3. bölüm · SUÇLULAR VE BİLİNMEYENLER

Bölüm 3-

Eylul🦖

Karşımdaki derin lacivert gözlere baktım. Sırtım ağrıyor, omuzlarım sızlıyordu. Yattığım yatağın yumuşaklığı beni rahatsız ediyordu sanki.
Karşımdaki genç kadının umursamaz bakışlarını inceledim. Uzun, kıvrılmış kirpikleri koyu mavi gözlerini daha da güzel kılıyordu. Kalın dudakları ve şekilli bir burnu vardı. Dümdüz siyah saçları, at kuyruğu halinde sıkıca bağlanmıştı. Gerçekten kıskanılacak bir güzelliğe sahipti.
Ben kadını incelerken onun gözleri bana değdi. Dudaklarını ıslatıp oturduğu sandalyede bedenini bana doğru çevirdi. "Sonunda uyanabildin. Biraz daha beni bekletseydin senin başında durma görevini zevzek Barlas'a verecektim." onun sözleri karşısında yutkunmaya çalıştığımda boğazım acıdı ve yüzümü buruşturdum. "Bana ne oldu?"
Omuz silkti. "Seni bulduğumuzda İlyas kaçmaya çalıştığın için seni bayılttığını söyledi. Ne kadar doğru ne kadar yanlış bilemiyorum artık."
Anlattıkları karşısında kaşlarımı çatıp olanları hatırlamaya çalışırken odanın kapısı açıldı. İçeriye tanımadığım insanlar girerken en son da Esila ve İlyas girdi. Giren herkese teker teker baktım. 2 kadın, 3 tane de adam vardı. Ben onları süzerken adamlardan birisi bana sırıttı.
"Uyuyan güzel uyanmış ha?" O kıkırdarken yanındaki adam onun ensesine bir tokat attı. Adam yüzünü buruştururken diğerleri sırıttı. İlyas öksürdü. "Tanıtın bakalım kendinizi, korkutmayın kızı. Değerli bizim için. " sırıttı.
Kadınlardan biri öne çıktı. Sevimli bir görünüşü vardı. Sarı saçları, yeşil gözleri ile o da çok güzeldi.
"Efsun ben," diyip gülümseyerek yanıma geldi. Ben de karşılık olarak hafifçe gülümsedim. "Benim adımı zaten biliyorsundur... " Dedim şakayla karışık bir ciddiyetle. O da başıyla onayladı. Diğerlerine baktığımda hepsinin ciddi suratlarının arasında bana gayet normal, hatta alaycı bir şekilde bakan bir adam vardı. Ona bakarken kaşlarımı çattığımı farkedince hemen kaşlarımı düzelttim. O da bana sırıttı.
Dudaklarını ıslatıp söze girdi. "Barlas ben de," hafifçe yutkundum. "sanırım beni pek sevmedin çünkü kaşlarını çatıyorsun bana." Diyince mahçup bir halde gülümsedim. "Hayır, farketmedim. Pardon. " Kıkırdadı. "Tamam canım, " bir anda panikle yutkunup göz ucuyla İlyas'a baktı. "pardon, Karam. Ne demek tabii, değil mi? " Başımı salladım. Diğerlerine baktığımda yine birisi söze girdi.
"Yaman ben de. " Gelen kalın sese döndüğümde esmer, dağınık saçlı birini gördüm. Tehlikeli görüntüsüne ters düşen çilleri, uzun boyu ve yapılı bir vucüdü vardı. Kahverengi gözleri soğuk bir bakışla beni süzerken istemsizce üşüdüğümü hissettim. Onu biraz daha incelediğimde sol kaşının köşesinde bir ben gördüm. Fakat bu ben öyle siyah, rahatsız edici değildi. Ten rengine uyan, hoş görünen bir bendi. Onu bu kadar dikkatli incelediğim için kendime kızıp onun yanındaki kıza baktım. O da hafifçe öksürdü. "Marsel." Şirin bir gülümseme belirdi pembe dudaklarında.
Dalgalı açık kahverengi saçları, yuvarlak yüzü, büyük gözleri ve al yanaklarıyla çok şirin bir görüntüydü bu. Kısa boylu olması onu daha da tatlı yapıyordu. Koyu yeşil gözlerine yaptığı hafif makyaj onun güzel gözlerini öne çıkarıyordu. Ona gülümseyerek baktım. Yanaklarında oluşan küçük çukurlar derinleştiğinde yanındaki adam konuştu.
"Demir." Gözlerimi adının Demir olduğunu öğrendiğim adama çevirdim. Kumraldı. Onun da dağınık saçları vardı. Gözlerinin altındaki koyu renk onun uzun süredir uyumadığını gösteriyordu. Yorgun bakıyordu gözleri ve o mavi gözlerin ardında belli belirsiz bir hüzün de görüyordum sanki. Yine diğer erkekler gibi onun da yapılı bir vucüdü vardı.
Sonunda yanımdaki güzelliğini kıskandığım kız da konuştu. "Ben de Zeliha." Ona döndüm ve başımla onayladım.

Umarım İlyas'ın bahsettiği çetede bu insanlar yoktur çünkü hayalimde bile hiçbir çete bu kadar sevimli gözükemez!

"İyi misin? Çok mu sert vurdum ensene? Özür dilerim ne güz- Pardon, Karam. Hatırlıyor musun o anı?" Yutkundum.

"Hatırlıyorum galiba..."

4 saat önce..

"Hızlı koşuyormuşsun. Sevdim bu özelliğini."
O bana sırıtırken ben de ona kaşlarımı çatmakla meşguldum. Gerçekten umursadığı tek şey bu muydu?

Ya da bu olmak zorunda mıydı?

Polislerin sirenleri gittikçe yaklaşırken korkarak ona baktım. O ise oldukça rahattı. Sanki yakalansak hemen bizi kurtaracak gibi sadece beni izliyordu. Gözlerinde anlayamadığım bir şey vardı. Bir anlam taşıyordu sanki bana karşı. Yutkunarak etrafıma bakındım ve onun kolunu çimdikledim.
"Ne oldu be?" Hafif kızgın bir sesle bana fısıldadığında ona kaşlarımı çatarak baktım. "Kurtar beni!"

"Tek seni mi yoksa bizi mi?"

"Beni."

"Niye? Ben insandan sayılmıyor muyum? Benim de biz canım yok mu?" Dudaklarını büzdü ve başını hafifçe omzuna yatırdı.

"Sen kendini korursun, tabii ben de korurum ama sen koru işte." Somurtarak gözlerimi kaçırdım.

Açıkçası, ailemden dolayı polislerden korkuyordum.

Polis sirenleri durduğunda araba kapısı açılma sesi duyuldu ve bir kaç adamın konuşma sesleri geldi. Sesler gittikçe yakınlaşırken panikle İlyas'a döndüm. Tam çığlık atacaktım ki çığlık atmak için nefesimi aldığımda beni bir anda arkama döndürdü ve sertçe dirseğini enseme geçirdi. Gözlerim kayarken beni kollarının arasına aldı.

Bilincimi kaybetmeden önce tek hatırlayabildiğim ise onun fısıltısıydı.

"Özür dilerim güzelim ama bunu yapmak zorundaydım."