15. bölüm · SUÇLULAR VE BİLİNMEYENLER
Bölüm 15-
"Mert Demirdelen mi?"
Evet, peşimizde bir polis vardı. Hızla yola alan arabanın arka koltuklarında bir Efsun'a bir Demir'e çarparken neredeyse bağırdım. "Adını boş verin, ölmek istemiyorum," daha devam edecekken ağzıma kapanan Efsun'un eli beni susturdu. "Bunu almayacaktık yanımıza işte, sorun çıkarıyor!"
Ön tarafta arabayı süren kişi Zeliha'ydı. Yan tarafında ise Barlas oturuyordu. Araba bir o yana bir bu yana giderken biz de sadece bağırarak konuşuyorduk. Zeliha, "Eğer susmazsanız kurtulduğumuzda hepinizin ağzına sıçacağım!" diyince kimseden çıt çıkmadı. Hala herkes suskunken Barlas camı açtı ve başını dışarı çıkarıp arka tarafa doğru baktı. Hızla yeniden yerine geçtiğinde başını geriye yasladı ve kaşlarını çattı. "Siktir, şu an fiziksel olarak peşimizde olan başka birileri var." Hepimiz ona döndük. Zeliha hariç tabii. Yutkundum. "Kim?" Barlas kafasını bize doğru çevirdi. Gözlerinde bıkkın bir ifade vardı. "Savaş ve Simay ikilisi." Efsun elini alnına vurdu. "Bunlar nereden çıktı şimdi ya?" Ben hiçbir şey anlamamış halde Demir, Efsun ve Barlas üçlüsüne bakarken sonunda Demir açıkladı. "Savaş ve Simay bizim elimizdeki önemli dosyaları elde etmek isteyen kişiler, boşuna etrafa şaşkın ördek gibi bakınıp durma." Kaşlarımı çattım ve geriye yaslanırken, "Kaçacağım artık aranızdan! Ne diye kendi rızamla kalıyorum ki sekiz psikopatın arasında?" diyip ellerimi yüzüme kapadım. Sonrasında kendi kendime mırıldandım. "Abimi bulup, ailemi katleden katile de en acılısından bir işkence çektirmek en iyisi," Zeliha bir anda bağırdığında irkilerek kendime geldim. "Ne zırvalıyorsun sen Karam? Sen bizi kullanmayı mı düşünüyorsun sen?" Hemen elimi kaldırıp onu susturacakken sağ tarafımdaki Efsun da tepki verdi. "Bir de İlyas bizim yanımızda Karam'ı koruyor!" Demir sadece nefret dolu bakışlarıyla bana bakmakla yetinirken Barlas yine arkaya döndü. Gözlerinde bir hayal kırıklığı vardı.
Yutkundum. O da beni yanlış anlamıştı.
Aslında hayır, İlyas'a işbirlikçi olmayı kabul ettiğimde onları kullanmayı düşünüyordum.
Barlas'ın alt dudağı titredi ve kaşları çatıldı. "Senin niyetin gerçekten bu muydu?" Zeliha tek eliyle direksiyonu tutarken diğer eliyle Barlas'ı uyarırcasına koluna vurdu. Eli yeniden direksiyonu kavradığında bir anda direksiyonu sola kırdı ve sokak değiştirdik.
Başımı salladım ve titreyen bir sesle, "Yanlış anladınız," dediğimde sesini çıkarmayan Demir'in kalın sesi duyuldu. "İn arabadan!" Araba şiddetle durduğunda bir ara sokağın girişindeydik. Dişlerimi sıktım. "Çekil de ineyim o zaman!" Demir arabanın kapısını açtı ve benim inmem için ilk önce kendisi indi. Hızla arabadan indiğimde yeniden koltuğa yerleşti ve kapıyı kapattı. Zeliha'ya baktığımda bana son bir kez nefret kusan bakışlarını sundu ve ardından gaza bastı. Araba süratla uzaklaşırken yumruklarımı sıktım.
Bu daracık sokakta tek başıma kalmıştım.
Etrafta çöp bidonları, içki şişeleri ve sigara çöpleri vardı. Duvarlarda sprey boyalarla yazılan yazılar ve çizimler vardı. Çok karanlıktı ve güneşin batmasına da az kalmıştı.
Dişlerimi sıktım.
Bu iş burada bitecek miydi?
-3 saat önce-
Yeraltı evimizde hissedilen koca bir kargaşa vardı. Ben etrafta geceliklerimle ne olduğunu algılamaya çalışırken Esila oradan oraya koşturuyor, elindeki çantaya dosyalar sıkıştırıyordu. İlyas sinirli bir şekilde telefonla konuşup dururken Yaman onun yanında canı sıkkın bir ifadeyle dolaşıyordu. Demir ve Zeliha silahlarını kontrol ederken Efsun da başka bir odada bir kasadan para alıyordu.
O kasanın orada olduğundan haberim bile yoktu.
Barlas ve ben de neredeyse aynı şeyleri yapıyorduk. Sadece o az önce üstünü değiştirmeye gitmişti.
Ben ortalıkta boş boş gezinirken bir anda Yaman'ın dikkatini çektim. Bana doğru yaklaştı ve fısıldadı. "Git, üstüne düzgün bir şeyler giy." Kaşlarımı çattım. "Nedenmiş o?" Gözlerini devirdi. "Çünkü her an evden çıkabiliriz," bana doğru eğildi. "boku yedik." Bu tavrı karşısında gülmemek için dudaklarımı birbirne bastırdım. "Ne gülüyorsun, komik bir şey söylemedim." Başımı omzuma yatırdım. "Nasıl boku yemişiz ki?" Dudaklarını birbirine bastırıp omuz silkti. "Bir polis var, aslında pek polis denemez. Ajan gibi düşün," başımla onayladım. "Bizim kaldığımız yeri öğrenmiş. Aslında bizi ihbar edebilir, hatta ceza vermek isteyebilir ama ceza vermesi yasak bir şey."
"Neden ki?"
"Çünkü biz toplumda 'Bilinmeyenler' adında gezeriz. Gerçekte kimse bizim ne yaptığımızı bilmez. Sıradan insanlar gibi görünürüz. Yeraltında yaşarız çünkü insan içine karışırsak gölgelerde gezmek zorunda kalırız ve bu da dikkat çeker. Uzun lafın kısası, bu ajanın bizim suçlu olduğumuzu kanıtlayabileceği hiçbir delil yok." Dudağımı düşünürmüş gibi büzdüm. "Ama kamera kayıtları gibi herhangi bir şey bulursa?" Sırıttı. "Ben ve Demir tüm delilleri bir daha ortaya çıkmayacak şekilde siliyoruz." Başımı salladım. "Akıllıca," doğruldu ve beni nazikçe itti. "Oyalanma da git üstünü giyin." Başımı uslu bir çocuk gibi sallayıp odaya doğru gittim. Odaya girdiğimde ardımdan kapıyı kapattım ve hemen dolabıma doğru yürüdüm. Olabildiğince basit şeyler bulmaya çalışarak dolabı karıştırdım.
Sonunda bulduğum şeyler ise gerçekten "Bilinmeyenler"in içindeymişim gibi hissettirdi. Siyah, bol bir tişört, altına ise yine siyah bir pantolon almıştım. Hızla geceliklerimden kurtulup kıyafetlerimi giydim ve lastik bir tokayla saçlarımı sıkıca bağladım. Ne olur ne olmaz üstüme de lacivert bir ceket geçirdim.
Odadan çıktığımda herkes biraz daha sakinleşmişti. İlyas telefonla konuşmayı bırakmıştı ve salonda bir koltukta oturuyordu. Bakışları bana döndüğünde hızla ayağa kalktı ve yanıma geldi. Ben duvarın yanında olduğum için duvarla onun arasında kalmışken o hızla konuştu. "Biz şimdi çıkacağız, sen Zeliha'nın sürdüğü arabaya bineceksin. Korkma, bir şey olmayacak." Tam ağzımı açıp bir şey söyleyecekken o hemen benden uzaklaştı ve kapıyı açıp çıktı. Dudaklarımı birbirine bastırıp öylece gidişini izledim.
