1. bölüm · SUÇLULAR VE BİLİNMEYENLER
Bölüm 1-
İnsanlar aslında ailesinin ölümleriyle gerçek benliğiyle tanışırlar. Hayatı boyunca yanında olan ya da en azından bir kısmında yanında olan ailesi insanın benliğiyle oynar ve bu onu değiştirir. Ancak ailesini kaybedince kendisi ile tanışabilir. Tabii, bazı kişiler vardır ki yanlarındaki insanlar ailesi olmasa bile o kişiyi öyle bir manipüle ederler ki insan yine kendi ile tanışamaz.
Babamın cenazesindeydim.
Etrafımda beni çeken kameralar, beni zavallı bir kız olarak gören insanlar ve önümde de babamın tabutu vardı. Çevremde babamın ortakları,arkadaşları ve aile dostlarımız vardı. Muhtemelen haberlerde beş dakikalık bir görüntüydü bu.
Ben, Karam Yılmaz. Evet, ünlü iş insanı Şeref Yılmaz'ın kızı, onun çekirdek ailesinden kalan son kişiydim.
En azından bilinene göre.
Annem dört sene önce öldürülmüştü. Babam ise iki gün önce.
Abim Tufan Yılmaz ise bilinmeyen bir nedenden dolayı kaybolmuştu. Aslında polislere ihbarlar gelmişti fakat bunlar onun bulunduğu için değil, abimin bir mafya ve kumarbaz bir insan olduğu yöndeydi. Hatta abim kaybolmadan önce -ki bu iki sene önce oluyor- bazı cinayetler olmuş, cinayet kurbanlarının yakınları ise bunun abimle alakalı olduğunu savunmuştu. Fakat polisler abimin izini bir daha bulamadıkları için bu ihbarları ve açılan davaları rafa kaldırmışlardı.
Çenemi yukarı diktim. Güçlü görünmem gerekiyordu ve zaten öyleydim. Ta ki arkadan omzuma bir el dokununcaya kadar.
"Biraz üzgün dur Karam. İnsanlar üzülmediğini sanacak. "
Bu babaannemin sesiydi.
Kaşlarımı hafifçe çatarak ona döndüm. "Benim kişiliğim böyle. Ayrıca zaten üzülüyorum. Eğer herkes gerçek hislerini ortaya çıkaracaksa siz de gülebilirsiniz mesela. " söylediklerim karşısında kaşları kalktı fakat ben devam ettim. "Sonuçta babamın parası bana kaldı, beni de kolayca kandırabilirsiniz. Öyle değil mi? " O söylediklerim karşısında tedirginlikle etrafına bakındı ve kendi kendine mırıldandı. Ben de etrafıma baktığımda herkesin bize baktığını gördüm. Sanırım biraz sesli konuşmuştum. Babaannem hemen toparlamaya çalıştı. "Ne diyorsun sen yavrum, olur mu öyle şey? " göz devirdim. "Olur. Babamın cenazesinde bile böyle davranabiliyorsun ya, pes artık! " söylediklerim yüzünden gözyaşı kanallarımın kapakları yavaşça aralanırken ben de hızla cenazeyi terkettim.
Babamdan pek hoşlanmasam bile sonuç olarak o benim babamdı ve ona yapılan bu saygısızlığa daha fazla tahammül edemezdim.
Hızla yürüyordum bilmediğim sokaklarda. Duvarlarda yazılar, çöpler ve yüksek alkolden dolayı sızmış insanlar vardı. Başka bir kameranın beni çekmemesi için girmiştim buraya. Gözlerimden yaşlar usulca yanaklarıma dökülürken hıçkırıyordum. Etraf öyle pis kokuyordu ki sürekli kusma tehlikesi geçiriyordum.
Yine çöplerle dolu bir yerden geçerken bir anda arkamda bir ses duydum.
Tekme sesi gibi.
Başımı arkaya doğru döndürdüğümde bir adam bana arkasını dönmüştü. Uzun boyu, siyah kapüşonlusu ve güçlü bir duruşu vardı. Elinde kanlı bir bıçak vardı. Gözlerim korkuyla büyürken bedenim de adama doğru dönmüştü. Korkuyla kendimi tutamayarak bir çığlık attım. Adam hızla bana doğru döndü. Gözleri dehşetle büyümüştü fakat bana yaklaşmadı.
"Ah, olamaz." diye fısıldadığında gözyaşlarımı sildim ve korkuyla soludum. "Katil! Yaklaşma sakın bana, öldürürüm seni!" Dediğimde beni süzdü ve sonra gözlerinde bir şaşkınlık belirdi. Başını geriye çevirdi. "Esila, buraya gel." diye seslendiğinde arka sokaktan ondan kısa, aynı onun gibi bir kapüşonlusu olan ve gerçekten güzel, kumral bir kız geldi. Adam onun kulağına eğilip fısıldadığında bana bakarak sırıttı.
"Bir taşta iki kuş diye buna derim. Karam? Nasılsın canım?" Sorusuna karşı kaşlarımı çattım. "Ne istiyorsunuz benden?" Adam şirin bir şekilde gülümsedi. "Merak etme, sana zarar vermeyeceğiz. İstediğimiz sadece bir anlaşma. Bu kadar." Tek kaşımı kaldırdım. "Nedir?" Adam bana bir adım yaklaştı. "Ben İlyas. İlyas Arslan. Bu da kardeşim Esila Arslan. Bizi tanımazsın, ama biz seni çok iyi tanıyoruz." Ben korkudan titrerken o eğilip kulağıma fısıldadı.
"Abini de öyle."
