11. bölüm · SUÇLULAR VE BİLİNMEYENLER

Bölüm 11-

Eylul🦖

Beş tane iri yarı adamın karşısında bir suçlu ve bir tane de tecrübesiz olarak kaldığımızda yapabildiğim tek şey, İlyas'a korktuğumu fısıldamak olmuştu.

İlyas'ın kolu bedenime sarılıyken diğer eliyle karşısındaki adamlara silah tutuyordu. Adamların gözlerindeki vahşilik ise aramızdaki mesafeden bile belli oluyordu. Kutay'ın yüzündeki zafer kazanmış ifade, gittikçe büyürken ben de korkudan dudağımın kenarını kemiriyordum.

Gözlerimi İlyas'a çevirdim. O hiç korkuyormuş gibi görünmüyordu. Gözlerinden hiçbir duygu okunmuyordu. Sadece ufak bir öfke görüyordum.

Kutay başını hafifçe sola yatırdı. "Eee? Böyle bakışacak mıyız?" Kimseden cevap gelmediğinde omzunu silkti ve birkaç adımla benim karşıma geçti. Bana yaklaştığı gibi İlyas da gerilemeye çalışsa da tam arkamızda duran masa buna pek de yardımcı olmamıştı. İlyas beni kendine iyice bastırırken silahını Kutay'ın göğsüne bastırdı. "Yaklaşma, öldürürüm." Kutay sırıttı. "Hadi ama... Eski dostumun kardeşiyle özlem gidermek istiyorum sadece." Bunları söyledikten sonra sanki masummuş gibi dudağını büzmesiyle midem bulandı. Çenemi biraz kaldırdım. "Bana fikrimi sormadın." Gözleri bana döndü. "Sormayacağım da zaten," bir anda eliyle çenemi kavradı. "Şimdi o güzel çeneni indir ve sus." İlyas öfkeyle soludu ve Kutay'ın diz kapağına bir tekme savurdu. Kutay'ın eli çenemden ayrılırken diz kapağına aldığı darbeyle geriledi. Aramızdaki mesafe açıldığında İlyas kulağıma yaklaştı. Ona bakmasam bile nefesinin sıcaklığından dudaklarının kulağımın dibinde olduğunu hissettim. "İyi misin? Canın acıdı mı?" Başımla onayladım. "İyiyim," kafamı ona bakmak için çevirdiğimde gözleriyle karşı karşıya geldim. "Buradan çıksak mı artık?" Bana bakmadan başını salladı. Ben de önüme döndüğümde Kutay sırıtarak bizi izliyordu. Yüzündeki iğrenç ifadenin arkasında korkunç bir maske de vardı sanki.

"Bak Kutay, ya şimdi buradan tam şimdi çekip gidersin ya da hepinizi öldürürüm." İlyas tehlikeli bir bakış attıktan sonra elindeki silahını sıktığını gördüm. Kutay, "Karam için mi?" dediğinde ademelması kavislendi.

Bu Karam mevzusunu sadece ben bilmiyordum galiba, kahretsin.

Bir el ateş sesi duyduğumda irkildim. İlyas silaha susturucu bile takmamıştı. Burası gerçekten o kadar tehlikeli bir yer miydi?

Adamlardan biri yere yığıldığında midesinin olduğu bölgedeki oluktan kanlar akmaya başladı. İlyas silahını diğer adama doğrulttuğunda diğer adamlar da silahını kavradı ve işte şimdi, tüm silahlar İlyas'a dönüktü.

Kutay'ın da silahı dahil.

Bir anda kapıdan giren iki silüet daha gördüğümde onların Yaman ve Zeliha olduğunu anladım. Zeliha hızla içeri girip bir adamın siz kapağının arkasına tekme attığında adam yere düştü. Adam kafasına dayanan silaha bakarken diğer adamlar da ne yapacağını şaşırmıştı.

Yaman hiç beklemeden elindeki silahı Kutay'a doğrulttu ve bu andan sonra her şey çok hızlı gerçekleşti.

Kutay'ın beynine giren kurşun üstüne iki kez de göğüs kafesine giren kurşunları ve etrafa fışkıran kanı resmen film izler gibi izlemiştim. Korkmamıştım ve bu, korkunçtu.

Burada canavarca şeyler dönüyordu, güvendiğim insanlar şu an benimde beynimi patlatabilirlerdi ve ben titremiyordum bile.

Kalan adamları da İlyas vurduğunda etrafa bakındı. Benden ayrıldığında bedeniyle birlikte bana döndü. O benim gözlerime bakarken ben onun yanağına bulaşan iki kan damlasına odaklandım.

"İyi misin? Bir şey var mı, korktun mu?" Endişeli görünüyordu. Başımı iki yana salladım. "Şu dosyayı bulalım ve bitsin." Zeliha yanımıza ulaştı ve elini omzuma yerleştirdi. "Karam, senin şimdi tuvalette saklanman gerekiyor. Burada kalman çok riskli." Yaman başıyla onayladı. Hepsinin suratına aval aval bakarken dudağımı büzdüm. "Ne yani, ben orada saklanacak mıyım? Peki ya siz, siz ne olacaksınız?"

Neden ben değilim? Neden ben yokum?