malikanenin devasa meşe kapısından içeri adım attığım an, evin o soğuk ve sessiz havası yüzüme bir tokat gibi çarptı. Hizmetliler başları önde önümden çekilirken, doğrudan çalışma odasına yöneldim. Babamın içeride olduğunu biliyordum; o koku, o ağır tütün ve pahalı kolonya karışımı koridora çoktan sinmişti.
Kapıyı hafifçe tıklatıp içeri girdiğimde, masanın başında, loş ışık altında evrakları inceleyen babamın sert hatlı yüzüyle karşılaştım. Başını kaldırıp soğuk, gri gözleriyle beni süzdü.
"Geciktin, Güneş," dedi. Sesi, kış ayazı kadar keskin ve tavizsizdi.
"Kütüphanede ders çalışıyordum, baba," dedim, sesimdeki en ufak bir titremeye bile izin vermeden. Çenemi hafifçe yukarı kaldırdım. "Tıp fakültesi kolay değil, biliyorsun."
Babam yavaşça arkasına yaslandı, parmaklarını masada birbirine kenetledi. "Fakülteye gitmene itiraz etmiyorum. Ama unutma ki senin sorumlulukların sadece derslerden ibaret değil. Kuzgun ailesiyle olan anlaşmamız ve önümüzdeki yaz yapılacak olanlar, bu masadaki herhangi bir anatomi kitabından çok daha önemli."
İçimdeki o isyan ateşi yeniden körüklense de yüzümdeki buz gibi ifadeyi bozmadım. Ayaz adını duymasam da, o soyadının üzerimde kurduğu ipotek her nefesimde boğazımı sıkıyordu.
"Unutmuş değilim," dedim zehir gibi çıkan sakin bir sesle. "Ama hayatımın her saniyesini o kağıt parçalarına teslim etmeyeceğim."
Babamın dudaklarında alaycı ama tehlikeli bir kıvrılma belirdi. "Göreceğiz bakalım, Güneş. Göreceğiz."
Odadan çıkıp kendi odama çekildiğimde, aynadaki yansımama baktım. Gözlerimde hala Mert ile gülüştüğümüz anın o soluk ışıltısı vardı; ama etrafımı saran duvarlar her geçen gün biraz daha daralıyordu. Telefonumu elime aldığımda, ekranın ışığında Mert'ten gelen o masum mesajı gördüm: 'Yarın aynı saatte kütüphanede görüşmek üzere, doktor hanım.'
Yüzümde istemsiz bir tebessüm belirdi. Belki de bu karanlık masalın içinde kendi hikâyemi yazmanın bir yolunu bulabilirdim. Ne pahasına olursa olsun.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.