4. bölüm · SUÇLULAR VE BİLİNMEYENLER

Bölüm 4-

Eylul🦖

Uzun süredir duvarla bakışıyordum.

Aslında pek de uzun sayılmazdı, sonuçta İlyas yanımdan gideli on dakika olmuştu.

O bana bir kahve yapacağını söyleyip gittiğinde benim de tek yapabileceğim onu beklemek olmuştu. Açıkçası buradaki insanları henüz tanımasam ve güvenmesem de biraz sevmiştim. Demir ve Yaman hariç hepsi gayet samimi görünüyordu. Tabii rol yapmıyorlarsa.

Kurumuş dudaklarımı birbirine bastırmış beklerken birden odanın kapısı açıldı. Kafamı çevirme gereği duymadan sadece odaya giren İlyas'ı izledim. Kahve hazırlama bahanesiyle üstünü de değiştirmişti. Altına biraz bol siyah bir eşofman ve üstüne de koyu yeşil, salaş bir tişört giymişti. Saçları dağınıktı ve dudağının kenarında küçük bir gülümseme vardı. Elinde bir bardak vardı ve içinde de benim kahvem.

"Sıkılmamışsındır umarım beni beklerken." Dediğinde gözlerimi kıstım. "Hiç tanımadığım biri beni zorla evine getiriyor, hem de bayıltarak! Sence tek dert ettiğim şey sıkılmak olabilir mi?" Bu sinirli çıkışmam karşısında yanaklarındaki gamzeler derinleşirken gözleri kısıldı. Bana bardağı uzatırken avuç içlerimi yatağa bastırarak doğruldum ve bardağı elime aldım. O ise yanımdaki sandalyeye oturdu. "Merak etme, sen beni tanımasan bile ben seni yıllardır tanıyorum."

Tek kaşımı kaldırdım. "Yıllardır mı? Nasıl yani?"

Derin bir nefes aldı. "Bunları sonra öğreneceksin Karam. Şimdi önemseyeceğin tek şey çetenin üyeleriyle nasıl anlaşacağın olmalı. Zaten kendini illa ki sevdirirsin," gözleri bana dönerken sırıttı. "ona şüphem yok. Ama bence herkesle iyi geçinmeye çalış. Bu senin için iyi olur. Özellikle Yaman ve Zeliha'yla iyi anlaşmaya çalış çünkü onlar senden pek haz etmediler." Yüzümü buruşturdum. "Onlar beni sevmediyse ben neden kendimi onlara sevdirmeye çalışayım ki? Ne yaparlarsa yapsınlar, bana ne! Ayrıca buradakilerle iyi anlaşmaya ihtiyacım yok. Gideceğim buradan zaten."

Sesi usulca kısıldı ve sadistçe bir hal aldı. "Diyelim ki gittin, ekiptekilerin seni yaşatacağını düşünüyor musun? Ben sana kıyamam ama onlar kıyar. Hem de gözünü kırpmadan yaparlar bunu. Seni bu ekipte koruyan tek kişi benim şu anda. Eğer gidersen kendi isteğimle seni korumayı bırakırım." Söyledikleri karşısında gözlerim istemsizce kısıldı. "Beni çok hafife alıyorsun." Elini kaldırıp beni susturdu. "Hafife almıyorum. Senin neler yapabileceğini biliyorum. Potansiyelinin farkındayım. Fakat en azından şimdilik burada kal. Senin güvenliğini de düşünüyorum." Gözlerindeki ifade tamamen değişmiş, sesindeki sadistlik gitmiş bir şekilde bana baktı. "Sen benim için önemlisin."

Söylediği şeylerden sonra usulca odadan çıktığında odada sadece ben ve iç sesim kalmıştı. Bana kıyamaz mıydı gerçekten? Peki neden? Neden önemliydim ki ben? Tanımıyordum bile onu. Onun sözlerine bu kadar takılmamam gerekirdi fakat yapamıyordum, olmuyordu.

Gözlerinde bir şeyler saklıydı. Sürekli bana tam güzelim diyecekken bir anda kendini frenleyip ismimi söylemesi tesadüf müydü? Gerçekten beni güzel mi buluyordu?

Ama beni güzel bulması normal bir şeydi çünkü belki de sadece basit bir hayranlık belirtisiydi.

Ayrıca, bu adam suçlu muydu? O ara sokakta onun elinde bir bıçak vardı ve şimdi de bir ekip. Ya da çete mi demeliyim? Ne çetesi bu? Suç çetesi mi?

Ben nereye düştüm?

🩶

Gözlerimi yorgun bir şekilde açtığımda karşımda sabah tanıştığım Yaman'ı gördüğümde kaşlarım çatıldı. Parmak uçlarımla gözlerimi kaşırken ona baktım. Sandalyede uyukluyordu fakat ben haraket edince hemen gözlerini açmıştı.

"Basit bir darbe için bu kadar çok yatanı da ilk defa görüyorum." Söylediklerine gözlerimi devirdim. "Basit bir darbe için bu kadar çok yatan birinin başında bekleyen birini de ben ilk defa görüyorum." Sırıttı. "Dilin de uzunmuş." Yüzümü buruşturdum. "Komik olduğunu mu düşünüyorsun? Neden buradasın?" Ofladı. "Ben de burada kalmaya meraklı değilim zaten. Artık ne kadar narinsen ufacık bir hasar için bu kadar çok yatıyorsun. Umarım bir an önce gidersin." Tek kaşım istemsizce kalktı. "Sana inat gitmem de görürsün gününü. İlyas'a söyleyeceğim seni." Kıkırdadı. "Ne İlyas'ı ya?" Dizine hafifçe vurdu. "İlyas'a ne ara bu kadar güvenir oldun? O en ufak bir tehlikede hepimizi satacak birisi. Ayrıca bana da bir şey yapamaz." Göz devirdim. "Ona çok güvenmiyorum. Ama yine de senden daha güvenilir duruyor, dengesiz seni."

Yüzümü buruşturup söylediğim şeylere sırıttı ve ayağa kalktı. "Nereye gidiyorsun?" Dediğimde bakışları omzunun ardından bana döndü.

"O çok güvendiğin İlyas bizi nasıl bir araya getirdi onu anlatacağım, bekle. Birazdan geleceğim."

Yutkundum. Nasıl bir araya gelmişlerdi ki? En fazla ne kadar zorlanmış olabilirlerdi ki?