22. bölüm / 25
TAN VAKTİ KAN (Düzenleniyor)22. Bölüm "İYİ Kİ"
Bölümler 25Şu an: 22. Bölüm "İYİ Kİ"
- 1 1. Bölüm "YAŞLI KURT"2.735 kelime
- 2 2. Bölüm "TEŞKİLAT"3.238 kelime
- 3 3. Bölüm "9 OCAK"2.792 kelime
- 4 4. Bölüm "UYANIŞ"4.061 kelime
- 5 5. Bölüm "ZAMAN MAKİNESİ"4.516 kelime
- 6 6. Bölüm "ÖZÜR DİLERİM"6.902 kelime
- 7 7. Bölüm "YOL AYRIMI"6.454 kelime
- 8 8. Bölüm "MASKE İLE VEDALAŞMAK"7.761 kelime
- 9 9. Bölüm "SARILSANA BANA"7.034 kelime
- 10 10. Bölüm "HATA"4.728 kelime
- 11 11. Bölüm "KÜÇÜK BİR AN"6.400 kelime
- 12 12. Bölüm "OYUN MU GERÇEK Mİ?"9.176 kelime
- 13 13. Bölüm "DAHA BÜYÜK BİR HATA"7.557 kelime
- 14 14. Bölüm "FIRTINA"8.284 kelime
- 15 15. Bölüm "BİZ OLMAK"11.502 kelime
- 16 16. Bölüm "YENİ BİR KİMLİK"7.347 kelime
- 17 17. Bölüm "TİLKİ TABLOSU"7.178 kelime
- 18 18. Bölüm "AKIŞ TEORİSİ"6.882 kelime
- 19 19. Bölüm "TİLKİNİN YOLU"6.663 kelime
- 20 20. Bölüm "DOKUZ DALLI AĞAÇ"4.415 kelime
- 21 21. Bölüm "YILBAŞI"4.463 kelime
- 22 22. Bölüm "İYİ Kİ"3.638 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 23. Bölüm "ÜSTÜMÜZDEKİ GÜNEŞ"5.823 kelime
- 24 24. Bölüm "DAĞ İLE MAĞARA"5.178 kelime
- 25 25. Bölüm "SİL BAŞTAN YENİDEN BAŞLIYORUZ" FİNAL8.043 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yetişkin içerik içerir, rahatsız olacaklar 🎂 emojisinin olduğu kısma atlayabilirler.
🎭
"Ondan geri sayım başlıyor millet eller havaya, elleri görelim! Coşkuyu hissedin!" Disk-jokey'in konuşması bittiğinde arkasındaki dev ekranda geri sayım başladı, rakam her değiştiğinde ekrandaki renkler de değişiyor, ortamı renklendiriyordu.
Etraftakiler geri sayıma bağırarak eşlik ediyordu, bizim ekipse Arsu hariç sessizce izliyordu geri sayımı. Tan arkamdan kollarını belime dolamış ve çenesini omzuma yaslamıştı, uzun süre dans ettiğimiz için yorulmuştuk.
"Üç..." Diye fısıldadığını duydum Tan'ın, dudakları kulağımın arkasına değiyordu. "İki..." Dedi yine uzatarak. Başımı biraz ona doğru çevirdiğimde geri sayım bitti, "Ve bir." Dediğini duydum. Geri sayımın bittiği an, yeni yılın ilk saniyesinde, Tan bir eliyle yüzümü tamamen kendisine çevirmiş ve dudaklarımızı birleştirmişti. Etrafta insanlar yeni bir yıla girmemizi sevinç çığlıklarıyla karşılanırken dudaklarımda sevdiğim adamı hissederek yeni yıla girmek büyüleyiciydi, dudaklarım hâlâ onun ıslak dudaklarının üstündeyken gülümsedim.
Tan yavaşça geri çekildiğinde hâlâ yüzümde olan elinin baş parmağıyla dudaklarımın kenarını belli belirsiz okşadı ve gülümsedi, gözlerine bakarken dünyanın en mutlu insanı gibi hissediyordum. Tan doğrulup çenesini başımın üstüne yaslandığında Arsu'nun öksürdüğünü duydum, müziğin sesi artık biraz daha az olduğu için rahat duyuluyordu. "Kendimle gurur duyuyorum." Dedi Arsu, tam karşımızda dikiliyordu fakat biraz uzaktaydı. İkimiz de neden bahsettiğini anlamamıştık, ona komik bir ifadeyle bakıyor olmalıydık ki güldü.
O an elindeki kamerayı fark ettim, Arsu kamerayı bize çevirdi. Ekranda Tan'ın beni öptüğü anın resmi vardı ve kameranın alt köşesindeki tarihte 01/01/25 yazıyor, saat kısmı ise tam on ikiyi gösteriyordu. İlk kez "yeni yıla nasıl girersen tüm yılın öyle geçer" efsanesinin gerçek olmasını dileyecektim bu yıl.
🎭
Hayatımın en yorucu gecesi değildi belki bu gece ama yine de fazlasıyla yorulmuştum, bir süre dayanamayarak topuklu ayakkabılarımı da çıkarmıştım ki bunu yaptığım için fazlasıyla kirli hissediyordum. Bu yüzden bir an önce eve varmak istiyordum. Bardan çıktıktan sonra arabalara binip dağılmıştık ve Tan'la beraber bana gidiyorduk.
Yani en son gidiyorduk, araba şuan hareket etmiyordu. Yan tarafa baktığımda Tan'ın da orada olmadığını gördüm fakat hemen sonra kapım açıldı. Tan beni kucağına almak üzere eğilmişken gözlerimin açık olduğunu fark etti, "Uyandın mı sen?" Sorusuna başımı sallayıp kolunu tuttum, "Yürürüm ben." Diyerek bacaklarımı arabadan sarkıttım. "Sürekli sen beni taşıyınca mahcup oluyorum." Dedim uykulu sesimle.
Tan söylediğime güldü, "Ne yapacaksın güzelim, sen de beni mi taşıyacaksın?" Dediğinde ben de söylediğim şeyin saçmalığına güldüm. Fakat yine de ayakkabılarımı giydim ve arabadan inip yürümeye başladım, paltomu da giymeden omzuma almıştım.
Apartmandan içeri girip asansörü çağırdığımızda ikimiz de gelmesini duvara yaslanarak beklemeye başladık, Tan da benim gibi epey yorulmuştu. Asansör geldiğinde binip oturduğum kata bastık ve yine duvara yaslandık. Asansör kapıları açıldığında elimle anahtarlarla ilk ben indim ve kapıya yöneldim.
İçeri girdiğimizde ayakkabılarımın altı ayaklarımdan daha temiz olduğundan içeri ayakkabılarımla yürüdüm ve paltomu asıp banyoya girdim. Birkaç dakika sonra işimi halledip çıktığımda ayakkabılarımı dolaba bıraktım ve Tan'ın nerede olduğuna baktım.
"Telefonumu arabada unutmuşum." Diye seslendi Tan mutfaktan çıkarken, "Ben onu alıp geleyim." Yanına yürüyüp arkamı döndüm ve korsemi işaret ettim, Tan korsemin iplerini çözdükten sonra anahtarı da alarak telefonunu almak için çıktı. Ben de yatak odasına geçip kıyafetlerimi çıkarttım ve pijama giyip makyaj masasına oturup makyajımı silmeye başladım.
Ben makyajımı silmiş nemlendirici sürüyorken Tan'ın geldiğini duydum. Geldiği gibi yatak odama girip gömleğinin düğmelerini çözmeye başladı. O üstünü çıkarırken ben de onun bende olan kiyafetlerinden bir eşofman ve tişört çıkarıp ona verdim.
O üstünü giyinirken yatağa sırt üstü yatıp gözlerimi yumdum. Bir süre sonra bacaklarımın arasında yatak çöktü, gözlerimi açtığımda Tan'ın dizini oraya yasladığını gördüm. Elimle karnıma vurduğumda karnıma doğru yattı.
Bir süre olduğumuz hâlde hareketsiz yattık, daha sonra Tan başını kaldırıp Çenesini karnıma yasladı. Gözlerini üstümde hissettiğimde ben de ona baktım. "Uyuyasım yok sanki benim." Dedi parmağıyla karnımda daireler çizerken. Sessiz kaldım çünkü parmağının hareketine odaklanmıştım, onun dokunuşuna karşı tenim çok hassastı.
Eli üstümdeki askılı pijamanın bel kısmından içeri girdiğinde gözlerimi yumup başımı geri yasladım. Tan'ın parmaklarını sertleşmiş uçlarımda hissettiğimde yutkundum. Nasıl oluyordu bilmiyordum ama sabah hissettiklerimle şimdi hissettiklerim aynı değildi. Sabah heyecanlı bir bedendim, şimdiyse hazzı hissedebilen bir kadın.
Tan yattığı yerden kalkıp kendisini yukarı çekti ve gözlerime bakmayı sürdürerek üstümdekini yukarı sıvamaya başladı, onu durdurmadım. Tamamen çıplak hissettiğim ilk anda Tan'ın dudakları iki göğsümün ortasındaki boşluğa dokundu. Aslında her şey yolundaydı, ta ki dilinin ıslaklığını hissedene kadar. Dili göğsüme doğru bir çizgi izlemeye başladığında gözlerini tekrar benimkilerle buluşturdu. Ve bu bakış Tan'ın gözlerini ilk kez görüyormuşum gibi hissettiriyordu.
Altında titrediğimi hissetmiş olacak ki durduğu yeri öpüp biraz geri çekildi, "Çok güzelsin." Diye mırıldandı fakat bana değil kendisine konuşuyor gibiydi ya da ben öyle kabul etmek istiyordum çünkü konuşup cevap veremeyecek kadar yoğun hisler içindeydim.
Tan tamamen çekildi ve bacaklarını iki yana açarak dizlerimin üstüne yerleşti. O an üstündeki tişörtün beni rahatsız ettiğini fark ettim. Ayağa kalksam düşecek hissetmeme rağmen doğruldum ve Tan'ın tişörtünü tutup başından yukarı çektim, tişörtü yatağın ucuna attığım esnasa Tan gülüyordu. Kendi üstümdekinin de artık bir manası olmadığını düşünerek onu da çıkarttım ve Tan'ın tişörtünün yanına attım. Utanıyordum fakat fark etmemesini sağlamaya çalışıyordum.
Dirseklerime yaslanıp Tan'ı izlemeye başladığımda bacaklarımı tutarak altından çıkarttı. Parmakları şortumda dolaşırken gözleriyle izin istiyordu. Kafamı belli belirsiz aşağı yukarı hareket ettirdim. Utanmam devam etmeme engel değildi, onu istiyordum.
Tan şortumu tutup bacaklarımdan sıyırdığında artık kendimi tamamen onun bakışlarından ibaret hissediyordum. O ise beni bir tabloyu izler gibi izliyordu, gözleri dikkatliydi ama şehveti de okunuyordu. "Söz, eve dönünce uyursun demiştin." diyerek kendi cümlemi bana hatırlattığında güldüm, düzensiz nefesim yüzünden daha çok bir iç çekiş gibi duyulmuştu.
Tan vücudunu üstüme bırakarak uzanayazdı, bir dirseğini yatağa yaslayarak kendisini yukarda tuttuğunda yüz yüzeydik. Yanaklarım hâli hazırda kızarmışken bu kadar yakınımda olması daha da sıcak hissettiriyordu. Ben göğsümden dışarı çıkacak gibi çarpan kalbimle ne yapacağını beklerken o bu heyecanlı halime gülüyordu, hemde dişlerini göstererek. Gülüyordu ama onun da yanakları al al olmuştu.
Hâlâ bana bakıyorken bir kolunun hareketlendiğini ve elinin kasıklarımın hemen üstünde durduğunu hissettim. Gözlerime bakmaya devam ederek elini iç çamaşırımdan içeri soktu. Nefesimi tutarak belimi havalandırdım fakat bu kendimi ona da da yaslamaktan başka bir işe yaramadı. Tan yavaşça başını salladı, hoşuna gitmişti.
Tan konuşmak üzere dudaklarını araladığında şu anda ne söyleyebileceğini merak ettim. "Islaksın..." dediğini duyduğumda hayretle gözlerimi açarak ona baktım. Bunu böyle konuşarak mı yapacaktık gerçekten? "Bunu söyleme." Dedim doğru düzgün cümle bile kurmadan. Tan cıkladı, "Söyleyeceğim." dedi.
İşaret ve orta parmağı biraz daha aşağı indikten sonra tamamen içimde girdiğinde konuşmaya devam etmeyi aklımdan çıkarıp gözlerimi yumdum. Onun yüzünü görmek istiyordum fakat gözlerim kendiliğinden kapanıyordu. Tan'ın sadece sık soluk alış verişini ve gülerken verdiği nefesini duyuyordum. Ben ise bambaşka bir yerdeydim sanki; gözlerimi kapattığımda oluşan karanlık, Tan'ın parmakları ileri geri hareket ettikçe daha da büyüyerek beni içine çekiyor ve orada bir işkence başlıyordu.
Konuşabilmek için derin bir nefes aldım ve göğsüm şişerek onun çıplak göğsüne yapıştı, "Ne gülüyorsun?" diye sordum. "Çok güzelsin." dedi Tan gözlerime bakarak, yüzüme biraz daha yaklaşıp burnumun ucuna bir öpücük bıraktı. "Ve benimsin."
Ağırlaştığını hissettiğim kollarımı kaldırıp boynuna doladım ve uzanıp dudaklarını öptüm, "Ben seninsem, sen de benimsin." Islak parmakları içimden çıkıp karnıma sürtünerek durduğunda onu yatağa iterek altından çıktım ve kucağına oturdum. O an ikimiz de nefesimizi tuttuk çünkü o, bacaklarımın arasında hissedilmeyecek gibi değildi. Ellerimi Tan'ın üstüne koyup kendimi havaya kaldırdım ve biraz daha geri oturdum fakat işler daha da kötü bir hâl aldı. Tan elini belime koyup bir anda beni olduğum yerde durduğunda ona baktım, yanakları kıpkırmızı olmuştu.
"Şu ön sevişme faslını geçsek mi?" Diye sordu derin bir nefes vererek, gerçekten zor durumda gözüküyordu.
Bu, ilk kez yaşadığımız bir şeydi ve tam olarak nasıl olması gerektiği hakkında kesin bir yargı olmadığına neredeyse emindim. Yani geçmek istiyorsa geçebilirdik.
Tan'a bakıp başımı salladığımda rahatlamış gibi derin bir nefes aldı ve ben hâlâ kucağında oturuyorken kalçasını kaldırarak baskırını aşağı çekti. Aramızdan bir kumaş daha çekilip alındığında ben de derin bir nefes aldım, vücudumdaki son güç emareleri de daha başlamadan tükenmiş gibi ellerim titriyordu, onları yavaşça Tan'ın karnına koydum. Gözlerim ellerimdeyken görüş açıma Tan'ın parmakları girdi, bir elinin parmaklarını benimkilere geçirdi ve elimi sıkıca tuttu. Gözlerimi kaldırıp ona baktığımda gördüğüm şeyin hissetiklerimi çözmeye çalışan bir adam olduğuna adım kadar emindim, hatta biraz sonra tekrar emin olup olmadığımı soracak gibiydi.
Fakat onu şüpheye düşürmek istemedim çünkü bunu gerçekten istiyordum yalnızca fazla heyecanlıydım ve ipleri onun ele alması gerekecekti. Parmaklarımız hâlâ birbirine kenetlenmiş hâldeydi, bu kez ben Tan'ın elini sıktım. Başımı kaldırdığımda gözlerimiz havada kavuşan mermiler misali kesişti, her hareketimi izliyordu. Gözlerine bakarak başımı salladım, "Yap." dedim sadece. Tan gerçekten istediğime ikna olana dek yüzüme baktıktan sonra doğrulup alnıma bir öpücük bıraktı ve tekrar geri çekilip sırtını kabarık yastığa yasladı.
Boştaki eli kendi bedeniyle benim arama girerek altımdaki çamaşırı tuttu ve çıkartmaya yeltenmeden yalnızca kenara sıyırdı. Açtığı o küçük boşluk, hayatımdaki tüm boşlukları dolduracak bir hazza gebeydi. Tan yavaşça içime girerek daha önce orada olduğundan bile bir haber olduğum, kendisini bekleyen yuvasına yerleşti. Bir kadın ve erkeğin vücutları nasıl olur da böylesine mükemmel birleşecek şekilde yaratılmıştı? Akıl alır gelmiyordu şuan hissettiklerim. Kalbim kaybettiği düzenini arar gibi hızlı çarpıyordu, bulamazsa duracaktı sanki. Gözlerimi artık bilerek sıkıca yumuyordum, göz kapaklarımın üstünde biriken ter damlaları her gözümü kapattığımda kirpiklerimin üstünden kayarak Tan'ın tenine damlıyordu ve ben o küçük çarpma sesini bile duyabiliyordum.
Tan ağırlığımı hiç zorlanmadan kaldırarak oldukça yavaş şekilde hareket ederken bir eliyle kalçamı sıkıca kavradı, bir yandan sıkıyor bir yandan yön veriyordu. Tüm bunlar olurken soluk alıp verirken çıkardığımız sesler gittikçe yükseliyordu. Kendi sesimi duymuyordum, kalbimin gümbürtüsü bastırıyordu fakat Tan'ın verdiği her nefesi duyuyordum, dişlerinin arasından çıkardığı inlemeleri de öyle. Herkesten izole bir yerde olsaydık boğazından yüksek bir haykırış kopacağına emindim. Çünkü aynı hisleri ben de yaşıyordum ve çığlık atma isteğimi çok zor bastırıyordum.
Hayatımın en güzel yılbaşıydı. En güzel, en farklı, en yeni... Artık beraber yaşlanmak istediğim adam yanımdaydı, nihayetinde onu bulmuştum ve önümdeki yılları ilk kez onunla beraber görmek istiyordum, her yıl yeni doğmuş bir bebek gibi hayata tekrar merhaba demek istiyordum. Tanıştığımız ilk zamanlarda, sorgu odasındayken, ona tüm bunlar bittiğinde yok olup gitmek istediğimi söylemiştim. O ise aynen şöyle söylemişti, "O gün geldiğinde gitmek istemeyeceksin."
O gün yaklaşıyordu, yolun sonunu görmek üzereydik ve Tan tabii ki haklıydı. Artık gitmek istemiyordum, hatta bundan delicesine korkuyordum. Onu doya doya yaşamak istiyordum çünkü. Her gece Allah'a onu koruması için dua ediyordum. Ben gitmeyeceğim Allah'ım ama onu da sen alma, diyordum. Bencilceydi, belki de günahtı bunu istemek çünkü yazgıyı bilmiyordum fakat bir günahım olacaksa bu olabilirdi. Tek günahım da tek sevabım da Tan olabilirdi, onunla ilgili olabilirdi çünkü o olmadan hiç kimse değildim artık.
Sevdiğim adam, simsiyah geceyi kollarıyla güneşe çevirerek bizi bir tan vaktine hapsetmişti.
🎂
Bir hafta sonra, 9 Ocak 2025
Yattığım yerden göz ucuyla Tan'a baktım, hâlâ uyuyordu. Dün akşam, akşam yemeği için ona gelmiştim ve burada kalmıştım. Normalde burada uyuduğumda çok geç uyanıyordum fakat bugün Tan'dan bile erken uyanmıştım. Çünkü çok heyecanlıydım. Kendi kendime sırıtarak yatağın içinde doğruldum ve Tan'ın kolunu karnımdan çekip yastığın üstüne bırakarak yataktan çıktım. Tan'ı uyandırmamak için odasındaki banyoyu es geçerek koridora çıktım ve misafir banyosuna girerek yüzümü yıkadım, karışmış saçlarımı ellerimle biraz düzelttim. Hemen sonra mutfağa girip ada tezgahın başına oturdum ve bir bardak su doldurdum.
Bugün Tan'ın doğum günüydü ve bu birlikte kutlayacağımız ilk doğum günü olacaktı, bu yüzden nasıl kutlamam gerektiğiyle ilgili uzun uzun düşünmüştüm. En iyisinin burada, onun evinde kutlamak olacağını biliyordum. İlk kez Korhan ve Arsu ile burada yemek yediğimiz gün, Tan çalışıyorken yemekleri evde ben pişirmiştim ve Tan uzun süredir burada yaşamasına rağmen ilk kez kapıyı ona başka birinin açtığını, yemek masasının ilk kez kullanıldığını, evinin ilk kez yuva gibi hissettirdiğini söylemişti. Bunun ne kadar hoşuna gittiğini biliyordum, bu sebeple doğum gününü benim evimde ya da dışarıda bir yerde kutladığımızda burada olacağı kadar mutlu olmayacaktı.
Burada kutlayacağımıza emin olduktan sonra baş başa mı yoksa kalabalık mı olmalıyız sorusu üzerine de düşünmüştüm. Muhtemelen Tan'ı iki türlüsü de mutlu ederdi fakat ben arkadaşlarını, daha doğrusu arkadaşlarımızı yanımızda görmenin daha iyi olacağına karar vermiştim. Nasıl olsa herkes dağıldıktan sonra biz yine baş başa kalacaktık. Eğlenirken onların da burada olması güzel olurdu. Ağızlarını sıkı tutmalarını tembihleyerek hepsine haber vermiştim, Arsu ve Korhan hariç hepsi çalıştıkları için bana yardım edecek iki şanslı kişi de onlar olmuşlardı.
Şimdiden hazırlanıp bir şeyler yapmaya başlamak istesem de saat henüz çok erkendi, Tan'ın yakında uyanacağını düşünerek kahvaltı hazırlamaya karar verdim ve yerimden kalktım. Tezgahın üstündeki ısıtıcısıya su koyduktan sonra buzdolabının karşısına geçtim ve kapağını açıp içinden kahvaltılıkları çıkarmaya başladım. Buzdolabının soğuk, beyaz ışığı olduğum yeri aydınlatırken karanlık evde kahvaltı hazırlıyor olmak tuhaf hissettirdi.
Bir kahvaltı tabağı indirip iki çeşit peynir, zeytin ve biraz yeşillik koyduktan sonra peynir ve zeytin kutularını kapatıp tekrar buzdolabına koydum. Tan'a daha sık gelip gitmeye başladığımdan beri buzdolabı doluydu ve daha sağlıklı besleniyordu, öyle de olması gerekiyordu çünkü çok çalışıyordu. Yeşillikleri yıkayıp doğradıktan sonra tekrar tabağa yerleştirdim daha sonra çatalla zeytin ve peynirleri de bir kenara toplarken su ısıtıcısından gelen sesi duydum.
Kaynayan su ile çayı demlerken banyodan gelen sesleri duydum, Tan uyanmıştı. İçim anlamsız bir heyecanla dolduğunda mutfağın kapısına çıkıp geliyor mu diye baktım fakat hâlâ banyodaydı. Hızlıca iki yumurta ve onları haşlayabileceğim küçük, derin bir tava çıkarttım. Yumurtaları ocağa koyup altını açtığım esnada Tan içeri girdi. Kalktığını duymasam onu gördüğümde korkabilirdim, yine koridorda yürürken hiç ses çıkartmamıştı.
Tan, uykulu ifadesiyle gözüme kocaman boyutlarda küçük bir oğlan çocuğu gibi gözüküyordu; kendimi tutma ihtiyacı duymadan uzanıp onu öptüm. Geri çekilmeden, "Yoksa gürültü yapıp seni uyandırdım mı?" diye sordum kısık sesle. Tan tebessüm ederek başını aşağı yukarı salladı, "Burada olmana bayılıyorum." dedi keyifle. Bunu biliyordum, ben de gülümsedim.
Sabahımızın geri kalanı oldukça sessiz geçmişti, fazla konuşup sürprizi ağzımdan kaçırmak ya da şüphelenmesine sebep olmak istememiştim. Tan kahvaltısını yaparken ben daha sonra kahvaltı edeceğimi söyleyerek ona eşlik etmemiştim, nihayetinde Tan hazırlandıktan sonra çıkarken anahtarını bana bırakıp gitmişti.
Arkasından kapıyı kapattıktan sonra salona girip camın önüne geçtim, çok geçmeden Tan apartmandan çıktı ve arabasına binerek sokaktan ayrıldı. Yatak odasına geçerek dün giydiğim pantolonu ve Tan'ın tişörtlerinden birini giydim, yanımda tarak ve toka hariç hiçbir şey getirmediğim için saçlarımı da at kuyruğu yaptım. Büyük kol çantamın içerisinden çıkarttığım allık ve ruj ile uğraşsız, basit bir makyaj yaptıktan sonra hırkamı giyip çantamı alarak odadan çıktım. Ocak ayında Ankara'da böyle dolaşmak mümkün değildi, kapının önüne geldiğimde kabanımı giymiş; neredeyse boyum kadar uzun olan takımı boynuma dolamıştım.
Arabama atlayıp caddeye çıktığımda nereye gideceğim hakkında pek fikir sahibi değildim, Arsu'nun bu işlerden iyi anladığı ise bir gerçekti bu yüzden alışverişe o olmadan başlayamazdım, Arsu'ya yolda olduğumu haber verdikten sonra yönümü Arsu ve Korhan kardeşlerin evine çevirdim.
Arsu'yu aldıktan sonra aradığımız her şeyi hızlıca bulmak adına alış veriş merkezine gitmeye karar verdik. Etrafı süslemek için birkaç şey, biraz balon ve bulabilirsem akşam giymek için bir elbise almak istiyordum. Alışveriş merkezine vardığımızda Arsu, elbise bakmaya başlarsak akşama kadar süreceğine beni ikna etti ve süs malzemeleri almak için fazla büyük bir kırtasiyeye benzeyen bir mağazaya girdik.
Doğum günü malzemelerinin olduğu reyonda çizgi film karakteri temalı süsler gördüğümüzde Arsu güldü, "Bunları birkaç sene sonra kullanırız." dedi. Ben süslere elimde olmadan büyük bir gülümseme ile bakıyordum, Arsu'nun bana baktığını gördüm "Kesinlikle kullanacağız." dedi başını sallayarak. Gözümü süslerden alıp ona döndüğümde söylediklerine güldüm ve reyonun önünden ayrıldım. Arsu iki konfeti alırken ben de simli, uzun püsküllerden oluşan bir süs aldım. İçimden bir ses koni şeklindeki şapkalara Feza'nın bayılacağını söylüyordu, onlardan da aldım.
Pastasının üstünü süslemek için iki tane üç mumu aldığımda bir süre mumlara baktım, aramızda gerçekten yaş farkı vardı ve ben çoğunlukla bunun farkında olmuyordum. Tan'ın yaşından yola çıkarak ikimiz için bir gelecek düşündüğümde istemsizce hem gerildim hem de heyecanlandım. Düşündüklerim kötü gelmiyordu. Tabii beraber bir geleceğimiz varsa.
Mumları sepete atıp yine pastanın üstüne koymak için bir iyi ki doğdun yazısı süsü aldım. Arsu da elindeki balon paketlerini kolumdaki sepete attı, ben dalmış düşünürken birkaç şey daha koymuştu ama ne olduklarını bilmiyordum. Sepete şöyle bir göz gezdirdikten sonra yeterli olduğuna kanaat getirerek kasaya gittik ve birkaç dakika sonra elimizde poşetlerle mağazadan çıktık.
🎭
Alışveriş merkezinde elbise bakma işini bilerek kısa tutmaya çalışmıştım, tüm günümü kendime elbise seçmeye değil sevgilim için hazırlık yapmaya harcamak istiyordum. Girdiğimiz ikinci mağazada beğendiğim bir elbiseyi almıştım ve zemin kattaki marketten yiyecek ve içecek bir şeyler aldıktan sonra alışveriş merkezinden ayrılıp eve gelmiştik. Sipariş ettiğim pastayı ve mezeleri gelirken Korhan alacaktı, Arsu ve ben de bir şeyler hazırlamaya evde devam edecektik.
Şimdi Tan'ın evinde, mutfakta mercimek köftesi yapıyordum çünkü sevdiğini biliyordum. Daha önce yaptığım bir şey değildi, zaten babamın yanından taşınana kadar çok yemek yapan biri değildim ama bir süredir kendimi bu konuda geliştiriyordum. Mercimek köftesini de öğrenmesem olmazdı.
Ben Amerikan mutfağın ada tezgahında önümdeki harcı yoğururken Arsu da karşımda balonları şişiriyordu. "Çok mu çocukça oldu sence?" diye sordum işime devam ederken. Arsu elindeki balonun ucunu bağlayıp havaya fırlattı, "Bence Giray abimin hoşuna gidecek. Hatta diğerlerinin de. O kadar az kendilerine vakit ayırıyorlar ki..."
"Kendilerine ayıracakları vakti mi çaldık yani?" diye sorduğumda Arsu göz devirdi, "Giray abimin doğum gününü sadece dördümüz mü kutlayacaktık?" diyerek soruma soruyla cerap verdi, haklıydı. Köfte harcını yoğurmaya devam ettim, içindeki yeşillikler gözüme az geldiğinde ellerimi temizleyip biraz daha yeşil soğan doğradım ve köfteleri yapmaya devam ettim.
Ben köfteyi bitirene kadar Arsu da balonların bitirmişti ikimiz de rahat bir nefes aldığımızda kapı çaldı, Arsu abisinin geldiğini anlayarak kapıya koştuğunda ben de peşinden gittim. Kapıda Korhan ile karşılaştığımızda gülümsedim, "Hoş geldin, teşekkür ederim." dedim elindeki pasta kutusunu alırken. Korhan göz kırparak arkasında açık kalan kapıyı kapattı ve hep beraber içeri geçtik. Pastayı buzdolabına koyduktan sonra Arsu'nun getirdiği meze kutularını da yanına yerleştirdim ve salona geçip kendimi koltuğa bıraktım.
"Bu aralar iyi alıştık yalnız eğlenmeye, hoşuma gitti." dedi Korhan gülümseyerek, sözlerine güldüm. "Bu geceden sonra bir süre eğlence olmayacak gibime geliyor." Dedim başımı sallayarak. "İçerden bilgi geldi galiba?" dedi Korhan sorar gibi. Omuz silktim, "Yalnızca his."
Korhan uzun uzun gözlerime baktı ve ağır ağır başını salladı, "Hislerin hep çıkar mı?" diye sordu. "Hep çıkar." dedim kelimelerin üstüne basarak. Başımı saate çevirdiğimde salonu tamamen hazır hâle getirmemiz gerektiğini fark ederek yerimden kalktım ve arkadaki yemek masasının örtüsünü kaldırdım. Örtüyü çamaşır makinesine atmak için ayırırken evden getirdiğim temiz örtüyü onun yerine serdim, Tan'ın evinde yalnızca bir masa örtüsü vardı ve yıllarca ona dokunmadan hayatına devam edebiliyordu.
Ben masa ile ilgilenirken Arsu da diğer süs malzemelerini poşetinden çıkarıp bazılarını abisine veriyordu. Korhan elinde püsküllü süsle bir perdeye bir kapıya bakıyordu, "Nereye asalım?" diye sordu. "Kapıya." dedik Arsu ile aynı anda. Korhan süsün arkasındaki jelatini sökmeye başladığında elimde kirli masa örtüsü ile banyoya gittim, onu makineye atıp etrafı biraz düzelttim ve geri döndüm.
Döndüğümde Korhan kapıyı çoktan halletmiş, tavana başka sarkıntılı süsler asıyordu ve ortam kesinlikle bir çocuğun beş yaş partisi gibi gözüküyordu. Tekrar saate baktım, masayı hazırlamamız gerekiyordu. Arsu ve Korhan'a masayı hazırlamaya başlamalarını, benim birazdan döneceğimi söyleyerek yanlarından ayrıldım ve yatak odasına geçtim.
Aldığım elbiseyi giymek için sabırsızlanıyordum, hızlıca paketinden çıkarıp etiketini söktüm ve üstümdekileri çıkarıp elbiseyi giydim. Ara boy, beyaz, saten bir elbiseydi. Sırt dekoltesi yoktu, göğüs dekoltesi ise iddialı değildi. Basit ama çok güzel bir elbiseydi. Evde olacağımız için babetlerle ve hava evde de olsak soğuk olduğu için beyaz, kısa bir hırka ile kombinleyecektim.
Buraya gelirken getirdiğim maşam ile saçlarımı yaptıktan ve makyajımı tazeledikten sonra hırkamı ve babetlerimi giyip odadan çıktım. Sanırım biraz fazla oyalanmıştım, Korhan ve Arsu her şeyi hazırlamışlardı. Arsu beni gördüğünde gülümsedi, "Su gibi olmuşsun." dedi beğeniyle. Ona teşekkür ederken kızardığımı hissettim, biraz fazla hazırlanmış olabilirdim.
Kısa süre sonra kapı çaldı, bu kez ben açtım ve gelenler Tan hariç herkesti. Hepsi ile selamlaşıp onları içeri aldım ve salonda sohbet ederken Tan'ı beklemeye başladık. Şapkaları çıkardığımda Feza bir tanesini alarak kafasına taktı, bir tane daha aldı ve onu da yanında oturan Yiğit'in başına geçirmeye çalıştı fakat başarılı olamadı. Ben ikisine gülerken Arsu da bir şapka aldı ve başına geçirdi. Daha sonra kamerasını çıkarıp bizim, kendisinin ve etrafın fotoğraflarını çekmeye başladı.
Kapı çaldığında bu kez onun geldiğini bildiğim için heyecanla gülümsedim ve hızla yerimden kalktım, Arsu'nun fotoğrafımı çektiğini duydum ama ona bakmadım. "Işığı kapatıyorum ses çıkarmayın." dedim salondan çıkarken. Feza elindeki konfeti ile yerinen kalkıp duvarın arkasına saklandı. Kapının önüne geldiğimde dönüp salona baktım, karanlıkta pek bir şey belli olmuyordu.
Derin bir nefes alıp kapıyı açtım. Kapıyı tamamen açmadan aralıktan ona baktım, "Hoş geldin." dedim gülümseyerek. Tan eğilip dudaklarını alanıma bastırdı, "Hoş buldum." diye mırıldandı. Ayakkabılarını çıkardıktan sonra geçmesi için kapıyı tamamen açtım. Girdikten sonra kapıyı kapattı ve üstündeki kabanı çıkarıp askıya astı, aynı şekilde ceketini de çıkardı ve üstünde siyah triko kazağı ile kaldı. Telefonunu kabanının cebinden alırken göz ucuyla bana baktı, "Ne bu hazırlık?" diye sordu göz kırparak. Güldüm, "Her zamanki halim." dedim kollarımı iki yana açarak. Tan bir kolunu belime dolayarak beni kendisine çekti, diğer eli de boynumla yüzüm arasında bir yere yerleşti ve beni soluk almadan uzunca öptü. Ellerim sırtında duruyordu, gözlerim kapalıydı ve onu hissettiğim için mutluydum.
İlk ayrılan ben oldum çünkü onun içeride onu bekleyen arkadaşlarından haberi yoktu. Uzanıp dudaklarına kısa bir özür öpücüğü bıraktım ve elinden tutup onu salona sürükledim. Benim ardımdan Tan salona girdiğinde Feza omzuyla ışık düğmesine bastı ve aynı anda elindeki konfetiyi patlattı. Herkes Tan'ı alkışlarken Arsu'nun elindeki kameranın flaşı da art arda parlıyordu. Tam şuan Tan'ın yüzündeki gülümsemenin bir resmine sahip olacağım için çok mutluydum.
"Mutlu yıllar sana, mutlu yıllar sana! İyi ki doğdun Giray!" Feza ritmini de sözlerini de bilmediği doğum günü şarkısını söylemeye başladığında önce Korhan, sonra kızlar daha sonra da Evran ile ben ona eşlik ettik. Hepimiz başarısız bir performansla şarkıyı söylerken Tan gülmeye başladı, neredeyse katılarak gülüyordu. Bir kolunun altına Feza'yı diğer kolunun altına beni aldı, kolları o kadar uzundu ki Evran ve Arsu'ya da ulaşabiliyordu.
Hepsi doğum gününü kutlamaya başladıklarında hâlâ kocaman gülümsüyordu ve o şekilde teşekkür ediyordu, Arsu pastayı üflemesi gerektiğini söylediğinde masanın başına yürüdük. Tan masanın arkasına geçerken başımın üstüne bir öpücük bıraktı, sırıtarak kolunun altından çıktım ve pastanın üstünde yan yana duran iki tane üç şekilli mumu yaktım. Tan mumlara buruk bir gülümseme ile baktı, "Çok yaşlandım." diye mırıldandı. Ellerimi koluna koydum, "Hiç de bile. Hadi, dilek tut ve üfle." dedim pastasını işaret ederek. Tan bana döndü, dudaklarının kenarları hâlâ kıvrıktı; gözlerini gözlerimden ayırmadan iç çekti ve pastasına dönüp mumları üfledi.
Hepimiz onu alkışlarken Tan beni tekrar kolunun altına çekti, sıkıca sarılırken çenesini başıma yasladı. Yüzünü görmek istiyordum, geri çekilip yüzüne baktığımda kulağıma eğildi, "Seni aklının almayacağı kadar çok seviyorum." dedi ve kulağımın dibine bir öpücük kondurup geri çekildi. Gülümsedim, gülümseme sebebime aşıktım.
💗
Bölüm etkileşimi
