8. bölüm · SUÇLULAR VE BİLİNMEYENLER

Bölüm 8-

Eylul🦖

-İlyas Arslan, 2 yıl önce-

"Herkes biliyor..." Sırtı bana dayalı olan adamın boğazındaki bıçağın baskısını arttırdım. "Hain olduğunu, Tufan'ın adamı olduğunu herkes biliyor!" Adam titrek bir nefes verdiğinde bıçağın ucundan usulca akan kan damlalarını gördüm. Sırıttım. "Konuşsana, herkesin önünde söylesene, ben şerefsiz biriyim, desene!"

Çetedeki herkesin gözlerinin önündeydik. Kollarımın arasındaki adam, Eray Soylu.

Henüz dört ay olmuştu tüm çeteyi toplayalı. Bu dört ayda birçok suç işlemiştik ve polis izimizi bile bulamamıştı. Eray ise aramıza aldığım fakat telefonunda Tufan'ın eski sevgilisiyle olan mesajlaşmalarını gördüğümde anlamıştım.

Tufan'ın adamı gibi görünüyordu, bizden birisi gibi görünüyordu fakat aslında her iki tarafa da ihanet ediyordu. Tufan, ona ulaşmamamız için içimize birinin sızmasını sağlamıştı ve bunu anlamayacağımızı sanmıştı.

-1 saat önce-

Odamdaydım. Yeni duş almıştım ve kıyafetlerimi giydikten sonra yatağın üzerine oturmuş, sosyal medyada geziniyordum.

Daha doğrusu Karam Yılmaz'ın hesabında.

Abisi kayıplara karışalı yaklaşık yedi ay olmuştu ve o bu sürede paylaşımlarını hiç kesmemişti. Verdiği röportajlarda abisi hakkında sorulan soruları ustalıkla geçiştirmiş ve sanki hiçbir sorun yokmuş gibi hayatına devam etmişti.

Belliydi, bir şey biliyordu.

Kapım çalındığında kafamı kaldırırken telefonu kapatıp yatağa koydum. Kapıyı araladığımda Yaman'ı karşımda bulduğumda onun girebileceği kadar açtım ve içeri girmesini bekledim. Usul adımlarla odaya girdiğinde kapıyı ardından kapattım. "Seni dinliyorum."

Sıkkın bir nefes verdi. "Aramızda bir hain var." Tek kaşım kalkarken hafifçe afalladığımı hissettim. "Kim?"

"Eray." Gözlerim büyüdü. Eray olamazdı, onun çektiği, gördüğü şeyler çok vahşiceydi. Hafifçe sırıttım. "Saçmalama oğlum, ne Eray'ı?" Yaman kendi telefonunu cebinden çıkarıp bir fotoğraf açtığında telefonu bana verdi. Bir ekran görüntüsüydü bu. Eray'ın telefonundan alınmış bir ekran görüntüsüydü fakat Yaman Eray'ın telefonundan kendi numarasına atmıştı. Mesajları okumadan gözlerimi Yaman'a çevirdim. Direkt ne söylediğimi anlamış olacak ki, "Merak etme, onun telefonundaki mesajları sildim." dedi. Gözlerim yeniden ekrana döndüğünde bir kadınla olan mesajlaşmalarını gördüm. Kaydedilen kişiye baktığımda ise tek bir isim vardı.

Şeyda.

İsmin yanında siyah bir kalp koyulmuştu. Mesajlara baktım.

Şeyda🖤: Akşam geliyorsun değil mi?

Eray: Tabii ki güzelim, vaktinde orada olacağım.

Şeyda🖤: Güzel.

Şeyda🖤: Bu arada, Tufan'ın anlayacağı bir şey yapmıyorsun değil mi sevgilim?

Eray: Hayır elbette. O aptal asla anlamaz.

Şeyda🖤: Peki ya çetedekiler?

Eray: Onlar da kendilerini bir şey sanıyorlar ama akılları beş karış havada. Ayakta uyutuyorum onları:)

Mesajlar burada sona eriyordu. Kaşlarım benden izin almadan çatıldığında telefonu Yaman'a geri uzattım. Sıkıntılı bir şekilde iç çekerken ne yapacağımı bilemez halde tek elim saçlarıma gitti. "Ne bok yiyeceğiz biz Yaman? Şeyda kim ya!" Sesimi yükseltmiştim. Bunu farkeden Yaman fısıldamam için elini kaldırdı. "Bu çetede benim de söz hakkım var, değil mi İlyas?" Başımı salladım. "Tamam o halde, ne yapacağız? Yapabileceğimiz tek şey Şeyda'nın izini sürmek ve Eray'ı öldürmek."

Mantıklı geldiği için başımla onayladım. "Mantıklı..."

Yutkundu. "Bir konu daha var," gözlerimi ona çevirdim. "Karam'ı ne yapacağız? İstersen onu da öldürebiliri-" sözünü sertçe kestim. "Karam'a zarar gelirse hepinizi öldürürüm. O kız benim için değerli, her anlamda. O kızın saçının teline zarar gelirse hepinizin amı-" açılan kapı edeceğim küfürü durdurdu. Kafamı arkama çevirdiğimde Marsel'i gördüm. "Neden geldin kızım sen?"

Dudağını büzdü. "Çok fazla ses çıkarıyordunuz, ayrıca Eray seni çağırıyor." Dişlerimi sıktım.

Şerefsiz.

Odadan çıktım ve Eray'ın yanına gittim. Eray, "İlyas, bu akşam bir işim var. Dışarı çıkıyorum ben." diyince Yaman'ın elinden telefonu alıp bir anda ekranı yüzüne tuttum. Fotoğrafı ona gösterdiğimde yutkundu ve tam inkar edecekken telefonu yere bıraktım ve yakalarından tutarak alnımı sertçe burnuna gömdüm. O acıyla inleyip burnunu tutarken bağırdım. "Demek ayakta uyuyoruz, ha! Şerefsiz!" Burnundan kan aktığı için eğilmişti. Ben de saçlarından tutup kafasını kaldırdım. Yaman'a döndüm. Arkasına Marsel'i saklamıştı ve Marsel'in korkmasını engellemeye çalışıyordu. Gözlerim yeniden Yaman'a döndü. "Çabuk diğerlerini çağır, bu şerefsizi öldüreceğim!"

-1 saat sonra-

"Konuşmazsan seni basit bir şekilde öldürmem, haberin olsun!"

Eray boğazından hafifçe damlayan kan damlalarını hissettiği an inliyordu. Herkes çatık kaşlarla ona bakıyordu.

Esila ve Marsel hariç.

Onları arkadaki bir odaya almıştım, görmemeleri için. Çünkü onlar genellikle sadece birini silahla öldürdüğümüzde görüyorlardı. Detaylı bir ölümden etkilenebilirlerdi.

Bıçağın baskısını arttırdığımda nefes nefese kalmış bir şekilde konuştu. "Tamam, konuşaçağım. Ama ilk önce beni bırak." Dediği an onu sertçe ittirdim. "Konuş! Şeyda ile aranda ne var? Tufan sana ne dedi?" Sendelediğinde çabuk toparladı ve hemen avuç içini boğazının yaralı kısmına bastırdı. "Evet, Şeyda benim sevgilim." Arkadan Demir seslendi. "Tufan sana ne söyledi de onun için çalışmaya başladın?"

"Bana çok para vereceğini, farklı bir kimlik, yeni bir hayat, mutlu bir hayat vereceğini söyledi. Hayatımın da garantisini verdi."

"Şeyda ile ne zamandan beri ilişkiniz var?"

"Dokuzuncu ayımız doldu."

"Tufan sana başka bir şey teklif etti mi? Kardeşi hakkında bir şey dedi mi?" Bir anlık dudaklarımdan dökülen kelimelere afallayaral yutkundum. Eray'ın gözleri bana döndü. "Tufan'ın kardeşine takıntılısın, bunu biliyorum. Onu bir sapık gibi sürekli takip ediyorsun. Neden hala bana bunları soruyorsun?" Herkesin gözleri bana döndüğünde tedirginlikle yutkundum. "Ben onu takip etmem." Eray sırıttı. "O kızla birlikte olmak için neler verebileceğini biliyorum. Onu sadece bir silah olarak istemiyorsun. Yıllar sonra mutluluğunu onda arıyorsun." Anlık bir sinirle silahımı çıkarıp hiç düşünmeden alnına iki el ateş ettim. Kanları yüzüme sıçrarken dudaklarımdan küfürler dökülüyordu.