1. bölüm / 22
Savaş'ın İzleriYaralı Adam
Bölümler 22Şu an: Yaralı Adam
- 1 Yaralı Adam624 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Sessizlikte Saklanan Sırlar680 kelime
- 3 Sessiz Çığlıklar678 kelime
- 4 Gölgenin Ardındaki Gerçekler725 kelime
- 5 Tehlikeye Adım Adım735 kelime
- 6 Fırtına645 kelime
- 7 Güvenin İnce Çizgisi647 kelime
- 8 Karşı Karşıya798 kelime
- 9 Fırtına Öncesi812 kelime
- 10 Sessiz Vedalar395 kelime
- 11 Sessizliğin İçindeki Tehdit437 kelime
- 12 Sessizliğin Büyük Karmaşası528 kelime
- 13 Kaçış Planı470 kelime
- 14 İzler522 kelime
- 15 Alper Mucizesi676 kelime
- 16 Kaderin Çemberi560 kelime
- 17 Evlilik Adımları594 kelime
- 18 Kaçışın Bedeli639 kelime
- 19 Sessiz Yolculuk730 kelime
- 20 Geceye Veda656 kelime
- 21 Terasta Gece579 kelime
- 22 Son bölüm578 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1. Bölüm: Yaralı Adam
Rize’nin yüksek yamaçlarında bir köy kızı olmak kolay değildir. Hele de benim gibi kafasında hep sorularla dolaşan bir kızsanız... Annemin “Evde otur, çeyizine dantel ör” telkinleriyle pek yıldızım barışmaz. Günün her saatinde kendimi ya çaylıklarda ya da evin uzağındaki ormanlık arazilerde bulurum. Bu da bana huzur verir. Şehirlerin o kalabalığı, karmaşası yok burada. Sadece doğanın sesi ve düşüncelerim...
O gün de, güneş gökyüzünde ağır ağır batıya kayarken, yine çaylıkların arasında dolaşıyordum. İkindi vaktiydi. Dağların üstündeki sis henüz kalkmamıştı ve havada çayın o kendine özgü kokusu vardı. Ellerimi yapraklara sürerken, dalgın bir şekilde yürüyordum. Derken bir ses duydum.
Başta kuşların çıkardığı bir gürültü sandım. Ama sonra tekrar duydum. Bir inleme… Sessizliği yaran, derinden gelen bir acı dolu ses. Kalbim hızla atmaya başladı. Sesin geldiği yöne doğru birkaç adım attım, ama sonra duraksadım. Ya bir hayvansa? Ya da… Daha kötü bir şeyse?
İçimdeki merakı bastıramadım. Çay yapraklarını aralayarak sesin geldiği yöne doğru ilerledim. Her adımda, inleme sesi daha da belirginleşiyordu. Ve sonunda onu gördüm.
Bir adam. Kan içinde yerde yatıyordu. Sağ bacağı ve sol kolu sarılmış gibiydi ama kan sızıntısı sararmış bandajlardan dışarı çıkmıştı. Nefesi kesik kesikti, yüzü toprak gibi soluktu. Saçları terden alnına yapışmış, gözleri yarı açık bir şekilde titreyerek bana baktı.
Şok içinde kalmıştım. Hayatımda böyle bir şeyle karşılaşmamıştım. Ama korkmamıştım. Çocukluğumdan beri cesur bir yapım vardı. Yaklaştım ve dizlerimin üzerine çöktüm. “İyi misiniz? Ne oldu size?” diye sordum.
Adam zorla gözlerini açtı ve çatallı bir sesle konuştu. “Bana yardım et… Lütfen…”
O an harekete geçtim. “Tamam, tamam. Sizi buradan çıkaracağım. Ama önce biraz bekleyin, ailemi çağırmam lazım…” dedim. Fakat sözümü bitiremeden elini kaldırıp kolumu tuttu. Tutuşu zayıftı ama kararlıydı.
“Kimseye söyleme…” dedi. Sesi hırıltılıydı ama içinde kesin bir ton vardı. “Beni burada gördüğünü kimse bilmemeli. Ne annen, ne baban, ne kardeşlerin…”
“Neden?” diye sordum, gözlerimi kısarak. “Bu şekilde sizi nasıl yalnız bırakabilirim? Yardım almamız lazım.”
“Hayır!” diye karşılık verdi, birden. Bu ani tepkisi beni irkiltti. Sonra yüzü biraz yumuşadı. “Lütfen. Sadece bana yardım et. Ama kimseye söyleme. Anlatacak vaktimiz olmayacak. Söz ver, Arina…”
Adımı nereden bildiğini düşünmeye bile fırsat bulamadım. O kadar perişan görünüyordu ki daha fazla sorgulayamadım. Sadece başımı salladım. “Tamam. Size yardım edeceğim. Ama öncelikle buradan ayrılmamız lazım. Böyle yerde kalamazsınız.”
Ona yardım etmek düşündüğümden çok daha zor oldu. Adamın bacağı kötü durumdaydı ve her adımda inliyordu. Ama güçlüydü; buna rağmen azimli bir şekilde yürümeye çalışıyordu. Köydeki kimseye fark ettirmeden onu evin aşağısındaki terk edilmiş, eski ahır evine götürdüm. Yıllar önce büyükannemizin yaşadığı bu ev kullanılmıyordu. Ama güvenliydi. Orada bir süre kimse fark etmezdi.
Eve vardığımızda adamı eski bir sedirin üzerine yatırdım. “Bekleyin,” dedim, “Size biraz su ve temiz bez getireceğim.”
Adam başını zorlukla salladı. Gözleri hâlâ tetikteydi, sanki her an biri çıkıp bizi görecekmiş gibi etrafa bakıyordu. O sırada aklımdan geçen binlerce soruya rağmen, harekete geçtim. Evden gizlice biraz su, temiz çarşaf parçaları ve büyükanne çantasında bulduğum ilkel ama faydalı bir ilk yardım çantasını aldım. Geri döndüğümde adam bayılmak üzereydi.
Yaralarını temizlerken adını sordum. “Size nasıl hitap edeceğim?” diye sorarken ellerim titremiyordu. İçimde bir sakinlik vardı.
“Savaş…” dedi zayıf bir sesle. “Savaş Akçağ Yıldıran.”
Bir an için durdum. Bu isim kulağıma güçlü ve anlamlı geldi. Ama duraksamadım. “Savaş Bey, artık güvendesiniz. Merak etmeyin, yaralarınızı temizleyeceğim. Ama bana biraz daha anlatmanız lazım. Sizi kim bu hâle getirdi? Buraya nasıl geldiniz?”
Savaş, derin bir nefes aldı ama cevap vermedi. Gözlerini kapadı. Yaralarını temizlerken bir şeyin farkına vardım: Bu adam sıradan biri değildi. Yaralarının derinliği, silah izleri, hatta kestiğim kumaşların altından çıkan kurşun izleri… Hepsi bunu gösteriyordu.
Kimdi bu adam? Neden benden kimseye söylemememi istiyordu? Bu kadar ağır yaralı halde hayatta kalmasının sırrı neydi? Ve en önemlisi, onun hayatı bundan sonra beni nasıl bir noktaya sürükleyecekti?
Sorular zihnimi kemirirken bir şeyden emindim: Bu adamı kurtaracaktım. Ne pahasına olursa olsun...
Bölüm etkileşimi
