5. bölüm · SUÇLULAR VE BİLİNMEYENLER

Bölüm 5-

Eylul🦖

-İlyas'ın ağzından, 4,5 yıl önce-

Dışarda esen ılık rüzgarla birlikte dans eden perdenin arasından gözüme ilişen sarı ışıklarla uyandım. Evet, sabah olmuştu.

Bu evde son günümdü.

Tabii, ben bunu bilmiyordum.

Avuç içlerimi yatağıma bastırarak yatakta doğrulduğumda saç diplerimin kaşındığını hissederek bir elimi kaldırdım ve saç diplerimi kaşıdım. Yataktan kalktığımda sarsak adımlarım mutfağa doğru yürüdü. Mutfağa girdiğimde gözlerimi kaşıyan ellerim yüzünden gözlerim kapalıydı fakat burun deliklerime dolan kokuyla irkildim ve gözlerimi açamadım.

Sanki...

Sanki bu koku... Kan kokusuydu.

Yutkunmaya çalıştığımda boğazıma oturan yumru yutkunmamı engelledi ve titrek bir nefes verdim. Parmaklarım usulca gözlerimden uzaklaşırken gözlerimi araladım. Araladım ve gördüğüm korkunç manzara karşısında dişlerimi sıktım. Midem hafifçe bulanmaya başlarken kaşlarımı çattım. Dolan gözlerimi kıstım.

Ağlıyor muydum?

Evet, göz pınarlarım dolmuşken karşımda annemin ve babamın cesetlerine bakıyordum.

Daha doğrusu parçalarına. Çünkü ortada annemin ve babamın bedenlerinden ayrılmış, kanla kaplanmış kafaları vardı. Biraz yanında ise iki kol vardı. Kolların ucundaki eller birbirine kenetlenmişti. Ellerin altında ise bir kağıt vardı. Onun da üstüne bir kaç damla kan vardı. Zangır zangır titreyen ellerim kağıta uzandı. Katlanmış kağıdı açtığımda bir el yazısıyla karşılaştım.

"Babanın bana ufak bir borcu vardı, bunu da küçük bir faizle ödedi."

Biraz boşluk bıraktıktan sonra başka bir yazı vardı.

"Ha bu arada, annen ve babanın ne kadar büyük bir aşk yaşadığını da ölürken bile birbirine kenetli olan ellerinden anlayabilirsin. Kollarını keserken bile ellerine dikkat ettim."

Notu okur okumaz boğazımdan ağzıma, oradan da dudaklarıma kadar gelen acı tada engel olamadım ve eğilip kusmaya başladım. Gözyaşlarım akıyor, dudaklarımdan iğrenç bir sıvı akıyordu ve tam yanımda da annem ve babamın parçalanan bedenleri vardı. Mutfaktaki koku katlanılamaz bir hale gelirken sonunda öğürmelerim bitti ve ağlarken doğruldum. Titrek bir nefes vererek anne ve babamın kafalarına baktım. Bir kez daha hıçkırırken halıya baktım.

Bu halı önce annem ve babamın kanlarıyla, sonra da benim kusmuğumla bulanmıştı.

Bir anda aklıma gelen şeyle durdum. Esila? O neredeydi?

Gözlerim fal taşı gibi açılırken korku ve endişeyle karışık bir nefes verdim. Gözlerimdeki yaşlar bile durmuşken hemen Esila'nın odasına doğru koştum. Karşılacağım manzaranın ne olacağını bilmediğim için gözlerimi kapadım, büyük bir nefes verdim ve kapıyı yavaşça araladım.

Kapıyı açtığımda karşılaştığım görüntü ise gayet normaldi. Esila yatağında uyuyordu. Fakat yine de emin değildim, o adamlar annem ve babamı öldürüp bizi sağ bırakırlar mıydı?

Gidip Esila'nın nabzını kontrol ettim, nabzı atıyordu.

Titrek bir nefes daha verip odadan çıktım fakat mutfağa gitmedim. Hatta Esila görmesin diye mutfağın kapısını kilitledim ve odama döndüm.

Üstüm kirli, gözlerim dolu bir şekilde yere oturdum ve sırtımı duvara yasladım. Gözlerim tuttuğu yaşları yeniden bıraktığında iç çekerek ağlamaya başladım.

Annemi öldürmüşlerdi.

Annemi parçalamışlardı.

Babamı öldürmüşlerdi.

Babamı parçalamışlardı.

Ve kafalarını ilk gireceğimiz yer olan mutfağa atıp gitmişlerdi. Birbirine kenetlenmiş olan ellerini de öyle.

Ben hala ağlarken bir anda telefonum çaldı. İstemsizce gözlerim ekrana kaydığında bilinmeyen numaradan gelen bir arama olduğunu farkettim. Titreyen ellerim telefonu yerden almadan aramayı açtı ve hoparlörü açtı. Karşı tarafın konuşmasını bekledim.

"İlyas..." Ses bir erkeğe aitti. Kurumuş dudaklarımı ıslattım. "Konuş," karşı taraftan hafif bir gülme sesi geldi.

"Sana bıraktığım hediyeyi beğendin mi?" Gözlerim büyüdü ve hemen iki elimle telefonu kavradım. "Sen kimsin!" Sinirle söylediğim sözlere karşılık, "Kim olduğumu boş vereceksin. Zaten zamanla öğreneceksin. Unutma, daima ensenizdeyim. Ölsem bile." diyip telefonu kapattı. Yaşadığım şaşkınlıktan dolayı dudaklarım aralanırken sinirle telefonu fırlattım. Yeniden ağlamaya başladım fakat bu sefer üzüntüden değil, sinirdendi bu gözyaşlarım. Dişlerimi sıkıp küfür ederken yumruklarımı öyle sert sıkmıştım ki parmaklarımın uçlarının uyuştuğunu hissettim.

Bu olay böyle sonuçlanamazdı.