5. Bölüm "ZAMAN MAKİNESİ"

Vaveyla Yazarı: Hilal Z.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: 5. Bölüm "ZAMAN MAKİNESİ"

"Hadi ama Açelya, ne olduğunu anlatmalısın!" Açelya kahkahalarının arasından arkadaşlarına kısa bir bakış attı, "O kadar dedikoduya aç duruyorsunuz ki anlatacağım galiba..." Dedi. Kızlar sevinç çığlıkları atarken Açelya konuşmak üzere ağzını açtı fakat çalan telefon yüzünden lafı başlamadan kesilmişti. Ilgın telefona uzandı, "Kapat lütfen!" Diye inledi. Fakat Açelya'nın yüzü bir anda değişmiş, az önceki hâlinden eser kalmamıştı. "Bu numara günlerdir arıyor," dedi şüphelendiğini belli eden bir sesle. "Baksam iyi olacak." Telefonunu da alarak okulun bahçesinde oturdukları masadan kalktı.

Arkasında arkadaşlarının söylendiğini duyabiliyordu fakat onları dinlemek yerine çağrıyı cevapladı ve telefonu kulağına götürdü. "Alo?" Dedi siyah saçlarından bir tutamı kulağının arkasına atarken. Daha önce duymadığına emin olduğunu bir erkek sesi, "Merhaba Açelya." Dediğinde kaşları çatıldı. "Kimsiniz?" Diye sorduğunda bir süre telefondan ses gelmediğinde konuşmayı bitirmek üzere telefonu indirmişti ki adamın, "Yardıma ihtiyacı olan bir adamım." Dediğini duydu.

Açelya adamın ürkütücü sesinden ve söylediği gizemli cümlelerden korktuğunu hisseti ve "Size yardım edebileceğimi sanmıyorum bayım." Diyerek konuyu kapatmaya çalıştı. Fakat adam kapatılmak üzere olan bir kapının arasına ayağını koyar gibi Açelya'yı durdurdu, "Aksine bana bir tek sen yardım edebilirsin." Dedi. Açelya söylenenlerden hiçbir şey anlamadığını fark ettiğinde etrafa bakınmaya başladı, acaba biri ona şaka yapıyor olabilir miydi?

"Bu bir şakaysa gerçekten komik değil, emin ol kim olduğunu bulmam uzun sürmez." Dedi Açelya adamı korkutmaya çalışarak fakat adam korkmak yerine küçük bir kahkaha atmıştı. "Bulmak öyle kolay olsaydı..." Dedi son heceyi uzatarak. Açelya daha fazla bu saçmalığa katlanamayacağını hissederek telefonu kapattı ve arkadaşlarının yanına geri dönmek üzere hareketlendi. Fakat telefon anında geri çalmaya başlamıştı. Bir hışımla telefonu çıkarttı, "Her kimsen beni rahat bırak bu saçmalıklara ayıracak vaktim yok!" Dedi sert bir şekilde.

"Ayıp ediyorsun Açelya, senin benim için her zaman vaktin vardır." Açelya adamın son cümlesiyle o kadar rahatsız hissetmişti ki boşta kalan kolunu bedenine dolamaktan alıkoyamamıştı kendini. Adamın kendinisi ismini bilmekten öte; tanıyor olabileceğine ihtimal vererek, "Beni nerden tanıyorsun?" Diye sordu. Adam düşünüyor gibi mırıltılar çıkarttı ve en sonunda, "Sen daha zeki bir kızsın buradan çıkarman gereken sonuç bu değildi." Dedi. Açelya ikinci seçeneği deneyerek sorusunu tekrar sormak zorunda kalmıştı, "Ben seni nerden tanıyorum?"

"İşte böyle! Ama sana bunun cevabını veremem. Belki bana yardım etmeyi kabul edersen..."

Açelya hızla adamın lafını kesti, "Yardım etmeyeceğim." Dedi net bir şekilde.

"Halit bey kızını bek yardım sever yetiştirmemiş anlaşılan..." Açelya'nın ifadesi babasının ismini duyduğunda değişmişti. Adamın daha fazla konuşmasına izin vermeden telefonu kapatmaya yeltendi fakat telefondan gelen sesle buz kesti, "Sakın telefonu kapatayım deme Açelya. Sakın." Açelya titreyen elini tekrar kulağına götürdü. "Şimdi beni iyi dinle." Dedi adam. Açelya onaylama ihtiyacı hissederek, "Dinliyorum." Diye mırıldandı.

"Selim'i tanıyor musun Açelya?" Diye sordu adam. Selim... Açelya onu gerçekten tanıyıp tanımadığından emin değildi, "Kim olduğunu biliyorum." Dedi yalnızca. O sırada tenefüsün bittiğini bildiren zil çaldı fakat Açelya kulak asmadı, adamın konuşmasını bekliyordu. Adamın, "Şuan telefonu kapatmak istemezsin Açelya." Dediğini duyduğunda bahçenin ortasında dikilmeyi kesti ve hızlı adımlarla yangın merdivenine girip köşeye geçti. "Konuş artık! Selim'i neden soruyorsun?"

"Ben de Selim'i arıyorum da ondan. Fakat benim imkanlarım sınırlı, eğer sen bana istediğim bilgileri verirsen benim onu bulmam çok daha basit olur." Dedi adam. Açelya duyduklarına anlam veremiyordu, sesinden anlaşıldığı kadarıyla karşısındaki kişi yetişkin bir adamdı. Yetişkin bir adamın neden genç bir kızın yardımına ihtiyacı olurdu ki? Bu sorunun muhtemel cevapları Açelya'nın hoşuna gitmediğinde ona bir kez daha aynı şeyleri söyledi, "Anlamadınız sanırım, yardım etmeyeceğim." Dedi üstüne bastıra bastıra.

"Peki Açelya, sen bilirsin." Ve telefon kapandı.

Telefon kapanmıştı kapanmasına ama Açelya bu meselenin bu kadar çabuk kapanmayacağını biliyordu.

🎭

"Kızlar sabah bir anda masadan kalktığını ve sonra yüzlerine bile bakmadığını söyledi." Açelya bakışlarını ıslak kaldırımlardan çekip yanındaki sarışın çocuğa çevirdi, "Onlarla ilgili bir şey değildi." Dedi sadece. Bayılıyordu şu 'kızlar' her şeyi abartmaya ve üstlerine alınmaya. "Tam da Baturay ve Helen'i anlatmak üzereymişsin..." Açelya göz devirerek önüne döndü, "Masal ikisinin fotoğraflarını hocalara göstermiş." Dedi bir çırpıda. Arkadaşlarının sabahtan beri öğrenmek için çırpındıkları şey bu kadar, bir cümle bir şeydi fakat o kadar büyütmüşlerdi ki şuan ona eşlik eden Asaf bile bu yüzden buradaydı.

"Onlar gönderdi seni değil mi? Durduk yere benim için yolunu uzatmazsın." Dedi Açelya sitem ederek. Asaf konuşmak için ağzını açtı fakat bir an ne söyleyeceğini bilemeyerek kekeledi, "Hayır, hayır bu yüzden değildi." Dedi fakat Açelya'nın kendisine inanmadığını da biliyordu. Açelya mırıldanarak önüne döndü, "Boş versene."

"Sabah bir anda ne oldu ki?" Diye sordu Asaf. Açelya öfkeyle soludu, "Ne seni ne kızları ilgilendiren bir durum değil." Çocuğun duyduklarını kızlara söyleyeceğini düşündüğü için bir şey anlatmak istemiyordu.

"Merak ettiğim için soruyorum Açelya! Kızlar o kadar da umrumda değil, onlara bir şey anlatmayacağım."

"Anlat ya da anlatma, dedim ya kimseyi ilgilendirmiyor."

Çocuk Açelya'nın son sözleriyle pes ederek soru sormayı bıraktı ve yolun geri kalanını rahatız edici bir sessizlikle sürdürdüler.

"Burada ayrılalım." Açelya kaldırımın sonunda durduğunda çocuk da durmuştu, "İstersen bırakayım sokaklar fazla yalnız." Dedi fakat Açelya başını iki yana salladı, "İyi akşamlar Asaf." Dedi düz bir sesle. Asaf da ona aynı şekilde karşılık verdi, "İyi akşamlar Açelya." Bunlar son sözleri olurken ikili ayrıldı ve farklı yönlere yürümeye başladılar.

Yolun geri kalanında Açelya'nın kafası epey doluydu. Telefonla kendisini rahatsız eden adam kimdi? Açelya'dan ne istiyordu? Selim'i nerden tanıyordu? Adamın tüm o söyledikleri Açelya'yı oldukça ürkütmüştü. Öte yandan Açelya arkadaşlarına da kızgındı çünkü ne olduğunu bile sormamışlardı, umursadıkları tek şey okuldakiler arasında dönen dedikodulardı. Harika, diye geçirdi içinden. "Bir yandan umursamaz arkadaşlar bir yandan telefon sapığı, gerçekten harika!" Dedi sesli bir şekilde. Havaya kaldırdığı kollarını oflayarak geri indirdi, "Ve o sapık muhakkak geri arayacak." Diye devam etti sessizce.

O gece boş sokaklardan tek başına geçti ve yol boyunca zihnindeki düşünceleri savuşturmaya çalıştı fakat diline dolanan şarkı buna hiç yardımcı olmuyordu. "Çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar..." Diye mırıldandı sessizce. Bu sevdiği bir Yeni Türkü şarkısıydı ve şarkıda Ankara'yla beraber kendisini de görüyordu.

Henüz haberi yoktu fakat bu şarkının sözlerini zamanla çok daha iyi anlayacaktı.

🎭

Aradan geçen bir haftada aynı numara sürekli aramaya devam etmişti fakat Açelya ne numarayı engelliyordu ne de telefona cevap veriyordu. Arafta sıkışıp kalmış gibi hissediyordu ve bu basit bir şey değildi, telefondaki her kimse gerçekten tehlikeliydi. Açelya bunu hissedebiliyordu. Günlerdir doğru düzgün evden bile çıkmamıştı, amaçsızca telefonunu izliyordu sürekli fakat böyle bir yere varmak imkansızdı.

Oflayarak kafasını arkasına oturduğu kapıya vurdu, "Kahretsin." Diye mırıldandı sessizce. Hızla yerinden doğruldu ve yatağa gidip telefonu eline aldı, o sabah konuştuğu numarayı buldu ve ara tuşuna bastı. Elini hızla inip kalkan göğsüne bastırırken telefonun açılmasını bekliyordu. Çağrının etkinleştiğini bildiren mekanik sesi duyduğunda gözlerini sıkıca yumdu ve adamın konuşmasını bekledi.

"Ne o Açelya? Yoksa yardım etmeye mi karar verdin?" Dedi adam alaylı bir sesle. Açelya görmeyeceğini bilse de başını iki yana salladı, "Sadece Selim'i nerden tanıdığını bilmek istiyorum." Dedi adamın sinirlenmemesini umarak. "Hmm..." Diye bir mırıltı duydu Açelya. "Dedim ya arkadaşıyım." Dedi adam umursamaz bir sesle.

"Bununla sınırlı olmadığını biliyorum, çocuk mu kandırıyorsun?" Dedi Açelya ters ters.

"Ne bilmek istiyorsun?"

"Her şeyi. Kimsin ve benden neden yardım istiyorsun?"

"Senden yardım istiyorum çünkü ben eli kolu bağlı yardıma muhtaç bir adamım ve sen bilmek istediğim her şeye ulaşabilirsin." Dedi adam çok gizemli bir şeyden bahsediyormuş gibi fısıldayarak. "Sana babamın işiyle ilgili yardım edeceğimi düşünüyorsan yanılıyorsun." Dedi Açelya soğuk kanlı olmaya çalışarak.

"Baban eminim Selim hakkında bir şeyler biliyordur."

"Bilse bize söylerdi." Söylerdi değil mi?

"Babana olan güvenin gözlerimi yaşarttı..." Dedi adam.

"Babama değil de sana mı güveneceğim-" küfür etmek üzereyken kendisini durdurmuştu Açelya.

"Çekinme devam et." Dedi adam; devam et de gör, der gibi bir ifadeyle.

"Hasta herif." Diye mırıldandı Açelya dişlerini sıkarak.

"İltifat için sağ ol. Şimdi sorularıma cevap ver, merak etme zor olanlarla başlamayacağım."

"Cevap verip vermeyeceğime ben karar veririm." Dedi Açelya kuyruğu dik tutmaya çalışarak. Fakat ilerleyen dakikalarda pek başarılı olamayacaktı.

"Evinizde hiç Selim'in dosyasını gördün mü?" Diye sordu adam. Bu nasıl bir soruydu böyle? Evlerinde tabii ki Selim'in dosyası vardı.

"Sana ne bundan?" Diyerek tersledi adamı Açelya.

"Laf cambazlığı yapmandan sıkıldım Dara!" Diye bağırdı bir anda adam. Açelya yerinden sıçrayarak telefonu kendinden uzaklaştırdı ve kısık sesle küfür etti. "Ya sorularıma adam akıllı cevap verirsin ya da ben evinize girer ve cevabı kendim öğrenirim ama emin ol bu kimse için iyi olmaz!"

"Var!" Dedi Açelya bir anda. "Evimizde Selim'in dosyası var."

🎭

"Yani seni ilk aradığında okuldaydın öyle mi?" Bahri Bey'in sorduğu soruya başımı salladım, "Lise üçüncü sınıftım, sıradan bir tenefüstü işte." Dedim o günün mıh gibi aklımda duran sahneleri gözümün önüne gelirken. "Peki telefonda konuşulanlardan kimseye bahsettin mi?" Diye sordu bu sefer, bahsetmemiştim çünkü kimse merak etmemişti. "Bu olanlardan hiç kimseye bahsetmedim." Dedim onlara da.

"Dayının senden istediği ilk şey neydi Açelya?"

Dudaklarımdan istemsizce bir gülüş firar ettiğinde hepsi bana garip bir şey görmüş gibi bakıyordu, "Neden güldün?" Diye sordu Bahri Bey kaşlarını çatarak.

Gülmeyi kesmek adına derin bir nefes aldım, "Benden istediği ilk şey..." Hepsi devamını merakla beklerken devam ettim, "Benden istediği ilk şey Selim'in kayıp dosyası oldu." Dediğimde akılları karışmış gibi duruyordu. "Evet, benden istediği ilk şey kendi kayıp dosyasıydı." Diyerek açıklamada bulunduğumda bilgisayarın başında oturan Nuray kaşlarını kaldırarak yanında oturan arkadaşlarına ve Bahri Bey'e bakmıştı. Soysal'ın gerçek isminin Selim olduğunu ilke kez duyuyor olamazlardı. Ayrıca, Soysal Zaman nasıl gerçek bir karakter olabilirdi ki? Çizgi romanın birinde zamanı durdurma yeteneği olan bir süper kahramanı andırıyordu ismi.

Bakışmayı kestiklerinde Nuray'ın yanında oturan kumral adam önündeki dosyaları karıştırdı, "Sana Selim'i bulmak istediğini söyledi öyleyse." Dedi doğrulamamı bekleyerek.

"Aynen öyle yaptı, bana Selim'in arkadaşı olduğunu ve onu bulması için yardımıma ihtiyacı olduğunu söyledi." Dedim başımı aşağı yukarı sallayarak.

"Ama başından beri Selim kendisiydi ve polisin peşinde olup olmadığını anlamaya çalışıyordu." Dedi Giray uzun süren sessizliğini bozarak. Ona kısa bir bakış attıktan sonra Bahri Bey'e döndüm, "İkinci görüşmemizde bana evimizde Selim'in dosyasının olup olmadığını sordu, o an farkına varamadığımdan ve biraz da korktuğumdan düşünmeden cevap verdim, dosya evimizde vardı. Fakat o babamın bir diplomat olduğunu tabii ki biliyordu, bu sayede polisin değil MİT'in peşinde olduğunu anlamış oldu."

"Peki o tarihten sonra mı ortadan kayboldu?"

"Hayır."

"Peki arada geçen zamanda ne oldu?"

"Arada geçen zamanda..."

🎭

Açelya evlerinin bahçesinde omzuna küçük bir battaniye sarmış, ağaçları izliyordu. Telefon çalmak üzereydi. Açelya elini gerginlikten titretip durduğu dizine koydu ve tırnaklarını derisine geçirdi, telefon çalacaksa çalmalı ve Açelya kendisini neyin beklediğini öğrenmeliydi artık. Nitekim yalnızca birkaç saniye sonra telefon çalmaya başladı, Açelya kara gözlerini telefonun üstünden ayırmadan elini uzattı ve çağrıyı cevaplayıp telefonu yavaşça kulağına götürdü. "Ne var?" Dedi buz gibi bir sesle. Arkada kendi sesinin yankılandığını ardından Soysal'ın konuşmaya başladığını duydu, "Gördüğüm kadarıyla Halit Bey evden ayrıldı..." Dedi adam. Açelya gözlerini sıkıca yumdu, bu adam kendilerine nefesleri kadar yakındı. "Evet, çıktı." Dedi Açelya.

"Güzel, şimdi onun odasına çıkmanı ve Çetin Balaban'ın dosyasını bulmanı istiyorum."

"Sürekli bilmediğim kişilerin dosyalarını isteyip duruyorsun, bunların Selim'le nasıl bir ilgisi olabilir?"

"Bunlar anlayabileceğin şeyler değil küçük Dara..."

"Emin ol anlarım." Açelya telefonu kapattı ve oturduğu bahçe koltuğundan kalkıp hızlı adımlarla önce eve girdi daha sonraysa babasının çalışma odasına çıktı. İkinci katta kimsenin olmadığına emin olduktan sonra kapının şifresini girdi ve sessizce içeri süzüldü. Çetin denen adamın kim olduğunu öğrendikten sonra karar verecekti dosyanın Soysal'a gidip gitmeyeceğine.

Artık karıştırmaya alışık olduğu odada özel dosyaların olduğu dolabı açtı ve Ç harfini buldu, Çetin Balaban'ın dosyası dördüncü sıradaydı. Dosyayı çekip aldı ve dosyanın ilk sayfasına kısaca göz gezdirdi, bir bacağını kaybettiği için ordudan alınmış eski bir subaydı bu adam.

Açelya dosyayı incelemeye devam ederken telefonun tekrar çalmaya başlamasıyla dosyayı kapattı ve çağrıyı cevapladı, "Ne var?" Dedi her zamanki gibi. Soysal Açelya'nın kaba üslubunu umursamadan, "Buldun mu?" Diye sordu. Açelya oflayarak onu onayladı. "Adresini istiyorum." Dedi Soysal. Açelya onun istediklerini yapmasının iyi sonuçlar doğurmayacağını biliyordu bu yüzden ilk seçeneği hep inkar etmek olmuştu.

İtiraz etmek üzere ağzını açtığı sırada gözünü alan ışıkla yüzünü buruşturdu ve elini yüzüne siper etti, "Bu ne ya?" Dedi kendi kendine. Etrafta aynı ışığın dolaştığını gördüğünde bakışları yavaşça üstündeki beyaz kazağa indi, tam kalbinin üzerinde kırmızı bir nokta vardı.

O an içine derin bir nefes çektiğinde zamanın yavaşladığını hissetti, bu son nefesi olabilir miydi? Bakışlarını yavaşça göğsünün üzerindeki kırmızı noktadan ayırdı ve karşısındaki cam duvarın ardında serili ormana baktı, orada bir yerlerde hayatını mahvetmek için bekleyen biri vardı ve Açelya onu göremiyor, kör bir adam gibi hissediyordu.

Elinde sıkı sıkı tuttuğu telefonu kulağına kaldırdı, "Yap." Demek istedi ona. Fakat kendisini öldürmesine izin vermek onu durdurmazdı biliyordu. Muhtemelen şu saniye kalbinin üzerindeki noktaya bir kurşun saplansa Soysal vakit kaybetmeden eve girer, önce annesini öldürür sonra da Açelya'nın cesetinin elinden dosyayı alıp giderdi.

Açelya Soysal'a vereceği cevabı düşünürken duyduğu patırtıyla yerinden sıçradı ve elini kalbine götürdü, duymayı beklediği ıslaklık yoktu göğsünde. Rahat bir nefes aldığı sırada gözü yerde duran telefonuna ilişti, Açelya fark etmeden telefonu elinden bırakmıştı ve kendi çıkarttığı gürültüden korkmuştu. Soysal bunları görüyorsa kahkahalara boğulmuş olmalıydı.

Hızla dosyanın sayfalarını araladı ve adamın adresini buldu, yerde duran telefonu alıp adresi okumaya başladı.

🎭

"Bir dakika, bir dakika... Çetin Balaban senin yüzünden mi öldü?" Nuray'ın yanında oturan kumral adamın ani yükselişine karşılık başımı sakince iki yana salladım, "Hayır, sanırım kalp krizinden ölmüştü." Diye mırıldandığımda Giray beni doğruladı, "Evet, kalp krizinden öldü adam otopsi temizdi." Dedi.

"Soysal, Çetin'in adresini ne yaptı peki?" Diye sordu Bahri Bey.

"Ona Çetin Balaban'ın adresini vermedim. Dosyayı gördüğümde adamın önemli biri olduğunu ve başına bela açmamam gerektiğini anlamıştım, adresi verirken sokağın adını bilerek yanlış söyledim. Sonraki gece verdiğim adresteki eve gitmişler fakat içerdekinin Çetin olmadığını anladıklarında geldikleri gibi sessizce çıkmış olmalılar. Sadece sonraki gün hırsız haberi çıkmıştı, evdekiler hırsız girdiğini zannetmiş." Şuan basit bir şeymiş gibi anlatıyordum fakat o hafta hayatımın en kötü haftalarından biriydi.

Ben Bahri'nin cevap vermesini beklerken Nuray'ın başında ayakta dikilen kız lafa atladı, "Bu yaptığın sorumsuzca, o masumlara zarar gelebilirdi. Neden polise haber vermek yerine kendin bir şeylere karar veriyorsun?" Diyerek saçma bir suçlamada bulundu.

"Farkında değilsiniz sanırım, o zamanlar daha çocuktum. Yapabildiğimin en iyisi buydu." Dedim kendimi savunmuyor, doğruyu söylüyordum. "Basit bir şey mi sanıyorsunuz? Kalbimin üzerine konumlandırılmış ateşlenmek üzere bir silah varken düşünebileceğim kadar mantıklı düşündüm. Ve eğer merak ediyorsanız bu zaten bana pahalıya patladı."

Hepsi birbirlerine baktığında en son Bahri Bey bana döndü, bu anlatmaya devam et demekti. fakat bunu o kadar kolay anlatamayacaktım. O anları her hatırladığımda olduğu gibi bakışlarım yine tek bir noktaya odaklandı ve ben düşüncelerimi kontrol edememeye başladım.

🎭

Kırk, kırk bir, kırk iki, kırk üç, kırk dört, kırk beş, kırık altı, kırk yedi... Açelya başı buz gibi sudan çıktığı an öksürmeye başladı, ağzındaki suyu tükürdü ve öksürmeye devam etti. "YETER! YETER ALLAH'IN CEZALARI!" Diye bağırdı fakat adamlar sanki Sağırdı, tepki bile vermiyorlardı. Açelya gözlerini ne zaman kapadığını bile hatırlamazken uyandığında kendini eski bir depoda bulmuş ve neye uğradığını şaşırmıştı. Buraya Soysal'ın getirdiğini anlamak çok zor değildi. Getirmişti getirmesine ama bununla sınırlı kalmamıştı Açelya gözlerini açtığı andan itibaren dayak yemişti. Burnu kanamaya başladığında bilinci de yavaş yavaş kapanmış ve oldukça rahatsız bir uykuya çekilmişti bedeni.

Şimdiyse dakikalardır kafasını buzlu suyla dolu bir kovaya sokup çıkarıyorlardı ve Açelya her seferinde nefesini birkaç saniye daha fazla tutmak zorunda kalıyordu eğer biri buna dur demezse ciğerleri daha fazla bu işkenceye katlanamayacak ve su dolmaya başlayacaklardı.

"O gün o telefonu açan aklımı sikeyim." Diye geçirdi içinden. O gün gelen telefon hayatını baştan aşağı değiştirmişti. Açelya kendisini ait olmadığı bir romanın başrolü gibi hissediyordu. Başrol olmak güzeldi ama yanlış romanda başrol olmak, onu bu durumun ölümden beter olup olmadığını anlayabileceği bir raddeye getirmişti. Keza ya birkaç dakika içinde ölecekti ya da daha beterini görmeye hazır olacaktı.

Soysal'ın onun öylece ölüp gitmesine izin vermeye niyeti yoktu bu yüzden Açelya çok daha kötüsünü görmek zorundaydı.

"Aklın sıra benimle dalga geçiyorsun Açelya ha?" Diye bir ses duydu Açelya. Sesin sahibi gerçekten burada mıydı yoksa ses sadece Açelya'nın zihninde mi yankılanmıştı bunu anlamak zordu, ta ki adam ikinci kez konuşana kadar. "Bunun bedelini ödeyeceğini tahmin etmen gerekiyordu." Demişti aynı ses. Böylece Açelya sesin deponun sol tarafına konulmuş hoparlörden geldiğini anlamıştı. Ve sol tarafından duyduğu bu ses hiç hoşuna gitmeyen şeyler söylüyordu.

"Dara ne demek biliyor musun?" Diye mırıldandı Açelya fakat sesi öyle zor çıkıyordu ki devamını getirebileceğinden Emin değildi.

"Bir de senden duymak isterim, kendini ne diye adlandırdığını." Dedi Soysal.

"Yük taşıyan bir kabın ağırlığı demek." Dedi Açelya tanımını yaparak. "İnan annem neden bana bu ismi verdi bilmiyorum." Diye mırıldandı sessizce. "Anlayacağın, benim sırtıma yüklenmiş bazı yükler ve benim içimi dolduran bir ağırlık var. Bu yüzden başıma gelecekler sorun değildi, ben buna zaten alışıktım. Bana ilk silah doğrulttuğunda ne yapmak istemiştim biliyor musun? Durma yap demek istemiştim. Çok kısa bir an bunu yapacağımı zannettim ama buna izin vermenin seni durdurmayacağını biliyordum önce bir şeyler yapmam sonra ölmem gerekiyordu." Açelya tüm bunları o kadar yorgun ve bitkin bir sesle söylemişti ki, Soysal kızı ölüme fazla yaklaştırdığını ve bunların Açelya'nın son sözleri olduğunu düşünmüştü.

"Ölmene daha çok var Dara, bunu bekliyorsan eğer. Ve şunu unutma; bazı insanlar için ölüm, kurtuluş demek değildir."

Açelya darmadağın olmuş ifadesine, yüzüne yapışmış ıslak saçlarına, kanayan burnuna ve yanan gözlerine rağmen güldü, güldü çünkü kendisinin bizzat o insanlardan biri olduğunu anlamıştı.

🎭

Konuşmayı bitirdiğimde karşımdaki altı kişi bana karmakarışık bir ifadeyle bakıyordu, başıma gelenlere üzülmüşler miydi yoksa hak ettiğimi mi düşünüyorlardı emin değildim. İlk konuşan Giray olmuştu, "Seni kaçırıp darp ettiler... Peki sonra noldu?" Dediğinde buruk bir ifadeyle güldüm, "Sence bu sadece darp mı?" Giray'ın bakışlarından bunun darptan çok daha fazlası olduğunu bildiği anlaşılıyordu fakat bunu sesli dile getirmedi. Bakışlarımı ondan çektim ve dönen masa sandalyesini karşıya doğru çevirdim. "Adamların önüme bir havlu bırakıp gittiğini hatırlıyorum, dalga geçer gibi küçük bir havlu vermişlerdi. Sanki yaralarımı saracaktı." Dedim ne dediğimi bilmezken. Daha sonra Giray'ın bunu sormadığını hatırladım, "O hafta ailem şehir dışındaydı bu yüzden beni nasıl aldılarsa öyle eve bıraktılar, sadece bir süre yaralarımı ailemden gizlemek zorundaydım."

"Peki hiç Soysal'ın evinizi izlediğine dair kanıtın oldu mu?"

Hatıralarımı kısaca yolladığımda bu sorunun cevabını kolayca bulabiliyordum, "Evet, bir gün bunu nasıl yaptığını anlamıştım."

Kumral adam, "Aslında başından beri komşumuzmuş de de düşüp bayılayım şurada." Diye mırıldandığında Bahri Bey ona ona sert bir bakış attı, "Ciddiyet Feza. Ciddiyet." Dedi. Daha sonra bana döndü ve devam etmemi söyledi.

"Bazı günler okuldan çıktıktan sonra servise binmez evin yakınlarına kadar yürürdüm, ilk günden beri peşimde birinin olduğunu hissediyordum. Her neyse, bir gece peşimdeki adamın yüzünü görme fırsatım oldu. Sonraki günlerde aynı adamı okulun ve evin çevresinde tekrar gördüm."

Bahri Bey, "Anladım Açelya, daha devam edeceğiz fakat bir ara versek senin için de iyi olur. Sanırım bunlardan bahsederken etkileniyorsun." Dediğinde sessizce başımı salladım ve Nuray'ın yerinden kalkıp üzerimdeki kabloları sökmesine izin verdim. Bu sırada Giray da yerinden kalktı, "Ben Açelya'yı biraz hava alması için dışarı çıkarayım." Dedi. Yeşil gözlü kız hariç herkes bunu normal karşılarken ikimiz de sandalyelerin arkasına asılı olan ceketlerimizi aldık ve odadan çıkrık.

Karanlık koridora çıktığımızda derin bir nefes aldım, bahçeye çıkmak için sabırsızlanıyordum. Hızlı adımlarla ilerleyen Giray'ı takip ettim ve arka kapıdan bahçeye çıktık. Yürümek istemediğimden merdivenlere oturdum ve başımı gökyüzüne doğru kaldırıp derin bir nefes aldım. "İyi misin?" Giray'ın sorusuyla pozisyonumu bozmadan ona baktım, "İyiyim." Dedim pekte emin olmayarak çünkü nikotin ihtiyacından dişlerim kamaşıyordu.

Giray aklımı okumuş gibi sigara paketini çıkarttığında bana doğru uzattı, "Kullanıyor musun?" Başımı hevesle salladığımda bir dalı ve çakmağı bana uzattı fakat kendisine almadan paketi geri koydu. "Ne yalan söyleyeyim bende bunları bir oturuşta anlatsam bir sigara yakmak isterdim." Dediğinde kıkırdadım.

🎭

Giray'la beraber sessizlik içinde geçirdiğimiz birkaç dakikanın ardından maalesef tekrar aynı sandalyeye oturmuş ve kablolara bağlanmıştım. Geriye anlatmam gereken ne kadar şey kaldığını hesaplamaya çalıştığımda olayların ana hatlarıyla büyük bir kısmını anlatmış olduğumu fark ettim, bu iyi haberdi. Fakat asıl olaya henüz gelmemiştim ve bu kötü haberdi.

Ben aynı olayı bininci kez yaşayacak olmanın verdiği gerginlikle avuç içlerimi tırnaklarken herkes masanın başındaki yerini aldı ve üstümdeki kabloların ışıkları tekrar yanmaya başladı. "Evet Açelya, şimdi Soysal'ın ortadan kayboluşunu anlatmanı istiyorum." Dedi Bahri Bey.

"Tamam ama biraz geriden almam gerekecek." Bahri Bey 'buyur' der gibi elini kaldırdığında bende anlatmaya başlamıştım.

🎭

"Bir derdim var artık
Tutamam içimde
Gitsem nereye kadar?
Kalsam neye yarar?
Hiç anlatamadım
Hiç anlamadılar
Herkes neden düşman?
Herkes neden düşman?
Unuttuk hepsini
Nuh'un nefesini
Gelme yanıma
Sen başkasın ben başka..." Açelya kulaklığında çalan şarkıyı mırıldanarak sınıfa çıkan merdivenleri tırmanıyor, bir yandan da bakışlarını etrafta gezdiriyordu. Sınıfının olduğu koridora geldiğinde kapının önündeki kalabalığı fark etti fakat bunu umursamadan şarkı söylemeye devam ederek kalabalığın içinden sıyrılıp sınıfına girdi.

Sırasına yürürken masasının üstünde duran karaltı dikkatini çekmişti, kaşları çatıldı fakat o şarkı söylemeye devam etti. Biraz daha yaklaştı ve masasına kan bulaşmış olduğunu gördü, yine de kulaklılarını çıkartmadı. Bu gerçek olamazdı değil mi. O an kulaklıklarını çıkartmaması gerektiğini anladı, şuan çığlık atmasını engelleyen çalmaya devam eden şarkıydı.

Açelya nefesinin kesildiğini hissederek elini boğazına uzattı fakat bir yararı olmadığını anladığında elini indirdi ve masanın üzerine duran kesik parmağa uzattı. Yapamayacağını anladığında elini bir hışımla çekti ve kulağındaki kulaklıkları çıkarıp fırlatıp attı. O an o kadar tiz bir çığlık firar etmişti ki dudaklarından, sınıftan çıkmak üzere olanlar geri dönmüş herkes donakalmıştı.

Asaf kızın çığlığını duyduğunda kalabalığı yarıp koşar adımlarla Açelya'nın yanında vardı, onu kollarından tutup kendisine çevirmeye çalıştı fakat Açelya bakışları masanın üzerine kitlenmiş şekilde ağlıyordu. Asaf elini kızın yüzüne çıkarttı ve dikkatini kendi üzerine çekmeye çalıştı, "Açelya, Açelya yüzüme bak hadi!" Açelya ıslak gözlerini Asaf'a çevirmeyi başardığında önce boğazındaki kuruluğu gidermek için yutkundu. "Babam, babamı ara." Dedi zorla. Asaf eli ayağına dolaşmış şekilde önce kendi telefonunu çıkarttı fakat Açelya'nın babasının numarasını fark ettiğinde telefonunu masanın üzerine fırlattı ve Açelya'nın telefonunu alıp babasını aradı.

Telefon açıldığında Açelya telefona uzandı ve güçsüzce kulağına yasladı, "Baba, nerdesin?" Dedi burnunu çekerek. Babası evde olduğunu söyledi ve Açelya'nın neden ağladığını sordu. Açelya bir masanın üzerinde duran kanlı parmağa bir Asaf'ın gözlerine baktı, "Anneannemle hiç konuştun mu?" Diye sordu korkuyla. "Hayır, Açelya ne oluyor?" Dedi babası. Açelya babasının cevabıyla daha da paniklerken telaşla telefonu kapattı ve titreyen parmaklarıyla anneannesini aradı.

Telefonun çalarken çıkarttığı ses, Asaf'ın nefes alış verişleri ve Açelya'nın hızlı atan kalbinin sesi bir araya geldiğinde Açelya için katlanılmaz bir gürültü oluşturuyordu. Fakat telefonun açılmasıyla ve Açelya'nın kulaklarına, "Efendim güzel kızım?" Sesi dolmasıyla tüm gürültü kesilmiş, Açelya rahat bir nefes almıştı. "Anneanne uyandırdım mı?" Diye sordu Açelya. "Yok kızım, kuğuludayım yürüyorum." Dedi yaşlı kadın neşeyle. Açelya telefonu kısa bir an kulağından ayırıp derin bir oh çekti. Açelya, "Tamam anneanne akşam size geleceğim onu haber verecektim." Dedi ve anneannesinin cevabını dinledikten sonra veda edip telefonu kapattı.

kendini sırasına bıraktı ve öfkeyle önünde duran parmağı eline alıp üzerindeki yüzüğü söktü, bu yüzük anneannesinindi. Parmağıysa camdan aşağı fırlattı ve birkaç saniye sonra aşağıdan gelen cılız çığlık sesini umursamadı.

🎭

Açelya makyaj masasında oturmuş elinde tuttuğu yüzüğe bakıyordu, "Kimsin sen?" Diye mırıldandı dalgın dalgın. Masasının üzerinde yüzüğü bulmasının üzerinden günler geçmişti ve Soysal o zamandan beri aramamıştı. Açelya'yı korkutmasının sebebi son görüşmelerinde Açelya'nın Soysal'a küfürler yağdırması ve ondan korkmadığını söylemesiydi, Soysal ona kendisinden korkması gerektiğini hatırlatmak istemişti. Fakat bunu yaparken bir açık vermişti.

Açelya'nın elinde tuttuğu yüzük basit bir yüzük değildi, anneannesi için özel yapılmış bir yüzüktü, daha doğrusu bir kopyasıydı. Yıllar önce dedesi tarafından Selim'in doğumu için yaptırılan yüzüğün bir kopyası... Belki de Soysal Açelya'nın düşündüğü kadar uzakta değildi.

Açelya telefonunu elinde aldı ve Soysal'ın numarasını arayıp telefonu kulağına götürdü. Açelya Soysal'ın "Alo?" Diyen alaylı sesini duyduğunda ciddiyetini bozmadı ve uzatmadan konuya girdi. "Kim olduğunu biliyorum."

🎭

"Hoş geldin Açelya, konuşmak istediğin şey bu kadar önemli ne merak ediyorum." Açelya karşısında oturan başkomisere kibarca gülümsedi, "Hoş buldum Kenan amca, ben... Sanırım tahmin edemeyeceğin bir şey için burdayım." Dedi.

"Allah Allah, neymiş?" Dedi adam merakla.

"Ben Selim'i buldum Kenan amca."

Açelya'nın söylediğiyle Kenan'ın ağzı adeta açık kalmıştı, "Nasıl? Sizin Selim'i mi?" Dedi şaşkınlıkla. Açelya başını salladı, "Bak her şeyi baştan anlatacağım ama araştırmanızı istiyorum, ona bu kadar yakınken ulaşmamız lazım." Dedi araştırmaları gerektiğine vurgu yaparak.

"Tabii kızım, tabii araştıracağız."

Açelya konuşmaya başlamak üzereyken kapının çalınmasıyla Kenan ondan bir dakika istedi ve kapıdakini içeri buyur etti. Kapıyı açan genç bir polis memuruydu, "Dışarısı karıştı komiserim bir bakmanız lazım." Dedi adam, gerçekten de dışarıda fena bir karmaşa olmalıydı çünkü bağırış çağırış sesleri bitmiyordu. "Sen burada bekle Açelya ben bakıp geliyorum." Dedi Kenan ve Açelya'yı odada yalnız bırakarak dışarı çıktı.

Adamın çıkmasıyla Açelya'nın telefonunun çalmaya başlaması bir olmuştu. Açelya daha önce görmediği bir numarayla karşılaştığında başta açıp açmamak konusunda kararsız kaldı fakat sonunda telefonu açmaya karar verdi. "Alo?" Dedi meraklı sesiyle.

"Naber Dara?" Bu öfkeli ve alaycı ses Soysal'dan başkasına ait değildi.

"Yine mi sen!" Diye bağırdı Açelya.

"Yine ben. Önce bir dışarı bak sonra da beni dinle." Açelya göreceği şeyden korkarak yerinden kalktı ve cama yaklaştı, dışardaki manzarayı gördüğünde eli istemsizce ağzına gitmişti. Dışarda bir adam küçük bir çocuğu kolunun altına kıstırmış, çenesine silah dayıyordu. Tam karşılarındaysa kalabalığın içinde çocuğun annesi feryat figan çocuğuna uzanmaya çalışıyordu fakat kalabalık onu engelliyordu.

"Ya kimseye görünmeden o karakoldan uzaklaşırsın ya da..." Devam etmesine gerek yoktu, Açelya her şeyi çok iyi anlamıştı. Masada bıraktığı çantasını da alarak önce odadan sonra karakoldan ayrıldı.

🎭

"İşte tam o zaman başladı her şey." Gözlerimi daldığım boşluktan çektim, "Arkadaşlarımın nasıl öldüğünü anlatmak istemiyorum." Dedim kızarık gözlerimi Bahri Bey'e çevirirken. Bahri Bey başını salladı, "Dayın bu olaydan ne kadar sonra kayıplara karıştı, bunu anlat şuan için kâfi." Rahatlayarak yumruklarımı gevşettim.

"Ertesi gün beni arayıp bir bedel ödeyeceğimi söyledi, sonraki her gün beni arayıp ailem ve arkadaşlarım arasında seçim yapmamı istedi. Bu bir hafta kadar sürdü, en sonunda bir seçim yapmayacağımı anladığında beni bir depoya götürdü adamları." Duraksadım, o depoda Ilgın'ın öldürüldüğüne şahit olmuştum. Ya da olmak üzereyken bayılmıştım, önemli değildi. Devam etmemi beklediklerinde o ana geri dönmemeye çalışarak devam ettim, "O gece ben seçim yapmadığım için Ilgın öldü. Sanırım Soysal'ı ya da Selim'i bilmiyorum... İlk kez o zaman kanlı canlı karşımda gördüm. Rüya mıydı emin olamıyorum ama o sefil hâlimi görmeye gelmişti sanki. Sonra bir daha sesini bile duymadım ama o hep hamlelerine devam etti. Arkadaşlarımın hepsini tek tek öldürdü, sonra da cinayet suçlarını benim üzerime yıktı. Ve tüm bunları bir polis memuruna dayımı bulduğumu söylediğim için yaptı." Son cümlem bu gecenin kopma noktası olurken gözlerimden sicim gibi akan yaşları durduramıyordum.

Zar zor aldığım nefeslerin arasında konuşmaya devam ettim, "Ben sadece ailemin acısını dindirmek istemiştim... Belki o tekrar iyi olabilir diye düşündüm. Çocuktum, hiçbir şeyin farkında değildim..." Cümlem konuşurken tutmaya çalıştığım hıçkırıklarım yüzünden kesildiğinden bir şey anlayabilmişler miydi bilmiyordum. Yüzümü ellerimin arasına alarak ağlamaya devam etmiş ve hiçbirinin yüzünü görememiştim.

"Nuray kabloları çıkart." Dediğini duydum Bahri Bey'in. Ardından Nuray üstümdeki her şeyi çıkarıp beni rahat bıraktığında dirseklerimi masaya yasladım ve yüzümü tamamen gizledim.

Bahri Bey'in "Nuray ve Feza, bilgisayarı alıp yanıma gelin. Evran sende bir şişe su al gel." Dediğini duyduğum sırada ellerimi yüzümden çektim ve nefes almaya çalıştım. Bu sırada Feza ve Nuray masadakileri kucaklayıp Bahri Bey'le beraber odadan çıktılar. Evran dedikleri adamsa benimle göz göze geldiğinde, "Ben su alıp geliyorum." Diyerek çıktı.

Yeşil gözlü kız, Giray ve ben kaldığımızda kız bir bana bir Giray'a baktıktan sonra bir şey söylemeden çıkıp gitti. Herkes gittiğinde derin bir nefes verip dik omuzlarımın çökmesine izin verdim ve sandalyeyi geri itekleyerek masadan biraz uzaklaştırdım.

Bu sıradan Giray benden birkaç adım uzakta oturduğu sandalyeden kalkıp karşıma geçti ve yere çömelip yüz hizzama geldi, "Dayın belki hiçbir zaman iyi olmayacak Açelya... Ama sen olacaksın, bunu görebiliyorum." Dediğinde ona şaşkınlıkla bakıyordum. "Ben iyiyim." Diyebildim sadece. Giray başını iki yana salladı, "Fazla yaralısın. Daranı almaya çalışsak epey fazla çıkacak." Doğruydu, çıkardı.

"Nasıl hafifleyeceğim biliyor musun?" Dedim burnumu çekerken. "Nasıl?" Diye fısıldadı Giray.

"Onu kapana kıstırdığımızda hafifleyeceğim." Hafifçe gülümsedim, "Hatta o kadar hafif olacağım ki uçup gideceğim." Uçup gideceğim ve bir daha geri gelmeyeceğim.

Giray başını iki yana salladı, "O zaman uçup gitmek istemeyeceksin."

Alayla güldüm, "Beni tanımıyorsun." Giray ayağa kalktı ve ceketini düzeltti, "Tanırız." Dedi rahat bir tavırla. Ve postallarını vura vura odadan çıktı. Bense oturduğum sandalyeyi hafifçe kapıya doğru çevirmiş, arkasından baka kalmıştım.

🎭

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

23okunma 5beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18