24. bölüm / 25
ZİNCİRLERİN ARASINDA-24. BÖLÜM- Tozlu Raflar Arasında Sessiz Bir Dostluk
Bölümler 25Şu an: -24. BÖLÜM- Tozlu Raflar Arasında Sessiz Bir Dostluk
- 1 -1.BÖLÜM-Başlangıç684 kelime
- 2 -2.BÖLÜM-Endişe769 kelime
- 3 -3.BÖLÜM-Cevapsız Çağrılar1.919 kelime
- 4 -4.BÖLÜM-Ceza1.307 kelime
- 5 -5. Bölüm -Korkular705 kelime
- 6 -6.BÖLÜM-Telefon Konuşması432 kelime
- 7 -7.BÖLÜM-Bir Şey Olacakmış Gibi668 kelime
- 8 -8.BÖLÜM-Söylenmeyen Sözler676 kelime
- 9 -9.BÖLÜM- Sadece Takip Değil564 kelime
- 10 -10.BÖLÜM- Korunması Gereken Biri615 kelime
- 11 -11. BÖLÜM-798 kelime
- 12 -12. BÖLÜM- Gerçekler561 kelime
- 13 -13.BÖLÜM-632 kelime
- 14 -14.BÖLÜM-436 kelime
- 15 -15. BÖLÜM-Bilinmeyen Taraf568 kelime
- 16 -16. BÖLÜM-609 kelime
- 17 -17. BÖLÜM- Yükselen Ateş628 kelime
- 18 -18. BÖLÜM- Gözlerini Aç521 kelime
- 19 -19. BÖLÜM - Uyandığımda577 kelime
- 20 -20. BÖLÜM- Biraz Sessizlik1.074 kelime
- 21 -21 BÖLÜM -Eski Zamanlardaki Gibi1.273 kelime
- 22 -22. BÖLÜM- Siyah Sedanlar ve Beyaz Önlükler701 kelime
- 23 -23. BÖLÜM- Kül Rengi Gözlerin Gölgesinde823 kelime
- 24 -24. BÖLÜM- Tozlu Raflar Arasında Sessiz Bir Dostluk553 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 -25. BÖLÜM- Gölgelerin Arasındaki Nefes425 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Pencereden süzülen soluk sonbahar ışığı, önümdeki devasa anatomi kitabının sayfalarına vuruyordu. Dışarıda inceden çiseleyen yağmur, kütüphanenin o ağır ahşap kokusuyla birleşince insana adeta ders çalışmaktan başka her şeyi unutturan, huzurlu bir hava veriyordu.
Tabii bu huzur, tam karşımdaki masaya yerleşen koruma ekibimin varlığıyla biraz bölünüyordu. Kenan ve Murat, tam gözümün hizasındaki çapraz masaya oturmuşlardı. Sanki uluslararası bir zirvedeymiş gibi son derece ciddi bir ifadeyle etrafı, gelenleri gidenleri ve hatta okuduğum sayfalari bile süzüyorlardı. Onların bu resmi ve baskın hallerini görünce hafifçe gülümsemeden edemedim; babamın abartılı güvenlik önlemleri bazen gerçekten komik duruyordu.
Aradan ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum. Zihnim tamamen önümdeki kaslar, sinir sistemleri ve latince terimlerle doluydu. Sabahki o tuhaf olay tamamen aklımdan çıkmış, dersin dinginliğine kapılmıştım.
Tam o sırada, masamın üzerine düşen hafif bir gölgeyle başımı kaldırdım.
Karşımda, yüzünde ince, şık siyah çerçeveli bir gözlük olan, dağınık kahverengi saçlı bir erkek duruyordu. Elinde kalın bir patoloji kitabı vardı. Yanakları hafifçe kızarmış, gözlerini yerden kaldırıp benimle göz teması kurmaktan çekinir gibi bir hali vardı. Oldukça utangaç görünüyordu.
"Şey... Merhaba," dedi titrek ve alçak bir ses tonuyla. Hemen karşı masada dik dik bakan Kenan ve Murat'ı görünce yutkundu. "Biliyorum çok ani oldu ama... bu masanın prizi çalışıyor mu acaba? Benim laptopun şarjı bitmek üzere de, kütüphanenin diğer tarafları tamamen dolmuş. Tabii rahatsız etmek istemem..."
Gözlerim istemsizce hemen yanımızdaki duvarda duran prize, sonra da onun o mahcup haline kaydı. Hafifçe tebessüm edip başımla onayladım.
"Tabii ki, çalışıyor. İstediğin gibi kullanabilirsin, rahatsız olmuyorum."
Genç adam derin ve rahatlamış bir nefes vererek karşımdaki sandalyeyi çekip oturdu. Bilgisayarını ve kitaplarını masaya yerleştirirken, karşı masada oturan Kenan ve Murat’ın kendisini incelediğini fark edip elleri titrer gibi oldu. Gözlüklerini burnunun üzerine doğru itip fısıltıyla konuştu:
"Şey... Arkadaki koruma arkadaşlar sanırım benden biraz şüphelendiler. Yanlış bir şey yapmıyorum değil mi?"
Dayanamayıp hafifçe güldüm. Sesimin kütüphanenin akustiğinde yankılanmamasına özen göstererek, "Yok yok, onlar seninle ilgili değil," dedim. "Babamın küçük... şey, abartılı güvenlik takıntıları diyelim. Seni rahatsız etmiyorlarsa sorun yok, alışırsın."
Adam biraz olsun rahatlayarak parmaklarını birbirine geçirdi ve çekinerek kendini tanıttı. "Ben... Ben Mert bu arada. Tıp fakültesi üçüncü sınıf."
Elini sıkmak için elimi uzattım. "Memnun oldum Mert, ben de Güneş. Tıp ikinci sınıfım."
Mert'in gözleri arkasındaki camın arkasından gelen ışıkla parladı ama hala biraz mahcuttu. "Demek Güneş sensin! Hoca geçen gün anatomideki çalışmalarından bahsetmişti. Aslında seninle tanışmayı çok istiyordum ama..." Cümlesinin sonunu getirip hafifçe kızararak önüne baktı.
Bu sevimli ve saf utangaçlığı içimdeki son gerginliği de alıp götürdü. Kütüphanenin o ağır havası birdenbire dağılmış, burası keyifli bir çalışma ortamına dönüşmüştü. Birlikte anatomi diyagramları üzerinden çalışmaya başladık. Mert başlangıçtaki o çekingenliğini atlattıktan sonra, ders konusunda ne kadar zeki ve bilgili olduğunu gösterdi. Takıldığımız zor terimleri birbirimize sorarken, arada kütüphanenin sessizliğine uyarak sessizce gülüştük. Karşı masada oturan Kenan ise bizim bu ne hâlimize bakıp kendi aralarında fısıldaşıyor, sanırım "Güvenlik riski var mı?" diye düşünüp duruyorlardı.
Saatler akıp giderken, ilk defa üniversitede ders çalışmanın bu kadar keyifli olabileceğini fark ettim. Mert, hem çok tatlı hem de harika bir çalışma arkadaşı çıktı. Kütüphaneden çıkıp kapıya doğru yürürken, Mert biraz da heyecanla telefonunu uzattı.
"Yarın... yarın da burada çalışacaksan, belki notları birleştiririz? Tabii senin için uygunsa..."
Telefonumu çıkarıp numarasını kaydettim ve içten bir tebessümle başımı salladım. "Anlaştık Mert, yarın görüşürüz."
Siyah sedanlara doğru yürürken içimde garip bir huzur vardı. Hayat, o hastane odasının ve korkuların karanlığından sıyrılıp, yavaş yavaş hak ettiği o parlak günlerine geri dönüyordu.
Bölüm etkileşimi
