16. bölüm · SUÇLULAR VE BİLİNMEYENLER

Bölüm 16

Eylul🦖

Soğuk, sert zemine oturmuş beklerken çok yalnız hissediyordum. O arabadan çıkalı yaklaşık yirmi dakika olmuştu ve ben yirmi dakikadır aynı yerde dolanıp duruyordum. Yoğun bir şekilde çöp kutusu gibi kokan sokağın tam girişinde duruyor, gelen geçen insanlara bakıyordum.

Onlar beni tanıyorlardı. Onlar benim Karam Yılmaz olduğumu biliyorlardı.

Normalde gece olsa korkacağım sokak bana şimdi o kadar güvenli geliyordu ki buradan ayrılmak istemiyordum. Burada kaldığım yirmi dakika boyunca olan biteni düşünmüştüm ve farkettiğim bir şey vardı.

Bunlar olurken Marsel'i hiç görmemiştim.

Evde telaş içinde hazırlanırken, arabadayken o yoktu. Bana düzgün arkadaşlık edebilecek belki de tek kişiyi uzun süredir görmüyordum. Acaba kaçırdığım bir şeyler mi oldu diye ne kadar kafamdaki yapbozu birleştirsem de bir yerde illa ki önemli bir parça kayıptı. Benden yine bir şey gizledikleri kesindi.

Sırtımı duvara yaslamış bir şekilde dururken sol tarafımda duran siyah bir Audi A8 gördüğümde sadece bakmakla yetindim. Şöför tarafındaki cam yavaşça açıldığında karşılaştığın adamı inceledim. İlk dikkatimi çeken boynundan kulağına kadar uzanan derin kesik izi oldu. Korkutucu derecede ilgi çektiği için bir süre orada oyalanan gözlerim, koyu yeşil gözlerini ve kısa siyah saçlarında duraksadı. Adamın hafif kemikli bir burnu ve belirgin yüz hatları vardı. Bana delici bakışlar atarken gerilerek yutkundum.

Gözlerim yanındaki genç kadına kaydığında onun yanındaki adamın aksine, çok tatlı göründüğünü söyleyebilirdim.

Sinsi bakışları, kıvrılmış dudakları ve çatılmış kaşları olmasaydı.

Kadının sapsarı, uzun ve düz saçları vardı. Pembe dolgun dudakları ve küçük bir burnu vardı. Bembeyaz teni parlıyordu.

Arabanın kapısı açıldığında çıkan adam gerçekten çok uzundu. Bir adımla yanıma geldiğinde tıslar gibi konuştu. "Merhaba," yutkundum. "Herhangi bir adres soracaksanız bilmiyorum."

"Zaten bizim işimiz adresle falan değil. Bu şehri avcumuzun içi gibi biliriz." Arabadan inio yanımıza ulaşan kadını farkettiğimde başımı salladım. "O zaman neden durdunuz?" Kadın havada süzülürcesine arabanın bize dönük olan arka kapısını açtı. Ben onu izlerken karnıma dayanan silahla irkildim.

Ben başımı çevirip yavaşça silaha bakarken, "Bin arabaya Karam." dedi adam. Yüzüne boş boş bakınca silaha biraz daha baskı yaptı. Yutkundum. "Siz kimsiniz ya?" Adamın dudağının bir kenarı kıvrıldı. Kadın ise yine süzülürcesine arkama doğru ilerledi. Ben zaten put gibi olduğum yerde kalakalmam hoşuna gitmişti. Hafif ellerini omuzlarıma yerleştirdi. İnce ve uzun parmakları omuzlarımda dolanırken, "O çok sevdiğin, seni koruyan ekibin söylemedi mi bizi sana? Ya da dur, İlyas mı demeliydim?" Komik değildi fakat o samimiyetsiz bir şekilde kıkırdadı. Benim tırnaklarım avuç içlerime batarken parmakları tenimden ayrıldı. Arkamda ne yaptığını bilmiyordum fakat adam onu hayran gözlerle izliyordu. Ben de adamı.

Fakat ben hayranlıkla değil, nefretle bakıyordum.

Kadın dirseğini sertçe ense köküme geçirmeden önce.

****

"Savaş, şunu öldürüp bir çöplüğe atsak, İlyas da sinirden delirse çok daha mantıklı olmaz mı?" Bir adama ait sahte olduğu belli olan bir kahkaha geldi kulağıma. Göz kapaklarımı hafifçe araladığımda yeni yeni hafızama işleyen o iki silüeti gördüm.

Hani şu beni bayıltan kadın ve korkunç adam.

Galiba kaçırılmıştım.

Bunu ellerim ve ayaklarım bağlı bir şekilde sandalyede uyandığım için düşünmüştüm ki bu doğruydu, emindim.

"Ceyda, rehinemiz uyandı," adam bana bakarak sırıtırken etrafı incelemekle meşguldum. Ağır rutubet kokusundan dolayı rahatsız olduğum için yüzümü buruşturdum. Bodrum gibi bir yerdeydik. Tavanlarda yer yer örümcek ağları vardı. Karşımda eski, deri bir koltuk vardı. Bazı yerleri fazla yıprandığından olsa gerek soyulmuştu. Üstünde ise adam ve kadın oturuyordu.

Galiba adları Savaş ve Ceyda'ydı.

Biraz daha incelediğimde odanın köşesinde birçok koli olduğunu gördüm. Onların da üstü tozluydu ve çoğu parçalanmıştı.

"Korkuyor musun?" Gözlerimi sesin sahibi olan kadına çevirdim. "Hayır."

Sırıttı. "Neden? İlyas seni kurtarır diye mi?"

Göz devirdim. "Neden sürekli onun beni kurtaracağını düşünüyorsunuz ki? O olmadan da buradan istesem rahatlıkla çıkabilirim. Beni tanıyorsunuzdur, güçlü bağlantılarım var. Bir şekilde işaret verdiğim anda ben kurtulacağım, arkamda ise cesetleriniz kalacak." Artık duymaktan iğrendiğim iki samimiyetsiz kahkaha odanın içinde yankılandığında çenemi kaldırıp sırıttım. Korksam bile belli etmeyecektim.

Ben bu şekilde büyümüştüm çünkü.

Adam ayağa kalktı. "Bizi tanıyor musun?" Omuz silktim. "Galiba sen Savaş'sın," kaşlarımla ilerideki kadını işaret ettim. "O da Ceyda." Kadın başını sallayıp güldü. "Doğru."

Bu kadın neden her şeye gülüyordu ki?

Ceyda ayağa kalkıp yanıma geldi. Sırıtan kırmızı dudaklarına odaklanmadan edemedim. Bana doğru eğildi ve çenemi tuttu. Kafasını omzuna yatırıp beni süzdü. "Söylesene, Bilinmeyenler'in abinle derdi ne?" Başımı sertçe yana çevirip çenemi ondan kurtardıktan sonra yeniden ona döndüm. "Bilsem bile söylemem." Tek kaşı kalktı. "Ha, o kadar kolay aldılar yani seni yanlarına?"

Bunun mümkün olduğunu pek sanmıyordum.

Başımla onayladım.

"O halde neden Zeliha'nın arabasından indin?" Savaş denen adamın sesiyle Ceyda ona baktı. Ben de gözlerimi ona çevirdiğimde sırıttığı belliydi fakat ikimize de bakmıyordu. "Bu sizi ilgilendirir mi?" Sesimdeki soğuk ifadeden dolayı gerildim. "Fazlasıyla," karşımdaki kadın konuştuğunda sahte bir kahkaha attım. "O zaman bunu benden değil de onlardan öğrenseydiniz ya," bir şeyi hatırlamış gibi yapıp dudağımı büzdüm. "Ah, doğru. Siz iki korkak onların peşinden gitmeyi değil de beni kaçırmayı tercih ettiniz çünkü bu çok daha basit ve eğlenceli olurdu." Savaş kaşlarını çatmışken Ceyda sinsice sırıttı. Oyunumu anlamıştı.

Fısıldadı. "Zeki bir kızsın Karam," daha da eğildi. "Fakat ben daha zekiyim." Dudağını ıslattı. "Söylesene, Marsel neden ortalıkta yok, biliyor musun?" Gözlerimi kaçırdım. "Bilmiyorsun," dedi ve doğrulup benim arka tarafıma geçti. Bir kapı gıcırtısı geldiğinde kapının benim arkamda olduğunu anladım. Birkaç dakika sonra geri geldiğinde elinde bir tablet vardı. Tableti Savaş'a uzattı. Savaş tableti aldığında açtı ve bir şeyler yapıp yeniden Ceyda'ya uzattı. Ceyda tableti aldığı gibi benim karşıma geçti ve tabletin ekranını bana doğru çevirdi.

Gördüğüm şey bir kamera kaydıydı. Gece olduğu belliydi. İki tane adam vardı, yüzlerinde maske vardı ve simsiyah giyinmişlerdi. Bir sokaktalardı. Ellerinde silah vardı ayrıca daha uzun olan adamın elinde bir poşet dosya vardı. Yavaş adımlarla etrafa bakarak yürüyorlardı.

Birinden gizlendikleri belliydi.

Sonra kamera açısına Marsel'in ince bedeni girdi. O da simsiyah giyinmişti fakat onun yüzünde maske yoktu. Adamların arkasından yürüdü ve bir anda belinden silahını çıkarıp adamlara doğrulttu. Adamlar hızla arkasını döndüğünde Marsel'le karşı karşıya kaldılar ve Marsel silahını dosyayı tutan adama doğrulttu. Adam dosyayı katlayıp cebine sıkıştırdı ve kendi silahını kavradı. O da silahını Marsel'e doğrulttuğunda Marsel bir adım öne çıktı. Bir eli hala silahı tutarken diğer elini serbest bıraktığı gibi yandaki adama ateş etti.

Adamın boynundan fışkıran kanı gördüğümde sertçe yutkundum.

Adam yere yığıldığında Marsel usul adımlarla adama yürüdü. Adam silahını onun göğüs kafesine doğrulturken o da silahı adamın alnına doğrulttu. Aralarında az bir mesafe vardı. Adamın bedeninden dolayı göremediğim görünmez bir hareket olduktan sonra adam aniden yere yığıldı.

Alnında açılan oluktan kan akarken Marsel'in yüzüne de kan sıçramıştı.

Marsel hızlı hareketlerle adamın elindeki dosyayı alıp etrafı kontrol ederken en son başı kameraya çevrildi ve silahını kameraya doğrulttu. Ben bağlantının kesilmesini beklerken silahtan herhangi bir kurşun çıkmadı.

Yutkundum.

Görünen o ki silahındaki kurşun bitmişti, o da ileriye baktı ve hızla ileriye koştu ve kameranın çektiği açıdan görünmez hale geldi.

Burada da kayıt sona erdi.

"Ee, ilgini çekti mi bari? Soluksuz izledin." Ceyda'nın sırıtarak söyledikleri karşısında dişlerimi sıktım.

"Marsel'i Barlas ve Efsun saklıyor. Bu kamera kayıtları sadece bizim elimizde var ve istediğimiz zaman bunu herhangi bir yerde yayınlayabilir ve polisin onu bulmasını sağlayabiliriz." Savaş keyifle konuşmuştu. Başımı kaldırıp omzuma yatırdım ve ona baktım. "Henüz onların arasına katılalı çok olmadı ama Marsel'in saklandığı yeri bulamayacağınızdan eminim." Sırıttı. "Onlara uygun davranmıyorsun, aptallık ediyorsun. Söylesene, seni neden aralarına aldılar sanıyorsun?"

"Abimi bulmalarına yardımcı olacağım. Onlar da annem ve babamın katilini bulacak."

"Peki abini neden arıyorlar dersin?"

Tam ağzımı açıp cevap verecektim ki arkamdan büyük bir gürültü geldi.

Kapı kırılma sesi gibi bir gürültü.

Savaş hızla ayağa kalkarken Ceyda da benden uzaklaştı ve tableti arkasına sakladı. Başımı geriye atıp kimin geldiğine baktım ve gelen kişiyi, daha doğrusu kişileri görünce gülümsedim.

İlyas, Yaman ve Esila.

Esila atkuyruğu yaptığı saçının bir kısmını parmağına dolayarak içeri girdi. "Adaletsiz bir ortam görüyorum burada," bana baktı. "Karam'ı almak yerine direkt bizi davet edebilirdiniz." Bana göz kırptığında gülümsemem genişledi. Kafamı öne attığımda Yaman'ın öylece durduğunu ve arkamda bağlı olan ellerimin çözüldüğünü hissettim. Ellerim serbest kaldığında gerinerek kollarımı iki yana açtım ve sonra bileklerime bağlı olan ipleri de çözdüm.

"Neden onu kaçırdınız?" İlyas'ın buz gibi sesi.

"Canımız istedi," dedi Ceyda. Aynı zamanda kapıya doğru yürürken Esila'nın yanağından bir makas aldı. Esila'nın yumrukları sıkılırken Savaş da ayağa kalktı ve o da kapıya doğru yürürken bir anda İlyas'ın yanında durdu. İlyas'ın kulağına bir şey fısıldadıktan sonra da çıkıp gitti.

Ayağa kalktığımda Esila ve Yaman odayı karıştırmaya başlamıştı fakat İlyas direkt bana doğru yürüdü ve sımsıkı sarıldı. Bedenimi iyice sararken ben de ona sarıldım. "Karam..." Başı boynuma gömüldü, yutkundum. Elleri sırtımdan belime indi ve belimi kavradı. Kokumu içine çekerken nefesinin titrediğini hissediyordum. Başını kaldırdı ve gözlerime baktı. Nefesini dudaklarımda hissedebileceğim kadar yakınımdayken dudaklarımı ıslattım. Dudakları dudaklarıma yaklaşırken gözlerini kapadı ve ben de onu taklit ettim.

Dudağıma uzun, zararsız bir öpücük bırakıp geri çekildiğinde Esila'nın iğrenen sesini duydum.

"Iyy, biz burada bir şeyler bulmaya çalışıyoruz, sizin yaptığınıza bakın!"