-3.BÖLÜM-Cevapsız Çağrılar

Vaveyla Yazarı: Peony 🌺

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: -3.BÖLÜM-Cevapsız Çağrılar

Sabah beklediğinden daha erken geldi. Alarmım çaldığında gözlerimi hemen açtım. Tavana baktım birkaç saniye. Sonra her şeyi bir anda yerine oturdu. Tıp fakültesi... İkinci gün.
Çıkarken için hafif bir gerginlik vardı. Bana bu korku değildi. Daha çok... Hazır olma isteği. Hazırlandım, Kağıthane kontrol etti ve aşağı indim. Bu sabah pek iştahım yoktu bu yüzden kahvaltıyı yapmadan çıktım. Şoför her zamanki gibi kapının önünde bekliyordu.
"Günaydın," dedim.
"Günaydın küçük hanım," diye karşılık verdi.
Arabaya bindiğimde camdan dışarı bakmaya başladım. Şehir yavaş yavaş uyanıyordu. İnsanlar telaşlıydı. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyordu. Ben de.
Ama aklıma tek bir şey vardı. Dün, özellikle Pelin. En yakın arkadaşım demek için erkendi belki... Ama içimde öyle bir his vardı. Garip bir şeyleri rahatsız etmiştim onun yanında. Tek bir sorun vardı:
Telefon numarasını almamıştım.
Kendi kendine hafifçe başımı salladım.
"Harika," diye mırıldandım. Okula vardığımızda kalabalık çoktan toplamaya başlamıştı. Dün kadar yabancı gelmiyordu artık. Yine de için hafif bir mesafe vardı. Her şeye karşı.
Arabalar indim ve tam içine girecekken bir ses duydum.
"Hey!"
Arkamı döndüm.Pelin. saçları hafif dalmış nefes nefese kalmıştı. Belli ki son anda yetişmişti.
"Zor kalktın, değil mi?"dedim, hafif bir gülümsemeyle.
Gözlerini devirdi."Sorma... Alarmı duymadım bile."
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra bir anda aklıma geldi.
" Dün numaranı almayı unutmuşum."
"Ben de," dedi hemen." Büyük bir hataydı."
İkimiz de hafifçe güldük. Telefonlarımızı çıkardık. Numaralarımızı kaydederken içinde tuhaf bir rahatlama oldu. Sanki bir şey tamamlanmıştı.
"Artık Sabah seni arayıp uyandırabilirim," dedim.
"Hayır," dedi hemen." Buna izin vermem."
"Geç kalmak istiyorsan sen bilirsin."
"Offf..."
Gülümsemesi saklamaya çalışıtı ama başaramadı. Birlikte okula doğru yürümeye başladık. İkinci gün başlıyordu. Ve bu sefer... Yalnız değildik.
Okul hepsinden içeri girdik. Koridorlar dünküne göre daha kalabalıktı. Beyaz önlükler, hızlı adımlar, fısıldaşmalar...
Herkes bir yere yetişme telaşındaydı. Ama bu kez ben kalabal içinde kaybolmuş gibi hissetmiyordum. Çünkü yanında Pelin vardı.
"Bugün ilk hangi ders var?"diye sordu, çantasını omzumda düzeltirken.
"Anatomi," dedim.
Yüzü aniden düştü.
"Daha ikinci gün... Bu kadar acımasız olmaları normal mi?"
Hafifçe gülümsedim."Alışırsın."
" Ben alışmam. Ben uyurum."
" Zaten sorun da o."
Pelin homurdanarak yürümeye devam etti.
Sınıfa girdiğimizde çoğu yerini almıştı bile. Ön sıralar doluydu. Arkada iki boş yer bulduk ve yan yana oturduk. Çantamdan desteğimi çıkarırken gözün sınıfın önüne kaydı. Büyük bir iskelet maketi, yanında duran masa ve birazdan başlayacak olan dersin ağırlığını hissettiren bir sessizlik. İçimde yine o tanıdık duygu belirdi. Heyecan.
Hoca içeri girdiğinde sınıf bir anda sustu. Sert adımlar kürsüye yürüdü, gözlerini sınıfın üzerinde gezdirdi.
" Hoş geldiniz,"dedi kısa bir şekilde." Tıp fakültesi'nde ikinci gününüz. Ama şunu baştan söyleyeyim... Burada günlerin bir önemi yok. Her gün aynı ciddiyetle başlar."
Kimse konuşmadı.
"Anatomi," diye devam etti."Ezber değildir. Anlamaktır. Ama anlamak zaman alır. Ve sabır."
Pelin yanıma hafif eğildi.
"Ben daha ilk dakikadan yoruldum," diye fısıldadı.
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Ders başladı. Hoca anlatırken herkes not almaya çalışıyordu. Ben de elimden geldiğince yazıyordum ama bazı yerlerde yetişemiyordum. Terimler hızlıydı, anlatım yoğundu. Bir an durdum. Kalemi deftere bastırmadan, sadece dinledim.
Belki de gerçekten anlamak gerekiyordu.
Yanımda Pelin'in yazmayı bıraktığını fark ettim. Ona baktım. Boş boş tahtaya bakıyordu.
"Uyuma," dedim kısık bir sesle.
"Uyumuyorum," dedi." Sadece... Gözlerimi dinlendiriyorum."
"İnanmazsın," dedim.
"Teşekkür ederim."
Başımı salla hep derse geri döndüm. Zaman hızlı geçti. Ders bittiğinde sınıfta bir uğultu başladı. Herkes nefes almış gibi.
Pelin başını sıraya koydu.
"Ben bittim," dedi.
"Daha yeni başladı."
"Hayır, benim için bitti."
İstemsizce güldüm. Çantanı toplarken içinde garip bir his vardı. Zordu... Ama imkansız değildi.
Pelin başını kaldırdı, bana baktı.
"Bir kahveye ihtiyacım var," dedi ciddi bir şekilde.
"Benim de."
Birlikte sınıftan çıktık. Koridor adım attığınızda gün hala devam ediyordu. Ama artık biraz daha tanıdıktı. Ve garip bir şekilde... Biraz daha katlanılabilirdi.
Ders arası olduğu belliydi; herkes ya telefonuna bakıyor ya da bir köşede arkadaşlarıyla konuşuyordu.
Dedin omzuma yaslandı.
"Ben gerçekten kahve içmezsem düşerim," deli dramatik bir sesle.
"Daha bir ders geçti."
"Benim limitim bu."
Gözlerimi devirdim ama gülümsedim.
"Tamam, hadi."
Kafeterya aşağı kattaydı. Merdivenlerden inerken konuşmalar, kahkahalar ve kahve kokusu yavaş yavaş birbirine karıştı. Kapıdan içeri girdiğimizde ortam sıcaktı, kalabalıktı ve garip çeşitleri rahatlatıcıydı.
Sıraya girdik. Pelin başını önündeki menüye kaldırdı, gözlerini kısmış bir şekilde bakıyordu.
"Burada sade kahve yok mu yaa..."diye mırıldandı.
"Var. Sen sadece bakmayı bilmiyorsun."
"Ben uyuyorum hâlâ, normal."
Sıra bize geldiğinde ben sipariş ettim.
"Bir sade kahve, bir de latte."
Pelin bana baktı." Latte benim."
"Biliyorum."
Tepsiye aldık, zar zor da olsa boş bir masa bulup oturduk. Pelin kahveyi eline alır almaz bir yudum aldı ve gözlerini kapattı.
"Hayata döndüm," dedi.
"Ne kadar dramatiksin."
"Gerçekleri söylüyorum."
Kahvemden bir yudum aldım. Sıcaklık içimi rahatlattı. Bir an hiçbir şey düşünmedim. Sadece etrafı izledim.
Sonra Pelin bana döndü.
"Sen neden tıp seçtin,"dedi.
Soru basitti ama cevabı o kadar da kolay değildi. Bir an düşündüm.
" Bilmiyorum,"dedim dürüstçe." Belki zor olduğu için. Belki de... Gerçekten bir şeyleri değiştirebilmek için."
Gelin başına hafifçe salladı.
"Benimki o kadar da derin değil," dedi."Ailem istedi."
Ona baktım. Ciddi miydi?
Omuz silkti." Ama alışırım. Alışmak zorundayım zaten."
Kısa bir seslilik oldu. İlk kez onun sadece " uykucu" olmadığını fark ettim. İçinde söylemediği başka şeyler de vardı. Tam o sırada içeri birkaç kişi daha girdi. Gürültü biraz daha arttı.
Pelin bana döndü.
" Bu arada, "dedi." Sen sandığından daha sakinsin."
" Bu iyi mi kötü mü?"
" İyi, "dedi." Panik yapan biri olsaydın ben daha çok uyurdum."
İstemsizce güldüm.
"Zaten yeterince uyuyorsun."
"Doğru."
Kahverengi bitirdik. Saatime baktım.
"Derse geç kalmayalım."
Pelin iç çekti ama ayağa kalktı.
"Tam yeni kendime gelmiştim..."
Birlikte kafeteryadan çıktık. Koridora geri döndüğümüzde kalabalık tekrar artmaya başladı.
Sınıfa doğru yürürken içinde hafif bir değişim hissi vardı. Dün her şey yabancıydı. Bugün... O kadar da değildi.
Yanımda yürüyen pelin'e baktım. Belki de alışmak böyle bir şeydi. Yavaş yavaş. Fark etmeden. Ve ikinci gün... Sandığımdan daha iyi geçiyordu.
Sınıfa geri döndüğümüzde ortağın biraz daha hareketliydi. Herkes yerleşmeye çalışıyor, bir önceki dersin yorgunluğu hala yüzeyler okunuyordu.
Pelin yerine otur oturmaz yerin bir nefes verdi.
"Ben yine yoruldum," dedi.
"Daha ders başlamadı."
"Başlamasına gerek yok. Ben hissediyorum."
Gülümsedim ama bir şey demedim. Defterimi açtım, kalemimi hazırladım. Bu kez daha dikkatli olacaktım.
Hoca içeri girdiğinde sınıf yine bir anda sessizleşti. Yeni ders başlamıştı. Bu sefer anlatılanlar daha yoğundu. Terimler birbirine karışıyor, cümleleri hızlı ilerliyordu. Ama bu kez panik yapmadım, yetiştiremediğim yerlerde durup dinledim, anlamaya çalıştım.
Yanımda Pelin birkaç dakika not aldı...
Sonraya başladı. Ve sonunda tamamen durdu.
Göz ucuyla ona baktım. Kalem elindeydi ama hareket etmiyordu.
"Pelin, " diye fısıldadım." Pelin."
Başını hafifçe kaldırdı. Gözleri yarı kapalıydı.
" Uyumuyorum, "dedi refleks gibi.
" Daha uyumadan savunmaya geçtin."
" Ben sadece... Düşünüyorum."
" Gözlerin kapalı."
" Böyle daha iyi düşünüyorum."
Başımı salladım, gülmemek için kendimi zor tuttum.
Ders ilerledikçe sınıfın havası ağırlaştı. Saat sanki daha yavaş akıyordu. Ama bu sefer dayanabildim. Zordu ama kaçmak istemedim.
Bir noktada hoca soru sordu. Sınıf sessizleşti. Kimseye cevap vermedi. Kalbim biraz hızlandı. Cevabı biliyor gibiydim... Ama emin değilim.
Elim hafifçe kıpırdadı. Sonra kaldırdım.
Hoca bana baktı." Evet? "
Sesim ilk başta biraz kısıktı ama toparladım. Cevabı söyledim. Kısa bir sessizlik oldu sonra.Hoca başını salladı.
" Doğru."
İçinde küçük bir şey yerine oturdu. Belki de yapabiliyordum. Yanımdan hafif bir ses geldi. Pelin bana bakıyordu, yes tamamen uyanıktı.
" Vay, "dedi fısıldayarak." Sen gizli çalışkan çıktın."
"Gizli değil, " dedim." Sadece deniyorum."
"Ben de deneyeyim mi? "
"Sen ilk önce uyan."
"Doğru."
Gülmemek için dudaklarını ısırdı. Ders bittiğinde bu kez daha az yorulmuş hissediyordum. Hatta... Biraz iyi hissediyordum.
Çantamı toplarken Pelin bana döndü.
"Bugün fena değildi, " dedi
"Senin için büyük gelişme."
"Evet, hatta bunu kutlamalıyız."
"Nasıl? "
Gözlerinde hafif bir parıltı oluştu.
"Ders çıkışı bir yere gidelim mi? "
Bir an düşündüm. Yorgundum ama... İstemedim de değil.
"Tamam, " dedim.
Gülümsedi." Güzel. Ama önce... Bir ders daha var mı? "
Program düşündüm." Var."
Yüzü aniden düştü." İptal edemez miyiz? "
" Hayır."
Derin bir iç çekti." Tamam... O zaman ben ruhen hazırlanayım."
" Peki."

🕧🕖🕗

Zil çaldığında omuzlarım istemsizce düştü. İkinci gün bitmişti. Sadece iki gün... Ama tıp fakültesi zamanı büküyordu.
Pelin bana döndü." Hayattayız."
"Şimdilik, " dedim." Yarın histoloji var."
Gülüştük. Kısa, yorgun bir gülüş.
Çantalarımızı topladık, koridora çıktık. Kalabalık akıyordu. Biz kapıya yöneldik. Siyah araba her zamanki gibi yerindeydi.
Şoför kapıyı açtı." Küçük hanım."
Pelin bana baktı." Bu ne konfor."
"Evden alışkanlık, " dedim, omuz silkerek. Fazlasını söylemedim.
Arabaya bindik. Şoför aynadan baktı.
"Nereye? "
"Kalabalık olmayan bir yer, " dedim." Sakın."
Başını salladı, araba hareket etti.
Pelin koltuğa yayıldı." İkinci gün için kutlama iddialı ama haklı."
"Gerekli, " dedim." Yoksa bu tempo insanı ezer."
Kısa bir sessizlik oldu. Camın dışındaki şehir akıp gidiyordu.
"Sen hep böyle mi geliyorsun okula?"diye sordu.
"Genelde, " dedim. "Daha pratik. "
Sorgulamadı. İyi. Sorarsa anlatmam gerekecekti.
Araba dar bir sokağa girdi, yavaşladı.
"Burası uygun."
İndik. Küçük, sakin bir mekan. İçeri girince iki kişilik bir masa hazırdı. Abartı yok; tam bize göre.
Oturduk. Pelin bardağını kaldırdı.
"İkinci güne."
"Devam edebilmemize, " dedim.
Kadehler hafifçe tokuştu. Siparişler geldi. Konu derslerden kaçtı, saçma anılara döndü, yine derslere takıldı. Döngü ama rahattı.
Telefon titredi. Ekrana bakmadım bile. Sadece size alıp ters çevirdim. Gelin bunu gördü.
"Acil mi? "
"Değil, " dedim." Şimdi değil."
Başını salladı. "Doğru karar."
Bir an için gerçekten yalnız gibiydik. Gürültü yok, baskı yok. Sadece biz. Sonra refleksle cama baktım. Sokağa karşısında siyah bir araba park halindeydi. Şoför direksiyonda, sabit. Görünmez bir çizgi gibi... Hep aynı mesafe.
Pelin bana bakarak "bir şey mi oldu?" dedi.
"Yok, " dedim hemen." Sadece alışkanlık."
"Garipsin, " dedi." Ama iyi anlamda."
Gülümsedim. Açıklamadım. Açıklayamazsın. Çünkü onun bilmediği bir şey vardı. Ben hiçbir yeri gerçekten yalnız gitmiyordum. Ve o, benim yalnız olmadım biliyordu.
"Şimdi dürüst ol," dedi. "Sen bu tempoya gerçekten dayanabilecek misin? "
Omuz silktim." Dayanmak zorundayım."
"Zorundasın diye yapılabilen her şey yapılmalı mı?"diye katşılık verdi.
Cevap vermedim. Çünkü haklıydı. Ama bazı şeyler seçenek değildi. Garson boş tabakları toplarken ortam kısa süreliğine sessizleşti. Dışarıdan geçen bir arabanın sesi duyuldu. İstemeden yine cama baktım. Aynı yer. Aynı araba. Aynı mesafe.
Benim bakışım yakaladım bu sefer.
" Bir şeye mi bakıyorsun sürekli?"dedi, hafif şüpheli.
"Yok," dedim hızlıca." Sadece dalıyorum."
Kaşlarını hafifçe çattı ama üstelemedi. Konuyu değiştirdi.
"Yarın saat kaçta kalkıyorsun?"
"Altı."
"Ben beş buçuk, " dedim." Bir gün erken kalkıp seni bekleyeceğim, haberin olsun."
Gülümsedim." Asla uyanamazsın."
"İzle," dedi kendinden emin.
Telefon yine titredi. Bu sefer Pelin gözüne kaçırmadı. Ekrana kısa bir bakış attı. İsim görünmedi, çünkü bildirimleri kapatmıştım.
"Bu ikinci oldu," dedi." Gerçekten emin misin acil olmadığına? "
İçimden bir şey gerildi. Ama bunu yansıtmadım.
"Değil," dedim." Sonra bakarım."
Pelin birkaç saniye sustu. Sonra başını hafifçe eğdi.
"Tamam... Ama garip."
Haklıydı. Garipti.
Hesabı ödedikten sonra dısarı çıktık. Akşam serinliği yüzüme çarpıyordu. Bir anlığına iyi hissettirdi. Ama o his uzun sürmedi. Çünkü araba hâlâ oradaydı.
Şoför hemen indi, kapıyı açtı." Küçük hanım."
Pelin bu kez durdu. Gözleri arabayla benim aramda gidip geldi.
" Bu... Bizi mi bekliyordu?"diye sordu.
" Evet,"dedim kısaca.
" Ne zamandır?"
Bir saniyelik boşluk.
"Her zaman."
Cevap ağzımdan fazla hızlı çıkmıştı.
Pelin'in yüz ifadesi değişti." Her zaman mı?"
Omuz silktim, sanki çok normal bir şeymiş gibi." Alıştım."
Cevap onu tatmin etmedi. Belliydi. Ama o an daha fazla zorlamadı.
Arabaya bindik. Bu seferki sessizlik daha farklıydı. Daha ağır. Araba hareket etti. Sokak lambaları camdan kayıp gidiyordu.
Pelin yan dönüp bana baktı.
"Bak ," dedi alçak sesle." Sorgulamıyorum... Ama bu normal değil."
Gözlerimi kaçırdım." Biliyorum."
"Peki neden ?"
Cevap hazırdı. Am söyleyemezdim. Çünkü o vakit her şey değişirdi.
" Boş ver,"dedim." Aile meselesi."
Pelin dudaklarını birbirine basrırdı. Daha fazla zorlamadı. Gözlerinden anladım. Artık fark etmişti. Bir şeyleri sakladığımı. Araba evin önünde durdu. Şoför kapıyı açtı. İndim. Pelin'de indi.
Bana döndü." Yarın konuşacağız,"dedi net bir şekilde.
Başımı salladım." Tamam."
Ama içimden biliyordum. Yarın dersleri değil... Gerçekleri de taşıyacaktı. Ve ben hangisinin daha zor olacağızdan emin değildim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

154okunma 63beğeni 6yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.