21. Bölüm "YILBAŞI"

Vaveyla Yazarı: Hilal Z.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: 21. Bölüm "YILBAŞI"

"Eriyordum sensiz. Muma dönmüş kalbi hiç görmezdin. Niye, neden, neden, neden? Ve uzatmak yersiz.
Nasıl olsa yoldan döndürmezdin.
Niye, neden, neden, neden?..." Bağırarak şarkı söylerken banyodan aldığım maşanın sarılı kablosunu açıyordum.

Zıplayarak yatak odama girdiğimde bağırmaya devam ettim, "Of!Veryansın edemem kadere. Sevdim, bu benim meselem. Eğilsem bile devrilmem..." Tan maşayı mikrofon gibi tuttuğumu gördüğünde gülmeye başladı. Uzanıp onu öptükten sonra maşayı prize taktım.

Son bir aydır tim de ben de hatta Korhan da epey yoğunduk, onlarla eğlenmek bir yana dursun Tan'la bile zor görüşüyordum. Fakat bugün yılın son günüydü ve ne olursa olsun bir arada olmak için işlere bir gün ara vermiştik. Daha doğrusu bir akşamdı çünkü sabah yediden beri hepimiz çalışıyorduk, saat öğleden sonra dört olmuştu ve eve yeni girmiş sayılırdık. Tan'la geçireceğim yarım saate bile muhtaç hissettiğim için onun da benim yanımda hazırlanmasını istemiştim bu yüzden beraber benim evime gelmiştik.

"Ben saçımı ve makyajımı yaptıktan sonra giyineceğim sen hemen hazırlanmaya başlama." Dedim makyaj masasına otururken. Tan başını sallayıp yatağıma oturdu ve ellerini iki yana yaslayıp beni izlemeye başladı, aynanın yansımasından onu görebiliyordum ve üstünde sadece kot pantolonu vardı... Gözlerimi vücudundan ayırmayı başardığımda saçıma sıkacağım ısı koruyucu spreyi aldım ve saçıma uygulamaya başladım, daha sonra da tarakla üstünden geçtim. Saçımı parçalara ayırıp maşa ile bukleler yapmaya başladığımda Tan'ın dikkatle beni izlediğini gördüp gülümsedim.

Ben saçlarımın bir kısmını bitirdiğimde Tan yerinden kalktı ve arkama geçti, "Deneyebilir miyim?" Dedi. Bunu söylemesini beklediğim için yüksek sesle güldüm fakat aynı anda maşayı da eline uzattım. Maşayı aldıktan sonra diğer eliyle saçımdan bir parça aldı ve maşanın etrafına dolamaya başladı, tamamen yanlış yapıyor gibi gözüküyordu fakat sesimi çıkartmadım. Maşayı bir süre o şekilde sabit tuttuktan sonra yeteri kadar süre geçtiğini düşündüğünde doladığı saçı açtı ve bana gösterdi, "Olmuş mu?"

Gözlerimi kısarak baktım ve başımı salladım, "Eh yani, beklediğimden daha iyi." Dediğimde memnuniyetle başını salladı ve bir parça saç daha aldı fakat dolamasına izin vermeden arkama uzanıp ellerini tuttum, "Ama böyle giderse partinin sonuna yetişiriz." Tan dudağını büzüp maşayı bana verdi.

"Uyuyacağım şimdi, zaten sabah beşte uyandım." Dedi ve yüzüstü yatağa yattı. "Sakın! Dönünce hemen uyursun söz ama şimdi uyursan uyandıramam." Dedim aynadan ona bakarken. Tan yüzü yatağa gömülüyken başını aşağı yukarı salladı. Ben de bir an önce hazırlanmam gerektiğini düşünüp hızlandım.

Saçlarım bittikten sonra makyajımı yapmam fazla uzun sürmemişti, asıl dikkat çekici kısım elbisem olacağı için sade sayılabilecek bir makyaj yapmıştım. "Hadi, giyinelim artık." Dediğimde Tan gerinerek yerinden kalkıp dolabımın kapaklarını açtı ve askıya astığım kıyafetlerimizi çıkarttı.

Üstünü değiştirmesi için başka odaya gitmesi gerektiğini düşünmüyordum ama burada aynı anda giyinirken birbimizi görmememiz de pek mümkün değildi, her taraf ayna doluydu. Tan bunu hiç düşünmeden kotunu indirdiğinde elimde eteğim ve korsemle arkamı döndüm. Üstümdeki sabahlık uzun olduğundan önce şortumu çıkarttım ve eteğimi giydim. Eteğini fermuarını çekip doğrulduğumda korseyi giyebilmek için sabahlığımı çıkarttım. Üstümü çıkartmadan önce karşımdaki aynadan Tan'a baktım, gömleğinin düğmelerini ilikliyordu.

"Tan, gözlerini kapat." Dediğimde kaşlarını çatarak bana döndü, "Ne?" Dedi. "Kapat işte." Dediğimde Tan tamamen bana döndü, "Bunları aşmalıyız bence." Dedi bilmiş bir tavırla. Sessiz kaldığımda sırıtıp arkama geçti ve kollarını belime doladı. "Utanıyor musun çiçeğim?" Dedi aynadaki yansımamızdan gözlerime bakarak.

Yine sessiz kaldığımda Tan'ın parmakları üstümdeki askılının eteklerine indi ve milim milim yukarı çekmeye başladı. Kumaşı göğüslerimin altında topladığında işaret parmakları kumaşın altına girdi. Kalbim tarif edemediğim bir hızla atıyordu, duyabildiğine emindim. Benim yüzündeki şaşkın ifadenin akışına onun yüzündeki gülümseme de bunu destekliyordu.

Sol elinin işaret parmağı daha yukarı çıkıp tenimde halka çizmeye başladığında kesik bir nefes aldım. Parmakları dokunduğu yeri yakıyordu sanki. "Tan," ismini söylediğimde gözleri tekrar benimkilerle buluştu fakat bakışları cümlemi bitirmeme engel oldu. Çenesini omzuma koydu, "Söyle çiçeğim." dedi çok iyi yaptığına emin olduğu işine devam ederken.

"Geç kalırız." Dediğimde Tan yüksek sesle güldü, gülerken gözleri kapanıyordu. Başını sallayarak çenesini yasladığı yerden ayırdı ve doğruldu, "Anladım bebeğim." Dedi başını sallayarak. Hâlâ tuttuğu pijamamı yukarı çektiğinde kollarımı kaldırdım, Tan aynaya bakmıyordu. Elimdeki korseyi alıp başımdan geçirdi ve yerine oturttuğunda gevşettiğim iplerini sıkıştırmaya başladı. "Fazla sıkarsam söyle." Dediğinde başımı salladım.

Korseyi güzelce bağlandığında geri çekildi, "Hazır mısın?" Diye sordu başımı evet anlamında salladım. Arkasına dönüp yatağın üstünden ceketini ve çantamı aldığında odamdan çıktık. Antredeki aynanın karşısında ayakkabılarımı giyip kendime baktım, eksik bir şey yok gibi gözüküyordu. Kırmızı renk mini etekli ve korseli bir takım giymiştim, korsenin v şekilde açık olan yakasında da gümüş rengi, parlak fiyonklar vardı. Tan lacivert takımları daha çok seviyordu fakat kırmızıyla daha uyumlu gözükmesi için bu kez lacivert yerine siyah takım giymesini istemiştim. Beni kırmadığı için gayet uyumlu gözüküyorduk.

"Dur! Az kalsın unutuyordum." Koşarak odama geri döndüm ve dolabımda duran kardan adamlı atkıları aldım. Geri döndüğümde bir tanesini boynuna astım, "Nereden çıktı bunlar?" diye sordu gülerek. "Almanya'dayken almıştım, bir türlü verme fırsatım olmadı." Dediğimde anladığını belli edecek bir mırıltı çıkarttı ve elimdeki atkıyı alıp özenle boynuma sardı. Atkıları alırken onun dışarıda takmayacağına neredeyse emindim, itiraz etmeyip takması beni gülümsetmişti.

Daha sonra paltolarımızı ve ayakkabılarımızı da giyip evden çıktık, asansör aşağı inerken sürekli aynaya bakıp durmuştum. Asansörün kapıları açıldığında Tan elimden tuttu ve binadan çıkıp arabasına doğru yürüdük. Tan kapımı açtığında teşekkür edip oturdum, o da yerine geçmek için arabanın önünden dolandı ve sürücü koltuğuna oturdu.

Eğlenceden önce akşam yemeğine gidecektik; ekiptekiler, Başkan, Korhan ve Arsu orada olacaktı. Tan bu geceyi baş başa geçirebileceğimizi söylemişti fakat böyle olmasında bir sakınca görmemiştim, artık kalabalık etkinliklerden de keyif alabiliyordum.

Yola çıktığımızda müzik dinlemek için hemen telefonuma davrandım ve müzik uygulamasına girip çalma listemi açtım. Duman'ın Kufi'sini açtığımda gitar ve bateri sesi arabayı doldurdu.

Bir süre sadece müzik dinleyip şarkı söyledikten sonra Tan konuştu, "Yılbaşında baş başa olmak istersin diye düşünmüştüm biliyor musun?" Dediğinde ona baktım, "Yoo..." Dedim uzatarak. "Arkadaşlarınla yıldızımız barıştı." Diyerek devam ettim. Tan başını salladı, "Biliyorum ama yine de."

"Bir şey mi demeye çalışıyorsun? Başbaşa olmak istiyorsan söyleyebilirdin." Dedim gülerek. Tan da güldü, "Gece beraber olacağımızı düşünerek kendimi ikna ettim." Dedi.

"Bana gideceğiz ama." Dediğimde kaşlarını kaldırdı, "Özel bir sebebi var mı?" Diye sordu. "Sadece senin yüz x large tişörtlerinle değil kendi pijamalarımla uyumak istiyorum. Sen de bende kalan kıyafetlerini giyersin."

"Giyecek miyim giymeyecek miyim gireceğiz." Dedi Tan yola dönüp başını sallayarak. Güldüm, "Ne diyorsun yine?" Tan'ın sadece bel altı konularda üstü kapalı konuşmak gibi kendini ele veren bir huyu vardı. "Bir şey demiyorum sevgilim." Diye cevap verdi, hâlâ fark ettiğimi anlamamıştı. "Yolunu yapıyorsun gibi geliyor ama neyse." Diyerek önüme döndüm.

Feza'nın ayarladığı restoran uzak olmadığından bir süre sonra Tan arabayı park etti ve indik. Restoranın içindeki ışıklar sokağa süzülüyordu ve karların ışıldamasını sağlıyordu, bu gece caddenin ruhu var gibiydi.

İçeri girdiğimizde ilerideki kalabalık masa hemen dikkatimi çekti, herkes çoktan gelmişti ve bizi fark etmeleri de uzun sürmemişti. "Şu kırmızı şey de ne öyle? Devasa bir hediye paketi!" Feza bize bakarak seslendiğinde kahkaha attım, uzun paltom da kırmızıydı ve gerçekten bir hediye paketine benziyordum. Yanlarına vardığımızda masadakilerle selamlaştık. Beni resmi şekilde el uzatmak ya da yalnızca kelimelerle selamlamak yerine Tan'ı nasıl karşılıyorlarsa o şekilde karşılamalarına hâlâ alışamamıştım fakat halimden memnundum.

Tan ve Arsu'nun arasındaki yerime oturmadan önce paltomu ve çantamı sandalyeme astım, Arsu üstümdeki korseyi gördüğünde gözlerini kocaman açtı "Almışsın!" dediğinde başımı evet anlamında salladım, onunla beraber internette elbise bakarken bunu bana o göstermişti. "Düşündüğümden de çok yakışmış." Dediğinde gülümsedim, "Senin güzelliğinden biraz kaptıysam kâfi." Dedim göz kırparak. Gerçekten de bu gece ayrı bir güzel olmuştu, üstündeki ışıltılı siyah elbise beyaz tenine çok yakışmıştı.

Tan sandalyemi çektiğinde yerime oturdum ve dirseklerimi masaya yaslayıp çenemi elimin üstüne yasladım, etraf büyüleyici gözüküyordu. Mekanın yere kadar uzanan camlarından beyaza bürünmüş cadde ve yerde birikmiş karlar gözüküyordu. İçerisi de loş ışıklarla aydınlatılmış, büyük ve süslü bir yılbaşı ağacı kurulmuştu. Kulaklarıysa İt's Beginnig to Look a like Christmas parçası dolduruyordu. Hayatımın gerçekten yılbaşı gibi hissettiren ilk yılbaşı gecesi bu olabilirdi.

Feza mekanı ilgiyle incelediğimi gördüğünde karşıdan bana doğru eğildi, "Beğendin mi?" diye sorduğunda başımı salladım. "Bayıldım." Feza kendisini işaret ederek gülümsedi, "Kim ayarladıysa epey zevkliymiş."

Korhan Arsu'nun yanında oturuyordu, bize doğru uzandı. "O değilde, o değilde..." dedi fakat tamamlayamadan kahkaha attı, "Evran dedeyi nasıl ikna ettiniz?" Dediğinde bu kez onunla beraber Tan ve Feza da kahkaha attı. Evran'a döndüğümde onlara dik dik baktığını gördüm, "Müslüman adam yılbaşı kutlamaz lan!" diye yükseldi arkadaşlarına.

"Ay Evran! En son ne zaman dışarıda vakit geçirdin Allah aşkına? Ben söyleyeyim bir dört aydır dışarı çıkmamışsındır." Dedi Nuray Evran'a bakarak. Evran, Nuray'ı yüzüne bakarak dinledi fakat bir şey söylemedi hatta kız sustuğunda bile bakmaya devam etti. "Yine de böyle bir yerde yılbaşı kutlamamıza gerek yoktu." Dedi önüne döndükten sonra.

Feza bunun üzerine, "Başkanım siz de bir şey söyleyin." diyerek başkana döndü. Başkan başını salladı, "Sipariş verelim." Dedi. Feza bunu söylemesini beklemiyordu fakat başını salladı, "O da olur." Dedi ve garsonu çağırdı. En son Tan ve ben gelmiştik ve bizi bekleyip menü istememişlerdi bu yüzden garson önce menüleri getirdi.

Kalabalık olduğumuz için karar verip sipariş vermek uzun sürmüştü, garson masadan uzun bir liste ile ayrılmıştı. O gittikten sonra masaya mezeler gelmeye başlamıştı ve kimse yemeğinin gelmesini beklememiş mezelere saldırmıştı.

"Ne seneydi ama!" Diye bağırdı bir anda Feza, bir yandan da humus yiyordu. "Kaç terörist yakaladık, kaç tanesini dağlara gömdük... Yapıyoruz bu sporu be." Dedi keyifle. Zehra göz devirdi, "Tüm hayatı bundan ibaret olduğu için yılbaşında bile başka bir şeyden bahsedemiyor." Dedi bana bakarak, söylediğine güldüm. Gerçekten masada bunu konuşmak istediğimden emin değildim ama Zehra haklıydı, hayatları bundan ibaretti.

"Feza abi haklı, ben ülkedeki tüm haberleri izliyorum..." Dedi Arsu tüm derken uzatarak, "Ve gerçekten her akşam haberlerdesiniz, tabii isimleriniz yok ama ben izlerken sizden bahsettiklerini anlıyorum." Dediğinde hepsi gülümsedi. "Ha bir de geçen Açelya'yla da konuştuk, Almanya'da çektikleri fotoğraflarınız... İnsanların onların siz olduğunuzu bilmeyecek olması çok üzücü ama inanılmaz havalısınız." Başkan keyifle güldü, "Kızım şımartma şunları." Dedi Arsu'ya. Tan arkamdan uzanıp Arsu'nun sırtını sıvazladı, "Sen başkanı dinleme abiciğim." Dedi sırıtarak. Feza, Tan'a çak-beş yapması için elini uzattı. Tan Feza'ya göz kırparak eline vurdu.

Arsu, "Keşke yılbaşına kadar kalsaydınız. Biz de gelirdik." Dediğinde ona döndüm, "Evet! Orada yılbaşı çok güzel olurdu."

"Orada hangi barda Ankara havası çalıyor?" Diye atladı Feza. Korhan arkasına yaslanıyordu fakat öne doğru eğildi, "Pavyona götürmeyeceksin herhalde milleti?" Dedi uyarıcı bir tonla.

"Nolmuş ki?"

Korhan güldü, "Kız kardeşimle pavyona geleceğimi düşünüyorsan yanılıyorsun." Dedi. Arsu bir anda ona döndü, "Ben olmasam gideceksin yani?"

Korhan bir anlığına sessiz kaldığında Arsu yüksek sesle bir şaşırma nidası çıkarttı, "Ankaralılardan nefret ediyorum ya!" Dedi.

Tan kaşlarını çatıp ona baktı, "Ayıp oluyor küçük hanım." Arsu'ya fırsat vermeden Tan'a döndüm, "Üstüne alındığına göre bir pavyon geçmişin var galiba Giray?" Göz ucuyla Feza'nın elini yumruk yapıp dudaklarına bastırdığını gördüm, "Giray, dedi." Diye mırıldandı.

Tan bana doğru dönüp elini sandalyemin arkasına attı, "Üzgünüm ama sevgilin doğma büyüme Ankaralı birtanem." Dedi başını iki yana sallayarak. Gözlerimi kapatıp açtım ve ona tuhaf bir bakış attım, ciddi mi değil mi anlamaya çalışıyordum. Tan boğazdan bir ses çıkararak güldü, "Şaka şaka." Dedi fakat ben ona şüpheyle bakıp önüme döndüm.

Bir süre masada farklı farklı konular açılıp sohbetler edildi ve gelen siparişlerimizden sonra yemek yemeye başladık. Yemekler lezzetli, ortam şahane ve sohbet samimiydi, insanların şükretmeyi unuttuğu bir nimet gibiydi bu akşam.

Bu gece burada on altı yaşındaki Açelya ile beraber otuyor gibi hissediyordum, içimde bir parça ölü değil gibiydi artık. Biliyorum, berbat şeyler yaşanmıştı fakat o kız eninde sonunda mutlu olmayı öğrenmişti.

Tekrar kötü şeyler yaşanacağını biliyordum ve bu sadece hislerden ibaret değildi, etrafımızda onlarca sır vardı ve hepsi bir bir ortaya çıktığında her şey tekrar kötüye gidecekti. Fakat bu kez düzeltebileceğimi biliyordum bu yüzden kendime gülüşümü ne olsursa olsun kaybetmeyeceğime söz vermiştim. Bu sözü Tan'a vermiş sayılıyor olabilirdim fakat önemli olan bu değildi, önemli olan mutluluktu.

"İyi misin?" Tan'ın sorusunu duyduğumda ona döndüm fakat yüzünde endişe yerine bir gülümseme olduğunu gördüğümde şaşırdım. "Kendi kendine gülümsüyorsun." Dedi Tan gülerek. Söylediği şeye güldüm, "Gerçekten mi?" Güldüğümün farkında bile değildim, yemek yiyordum. Tan başını evet anlamında salladığında omuz silktim, "Mutluyum, ondandır." Tan bana biraz daha yaklaşıp şakağımdan öptü ve geri çekildi.

🎭

Feza, "Keşke çekiliş de yapsaydık, hiç aklımıza gelmedi." Dedi içkisini içerken. Evran elini kaldırdı, bir yandan da yemek yiyordu, "Gavur gavur adetlerine başlatma şimdi, Kurban Bayramı'nda birer koç hediye edersin çok istiyorsan." Dediğinde Feza öksürmeye başladı, "Yuh! Abarma Evran abarma!" Diye cevap verdiğinde sadece Arsu güldü, "Dizideki çocuğu taklit ediyor." Diyerek açıklamada bulundu gülüşünün arasından.

Arsu öyle komik gülüyordu ki Korhan ona baktı ve "Abiciğim sen kaç bardak içtin? İki demedik mi?" Dedi. Arsu onu duymuyor, Nuray ile başka bir şeye gülüyordu. Evran dirseklerini masaya yaslayıp Korhan'a doğru eğildi, "İçmesin demiştim." Dedi. Ona kalsa hiçbirimizin içmemesi gerekiyordu ama bu akşam sözünü dinletmek konusunda ciddi problemleri vardı.

"Görsen evde nasıl yalvarıyor, ben de yanımda diye izin verdim." Dedi Korhan sonra da kardeşini omzundan dürttü, Arsu sarsıldığında Korhan göz devirdi. Arsu bir anda ona döndü, "İki eğlendik diye sarhoş değiliz herhalde, daha bara gideceğiz oraya saklıyorum." Dedi büyük bir ciddiyetle ve tekrar önüne döndü.

"Bir dakika bir dakika benim merak ettiğim bir şey var..." dediğimde hepsi bana döndü, "Alkol almayan ve dans ederken bile hayal edemediğim Evran ile güldüğünü bile görmediğim Yiğit bara geliyor mu?"

Evran başını iki yana salladı, "Tövbeler olsun." Dediğinde herkes gülmeye başladı. "İçmek zorunda değilsin!" Dedi Nuray fakat Evran yine başını iki yana salladı, "Yine de orası bir bar." Nuray bir anda ellerini Evran'ın ellerine koyup başını eğdi, "Lütfen." Dedi heceleri uzatarak. "Dans ederiz ve Açelya'yı şaşırtırsın." Diyerek devam ettiğinde Evran'ın gözlerindeki tereddütü gördüm, bir yanı kabul etmek istiyordu ve bence o yanı ağır basıyordu.

"Bakarız." Dedi Evran sonunda, Nuray sevinçle ellerini çırpıp bunun kabul ettiği anlamına geldiğini söyledi. Feza kadehindeki içkiyi karıştırırken, "Acaba neden Evran'ın kabul etmesine hiç şaşırmadım." Dedi keyifle. Bense Yiğit'e döndüm, "Yiğit sen?" Yiğit başını iki yana salladı, "Gelmeyeceğim." Dedi. Etrafa bakındım fakat ona nazını geçirebilecek kimse yoktu, sanki herkes kesinlikle gelmeyeceğine emin gibiydi. Özel bir sebebi olduğuna kanaat getirip kabullenerek başımı salladım ve geri yaslandım. Yiğit'in de benim gibi bir tarafı olduğunu hissediyordum, mesela içinde taşıdığı ölü bir parça olması gibi.

Ben Yiğit'e bakmayı sürdürürken o çoktan kendi işine dönmüştü. Feza başkana gelip gelmeyeceğini sorduğunda o tarafa baktım ve başkanın de gelmeyeceğini duydum, zaten geleceğini düşünmemiştim yaşlı başlı adamdı. "O zaman gencolar, biz kopuyoruz." Dedi Feza gelecek olanları parmağıyla daire içine alarak.

"Aman ha Feza..." diyerek Feza'nın dikkatini çeken başlandı, "Dozunda kopun oğlum, yarın iş başı var." Dedi. Feza eliyle masaya vuruyor gibi yaptı, "Biz ne yakalıyız anlamadım ki beyaz, mavi, sarı hatta turuncu yakalılara bile izin var bize yok!" Feza abartınca Evran yavaşça ona döndü, "Abarma Feza abarma." Dediğinde bu kes herkes gülmeye başladı. Feza bozulup yüzünü düşürmüş, "Benim şakamı çaldı ama ona gülünüyor!" diyerek kızmıştı.

Bir süre daha sohbet edip yemek yedikten sonra Arsu yerinden kalkıp kamerasını çıkarttı ve birkaç toplu fotoğraf çekti, yerine oturmak için Tan'ın arkasından geçtiği sırada Tan eliyle kızın koluna dokunup dikkatini çekti. Arsu ona doğru eğildiğinde "Yengenle bir fotoğrafımızı çek." dedi. Korhan ve ben söylediğine yüksek sesle gülmüştük fakat Arsu büyük bir ciddiyetle fotoğraf çekmek için karşımıza geçmişti. Kameraya döndüğümüzde Tan bir kolunu belime attı ve sıkıca tuttu, gülümsediğimizde Arsu fotoğrafı çekti. Arsu çektiği resme bakarken dudaklarını büzüp memnuniyetle başını salladı, "Film yıldızlarına benziyorsunuz." Dedi gülerek.

Arsu biraz daha fotoğraf çektikten sonra başkan ve Yiğit ayrıldı biz de ağır ağır toparlanmaya başladık. En son dört ay önce bir eğlence mekanına gitmiştim, zaten o gün de Soysal'ın beni arayıp Tan ile görüşmemi istediği gündü. Yani yıllardır eğlenmeye çıkmadığımı söyleyebilirdim bu yüzden yemek faslının bitmesini iple çekmiştim.
Restorandan çıktığımızda arabaya geçtik ve Feza'nın arabasını takip ettik, nereye gittiğimizi bilmiyordum fakat Feza'ya güvenmiştim.

Işıklarda durduğumuzda Tan bana döndü, "Güzel geçti mi?" diye sordu merakla. Başımı salladım, "Çok güzeldi." diyerek cevap verdim. Tan kucağımdaki elime parmaklarını geçirip dudaklarına götürdü, "Sevindim." Dedi memnuniyetle.

"Sen?" Diye sordum ben de, "Sessizdin biraz." diye de ekledim, pek sesi soluğu çıkmamıştı. Tan iç çekip konuştu, "Mutluydum, ondandır." Dedi. Beni taklit etmesine güldüm, "Öyle olsun bakalım." Diye mırıldandım bakışlarımı yola çevirirken.

"Bu zamana kadar hep bir eksik parçam varmış o da senmişsin gibi hissediyorum ve sen yanımdayken hissettiğim tamamlanmışlık beni mutlu ediyor." Dediğinde tekrar ona baktım, dudaklarım söylediklerinin verdiği tatlı şaşkınlıkla hafifçe aralanmıştı. Yeşil yandığında Tan tekrar arabayı çalıştı ve dikkatini yola verdi, "Öyle bakma çünkü şuan seni öpemiyorum." dedi kısa bir anlığına bana baktığında. "Ama bu bakışı gece bir daha dene." Diye eklendiğinde kolunu sıktım, acıyla sızlandı fakat numara yaptığını biliyordum.

Dakikalar sonra Feza'nın arabasını bir otoparka girdiğinde biz de peşinden girdik, biraz sonra diğer iki arabanın yakınına park ettikten sonra aşağı indik. Feza, "Asansör şu tatafta." Diyerek koluyla sağ yönü işaret etti ve yürümeye başladı, biz de onu takip ettik. Kendimi şehir dışından akraba düğününe gelmiş gibi hissediyordum ayrıca Feza da çok komik yürüyordu.

İki asansöre ayrılıp üst kata çıktığımızda asansörün kapıları karanlık bir koridora açıldı, koridordun sonunda barın girişi gözüküyordu. O tarafa doğru ilerleyip kabanlarımızı vestiyere bırakıp içeri girdik. İçerisi eski bir tiyatro gibi aşağı inen merdiven boyunca derinleşiyordu ve epey genişti, aynı zamanda renkli ışıklar da göz alıyordu. Burayı da yılbaşı konseptiyle süslemişlerdi ve insanlar ellerinde kar spreyleriyle dans ediyorlardı.

Arsu heyecanla ellerini çırpıp abisinin kolunu çekiştiremeye başladı, "Hadi inelim, hadi!" Korhan ona işaret parmağını kaldırıp beklemesini istedi ve Tan'a baktı. Tan, Korhan'ı fark ettiğinde ellerini yakalarına götürüp kravatlarını gevşetmeye başladılar. Tan kravatını çıkarıp cebine koydu ve gömleğinin en üstteki iki düğmesini açtı. Feza'ya baktığımda onun ellerini beline koymuş bekliyor olduğunu gördüm, başından beri kravat takmadığı için ikisi gibi bir derdi olmamıştı.

Sonunda merdivenleri inip insanların dans ettiği açıklığa indiğimizde birkaç saniye içinde Arsu, Zehra, Nuray ve ben kendimizi kalabalığın içinde tek başına dikilirken bulduk. Diğerleri sevdiklerini belli eden erkeksi sevinç çığlıkları, daha çok kalın bir hayvan sesini andırıyordu, atarak piste dalmış ve kollarını kaldırıp oynamaya başlamışlardı. O an çalan şarkının sıradan bir parça değil "La bize her yer Ankara" olduğunu fark etmiştim. Tan ve Korhan her şeyi unutmuş, kendinden geçmiş gibi oynamaya başlamışlardı.

"Gelin, Feza'nın ayırdığı masa şu tarafta herhalde." Evran'ın sesini duyduğumda arkama baktım, arkamızda kaldığı için fark etmemiştim ama o diğerleri gibi piste atlamamıştı. Onu takip edip gösterdiği masaya geçtik, oyun havası oynamaya hevesli değildik hiçbirimiz. "Oturacak mıyız böyle hadi bir şeyler alıp gelelim." Diyerek ayağa kalktı Arsu, hepimiz onu onaylamıştık ki Evran araya girdi, "Siz oturun, ne istiyorsanız bana söyleyin."

"Hiç olur mu biz seni günaha falan sokarız şimdi." Diyerek cıkladı Nuray, Evran ciddi olduğunu düşünüp itiraz edecekti ki kendisiyle alay edildiğini anlaması uzun sürmedi. "Ne istiyorsanız söyleyin yoksa soda getireceğim." Dedi bıkkın bir ifadeyle. Hepimiz farklı bir kokteyl ismi söylediğimizde ilk kez duyduğu bu isimleri aklında tutamayacağını ve muhtemelen hepimize yanlış içki getireceğini söyleyerek gitmişti.

"Yalnız abimlerin içinden ne çıktı öyle ya!" Arsu sesini duyurmak için bağırarak konuşuyordu fakat yine de zor duymuştum. Hak verdiğimi göstermek için başımı salladım, "Bunları hiç düğüne falan da mı götürmediniz?!" Nuray söylediğim şeye kahkaha attı, "Hayatlarında hiç düğün gördüklerini sanmıyorum." Dedi başını iki yana sallayarak.

"Görmedikleri belli, Feza'ya bakın nasıl oynuyor." Dedi Zehra, hem sözleri hem de gözleriyle yargılıyordu. Başımı çevirip Feza'ya baktığında gerçekten oynamaktan çok kıvrandığını görüp güldüm. "Yalnız en iyi Giray oynuyor, prova falan mı yapıyor evde?" Nuray'ın sorusuna Arsu cevap verdi, "Bence de düğün provası yapılmış." Dedi başını sallayarak. Bana ima yaptığını anladığımda topuklumun ucuyla bacağına vurdum.

Biraz sonra Arsu sırtını koltuktan ayırıp ellerini birbirine sürttü, "Geliyor, bakalım kaçta kaç yapmış." Dediğinde başta anlamadık fakat Evran masanızın üstüne bir tepsi bıraktığında içkilerden bahsettiğini fark etmiştik. "Hanginiz bana angel shot istiyorum dedi?" Evran'a baktığımda öfkeyle soluğunu gördüm. Arsu kahkaha atmaya başladığında Evran bakışlarını ona çevirdi, "İ didiğin imirikin filmlirindi iliyi." Dedi yüzünü şekilden şekile sokarak. Sanırım barmen ona angel shot efsanesinin Amerikan filmlerine özgü olduğunu söylemişti.

"Abi kızma ya!" Dedi Arsu tepsideki dördüncü içkiye uzanarak, biz de kendi istediklerimizi aldık. "Bu arada dörtte üç sayılır bu." Dediğinde Evran ona susmasına yetecek bir bakış attı ve Nuray'ın yanındaki boşluğa oturup tepsideki sodayı aldı. "Benim arkadaş grubumla alaka." Dedi bu sefer de Arsu fakat neyseki Evran duymadı.

İçeceğimi içip bakışlarımı etrafta gezdirirken Tan, Korhan ve Feza'nın başlarının etrafinda bardak döndürmek suretiyle içmeye başladıklarını gördüm. O üçü mekanın ortasında dans ederken kimsenin onları izlemeyeceğini düşünmek saflık etmek olurdu, etraftaki kızların gözlerini üstlerine diktiğini görebiliyordum.

"Şu kız Giray abime mi bakıyor ya?" Arsu'nun sesini duyduğumda ona döndüm, yüzünde alaycı bir gülüşle kaş göz yapıyordu. "Çok komik." Dedim kaşlarını kaldırarak fakat Arsu başını evet anlamında salladı. Tam ona bir şey söyleyecekken dakikalardır çalan oyun havasının değiştiğini ve adını bilmediğim yabancı bir parçanın çaldığını duydum. "Kalk tam vakti." Diyerek Arsu'nun bileğinden tuttum, Arsu da kızları çağırıyordu kalkarken. Zehra'nın şimdi kalmayacağını söylediğini, Nuray'ınsa Evran'ı kendisiyle beraber kalkmaya ikna etmeye çalıştığını duydum. Sonuç olarak kimse bize katılmadı ve Arsu'yla masadan uzaklaştık.

Tan'ların olduğu tarafa yürürken Tan arkasını döndü ve bizi fark etti, kolunu kaldırıp beni işaret ettiğinde güldüm. Yanlarına vardığımızda Arsu vücuduyla ritme ayak uydurarak yanımdan ayrıldı, tek başıma kaldığımda Tan bana uzandı ve elimi tuttu. Bir anda beni kendi etrafımda döndürdüğünde dengemi koruyamayacağımı sandım fakat topuklarım yerden kesileceği anda Tan kolunu belime dolayarak beni vücuduna adeta yapıştırdı. "Sizinle vals yapacak Avrupalı bir genç adam olmak isterdim fakat Ankara'da ikamet ediyoruz." Dedi kulağıma eğilerek ve beni geri savurarak önce kendisinden uzaklaştırdı sonraysa bu kez sırtım göğsüne gelecek şekilde tekrar sarmaladı, "Bu yüzden bu gece freestyle takılacağız."

"Seni Ankara'dan çıkarabiliriz ama Ankara'yı senden çıkaramayız bu saatten sonra." Dediğimde Tan'ın güldüğünü duydum. Biraz olduğumuz yerde dans ettikten sonra Tan arkadaki masaya bıraktığı içkisini almak için benden biraz ayrıldığında sırtımın üşüdüğünü hissettim fakat uzun sürmedi. Tan içkisini içip sallanırken gözlerim ben masadayken burayı izleken kızla buluştu. Yüzünde ilk zamanlar Zehra'nın yüzünde gördüğüm gibi fakat daha çirkini bir ifade vardı, yüzüne bakıp güldüğümde biraz daha bozuldu.

Biraz sonra bize doğru sekerek gelen ve bir şeyler söyleyen Arsu'yu gördüğümde ne dediğini anlamayıp başımı salladım, Arsu yanımıza kadar gelip beni Tan'ın kollarından çekti. "Dinle, dinle!" Diye bağırdı bana doğru eğilerek. Şarkıyı kast ettiğini düşünüp kulak verdiğimde sevdiğimiz bir şarkı olduğunu anlayıp şaşırarak ona döndüm ve bir saniye sonra şarkının nakaratını bağırarak zıplamaya başladık.

"...Then only for a minute
I want to change my mind
'Cause this just don't feel right to me
I wanna raise your spirits
I want to see you smile but
Know that means I'll have to leave
Know that means I'll have to leave

Lately, I've been, I've been thinking
I want you to be happier, I want you to be happier

So I'll go, I'll go
I will go, go, go
So I'll go, I'll go
I will go, go, go..."

23.59

"Ondan geri sayım başlıyor millet eller havaya, elleri görelim! Coşkuyu hissedin!" Disk-jokey'in konuşması bittiğinde arkasındaki dev ekranda geri sayım başladı, rakam her değiştiğinde ekrandaki renkler de değişiyor, ortamı renklendiriyordu.

Etraftakiler geri sayıma bağırarak eşlik ediyordu, bizim ekipse Arsu hariç sessizce izliyordu geri sayımı. Tan arkamdan kollarını belime dolamış ve çenesini omzuma yaslamıştı, uzun süre dans ettiğimiz için yorulmuştuk.

"Üç..." Diye fısıldadığını duydum Tan'ın, dudakları kulağımın arkasına değiyordu. "İki..." Dedi yine uzatarak. Başımı biraz ona doğru çevirdiğimde geri sayım bitti, "Ve bir." Dediğini duydum. Geri sayımın bittiği an, yeni yılın ilk saniyesinde, Tan bir eliyle yüzümü tamamen kendisine çevirmiş ve dudaklarımızı birleştirmişti. Etrafta insanlar yeni bir yıla girmemizi sevinç çığlıklarıyla karşılanırken dudaklarımda sevdiğim adamı hissederek yeni yıla girmek büyüleyiciydi, dudaklarım hâlâ onun ıslak dudaklarının üstündeyken gülümsedim.

Tan yavaşça geri çekildiğinde hâlâ yüzümde olan elinin baş parmağıyla dudaklarımın kenarını belli belirsiz okşadı ve gülümsedi, gözlerine bakarken dünyanın en mutlu insanı gibi hissediyordum. Tan doğrulup çenesini başımın üstüne yaslandığında Arsu'nun öksürdüğünü duydum, müziğin sesi artık biraz daha az olduğu için rahat duyuluyordu. "Kendimle gurur duyuyorum." Dedi Arsu, tam karşımızda dikiliyordu fakat biraz uzaktaydı. İkimiz de neden bahsettiğini anlamamıştık, ona komik bir ifadeyle bakıyor olmalıydık ki güldü.

O an elindeki kamerayı fark ettim, Arsu kamerayı bize çevirdi. Ekranda Tan'ın beni öptüğü anın resmi vardı ve kameranın alt köşesindeki tarihte 01/01/25 yazıyor, saat kısmı ise tam on ikiyi gösteriyordu. İlk kez "yeni yıla nasıl girersen tüm yılın öyle geçer" efsanesinin gerçek olmasını dileyecektim bu yıl.

🎭

Hayatımın en yorucu gecesi değildi belki bu gece ama yine de fazlasıyla yorulmuştum, bir süre dayanamayarak topuklu ayakkabılarımı da çıkarmıştım ki bunu yaptığım için fazlasıyla kirli hissediyordum. Bu yüzden bir an önce eve varmak istiyordum. Bardan çıktıktan sonra arabalara binip dağılmıştık ve Tan'la beraber bana gidiyorduk.

Yani en son gidiyorduk, araba şuan hareket etmiyordu. Yan tarafa baktığımda Tan'ın da orada olmadığını gördüm fakat hemen sonra kapım açıldı. Tan beni kucağına almak üzere eğilmişken gözlerimin açık olduğunu fark etti, "Uyandın mı sen?" Sorusuna başımı sallayıp kolunu tuttum, "Yürürüm ben." Diyerek bacaklarımı arabadan sarkıttım. "Sürekli sen beni taşıyınca mahcup oluyorum." Dedim uykulu sesimle.

Tan söylediğime güldü, "Ne yapacaksın güzelim, sen de beni mi taşıyacaksın?" Dediğinde ben de söylediğim şeyin saçmalığına güldüm. Fakat yine de ayakkabılarımı giydim ve arabadan inip yürümeye başladım, paltomu da giymeden omzuma almıştım.

Apartmandan içeri girip asansörü çağırdığımızda ikimiz de gelmesini duvara yaslanarak beklemeye başladık, Tan da benim gibi epey yorulmuştu. Asansör geldiğinde binip oturduğum kata bastık ve yine duvara yaslandık. Asansör kapıları açıldığında elimle anahtarlarla ilk ben indim ve kapıya yöneldim.

İçeri girdiğimizde ayakkabılarımın altı ayaklarımdan daha temiz olduğundan içeri ayakkabılarımla yürüdüm ve paltomu asıp banyoya girdim. Birkaç dakika sonra işimi halledip çıktığımda ayakkabılarımı dolaba bıraktım ve Tan'ın nerede olduğuna baktım.

"Telefonumu arabada unutmuşum." Diye seslendi Tan mutfaktan çıkarken, "Ben onu alıp geleyim." Yanına yürüyüp arkamı döndüm ve korsemi işaret ettim, Tan korsemin iplerini çözdükten sonra anahtarı da alarak telefonunu almak için çıktı. Ben de yatak odasına geçip kıyafetlerimi çıkarttım ve pijama giyip makyaj masasına oturup makyajımı silmeye başladım.

Ben makyajımı silmiş nemlendirici sürüyorken Tan'ın geldiğini duydum. Geldiği gibi yatak odama girip gömleğinin düğmelerini çözmeye başladı. O üstünü çıkarırken ben de onun bende olan kiyafetlerinden bir eşofman ve tişört çıkarıp ona verdim.

O üstünü giyinirken yatağa sırt üstü yatıp gözlerimi yumdum. Bir süre sonra bacaklarımın arasında yatak çöktü, gözlerimi açtığımda Tan'ın dizini oraya yasladığını gördüm. Elimle karnıma vurduğumda karnıma doğru yattı.

Bir süre olduğumuz hâlde hareketsiz yattık, daha sonra Tan başını kaldırıp Çenesini karnıma yasladı. Gözlerini üstümde hissettiğimde ben de ona baktım. "Uyuyasım yok sanki benim." Dedi parmağıyla karnında daireler çizerken. Sessiz kaldım çünkü parmağının hareketine odaklanmıştım, onun dokunuşuna karşı tenim çok hassastı.

Eli üstümdeki askılı pijamanın bel kısmından içeri girdiğinde gözlerimi yumup başımı geri yasladım. Tan'ın parmaklarını tekrar hissettiğimde yutkundum. Nasıl oluyordu bilmiyordum ama sabah hissettiklerimle şimdi hissettiklerim aynı değildi. Sabah heyecanlı bir bedendim, şimdiyse hazzı hissedebilen bir kadın.

Tan yattığı yerden kalkıp kendisini yukarı çekti ve gözlerime bakmayı sürdürerek üstümdekini yukarı sıvamaya başladı, onu durdurmadım. Tamamen çıplak hissettiğim ilk anda Tan'ın dudakları iki göğsümün ortasındaki boşluğa dokundu.

Ufak öpücükleri göğsüme doğru bir çizgi izlemeye başladığında gözlerini tekrar benimkilerle buluşturdu. Ve bu bakış Tan'ın gözlerini ilk kez görüyormuş gibi hissettiriyordu.

Altında titrediğimi hissetmiş olacak ki durduğu yeri öpüp biraz geri çekildi, "Çok güzelsin." Diye mırıldandı fakat bana değil kendisine konuşuyor gibiydi ya da ben öyle kabul etmek istiyordum çünkü konuşup cevap veremeyecek kadar yoğun hisler içindeydim.

Tan tamamen çekildi ve bacaklarını iki yana açarak dizlerimin üstüne yerleşti. O an üstündeki tişörtün beni rahatsız ettiğini fark ettim. Ayağa kalksam düşecek hissetmeme rağmen doğruldum ve Tan'ın tişörtünü tutup başından yukarı çektim, tişörtü yatağın ucuna attığım esnasa Tan gülüyordu. Kendi üstümdekinin de artık bir manası olmadığını düşünerek onu da çıkarttım ve Tan'ın tişörtünün yanına attım. Utanıyordum fakat fark etmemesini sağlamaya çalışıyordum.

Dirseklerime yaslanıp Tan'ı izlemeye başladığımda bacaklarımı tutarak altından çıkarttı. Parmakları şortumda dolaşırken gözleriyle izin istiyordu. Kafamı belli belirsiz aşağı yukarı hareket ettirdim. Utanmam devam etmeme engel değildi, onu istiyordum.

🎭

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

18okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18