10. bölüm · SUÇLULAR VE BİLİNMEYENLER
Bölüm 10-
Girdiğimiz mekan, gerçekten lükstü ve ben burada bir hizmetçi gibi hissediyordum.
Esila en öndeydi. Arkasında Yaman, İlyas, ben ve benim arkamda da Zeliha vardı. Aslında yan yana yürüyor gibiydik ama İlyas özellikle beni koruyordu. Sürekli gözleri bana dönüyor, iyi olup olmadığımı kontrol ediyordu.
Otelin içine girdiğimizde bizi çok şık fakat bir o kadar da kasvetli bir ortam karşılamıştı. Her eşya bordo, altın sarısı, siyah ve gri renklerindeydi. Etrafta sahte olduğu bariz bir şekilde belli olan bitkiler vardı. Her köşede koruma gibi iri yarı, takım elbiseli adamlar vardı. Etrafta içecek -ki bu içecekler genel olarak içkiydi- servisi yapan garsonlar, şık giyinimli insanlar vardı. Etrafımızda o kadar şık ve görkemli görünen insanlar vardı ki kendimi çok aciz hissetmiştim. Yabancı gibi hissediyordum.
Zeliha kulağıma fısıldadı. "Merak etme, bizim işimiz üst katta değil, alt katta." Ona bakarken, "Alt kat derken?" diye fısıldadım. Omzunu aşağı yukarı hareket ettirdi. "Göreceksin," diyince düşünceli bir ifadeyle önüne döndü. Biraz daha yürüdükten sonra Yaman sağ tarafa gitmemiz gerektiğini işaret etti. Sağ tarafta görkemli salonun aksine fazlasıyla sıradan bir otel mutfağı vardı. Genellikle alt katlarda olan mutfağın neden bu katta olduğunu düşünmeden edemedim. Mutfağa giden yolda hiçbir koruma yoktu, bunun nedeni de muhtemelen çalışanlar harici kimsenin girmeyeceğini düşünmüş olmalarıydı.
İlyas mutfağın kapısını aralayıp içeri girdiğinde biz de içeri girdik. Çalışanlar bize bakarken şefleri olduğunu düşündüğüm adam konuştu. "Yanlış yön sanırım. Nereyi arıyordunuz?" İlyas sırıttı ve bir anda belinden silahını çıkardı. Yanımda Zeliha ve Esila da silahını çıkarınca gözlerim panikle büyüdü. Yaman, "Kumarhaneyi arıyoruz beyefendi, gösterir misiniz lütfen?" dedi yalandan bir kibarlıkla. Şefin gözleri büyürken konuştu. "Ha-hayır, ne kumarhanesi." Şef sözlerini bitirir bitirmez alnına giren kurşunla yere yığıldı. Adamın yüzü kanlarla kaplanırken diğer çalışanlar şoka girmiş gibiydi.
"Siktir git."
Onu İlyas vurmuştu.
Sonrasında her şey çok hızlı gelişti. Zeliha sırayla üç kişiyi öldürürken Esila da iki kişiyi vurdu ve böylece mutfaktaki çalışanların hepsi ölmüş oldu. Gördüklerimle fazla şaşırmamıştım çünkü babamın korumalarının da bu şekilde adam öldürdüklerini biliyordum. Babam ve abimin mahzende yaptıklarını da.
Biraz.. Korkunçtu.
Ben titrek bir nefes verirken Yaman ilerledi ve bir dolabı açtı. Normalde mutfak eşyasıyla dolu olması gereken dolabın içi aslında gizli bir geçitti. Aşağı doğru ilerleyen, uzun bir merdiven vardı. Zeliha omzuma elini koydu. "Hadi gidelim," diyince merdivenlere doğru yürüdüm. Merdivenlerden sakin adımlarla inerken diğerlerinin de arkamdan geldiğini biliyordum. Aşağı indikçe karşımızdaki karanlık görüntü -ki bu bir kapıydı- içerisinden sızan sarı bir ışık gördüm. Kapının dibine geldiğimizde arkama döndüm. "Girecek miyiz?" Yaman bana garip garip baktı. "Sence?" Başımı iki yana salladım. "Ben.. Giremem," dediğimde İlyas hemen önündeki kişileri kenara itip yanıma geldi. Dar bir yerde olduğumuz için sıkışık bir şekilde durduğumuzda parmak uçları koluma dokundu. Güven verici bir ses tonuyla, "Korkulacak bir şey yok, sadece içeri gireceksin. İnsanlar sana bakacak," gözlerini kaçırdı. "Her zaman olduğu gibi." Yeniden gözlerime döndü. "Beni takip et."
Ben başımı sallarken eli elime kenetlendi. Narin tutuşuna tutunurken kapıyı usulca açtı. Zeliha'nın eli beline gidip silahını çıkardığında yine ufak bir katliam yapacağımızı anlamıştım. İlyas silahına dokunmamıştı bile. Kapı açıldığında karşımızda kan kırmızısı renginde bir halı, ayaklarımızın altındaydı. Adımlarım halının üzerinde ilerlerken etrafımı incelemeye başladığımda sağımda ve solumda iki kapı gördüm. Solumdaki kapı kapalıydı, sağdaki ise açık. Sağdaki kapının içerisine göz gezdirdiğimde bize bakan insanlar gördüm. Ve bambaşka şeyler.
Babam ve abimden dolayı aşina olduğum şeyler.
Kumarhane.
Kumar oynamak için koyulan masalar, kartlar, paralar, kahkahalar ve kısık sesli küfürler. Etrafta dolaşan garsonlar, içkiler, şaraplar...
Sağımdaki kapının girişi bile fazla süslüydü. Kapının içerisindeki alan ise daha da fazlası. Genel olarak yukarı kat gibi dizayn edilmişti ama daha ihtişamlı görünüyordu.
İlyas eliyle beni hafifçe çekiştirdiğinde aceleyle başımı ona çevirdim. Beni soldaki kapıya götürmeye çalışıyordu. Zeliha tek eliyle tuttuğu silahtan kapının deliğine doğru bir el ateş ettiğinde kapı kendiliğinden açıldı. Ben ve İlyas oraya girerken diğerleri de sağdaki kapıya doğru yürüyorlardı.
Odaya girdiğimizde ofis gibi bir yerle karşılaşmıştık. Klasik bir düzendi. Masa, üzerinde evraklar, dosyalar. Yan tarafta dolaplar, rafların arasındaki kitaplar, biblolar, tablolar. Duvarlara asılan sanat eserleri...
Oda karanlık olduğu için İlyas direkt ışığı açtı ve elimi bıraktı. Bana döndü. "Bak, bir dosya arıyorum. Dosya Şeyda Gümüş adındaki bir kadına ait. Dosyanın içinde zaten fotoğrafları bulunuyor. Siyah saçlı, büyük siyah gözleri var ve gözünün altında ufak bir ben var. Güzel bir kadın. Şimdi bana bu dosyayı bulmamda yardım eder misin?" Yutkundum. "Pekala... Peki neden bu kadının dosyasını arıyoruz?" Adımlarım masaya doğru ilerledi ve elime rastgele bir dosya aldım. Ondan da cevap geldi. "Abinin sevgilisi, bizim de işbirlikçimiz olacak kadın," söyledikleriyle sırtım ona dönükken başımı dosyadan kaldırdım. Ona dönmeden sadece, "Ne?" diyebildim.
Benim bundan niye haberim yok?
Başımı arkama çevirdiğimde dolaplardan birini açmış, içini kurcalarken gördüm. Omuz silkti. "Adaletin sağlanması için ona ihtiyacımız var." Minik bir kutu bulup içini açtı. Kutunun içinden oldukça zarif bir kolye çıktığında kolyeyi bana gösterdi. Ucunda, bir peri kızı sembolü vardı. Altın zinciri olan zincirde perinin de bedeni altından kaplamayken kanatları toz pembe rengindeydi. İlyas kolyeyi bana doğru sallandırmaya devam ederken sırıttı. "Onun kolyesi," diyip kolyeyi yeniden yerine koydu ve kutuyu cebine attı. Benim yanıma geldi ve eline dosyalardan birini aldı. Masanın üstü çok dağınık olduğu için işimizin uzun süreceği bariz bir şekilde belliydi.
O dosyalara odaklanmışken bir anda arkamızda kalan kapının sertçe ve gürültüyle açıldığını işittim. Hızla arkamı döndüğümde panikledim çünkü karşımızda tanımadığım, bize silah doğrultan bir adam vardı. İlyas hızla arkasını dönüp belinden silahını çıkarırken kolunu önce belimden, sonra karnımdan kavrayarak beni kendine çekti ve sol elindeki silahı karşımızda adama doğrulttu. Karşımızdaki adamın dağınık saçları, yaralı bir yüzü ve öfkeli bakışları altında ezilirken İlyas kulağıma fısıldadı.
"Çığlık atmayacaksın. Korkma, ben seni korurum."
Yeniden başını adama çevirdi.
"Ne istiyorsun lan, piç?" Adam öfkeyle soludu. "Ne işiniz var benim odamda?" İlyas sırıttı. "Ufak bir misafirlik diyelim, öyle kalsın Kutay'cığım." İlyas'ın iğneleyici lafları üzerine adının Kutay olduğunu öğrendiğim adam silahı daha sıkı kavradı ve parmağı tetiğe ufak bir baskı daha uyguladı. "Ne istiyorsunuz?" İlyas masummuş gibi dudağını büzdü, kafasını yana yatırdı. "Eski dostumu çok özledim." Kutay kafasını biraz eğdiğinde gözleri elimde kavradığım dosyaya ilişti. Sonrasında iç çekti ve gözlerini İlyas'a çevirdi. "Kızın elindeki dosya ne?" İlyas başını bana çevirdiğinde ben de ona baktım. Nefesi tenimde hissedebileceğim kadar yakınımdaydı. "Ona kime aradığımızı söyle, ayrıca kim olduğunu da." Başımı Kutay'a döndürdüm. Çenemi biraz kaldırdım. "Ben Karam Yılmaz. Şeyda Gümüş'ü arıyoruz." Kutay'ın gözleri büyürken gözlerinde ilk defa saf bir korku gördüm. Derin, farkedilmesi zor ama bir o kadar da açık bir korku. "Sen... Sen Karam olamazsın. Karam bir katilin yanında yer almaz." Tek kaşım kalktı. "Yüzümden bile anlaşılmaz mı? Beni dikkatli incelemedin mi? Yüzümde bir maske yok, gayet tanınabilir bir haldeyim." Kutay başını iki yana salladı ve silahı bu sefer tamamen bana doğru doğrulttu. İlyas panikleyerek benim önüme geçecekken onu durdurdum. "Dur İlyas, beni vuramaz." Evet, vuramazdı. İlyas'a o kadar kısık bir sesle fısıldamıştım ki ben bile kendi sesimi zor duymuştum ama o, hemen başını sallamıştı. Fakat Kutay konuşmak yerine bir elini kaldırıp parmağını şıklattığında kapının ardından tam dört adam daha geldi. İri yapılı adamların elindeki silahlar üzerimize doğrulduğunda İlyas artık beni tamamen kendisine çekti.
"Siktir..." O mırıldandığında bir anda içime dolan korkuyla titrek bir nefes verdim.
Sanırım.. Burada ölebilirdik.
