22. bölüm · SUÇLULAR VE BİLİNMEYENLER
BÖLÜM 20
-9 Eylül, 2022-
Dışarıda yağan ve odamın camına çarpan yağmur damlalarını izlemekten yorulmuş, onların vücuduma değmesini istiyordum.
Odamdaki toz pembe pofuduk koltuğumun üzerine oturmuştum. Artık yaz bitmiş ve sonbahara giriş yapmıştı Türkiye. Ellerimin arasında tuttuğum kupaya, bir de onun içindeki sıcak kahveme baktım. Dudaklarımı birbirine bastırdım ve kupamı önümdeki sehpanın üzerine bırakıp ayağa kalktım. Minik adımlarla giysi dolabımın karşısına geçtim ve içini karıştırmaya başladım. Sonunda ne üşüyebileceğim ne de terleyebileceğim salaş ama ince bir kazak bulunca üzerime geçirdim. Dışarıda yağmur yağıyor olabilirdi fakat hava hala ılıktı. Altıma da rahat bir eşofman geçirdikten sonra odamdan çıktım.
Koridorda yürümeye başlamışken babam seslendi, yan odadaydı.
"Karam, nereye?" Ona bakmadan cevap verdiğimde hala ilerliyordum. "Bahçeye çıkacağım." Cevap gelmedi, beklemedim de zaten.
Bir evin içinde iki yabancıydık babamla. Bizi bağlayan tek şey yok olmuştu, annem.
Bahçeye çıkan kapıyı açtığımda burnuma dolan toprak kokusuyla gülümsedim. Zaten açık olan saçlarımı yüzümden çektim ve bahçenin ortasına doğru ilerledim. Hala sakince yağan yağmur bedenimle birleşiyor, tatlı bir üşüme etkisi yaratıyordu. Kafamı kaldırıp gökyüzüne, yağmur damlalarına bakmak istedim ancak gözüme giren damlalar buna engel olduğu için hafifçe yüzümü buruşturup ıslak çimlere oturmayı tercih ettim. Avuç içlerimi çimlere yasladım ve rahat bir şekilde oturdum. Az önce özenle seçtiğim giysilerim ıslansa bile umursamadım.
Saçlarım iyice ıslanmış, parmak uçlarım üşümeye başladığında avuç içlerimden destek alarak ayağa kalktım. Yağmur biraz daha hızlanmıştı fakat tahminime göre birazdan biterdi. Zaten çok da fazla bulut yoktu. Arkamdaki kapının açıldığını duyunca başımı çevirip baktım. O sürekli gördüğüm, tanıdık yüzü görünce başımı yeniden önüme çevirdim.
"Abi," dedim o yanıma ulaşıp kolunu omzuma atarken. "Neden geldin?" Omuz silkti. "Neden gelmeyeyim ki? İstemiyor musun beni?" Gülümsedim. "Yok abi, neden istemeyeyim ki seni?" Elini uzatıp bir yanağımı hafifçe sıktı. "Şu sıralar işler kötü gidiyor ve Karam. Milletin kumar borcu çok arttı. Bazılarına bir yıla dayanacak kadar müddet verdim." Tek kaşımı kaldırıp ona baktım. "Nasıl yani? Ya bir kez daha ödeyemezlerse?" Hafif çekik gözlerini bana çevirdi. "Onlara unutamayacakları bir acı verir, en hassas noktalarından vururum." Yutkundum.
"Bu hassas noktalar... Onları öldürmek gibi mi?" Samimiyetsiz bir şekilde güldü. "Hayır Karam. Çok basit düşünüyorsun," kolunu omzumdan çekti ve bedenini tamamen bana çevirdi. "Abin gibi düşün. Baban gibi düşün. İnsanları pişman etmek için öldürmek sadece anlık bir acıdır. Sonsuza kadar bir acısı olmaz." Gülümsedi. "Fakat hassas noktası, yani en değerlisinden vurursan... Onlar ölene kadar içlerinde bir suçluluk duygusu ile yaşarlar. Belki öfkesini başka insanlardan, belki hayvanlardan, belki de kendilerinden çıkarırlar."
Bir kez daha yutkundum. Bu korkunç bir düşünceydi, vahşiceydi.
"Peki... Ya onların bir değerlisi, hassas noktası yoksa?"
"Herkesin bir hassas noktası vardır. Tek gereken bir açık yakalamaktır."
Dudaklarımı birbirine bastırdım yeniden. "Ama bu, korkunç." Sırıttı. "Bu dünya zaten tamamen korkunçken biraz da ben ve yaptıklarım korkunç olsa bir sorun olmaz bence."
Gözlerimi ondan kaçırdım. "Evet ama bu intikam değil, vahşet," dudaklarımı ıslattıktan sonra devam ettim. "Para için insanlara böyle davranmamalısın." Güldü. "Şimdi de bana iyilik meleği mi kesileceksin Karam? Ben istiyorum ve yapacağım. Hem zaten masum insanlar olsalar böyle şeyler yaşatmayı planlamazdım."
Yağmur artık hissedilmeyecek kadar azalmıştı. İkimizde ıslak kıyafet ve saçlarımızla birbirimize bakıyor, onun korkunç planlarını konuşuyorduk.
"Hem ayrıca iyilik meleği kesileceksen bana değil, babama kesil. Ondan korkuyor olabilirsin fakat korkularının üzerine gitmezsen o korku seni boğar. Kaybolursun bir karanlıkta," kararlı bir ifadeyle gözlerime baktı. "Bir gün mutlaka abin gibi olacakken bu tarz aptal korkuların seni ele geçirmesine izin verme." Kaşlarımı çattım ve ondan birkaç adım uzaklaştım. "Ben asla senin gibi olmayacağım." Ben uzaklaşınca bir adım atarak bana yaklaştı. "Sen kendini kandır. Yaşayacakların seni ben yapacak. Ben ölsem bile yaşayan başka bir Tufan olacak. Bundan kaçabileceğini mi sanıyorsun?" Geriye adımlar attım, o da ileriye. "Aptal değilsin Karam, illa ki bir gün bunun farkına varacaksın."
Kaşlarımı yeniden çatarken yumruğumu da sıktım.
"Ben asla senin gibi olmayacağım." Tane tane konuşurken sırıtıyordu. "Tamam, ileride bu günleri hatırlar, kendinle alay edersin."
Başımı iki yana salladım. "Sana söylemek istemediğim şeyler var, babama da öyle." Daha da yaklaştı ve aramızdaki mesafeyi kapadı. Bir eliyle sertçe kolumu kavrarken fısıldadı. "Bak, annemin bana emanetisin. Ben olmasam çoktan ölmüştün. Sana ne kadar düşkün olduğumun farkında bile değilsin." Kolumu ondan kurtardım. "Belki de intikam alacağın insanların da en değerlileri vardır!"
"Neden bana hiç tanımadığın insanları savunuyorsun Karam? Ben bizim iyiliğimiz için uğraşıyorum." Öfkeli bir ifadeyle ona baktım. "Tamam, o halde istediğini yap. Bundan sonra sana karışmayacağım."
"İyi olur, uslu kardeşim."
