4. bölüm / 25
TAN VAKTİ KAN (Düzenleniyor)4. Bölüm "UYANIŞ"
Bölümler 25Şu an: 4. Bölüm "UYANIŞ"
- 1 1. Bölüm "YAŞLI KURT"2.735 kelime
- 2 2. Bölüm "TEŞKİLAT"3.238 kelime
- 3 3. Bölüm "9 OCAK"2.792 kelime
- 4 4. Bölüm "UYANIŞ"4.061 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5. Bölüm "ZAMAN MAKİNESİ"4.516 kelime
- 6 6. Bölüm "ÖZÜR DİLERİM"6.902 kelime
- 7 7. Bölüm "YOL AYRIMI"6.454 kelime
- 8 8. Bölüm "MASKE İLE VEDALAŞMAK"7.761 kelime
- 9 9. Bölüm "SARILSANA BANA"7.034 kelime
- 10 10. Bölüm "HATA"4.728 kelime
- 11 11. Bölüm "KÜÇÜK BİR AN"6.400 kelime
- 12 12. Bölüm "OYUN MU GERÇEK Mİ?"9.176 kelime
- 13 13. Bölüm "DAHA BÜYÜK BİR HATA"7.557 kelime
- 14 14. Bölüm "FIRTINA"8.284 kelime
- 15 15. Bölüm "BİZ OLMAK"11.502 kelime
- 16 16. Bölüm "YENİ BİR KİMLİK"7.347 kelime
- 17 17. Bölüm "TİLKİ TABLOSU"7.178 kelime
- 18 18. Bölüm "AKIŞ TEORİSİ"6.882 kelime
- 19 19. Bölüm "TİLKİNİN YOLU"6.663 kelime
- 20 20. Bölüm "DOKUZ DALLI AĞAÇ"4.415 kelime
- 21 21. Bölüm "YILBAŞI"4.463 kelime
- 22 22. Bölüm "İYİ Kİ"3.638 kelime
- 23 23. Bölüm "ÜSTÜMÜZDEKİ GÜNEŞ"5.823 kelime
- 24 24. Bölüm "DAĞ İLE MAĞARA"5.178 kelime
- 25 25. Bölüm "SİL BAŞTAN YENİDEN BAŞLIYORUZ" FİNAL8.043 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Her büyük yıkımdan sonra bir uyanış olur muydu? Bir gece nefessiz kalana kadar ağlasak sonraki sabah daha aydınlık bir güne uyanır mıydık? Hayır. Bu soruların cevabı koca bir hayırdı, hayat bana bunu acımasızca göstermişti. Çok kez nefessiz kalana kadar ağlamıştım fakat sonraki sabah hiçbir zaman aydınlık olmamıştı. Dün gece, gözümü bir an kırpmamış bir dakika olsun uyumamıştım. Gözlerim kan çanağına dönmüş; avcumun içi bir gecede nasır tutmuştu, silahımı sabaha kadar hiç elimden bırakmadığım için. Ve yaptığım tek şey ağlamaktı.
İlk kez ağlarken keşke bu kadar yalnız olmasaydım diye düşünmüştüm dün gece. Katillerin içinde, bana ait olmayan soğuk bir odada sabaha kadar tek başıma ağlamak fazla yaralayıcı olmuştu. Kendime defalarca kez "Yanında duracak kim var?" Diye sormuştum fakat cevap bulamıyordum bu soruya. Arkadaşım yoktu, ailem paramparçaydı, sevdiğim biri yoktu. O kadar aciz durumdaydım ki yanımdaki tek insan dayımdı.
"Kes ağlamayı Açelya!" Dedim kendi kendime ve yüzüme bir kez daha buz gibi suyu çarptım. Kadınların hepsi gittikten sonra odamdan çıkmış ve ortak olan banyoya gelmiştim, tabii banyo demeye bin şahit isterdi. Sadece soğuk su akıtan bir tanecik duş ve küçücük bir lavaboydu banyo dediğim. Aynadaki aksime bir kez bile bakmadan lavabonun başından ayrıldım ve banyodan çıktım, muhtemelen göz altlarım mosmordu. Parmak uçlarımla göz altlarıma dokunarak binadan çıktım, etrafı araştırmayı planlıyordum. Kapalı havanın altında, üstümde birçok akbabanın gözünü hissederken yürümeye devam ettim.
🎭
Terörle mücadele timi oval masanın etrafında toplanmış Bahri başkanı bekliyordu. Bugün operasyonun tam sekizinci ayıydı ve bu toplantı oldukça önemliydi çünkü izleyecekleri yol tamamen belli olacaktı. Operasyonun başrollerinden biriyse Giray'dı, baş köşeye en yakın sandalyeye oturmuş karşısında oturan Feza ile konuşuyordu.
"Kız dayısıyla iş birliğine yanaştı mı?" Diye sordu Feza. Giray cıkladı, "Onun dayısı gibi vatan haini olduğunu düşünmüyorum, o oraya yalnızca intikam için gitti eminim." Dedi. Feza bir süre düşünür gibi durdu daha sonra, "Bir olta atmak lazım." Diyerek öneride bulundu. Giray başını salladığı sırada Bahri içeri gidiyordu, "Günaydın arkadaşlar." dedi elindeki dosyaları masaya bırakıp bakışlarını timin üzerinde gezdirirken. Giray, Feza, Evran, Zehra ve Nuray da ona karşılık verdiler.
"Hızlıca toplantıya başlayalım, Giray böceği alayım." Giray elinde tuttuğu böceği adamın uzattığı avcuna bıraktı. Bahri böceği aldığı gibi sandalyesine oturdu ve masanın üstünde duran cihazı alıp böceği haznesine yerleştirdi. Birkaç saniye sonra odanın içindeki sessizliği Açelya ve Soysal'ın konuşması böldü.
"Dara, kızım. Hoş geldin."
"Bana kızım deme."
"Tamam, belli ki hâlâ bu konuda biraz hassassın."
"Neden beni inatla buraya getirmeye çalışıyordun?"
"Aslında eskiden olsa seni buraya yaklaştırmazdım bile ama görüyorum ki kendini bayağı geliştirmişsin. Avukat olmuşsun, silah kullanabiliyorsun ve iki dil biliyorsun. Anlayacağın epey işime yararsın."
"Sen... Nasıl?"
"Benden hiçbir şeyi gizleyemezsin Dara."
"Gizlemeye çalışmadım zaten. Bahsettiğin her şeyi yapabiliyorum ama hiçbirini sen istedin diye kullanmayacağım."
"Neden geldin o zaman buraya?"
"Belki bir ara seni öldürecek fırsat bulurum diye düşündüm."
"Aynı benim gibisin Dara, dik başlısın."
"Bana Dara demeyi de kes, ismim Açelya. Sana bunu bir türlü öğretemedim."
"Açelya öldü sanıyordum."
"Evet, çoktan öldü ama o hâlâ benim ismim."
"Tan sana odanı gösterecek, Dara. merak etme diğerlerine en uzak odayı seçtim."
"Tüm bunları neden yaptın? Ve neden devam ediyorsun?"
Birkaç dakikanın sonunda konuşma bittiğinde herkes çattığı kaşlarını düzeltti ve ilk konuşan Evran oldu, "Kız açık açık ona yardım etmeyeceğini söylemiş başkanım."
"Öyle ama hemen emin olamayız, Giray oraya tekrar gittiğinde Açelya'yı dayısına yardım etmeye biraz zorlasın. Hâlâ yanaşmıyorsa onunla konuşacağız ve bize yardım edecek." Dedi başkan, planın ana hatları zihninde canlanmıştı bile.
"İyi de Soysal, Açelya kendisine bir anda iyi davranmaya başladığında şüphelenmeyecek mi?" Diyerek lafa atladı Nuray. Herkes bunun olacağının farkındaydı ama bir kılıf bulunacağını da biliyorlardı, koskoca operasyon bunun gibi bir detay için iptal edilemezdi. "Onu halledebiliriz." Dedi başkan ve Giray'a döndü, "Soysal'a İdlib'de gerçekleşecek bir saldırı olduğu bilgisini ver, sivil sayısını özellikle belirt. Küçük bir operasyonla sivilleri kısa sürede yok edebileceğini anlasın ki Açelya'yı operasyonda kullanmak istesin. Bu önemli bir görev Giray sakın yanlış bir şey söyleme. Ha birde, İdlib'de yapacakları saldırı kontrol altında olsun, istemediğimiz bir yere zarar vermesinler." Dedi. Giray anladığını belli ederek başını salladı, "Soysal'ın inanması için elimden geleni yapacağım." Dedi o da.
Evran araya girdi, "Ben de Yiğit'le konuşacağım, saldırıyı kontrol altında tutma işi onlarda." Dedi. Bahri gülerek yanıtladı onu, "Aferin Evran demeden anlıyorsun." Evran gururla gülümsedi.
"Biz peki?" Diye sordu Nuray sabredemeyerek. Her şeyi erkeklerin yapmasından hoşlanmıyordu, Zehra ve kendisininde yapabileceği çok şey vardı. Bahri Nuray'a döndü, "Sizi de örgüte gönderemem bunu biliyorsunuz lütfen aynı şeyleri tekrar konuşmayalım. Siz ikiniz operasyonu buradan gayet güzel idare ediyorsunuz, Soysal harekete geçtiğinde size çok ihtiyacımız olacak." Dedi. Nuray kabullenmekten başka çaresi olmadığı için susmak zorunda kaldı.
Toplantı bir süre daha devam etti ve Giray'ın Soysal'a söyleyeceklerini uzun uzun konuşup her şeyi en ince detayına kadar planladılar. Yarın Açelya'nın tarafı tamamen belli olacaktı ve herkes sonucu merakla bekliyordu.
🎭
Giray Tan Adanır
Her toplantı bitiminde olduğu gibi bugün de hepimiz oturmuş, gözlerimizi masaya dikmiş düşünüyorduk. İlk konuşan Feza olmuştu, "Gencolar biraz canlanın ya!" Dedi her zamanki ergen konuşma tarzıyla. "Fezacığım kardo diyorsun bir şey demiyorum ama genco ne lan!" Evran'ın kibar başlayıp kaba bitirdiği cümle kızları güldürürken ben de Evran'a katılıyordum fakat konumuz bu değildi.
Kahve almaya karar vererek oturduğum sandalyeden kalktım, "Kahve alacağım isteyen var mı?" Hepsinin kafeine aç bakışları yüzüme döndüğünde göz devirdim, "Benim sormamı mı bekliyordunuz?" Diyerek söylediğimde Zehra oturduğu sandalyeden fırladı, "Bende geleyim."
Feza'nın imalı bakışları altında ikimiz toplantı odasından çıktık. "Çok mutsuz gözüküyorsun Giray, neden hiçbir şey anlatmıyorsun?" Zehra'nın söylediğiyle ona baktım, yeşil gözlerini dikmiş bana bakıyordu. "Mutsuz değilim çünkü Zehra." Dedim önüme dönerken. Zehra başını iki yana salladı, "Bana anlatmadığın şeyler var." Diye diretti. "Hayır yok." Dedim merdivenlerden aşağı inerken. Zehra oflayarak önüne döndüğü sırada kahve makinesinin başına geldiğimizden cevap vermekten kaçıp karton bardakları aldım ve kahveleri hazırlamaya başladım. Zehra konuyu kapatmak yerine tekrar konuştu, "Ben sana her şeyi anlatırken senin böyle yapman..." Dedi fakat bir anda sustu.
"Giray bir şey söyle! Bu kadar sessiz olman sinirimi bozuyor!" Aniden bağırmasıyla neredeyse yerimden sıçrıyordum. Şaşkınlıkla ona döndüm, "Zehra bir şey yok dedim ya neden uzatıyorsun? Anlatacağım bir şey olursa zaten anlatırım." Dedim. Zehra'nın aramızdaki ilişkiyi güçlendirmeye çalıştığının farkındaydım, benim hakkımda daha çok şey bilmek ve kendisi de bana kendisi hakkında daha çok şey anlatmak istiyordu.
"Sen... Sen beni eskisi gibi..." Cümlesini ağlamaya başladığı için bitiremediğinde ağzım şaşkınlıkla açıldı ve kahveleri bırakıp yanına gitmek zorunda kaldım. Ellerimi omuzlarına koydum ve yüzümü yüz hizasında eğdim, "Aramızdaki her şey eskisi gibi Zehra değişen hiçbir şey yok. Bunun için neden bu kadar üzülüyorsun anlamıyorum." Dedim fakat anlıyordum, Zehra'nın hissettikleriyle benim hissettiklerim bir değildi. Zaten o da başını iki yana salladı inkar ederek ve bir şey söyleyecek gibi oldu fakat vazgeçti. Göz yaşlarını sildi ve kafasını kaldırdı, ondan biraz uzaklaştım.
"Hayatında biri mi var Giray?" O an yüzümün aldığı hâl görülmeye değerdi fakat Zehra soruyu o kadar ciddi sormuştu ki hâlâ kızarmış gözlerini dikmiş bana bakan yüzünde tek mimik oynamamıştı. "Hayır, Zehra bu konuya nasıl baktığımı biliyorsun!" Hayatımda kimseyi istemediğimi biliyordu.
"Bu sadece bana söylediğin bir yalan! Sen kimseyi istemiyor değilsin sen beni istemiyorsun." Dedi canı yanıyor olmasına rağmen.
"Sen bizim ne iş yaptığımızın farkında mısın Zehra? Bir gün bana bir şey olduğunda arkamda sevgilimi de mi bırakayım? Birde o mu acı çeksin ya da çocuklarım? Ha Zehra! Sence bizim aile kurmaya hakkımız var mı!?"
"Var!" Diye bağırdı avazı çıktığı kadar. "Var çünkü bizde insanız. Hayat bu ölmek de var kalmak da eğer bir gün biz ölürsek ardımızda kalanlar da bununla yaşamayı öğrenecek!"
"Bunları sırf ben ikna olayım diye söylüyorsun Zehra. Sen timden birine bir şey olduğunda bununla yaşamayı öğrenebilecek misin ki ailen sana bir şey olduğunda bununla yaşamayı öğrensin?" Zehra yüzünü ellerinin arasına alıp arkasını döndü ve birkaç adım uzaklaştı. Bu sırada Feza olduğumuz yere doğru geliyordu, bizi gördüğünde ifadesi değişti ve "Ne oldu iki dakikada ya? Kahveler gelmeyince merak ettim." Dedi. Zehra Feza'nın geldiğini anladığında yüzümüze bakmadan koşar adımlarla yanımızdan ayrıldı ve üst kata çıktı.
"Aynı konu mu?" Feza'ya başımı salladım, "Hayatımda biri olduğunu düşünüyor." Dedim bıkkın sesimle. Feza alt dudağını dişleri arasına alarak sıktı, "Fena kavga ettiniz galiba." Dediğinde onu tekrar başımla onayladım. Daha fazla bu konuyu konuşmak istemediğime karar vererek "Neyse ya, şu kahveleri tekrar yapalım da gidelim." Dedim ve ikimiz tezgahta duran soğumuş kahveleri çöpe attıktan sonra yenilerini hazırlamaya başladık.
🎭
"Üzülmedin mi kalbimi çarpıp çıkarken, küçülmedin mi aşkla verdiğin sözden cayarken? Nasıl bakıyorsun gözlerime veda ederken? Ben çok üzüldüm, sen üzülmemedin mi?" Bu nasıl bir gündü böyle? Teröristlerin arasında durmuş Simge söylüyordum. Zihnimde canlandırdığım sahneyle kendi kendimi güldürdüm, bir sürü katil toplanmış beni dinliyor bense sahnede Simge söylüyordum. Simge fanclub olma işini biraz fazla abartmıştım galiba. "Başka ne yapılır ki burada? Bir sürü saçma sapan depo var, ne işe yarıyor bunlar? Kesin yerin altında da yerleri var bunların, ortaçağdan kalma zindanları falan vardır orda." Dedim kendi kendime. Bugün tüm araziyi gezmiştim ve koca bir hiçliğin içinde olduğumuzu anlamıştım.
Şimdiyse yatakhanenin arkasındaki yangın merdiveninde oturmuş düşünüyordum, şimdi ne yapmalıydım? Dayımı yakalattıracak deliller bulmalı ve onu ihbar mı etmeliydim yoksa direkt öldürmeli miydim? Derin bir of çekerek oturduğum yerden kalktım ve hızlı adımlarla ön tarafa dolanıp dayımın odasının olduğu binaya yürümeye başladım. Ne yapacağıma orada karar verecektim.
Yeni yeni çökmeye başlayan karanlığın içinde iki ışık hûzmesi gözümü aldığında yüzümü buruşturarak elimi gözlerime siper ettim. Araba biraz ileride park ettiğinde ellerimi gözlerimden çektim ve gelene baktım, Tan'ın doğa dostu arabasıydı. Yavaş adımlarla yürümeye devam ettiğim sırada o da arabasından iniyordu, beni gördüğünde durdu ve yanına varmamı bekledi.
"Nereye gidiyorsun?" Diye sordu ona birkaç adım kala durduğumda. Başımla yanımızdaki binayı işaret ettim, "Yukarı." Başını salladı ve yürümeye başladı, "Bende oraya gidiyordum." Dedi. Bende peşine takıldım ve konuşmadan binadan içeri girip yukarı çıktık. Dayımın kapısının önüne geldiğimizde Tan kapıyı tıklattı ve içeriden dayımın iğrenç sesi geldiğinde kapıyı açtı ve içeri girdi, bende peşinden girmiştim.
Dayım beni gördüğünde Tan'a döndü, "Yoksa onu kaçmaya çalışırken mi yakaladın Tan?" Dedi dalga geçer bir ifadeyle. Ben ona gözlerimi devirirken Tan konuşmaya başladı, "Hayır buraya gelirken karşılaştık. Ben de Dara'nın da anlatacaklarımı duyması iyi olur diye düşündüm." Dediğinde ona döndüm, ne anlatacaktı ki?
Benim olduğu gibi Soysal'ın da bakışları değişmişti, "Anlat bakalım neymiş?" Dedi.
"İblib'de içinde gazetecilerin ve sağlıkçıların da bulduğu bir grup sivil Suriye'den çıkacak, fazla kalabalık değiller ama özellikle gazetecilerin ve sağlıkçıların yönlendirmesiyle bölge tekrar türk askeri dolar." Dedi Tan. Bunun ne anlama geldiğini Soysal daha iyi biliyordu ama bende ne olup bittiğini az çok anlamıştım. Tüm o sivilleri öldüreceklerdi. Soysal'ın dudakları iki yana kırıldı ve sigara içmekten sararmış dişleri ortaya çıktı, "Bu güzel haber..." Dedi ve bana döndü. "Hem Dara'nın da bize yardım edebileceği bir operasyon olur." Dediğinde buz kestim. Buna ölsem de yardım etmezdim.
"Hayır." Dedim direkt ve bir adım geri çekildim, "Sana söyledim, hiçbir şey yapmayacağım senin için." Soysal bana bakmadan güldü, "Senden rica etmedim Dara, yap dedim. Operasyon yakında gerçekleşir, kendini buna hazırlasan iyi edersin."
"Hiçbir şey yapmayacağım!" Diye bağırdığımda Soysal bir anda ayağa kalktı ve elini masaya vurdu, "Dediklerimi yapmayacaksan niye geldin buraya!" Diye gürledi. Cevap veremeyeceğimi anlamıştım çünkü gözlerim yanmaya ve boğazıma dikenler batmaya başlamıştı, onun karşısında ağlamak istemiyorsam susmalıydım. Soysal bir şey söylemeyeceğimi anladığında Başıyla Tan'a işaret verdi ve Tan sertçe kolumu tuttu. Soysal "Kabul edene kadar." Dedi sadece ve Tan "Anlaşıldı." Dedikten sonra beni de beraberinde sürükleyerek odadan çıktı.
Tan'ın kolunu savurmaya çalışırken bir yandan bağırıp bana dokunamayacağını söylüyordum fakat umrunda bile değildi, beni koridordun sonundaki odaya doğru götürüyordu. "Girmeyeceğim oraya bırak beni!" Diye bağırdım bir kez daha. Kendi ayaklarımla girdiğim sorgu odasında bu adamla beraber tekrar girmek istemiyordum.
"Aferin, biraz daha bağır." Dediğinde daha da şaşkın bir ifadeyle bakıyordum ona. "İğrençsin dokunma artık bana!" Diye bir kez daha bağırdığımda yüzünü buruşturdu. Kapının önüne geldiğimizde tek eliyle demir kapıyı açtı ve beni kolumdan çekerek içeri soktu. Ben sandalyeden en uzak köşeye geçerken o kapıyı kilitliyordu. Ölsem de o sandalyeye oturmamam gerektiğini anlamıştım.
Tan kapıyı kapattıp önüne döndüğünde ipi çekerek ışığı yaktı ve karanlıkta seçilmeyen yüzü bir anda aydınlandı. Kahverengi gözlerindeki yeşil hareler midemi bulandırmaya başlamıştı, Tan korkunç bakıyordu.
"Madem buraya geldin, bir işe yarayacaksın." Dedi sertçe. Başımı hızla iki yana salladım, "Ben sizin gibi değilim, masumlara zarar vermem!" Tan söylediğimle dalga geçer gibi güldü, "O silahı da bu yüzden mi aldın?"
"O SİLAHI ALDIM ÇÜNKÜ DAYIMIN BENİ ÖLDÜRMESİNDEN KORKTUM!" Cümlem bittiğinde çığlığım adeta içeride asılı kalmıştı. Tansa hiçbir şey söylemeden bana bakıyordu, "Konuşsana!" Dedim manasızca. "Burası böyle bir yer Açelya, masumları öldürdükleri bir yer. Bunu bilerek gelmedin mi? Neden şimdi istemiyorsun?"
"Onlar gibi olmaya gelmedim buraya ben. Belki... " Devamını getiremeyecektim. Hem ona planlarımı söyleyemezdim hem de daha fazla konuşmaya gücüm yoktu. "Belki ne?" Dedi Tan. Başımı iki yana salladım, "Ben kimseye zarar veremem. Benden bunu istemeyin." Dedim sadece.
Tan derin bir nefes aldı ve kolunu kaldırıp sandalyeyi işaret etti, "Otur." Dedi. Düşünmeden, "İstemiyorum." Diye mırıldandım korkuyla. Tan ceketinin cebinden bir şey çıkartırken göz ucuyla bana baktı, "Korkmana gerek yok." Dedi. Vardı.
Ben korkuyla ne olacağını beklerken o cebinden çıkarttığı cüzdanı masanın üzerine koydu daha sonraysa elini kaldırıp kulak içine bastırdı ve konuşmaya başladı, "İzin varsa devam ediyorum başkanım." Dedi, bir süre karşı tarafı dinledikten sonra onu onayladı ve elini kulağından çekti. Cüzdanını eline aldı ve kapağını ikiye ayırıp elini yüz hizzamda kaldırdı.
M.İ.T
MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI
Ad: Giray Tan
Soyadı: Adanır
Ağzım koca bir 'o' şeklini alırken gözlerime inanamıyordum. Benim terörist olarak tanıdığım Tan aslında bir Mit ajanı mıydı? Kaşlarım hâlâ çatıkken "Ne?" Dedim kendi kendime. Tan bu sırada konuşmaya başladı, "Ben Giray Tan, milli istihbarat ajanıyım. Şuan burada olma sebebim yürüttüğümüz operasyon." Dedi robotik bir sesle. Bakışlarımı kimliğinden çekip yüzüne kaldırdığımda kolunu indirdi ve cüzdanını geri cebine koydu. "Sen... Sen onlardan değilsin." Dedim salak bir ifadeyle. Bu odada başıma geleceklerden o kadar korkmuştum ki bu habere sevinmekte haklıydım.
"Evet Açelya, değilim. İkimiz aynı taraftayız." Dedi Tan. "Hadi otur, daha anlatacaklarım var." Dediğinde masaya tekrar baktım, artık daha az ürkütücü gözüküyordu fakat hâlâ oraya oturmak istemiyordum. Tekrar Tan'a döndüm, "Başka bir yerde konuşsak olmaz mı?" Diye sordum.
"Dayın şuan seni ikna etmeye çalıştığımı sanıyor, erken çıkarsak şüphelenebilir." Dediğinde umutsuzca sandalyeye yanaştım ve ucuna oturdum. "Oturdum anlat hadi." Tan bir bana bir masaya baktı, "Seni masaya kelepçelemeyeceğim merak etme." Dedi ve o da karşımdaki sandalyeye oturdu. Bunu az önce söylemiş olsa asla inanmazdım.
"Bu sefer gerçekten soruyorum Açelya, buraya dayına yardım etmeyeceksen neden geldin?"
Tuttuğum nefesimi vermeden önce karşımda oturan adama baktım ve düşündüm, bir mit ajanı kimliğinin neye benzediğini biliyor muydum? Hayır. Öyleyse ona körü körüne inanamazdım, bunu idrak etmem birkaç dakika sürmemişti bile.
"Sen dayımın ne yaptığını biliyor musun?" Dedim sitem dolu çıkmasını engelleyemediğim sesimle. "Seni tehdit etti." Dedi Tan. Keşke bu kadar basit olsaydı. inkar ederek başımı iki yana salladım, "Tehdit etmedi, tehdit etmek sadece gözdağı vermektir. O beni tehdit ettiği her şeyi yaptı. Arkadaşlarımı o öldürdü." Tan söylediklerime anlam veremiyormuş gibi kaşlarını çattı, "Bu polis kayıtlarında yazmıyor, sadece senin bir şekilde arkadaşlarının ölümüne sebep olmuş olabileceğin yazıyordu." Dedi. Polis kayıtlarından haberi varsa doğruyu söylüyor olma ihtimali artıyordu.
"O bir şekilde yine gerçeklerle oynamıştır." Dedim buruk bir gülümsemeyle, bu bana o kadar normal geliyordu ki artık sinirlenemiyordum bile. "Yani buraya intikam için mi geldin?" Diye sorduğunda bir süre cevabı düşündüm.
Bir teröriste onlardan intikam almak istediğimizi söylemeli miydik? Hayır. Peki bir polise birinden intikam almak istediğimizi söylemeli miydik? Yine hayır.
"Evet. Polisin beni arkadaşlarımı öldürdüğüm için hapse atmasına bile razıydım buraya gelmektense. Ama sonra düşündüm ki intikam almadan bir yere gidemem."
Tan ağır ağır başını salladı, "Biz milli istihbarat teşkilatı olarak bir yıldır Soysal Zaman'ın peşindeyiz, onu araştırırken her detayı öğrendik ki bu detay sen oluyorsun. Dayın için mi çalışıyorsun onu anlamaya çalıştık bir süre fakat görüyorum ki böyle bir şey söz konusu değil." Dedi. Neredeyse bir yıldır izleniyor muydum? Bu korkunç gerçeği daha sonra düşünmeye karar verdim çünkü yıllardır beklediğim an gelmişti, polis dayımı yakalamak üzereydi!
"Dayım için günahımı bile vermem!" Diye atladım söze. "O kadar uzun zamandır polisin onu yakalamasını bekliyorum ki sırf dosyaya katkım dokunabilsin diye hukuk okudum ben!" Tabii Tan muhtemelen bunu biliyordu. Tahmin ettiğim gibi biliyordu, "Biliyorum Açelya aslında bizde senden tam olarak bunu istiyoruz. Bize çok katkın dokunabilir emin ol." Demişti. Hevesle başımı salladım, "Ne kadar tehlikeli olursa olsun yaparım."
Ben cümlemi bitirdiğim sırada Tan daha cevap veremeden kapı sert bir şekilde çalınmaya başlandığında irkildim ve kapıya baktım, çok geçmeden kapının arkasındaki kişi konuştu. "Hadi Tan! Hâlâ kabul etmiyorsa başka şeyler deneyeceğim!" Diye bağırdı Soysal.
Tan hızla ayağa kalktı ve kapıyı açmadan önce bana döndü, "Yapmam lazım." Dediğinde ne yapacağını anlamıştım. Çaresizce kollarımı ona uzattım ve bileklerimi masanın üzerine kelepçelemesine izin verdim. "Biraz hırpalanmış gözükmeye çalış." Dedi yüzünü buruşturarak ve kapıya dönüp kilidi açtı. Kilit açıldığı an kapı gürültüyle açılmış ve Soysal gözükmüştü. Bana bir bakış attıktan sonra Tan'a döndü, "Ne durumda?" Diye sordu. Tan da soruyu cevaplamadan önce bir kez bana baktı ve tekrar Soysal'a döndü, "Biraz inatçı çıktı ama az kaldı elbet kabul edecek." Dedi.
"Yapamaycaksan başkasını getireceğim." Dedi Soysal memnuniyetsiz bakışlarıyla. Tan yüzüne korkunç bir gülümseme yerleştirip bana döndü, "Gerek yok, biz onunla çok iyi anlaşıyoruz." Dedi. Korkmuş gözükmeye çalışıyordum fakat ne ima ettiğini anlamıştım.
Soysal son bir kez Tan'a baktı ve çabuk olması gerektiğini söyleyerek odadan çıktı. O gittiği gibi kelepçeyi işaret ettim, "Çıkar şunları hemen!" Tan kapıyı kilitledikten sonra bileklerimi çözdü ve karşımdaki sandalyeye geri oturdu. "Gördün, onu atlatmak biraz zor olacak." Dedi yüzünü buruşturarak. "Ona babamı görmem gerektiğini söyle." Diye mırıldandım, Tan soran gözlerle bana bakarken ben geçmişte olanları düşünüyordum.
"Bu gece saat dokuzda orada ol Dara."
"Olmaz, babamı görmeden gelemem önce onu görmeliyim. Biraz daha bekle."
"Dosyaların kopyasını aldın mı Dara?"
"Babamın gelmesini bekliyorum."
Ve bunun gibi daha birçok an vardı çünkü bana diretilen herhangi bir şeyi yapmadan önce güvende hissetmem gerekiyordu. "O bunu bilir, bir işi kabul etmeden önce babamı görmek istediğimi anlar."
🎭
Tan Açelya'yı eşyalarını alması için odasına gönderdikten sonra Soysal'ın yanına gitmek üzere binadan çıkmış ve arazi içindeki 13 numaralı deponun önüne gelmişti. Deponun büyük kapısının önüne geldiğinde kapıda dikilen iki adamdan biri kolunu uzatarak onu durdurdu ve Tan'ın anlamadığı dilde bir şeyler söyledi. Buradakilerin çoğu Arap ülkelerinden kaçmış insanlardı bu yüzden arapça ya da Kürtçe konuşuyorlardı. Tan göz devirerek Soysal'ın kendisine verdiği kartı gösterdi. Arap adam kağıtları Arapça yazıyı okuduktan sonra Tan'ın geçmesine izin verdi ve Tan böylece depodan içeri girmiş oldu.
İçerisi neredeyse bomboştu, Tan yürüdükçe yerden tozlar kalkıyordu. Köşedeki varillerin yanına geldi ve boş varilleri gürültülü bir şekilde sağ tarafa çekti. Üç varili de çektikten sonra elindeki tozları silkeledi ve yerdeki kapağa uzandı. Kapak açıldığında ortaya aşağı doğru uzanan paslı bir merdiven çıkmıştı Tan merdivenleri inmeye başladı ve birkaç adım sonra arkasına dönüp kapağı kapattı. Merdivenleri inmeyi bitirdiğinde karanlık ve dar bir koridorda bulmuştu kendisini. Koridorun bu kadar dar olmasının sebebi bir gün polis buraya baskın yapmak isterse onu yavaşlatmaktı. Tam Türk askerini durdurmanın bu kadar kolay olacağını düşünmelerine güldü.
Koridor bitip açıklığa geldiğinde tekrar yukarıdaki adamlardan biriyle karşılaştı bu sefer elindeki kağıdı göstermesine gerek kalmadan adam önünden çekilmiş ve kapıyı açıp içeri girmesine izin vermişti. İçeri girdiğinde Soysal'ın cılız ışık altında oturmuş bir tomar kağıdı incelediğini gördü.
"Bana kabul ettiğini söyle." Dedi Soysal yorgun bir sesle.
"Babasını görmesi gerektiğini söyledi." Tan sadece bunu söylediğinde Soysal gülümsedi, "Aferim Dara." Diye mırıldandı kendi kendine. "Götür onu babasına ama gözünü üzerinden ayırma sakın." Tan buna oldukça şaşırmıştı çünkü Açelya'nın bir daha buradan çıkamayacağına neredeyse emindi fakat hem Açelya kendinen çok emindi hemde Soysal gerçekten de anında babasını görmesine izin vermişti.
Tan gördüklerine şaşırarak önce odadan sonra 13 numaralı depodan çıktı ve asfalt yolda yatakhaneye doğru yürürken kulağındaki kulaklığa dokundu, "Biz çıkacağız Evran, peşimize birini takmadığından emin ol. Olur da böyle bir şey olursa bize haber ver." Dedi. Evran'dan gelen "Anlaşıldı." Sesini duyduğunda parmağını çekti ve yürümeye devam etti. Evran Açelya buraya geldiği gün Tan'la beraber teröristlerin içine karışmıştı ve daha çok Açelya'nın bir şeyler çevirip çevirmediğini izlemişti. Ve Açelya'nın Soysal'ın odasına girdiğini biliyordu.
🎭
"Muhteşemdi, gözümden düşüşün
Son masum parçamı çaldın, gördüm
Ağlıyordum, kahkahalarla güldüm
Aslında ben bunu biliyordum
Acı da yok gözyaşı da
Kaybedecek bi' şey kalmadıysa
Aldanmam ağlayamam da
Paylaşacak şey, kalmadıysa..." Radyoda çalan Göksel şarkısına olabilecek en kısık sesle eşlik ederken parmağım kapının kenarındaki tuşa gitti ve camı biraz indirip saçlarımı uçurmasına izin verdim. Tan'ın doğa dostu arabasında Mağara denen o yerden uzaklaşıyorduk şimdi ve ancak nefes alıyor gibi hissediyordum.
"Ekip eski mit binasında, yenisine girmeden önce birkaç testten geçmen gerektiğini düşündüler." Tan'ın söyledikleriyle ona döndüm, "Ne testi?" Diye sordum yüzümü buruşturarak. "Yalan makinesi." Dedi tepkimi ölçmek isteyerek fakat ben söylediğiyle kıkırdamıştım çünkü saçma gelmişti.
"Ciddiyim, gerçekten yalan makinesi." Dediğinde gülmeyi kestim.
"Prosedür buysa..." Dedim değişik bir ifadeyle. Prosedür buysa epey garipmiş. "Takdir edersin ki gerçek devlet sırlarının saklandığı bir yere önümüze geleni sokamayız." Dedi Kale'yi kast ederek. Haklıydı, ben dayıma yardım etmek için Tan'a yalan söylemiş de olabilirdim. Ya da olamazdım. Muhtemelen yalan söylediğimde makine ötmeye ve kırmızı ışıklar saçmaya başlar ve beni yalnızca saniyeler içinde imha ederlerdi. Hayal ettiğim şeyin saçmalığıyla yüzümü buruşturdum ve camı kapatıp önüme döndüm.
Bir süre sonra Tan ortamdaki sessizliği bozdu, "Gergin hissediyor musun?" Diye sordu kısa bir an bana bakarak. İster istemez dalga geçer gibi güldüm ve başımı iki yana salladım, "Daha önce arkadaşlarımın ölümünden sorumlu tutulduğum bir sorguda bulunmuştum." Tan bir süre düşündü ve sonunda, "Ne oldu onlara?" Diye sordu. "Zaten biliyorsun Tan." Dedim göz devirerek, insanların cevabını bildikleri sorular sormalarından hoşlanmıyordum ve herif bir ajandı, muhtemelen lise numarama kadar biliyordu.
"Bana Giray de." Diyerek ufak bir uyarıda bulundu ve devam etti, "Polis kayıtlarında ne yazıyorsa onu biliyorum. Benim bilmek istediğim Soysal'ın ne yaptığı." Dediğinde cevaplamak üzere derin bir nefes aldım, ne de olsa eninde sonunda anlatacaktım. "Ben onun bana ulaştığını polise söyledim ve polis onu aramaya başladı sonra o bunu öğrendi ve bana 'bu yaptığına pişman olacaksın' temalı bir konuşma yaptı. Ailen mi arkadaşların mı diye sordu, seçmek istemedim. Bir gün beni bir depoya götürdü; önümde bir ekran, ekranın bir yarısında babam öbür yarısında Ilgın. Yine de seçmedim, daha çok sinirlendi ve o lanet olası kırmızı nokta babamın üzerinde durdu. Refleks olarak 'babama dokunma' diye bağırdığımı hatırlıyorum. Son hatırladığım şey de bu zaten, sonraki sabah uyandığımda Ilgın'ın öldüğünü öğrendim."
Söylediklerim ağzımda acı bir tat bıraktığında tekrar derin bir nefes aldım ve bu iğrenç hissin geçmesini bekledim.
Giraysa başını umutsuzlukla iki yana salladı, "Polis kayıtlarında bunların hiçbiri yer almıyor Açelya." Dediğinde kalp atışlarımın bir anda değiştiğini hissettim, "Bana inanmıyor musun?" Diyerek çıkıştığımda Giray bana ters bir bakış attı. "Ondan bahsetmiyorum, Soysal'ın kolunun nerelere uzandığından bahsediyorum. Polis kayıtlarını bile değiştiriyorsa her şey çok daha karmaşık bir hâl alacak." Dedi.
Derin bir of çektiğimde Giray bir kez daha bana baktı, "Umarım doğruları söylüyorsundur Açelya."
🎭
Araba Ankara'nın dar sokaklarından birinde durduğunda önce arabanın farları söndü ve sokak bir anda karanlığa büründü. Burada MİT'in hâlâ kullandığı bir bina olduğunu bile bilmiyordum. İkimiz de arabadan indiğimizde Giray arabasını kitleyip ilerideki bahçe kapısına doğru yürümeye başladı, bende onu takip ettim. Demir kapı mekanik sesler çıkararak açıldı ve bahçeye girip binanın girişine kadar olan kaldırım taşı yolu yürüdük. O kadar garip hissediyordum ki hissetiklerimi açıklamaya çalışmak yerine yerdeki taşları tek tek saymak daha kolay geliyordu.
İçinde çıt çıkmayan binaya girdiğimizde ikinci katta bir odanın önüne gelene kadar Giray'ı takip ettim. Giray, "Tim içerde." Dedikten sonra kapıyı açtı ve içeri girdi. İçerisi binada tek ışık yanan yer olma özelliğini taşıdığından gözlerim kamaşmıştı. Bende içeri girdiğimde kapı ardımdan kapandı ve önünde siyah hareler dolaşan bakışlarım masanın etrafında oturmuş insanlarda gezindi. İki adam iki de kadın vardı, adamlardan birini tanıdığımı fark ettiğimde ağzım kocaman açıldı, "Sen.." diye mırıldandım adamı işaret ederek. "Evran bizden erken varmış." Dedi Giray üstündeki ceketi çıkartırken. Evran dediği adam önceki gün yatakhanenin önünde gördüğüm adamdı.
Kızlardan daha uzun boylu olan, "Yalan makinesi hazır, Bahri başkanı bekliyoruz." Dedi ve önündeki bilgisayarı işaret etti. Giray ellerini birbirine vurdu, "Şu iş bir an önce bitsin istiyorum, Açelya otursun bende Bahri başkanı alıp geleyim." Dedi ve odadan çıktı. Tanımadığım bu dört kişinin arasında gerildiğimi hissettim fakat anında başka şeyler düşünmeye çalıştım çünkü yalan makinesi kalp ritmine göre çalışıyordu. Kalp atışlarım hızlanırsa yalan söylediklerimle beraber doğru söylediklerim de yalan çıkabilirdi.
Aynı kız sandalyeyi ve bir sürü kabloyu işaret ederek konuştu, "Buraya otur, bunları barınaklarına ve göğsüne takacağım." Bir şey demeden yanına gittim ve sandalyeye oturdum, kız eline göğsüme takacağım kabloları aldı ve üzerimdeki ince badinin üzerinden vücuduma taktı. Diğer iki kablonun uçlarındaki mandalar da iki elimde yerlerini aldıklarında kendimi Frankenstein gibi hissediyordum.
Ben kurbanlık Frankenstein gibi beklerken Giray yanında kırklı yaşlarında bir adamla geri döndü, "Ben Bahri Şensoy, Açelya tanıştığımıza memnun oldum. Giray anlatmıştır, seni ufak bir sorguya alacağız." Dedi ve elindeki dosyaları masaya bırakıp baş köşeye oturdu. "Teste başlayalım Nuray." Dediğinde yanımda dikilen kız bilgisayardan birkaç tuşa bastı ve kabloların ucunda mavi bir ışık yanıp sönmeye başladı. "Hazırız başkanım." Dedi Nuray.
"Evet! Açelya Dara Karayel, Soysal'ın sana ilk ulaştığı günden başlamanı istiyorum."
🎭
Instagram'da @tanvaktikanofficiall hesabında kitaplarım hakkında paylaşım yapıyorum, takip edip destek olursanız çok sevinirim 💙 📖
Bölüm etkileşimi
