22. bölüm / 25
ZİNCİRLERİN ARASINDA-22. BÖLÜM- Siyah Sedanlar ve Beyaz Önlükler
Bölümler 25Şu an: -22. BÖLÜM- Siyah Sedanlar ve Beyaz Önlükler
- 1 -1.BÖLÜM-Başlangıç684 kelime
- 2 -2.BÖLÜM-Endişe769 kelime
- 3 -3.BÖLÜM-Cevapsız Çağrılar1.919 kelime
- 4 -4.BÖLÜM-Ceza1.307 kelime
- 5 -5. Bölüm -Korkular705 kelime
- 6 -6.BÖLÜM-Telefon Konuşması432 kelime
- 7 -7.BÖLÜM-Bir Şey Olacakmış Gibi668 kelime
- 8 -8.BÖLÜM-Söylenmeyen Sözler676 kelime
- 9 -9.BÖLÜM- Sadece Takip Değil564 kelime
- 10 -10.BÖLÜM- Korunması Gereken Biri615 kelime
- 11 -11. BÖLÜM-798 kelime
- 12 -12. BÖLÜM- Gerçekler561 kelime
- 13 -13.BÖLÜM-632 kelime
- 14 -14.BÖLÜM-436 kelime
- 15 -15. BÖLÜM-Bilinmeyen Taraf568 kelime
- 16 -16. BÖLÜM-609 kelime
- 17 -17. BÖLÜM- Yükselen Ateş628 kelime
- 18 -18. BÖLÜM- Gözlerini Aç521 kelime
- 19 -19. BÖLÜM - Uyandığımda577 kelime
- 20 -20. BÖLÜM- Biraz Sessizlik1.074 kelime
- 21 -21 BÖLÜM -Eski Zamanlardaki Gibi1.273 kelime
- 22 -22. BÖLÜM- Siyah Sedanlar ve Beyaz Önlükler701 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 -23. BÖLÜM- Kül Rengi Gözlerin Gölgesinde823 kelime
- 24 -24. BÖLÜM- Tozlu Raflar Arasında Sessiz Bir Dostluk553 kelime
- 25 -25. BÖLÜM- Gölgelerin Arasındaki Nefes425 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bir ay sonra...
Gözlerimi açtığımda odamın penceresinden süzülen sabah güneşinin yüzümü ısıttığını hissettim. Derin bir nefes alarak geniş yatağımda doruldum. Tam bir ay... Tam otuz gün boyunca bu odanın dışına sadece doktor kontrolleri için çıkabilmiştim. Evimizin salonu, ilaç kokuları, sürekli tansiyonumu ölçen endişeli ama mesafeli bakışlar... Hepsini geride bırakmanın o hafif gururu vardı üzerimde.
Bugün benim için büyük bir gündü. Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum, anatomi kitaplarını devirip steteskopu boynuma asacağım o kutsal amfiye, tıp fakültesine geri dönüyordum.
Üzerime lacivert blazer ceketimi ve ütülü beyaz gömleğimi geçirirken aynadaki yansımama baktım. Solgun yüzüm gitmiş, yerine o her zamanki dik, kararlı ve asil duruşum gelmişti. Çantamı omzuma atıp merdivenlerden aşağı süzüldüm. Devasa malikânemizin mermer salonu her zamanki gibi soğuk ve mesafeliydi; ailemizin iş dünyasındaki gücü ve statüsü evdeki atmosferi hep böyle sarmıştı.
Mutfakta kahvaltı masasına oturduğumda annem önüme taze sıkılmış portakal suyu koydu. Abim Alper ise her zamanki gibi telefonuyla meşgul bir şekilde kahvesini yudumluyordu.
"Günaydın küçük doktor," dedi Alper başını kaldırmadan. "Bugün kampüsü birbirine katmaya hazır mısın?"
"Kesinlikle, abi," diye karşılık verdim hafif bir tebessümle. "Nihayet ev yemeklerinden ve tavanı incelemekten kurtuldum."
Tam o sırada babam, mesafeli ve otoriter adımlarla mutfağa girdi. Üzerimdeki kıyafetleri ve hazırlığımı görünce yüzünde o tanıdık, zerre taviz vermeyen soğuk ifade belirdi. Bir ay boyunca gösterdiği o istisnai, yumuşak halinden eser kalmamıştı; yine o mesafeli, şirket yöneticisi ve kuralcı babaya dönüşmüştü.
"Üniversiteye gitmene itiraz etmiyorum, Güneş," dedi babam, kimseden itiraz kabul etmeyen o sert tonuyla. "Ancak sağlığın hala hassas. Kampüste başına gelebilecek en ufak bir riski göze alamam. Yanına dört koruma vereceğim. Sınıfın önünde, ders arasında peşinde olacaklar."
Masadaki kaşığım aniden porselen tabağa çarptı. Çenemi yukarı kaldırıp buz gibi, asil bir bakışla yüzüne baktım.
"Baba, farkındaysan tıp fakültesine gidiyorum, bir hapishaneye değil. Dört koruma nedir? Bütün amfi ve hocalar benimle dalga geçecek, adım 'mafya babasının kızı'na çıkacak. Bu durumu kabul etmem mümkün değil."
Babamın yüz kası bile oynamadı. Sadece soğuk gözleriyle beni süzdü.
"Kararım net, Güneş. Tartışmaya kapalı. Ya kurallarıma uyarsın ya da bu dönemi dondurursun, seçim senin."
Dişlerimi öfkeyle sıktım. Otoritesine karşı gelmenin imkansız olduğunu çok iyi biliyordum. Başımı dik tutarak, onlara en ufak bir zayıflık göstermemeye özen göstererek ayağa kalktım.
"Pekâlâ," dedim sakin, otoriter ve net bir sesle. "Kabul ediyorum."
Evden çıktığımızda kapıda bekleyen siyah lüks sedanları ve takım elbiseli dört korumayı gördüm. Hiçbiriyle aceleci bir temas kurmadan, kusursuz bir adımla arabanın önüne kadar yürüdüm. Kapıyı açacakları sırada elimle durmalarını işaret ettim.
Baş koruma olduğu anlaşılan, sert hatlı, kıdemli adam hemen öne çıktı. "Bir sorun mu var, Güneş Hanım?"
"Var," dedim başımı hafifçe yana eğerek, sesimdeki o mesafeli tonu koruyarak. "Babamın emirlerinin dışına çıkmayacağımı biliyorsunuz ama benim de kendi kurallarım var. Sınıfın içine kadar girip beni amfide darlamayacaksınız. Kapının önünde bekleyin, içeri girmeyeceksiniz. Ve en önemlisi... Mümkün olduğunca göze batmamaya çalışın. Beni bir suçlu veya kırılgan bir bebek gibi izlemenizden hoşlanmam."
Adam bir an duraksadı, ardından saygıyla başını eğdi. "Emredersiniz Güneş Hanım. Söylediğiniz gibi olacaktır."
Asil bir hareketle arabaya bindim. Yol boyunca telefonum titreyip durdu. Bir aydır sadece mesajlaşabildiğim, ders notlarını bana taşıyan tek can dostum Pelin'di arayan.
Kampüsün devasa demir kapısından içeri girdiğimizde, arkamdaki siyah sedanları ve mesafeli yürüyen korumaları hissedebiliyordum ama en azından amfiden uzakta kalacaklardı. Çevredeki öğrencilerin bakışları hemen üzerimize çevrildi. Fakültenin merdivenlerinde durmuş, esneyerek gözlerini ovuşturan Pelin'i gördüm. Pelin her zamanki gibi ders aralarında uyuyan o sevimli uykucuydu.
Beni görür görmez gözleri sonuna kadar açıldı. Önce bana, sonra arkamda duran korumalara baktı. Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra kahkahayı patlattı.
"Kızım!" diye bağıra bağıra yanıma koştu. "Sonunda geldin! Ama dur tahmin edeyim, bunlar babanın sana taktırdığı 'VIP asil koruma timi' falan mı?"
Hafifçe kaşlarımı kaldırıp kollarımı göğsümde kavuşturdum, dudaklarımda gururlu bir tebessümle ona baktım.
"Hiç sorma Pelin," dedim ciddi ama alaycı bir ses tonuyla. "Doktor olacağım diye okuyoruz ama sanırım tıp fakültesinde koruma eşliğinde gezen ilk aristokrat vaka olarak tarihe geçeceğim."
Pelin koluma girerken esneyerek omzuma yaslandı. "Boş ver canım, bırak arkadan kraliyet muhafızları gibi yürüsünler. Hem, steteskopunu takıp insanları iyileştirdiğin gün bu korumalara beraber güleriz."
Onun bu rahat ve eğlenceli tavrı sayesinde içimdeki son gerginlik de uçup gitti. Koronalı, ilaçlı, hastaneli o karanlık bir ay geride kalmıştı. Şimdi kampüsün o canlı havasını soluyor, en yakın arkadaşımla koridorlarda yürüyordum. Hayat yeniden normale dönüyordu ve ben bu asil duruşumdan asla ödün vermeden hedeflerime yürümeye kararlıydım.
Bölüm etkileşimi
