12. bölüm · SUÇLULAR VE BİLİNMEYENLER

Bölüm 12-

Eylul🦖

Tuvaletteydim.

Tuvalete giderken Rus mafyası gibi adamları görmüş, daha da korkmuştum. İlk başta itiraz etsem de en sonunda boyun eğip tuvalette beklemeyi kabul etmiştim.

En azından ben alışana kadar, onların sözünü dinlemek mantıklı bir fikirdi.

Ben gitmeden önce Yaman İlyas'tan gizlice cebime minik bir tabanca sıkıştırmıştı. Bir tehlike hissedince çekinmeden kullanabileceğimi söyleyip gitmem için işaret vermişti.

Ve... Sonuç olarak şuan boş boş bekliyordum.

Neden bilmiyorum ama kırmızıya boyanmış duvarları olan bu gösterişli tuvalet -altın rengi süslemeleri var- çok garip geliyordu. Karşımdaki aynaya bakıyordum. Karşımdaki kumral kıza bakıyor, kendimi sorguluyordum.

Ben bu muydum?

Suçlularla işbirliği yapıyor, onların insanları öldürmesine göz yumuyordum.

Ne için?

Ailemin intikamını almak için. Abimi bulmak için. Ne kadar güçlü olabileceğimi gösterebilmek için.

Fakat bu çete olmasa hiçbir işe yaramam ki.

Çenemi kaldırdım, saçmalıyordum. Derin derin nefesler alıp verirken tavandaki havalandırmayla bakıştım. Tuvalette kimse yoktu, bu yüzden rahatça hareket edebiliyordum.

Ta ki havalandırmadan bir gürültü gelene dek.

Hemen birkaç adım gerilediğimde sağ elim cebimdeki silaha gitti fakat yerinden çıkarmadım. Sadece derin nefeslerim ve havalandırmadan gelen tıkırtılar duyuluyordu. Silahımı daha sıkı kavradığım an havalandırmanın kapağı yere düştü. O küçük aradan da görebildiğim şey bir insan kafasıydı.

"Zeliha?" Yüzünü kapatan siyah saçlarını tek eliyle geriye savurdu. "Çabuk gel, gitmemiz lazım." Tuvaletin kapısına baktım. "Oradan çıksak olmaz mı?" Ofladı. "Bir bildiğim var ki buraya sıkıştım Karam, hadi şimdi gel." Usulca başımı ona çevirdim. Bana uzattığı eline baktım. Zeliha oraya sığdıysa ben de oraya rahatça sığabilirdim.

Bana uzattığı elini kavradım ve diğer elimle kapağı açılmış havalandırmanın bir çıkıntısına tutundum. O beni yukarı çekerken ben de ona yardım ettim ve dizlerim zemine değdiği an burasının göründüğünden daha dar olduğunu farkettim. Zeliha cebinden minik el fenerini çıkardı ve bu minik tünelin içinde emeklemeye başladık. Nereye gittiğimizi bilmiyordum, bu labirent gibi dar yerin içinde çok rahatsız hissediyordum fakat sesimi çıkardığım anda Zeliha kafama sıkacakmış gibi hissettiğim için susuyordum. Uzun bir süre resmen süründükten sonra Zeliha el fenerini kapattı. Kafamı yana uzatıp ileriye baktığımda bu ufak kapının dışarıya açıldığını gördüm. Bunu sokak lambalarından anlayabiliyordum. Zeliha tünelin sonuna geldiğinde aşağıdan bir bedene tutundu ve indi. Sıra bana geldiğinde karşımdaki kişilere baktım. Esila,Yaman ve İlyas vardı. Ayrıca da yeni aralarına katılan Zeliha. İlyas'ın elinde birkaç dosya vardı.

Evet, başarmışlardı.

Boğazının kenarındaki ufak kesik buradan bile belli oluyordu çünkü hala küçük oluktan kan damlıyordu. Gözlerim Esila'ya kaydığında onun saçlarının biraz hırpalanmış olduğunu farkettim. Dudağının kenarı patlamıştı. Onun dışında hala kusursuzdu. Yaman'a döndüğümdeyse kaşlarını çatarak bana baktığını gördüm. Onun da elinin eklem kısımları kızarmıştı. Saçları dağılmış, gömleğinin birkaç düğmesi kopmuştu. Yanağında da fazla belli olmayan bir kızarıklık vardı.

Ben onu incelerken bana doğru geldi. Ben ona bakarken konuştu. Sesi sinirliydi. "Daha fazla incelemeyeceksen gel de indireyim, şimdi bir yerlerini kırıp da bize İlyas'ın dırdırını dinletme." İlyas'a baktığımda sırıtıyordu. Yaman'ın bana uzattığı kollarına baktım ve yavaşça omzuna tutundum. Hızlıca belimden kavrayıp beni yere indirdiğinde sanki saatli bir bombaymışım gibi anında benden uzaklaştı. Bu davranışına göz devirirken kollarımı birleştirdim. Her yerim toza bulanmıştı. Elimi ağzıma götürüp öksürdüğümde omzuma bir el dokundu, daha doğrusu kavradı. Arkama döndüğümde İlyas'ın hayran kalınacak kadar güzel ve kıvrık kirpikleriyle karşılaştım. Güven veren bir ses tonuyla fısıldadı. "İyi misin, bir şeyin var mı gü..." Gözleri büyüdü ve yutkundu. "Karam," başımla onayladım. "İyiyim, sadece her tarafım toz oldu." Onun aksine sesli söylediğim şeyi Esila duyunca gülmeye başladı. Ben de gülümsediğimde İlyas beni bıraktı.

"Arabaya geçelim."