14. bölüm · SUÇLULAR VE BİLİNMEYENLER

Bölüm 14-

Eylul🦖

4 ay önce:

Kahvaltı yapmayı sevmediğimden, yine tabağımdaki zeytine işkence çektiriyordum.

"Bugün bir röportajda olacağım Karam," kafamı kaldırıp karşımda oturan adama, babama baktım.

Ama uzun süredir birlikte vakit geçirmiyorduk ki.

Derin bir nefesi içimdeki hapsinden kurtardığımda umursamadan yemeye devam etti. Elimin uyguladığı sert baskıdan dolayı çatalım hafifçe titrerken dişlerimi sıktım ve herkesin bildiği, sakin Karam olmaya karar verdim. Babam keyifle kahvesini yudumluyor, bir yandan da iş için kullandığı tabletinden gündemi kontrol ediyordu.

Sonuçta adının medyada kötü anılmaması gerekirdi, değil mi?

Burnumu hafifçe kaşırken sahte bir şekilde öksürdüm ve babamın bana bakmasını sağladım. O bana döndüğünde hızlıca, "Uzun sürer mi?" diye sordum. Omuz silkti ve ilgisini yine benden tabletine çekti. "Sürmez ama birtakım işlerim var. Daha otelle ilgilenmem gerek. Yeni ortaklarımızla da görüşeceğim, işler bu kadar iyi ilerlerken benim de ilgilenmem gerek." İç çektim. "Pekala," ellerimle masaya baskı uygulayıp ayağa kalktım. "O halde sana kolay gelsin. Malum, işlerin kızınla geçireceğin otuz dakikadan daha önemli." Sözlerim bittikten sonra arkama bakmadan geniş, uzun koridordan yürüdüm ve dışarı çıktım. Kapıyı gürültülü bir şekilde kapattıktan sonra yine aynı hızımla arka bahçeye yürüdüm.

Arka bahçeye vardığımda bahçenin tam ortasındaki alana baktım. Burada gül,lale gibi renk renk çiçekler vardı. Çiçeklerin etrafını saran çimler, diğerlerine göre uzundu. Sık sık kesilmezdi. Sağ tarafıma döndüğümde, iki koca ağacın arasında sallanan bir hamak vardı. Esen hafif rüzgarla birlikte usulca hareket eden hamak, ne kadar rahat olduğunu uzaktan bile belli edecek cinstendi. Bu ağaçların yanlarında da genel olarak ağaçlar, ara sıra da çalılıklar vardı.

Sol tarafımda ise pek bir şey yoktu. Bahçıvanların çalışırken alacağı malzemelerin bulunduğu küçük, kiler gibi bir kulübe vardı. Yan tarafında bir el arabası, düzenli bir şekilde duran saksı yığını ve farklı boylarda birkaç kürek vardı.

Bu bahçeyi küçüklüğümden beri evimizdeki en sevdiğim yer olarak belirlediğim için sık sık buraya gelirdim.

Ve uzun süredir buraya uğramıyordum. Bu yüzden değişen şeyler vardı ve onları inceledim bir süre boyunca.

Kısa süreli incelemem bitince biraz ilerleyip bir ağacın altına bağdaş kurarak oturdum. Ellerim istemsizce otlara giderken engel olmadım. Parmaklarım otların etrafını sürekli olarak kavrayıp bırakırken yaptığım tek şey bu hareketi izlemek oldu.

Ne zaman yanımda kimse olmadan buraya gelsem bu hareketi yapıyordum.

Annem katledildiğinden beri. Annem sır gibi bir cinayete kurban gitmişti ve o hayatını kaybettiğinde medyaya hemen sızmıştı. Buna rağmen sessiz kalan abim ve babam, beni de susturmuştu.

Hayır, herhangi bir teklifle değil. Zorla.

Dışarı çıkıp avaz avaz bağırmak istemiştim. Annemin katilinin bulunmasını, adaletin sağlanmasını istemiştim. Abim ise beni susturmuştu. Bir gün odama gelmiş ve sürekli adalet aramamam gerektiğini, bu davanın sonuçlanmayacağını söylemişti. Ben de babamın onu manipüle ettiğini, annemin hakkını aramamız gerektiğini savunmuştum. Hatta eğer buna engel olurlarsa onların bazı karanlık sırlarını açığa çıkaracağımı söylemiştim.

-27 Kasım 2020-

"Anlamıyorsun, annemin ölümü rafa kaldırılmış bir dava olarak mı kalacak?" Üzerime yürümeye devam etti Tufan. "Evet kalacak," başımı iki yana salladım. "Senin beynin yıkanmış, yoksa nasıl buna göz yumabilirsin ki?" Zaten çatık olan kaşlarını biraz daha çattı ve bir kolumu sertçe kavradı. Tenim parmaklarının altında ezilirken tıslar gibi fısıladı.

"Bence asıl beyni yıkanmış olan kişi sensin!" Ateş saçan karanlık gözlerine bakarak inkar edecek şekilde başımı iki yana salladım. "Neden?" Göz pınarlarım baraj kapaklarını açmaya hazırlanırken sesim titredi. "Senin de annen katledildi, nasıl bu kadar sessiz kalabiliyorsun?" Gözlerim koluma baskı uyguladığı eline gitti. "Abi, kolum," daha da sıktı. "Acıyacak." Diğer kolumu da aynı şiddetle sıktı ve beni sarstı. "Ölmek mi istiyorsun? Cidden seni öldüreyim mi sevgili kardeşim?"

Yutkundum. "Buna cesaret edemezsin," dudağının kenarı kıvrıldı. "Beni durduran ne? Bize değer vermeyen bir kadın öldü ve sen şimdi onun intikamını mı almak istiyorsun? Üstelik de bizim sırlarımızı ortaya çıkararak!" Dişlerimi sıktım. Bir anda bağırarak, "Senin gibi bir şerefsiz annem hakkında böyle konuşamaz, sen onun oğlu değilsin!" Bir anda kollarım serbest kaldı ve yanağıma aldığım sert darbeyle duvara çarptım. Başım yana çevrili bir şekilde dururken ağzıma istila etmiş kanı yuttum.

Bana tokat atmıştı.

Hızlı hızlı soluklanırken sert bir hareketle çenemi kavradı ve ona bakmamı sağladı. Gözleri birkaç saniye patlamış dudağımda oyalandı, sonra tekrar yüzüme baktı. "Bak Karam, senin o gelişmemiş beynin henüz olanları algılayamıyor. Her şey düzelecek," ben kaşlarımı çatıp tam bir şey söyleyeceğim sırada sözümü kesti. "Sen de sesini keseceksin. Yoksa sevgili kız kardeşimin hayatını karartmak zorunda kalırım." Bir anda çenemi tutan bileğinden tuttum ve elini çenemden kopardım. "Sırf işlerinin bozulmaması için yapıyorsun," aklıma bir şey gelmiş gibi gözlerim büyüdü. "Belki de babam sırf o çok sevdiği metresiyle evlenmek için senin aklına gitmiştir." Öfkeyle kaşlarını çattı. "Ne saçmalıyorsun sen?" Omuz silktim. "Yalan mı?" Dişlerini sıktı.

Yalan söylemiyordum.

Benim üstüme tekrar yürüdüğünde artık bana vurmasını istemedim ve kendimi savunmak için ona tekme atacağım sırada ayak bileğimi tuttu ve tutmasıyla sırtımın sertçe zeminle kavuşması bir oldu.

Yüzüme gelen saçları tek elimle arkaya attım ve ona bakarak sırıttım. Bu onu daha da sinirlendirmiş olacak ki benim üstüme doğru eğildi. İşaret parmağını bana doğru salladı, "Uslu dur Karam, seni seviyorum ve sana zarar gelmesini istemem. Ama sen beni çok zorluyorsun, bunun bedeli ağır olabilir abiciğim." diye fısıldadı. Sonra doğruldu ve odadan çekip gitti. Dişlerimi sıktım, tırnaklarım avuç içlerime battı. Ayağa kalktığımda bakışlarım odada gezindi. Gözlerim sehpanın üzerindeki çerçeveli fotoğrafta duraksadı.

Annemin fotoğrafı.

Titreyen ellerim çerçeveyi kavradı ve incelemek için kendime yaklaştırdım. Gözlerim yaşlarla dolu olduğu için buğulu bir camdan bakıyormuş gibi hissediyordum. Annemin camın ardındaki yüzünü okşadım. Sonra yavaşça ve zarar vermeden çerçeveyi sehpanın üzerine bıraktım ve diz kapaklarımın üstüne yığıldım. Artık durdurulamayacak şekilde ağlamaya başladığımda hayatımda ilk defa sessizce değil de haykırarak ağlamayı istedim. Sesimi gizlemeden ağlarken çığlıklar atıyordum. Ellerimin altındaki halıyı sıkıyor, gözyaşlarım yüzünden saçlarım yüzüme yapışıyordu.

Hıçkırıklarım devam ederken artık ağlamaktan kusacak seviyeye geldiğimde yere sırt üstü uzandım ve sakinleşmeyi bekledim. Engel olamadığım bir şekilde hala hıçkırırken ellerimi yüzüme kapadım.

O halde ne kadar süre o şekilde beklediğimi hatırlamıyordum.

Beni durduran şey ise bir bildirim sesi oldu. İlk önce açmayı düşünmesem bile elim telefona gitti ve ekranı açtım. Bir mesaj gelmişti.

Mesaj sayfasına girdim.

bilinmeyennumara: Seni bir gün bu zulümden kurtaracağım ve o zaman ikimizde çok mutlu olacağız, sana sözüm olsun Karam Yılmaz.

Yutkundum.